70 Yılı Aşkın Entegre Güç: Çuhadaroğlu’nun Alüminyumda Uçtan Uca Uzmanlığı - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

70 Yılı Aşkın Entegre Güç: Çuhadaroğlu’nun Alüminyumda Uçtan Uca Uzmanlığı

Yayınlandı

-

Çuhadaroğlu Metal Sanayi ve Pazarlama A.Ş. Satış ve Pazarlama Müdürü Ali Tuna Şenatlı


Çuhadaroğlu, alüminyum mimari sistemlerden endüstriyel çözümlere uzanan geniş faaliyet alanını; tasarım, Ar-Ge, üretim ve uygulamayı tek çatı altında toplayan entegre yapısıyla yönetiyor. Halka açık ilk ve tek alüminyum üreticisi olmasının yanı sıra, dökümden montaja kadar tüm süreçleri kendi bünyesinde yürüten bu yapı, firmayı yalnızca bir üretici değil, yüksek katma değerli mühendislik ve teknoloji ortağı olarak ayrıştırıyor.

  • Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Çuhadaroğlu, alüminyum mimari sistemler ve ileri mühendislik çözümleri alanında faaliyet gösteren, tasarımdan üretime ve uygulamaya kadar tüm süreçleri entegre şekilde yürüten, 1954 senesinde kurulmuş ve 70 yaşını geçmiş firmalar arasına katılan köklü bir sanayi kuruluşudur. Ana iş kollarımız; alüminyum doğrama sistemleri, giydirme cephe çözümleri, kapı–pencere ve sürme sistemleri ile yüksek güvenlikli, enerji verimli ve özel performans gerektiren mimari sistemlerden oluşmaktadır. Bunun yanında otomotiv, savunma sanayi, havacılık, raylı sistemler, beyaz eşya ve makine sektörlerine yönelik endüstriyel alüminyum profil üretimi de faaliyet alanlarımız arasında yer almaktadır.

Bu çok yönlü yapı, interal, interax, interwall, intersecure ve interdigi markalarımız altında yapılandırılmıştır. interal mimari alüminyum sistemleriyle, interax otomatik ve cam sistemleriyle, interwall ofis bölme çözümleriyle, intersecure yangına, kurşuna ve patlamaya dayanıklı yüksek güvenlikli sistemleriyle, interdigi ise dijitalleşme ve BIM tabanlı çözümlerle farklı ihtiyaçlara odaklanmaktadır.

Çuhadaroğlu’nu rakiplerinden ayıran en temel unsur, öncelikle Borsa İstanbul’ a kote olarak halka açık ilk ve tek alüminyum üreticisi olmasının yanında; Türkiye’de dökümden ekstrüzyona, yüzey işlemden montaja kadar tüm üretim ve uygulama süreçlerini kendi bünyesinde gerçekleştiren ilk ve tek firma olmasıdır. Bu entegre yapı; kalite kontrol, süreklilik, esneklik ve proje bazlı özel çözümler üretme kabiliyetini beraberinde getirmektedir. Ayrıca Ar-Ge ve Tasarım Merkezi bünyesinde geliştirilen, uluslararası sertifikalara sahip enerji verimli ve sürdürülebilir ürünler, firmayı yalnızca üretici değil, aynı zamanda teknoloji ve çözüm ortağı konumuna taşımaktadır. 

  • 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, global alüminyum sektörü açısından belirsizliklerin yüksek seyrettiği, talebin birçok pazarda dalgalı ve zayıf kaldığı bir yıl olarak öne çıktı. Jeopolitik riskler, ticaret gerilimleri, artan maliyet baskıları ve yatırım kararlarını etkileyen kırılgan makroekonomik ortam, sektör genelinde daha temkinli bir satın alma yaklaşımını beraberinde getirdi. Bu dönemde alüminyum talebinin ana sürükleyicileri yine ulaşım, inşaat, ambalaj ve elektrik/enerji altyapısı gibi alanlar oldu. 

2025’in dikkat çeken başlıklarından biri de regülasyon ve sürdürülebilirlik ekseninde yükselen maliyetlerdi. Özellikle Avrupa Birliği’nin CBAM sürecinin 2026 itibarıyla kesin uygulamaya geçecek olması, AB’ye ihracat yapan veya AB tedarik zincirinde yer alan şirketlerde karbon maliyeti ve izlenebilirlik gündemini daha stratejik bir noktaya taşıdı. 

Türkiye tarafında ise 2025, hem iç pazar dinamiklerinin hem de ihracat pazarlarındaki rekabetin yoğun hissedildiği bir yıl oldu. Döviz, finansmana erişim, maliyet yapıları ve Avrupa’daki talep görünümü gibi başlıklar, fiyat hassasiyetini artırırken; müşteri beklentilerinde hız, kalite ve esneklik ön plana çıktı. Bu atmosferde alüminyum sektöründe rekabet daha da “katma değerli ürün ve teknoloji odaklı üretim yetkinliği” üzerinden şekillendi.

Çuhadaroğlu özelinde 2025; zorlu makro koşullara rağmen pazarda güçlü kalma refleksiyle, hem ticari hem stratejik açıdan yüksek tempolu ve verimli bir yıl olarak değerlendirilebilir. Şirketin yaklaşımı; belirsizlikleri yalnızca risk olarak değil, aynı zamanda “oyunu yeniden kurma” fırsatı olarak okuma anlayışıyla şekillenmiştir. Bu bakış açısı, hem rekabet gücünü artırma hem de kriz sonrası döneme hazırlık perspektifiyle örtüşmektedir.

Özellikle 2025 boyunca satış ve pazarlama tarafında ABD’den Azerbaycan’a, Almanya’dan Kuzey Irak’a uzanan geniş bir coğrafyada 12 fuara ve çok sayıda etkinliğe katılım sağlanması; marka bilinirliği, yeni müşteri temasları ve yeni pazar penetrasyonu açısından önemli bir çıktı üretmiştir.

  • Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz? 

2026 senesi için küresel boyutta inşaat sektöründe %3-%4 seviyelerinde az da olsa büyüme trendine girilmesi bekleniyor. Avrupa’ da da kademeli şekilde bir toparlanma olabilir ama yine de genel beklenti Türkiye pazarındaki gibi yatay seyirde kalacağı yönde.

Sektörün en çok iş yapma potansiyeli olduğu bölgeler maalesef ki savaş sonrası yeniden yapılanmaya girecek olan / girmiş olan ülkelerden oluşuyor. Kuzey Irak, Suriye, Ukrayna, Libya, vb ülkelerdeki gelişmeler inşaat piyasasını doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.

Çuhadaroğlu 2026 senesinde yeni pazarlara hem de iş yapma potansiyeli yüksek ülkelere giriş yaparak ihracatını arttırmaya ve inşaat sektörü dışındaki otomotiv, savunma sanayi, havacılık, raylı taşımacılık, beyaz eşya, makine, vb sektörlerde de faal olarak çalışmak için 2025 senesi süresince yatırımlarına devam etti ve Kırklareli – Evrensekiz beldesindeki yeni yatırım ile 2026’ ya bu yeni yatırım ve hedefler ile girdi.

2026 başında devreye giren bu yeni yatırımın yalnızca kapasite artışı değil; daha hızlı, kaliteli ve rekabetçi üretim altyapısı hedefiyle konumlandırılması, 2025’in en kritik stratejik hamlelerinden biri idi. Bu yatırım, mevcut pazar şartlarına rağmen uzun vadede şirketin katma değerli, teknolojik, verimli ve sürdürülebilirlik beklentilerine uyum sağlayacak bir adım olarak değerlendirilebilir.

  • 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

2026 yılı için ihracat stratejimizi, iş yapma potansiyeli yüksek yeni coğrafyalara açılırken mevcut pazarlardaki konumumuzu derinleştirme yaklaşımı üzerine kurguluyoruz. Bu kapsamda, başta ABD ve Avrupa pazarları olmak üzere, Orta Doğu, Azerbaycan, Kuzey Irak ve savaş sonrası yeniden yapılanma sürecine girmesi beklenen bölgeler öncelikli odak alanlarımız arasında yer alıyor. Aynı zamanda Afrika, Güney Amerika ve Orta Asya gibi yükselen pazarlarda daha etkin bir varlık oluşturmayı hedefliyoruz.

Mevcut pazarlarda ise fiyat rekabetinden ziyade katma değerli ürün, teknoloji odaklı üretim ve sürdürülebilirlik uyumlu çözümler ile konumlanmayı planlıyoruz. IATF 16949 gibi sertifikasyon süreçlerini tamamlayarak otomotiv sektörüne hizmet etmeye başladık. Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok pazarda karbon ayak izi, izlenebilirlik ve regülasyon uyumu giderek daha belirleyici hale gelirken; Çuhadaroğlu olarak CBAM, EPD ve sürdürülebilirlik raporlamaları ile bu beklentilere uyum sağlayan bir üretim ve ihracat modeli benimsiyoruz. Bu yaklaşım, bizi yalnızca ürün tedarikçisi değil, uzun vadeli çözüm ortağı konumuna taşıyor.

İhracata yönelik ürün geliştirme tarafında, yüksek performanslı, enerji verimli ve özel pazar gereksinimlerine göre uyarlanmış sistemler önceliklidir. ABD pazarı için geliştirilen kasırgaya dayanıklı sistemler ve Avrupa pazarı için Passive House sertifikalı ürünler bu yaklaşımın somut örnekleridir.

Yatırım tarafında ise, Kırklareli–Evrensekiz’de devreye alınan yeni üretim tesisi, yalnızca kapasite artışı değil; daha hızlı, kaliteli, rekabetçi ve sürdürülebilir bir üretim altyapısı hedefiyle konumlandırılmıştır. Bu yatırım, 2026 ve sonrasında ihracat odaklı büyüme stratejimizin en önemli yapı taşlarından biridir.

  •  Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Çuhadaroğlu, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk alanı olarak değil; iş modelinin, üretim anlayışının ve uzun vadeli büyüme stratejisinin merkezinde konumlandırmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı; bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kaynaklarını korumayı, çevresel etkileri en aza indirirken ekonomik ve sosyal katma değer yaratmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda Çuhadaroğlu, iş modelinden ürün geliştirmeye, üretim süreçlerinden sunduğu hizmetlere kadar tüm aşamalarda sürdürülebilir çözümler üretmektedir. 

Firmanın en önemli avantajlarından biri, ana hammaddesi olan alüminyumun %99,9 oranında geri dönüştürülebilir olmasıdır. Tam entegre üretim tesislerinde, geri dönüşüm ve enerji verimliliğine yönelik birçok uygulama hayata geçirilmiştir. Alüminyum ekstrüzyon sürecinde fırın bacalarından çıkan sıcak gazların geri kazanılması sayesinde %8–10 oranında enerji tasarrufu sağlanmış; yağmur suyu depolama sistemleri ve elektromanyetik karıştırma teknolojileri ile hem doğal kaynak kullanımı hem de karbon ayak izi azaltılmıştır.

Çuhadaroğlu, karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik stratejilerini Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, SKDM (CBAM) ve Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ile uyumlu şekilde yürütmektedir. Alüminyum sektörünün SKDM kapsamındaki kritik konumu göz önünde bulundurularak, iş ortakları için düzenli CBAM raporlamaları yapılmakta ve karbon salımını azaltacak aksiyonlar planlı biçimde devreye alınmaktadır. 

Ar-Ge ve Tasarım Merkezi’nde geliştirilen ürünlerde enerji verimliliği temel kriterlerden biridir. Passive House sertifikasına sahip DS90 Yüksek Isı Yalıtımlı Doğrama Sistemi gibi ürünler, binalarda enerji kayıplarını azaltarak uzun vadeli çevresel ve ekonomik fayda sağlamaktadır. Ayrıca ürünlerin BIM datalarının oluşturulmasıyla dijitalleşme desteklenmekte, kağıt tüketimi azaltılarak süreç verimliliği artırılmaktadır.

Sosyal sürdürülebilirlik alanında ise Çuhadaroğlu, 20 yılı aşkın süredir düzenlediği Öğrenci Proje Yarışması ile genç mimarları yenilikçi ve sürdürülebilir tasarımlar üretmeye teşvik etmekte; üniversite–sanayi iş birlikleriyle sektörel gelişime katkı sağlamaktadır.

  • Son olarak, iletmek istediğiniz ve ya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Sürdürülebilirlik, regülasyon uyumu ve teknoloji odaklı dönüşümün artık tercihten çok zorunluluk haline geldiği bir dönemde, Çuhadaroğlu olarak bu süreci söylemle değil somut yatırımlar ve uzun vadeli stratejilerle yönetiyoruz. Kırklareli–Evrensekiz’de devreye aldığımız yeni üretim yatırımımız, kapasite artışının ötesinde; daha verimli, rekabetçi ve sürdürülebilir bir üretim altyapısı hedefimizin önemli bir göstergesidir. Aynı zamanda, interdigi markamız altında yürüttüğümüz dijitalleşme çalışmaları ve BIM tabanlı çözümlerle müşterilerimize daha dijital ve katma değerli hizmetler sunmayı sürdüreceğiz. 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

Seramiksan’dan Entegre Güç ve Stratejik Büyüme Vizyonu

Yayınlandı

-

Seramiksan Direktörü M. Süreyya Çağlar

Seramik porselen karo, vitrifiye ve yapı kimyasalları alanlarında entegre üretim gücüyle konumlanan Seramiksan; 2025’in zorlu koşullarını güçlü finansal yapısı ve yaygın bayi ağıyla yönetirken, 2026’da markalaşma, dijitalleşme ve katma değerli ihracat stratejileriyle dengeli ve sürdürülebilir büyümeyi hedefliyor.

Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Seramiksan bugün; seramik porselen karo, yapı kimyasalları ve vitrifiye ana iş kollarında, geniş ürün gamı, güçlü üretim altyapısı ve yaygın satış ağıyla faaliyet gösteren entegre bir yapı olarak konumlanmaktadır. Türkiye genelinde 200’ün üzerindeki ana bayi ve 800’ü aşkın tali bayi ağımızın yanı sıra, dijital sipariş altyapımız ve 62 ülkeye ulaşan ihracat ağımızla hem iç pazarda hem de uluslararası arenada güçlü bir marka yapılanmasına sahibiz.

Bizi rakiplerimizden ayrıştıran en temel unsurların başında; üretim gücümüzü yalnızca kapasiteyle değil, tasarım, kalite, süreklilik ve tedarik güvenliği ile destekleyen bütüncül yaklaşımımız geliyor. Özellikle vitrifiye ürün grubunda son yıllarda yaptığımız yatırımlar, markamızı bu alanda daha güçlü ve stratejik bir noktaya taşıdı.

Bunun yanı sıra, pazar dinamiklerini yakından takip eden esnek organizasyon yapımız ve trend odaklı ürün geliştirme anlayışımız, rekabetçi avantajlarımız arasında yer alıyor. Seramiksan’ı rakiplerinden ayıran en önemli özelliklerden bir tanesi de seramik, vitrifiye, banyo mobilyaları ve yapı kimyasalları grubunda; yani ıslak hacim olarak adlandırdığımız alanlardaki tüm ürün gruplarında bir marka konsepti ile hareket etmesi, ürünlerin birbiriyle birebir uyumlu olması markayı öne çıkaran en önemli özelliklerinden bir tanesi.


2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, seramik sektörü açısından oldukça zorlu ve dengelerin yeniden şekillendiği bir yıl oldu. Yüksek enflasyon, faiz oranları ve maliyet baskıları; hem üretim hem de talep tarafında sektörü önemli ölçüde etkiledi. İhracatta uygulanan kur politikaları ve artan işçilik maliyetleri, uluslararası rekabet gücünü zayıflatırken, birçok üretici iç pazara yönelmek durumunda kaldı ve bu da yoğun bir rekabet ortamı yarattı.

Seramiksan özelinde ise bu süreci, güçlü finansal yapımız, yaygın bayi ağımız ve tedarik gücümüz sayesinde kontrollü bir şekilde yönettik. Zor bir yıl olmasına rağmen üretim sürekliliğimizi koruduk, vitrifiye üretimindeki kapasite artışlarımızla portföyümüzü güçlendirdik ve pazardaki konumumuzu muhafaza ettik.

Bu dönemi, daha verimli, daha seçici ve daha stratejik kararların alındığı bir geçiş süreci olarak değerlendiriyoruz.


Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

2026 yılını sektör açısından bir denge ve yeniden yapılanma dönemi olarak görüyoruz. İç piyasada, faiz politikaları ve konut kredilerinde yaşanması muhtemel iyileşmelerle birlikte kademeli bir toparlanma bekliyoruz. Konut talebinin yeniden canlanması, hem iç pazarda hareketlilik yaratacak hem de üretici firmalar üzerindeki maliyet baskısını bir nebze azaltacaktır.

Bu doğrultuda Seramiksan olarak; markalaşma, dijitalleşme, ürün farklılaştırma ve katma değerli üretim alanlarında daha yoğun çalışmalar yürütmeyi hedefliyoruz. Büyük ebatlı karolar, sıcak ve doğal renk paletleri, ahşap ve tuğla görünümlü ürün grupları gibi trend odaklı koleksiyonlarımızla hem mimari projelerde hem de bireysel kullanıcılarda güçlü bir karşılık bulmayı amaçlıyoruz.


2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

İhracatta önümüzdeki dönemde; mevcut güçlü olduğumuz pazarlarda derinleşmeyi, aynı zamanda yeni ve potansiyeli yüksek coğrafyalarda daha seçici bir büyüme stratejisi izlemeyi planlıyoruz. Özellikle Orta Doğu, Kuzey Afrika ve bazı Avrupa pazarlarında; proje bazlı satışlar, vitrifiye ve özel ürün gruplarıyla daha katma değerli bir konumlanma hedefliyoruz.

Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme çalışmalarımız devam ediyor. Pazarların beklentilerine uygun ölçü, renk, yüzey ve tasarım alternatifleriyle; standart ürün ihracatının ötesine geçerek, markalı ve fark yaratan koleksiyonlarla rekabet etmeyi amaçlıyoruz. Vitrifiye ürün grubunda yaptığımız yatırımlar da bu stratejinin önemli bir parçasını oluşturuyor.


Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Sürdürülebilirlik, Seramiksan’ın uzun vadeli vizyonunun temel yapı taşlarından biridir. Üretim süreçlerimizde enerji verimliliğini arttırmaya, doğal kaynak kullanımını minimize etmeye ve çevresel etkileri azaltmaya yönelik yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Atık yönetimi, geri dönüşüm ve çevre dostu üretim uygulamaları bu yaklaşımın önemli başlıkları arasında yer alıyor.

Bunun yanı sıra, sosyal sorumluluk projeleriyle de bulunduğumuz coğrafyaya ve topluma değer katmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde; çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve daha düşük karbon ayak izi hedefleri doğrultusunda yeni projeleri hayata geçirmeyi planlıyoruz. Sürdürülebilirliği yalnızca bir zorunluluk değil, markamızın geleceğini şekillendiren stratejik bir yatırım alanı olarak görüyoruz.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Legrand Türkiye: Entegre Sistemlerle Akıllı ve Sürdürülebilir Yapıların Mimarı

Yayınlandı

-

Legrand Türkiye Grubu CMO’su – Gül Sevinç Selçuk


Legrand Türkiye Grubu; Legrand, İnform, Estap ve Bticino markalarıyla bina, elektrik ve dijital altyapılar alanında uçtan uca çözümler sunan güçlü bir ekosistem oluşturuyor. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve kullanıcı güvenliğini odağına alan bu entegre yapı, projelerin tüm yaşam döngüsüne değer katarak Legrand’ı yalnızca ürün sağlayıcısı değil, geleceğin akıllı yapılarını şekillendiren bir çözüm ortağı olarak ayrıştırıyor.

1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir? 

Legrand Türkiye Grubu olarak, bina, elektrik ve dijital altyapılar alanında geliştirdiğimiz ürün ve sistemlerle küresel ölçekte güçlü bir uzmanlığa sahibiz. Bünyemizde yer alan Legrand, İnform, Estap ve Bticino gibi markalarımızla, konutlardan ticari yapılara, endüstriyel tesislerden kritik altyapı projelerine kadar farklı ölçek ve ihtiyaçlara yönelik kapsamlı çözümler sunuyoruz. Farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayabilen geniş ürün portföyümüz ve birbiriyle entegre çalışan sistemlerimiz sayesinde, projelerin tasarım aşamasından uygulama ve işletme süreçlerine kadar uçtan uca değer üretiyoruz. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve kullanıcı güvenliğini odağımıza alırken akıllı, esnek ve geleceğe uyumlu yaşam alanları oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımızla yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, hızla dönüşen yapı teknolojilerinin yarının beklentilerine de yanıt veren çözümler geliştiriyoruz.

2. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu? 

2025 yılı, şirketimiz adına stratejik yatırımların meyvesini topladığımız oldukça verimli bir yıldı. Gebze tesislerimizde tamamladığımız 13 milyon Euro’luk yatırımla altyapımızı güçlendirerek tam otomasyonlu üretim hatlarına geçiş yaptık. Bu yatırım, yeni nesil modüler ürünlerimizi ve yerli üretim otomatik sigortalarımızı pazara sunmamız için büyük bir fırsat yarattı. Sektör genelinde artan enerji maliyetleri ve sürdürülebilirlik baskısı zorlayıcı olsa da biz bu süreci enerji verimliliği sağlayan yenilikçi çözümlerimizle hem kendimiz hem de müşterilerimiz için bir avantaja dönüştürmeyi başardık.

3. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz? 

2026 yılında sektörümüzün ana gündemini, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik eksenindeki dönüşümün belirlemeye devam edeceğini öngörüyoruz. Özellikle enerji verimliliği, karbon salımının azaltılması ve binaların daha akıllı hale gelmesi hem regülasyonlar hem de kullanıcı beklentileri doğrultusunda öncelikli konular arasında yer alacak. Legrand Türkiye olarak stratejik yaklaşımımızı, Legrand Global’in “Hedef 2030” vizyonu ile tam uyum içinde kurguluyoruz. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde, binaların karbon ayak izini azaltan, enerji yönetimini daha etkin ve ölçülebilir hale getiren akıllı sistemlere; çevresel etkileri tasarım aşamasından itibaren dikkate alan eko-tasarım odaklı ürünlere yatırımlarımızı artırmayı planlıyoruz. Dijitalleşmeyi yalnızca ürün ve çözümlerimizle sınırlı tutmayıp, üretim süreçlerinden proje yönetimine, satış sonrası hizmetlerden son kullanıcı deneyimine kadar tüm değer zincirine yaymayı hedefliyoruz. Böylece daha bağlantılı, daha verimli ve sürdürülebilir yaşam alanlarının oluşturulmasına katkı sağlarken, iş ortaklarımız ve müşterilerimiz için uzun vadeli değer yaratan çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz.

4. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak?
Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu? 

Türkiye, Legrand Grubu’nun küresel organizasyonu içinde stratejik öneme sahip pazarlardan biri olmanın ötesinde, aynı zamanda Avrupa Bölgesi’nin en güçlü üretim ve lojistik üslerinden biri konumunda yer alıyor. 1990 yılından bu yana Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve satın almalarla bugün geldiğimiz noktada, Gebze’de bulunan ve diğer Legrand tesisleri için de örnek teşkil eden iki üretim tesisimizle hem yerel pazara hem de küresel pazarlara üretim yapıyoruz. 2026 ve sonrasına yönelik ihracat stratejimizin merkezinde, Türkiye’de ürettiğimiz yüksek katma değerli, teknolojik ve sürdürülebilir ürünlerin global pazarlardaki payını artırmak bulunuyor. Ar-Ge merkezimizde geliştirilen yenilikçi çözümler ve güç kaynağı teknolojileri başta olmak üzere, yerli üretim gücümüzü uluslararası kalite ve standartlarla buluşturmayı sürdürüyoruz. Türkiye’ye ve Türk ekibimize duyduğumuz güveni, önümüzdeki dönemde de yeni yatırımlar ve ürün geliştirme projeleriyle pekiştirerek, Türkiye’yi Legrand’ın küresel büyüme yolculuğunda daha da güçlü bir konuma taşımayı amaçlıyoruz.

5. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Sürdürülebilirlik, Legrand Türkiye Grubu’nun uzun vadeli vizyonunun ve iş yapış biçiminin temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Çevresel sorumluluk, sosyal etki ve etik yönetişimi bir bütün olarak ele alıyor, bu yaklaşımı hem operasyonlarımıza hem de kurumsal kültürümüze entegre ediyoruz. Çevresel sürdürülebilirlik tarafında, enerji verimliliğini artıran, karbon ayak izini azaltan ve döngüsel ekonomi prensiplerini destekleyen ürün ve çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz. Aynı zamanda üretim süreçlerimizde kaynak kullanımını optimize eden, çevresel etkiyi azaltan uygulamaları hayata geçiriyor; bu alandaki hedeflerimizi Legrand Global’in sürdürülebilirlik vizyonu ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu şekilde belirliyoruz. Sosyal sorumluluk alanında ise özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık odağında uzun soluklu projeler yürütüyoruz. 2018 yılında hayata geçirdiğimiz “ellegrand (Legrand’ta Kadın)” platformu aracılığıyla, elektrik sektöründe kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor; kız çocuklarının mühendislik alanlarına yönelmesini destekleyen eğitim iş birlikleri ve farkındalık programları gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalarımızın bir sonucu olarak, 2024 yılı başında Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Standardı (GEEIS) tarafından sertifikalandırılarak, bu sertifikayı Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmanın gururunu yaşadık. Çeşitlilik ve kapsayıcılığı yalnızca kadın çalışanlarla sınırlı görmüyor; gençler, engelliler ve farklı sosyal gruplar için de eşit fırsatlar yaratmayı önceliklendiriyoruz. Kadın dostu uygulamalarımızın yanı sıra babalık izninin 12 güne çıkarılması gibi politikalarla kapsayıcı bir çalışma kültürü oluşturmayı hedefliyoruz. Gençlere yönelik olarak ise 2023’te hayata geçirdiğimiz Genç Kurul ve 2024 itibarıyla başlattığımız Yönetici Aday Programı (YAP) ile, hem Legrand içinde hem de sektör genelinde genç yeteneklerin gelişimine katkı sağlıyoruz.

Bu yaklaşımımızın en güncel yansıması, 2025–2027 dönemine yönelik duyurduğumuz 6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk yol haritamız oldu. Yeni yol haritamız; çeşitlilik ve kapsayıcılığı teşvik etmek, iklim değişikliğiyle mücadele etmek, döngüsel ekonomi yaklaşımını güçlendirmek, müşterilerimiz için değer yaratmak ve sorumlu bir işletme olmak üzere beş temel taahhüt etrafında şekilleniyor. Bu kapsamda, yönetim pozisyonlarında kadın temsilinin artırılması, tüm çalışanlarımız için kapsayıcı bir organizasyon kültürünün güçlendirilmesi, kariyerinin başındaki bireylere her yıl binlerce yeni fırsat sunulması ve sürdürülebilirlik odağını paylaşan tedarikçilerle yeni iş alanlarının geliştirilmesi gibi somut hedefler belirledik. Legrand Türkiye Grubu olarak, yalnızca kendi operasyonlarımızda değil, içinde yer aldığımız ekosistemin tamamında daha sürdürülebilir, daha adil ve daha kapsayıcı bir gelecek inşa etmeyi amaçlıyoruz.

6. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı? 

Legrand Türkiye Grubu olarak, önümüzdeki dönemde de sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve kapsayıcılık odağında değer yaratan çözümler geliştirmeye devam edeceğiz. Türkiye’yi yalnızca önemli bir pazar değil, aynı zamanda küresel ölçekte stratejik bir üretim, inovasyon ve yetkinlik merkezi olarak konumlandırma hedefimiz doğrultusunda yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Güçlü markalarımız, yetkin insan kaynağımız ve uzun vadeli vizyonumuzla; müşterilerimiz, iş ortaklarımız ve tüm paydaşlarımız için kalıcı değer üretirken, sektörümüzün dönüşümüne yön veren bir rol üstlenmeyi amaçlıyoruz.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Tasarımı Fikirden Mekâna Taşıyan Bütüncül Bir Mimarlık Pratiği: BAB ARCHITECTS 

Yayınlandı

-

BAB Architects Kurucu Ortağı İç Mimar Hüseyin Beş


Mimarlık ve iç mimarlığı ayrıştıran sınırlar yerine, tasarımı baştan sona bütüncül bir süreç olarak ele alan BAB; medya yapıları ve yayın stüdyoları başta olmak üzere, teknik uzmanlık ile sanatsal bakış açısını bir araya getiren yaklaşımıyla 2025’i ve 2026 öngörülerini değerlendiriyor.

  • Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

BAB, öncelikle bir tasarım ve mimarlık pratiği. Mimarlık ve iç mimarlık disiplinlerini birbirinden ayıran kalın sınırlar yerine, tasarımı fikirden uygulamaya uzanan bütüncül bir süreç olarak ele alıyoruz. Geliştirdiğimiz projelerin önemli bir bölümünde, tasarımın yanı sıra uygulama ve üretim süreçlerini de üstleniyor, bu sayede kararlarımızın mekânda birebir karşılık bulmasını önemsiyoruz. 

Kendimizi belirli bir yapı tipine ya da ölçeğe göre kategorize etmiyoruz. Mesleğin matematiğine ve teknik altyapısına hâkimiyetimizin, farklı programlara ve karmaşık ihtiyaçlara aynı açıklıkla yaklaşabilmemizi sağladığına inanıyoruz. Bu yaklaşım, farklı nitelikteki yapıları hem tasarlama hem de hayata geçirme konusunda bize esneklik ve süreklilik kazandırıyor.

Bugün geldiğimiz noktada ise, yürüttüğümüz projeler ve bu alanda biriken deneyim doğrultusunda; özellikle medya yapıları, yayın stüdyoları, ofis yapıları ve karma kullanımlı projeler üzerine yoğunlaşan bir tasarım pratiği diyebiliriz. Ancak bu, bir uzmanlık alanı kadar, doğal bir birikimin sonucu.

Bizi rakiplerimizden ayıran temel noktalardan biri, güzel sanatlar temelli bir eğitimden geliyor olmamız. Küçük yaşlardan itibaren tasarımla kurduğumuz ilişkinin, bugün yaptığımız işe doğrudan yansıdığını düşünüyoruz. Bu bakış açısı, bizim için sadece bireysel bir arka plan değil; ekibi oluştururken de önem verdiğimiz ortak bir zemin. Birlikte çalıştığımız insanların, kendilerini sektörde konumlandırdıkları yer bu anlamda belirleyici oluyor.

Sanat eğitimi temeli, ölçek ya da programdan bağımsız olarak konuyu hızlıca kavrayabilmemizi sağlıyor. Bazen bu bir obje tasarımı oluyor, bazen bir bina; bazen de ekran arayüzünden stüdyo dekoruna kadar uzanan daha teknik işler. Özellikle teknik yoğunluğu yüksek yapılarda, mimari dil ile mühendislik gereklilikleri arasında denge kurmak bizim için önemli. Bu denge sayesinde; esnek, sürdürülebilir, modüler ve zamana uyum sağlayabilen çözümleri daha hızlı ve doğru biçimde senaryolaştırabiliyoruz.

  • 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, sektör genelinde belirsizliklerin ve eş zamanlı dönüşümlerin yoğun olarak hissedildiği bir dönemdi. Artan maliyetler, tedarik zincirindeki dalgalanmalar ve yatırım kararlarının daha temkinli alınması, proje süreçlerini doğrudan etkiledi.

Bizim açımızdan ise bu yıl, uzmanlık alanlarımızın daha görünür hâle geldiği bir dönem oldu. Özellikle yayın ve medya yapıları konusundaki deneyimimizin, uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gözlemledik. Zorluklar, daha rasyonel ve esnek çözümler üretmemizi zorunlu kılıyor tabii; bu durum aynı zamanda tasarım kalitesini koruyarak farklı ölçeklerde iş üretme becerimizi güçlendirdi diyebiliriz.

  • Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

2026 yılında sektörde; esneklik, adaptasyon ve çok disiplinli çalışma kavramlarının daha da belirleyici olacağını düşünüyoruz. Özellikle yayın ve medya tasarımı alanında yaşanan hızlı teknolojik gelişmelerin, yalnızca teknik altyapıyı değil, mekânsal kurguları da doğrudan dönüştürdüğü bir döneme giriyoruz. Yayın teknolojilerinin daha kompakt, mobil ve değişken hâle gelmesi; sabit programlara sahip yapılar yerine, zaman içinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilen dönüşebilir mekânları öne çıkarıyor.

Bu dönüşümle paralel olarak, yapı ve mekân tasarımında sürdürülebilir çözümler üretme konusunda daha mücadeleci bir yaklaşım benimsiyoruz. Mevcut yapıların yeniden işlevlendirilmesi, uzun ömürlü mekânsal çözümler ve daha az müdahaleyle daha fazla esneklik sağlayan tasarım stratejileri, önümüzdeki dönemde yoğunlaşmayı planladığımız başlıklar arasında.

  • 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak?

Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

2026 yılı için ihracat tarafında, coğrafi başlıklardan çok proje tipleri ve uzmanlık gerektiren işlere odaklanıyoruz. Bu pazarlarda, tasarım kalitesi ile teknik uzmanlığı birlikte sunabilen ofislerin daha fazla tercih edildiğini gözlemledik, kendi deneyimlerimizden de, açıkcası. 

Mevcut süreçte ürün bazlı bir ihracat yaklaşımı çok fazla bize göre değil. Proje bazlı ve yerel ihtiyaçlara uyarlanabilen tasarım çözümleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Bu kapsamda, farklı bağlamlara ve kullanıcı alışkanlıklarına uyum sağlayabilecek esnek tasarım sistemleri üzerine çalışmalarımız sürüyor.

  • Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip?

Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Sürdürülebilirlik ve çevre konuları, proje ölçeğinden bağımsız olarak tasarım sürecinin doğal bir parçası. Doğru kurgulanmış bir mekânın, zaman içinde daha az müdahaleye ihtiyaç duyduğunu ve kaynak kullanımını azalttığını sahada net bir şekilde görüyoruz.

Doğal ışık, malzeme seçimi ve enerji verimliliği gibi başlıklar projelerin başından itibaren dikkate alınıyor. Aynı zamanda mekânın sosyal kullanımını destekleyen, etkileşimi artıran çözümler öncelik kazanıyor. Önümüzdeki dönemde de bu yaklaşımın, özellikle kamusal ve yarı kamusal projelerde karşılığını daha fazla bulacağını düşünüyoruz.

  • Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Mimarlığın, hazır çözümlerden çok doğru sorular sormayı gerektiren bir alan olduğuna inanıyoruz. 

BAB, her projede bu soruları yeniden sormaya ve bağlama özgü cevaplar üretmeye devam edecek. Önümüzdeki dönemde, bu yaklaşımımızı uluslararası platformlarda daha fazla paylaşmayı ve farklı ölçeklerde yeni iş birlikleri geliştirmeyi hedefliyoruz.

Okumaya Devam Et

Trendler

Egepen


Kapanma Süresi 20Saniye