İzocam’dan evinizin ısısını yaz-kış dengede tutan yalıtım çözümleri! - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

İzocam’dan evinizin ısısını yaz-kış dengede tutan yalıtım çözümleri!

Yayınlandı

-

Türkiye’nin en büyük yalıtım üreticisi İzocam, sunduğu ısı yalıtımı ürünleri ile binaların ısısının yaz-kış dengede kalmasına yardımcı oluyor. Soğuk kış günlerinde ısınma maliyetini minimuma indiren İzocam yalıtım çözümleri, bunaltıcı yaz aylarında da klima kullanımından kaynaklı enerji sarfiyatından tasarruf edilmesini sağlıyor.

Türkiye’yi 59 yıl önce çevre dostu ve sağlıklı yalıtımla tanıştıran İzocam, yüksek ısıl konfor sunan yalıtım ürünleri ile binaların ısısının yaz-kış dengede kalmasına yardımcı oluyor. İzocam olarak hem soğuk havalardan etkilenenlere hem de sıcak havalardan bunalanlara yalıtımı önerdiklerini belirten İzocam Genel Direktörü Murat Savcı, “Yalıtım denildiğinde ilk olarak akıllara kış günlerinde binalarımızı soğuk havanın olumsuz etkilerinden korumak gelmesine karşın, ısı yalıtımı uygulamaları, yaşam alanlarımızı soğukların etkileri kadar sıcaklardan da koruyarak izole etmektedir. Konutlarda sıcaklık ayarının yaz-kış dengede tutulmasına yardımcı olan İzocam ısı yalıtımı uygulamaları, sıcak havalarda da konforun ve enerji tasarrufunun anahtarıdır. Soğuk kış günlerinde ısınma maliyetini minimuma indiren yalıtım çözümlerimiz, bunaltıcı yaz aylarında da klima kullanımından kaynaklı enerji sarfiyatından tasarruf edilmesini sağlamaktadır” dedi.

Türkiye’de 2023 yılı hane başı doğalgaz tüketimi ortalamasının 874 m3, elektrik tüketimi ortalamasının ise 3000 kWh olduğunu kaydeden Murat Savcı, “Bir konutun mevcut mevzuatlara uygun olarak yalıtılması durumunda sağlanacak yıllık ortalama enerji tasarrufu, ısıtma için yaklaşık 325 metreküp doğal gaz, soğutma için yaklaşık 1050 KWh elektrik enerjisine karşılık gelmektedir. Dolayısıyla özellikle de yaz aylarında sıcaklığın yoğun yaşandığı bölgelerde yapılan ısı yalıtımı uygulamalarının önemli oranda enerji tasarrufu etkisi bulunmaktadır” diye konuştu.

Kış ayları kadar yaz aylarını da konforlu geçirmek için binaların çatı ve duvarlarının yalıtımlı olmasının şart olduğunu belirten İzocam Genel Direktörü Murat Savcı, “Çatılarında yeterli ya da hiç yalıtım olmayan binalarda, özellikle en üst katta oturanlar yaz sıcaklarından daha çok etkilenmektedir. Gün boyunca sıcağı soğuran duvarlar ve çatı, gece dış ortam serinlediğinde içinde hapsettiği ısıyı yayarak evlerin içinin ısınmasına neden olmakta ve hane halkı dış ortamda hava serinlerken bunu evlerinin içinde hissedememektedir. Isı yalıtımı için duvarlarda en doğru uygulama ise mantolama sistemleridir. Yaz aylarında dışarıdan gelen sıcak havayı içeri sokmamak için mantolama yapılarak binanın iç sıcaklığının dengelenmesi sağlanmaktadır. Mantolama uygulamaları ile güneş ısısı içeriye giremediğinden soğutma maliyetleri düşmektedir. İç mekanın daha serin kalmasıyla konfor artarken, klima kullanımı önemli oranda azalmaktadır” dedi.

İzocam ürünleri ile yaz-kış yüksek ısıl konfor

İnovasyon ve Ar-Ge’ye verdiği değer sayesinde 59 yıldır yalıtım sektörünün öncüsü konumunda yer alan İzocam, yüksek ısı yalıtımı özellikleriyle öne çıkan İzocam Foamboard, Manto İzopor Plus, İzocam Mineral Cephe Levhası, İzocam Taşyünü Cephe Levhası ve İzocam Camyünü Çatı Şiltesi ürünleriyle yaz-kış yüksek ısıl konfor sunuyor.

İzocam Foamboard, Türkiye’nin güney kesimlerinde özellikle yazı çok sıcak geçiren illerdeki teras çatılı binalarda tercih ediliyor. Yüksek basma mukavemeti ile birlikte ısı yalıtımı sağlayan İzocam Foamboard, kolay uygulanması, hafif olması ve bünyesine su almama özellikleri ile bina sakinlerinin ihtiyacı olan konfor şartlarını minimum enerji maliyetleri ile sağlıyor.

Manto İzopor Plus, sıvalı dış cephe yalıtım sistemleri için TS EN 13499’a uygun şekilde özel olarak üretiliyor. Karbon katkılı ekspande polistiren levha olan Manto İzopor Plus, yüksek ısı yalıtımının yanı sıra hafifliği ve kolay uygulama özelliği ile İzocam’ın usta dostu ürünleri arasında yer alıyor. Güneş ısısı içeriye girmediği için soğutma maliyetlerini düşüren Manto İzopor Plus, konforu artırmanın yanı sıra daha az enerji tüketimi sağlayarak, çevresel etkileri azaltıp karbon ayak izini düşürmeye de katkı sağlıyor.

İzocam Mineral Cephe Levhası, giydirme cephe uygulamaları için tasarlanarak, yüksek ısı yalıtım özelliği ile cephelerdeki ısı kayıp ve kazançlarını önlüyor. Giydirme cephe sistemlerde kaplama malzemesi ile taşıyıcı konstrüksiyon arasında oluşan havalandırma boşluğu, bir yangın durumunda baca etkisi göstereceğinden, kullanılacak yalıtım malzemesinin yanmaz özellikte olması, yangın güvenliği açısından büyük önem taşıyor. “A1 sınıfı – Hiç Yanmaz” özelliği ile yangın gibi durumlarda yangının yayılımını önleyen İzocam Cephe Levhası, yüksek katlı binalarda bile güvenle kullanılabiliyor. Yazın dışarıdan gelecek olan sıcak havayı önleyerek, binanın iç mekanını serin tutan bu ürün; dayanıklılık, yangın güvenliği, konfor ve çevresel faktörler açısından sunduğu önemli avantajlarla tercih ediliyor.

İzocam Taşyünü Cephe Levhası, giydirme cephe sistemlerde, granit, mermer, alüminyum, cam gibi cephe kaplamalarının arkasında ısı, ses yalıtımı ve yangın güvenliği amacıyla kullanılıyor. Her iki yüzeyi kaplamasız veya bir yüzeyi alüminyum folyo veya siyah camtülü kaplı olarak sunulan bu ürün, hafifliği ve farklı ebat seçenekleri ile cephelere kolaylıkla uygulanarak yüksek ısı yalıtımı, yangın güvenliği ve ses yalıtımı sağlıyor.

İzocam Camyünü Çatı Şiltesi ise, kullanılmayan çatı aralarında döşeme üzerinde, kullanılan çatı aralarında ise mertek aralarında, üzerine yük gelmeyen yatay uygulamalarda, metal ve sandviç çatılarda kullanılıyor. Yüksek ısı yalıtımı, yangın güvenliği ve ses yalıtımı ile öne çıkan İzocam Camyünü Çatı Şiltesi, farklı ebatlarda üretimi, hafifliği ve kolay uygulamasıyla dikkat çekiyor.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Wilo, EcoVadis’te Rekor Skora Ulaştı

Yayınlandı

-

 

Modern su teknolojilerinin öncü markası Wilo Group, EcoVadis sürdürülebilirlik değerlendirmesinde 100 üzerinden 91 puan alarak şirket tarihindeki en yüksek skora ulaştı. Üst üste beşinci kez Platin Madalya ile ödüllendirilen Wilo Group, üçüncü kez de “üstün” (Outstanding) derecesine layık görüldü. 

Sürdürülebilirliği kurumsal stratejisinin temel unsurlarından biri olarak konumlandıran Wilo Group, EcoVadis değerlendirmesinde geçtiğimiz yıla kıyasla puanını üç puan artırarak 91’e yükseltti. Şirketin bugüne kadar elde ettiği en yüksek EcoVadis sonucu olan bu skorda; sürdürülebilirlik yönetimi, şeffaf raporlama, etik iş uygulamaları ve tedarik zincirinde risk yönetimi alanlarında yürütülen çalışmalar etkili oldu. Wilo Group böylece derecelendirme kuruluşunun verdiği en yüksek seviye olan Platin derecesine üst üste beşinci kez ulaşırken, “Outstanding” değerlendirmesini de üst üste üçüncü kez elde etti. 

Sürdürülebilirlikte Yeni Rekora İmza Attık

Ödüle ilişkin açıklamalarda bulunan Wilo Group Başkanı ve CEO’su Oliver Hermes: “Platin ödülünü üst üste beşinci kez almanın yanı sıra 91 puanla şirket tarihimizdeki en yüksek skora ulaşmış olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı, sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığımızın ve bu alanda ortaya koyduğumuz sürekli gelişimin güçlü bir göstergesidir. Wilo için sürdürülebilirlik, ayrı bir faaliyet alanı değil; yapay zeka gibi grup stratejimizin temel unsurlarından biri ve tüm iş faaliyetlerimizin merkezinde yer alıyor. Halihazırda güçlü olan performansımızı daha da ileri taşımamız, standartlarımızı sürekli yükselttiğimizi ve gelişim odağımızı koruduğumuzu ortaya koyuyor” dedi.

Sürekli Bir Gelişim İçerisindeyiz 

Wilo Group CTO’su Georg Weber ise yaptığı değerlendirmede: “91 puan, sürdürülebilirlik yönetimimizi istikrarlı biçimde geliştirme yaklaşımımızın bir sonucudur. Raporlamamızın bağımsız doğrulanmasından PACI kapsamındaki çalışmalarımıza ve tedarik zinciri risk yönetimimize kadar birçok alanda performansımızı daha ileri taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sürdürülebilirlik, tamamlanıp geride bırakılabilecek bir süreç değil; sürekli gelişimi ve dönüşümü gerektiren uzun vadeli bir yolculuktur” şeklinde konuştu.

EcoVadis, dünya genelinde en saygın sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşlarından biri olarak öne çıkıyor. Platin madalya, değerlendirilen şirketler arasında en üst yüzde 1’lik dilimde yer alan kuruluşlara verilen ve EcoVadis’in sunduğu en yüksek başarı seviyesini temsil ediyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Depreme dayanıklı yapıların gücü su yalıtımından geçiyor

Yayınlandı

-

ODE Yalıtım, 17 Ağustos’un yıl dönümünde binaların taşıyıcı sistemlerini koruyan su yalıtımının hayati rolüne dikkati çekiyor.

17 Ağustos Depremi’nin yıl dönümünde yapı güvenliği Türkiye’nin ana gündem maddesi olmaya devam ederken, binaların depreme karşı direncini belirleyen en kritik unsurlardan biri olan su yalıtımı göz ardı ediliyor.  Bir yapının deprem performansı yalnızca kullanılan beton ve donatının kalitesiyle belirlenmiyor. Yapı ömrü boyunca taşıyıcı sistemin su, nem ve diğer dış etkenlere karşı korunması da deprem güvenliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Su yalıtımı bulunmayan ya da standartlara uygun uygulanmayan yapılarda, zaman içinde yapı elemanlarına ulaşan su, donatı çeliğinde korozyona neden oluyor. Bu süreç, betonarme elemanların dayanımını azaltarak yapı güvenliğini olumsuz etkileyebiliyor. Araştırmalar, su yalıtımı bulunmayan yapılarda taşıyıcı sistemin 10 yıl içinde yüzde 66’ya varan oranda dayanım kaybına uğrayabileceğini ortaya koyuyor.

Araştırma sonuçları önemli bir farkındalık açığına işaret ediyor
ODE Yalıtım’ın 2023 yılında gerçekleştirdiği Su Yalıtımı ve Binaların Deprem Güvenliği Algı Araştırması’na göre, toplumda su yalıtımı ile deprem güvenliği arasındaki ilişkinin yeterince bilinmediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre katılımcıların yalnızca yüzde 2,2’si binanın depreme karşı dayanıklılığında su yalıtımının önemini bildiğini ifade ederken, her 100 kişiden 45’i oturduğu binada su yalıtımı bulunup bulunmadığını bilmiyor. Katılımcıların yüzde 34,2’si binasında su yalıtımı olmadığını belirtirken, su yalıtımı bulunduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 20,4’te kalıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan şunları söyledi: “Depreme dayanıklı yapıların bu özelliklerini uzun yıllar koruyabilmesi için su yalıtımının yapım aşamasından itibaren doğru projelendirilmesi ve standartlara uygun şekilde uygulanması gerekiyor. Su yalıtımı, nem ve su sızıntısına karşı koruma sağlamanın yanı sıra taşıyıcı sistemi koruyor ve yapının tasarım ömrünü destekliyor. Araştırmalarımız, toplumda su yalıtımının maliyetine ve yapı güvenliğindeki rolüne ilişkin önemli bilgi eksiklikleri bulunduğunu gösteriyor.

Oysa su yalıtımının toplam bina maliyeti içindeki payı yaklaşık yüzde 1 seviyesinde. Bu nedenle ODE Yalıtım olarak yeni teknolojiler geliştirmenin yanında doğru teknik bilginin yaygınlaşmasına da katkı sunmayı sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız Binalarda Su Yalıtımı kitabıyla mimarlar, mühendisler, uygulamacılar ve sektör profesyonellerini güncel standartlar, doğru uygulama detayları ve teknik bilgilerle buluşturuyoruz. Su yalıtımı konusunda farkındalığın artmasına ve doğru uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz” dedi.

Okumaya Devam Et

GENEL

İZODER’DEN 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİN 27. YILINDA AÇIKLAMA

Yayınlandı

-

 

İZODER Başkanı Atalay Özdayı “Yapılarımızın güvenliği için temelden çatıya su yalıtımı uygulamalarını yaygınlaştırmalıyız”

 

Yalıtım sektörünün çatı örgütü İZODER, ’17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümü nedeniyle bir açıklama yaparak binaların depreme karşı güçlendirilmesi noktasında temelden çatıya su yalıtımının hayati önemine dikkat çekti.

 

İZODER (Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, “17 Ağustos’ta her yıl depremin yarattığı büyük yıkımı hatırlıyor, önlemler konusuna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Depremin yol açtığı yıkımların en önemli nedenlerinden birinin yapının taşıma gücünü etkileyen korozyon olduğu bir gerçek. Bir yapının ana unsurları olan demir ve betonu, suyun olumsuz etkilerinden yalıtımla koruyarak binalarımızı depremin etkilerine karşı güçlü hale getirmeliyiz. Mevcut binalarımızın depreme dayanıklılığı konusunda endişe duyuyor, güvenli ve sağlıklı binalara sahip olmak için kentsel dönüşümü fırsat olarak görüyoruz.” dedi.

Depremin yol açtığı yıkımların en önemli nedenlerinden biri korozyon 

Depremde yaşanan ağır hasarların başlıca nedenlerinden birinin, yapıların taşıma kapasitesini azaltan korozyon olduğuna dikkat çeken Özdayı, şunları söyledi: “Betonarme yapı sistemlerinin en zayıf noktalardan biri suya karşı olan hassasiyetleridir. Yağmur, kar, yeraltı suları, zeminde yer alan nem, mutfak, banyo, tuvalet gibi ıslak hacimlerdeki su kaçakları, binanın inşa edildiği zeminde bulunan basınçlı veya basınçsız yeraltı suları nedeniyle binalar sürekli olarak suya maruz kalabiliyor. Suyun taşıyıcı yapı elemanlarına nüfuz etmesi durumda özellikle betonun içindeki demirin paslanmasıyla başlayan ‘korozyon’ yapının yük taşıma kapasitesini azaltıyor. Betonarme yapıların sağlıklı bir şekilde tasarım ömürleri süresince işlevlerini sürdürebilmesi için yapının tamamının standartlara uygun şekilde ısı ve su yalıtımı ile korozyondan korunması gerekiyor.” 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şakir Erdoğdu’nun donatı ve korozyon ilişkisini ortaya koyan araştırmasını hatırlatan Özdayı, sözlerine şöyle devam etti: “Bu araştırma binalarımızı bekleyen tehlikeyi gözler önüne seriyor. Suya maruz kalan bir donatı, taşıma kapasitesinin 5 yılın sonunda yüzde 50’sini, 15 yılın sonunda yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybettiğini ortaya koyuyor.  Donatı korozyonu, deprem veya herhangi bir dış etki olmaksızın belirli süre sonra yapıların çökmesine yol açabiliyor. Bu durum da maalesef ülkemizin yabancı olmadığı bir gerçeklik. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve işyerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmişti.” 

Kentsel dönüşüm güvenli yapılaşma için kritik önem taşıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan “İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi” raporunda yer alan sonuçları paylaşan Özdayı, “İstanbul’da 7,5 büyüklüğündeki bir deprem senaryosunda binaların ortalama yüzde 17’sinin (yaklaşık 194 bin bina) orta ve üst seviyede hasar göreceği tahmin ediliyor. 7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 26’sının hafif, yüzde 13’ünün orta, yüzde 3’ünün ağır ve yüzde 1’inin çok ağır hasar görmesi bekleniyor. Senaryo depreminde ağır ve çok ağır hasarlı binaların aldıkları deprem hasarının onarılamayacak boyutta olacağı ve bu hasar seviyelerindeki binaların yıkılıp tekrar yapılması gerektiği ortaya çıkıyor. Öte yandan orta hasarlı binaların da onarım yerine yıkılıp yeniden inşasının çoğunlukla daha uygun olduğu belirtiliyor. Böyle bir depremden etkilenecek diğer iller de hesaba katıldığında tablo daha da karamsar bir hal alıyor” dedi. 

 

Ülke genelinde hız kazanan kentsel dönüşüm sürecinin, Türkiye’nin yapı stokunda kapsamlı bir yenilenme için kritik bir fırsat sunduğunu vurgulayan Özdayı,  “Türkiye genelinde mevcut bina stokunun detaylı şekilde analiz edilmesi, güvenli hale getirilebilecek yapılar ile riskli binaların net biçimde ayrıştırılması gerekiyor. Yeterli dayanıma sahip olan yapıların güçlendirilmesi; güvenli olmayan binaların ise kentsel dönüşüm kapsamında yeniden inşa edilmesi büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu. 

 

Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’nin 1 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe girdiğini hatırlatan Özdayı, bu tarihten sonra inşa edilen ve zorunlu olarak su yalıtımı yapılan binaların, toplam yapı stokunun yalnızca yüzde 5-5,5’ini oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “10 milyonun üzerinde bina, 30 milyonu aşan hanenin bulunduğu ülkemizde bu düşük oranlardaki su yalıtımı uygulaması maalesef güvenli bina noktasında zayıf bir yerde durduğumuzu gösteriyor. Bundan sonra su yalıtımı ile güçlendirilmiş, güvenli, sağlıklı ve konforlu yapılar inşa etmemiz gerekiyor.  Kentsel dönüşümün bir yandan güvenli kentler sağlarken diğer yandan çevreye duyarlı, enerji verimli, konforlu yapılaşma için de büyük bir fırsat barındırdığını unutmamak gerekiyor. Su yalıtımı, güvenli yapılaşmanın ayrılmaz bir parçası. Bir binanın temeli çürüyorsa, biz bu binayı güvenli sayamayız. Özellikle deprem riski yüksek bölgelerde yaşayanların, binalarındaki su yalıtımı durumunu sorgulamaları ve uzman kontrolü yaptırmaları çok önemli” dedi.  

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler