Mitsubishi Electric, Akıllı ve Yüksek Verimli İklimlendirme Çözümleriyle Dönüşüme Odaklanıyor  - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Mitsubishi Electric, Akıllı ve Yüksek Verimli İklimlendirme Çözümleriyle Dönüşüme Odaklanıyor 

Yayınlandı

-

Mitsubishi Electric Türkiye Klima Sistemleri Ürün ve Pazarlama Birim Müdürü Dr. Murat Hoşgör

 

100 yılı aşkın teknoloji ve mühendislik birikimiyle iklimlendirme sektöründe faaliyet gösteren Mitsubishi Electric, enerji verimliliği, dijitalleşme ve bütünsel sistem yönetimini odağına alıyor. 

 

  1. Öncelikle firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Mitsubishi Electric, 100 yılı aşkın geçmişiyle bugün 120’den fazla ülkede faaliyet gösteren, dünya genelinde yaklaşık 150 bin çalışanı bulunan küresel bir teknoloji şirketi. Enerji sistemlerinden fabrika otomasyonuna, ulaşım teknolojilerinden yarı iletkenlere, bina sistemlerinden iklimlendirme çözümlerine kadar oldukça geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz.

 

Mitsubishi Electric Türkiye Klima Sistemleri olarak konutlardan ticari yapılara, kamu binalarından endüstriyel tesislere kadar farklı ihtiyaçlara yönelik iklimlendirme çözümleri sunuyoruz. Split klima, VRF, ısı pompası, chiller, klima santrali, havalandırma ve sistem kontrol çözümleri faaliyet alanlarımızın önemli bölümünü oluşturuyor.

 

2026 yılının ilk yarısında iklimlendirme sektörünü şekillendiren temel başlıkların artan soğutma ihtiyacı, enerji maliyetleri, iklim değişikliğinin etkileri ve enerji verimliliğine yönelik beklentiler olduğunu görüyoruz. Türkiye’de split klima pazarı 2 milyon adedin üzerine ulaşmış durumda. Ülkemiz aynı zamanda Avrupa’nın en büyük split klima üreticilerinden ve VRF alanında Avrupa’nın önde gelen pazarlarından biri konumunda.

 

Klima artık yalnızca sıcak havalarda kullanılan bir soğutma cihazı olarak değerlendirilmiyor. Kullanıcılar enerji tasarrufu, hava kalitesi, sessiz çalışma, akıllı kontrol ve dört mevsim yaşam konforunu birlikte sunan sistemler talep ediyor. Biz de yüksek verimlilik, uzun ürün ömrü, mühendislik kalitesi ve bütünsel müşteri deneyimini odağımıza alan “Mükemmellik Dengesi” yaklaşımımızla sektörde konumlanıyoruz.

 

  1. Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarını nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

 

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin odağını cihaz özelliklerinden sistem performansına ve kullanıcı deneyimine taşıdı. Bugün bir iklimlendirme çözümünün yalnızca hedeflenen sıcaklığı sağlaması yeterli görülmüyor. Sistemin tüketimini takip edebilmesi, değişen koşullara uyum sağlaması, uzaktan yönetilebilmesi ve olası sorunlar ortaya çıkmadan önce kullanıcıyı bilgilendirebilmesi bekleniyor. Inverter, nesnelerin interneti ve akıllı enerji yönetimi teknolojileri bu dönüşümün temelini oluşturuyor. Inverter teknolojisi sistemin ihtiyaç kadar çalışmasını sağlayarak enerji dönüşümündeki kayıpların azaltılmasına yardımcı oluyor. IoT destekli çözümler ise cihazlardan ve sensörlerden elde edilen gerçek zamanlı verilerin izlenmesini ve değerlendirilmesini mümkün kılıyor.

 

Mitsubishi Electric’in otomasyon ve SCADA alanındaki uzmanlığını iklimlendirme sistemlerine de taşıyoruz. SCADA teknolojisiyle desteklenen yapılarda klima santralleri, chiller, VRF ve havalandırma sistemlerinin performansı anlık olarak takip edilebiliyor. Sistem davranışları analiz edilerek olası arızaların önceden tespit edilmesi ve önleyici bakım planlarının oluşturulması mümkün hale geliyor.

Bu yapı işletmelerin enerji tüketimi, bakım ihtiyacı ve operasyonel performans konusunda daha hızlı ve veriye dayalı kararlar almasını sağlıyor. Böylece dijitalleşme hem enerji yönetimini hem kullanıcı konforunu hem de sistemlerin uzun dönemli verimliliğini destekleyen stratejik bir unsur haline geliyor.

 

  1. Isı pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

 

Isı pompaları, iklimlendirme sektöründeki enerji dönüşümünün en önemli teknolojilerinden biri haline geliyor. Bu sistemler tek bir yapı üzerinden ısıtma ve soğutma ihtiyacına yanıt verebildikleri için dört mevsim kullanılabilen, yüksek verimli iklimlendirme çözümleri sunuyor.

Isı pompalarına yönelik ilginin artmasında enerji maliyetleri, karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri ve fosil yakıtlara bağımlılığın düşürülmesine yönelik çalışmalar etkili oluyor. Inverter teknolojileri sayesinde sistemler tam kapasiteyle sürekli çalışmak yerine ortamın ihtiyacına göre performansını ayarlayabiliyor. Bu da enerji tüketiminin kontrol edilmesine ve daha dengeli bir iç ortam oluşturulmasına katkı sağlıyor.

 

Geçmişte inverter teknolojilerinde yaşanan dönüşümün benzerini bugün ısı pompalarında görüyoruz. Kullanıcılar yalnızca soğutma sağlayan cihazlardan, tek sistemle verimli ısıtma, soğutma ve kullanım sıcak suyu gibi farklı ihtiyaçlara yanıt verebilen bütünsel çözümlere yöneliyor. Önümüzdeki dönemde ısı pompalarının konut projelerinin yanı sıra oteller, ofisler, eğitim yapıları, kamu binaları ve farklı ticari yapılarda daha yaygın kullanılması bekleniyor. Binaların elektrifikasyonu, yenilenebilir enerji sistemleriyle entegrasyon ve enerji verimliliği hedefleri de pazarın gelişimini destekleyecek başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

 

  1. VRF sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Büyük ölçekli yapılarda çözüm tasarlanırken hangi kriterler ön plana çıkıyor?

 

VRF sistemler, farklı kullanım alanlarının birbirinden bağımsız biçimde iklimlendirilebilmesine olanak tanıyan esnek yapılarıyla özellikle büyük ve çok bölümlü yapılarda öne çıkıyor. Ofisler, alışveriş merkezleri, oteller, kamu yapıları ve karma kullanımlı binalarda her alanın sıcaklık ihtiyacı farklı olabiliyor. VRF teknolojileri, sistem kapasitesini bu değişken ihtiyaçlara göre yönetebiliyor. Inverter kontrollü çalışma yapısı, sistemin yalnızca ihtiyaç duyulan kapasite kadar çalışmasını sağlıyor. Bu özellik enerji tüketiminin kontrol edilmesine ve kısmi yüklerde yüksek verimlilik elde edilmesine yardımcı oluyor. Isı geri kazanımlı sistemler ise aynı bina içerisinde farklı sıcaklık beklentileri bulunan alanlara eş zamanlı olarak ısıtma ve soğutma hizmeti sunabiliyor. Bir alandan alınan ısının başka bir alanda değerlendirilmesi, enerji kaynaklarının daha etkin kullanılmasına katkı sağlıyor.

 

Büyük ölçekli projelerde çözüm tasarlanırken binanın kullanım amacı, çalışma saatleri, iç ve dış ortam yükleri, farklı mahallerin ihtiyaçları, ilk yatırım maliyeti ve toplam sahip olma maliyeti birlikte değerlendirilmeli. Enerji verimliliğinin yanı sıra sistemin kontrol edilebilirliği, bakım kolaylığı, servis altyapısı, doğru kapasite seçimi ve uygulama kalitesi de uzun dönemli performans açısından kritik önem taşıyor.

  1. Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonlarının azaltılması ve kaynak yönetimi açısından nasıl bir rol üstleniyor?

 

İklimlendirme sistemlerinin binalardaki enerji tüketimi içerisindeki payı oldukça yüksek. Türkiye’de toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30-35’i binalarda gerçekleşirken, bina tüketiminin yaklaşık yüzde 40-50’sinin iklimlendirme sistemleriyle ilişkili olduğu değerlendiriliyor. Bu nedenle iklimlendirme sistemlerinde sağlanacak her verimlilik artışı, enerji tüketiminin ve kullanım kaynaklı karbon emisyonlarının azaltılması açısından önemli bir potansiyel taşıyor.

Dijital teknolojiler, sistemlerin ne zaman, ne kadar ve hangi koşullarda enerji tükettiğini görünür hale getiriyor. Gerçek zamanlı izleme, otomatik kontrol ve performans analizi sayesinde gereksiz tüketim alanları belirlenebiliyor ve sistemlerin ihtiyaç doğrultusunda çalışması sağlanabiliyor.

Inverter teknolojileri sistemlerin değişken yüklere daha verimli biçimde yanıt vermesine yardımcı olurken, IoT destekli sistemler tüketim ve talep dalgalanmalarının yönetilmesini kolaylaştırıyor. SCADA çözümleriyle de sistem performansının izlenmesi, enerji tüketiminin analiz edilmesi ve bakım süreçlerinin planlanması mümkün oluyor.

 

Akıllı enerji yönetimi yapıları, iklimlendirme sistemlerinin yenilenebilir enerji kaynakları ve bina yönetim sistemleriyle birlikte çalışmasını da destekliyor. Böylece sürdürülebilirlik hedefleri yalnızca daha verimli cihazlar geliştirmekle sınırlı kalmıyor; cihazın kullanım ömrü boyunca nasıl işletildiğini ve yönetildiğini kapsayan bütünsel bir sürece dönüşüyor.

 

  1. Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç teknoloji yatırımlarınızı ve ürün geliştirme çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?

 

F-Gaz düzenlemeleri, iklimlendirme sektörünün önümüzdeki dönemdeki teknolojik dönüşümünü belirleyen en önemli başlıklardan biri. Düzenlemeler, çevresel etkisi yüksek soğutucu akışkanların kullanımının kademeli olarak azaltılmasını ve daha düşük çevresel etkiye sahip alternatiflerin yaygınlaştırılmasını hedefliyor. Bu dönüşüm, yalnızca kullanılan soğutucu akışkanın değiştirilmesi anlamına gelmiyor. Ürün tasarımından üretime, lojistikten montaja, bakım süreçlerinden kullanım ömrü sonunda gazın geri kazanılmasına kadar bütün değer zincirinin yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Yeni nesil soğutucu akışkanlarla birlikte güvenlik, sistem tasarımı, sızdırmazlık, servis yetkinliği ve doğru gaz yönetimi daha da önemli hale geliyor. Özellikle montaj sırasında sistemin doğru biçimde vakumlanması, kaçak kontrollerinin gerçekleştirilmesi ve soğutucu akışkanın çevreye salınmasının önlenmesi hem sistem verimliliği hem de çevresel sorumluluk açısından kritik önem taşıyor.

 

Mitsubishi Electric açısından bu süreç yüksek verimli sistemlerin geliştirilmesi, düşük karbonlu teknolojilere geçiş, yeni nesil soğutucu akışkanlara uygun ürün tasarımları ve servis ekiplerinin teknik yetkinliklerinin geliştirilmesi gibi farklı yatırım alanlarını beraberinde getiriyor. Sektörde enerji verimliliği ile soğutucu akışkan dönüşümünü birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Daha düşük çevresel etkiye sahip bir akışkanın, yüksek verimli ve doğru tasarlanmış bir sistem içerisinde kullanılması gerekiyor. Bu nedenle ürünlerin tüm yaşam döngüsünü dikkate alan bir teknoloji yaklaşımı giderek daha fazla önem kazanıyor.

 

  1. Önümüzdeki beş yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

 

Önümüzdeki beş yılda iklimlendirme sektörünü enerji verimliliği, elektrifikasyon, ısı pompaları, yeni nesil soğutucu akışkanlar, yapay zekâ, IoT ve gelişmiş sistem kontrol teknolojilerinin şekillendireceğini düşünüyoruz. İklim değişikliği ve mevsimsel dalgalanmalar, yıl boyunca esnek biçimde kullanılabilen sistemlere yönelik ihtiyacı artıracak. Bu nedenle yalnızca soğutma sağlayan cihazlardan; ısıtma, soğutma, nem kontrolü, hava kalitesi ve enerji yönetimini birlikte gerçekleştirebilen sistemlere geçiş hızlanacak. Yapay zekâ destekli sistemlerin kullanıcı alışkanlıklarını, ortam koşullarını ve enerji tüketimini analiz ederek çalışma biçimini otomatik olarak uyarlaması bekleniyor. Arıza tahmini, önleyici bakım, tüketim optimizasyonu ve kişiselleştirilmiş konfor yapay zekânın sektörde yaygınlaşacağı başlıca alanlar olacak. Isı pompaları binaların elektrifikasyonunda daha güçlü bir rol üstlenirken, F-Gaz düzenlemeleri yeni nesil soğutucu akışkanlara geçişi hızlandıracak. Akıllı bina sistemleri, yenilenebilir enerji kaynakları ve iklimlendirme çözümleri arasındaki entegrasyon da giderek derinleşecek.

 

Mitsubishi Electric olarak bu geleceğe inverter ve yarı iletken teknolojilerindeki mühendislik gücümüzü, otomasyon ve SCADA uzmanlığımızı, yüksek verimli iklimlendirme çözümlerimizi ve uzun vadeli ürün geliştirme yaklaşımımızı bir araya getirerek hazırlanıyoruz. Hedefimiz, yaşam konforunu yükseltirken enerji kaynaklarının daha verimli kullanılmasına ve kullanım sürecindeki karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlayan çözümler geliştirmeyi sürdürmek.

 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Kastamonu Entegre Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları’nın Üçüncü Durağı İzmir Oldu

Yayınlandı

-

 

Kastamonu Entegre’nin iş ortakları ve sektör paydaşlarıyla bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları’nın üçüncü durağı İzmir oldu. Ankara ve Kayseri’nin ardından İzmir’de sektör profesyonelleriyle bir araya gelen Kastamonu Entegre bölgenin ihtiyaçlarını ve sektöre yön veren yeni yaklaşımları birlikte değerlendirdi.

Ahşap bazlı panel sektöründe Türkiye’nin lideri, Avrupa’nın üçüncü, dünyanın dördüncü büyük üreticisi Kastamonu Entegre, sektörle daha güçlü bir iletişim kurmak ve iş ortaklarıyla bilgi paylaşımını artırmak amacıyla hayata geçirdiği Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları’nın üçüncüsünü 6 Ekim’de İzmir’de gerçekleştirdi. Ankara ve Kayseri’nin ardından düzenlenen buluşmada şirket, Ege Bölgesi’ndeki iş ortakları ve sektör profesyonelleriyle bir araya geldi.

Üretim, tasarım ve uygulama süreçlerinde rol alan iş ortaklarını bir araya getiren Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları, sektörün ihtiyaçlarını farklı uzmanlıkların bakış açısıyla ele alma fırsatı sunuyor. İzmir buluşmasında bayiler, mimarlar, iç mimarlar, uygulamacılar ve üreticiler; değişen müşteri beklentilerini, bölgedeki pazar dinamiklerini ve bunların ürün seçimi ile uygulama süreçlerine yansımalarını birlikte değerlendirdi.

Ege Bölgesi’nin üretim, ticaret ve tasarım ekosisteminin önemli merkezlerinden İzmir’de gerçekleştirilen etkinlikte, Kastamonu Entegre’nin dekoratif panelden zemin çözümlerine uzanan geniş ürün portföyü sektör profesyonelleriyle buluştu. Etkinlik kapsamında oluşturulan showroom alanında ürünlerin farklı kullanım alanları, tasarım yaklaşımları ve kullanıcıya sunduğu avantajlar aktarılırken katılımcılar, Kastamonu Entegre’nin yenilikçi çözümlerini yakından inceleme fırsatı buldu.

Kastamonu Entegre Global Ürün Yönetimi Grup Müdürü Hande Okul Yılmaz, İzmir buluşmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Ankara ve Kayseri’nin ardından Bölgesel İş Ortakları Buluşmalarımızın üçüncü durağı olan İzmir’de, Ege Bölgesi’ndeki iş ortaklarımızla bir araya gelmekten büyük memnuniyet duyduk. İzmir buluşmamızda da diğer buluşmalarımızda olduğu gibi ürünlerimizi yakından inceleyebilecekleri, renk, doku ve yüzey seçeneklerini bir arada görebilecekleri bir deneyim alanı oluşturduk. Eylül ayında gerçekleşen INTERMOB’da sergilediğimiz yenilikleri de bu alana taşıyarak iş ortaklarımıza yeni ürünlerimizi ve sundukları tasarım olanaklarını kendi bölgelerinde yakından tanıma fırsatı sunduk. Ürünlerimizin farklı tasarım ve uygulama ihtiyaçlarına nasıl karşılık verdiğini birlikte değerlendirmek ve iş ortaklarımızın görüşlerini doğrudan dinlemek, ürün yönetimi çalışmalarımız açısından da değerli. Bu buluşmalarla, ürünlerimiz etrafında kurduğumuz iletişimi güçlendirmeyi ve bölgesel ihtiyaçları daha yakından anlamayı hedefliyoruz.”

Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları İstanbul’da Devam Edecek

Kastamonu Entegre, Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları ile bilgi birikimini, sektör vizyonunu ve iş ortaklarıyla kurduğu uzun soluklu iş birliklerini Türkiye’nin farklı bölgelerine taşımayı sürdürüyor. Ankara, Kayseri ve İzmir’de gerçekleştirilen buluşmalarla yerel dinamikleri yakından takip eden şirket, sektör paydaşlarıyla ortak gelişim alanları oluşturmayı ve sektörün geleceğine birlikte yön vermeyi amaçlıyor. Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları’nın bir sonraki durağı İstanbul olacak.

Okumaya Devam Et

GENEL

Türkiye’nin Sıfır Atık Deneyimi Türk İş Dünyasıyla Küresel Arenaya Taşınacak

Yayınlandı

-

Sıfır Atık Vakfı ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) arasında imzalanan iş birliği protokolüyle, Türk özel sektöründe sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaştırılması, sürdürülebilirlik alanındaki uygulamaların güçlendirilmesi ve Türkiye’nin bu alandaki deneyiminin uluslararası iş dünyasına taşınması hedefleniyor.

Sıfır Atık Hareketi Kurucusu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin vizyonuyla Türkiye’den dünyaya yayılan Sıfır Atık yaklaşımı, iş dünyasında da yeni iş birlikleriyle güçleniyor.

Sıfır Atık Vakfı ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Türk özel sektörünün sürdürülebilirlik ve sıfır atık alanındaki dönüşümünü hızlandırmak amacıyla iş birliğine gitti. Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ile DEİK Başkanı Nail Olpak tarafından imzalanan protokolle, DEİK üyesi kuruluşlar ve İş Konseyleri nezdinde sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaştırılmasına yönelik ortak çalışmalar yürütülmesinin önü açıldı.

Samed Ağırbaş: “Önemli Bir İş Birliğini Hayata Geçiriyoruz”

Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Türk özel sektörünün sürdürülebilirlik dönüşümü açısından önemli bir iş birliğini hayata geçirmenin memnuniyetini yaşadıklarını belirterek, “Sıfır Atık Hareketi’nin küresel bir vizyona dönüşmesine öncülük eden, ‘Dünya Ortak Evimiz’ anlayışını Türkiye’den dünyaya taşıyan Sıfır Atık Hareketi Kurucusu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Sayın Emine Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyonu özellikle ifade etmek isterim. 2017 yılında başlayan Sıfır Atık Hareketi bugün; atığın yönetilmesinin ötesinde, kaynakların korunmasını, verimliliği, döngüsel ekonomiyi ve sürdürülebilir kalkınmayı birlikte ele alan kapsamlı bir dönüşüm modeline ulaşmıştır. Bu vizyonun ülkemizin çevre ve iklim politikalarına güçlü biçimde yansımasında, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çevre ve iklim alanındaki iradesi ile Sayın Murat Kurum’un kararlı uygulama yaklaşımı önemli bir yere sahiptir” dedi.

“DEİK’in Güçlü Uluslararası İş Ağı Büyük Bir Fırsat Sunuyor”

Sıfır atığın yalnızca bir çevre politikası değil; üretim, yatırım, rekabetçilik ve ekonomik kalkınma meselesi olduğunu belirten Ağırbaş, “DEİK’in İş Konseyleri ve üye kuruluşları aracılığıyla sahip olduğu güçlü uluslararası iş ağı, Türkiye’nin sıfır atık ve döngüsel ekonomi deneyimini küresel iş dünyasına taşımamız açısından büyük bir fırsat sunuyor. Bu vizyonun uluslararası ölçekteki karşılığını, Haziran ayında ikincisini gerçekleştirdiğimiz Sıfır Atık Forumu’nda da gördük. 183 ülkeden katılımın sağlandığı Forum, sıfır atığın artık sadece çevre politikalarının değil; iklim eyleminin, ekonomik dönüşümün ve uluslararası iş birliğinin de önemli bir unsuru olduğunu ortaya koydu” ifadelerini kullandı.

“Hedefimiz Türkiye’nin Sıfır Atık Deneyimini Dünyaya Uygulama ve İş Birliği Modeli Olarak Sunan Bir Ülke Olması”

İş birliği için DEİK Başkanı Nail Olpak’a ve DEİK’in yönetimine teşekkür eden Ağırbaş, “Hedefimiz Türkiye’nin sıfır atık deneyimini dünyaya uygulama ve iş birliği modeli ile sunan bir ülke olmasıdır. COP31 sürecinde de bu yaklaşımı güçlendireceğiz. İklim gündemini yalnızca taahhütler üzerinden değil; yatırımlar, teknolojiler, finansman ve sahadaki somut uygulamalar üzerinden ele alacağız” dedi.

Nail Olpak: “DEİK Olarak, Ticari Diplomasi Faaliyetlerimize İklim Diplomasisi Kavramını da Dahil Edeceğiz”

DEİK Başkanı Nail Olpak ise, “Ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek olan COP31’e çok az bir süre kaldı ve DEİK olarak biz de bu süreçte iş dünyası olarak verebileceğimiz katma değeri ortaya koyabilmeye çalışıyoruz. COP toplantıları ilk ortaya çıktığı zaman, sadece hükümetler arası iklim müzakerelerinin görüşüldüğü bir platformdu. Ancak günümüzde, iklim konuları aynı zamanda ekonomi ve iş dünyasının da ana gündem maddelerinden birisi oldu. Yeşil ekonomiye geçiş, döngüsel ekonomi, yeşil finansman gibi birçok alt başlıkta ve yeniden düzenlenen küresel ticarette iş dünyasının da kaçınılmaz ve önemli bir rolü bulunuyor. Bu çerçevede biz de DEİK olarak iklim diplomasisini ticari diplomasi faaliyetlerimizin ana unsuru olarak görüyor ve COP31 öncesi ve sonrası da dahil olmak üzere atılacak adımlarda iş dünyamızla birlikte hareket etmeye devam ediyoruz. İş dünyası olarak en önemli önceliğimiz öngörülebilirlik. Bugün hayatımıza çok daha önemli yeni bir rekabet alanı eklendi: güven rekabeti. Güven hem iş dünyasının hem de devletlerin en fazla önem verdiği başlık haline geldi ve böyle olmaya da devam edecek” dedi.

“Sıfır Atık Vakfı ile Yakın İş Birliği İçindeyiz”

“COP31 gibi çok taraflı ve katmanlı bir sürece girerken, iş dünyası örgütleri ve sivil toplum kurumları da kendilerine güvenli ortak arayışı içerisinde” diyen Olpak, şöyle devam etti:

“DEİK olarak, bu süreçte uzun zamandır Sıfır Atık Vakfı ile yakın bir iş birliği içerisindeyiz. Uluslararası Sıfır Atık Zirvesi kapsamında, Sürdürülebilir Gelecek İçin İş Dünyası Liderler Toplantısı’nı bizim düzenlememizi arzu ettiler. DEİK de yürüttüğü ticari diplomasi faaliyetlerine iklim diplomasisi kavramını da dahil ederek, her zaman olduğu gibi iş dünyası ile kamu arasında bir arayüz vazifesi görüyor. DEİK ailemiz ile Sıfır Atık Vakfı arasında bugün imzaladığımız iş birliği protokolüyle, mevcut iş birliğimizi daha üst seviyeye çıkararak, başta döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı olmak üzere, sürdürülebilirlik alanında daha etkin bir koordinasyon merkezi kuracağız.”

İmza töreninin ardından, Sürdürülebilir Gelecek İçin İş Dünyası Yuvarlak Masa Toplantısı, iş dünyası temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilerek sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi alanlarında özel sektörün rolü ve küresel sürdürülebilirlik gündemine katkı sağlayacak iş birliği alanları ele alındı.

Sıfır Atık Yaklaşımı İş Dünyasının Uluslararası Faaliyetlerine Taşınacak

İş birliğiyle, sürdürülebilirlik ilkelerinin dış ticaret ve uluslararası iş birliği faaliyetlerinde daha güçlü şekilde ele alınması ve Türk özel sektörünün uluslararası arenada sıfır atık ve sürdürülebilirlik alanında öncü konuma taşınmasına katkı sağlanması amaçlanıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Hisense, Türkiye Pazarına Özel bir Lansman ile Giriş Yaptı

Yayınlandı

-

 

Dünya genelinde tüketici elektroniği ve ev teknolojilerinin lider markalarından Hisense, Türkiye pazarına özel bir lansmanla adım attı. “İçindeki Işığı Hisset” temasıyla gerçekleştirilen lansmanda katılımcılar, yüksek teknoloji ürünü Hisense ürünlerini deneyimleme fırsatı buldu.
 
Küresel tüketici elektroniği ve ev teknolojilerinin liderler  markalarından Hisense, Türkiye operasyonlarını özel bir lansmanla başlattı. “İçindeki Işığı Hisset” temasıyla düzenlenen ve Hisense’in yüksek teknolojili ürünlerinin deneyimlendiği lansman; iş ortakları, sektör temsilcileri ve teknoloji sektörünün yoğun katılımıyla gerçekleşti.

 

Kullanıcı odaklı inovasyon anlayışı ve küresel mühendislik birikimini paylaşma hedefiyle sektöre adım atan Hisense, ilk aşamada yaşam alanlarına sinematik konfor sunan yüksek teknoloji ürünü televizyonları ve üstün iklimlendirme performansı sağlayan akıllı klima modelleriyle Türkiye’deki tüketicilerle buluştu.
Hisense Teknoloji Ekosistemi İlk Kez Bir Arada Deneyimlendi
Lansmanın öne çıkan ürünlerinden biri, Hisense’in RGB MiniLED teknolojisini 116 inç dev ekranla buluşturan 116UXQ modeli oldu. Davetliler, RGB MiniLED ailesinin UR8 ve UR9 modellerinin yanı sıra Türkiye’de satışta bulunan ULED MiniLED ve Hi-QLED serilerini de yakından inceleme fırsatı buldu. 65 inçten 116 inçe uzanan farklı ekran boyutlarındaki Hisense televizyonlar; görüntü kalitesi, renk performansı, ekran büyüklüğü ve akıcı görüntü deneyimiyle etkinlik boyunca ziyaretçilerin deneyimine sunuldu.

 

Televizyonların yanı sıra Hisense’in Türkiye’deki Hi-Smart, Max Comfort ve Energy Pro X klima serileri ile Air Master modeli de lansmanda sergilendi. Marka, mevcut ürün gamının ötesindeki global ürün ekosistemini ise “Hisense ile Geleceğin Evi” konseptiyle ziyaretçilere tanıttı. Henüz Türkiye’de satışa sunulmayan beyaz eşya ve küçük ev aletlerinin de yer aldığı deneyim alanı, Hisense’in akıllı yaşam vizyonunu ve gelecekte Türkiye’ye taşımayı planladığı daha geniş ürün dünyasını bir arada görme imkanı sundu.

 

“Türkiye’ye Uzun Vadeli Bir Vizyonla Geldik”

 

Lansmanda Türkiye pazarının stratejik önemine vurgu yapan  Hisense Europe CEO’su Hanson Han şu değerlendirmelerde bulundu: ” Hisense olarak yarım asrı aşan teknoloji ve inovasyon deneyimimizin merkezinde çok temel bir vizyon  var: Biz teknolojinin insanlara hizmet etmesi ve günlük hayatı daha iyi hale getirmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu anlayış global yolculuğumuza yön verdiği gibi, Türkiye’de kuracağımız geleceğe de pusula görevi görüyor.. Türkiye pazarının  yüksek potansiyeline inanıyoruz. Bu nedenle bu pazara  uzun vadeli bir vizyonla giriş yaptık. Türkiye’deki hikayemiz daha yeni başlıyor ve önümüzdeki yıllarda birlikte inşa edeceğimiz yolculuk için büyük bir heyecan duyuyoruz.”

 

“Spor, Teknoloji ve Tüketici Deneyimini Bir Araya Getiriyoruz”
Lansmanda spor sponsorlukları üzerine bir sunum gerçekleştiren Hisense Avrupa Pazarlama Direktörü ve Hisense Avrupa Yönetim Komitesi Üyesi Alenka Potočnik Anžič ise şunları kaydetti: “Hisense’in global büyümesinde yalnızca teknolojiye değil, insanlarla güçlü ve uzun vadeli bağlar kurmaya da yatırım yapıyoruz. Spor da bu yaklaşımın en önemli platformlarından biri. 2016’dan bu yana sürdürdüğümüz FIFA ve UEFA iş birlikleriyle marka görünürlüğünün ötesine geçerek teknolojiyi, futbolu ve taraftar deneyimini bir araya getiriyoruz. Bu uzun vadeli yaklaşım, Hisense’in global bilinirliğini ve tüketici güvenini güçlendirirken perakende iş ortaklarımız için de yeni fırsatlar yaratıyor. Türkiye’de de global marka gücümüzü yerel tüketici deneyimleriyle buluşturarak Hisense’i insanların hayatının doğal bir parçası haline getirmeyi hedefliyoruz.”

 

“Hisense’in Işığını Türkiye’de İş Ortaklarımızla Birlikte Yayacağız”

Hisense Doğu Avrupa Satış Direktörü ve Türkiye Genel Müdürü Boštjan Vodeb, “Türkiye, Hisense için uzun vadeli potansiyeline inandığımız önemli bir pazar. Bu nedenle önceliğimiz yalnızca ürünlerimizi satışa sunmak değil, yerel ekibimiz, güçlü satış ve dağıtım iş ortaklarımız ve güvenilir satış sonrası hizmet ağımızla doğru temelleri oluşturmak oldu. TV ve klima ile başlayan yolculuğumuzu 2027’den itibaren yeni ürün kategorileriyle kademeli olarak büyütmeyi planlıyoruz. Bu yolculuğun merkezinde ‘Ulaşılabilir Lüks’ yaklaşımımız var. İleri teknolojinin, güçlü tasarımın ve üstün deneyimin yalnızca belirli bir kesime değil, çok daha fazla insana ulaşması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’deki hikayemizi de tek başımıza değil, iş ortaklarımız ve tüketicilerimizle birlikte yazmak istiyoruz. Global hikayemiz 1969’da başladı, bugün ise Türkiye’de yeni bir bölüm açıyoruz. Gelin, Hisense’in ışığını Türkiye’de birlikte yayalım.” dedi.

“Teknolojiyi Hayatın Önünde Değil, Hayatın İçinde Konumlandırıyoruz”

Hisense Türkiye Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Ticari Direktörü Ekin Doğan Çomak ise  “Hisense olarak inovasyonu yalnızca daha yeni, daha hızlı veya daha gelişmiş teknoloji üretmek olarak görmüyoruz. Asıl değer, teknolojinin insanların hayatına dokunduğunda neyi değiştirdiği, neyi kolaylaştırdığı ve insana ne hissettirdiğiyle ortaya çıkıyor. Biz teknolojiyi hayatın önünde değil, hayatın içinde konumlandırıyoruz. İleri teknolojiyi, kaliteli tasarımı ve premium deneyimi daha fazla insan için erişilebilir kılarken Türkiye’de uzun vadeli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Tüketicinin Hisense ile ilk karşılaşmasından ürün deneyimine ve satış sonrası hizmetlere kadar her noktada aynı kaliteyi ve güveni sunmak istiyoruz.” diye konuştu.
Hisense,  ilk aşamada satışa sunduğu 55, 65 ve 75 inç boyutlarında  Hi-QLED ve ULED MiniLED TV serisinin yanı sıra küresel pazar liderliğini elinde bulundurduğu 100 inç ve üzeri TV serilerini 2027 itibariyle Türkiye’ye taşıyacak. Ayrıca giriş segmentinden premium segmente uzanan geniş bir yelpazede Hi Smart, Max Comfort, Energy Pro X klima serileriyle farklı ihtiyaç ve beklentilere yanıt veriyor.
 
Futbol Heyecanı Hisense Ekranlarına Taşındı
Lansman, basın toplantısının ardından, teknoloji ve futbolu bir araya getiren özel bir deneyimle devam etti. Eski milli futbolcular Volkan Demirel ve Caner Erkin, Hisense RGB MiniLED ekranlarında konsol üzerinden karşı karşıya geldi. Keyifli rekabete sahne olan aktivite, davetlilere Hisense televizyonların geniş ekran deneyimini, görüntü kalitesini ve hareketli sahnelerdeki akıcılığını doğrudan deneyimleme fırsatı sundu.
“İçindeki Işığı Hisset” teması etrafında teknoloji, spor ve eğlenceyi bir araya getiren gece, ürün deneyimlerinin ardından Ezgi Alaş’ın sahne performansıyla devam etti. Davetlilerin Hisense’in farklı teknoloji ve yaşam kategorilerini yakından keşfettiği lansman, müzik performansıyla sona erdi.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye