Büyüme odağını stratejik alanlara çeviren Sabancı’dan ilk yarıda güçlü performans - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Büyüme odağını stratejik alanlara çeviren Sabancı’dan ilk yarıda güçlü performans

Yayınlandı

-

 

Sabancı Holding, 2026 yılının ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı. Stratejik odak alanlarında büyümesini sürdüren Sabancı Holding’in ilk yarıda net kârı 14,5 milyar TL oldu.

Bu dönemde Sabancı Holding, Akçansa’daki yüzde 39,72 oranındaki hisselerinin tamamını 1,1 milyar ABD doları şirket değeri üzerinden 18 Haziran 2026 tarihinde satarak yaklaşık 428 milyon dolar nakit elde etti. Ayrıca, hisse devri 31 Temmuz’da tamamlanan Carrefoursa   satışının yılın üçüncü çeyreği itibarıyla Holding’in finansal sonuçlarına yansıması bekleniyor.

“PORTFÖYÜMÜZÜ DAHA DİRENÇLİ VE GELECEĞE DAHA HAZIR HALE GETİRİYORUZ”

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, sahip oldukları portföyü dinamik ve disiplinli bir anlayışla yönettiklerini ifade ederken, “Bu süreçte en büyük önceliğimiz portföyümüzün sürdürülebilir değer yaratmasını sağlamak. Sabancı Holding olarak sahip olduğumuz portföyü daha dirençli ve geleceğe daha hazır hale getirirken, bazı işlerimizi doğru zamanda devretmeyi de dinamik portföy yönetimi anlayışımız için gerekli bir disiplin olarak değerlendiriyoruz. Akçansa ve Carrefoursa’da gerçekleştirdiğimiz pay devirlerimiz de bu anlayışın bir göstergesi. Bu devirlerin finansal sonuçlarımıza olumlu katkısını yılın geri kalan dönemlerinde daha net şekilde göreceğiz” ifadelerini kullandı.

“YATIRIMLARIMIZIN YÜZDE 90’I TÜRKİYE’YE”

Sabancı’nın güçlü bilanço yapısını korurken, odaklandığı büyüme alanlarında da yatırıma devam ettiğinin altını çizen Kıvanç Zaimler, “2021 yılından bu yana toplam yatırımlarımız banka ve finansal hizmetler dahil 9,7 milyar dolara ulaşırken, yatırımlarımız içerisinde ülkemiz için seferber ettiğimiz yatırımların oranı da yüzde 90 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran, Sabancı’nın yatırımlarında her zaman Türkiye’yi önceliklendirdiğinin en önemli göstergesi” dedi.

SABANCI TOPLULUĞU ŞİRKETLERİ, GÜÇLÜ PERFORMANSLARINI SÜRDÜRÜYOR

Kıvanç Zaimler, Topluluk şirketlerinin ilk yarı performanslarıyla ilgili de şunları söyledi:

  • Türkiye’nin elektrik altyapısının güçlendirilmesine yönelik yatırımlarını hızlandıran Enerjisa Enerji, yılın ilk yarısında elektrik dağıtım şebekesi yatırımlarını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 153 artırdı. Şirket, şebekenin modernizasyonu, dijitalleşmesi ve artan elektrik talebine hazırlanmasına yönelik yatırımlarıyla Türkiye’nin enerji dönüşümünü desteklemeye devam ediyor.
  • Türkiye’nin lider özel sektör elektrik üreticisi Enerjisa Üretim, Manisa, Balıkesir, Aydın ve Muğla’da toplam 269 MW kurulu güce sahip dört rüzgâr enerji santralini devreye aldı. Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA-2) yolculuğunu tamamladığında ülkenin toplam rüzgâr kurulu gücünün yaklaşık yüzde 10’unu tek başına karşılamayı hedefleyen Enerjisa Üretim, devam eden yatırımların tamamlanması ve yeni kapasite artışlarının devreye alınmasıyla 2028’in sonu itibarıyla en az 6 bin 250 MW kurulu güce ulaşmayı planlıyor.
  • ABD’deki enerji alanında büyüme yolculuğunda önemli bir adımı daha tamamlayan Sabancı Renewables, Teksas eyaletinde toplam 286 MWdc kapasiteli Lucky 7 ve Pepper güneş enerjisi santralleri için 382 milyon dolar proje finansmanı ve 151 milyon dolar vergi teşviki bazlı finansman sağladı.
  • Türkiye ekonomisini güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdüren Akbank, 2026 yılının ilk yarısında ülke ekonomisine sağladığı kredi desteğini 2 trilyon 233 milyar TL’si nakdi olmak üzere toplam 2 trilyon 913 milyar TL seviyesine çıkardı.
  • Türkiye’nin tek kalsiyum alüminat çimento (CAC) üreticisi Çimsa, CAC üretiminde ve satışında aylık bazda tarihin en yüksek seviyesine ulaşırken, global büyüme vizyonu doğrultusunda CAC ürün ailesini ilk kez Japonya’ya ihraç etti. Ayrıca Çimsa, Eskişehir Fabrikası’nda Atık Isıdan Elektrik Üretim Tesisi yatırımını tamamlayarak devreye aldı. Çimsa, İrlanda’daki Mannok tesisine ülkenin en büyük çatı tipi güneş enerjisi santralini (GES) kurmak için çalışmalara başladı. Mannok, satın almanın ardından kısa süre içinde ilk temettü dağıtımını gerçekleştirdi. Bu gelişme, başarılı entegrasyon sürecinin yanı sıra şirketin güçlü operasyonel performansını ve değer yaratma kapasitesini ortaya koyuyor. Mannok, Çimsa’nın uluslararası büyüme stratejisine; güçlü nakit üretimi ve hissedar değeri yaratan sürdürülebilir performansıyla katkı sağlamaya devam ediyor.
  • Brisa, özellikle yenileme segmentindeki güçlü büyüme, etkin kanal yönetimi ve iyileşen ürün karmasının katkısıyla yılın ilk yarısında başarılı bir operasyonel performans ortaya koydu; hacim artışını kârlılığa dönüştürerek FAVÖK marjını anlamlı ölçüde artırdı. 2013’te girdiği Moldova’da pazar liderliğine ulaşarak, uluslararası pazarlarda büyümesini sürdüren Lassa, ülkedeki ilk tabelalı mağazasını başkent Kişinev’de açtı.
  • Geçtiğimiz yıl Endonezya’da yaşanan sel felaketinin ardından operasyonel faaliyetlerini hızla yeniden normalleştiren Kordsa, kompozit iş kolundaki yüksek katma değerli büyümesini sürdürürken operasyonel verimlilik ve güçlü ürün karması sayesinde ilk yarıda değer yaratmaya devam etti.
  • Türkiye’de ve uluslararası pazarlarda araç parkını genişletmeyi sürdüren Temsa, yılın ilk yarısında satışlarını adet bazında yüzde 20 artırmayı başardı. Temsa, söz konusu dönemde, elektrifikasyon dönüşümünün Avrupa’daki öncülerinden Litvanya’ya 15 adet elektrikli otobüs teslim ederken, 2026 yılı içinde teslimatı planlanan diğer araçlarla birlikte, Litvanya yollarındaki Temsa markalı araç sayısı 321’e ulaşacak.
  • Hayat ve bireysel emeklilik alanında özel sektörün lider şirketi Agesa, ilk yarıda hayat sigortası ve bireysel emeklilik iş kollarındaki güçlü büyümesini sürdürerek prim üretimini ve operasyonel kârlılığını artırmaya devam etti.
  • Türkiye teknoloji perakendeciliğinin ve e-ticaretin öncü markası Teknosa’da, yönetim kadrosunda değişikliğe gidildi. Bu heyecan verici yeni dönemde Teknosa, güçlü marka mirasıyla müşteri deneyimini daha da ileri taşıyacak.
  • Dijital teknolojiler alanında faaliyet gösteren Bulutistan, gerçekleştirdiği stratejik iş birliği sayesinde kurumsal ölçekte güvenli ve erişilebilir yapay zekâ ses teknolojilerini ekosistemine dahil etti.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Wilo, EcoVadis’te Rekor Skora Ulaştı

Yayınlandı

-

 

Modern su teknolojilerinin öncü markası Wilo Group, EcoVadis sürdürülebilirlik değerlendirmesinde 100 üzerinden 91 puan alarak şirket tarihindeki en yüksek skora ulaştı. Üst üste beşinci kez Platin Madalya ile ödüllendirilen Wilo Group, üçüncü kez de “üstün” (Outstanding) derecesine layık görüldü. 

Sürdürülebilirliği kurumsal stratejisinin temel unsurlarından biri olarak konumlandıran Wilo Group, EcoVadis değerlendirmesinde geçtiğimiz yıla kıyasla puanını üç puan artırarak 91’e yükseltti. Şirketin bugüne kadar elde ettiği en yüksek EcoVadis sonucu olan bu skorda; sürdürülebilirlik yönetimi, şeffaf raporlama, etik iş uygulamaları ve tedarik zincirinde risk yönetimi alanlarında yürütülen çalışmalar etkili oldu. Wilo Group böylece derecelendirme kuruluşunun verdiği en yüksek seviye olan Platin derecesine üst üste beşinci kez ulaşırken, “Outstanding” değerlendirmesini de üst üste üçüncü kez elde etti. 

Sürdürülebilirlikte Yeni Rekora İmza Attık

Ödüle ilişkin açıklamalarda bulunan Wilo Group Başkanı ve CEO’su Oliver Hermes: “Platin ödülünü üst üste beşinci kez almanın yanı sıra 91 puanla şirket tarihimizdeki en yüksek skora ulaşmış olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı, sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığımızın ve bu alanda ortaya koyduğumuz sürekli gelişimin güçlü bir göstergesidir. Wilo için sürdürülebilirlik, ayrı bir faaliyet alanı değil; yapay zeka gibi grup stratejimizin temel unsurlarından biri ve tüm iş faaliyetlerimizin merkezinde yer alıyor. Halihazırda güçlü olan performansımızı daha da ileri taşımamız, standartlarımızı sürekli yükselttiğimizi ve gelişim odağımızı koruduğumuzu ortaya koyuyor” dedi.

Sürekli Bir Gelişim İçerisindeyiz 

Wilo Group CTO’su Georg Weber ise yaptığı değerlendirmede: “91 puan, sürdürülebilirlik yönetimimizi istikrarlı biçimde geliştirme yaklaşımımızın bir sonucudur. Raporlamamızın bağımsız doğrulanmasından PACI kapsamındaki çalışmalarımıza ve tedarik zinciri risk yönetimimize kadar birçok alanda performansımızı daha ileri taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sürdürülebilirlik, tamamlanıp geride bırakılabilecek bir süreç değil; sürekli gelişimi ve dönüşümü gerektiren uzun vadeli bir yolculuktur” şeklinde konuştu.

EcoVadis, dünya genelinde en saygın sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşlarından biri olarak öne çıkıyor. Platin madalya, değerlendirilen şirketler arasında en üst yüzde 1’lik dilimde yer alan kuruluşlara verilen ve EcoVadis’in sunduğu en yüksek başarı seviyesini temsil ediyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Depreme dayanıklı yapıların gücü su yalıtımından geçiyor

Yayınlandı

-

ODE Yalıtım, 17 Ağustos’un yıl dönümünde binaların taşıyıcı sistemlerini koruyan su yalıtımının hayati rolüne dikkati çekiyor.

17 Ağustos Depremi’nin yıl dönümünde yapı güvenliği Türkiye’nin ana gündem maddesi olmaya devam ederken, binaların depreme karşı direncini belirleyen en kritik unsurlardan biri olan su yalıtımı göz ardı ediliyor.  Bir yapının deprem performansı yalnızca kullanılan beton ve donatının kalitesiyle belirlenmiyor. Yapı ömrü boyunca taşıyıcı sistemin su, nem ve diğer dış etkenlere karşı korunması da deprem güvenliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Su yalıtımı bulunmayan ya da standartlara uygun uygulanmayan yapılarda, zaman içinde yapı elemanlarına ulaşan su, donatı çeliğinde korozyona neden oluyor. Bu süreç, betonarme elemanların dayanımını azaltarak yapı güvenliğini olumsuz etkileyebiliyor. Araştırmalar, su yalıtımı bulunmayan yapılarda taşıyıcı sistemin 10 yıl içinde yüzde 66’ya varan oranda dayanım kaybına uğrayabileceğini ortaya koyuyor.

Araştırma sonuçları önemli bir farkındalık açığına işaret ediyor
ODE Yalıtım’ın 2023 yılında gerçekleştirdiği Su Yalıtımı ve Binaların Deprem Güvenliği Algı Araştırması’na göre, toplumda su yalıtımı ile deprem güvenliği arasındaki ilişkinin yeterince bilinmediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre katılımcıların yalnızca yüzde 2,2’si binanın depreme karşı dayanıklılığında su yalıtımının önemini bildiğini ifade ederken, her 100 kişiden 45’i oturduğu binada su yalıtımı bulunup bulunmadığını bilmiyor. Katılımcıların yüzde 34,2’si binasında su yalıtımı olmadığını belirtirken, su yalıtımı bulunduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 20,4’te kalıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan şunları söyledi: “Depreme dayanıklı yapıların bu özelliklerini uzun yıllar koruyabilmesi için su yalıtımının yapım aşamasından itibaren doğru projelendirilmesi ve standartlara uygun şekilde uygulanması gerekiyor. Su yalıtımı, nem ve su sızıntısına karşı koruma sağlamanın yanı sıra taşıyıcı sistemi koruyor ve yapının tasarım ömrünü destekliyor. Araştırmalarımız, toplumda su yalıtımının maliyetine ve yapı güvenliğindeki rolüne ilişkin önemli bilgi eksiklikleri bulunduğunu gösteriyor.

Oysa su yalıtımının toplam bina maliyeti içindeki payı yaklaşık yüzde 1 seviyesinde. Bu nedenle ODE Yalıtım olarak yeni teknolojiler geliştirmenin yanında doğru teknik bilginin yaygınlaşmasına da katkı sunmayı sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız Binalarda Su Yalıtımı kitabıyla mimarlar, mühendisler, uygulamacılar ve sektör profesyonellerini güncel standartlar, doğru uygulama detayları ve teknik bilgilerle buluşturuyoruz. Su yalıtımı konusunda farkındalığın artmasına ve doğru uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz” dedi.

Okumaya Devam Et

GENEL

İZODER’DEN 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİN 27. YILINDA AÇIKLAMA

Yayınlandı

-

 

İZODER Başkanı Atalay Özdayı “Yapılarımızın güvenliği için temelden çatıya su yalıtımı uygulamalarını yaygınlaştırmalıyız”

 

Yalıtım sektörünün çatı örgütü İZODER, ’17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümü nedeniyle bir açıklama yaparak binaların depreme karşı güçlendirilmesi noktasında temelden çatıya su yalıtımının hayati önemine dikkat çekti.

 

İZODER (Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, “17 Ağustos’ta her yıl depremin yarattığı büyük yıkımı hatırlıyor, önlemler konusuna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Depremin yol açtığı yıkımların en önemli nedenlerinden birinin yapının taşıma gücünü etkileyen korozyon olduğu bir gerçek. Bir yapının ana unsurları olan demir ve betonu, suyun olumsuz etkilerinden yalıtımla koruyarak binalarımızı depremin etkilerine karşı güçlü hale getirmeliyiz. Mevcut binalarımızın depreme dayanıklılığı konusunda endişe duyuyor, güvenli ve sağlıklı binalara sahip olmak için kentsel dönüşümü fırsat olarak görüyoruz.” dedi.

Depremin yol açtığı yıkımların en önemli nedenlerinden biri korozyon 

Depremde yaşanan ağır hasarların başlıca nedenlerinden birinin, yapıların taşıma kapasitesini azaltan korozyon olduğuna dikkat çeken Özdayı, şunları söyledi: “Betonarme yapı sistemlerinin en zayıf noktalardan biri suya karşı olan hassasiyetleridir. Yağmur, kar, yeraltı suları, zeminde yer alan nem, mutfak, banyo, tuvalet gibi ıslak hacimlerdeki su kaçakları, binanın inşa edildiği zeminde bulunan basınçlı veya basınçsız yeraltı suları nedeniyle binalar sürekli olarak suya maruz kalabiliyor. Suyun taşıyıcı yapı elemanlarına nüfuz etmesi durumda özellikle betonun içindeki demirin paslanmasıyla başlayan ‘korozyon’ yapının yük taşıma kapasitesini azaltıyor. Betonarme yapıların sağlıklı bir şekilde tasarım ömürleri süresince işlevlerini sürdürebilmesi için yapının tamamının standartlara uygun şekilde ısı ve su yalıtımı ile korozyondan korunması gerekiyor.” 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şakir Erdoğdu’nun donatı ve korozyon ilişkisini ortaya koyan araştırmasını hatırlatan Özdayı, sözlerine şöyle devam etti: “Bu araştırma binalarımızı bekleyen tehlikeyi gözler önüne seriyor. Suya maruz kalan bir donatı, taşıma kapasitesinin 5 yılın sonunda yüzde 50’sini, 15 yılın sonunda yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybettiğini ortaya koyuyor.  Donatı korozyonu, deprem veya herhangi bir dış etki olmaksızın belirli süre sonra yapıların çökmesine yol açabiliyor. Bu durum da maalesef ülkemizin yabancı olmadığı bir gerçeklik. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve işyerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmişti.” 

Kentsel dönüşüm güvenli yapılaşma için kritik önem taşıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan “İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi” raporunda yer alan sonuçları paylaşan Özdayı, “İstanbul’da 7,5 büyüklüğündeki bir deprem senaryosunda binaların ortalama yüzde 17’sinin (yaklaşık 194 bin bina) orta ve üst seviyede hasar göreceği tahmin ediliyor. 7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 26’sının hafif, yüzde 13’ünün orta, yüzde 3’ünün ağır ve yüzde 1’inin çok ağır hasar görmesi bekleniyor. Senaryo depreminde ağır ve çok ağır hasarlı binaların aldıkları deprem hasarının onarılamayacak boyutta olacağı ve bu hasar seviyelerindeki binaların yıkılıp tekrar yapılması gerektiği ortaya çıkıyor. Öte yandan orta hasarlı binaların da onarım yerine yıkılıp yeniden inşasının çoğunlukla daha uygun olduğu belirtiliyor. Böyle bir depremden etkilenecek diğer iller de hesaba katıldığında tablo daha da karamsar bir hal alıyor” dedi. 

 

Ülke genelinde hız kazanan kentsel dönüşüm sürecinin, Türkiye’nin yapı stokunda kapsamlı bir yenilenme için kritik bir fırsat sunduğunu vurgulayan Özdayı,  “Türkiye genelinde mevcut bina stokunun detaylı şekilde analiz edilmesi, güvenli hale getirilebilecek yapılar ile riskli binaların net biçimde ayrıştırılması gerekiyor. Yeterli dayanıma sahip olan yapıların güçlendirilmesi; güvenli olmayan binaların ise kentsel dönüşüm kapsamında yeniden inşa edilmesi büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu. 

 

Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’nin 1 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe girdiğini hatırlatan Özdayı, bu tarihten sonra inşa edilen ve zorunlu olarak su yalıtımı yapılan binaların, toplam yapı stokunun yalnızca yüzde 5-5,5’ini oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “10 milyonun üzerinde bina, 30 milyonu aşan hanenin bulunduğu ülkemizde bu düşük oranlardaki su yalıtımı uygulaması maalesef güvenli bina noktasında zayıf bir yerde durduğumuzu gösteriyor. Bundan sonra su yalıtımı ile güçlendirilmiş, güvenli, sağlıklı ve konforlu yapılar inşa etmemiz gerekiyor.  Kentsel dönüşümün bir yandan güvenli kentler sağlarken diğer yandan çevreye duyarlı, enerji verimli, konforlu yapılaşma için de büyük bir fırsat barındırdığını unutmamak gerekiyor. Su yalıtımı, güvenli yapılaşmanın ayrılmaz bir parçası. Bir binanın temeli çürüyorsa, biz bu binayı güvenli sayamayız. Özellikle deprem riski yüksek bölgelerde yaşayanların, binalarındaki su yalıtımı durumunu sorgulamaları ve uzman kontrolü yaptırmaları çok önemli” dedi.  

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler