Çuhadaroğlu, Evrensekiz Yatırımıyla Yüksek Katma Değerli Üretim Gücünü Artırıyor  - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Çuhadaroğlu, Evrensekiz Yatırımıyla Yüksek Katma Değerli Üretim Gücünü Artırıyor 

Yayınlandı

-

Çuhadaroğlu Satış ve Pazarlama Müdürü Ali Tuna Şenatlı

 

1954’ten bu yana alüminyum sektöründe faaliyet gösteren Çuhadaroğlu, Kırklareli Evrensekiz tesisini devreye alarak üretim kapasitesini ve ileri alaşım geliştirme yetkinliğini güçlendirdi. 

 

Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Çuhadaroğlu olarak 1954 yılından bu yana alüminyum sektöründe faaliyet gösteriyor; mimari alüminyum sistemleri ve endüstriyel alüminyum ekstrüzyon alanlarında Türkiye’nin öncü üreticileri arasında yer alıyoruz. Yapı sektörünün yanı sıra otomotiv, raylı sistemler, makine, enerji, havacılık ve savunma sanayilerine yönelik yüksek katma değerli çözümler geliştiriyoruz.

2026’nın ilk yarısı küresel belirsizlikler, enerji maliyetleri ve jeopolitik gelişmelerin etkisinde geçti. Buna karşın hafif, dayanıklı ve geri dönüştürülebilir malzemelere yönelik talep artışı alüminyum sektörüne önemli fırsatlar sundu.

Bu dönemde en stratejik yatırımımız Kırklareli Evrensekiz tesisimizin devreye alınması oldu. Yeni üretim altyapımız ile kapasitemizi artırırken 5xxx, 6xxx ve 7xxx serisi alaşımları üretme kabiliyeti kazandık. Böylece mimari sistemlerin yanında otomotiv, raylı sistemler, kaldırma ekipmanları ve diğer mühendislik uygulamalarında daha güçlü çözümler sunabiliyoruz.

Kurumsal yönetim anlayışımızın bir göstergesi olarak Borsa İstanbul’da işlem gören ilk ve tek alüminyum üreticisi olmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Şeffaflık, sürdürülebilir büyüme ve teknoloji yatırımları önümüzdeki dönemde de temel önceliklerimiz olacaktır.

Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

 

Dijitalleşmeyi yalnızca üretim teknolojisi değil, kurumsal dönüşümün temel bileşeni olarak görüyoruz. ERP, üretim takip ve kalite sistemlerinden elde edilen veriler, CRM ve BIM yatırımlarımız sayesinde üretim performansını, enerji tüketimini, kalite göstergelerini ve teslimat süreçlerini gerçek zamanlı takip edebiliyor ve müşterilerimize daha hızlı ve planlı bir şekilde dönüşler sağlayabiliyoruz.

Bu yaklaşım daha doğru kapasite planlaması, daha hızlı karar alma ve müşterilerimize daha yüksek hizmet seviyesi sunmamızı sağlıyor. Veriye dayalı yönetim anlayışı, küresel pazarlarda rekabet gücümüzü artıran önemli unsurlardan biri haline geldi.

 

Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Evrensekiz yatırımımız modern otomasyon anlayışıyla tasarlandı. Yüksek otomasyonlu ekstrüzyon hatları, dijital proses izleme, üretim verilerinin anlık takibi ve gelişmiş kalite kontrol altyapıları sayesinde süreçler daha verimli ve izlenebilir hale geldi.

Uzun vadeli hedefimiz yapay zekâ destekli üretim planlama, kestirimci bakım ve enerji optimizasyonu uygulamalarını daha yaygın kullanarak akıllı fabrika vizyonumuzu güçlendirmektir.

 

BIM, dijital ikiz, AR, VR, IoT ve yapay zekâ gibi teknolojiler ürün geliştirme süreçlerinizde nasıl yer buluyor?

 

Mimari sistemlerimizde BIM uyumlu çözümler geliştiriyor ve dijital proje yönetimi anlayışını destekliyoruz. Dijital modelleme sayesinde proje doğruluğu artarken uygulama süreçleri hızlanıyor.

Yapay zekânın kalite kontrol, talep tahmini, tedarik zinciri optimizasyonu ve enerji yönetimi alanlarında önümüzdeki yıllarda sektörümüzde standart uygulamalardan biri olacağına inanıyoruz.

 

Dijital gelişiminiz kapsamında pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz?

 

Yeni yatırımımız sayesinde yalnızca kapasitemizi değil ürün çeşitliliğimizi de artırdık. 5xxx, 6xxx ve 7xxx alaşımlarıyla yüksek mukavemet gerektiren uygulamalara yönelik çözümler sunuyoruz.

Mimari cephe sistemleri, kapı-pencere sistemleri ve güneş kırıcı çözümlerimizin yanında vinç sistemleri, raylı sistemler, otomotiv, makine ve diğer endüstriyel sektörlere özel ekstrüzyon profilleri geliştiriyoruz. Alüminyumun hafifliği, uzun ömrü ve geri dönüştürülebilirliği müşterilerimize hem ekonomik hem çevresel avantaj sağlıyor.

 

Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor?

 

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk değil aynı zamanda rekabet avantajı olarak görüyoruz. Dijital sistemlerle enerji ve kaynak tüketimini izliyor, prosesleri optimize ederek verimliliği artırıyoruz.

Hurda oranlarının azaltılması, geri dönüşüm süreçlerinin desteklenmesi ve enerji verimliliğinin geliştirilmesi karbon ayak izimizin azaltılmasına katkı sağlıyor. Alüminyumun sonsuz kez geri dönüştürülebilir olması sürdürülebilir üretim anlayışımızın temelini oluşturuyor.

 

Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

 

Önümüzdeki beş yılda yatırım odağımız yapay zekâ, ileri veri analitiği, otomasyon, dijital kalite yönetimi ve enerji verimliliği teknolojileri olacak. Bunun yanında yüksek katma değerli alaşımlar, ihracat odaklı büyüme ve sürdürülebilir üretim stratejimizi güçlendirmeye devam edeceğiz.

Avrupa, Birleşik Krallık ve Kuzey Amerika başta olmak üzere uluslararası pazarlarda büyümeyi hedeflerken müşterilerimize yalnızca ürün sağlayan değil, mühendislik desteği sunan küresel bir çözüm ortağı olmayı amaçlıyoruz. Dijital dönüşümün sektörümüzde fark yaratacak en önemli unsurunun teknoloji ile insan kaynağını doğru şekilde bir araya getirmek olduğuna inanıyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Wilo, EcoVadis’te Rekor Skora Ulaştı

Yayınlandı

-

 

Modern su teknolojilerinin öncü markası Wilo Group, EcoVadis sürdürülebilirlik değerlendirmesinde 100 üzerinden 91 puan alarak şirket tarihindeki en yüksek skora ulaştı. Üst üste beşinci kez Platin Madalya ile ödüllendirilen Wilo Group, üçüncü kez de “üstün” (Outstanding) derecesine layık görüldü. 

Sürdürülebilirliği kurumsal stratejisinin temel unsurlarından biri olarak konumlandıran Wilo Group, EcoVadis değerlendirmesinde geçtiğimiz yıla kıyasla puanını üç puan artırarak 91’e yükseltti. Şirketin bugüne kadar elde ettiği en yüksek EcoVadis sonucu olan bu skorda; sürdürülebilirlik yönetimi, şeffaf raporlama, etik iş uygulamaları ve tedarik zincirinde risk yönetimi alanlarında yürütülen çalışmalar etkili oldu. Wilo Group böylece derecelendirme kuruluşunun verdiği en yüksek seviye olan Platin derecesine üst üste beşinci kez ulaşırken, “Outstanding” değerlendirmesini de üst üste üçüncü kez elde etti. 

Sürdürülebilirlikte Yeni Rekora İmza Attık

Ödüle ilişkin açıklamalarda bulunan Wilo Group Başkanı ve CEO’su Oliver Hermes: “Platin ödülünü üst üste beşinci kez almanın yanı sıra 91 puanla şirket tarihimizdeki en yüksek skora ulaşmış olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı, sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığımızın ve bu alanda ortaya koyduğumuz sürekli gelişimin güçlü bir göstergesidir. Wilo için sürdürülebilirlik, ayrı bir faaliyet alanı değil; yapay zeka gibi grup stratejimizin temel unsurlarından biri ve tüm iş faaliyetlerimizin merkezinde yer alıyor. Halihazırda güçlü olan performansımızı daha da ileri taşımamız, standartlarımızı sürekli yükselttiğimizi ve gelişim odağımızı koruduğumuzu ortaya koyuyor” dedi.

Sürekli Bir Gelişim İçerisindeyiz 

Wilo Group CTO’su Georg Weber ise yaptığı değerlendirmede: “91 puan, sürdürülebilirlik yönetimimizi istikrarlı biçimde geliştirme yaklaşımımızın bir sonucudur. Raporlamamızın bağımsız doğrulanmasından PACI kapsamındaki çalışmalarımıza ve tedarik zinciri risk yönetimimize kadar birçok alanda performansımızı daha ileri taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sürdürülebilirlik, tamamlanıp geride bırakılabilecek bir süreç değil; sürekli gelişimi ve dönüşümü gerektiren uzun vadeli bir yolculuktur” şeklinde konuştu.

EcoVadis, dünya genelinde en saygın sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşlarından biri olarak öne çıkıyor. Platin madalya, değerlendirilen şirketler arasında en üst yüzde 1’lik dilimde yer alan kuruluşlara verilen ve EcoVadis’in sunduğu en yüksek başarı seviyesini temsil ediyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Depreme dayanıklı yapıların gücü su yalıtımından geçiyor

Yayınlandı

-

ODE Yalıtım, 17 Ağustos’un yıl dönümünde binaların taşıyıcı sistemlerini koruyan su yalıtımının hayati rolüne dikkati çekiyor.

17 Ağustos Depremi’nin yıl dönümünde yapı güvenliği Türkiye’nin ana gündem maddesi olmaya devam ederken, binaların depreme karşı direncini belirleyen en kritik unsurlardan biri olan su yalıtımı göz ardı ediliyor.  Bir yapının deprem performansı yalnızca kullanılan beton ve donatının kalitesiyle belirlenmiyor. Yapı ömrü boyunca taşıyıcı sistemin su, nem ve diğer dış etkenlere karşı korunması da deprem güvenliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Su yalıtımı bulunmayan ya da standartlara uygun uygulanmayan yapılarda, zaman içinde yapı elemanlarına ulaşan su, donatı çeliğinde korozyona neden oluyor. Bu süreç, betonarme elemanların dayanımını azaltarak yapı güvenliğini olumsuz etkileyebiliyor. Araştırmalar, su yalıtımı bulunmayan yapılarda taşıyıcı sistemin 10 yıl içinde yüzde 66’ya varan oranda dayanım kaybına uğrayabileceğini ortaya koyuyor.

Araştırma sonuçları önemli bir farkındalık açığına işaret ediyor
ODE Yalıtım’ın 2023 yılında gerçekleştirdiği Su Yalıtımı ve Binaların Deprem Güvenliği Algı Araştırması’na göre, toplumda su yalıtımı ile deprem güvenliği arasındaki ilişkinin yeterince bilinmediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre katılımcıların yalnızca yüzde 2,2’si binanın depreme karşı dayanıklılığında su yalıtımının önemini bildiğini ifade ederken, her 100 kişiden 45’i oturduğu binada su yalıtımı bulunup bulunmadığını bilmiyor. Katılımcıların yüzde 34,2’si binasında su yalıtımı olmadığını belirtirken, su yalıtımı bulunduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 20,4’te kalıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan şunları söyledi: “Depreme dayanıklı yapıların bu özelliklerini uzun yıllar koruyabilmesi için su yalıtımının yapım aşamasından itibaren doğru projelendirilmesi ve standartlara uygun şekilde uygulanması gerekiyor. Su yalıtımı, nem ve su sızıntısına karşı koruma sağlamanın yanı sıra taşıyıcı sistemi koruyor ve yapının tasarım ömrünü destekliyor. Araştırmalarımız, toplumda su yalıtımının maliyetine ve yapı güvenliğindeki rolüne ilişkin önemli bilgi eksiklikleri bulunduğunu gösteriyor.

Oysa su yalıtımının toplam bina maliyeti içindeki payı yaklaşık yüzde 1 seviyesinde. Bu nedenle ODE Yalıtım olarak yeni teknolojiler geliştirmenin yanında doğru teknik bilginin yaygınlaşmasına da katkı sunmayı sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız Binalarda Su Yalıtımı kitabıyla mimarlar, mühendisler, uygulamacılar ve sektör profesyonellerini güncel standartlar, doğru uygulama detayları ve teknik bilgilerle buluşturuyoruz. Su yalıtımı konusunda farkındalığın artmasına ve doğru uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz” dedi.

Okumaya Devam Et

GENEL

İZODER’DEN 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİN 27. YILINDA AÇIKLAMA

Yayınlandı

-

 

İZODER Başkanı Atalay Özdayı “Yapılarımızın güvenliği için temelden çatıya su yalıtımı uygulamalarını yaygınlaştırmalıyız”

 

Yalıtım sektörünün çatı örgütü İZODER, ’17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümü nedeniyle bir açıklama yaparak binaların depreme karşı güçlendirilmesi noktasında temelden çatıya su yalıtımının hayati önemine dikkat çekti.

 

İZODER (Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, “17 Ağustos’ta her yıl depremin yarattığı büyük yıkımı hatırlıyor, önlemler konusuna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Depremin yol açtığı yıkımların en önemli nedenlerinden birinin yapının taşıma gücünü etkileyen korozyon olduğu bir gerçek. Bir yapının ana unsurları olan demir ve betonu, suyun olumsuz etkilerinden yalıtımla koruyarak binalarımızı depremin etkilerine karşı güçlü hale getirmeliyiz. Mevcut binalarımızın depreme dayanıklılığı konusunda endişe duyuyor, güvenli ve sağlıklı binalara sahip olmak için kentsel dönüşümü fırsat olarak görüyoruz.” dedi.

Depremin yol açtığı yıkımların en önemli nedenlerinden biri korozyon 

Depremde yaşanan ağır hasarların başlıca nedenlerinden birinin, yapıların taşıma kapasitesini azaltan korozyon olduğuna dikkat çeken Özdayı, şunları söyledi: “Betonarme yapı sistemlerinin en zayıf noktalardan biri suya karşı olan hassasiyetleridir. Yağmur, kar, yeraltı suları, zeminde yer alan nem, mutfak, banyo, tuvalet gibi ıslak hacimlerdeki su kaçakları, binanın inşa edildiği zeminde bulunan basınçlı veya basınçsız yeraltı suları nedeniyle binalar sürekli olarak suya maruz kalabiliyor. Suyun taşıyıcı yapı elemanlarına nüfuz etmesi durumda özellikle betonun içindeki demirin paslanmasıyla başlayan ‘korozyon’ yapının yük taşıma kapasitesini azaltıyor. Betonarme yapıların sağlıklı bir şekilde tasarım ömürleri süresince işlevlerini sürdürebilmesi için yapının tamamının standartlara uygun şekilde ısı ve su yalıtımı ile korozyondan korunması gerekiyor.” 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şakir Erdoğdu’nun donatı ve korozyon ilişkisini ortaya koyan araştırmasını hatırlatan Özdayı, sözlerine şöyle devam etti: “Bu araştırma binalarımızı bekleyen tehlikeyi gözler önüne seriyor. Suya maruz kalan bir donatı, taşıma kapasitesinin 5 yılın sonunda yüzde 50’sini, 15 yılın sonunda yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybettiğini ortaya koyuyor.  Donatı korozyonu, deprem veya herhangi bir dış etki olmaksızın belirli süre sonra yapıların çökmesine yol açabiliyor. Bu durum da maalesef ülkemizin yabancı olmadığı bir gerçeklik. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve işyerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmişti.” 

Kentsel dönüşüm güvenli yapılaşma için kritik önem taşıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan “İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi” raporunda yer alan sonuçları paylaşan Özdayı, “İstanbul’da 7,5 büyüklüğündeki bir deprem senaryosunda binaların ortalama yüzde 17’sinin (yaklaşık 194 bin bina) orta ve üst seviyede hasar göreceği tahmin ediliyor. 7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 26’sının hafif, yüzde 13’ünün orta, yüzde 3’ünün ağır ve yüzde 1’inin çok ağır hasar görmesi bekleniyor. Senaryo depreminde ağır ve çok ağır hasarlı binaların aldıkları deprem hasarının onarılamayacak boyutta olacağı ve bu hasar seviyelerindeki binaların yıkılıp tekrar yapılması gerektiği ortaya çıkıyor. Öte yandan orta hasarlı binaların da onarım yerine yıkılıp yeniden inşasının çoğunlukla daha uygun olduğu belirtiliyor. Böyle bir depremden etkilenecek diğer iller de hesaba katıldığında tablo daha da karamsar bir hal alıyor” dedi. 

 

Ülke genelinde hız kazanan kentsel dönüşüm sürecinin, Türkiye’nin yapı stokunda kapsamlı bir yenilenme için kritik bir fırsat sunduğunu vurgulayan Özdayı,  “Türkiye genelinde mevcut bina stokunun detaylı şekilde analiz edilmesi, güvenli hale getirilebilecek yapılar ile riskli binaların net biçimde ayrıştırılması gerekiyor. Yeterli dayanıma sahip olan yapıların güçlendirilmesi; güvenli olmayan binaların ise kentsel dönüşüm kapsamında yeniden inşa edilmesi büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu. 

 

Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’nin 1 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe girdiğini hatırlatan Özdayı, bu tarihten sonra inşa edilen ve zorunlu olarak su yalıtımı yapılan binaların, toplam yapı stokunun yalnızca yüzde 5-5,5’ini oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “10 milyonun üzerinde bina, 30 milyonu aşan hanenin bulunduğu ülkemizde bu düşük oranlardaki su yalıtımı uygulaması maalesef güvenli bina noktasında zayıf bir yerde durduğumuzu gösteriyor. Bundan sonra su yalıtımı ile güçlendirilmiş, güvenli, sağlıklı ve konforlu yapılar inşa etmemiz gerekiyor.  Kentsel dönüşümün bir yandan güvenli kentler sağlarken diğer yandan çevreye duyarlı, enerji verimli, konforlu yapılaşma için de büyük bir fırsat barındırdığını unutmamak gerekiyor. Su yalıtımı, güvenli yapılaşmanın ayrılmaz bir parçası. Bir binanın temeli çürüyorsa, biz bu binayı güvenli sayamayız. Özellikle deprem riski yüksek bölgelerde yaşayanların, binalarındaki su yalıtımı durumunu sorgulamaları ve uzman kontrolü yaptırmaları çok önemli” dedi.  

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler