TLC Klima’dan Dijital Dönüşüm Hamlesi: Yapay Zeka ile Geleceğe Akıllı Adımlar - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

TLC Klima’dan Dijital Dönüşüm Hamlesi: Yapay Zeka ile Geleceğe Akıllı Adımlar

Yayınlandı

-

Filiz Doğan – TLC Klima Genel Müdür

30 yılı aşkın tecrübesiyle iklimlendirme sektöründe öncü bir rol üstlenen TLC Klima, dijital dönüşüm yolculuğunda teknolojiyi yalnızca bir araç değil, stratejik bir vizyon olarak konumlandırıyor. 

  • Öncelikle; firmanızı kısaca tanıyarak, Dijital Dönüşüm Yolculuğunuz hakkında bilgi alabilir miyiz?

TLC Klima olarak, 30 yılı aşkın sektörel deneyimimizle 2016 yılından bu yana Gree Klima Sistemleri’nin Türkiye’deki resmi distribütörlüğünü yürütüyoruz. Gree, dünyanın en büyük klima üreticisi olarak güçlü 

Ar-Ge altyapısı, geniş ürün yelpazesi ve milyonlarca kullanıcıya ulaşan global deneyimiyle sektörün öncülerindendir.

Biz de bu güçlü markanın temsilcisi olarak, dijital dönüşümü yalnızca teknolojik bir geçiş süreci değil, aynı zamanda müşteri memnuniyetini ve operasyonel verimliliği artıran stratejik bir yapı taşı olarak görüyoruz. Satıştan pazarlamaya, servis yönetiminden bayi iletişim ağımıza kadar tüm temas noktalarımızı veri odaklı sistemlerle yeniden tasarlıyoruz.

Bu kapsamda, özellikle Salesforce CRM altyapısına geçişimiz, dijital dönüşüm yolculuğumuzda önemli bir adımı temsil ediyor. Bu sistem sayesinde müşterilerimizi daha iyi tanıyor, daha hızlı çözümler sunuyor ve iş ortaklarımızla daha sağlam bağlar kurabiliyoruz.

Dijital dönüşüm sürecimizi, sadece günün gerekliliklerine uyum sağlamak değil, aynı zamanda iklimlendirme sektöründe fark yaratan, çevik ve yenilikçi bir oyuncu olma vizyonumuzla sürdürüyoruz.

Son zamanlarda, tedarikten üretime ve üretimden satışa ilgili tüm operasyonel süreçlerinizdeki Teknolojik Değişimlerinizi öğrenebilir miyiz?

Operasyonel süreçlerimizi, dijital dönüşüm stratejimiz doğrultusunda uçtan uca yeniden ele alıyoruz. Tedarik zincirinden satışa, lojistikten satış sonrası hizmetlere kadar tüm iş akışlarında teknoloji tabanlı çözümleri devreye alarak verimliliği artırmaya odaklanıyoruz.

Son dönemde özellikle satış, pazarlama, servis ve bayi yönetimi alanlarında entegre sistemlere geçiş sağladık. Salesforce CRM altyapımız, sadece müşteri ilişkilerini yönetmekle kalmıyor; aynı zamanda bayilerimiz ve teknik servis ağımızla olan veri akışını merkezi ve ölçülebilir bir yapıya taşıyor.

Bunun yanı sıra, sipariş ve sevkiyat takibi, teknik destek süreçleri gibi kritik adımlarda, mobil uyumlu yazılımlar ve platformlar aracılığıyla daha hızlı ve şeffaf bir yönetim sağlıyoruz. Her adımı izlenebilir hale getirmek hem iç süreçlerde kontrolü artırıyor hem de son kullanıcıya daha istikrarlı ve kesintisiz bir hizmet sunmamıza imkân tanıyor.

Tüm bu teknolojik dönüşüm adımları, yalnızca süreç odaklı değil, aynı zamanda müşteri deneyimini ve iş ortaklarımızla olan iş birliğini derinleştiren bir anlayışla şekilleniyor. Kurum kültürümüzde dijitalleşmeyi bir refleks haline getirmeye çalışıyor, dönüşüm sürecimizi sürdürülebilir kılmak için sürekli yenileniyoruz.

  • Dijital dönüşüm yolculuğunuzda Yapay Zeka’yı (YZ) kullanıyor musunuz?

Yapay zekâ teknolojilerini dijital dönüşüm yolculuğumuzun önemli bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Özellikle satış, pazarlama ve müşteri hizmetleri alanlarında bu teknolojilerden aktif şekilde faydalanmaya başladık.

Müşteri ihtiyaçlarını daha iyi anlamak, satış tahminlerini güçlendirmek ve bayi ile servis ağımıza daha doğru yönlendirmeler sunmak amacıyla, yapay zekâ destekli veri analiz araçlarını süreçlerimize entegre ettik. Bu sayede hem daha hızlı karar alabiliyor hem de daha isabetli aksiyonlar geliştirebiliyoruz.

Servis taleplerinin önceliklendirilmesi, müşteri geri bildirimlerinin sınıflandırılması ve kampanya optimizasyonu gibi alanlarda yapay zekâ tabanlı uygulamalar iş süreçlerimizi daha verimli ve etkili hale getiriyor.

Tüm bu çalışmaların temel amacı hem iş ortaklarımıza hem de son kullanıcıya daha akıllı, hızlı ve kişiselleştirilmiş çözümler sunmak. Yapay zekâyı sadece bugünün değil, geleceğin de vazgeçilmez bir parçası olarak konumlandırıyoruz.

Yapay Zeka’nın Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) entegrasyonu ile ilgili operasyonel süreçlerin verimliliğinde nasıl sonuçlar elde edildiğini öğrenebilir miyiz?

Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) entegrasyonu, doğrudan kendi operasyonel süreçlerimiz içinde aktif olarak yer almasa da sektör genelinde bu teknolojinin özellikle projelendirme, sistem yerleşimi ve enerji verimliliği analizlerinde ciddi faydalar sağladığını yakından gözlemliyoruz.

Bu bilinçle, önümüzdeki dönemde iş ortaklarımızla birlikte yürüttüğümüz projelerde BIM uyumlu veri paylaşımı ve entegrasyonlara açık bir yaklaşım benimsiyoruz. Yapay zekâ destekli analizlerin BIM ile birleştiğinde projelere hız, doğruluk ve sürdürülebilirlik kattığını biliyoruz.

Teknolojiyi sadece dijital araçlar üzerinden değil, insan dokunuşuyla bütünleşen akıllı çözümler şeklinde ele alıyor, bu sayede daha çevik, kullanıcı dostu ve verimli süreçler oluşturmayı hedefliyoruz.

  • AR-GE süreçlerinizde Yapay Zeka destekli veri analizi ve tahminleme teknolojileri ürün geliştirmeye nasıl katkı sağlamaktadır? Ürün inovasyon süreçlerinizde bu teknolojilerin yeri nedir?

Gree’nin Türkiye temsilcisi olarak, ürünlerin AR-GE ve üretim süreçleri doğrudan bünyemizde yürütülmese de bizler satış, pazarlama ve müşteri hizmetleri tarafında yapay zekâ destekli veri analizlerinden aktif olarak faydalanıyoruz.

Özellikle satış ekiplerimizin yeni müşteri kazanım stratejilerinde ve pazarlama ekiplerimizin hedef odaklı kampanyalar oluşturmasında, tahmine dayalı modelleme ve segmentasyon araçları önemli rol oynuyor. Bu sayede hem müşteri beklentilerine daha uygun çözümler sunabiliyor hem de pazarlama etkinliğimizi artırabiliyoruz.

Ürün inovasyon sürecine dolaylı olarak katkı sunan bu veri odaklı yaklaşım, aynı zamanda müşteri geri bildirimlerinin sistematik şekilde analiz edilmesini sağlayarak, genel ürün ve hizmet kalitesinin artırılmasına da destek oluyor.

  • Müşteri Destek Hizmetlerinizde Yapay Zeka’dan faydalanıyor musunuz? Akıllı arıza tespit sistemleri ya da uzaktan izleme çözümleri gibi uygulamalarınız var mıdır? Bu doğrultuda müşterilerinizden aldığınız geri bildirimler için neler söylemek istersiniz?

Müşteri destek hizmetlerimizde yapay zekâ teknolojilerinden giderek daha fazla faydalanıyoruz. Salesforce CRM altyapımızla entegre çalışan veri setleri ve uzaktan izleme çözümleri, servis süreçlerimizi daha hızlı, proaktif ve verimli hale getiriyor.

Bu sayede müşterilerimizin taleplerini daha etkin şekilde analiz edebiliyor, arıza önceliklendirmelerini sistematik olarak gerçekleştirebiliyor ve servis süreçlerimizi daha şeffaf bir yapıya kavuşturabiliyoruz. Yapay zekâ tabanlı araçlar, aynı zamanda müşteri geri bildirimlerini sınıflandırmamıza ve bu geri bildirimlerden anlamlı içgörüler üretmemize de imkân tanıyor.

Kullandığımız teknolojilerin ortak hedefi, müşteri memnuniyetini artırmak ve kullanıcı deneyimini kesintisiz hale getirmek. Bu dönüşüm sayesinde müşterilerimizden gelen geri bildirimler son derece olumlu ve bu da attığımız dijital adımların ne kadar yerinde olduğunu bize net biçimde gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde, yapay zekâ destekli çözümlerimizi daha da geliştirerek, servis hizmetlerimizi daha akıllı, erişilebilir ve öngörülü hale getirmeyi hedefliyoruz.

  • Dijital dönüşümünüz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ve enerji verimliliği ile öne çıkan ürünlerinizle ilgili bilgi alabilir miyiz?

Dijital dönüşüm vizyonumuzu yansıtan en güncel örneklerden biri, yüksek teknolojiye sahip yeni nesil klima çözümümüz olan Airy. Kullanıcı odaklı inovasyon anlayışıyla geliştirilen bu ürün hem konforu hem de enerji verimliliğini ön planda tutan akıllı bir sistem olarak öne çıkıyor.

Airy’nin en dikkat çeken özelliklerinden biri, akıllı nem kontrolü sayesinde ortamı serinletirken havayı kurutmaması. Böylece yaşam alanlarında daha doğal ve dengeli bir iklim sağlanıyor; bu da özellikle yaz aylarında daha kaliteli uyku ve yaşam konforu anlamına geliyor.

Ürün, yapay zekâ destekli öğrenme kabiliyetiyle kullanıcı alışkanlıklarını analiz ediyor ve ortam koşullarını buna göre otomatik olarak optimize ediyor. Android tabanlı cihazlardan sesli komutlarla yönetilebilen yapısı ve Wi-Fi bağlantısı sayesinde uzaktan erişim imkânı, kullanıcı deneyimini üst seviyeye taşıyor. Aynı zamanda yüksek enerji verimliliği sunan yapısıyla çevre dostu bir ürün olan Airy, dijitalleşme stratejimizin somut bir çıktısı olarak hem kullanıcıya hem gezegene değer katıyor. Bu ürünle, sektördeki teknolojik liderliğimizi pekiştirmeyi hedefliyoruz.

Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün segmentasyonu sahipsiniz?

Ürün portföyümüzü, farklı ihtiyaçlara ve kullanım alanlarına özel çözümler sunacak şekilde yapılandırıyoruz. Konut segmentinde, inverter teknolojisine sahip duvar tipi ve multi split sistemlerimiz öne çıkıyor. Bu ürünler, enerji verimliliği, sessiz çalışma, yapay zekâ destekli sıcaklık ayarı ve mobil uygulama entegrasyonu gibi özellikleriyle yüksek kullanıcı konforu sağlıyor.

Ticari ve endüstriyel segmentte ise özellikle VRF (Variable Refrigerant Flow) teknolojisiyle donatılmış sistemlerimiz tercih ediliyor. Bu sistemler, birden fazla iç ünitenin tek dış üniteye bağlanması sayesinde farklı alanların bağımsız sıcaklık kontrolünü mümkün kılıyor. Bu da ofis, mağaza ya da üretim tesisleri gibi çoklu kullanım alanlarında hem esneklik hem de verimlilik sağlıyor.

Tüm segmentlerdeki çözümlerimizde ortak hedefimiz; kullanıcıya daha akıllı, sürdürülebilir ve yüksek performanslı iklimlendirme sistemleri sunmak.

Ürünlerinizle ilgili biraz da teknik bilgi alabilir miyiz? Bu sistemlerin çalışma prensipleri, kullanıcıya sunduğu avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Ürünlerimiz, yüksek verimlilik ve çevre duyarlılığı odağında geliştirilen inverter kompresör teknolojisi ile çalışıyor. Bu teknoloji sayesinde sistem, ihtiyaca göre kapasitesini otomatik olarak ayarlıyor; böylece hem enerji tasarrufu sağlanıyor hem de cihazın ömrü uzuyor.

Özellikle VRF sistemlerimiz, modüler yapıları sayesinde projeye özel kapasite çözümleri sunuyor. Her alanın farklı sıcaklık ihtiyaçlarını karşılayabilen bu sistemler hem konut dışı büyük yapılarda hem de karma projelerde ideal bir iklimlendirme çözümü sunuyor.

Ürünlerimizde çevre dostu R32 soğutucu gaz kullanıyoruz. Bu gaz, daha düşük karbon salınımı ile iklimlendirme süreçlerinin çevresel etkisini minimuma indiriyor. Aynı zamanda, gelişmiş otomasyon ve merkezi kontrol sistemleri sayesinde kullanıcılar enerji tüketimini anlık olarak takip edebiliyor, arıza durumlarını uzaktan görebiliyor ve hızlı müdahale edebiliyor.

Bu özellikler, sadece enerji verimliliği ve çevre duyarlılığı açısından değil; aynı zamanda konfor, güvenlik ve uzun vadeli işletme maliyetleri açısından da önemli avantajlar sunuyor.

  • Sürdürülebilirlik odağında en çok karşılaştığınız zorluklar nelerdir?

Üretici firma olmadığımız için doğrudan üretim kaynaklı emisyon azaltımı veya enerji dönüşüm projeleri yürütemiyoruz. Ancak bu durum, sürdürülebilirlik konusundaki sorumluluğumuzu azaltmıyor. En büyük zorluklardan biri, tedarik zincirimizdeki her bileşenin çevresel standartlara uygunluğunu sürekli olarak gözetmek ve iş ortaklarımızı bu konuda bilinçlendirmek oluyor.

Sürdürülebilirlik artık sadece çevre odaklı bir konu değil; aynı zamanda tedarik, maliyet ve marka itibarı açısından da kritik bir unsur haline geldi. Bu sebeple, sürdürülebilirlik yaklaşımını iş modelimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.

Küresel enerji krizleri ve karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda, üretim hatlarınızda gerçekleştirdiğiniz enerji verimliliği uygulamalarınız nelerdir?

Türkiye’de üretim faaliyetimiz bulunmadığı için doğrudan üretim hatlarımızda enerji verimliliği uygulamaları gerçekleştirmiyoruz. Ancak Gree’nin küresel ölçekte benimsediği yüksek verimlilik ve çevreci üretim politikalarını destekliyor, bu standartlara uygun ürünleri pazara sunuyoruz. Temsilciliğini yaptığımız ürünlerde kullanılan R32 çevre dostu soğutucu gaz, inverter teknolojisi ve uzun ömürlü tasarımlar, karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlayan başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Bu kapsamda geri dönüşüm, atık yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Lojistik operasyonlarımızda taşıma verimliliğini artırmaya ve ambalaj malzemelerinde geri dönüştürülebilir içerik kullanmaya öncelik veriyoruz. Bu sayede çevresel etkileri azaltırken, operasyonel sürdürülebilirliğimizi de güçlendirmiş oluyoruz.

Ofis içi uygulamalarda ise atık yönetimi programları yürütüyor ve yenilenebilir enerji kullanımını artırmaya yönelik adımlar atıyoruz. Tüm bu çabalar, sadece çevreye duyarlı olmakla kalmayıp, aynı zamanda şirket kültürümüzün sürdürülebilirlik ekseninde gelişmesine de katkı sağlıyor.

Hedefimiz; tüm paydaşlarımızla birlikte hareket ederek Türkiye iklimlendirme sektöründe çevre bilinci yüksek, enerji verimliliği öncelikli bir örnek model oluşturmak.

  • Son olarak, geleceğe dair öngörülerinizi ve röportajımızın sonuna eklemek istediklerinizi bizimle paylaşır mısınız?

İklimlendirme sektörü, teknolojiyle daha da bütünleşmiş hale gelen, dinamik ve dönüşen bir yapıya sahip. Bu dönüşümün merkezinde; dijitalleşme, yapay zekâ, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik gibi konular yer alıyor. Biz de bu gerçekliğin farkında olarak, sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirecek çözümler üretmeye odaklanıyoruz.

Müşteri beklentilerinin hızla değiştiği, teknolojinin sürekli evrildiği bir dünyada; esnek, veri odaklı ve çevik kalabilmek artık bir tercih değil, bir zorunluluk. Bu nedenle yatırımlarımızı sadece teknolojiye değil, aynı zamanda insan kaynağımıza ve iş birliklerimize de yönlendiriyoruz.

Gree gibi global ölçekte güçlü bir markayı temsil etmenin verdiği sorumlulukla; yüksek teknolojiye sahip, çevre dostu ürünler sunarken, hizmet altyapımızı da sürekli geliştiriyoruz. Önümüzdeki dönemde hem ticari hem konut çözümlerinde daha da akıllı, daha sezgisel ve daha sürdürülebilir sistemlerle pazarda fark yaratmaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle, dijitalleşmenin yalnızca teknik bir geçiş değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşüm olduğuna inandığımızı bir kez daha vurgulamak isterim. Sektöre katkı sağlayan bu kıymetli röportaj vesilesiyle emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Yaz aylarında artan gürültü, yaşam alanlarında akustik konfor ihtiyacını öne çıkarıyor

Yayınlandı

-

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte kapalı alanlarda geçirilen süre uzarken, trafik, komşu ve çevresel kaynaklı gürültülerin etkisi daha belirgin hale geliyor. Ses yalıtımı, ev ve sosyal yaşam alanlarında konforu ve yaşam kalitesini belirleyen temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Yaz aylarında yükselen sıcaklıklar, insanların günün daha büyük bölümünü ev, ofis, kafe ve benzeri kapalı alanlarda geçirmesine neden oluyor. Bu durum, şehir yaşamının doğal bir parçası olan gürültünün daha yoğun hissedilmesine yol açıyor. Trafik, komşu daireler, bina içi hareketlilik ve çevresel ses kaynakları; yalnızca anlık rahatsızlık yaratmakla kalmıyor, yaşam alanlarının genel konforunu da doğrudan etkiliyor.

Gürültüye uzun süre maruz kalınması, dinlenme kalitesini düşürürken odaklanma ve günlük yaşam performansını da olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle modern yaşam alanlarında akustik konfor, yapı kalitesinin önemli bir parçası haline geliyor.

Binalarda doğru şekilde uygulanan ses yalıtımı çözümleri, dış ortamdan gelen seslerin iç mekânlara geçişini azaltırken, aynı zamanda daireler arası ses transferini de sınırlandırıyor. Böylece hem mahremiyet korunuyor hem de daha sakin, dengeli ve verimli yaşam alanları oluşturuluyor. Bu alanda geliştirdiği çözümlerle öne çıkan ODE Yalıtım, ısı ve su yalıtımının yanı sıra akustik konforu da odağına alarak yapıların yaşam kalitesini artırmaya yönelik çözümler sunuyor.

“Akustik konfor, yaşam alanlarının görünmeyen ama en belirleyici unsurlarından biri”

ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan, yaz aylarında kapalı alan kullanımının artmasıyla birlikte ses yalıtımının daha fazla önem kazandığını belirterek şunları söyledi: “Yaz döneminde yaşamın büyük bölümü iç mekânlarda geçiyor ve bu da sesin etkisini daha belirgin hale getiriyor. Dış ortamdan ya da bina içinden gelen gürültü, günlük yaşamın akışını doğrudan etkileyebiliyor. Ses yalıtımı, bu etkinin kontrol altına alınmasında kritik bir rol üstleniyor.”

ODE Yalıtım olarak hedeflerinin yalnızca teknik bir yalıtım çözümü sunmak olmadığını vurgulayan Turan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz, yaşam alanlarında konforu bütüncül şekilde ele alıyoruz. Ses yalıtımı da bu yaklaşımın önemli bir parçası. Doğru çözümlerle gürültü etkisini azaltarak daha sakin, daha konforlu ve daha yaşanabilir mekânlar oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.”

Okumaya Devam Et

GENEL

Hisense Türkiye’nin Büyüme Yolculuğuna Güçlü Atama: Ticari Direktörlük Görevine Ekin Doğan Çomak Getirildi

Yayınlandı

-

Küresel tüketici elektroniği ve ev teknolojileri markası Hisense, Türkiye operasyonlarındaki yapılanmasını güçlendirmeye devam ediyor. Tüketici elektroniği sektöründe 25 yılı aşkın satış, pazarlama ve ticari yönetim deneyimine sahip Ekin Doğan Çomak, Hisense Türkiye Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Ticari Direktörü olarak atandı.

2026 yılı itibarıyla Türkiye’deki doğrudan operasyonlarını hayata geçiren Hisense, televizyon ve iklimlendirme kategorilerindeki büyümesini sürdürürken, uzun vadeli hedefleri doğrultusunda yönetim kadrosunu deneyimli isimlerle güçlendirmeye devam ediyor.

Bu kapsamda sektörün deneyimli yöneticilerinden Ekin Doğan Çomak, Hisense Türkiye Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Ticari Direktörü olarak göreve başladı. Doğan, yeni görevinde Hisense Türkiye’nin satış ve pazarlama stratejilerine, ticari büyüme hedeflerine, kanal yapılanmasına ve iş ortaklarıyla geliştirilecek uzun vadeli iş birliklerine liderlik edecek. Aynı zamanda veri odaklı ticari stratejiler, yeni büyüme fırsatları ve yenilikçi kanal yönetimi yaklaşımlarıyla Hisense’in Türkiye’deki sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sağlayacak.

Hisense Türkiye Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Ticari Direktörü Ekin Doğan Çomak, yeni göreviyle ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Türkiye, dinamik tüketici yapısı, değişen beklentileri ve yüksek büyüme potansiyeliyle Hisense için stratejik öneme sahip bir pazar. Hisense’in küresel vizyonunu ve teknoloji gücünü, Türkiye pazarına ilişkin yerel bilgi birikimimiz ve tüketici içgörülerimizle buluşturarak kullanıcıların beklentilerine en uygun ürünleri ve marka deneyimini sunmayı hedefliyoruz. Güçlü iş ortaklıkları ve sürdürülebilir kanal yapılanmalarıyla televizyon ve iklimlendirme kategorilerindeki büyümemizi hızlandırırken, önümüzdeki dönemde genişleyecek ürün portföyümüzle Hisense deneyimini daha fazla kullanıcıyla buluşturmayı amaçlıyoruz. Uzun vadeli bakış açımız ve kullanıcı odaklı yaklaşımımızla, Hisense’in Türkiye’deki büyüme yolculuğuna güçlü bir katkı sunacağımıza inanıyorum.”

Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü mezunu olan Ekin Doğan Çomak, 25 yılı aşkın profesyonel kariyeri boyunca teknoloji ve tüketici elektroniği sektörlerinde faaliyet gösteren global markalarda önemli başarılara imza atmıştır. Farklı ürün gruplarının pazara giriş stratejilerinin oluşturulması, marka konumlandırması, ticari büyüme planlarının geliştirilmesi ve satış-pazarlama organizasyonlarının güçlendirilmesi süreçlerine liderlik etmiştir.

Tüketici elektroniği ürünlerinin yanı sıra kurumsal çözümler alanında da kapsamlı deneyime sahip olan Çomak; kanal geliştirme, stratejik iş ortaklıklarının yönetimi, veri odaklı ticari planlama ve sürdürülebilir büyüme odaklı iş modellerinin oluşturulması konularında önemli katkılar sağlamıştır. Kariyeri boyunca birçok uluslararası liderlik programına katılan ve küresel ölçekte satış performansı, proje yönetimi ve en iyi uygulamalar alanındaki başarılarıyla çok sayıda ödüle layık görülen Çomak, farklı pazarlarda elde ettiği deneyim ve stratejik bakış açısıyla sektörün öne çıkan yöneticileri arasında yer almaktadır.

 

Okumaya Devam Et

GENEL

Geleceğin şehirlerini görünmeyen altyapılar şekillendirecek

Yayınlandı

-

Artan nüfus, hızlanan kentleşme ve dijitalleşme, dünya genelinde yapılaşma hızını artırırken, şehirlerin altyapı ihtiyaçlarını da yeniden şekillendiriyor. Konutlardan hastanelere, veri merkezlerinden üretim tesislerine kadar farklı kullanım alanlarında hayata geçirilen yeni projelerde artık yalnızca inşaat süreci değil, yapıların onlarca yıl boyunca nasıl işletileceği de proje başarısının önemli kriterleri arasında yer alıyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) yayımladığı Altyapıda Yaşam Döngüsü Yaklaşımının Uygulanması (Implementing a Lifecycle Approach to Infrastructure) raporuna göre, önümüzdeki 40 yıl içinde küresel yapı stoku yaklaşık iki katına çıkacak ve toplam 241 milyar metrekare yeni yapı inşa edilecek. Bu büyüme, yaklaşık her ay New York büyüklüğünde yeni bir şehrin dünya yapı stokuna eklenmesi anlamına geliyor. Rapor, 2050 yılına kadar ihtiyaç duyulacak altyapının dörtte üçünün ise henüz inşa edilmediğine dikkat çekiyor. [1]

Bu büyüme yalnızca daha fazla yapı üretmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda enerji tüketiminin azaltılması, su kaynaklarının daha verimli kullanılması ve altyapı sistemlerinin uzun yıllar yüksek performansla çalışması da her zamankinden daha önemli hale geliyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik anlayışı da değişiyor. Yapıların çevresel performansı kullanılan yapı malzemelerine ek olarak, kullanım ömrü boyunca ortaya koyduğu performansla birlikte değerlendiriliyor.

Yaşam döngüsü yaklaşımı öne çıkıyor
Dünya Ekonomik Forumu, altyapı yatırımlarında “yaşam döngüsü yaklaşımının” benimsenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, yapıların tasarım ve inşaat süreçleriyle birlikte, işletme, bakım, onarım ve kullanım ömrü sonrasını da kapsıyor. Böylece ilk yatırım maliyetinin yanı sıra enerji tüketimi, bakım ihtiyacı, kaynak kullanımı ve uzun vadeli işletme performansı da yatırım kararlarının önemli bir parçası haline geliyor.

Yapıların uzun vadeli performansında mekanik altyapı sistemlerinin kritik rol oynadığını belirten Masdaf CEO’su Erhan Özdemir ise şunları söyledi: “Bugün bir yapının başarısı yalnızca mimarisiyle ya da kullanılan yapı malzemeleriyle ölçülmüyor. Yapının yaşamı boyunca enerji ve suyu ne kadar verimli kullandığı, bakım süreçlerinin ne kadar doğru planlandığı ve altyapı sistemlerinin ne kadar güvenilir çalıştığı da en az inşaat süreci kadar önemli. Önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın tüm yeni yapı projelerinde standart hale geleceğini öngörüyoruz.”

“Görünmeyen altyapılar sürdürülebilirliğin temelini oluşturuyor”
Isıtma, soğutma, temiz su temini, atık su yönetimi, basınçlandırma ve yangın güvenliği gibi mekanik sistemlerin yapıların enerji performansı üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Özdemir, doğru mühendislik çözümlerinin yalnızca işletme maliyetlerini düşürmekle kalmadığını, yapıların çevresel etkisini azaltmada da önemli rol oynadığını ifade etti.

Özdemir, “Bir pompa sisteminin gerçek maliyeti satın alma aşamasında değil, kullanım ömrü boyunca ortaya çıkıyor. Bu nedenle bugün enerji verimliliği yüksek ekipmanların tercih edilmesi, doğru projelendirme yapılması ve sistemlerin ihtiyaca uygun tasarlanması büyük önem taşıyor. Yaşam döngüsü boyunca daha az enerji tüketen, daha uzun ömürlü ve daha düşük bakım ihtiyacına sahip sistemler hem yatırımcılar hem de çevre açısından önemli kazanımlar sağlıyor” dedi.

Masdaf, geliştirdiği yüksek verimli pompa teknolojileri ve mühendislik çözümleriyle konutlardan ticari binalara, hastanelerden sanayi tesislerine kadar farklı yapılarda enerji ve su kaynaklarının daha verimli kullanılmasına katkı sağlarken, yapıların yaşam döngüsü boyunca sürdürülebilir performans göstermesini destekliyor.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler