RÖPORTAJ
Roca Grup: Yüksek Teknoloji ve Sürdürülebilir Üretimle Küresel Pazarda Güçleniyor
Yayınlandı
7 ay önce-
Yazar:
yapiinsaatdergisi
Roca Türkiye Genel Müdürü Dr. Murat Özyamanoğlu
Roca Grup, Eskişehir’deki stratejik üretim tesisiyle yalnızca yerel pazara değil, 170’ten fazla ülkeye dünya standartlarında armatür ve gömme rezervuar çözümleri sunuyor. Yüksek teknoloji, sürdürülebilir üretim ve uzun vadeli yatırım vizyonuyla Türkiye’yi küresel tedarik zincirinin merkezinde konumlandırıyor.
- Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?
Roca Grup olarak ana faaliyet alanımız; dünya standartlarında armatür ve gömme rezervuar üretimi ve bu ürünlerin küresel pazarlara sunulmasıdır. Türkiye operasyonumuz, 2016 yılında gerçekleştirilen satın alma yatırımıyla başladı. Bugün geldiğimiz noktada yalnızca yerel pazar için değil, bölgesel ve küresel ölçekte stratejik bir üretim ve ihracat merkezi konumundadır. Bu yapılanma, Türkiye ekonomisine ve Türk insanının üretim yetkinliklerine duyduğumuz güvenin de güçlü bir göstergesidir.
Marka yapılanmamızda, Roca’nın global kalite standartlarını, yerel üretim gücü ve operasyonel esneklikle birleştiren bir model benimsiyoruz. Eskişehir fabrikamız, Roca Grup’un dünya genelinde armatür ve gömme rezervuar ürünleri için belirlediği üç “Stratejik Üretim Tesisi”nden biri olma özelliğini taşıyor. Çin ve Portekiz’deki tesislerle birlikte bu yapı, küresel tedarik zincirimizin bel kemiğini oluşturuyor. Yıllık 1 milyonun üzerinde parça üretim kapasitesiyle başta EMEA bölgesi olmak üzere, Roca’nın faaliyet gösterdiği 170’in üzerindeki ülkede, Türkiye’de üretilen ürünlerimiz tüketicilerle buluşuyor.
Bizi rakiplerimizden ayrıştıran temel unsurların başında; Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı sermayeli tek armatür üreticisi olmamız, yüksek üretim teknolojisiyle desteklenen kalite anlayışımız ve Türkiye’yi uzun vadeli stratejik bir merkez olarak konumlandırmamız geliyor. İstikrarlı yatırım yaklaşımımız ve küresel ölçekte entegre çalışma modelimiz sayesinde, Roca Grup olarak hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda sürdürülebilir büyümemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.
- 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?
2025 yılı, hem sektörümüz hem de Roca Türkiye özelinde zorlu; ancak doğru öngörüler ve stratejik kararlarla dengeli şekilde yönetilmiş bir yıl oldu. Konut kredilerindeki daralma, kur ve enflasyon dalgalanmaları ile hem Türkiye’de hem de global ölçekte artan belirsizlikler, sektör genelinde talep ve yatırım kararlarını daha temkinli hale getirdi. Bu koşullar, özellikle inşaat ve banyo çözümleri gibi yatırımla doğrudan ilişkili alanlarda önemli bir baskı yarattı.
Roca Türkiye olarak bu tabloya, yılın başında hazırladığımız senaryo bazlı planlamalar ve risk yönetimi yaklaşımıyla girdik. Bu sayede dalgalı piyasa koşullarına rağmen yılı beklentilerimizle uyumlu bir performansla tamamlamayı başardık. Küresel ölçekte sektör lideri bir grubun parçası olmamız, bu dönemde bize hem öngörülebilirlik hem de operasyonel istikrar sağladı.
Fırsatlar tarafında ise 2025, bizim için üretim altyapısını güçlendirdiğimiz ve uzun vadeli büyümeye yatırım yaptığımız bir yıl oldu. Çevre dostu ve enerji verimli üretim süreçlerine odaklanarak gerçekleştirdiğimiz yatırımlar, bu yaklaşımın en somut göstergesi. Özellikle yeni Alçak Basınç Döküm Hattı, kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerimizi aynı anda destekleyen önemli bir adım oldu. Ayrıca yeni bayi açılışlarıyla yerel pazardaki erişimimizi güçlendirmemiz de büyümemizi destekleyen bir diğer önemli fırsat alanıydı.
Zorluklar cephesinde ise maliyet baskıları, talep dalgalanmaları ve belirsiz küresel ekonomik görünüm öne çıktı. Ancak bu dönemi yalnızca bir risk alanı olarak değil, geleceğe hazırlık süreci olarak değerlendirdik. Yeşil dönüşüm, modernizasyon ve kapasite artışı gibi alanlara odaklanmamız, 2026 ve sonrası için daha güçlü ve dayanıklı bir yapı kurmamıza imkan sağladı.
- Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?
Sektörde son yıllarda hız kazanan dönüşüm; sürdürülebilirlik, verimlilik, dijitalleşme ve tasarım odaklı katma değer ekseninde şekilleniyor. 2026 yılında da bu başlıkların, banyo ve yapı çözümleri sektöründe belirleyici olmaya devam edeceğini öngörüyoruz. Özellikle çevresel regülasyonların sıkılaşması, enerji ve su verimliliği beklentilerinin artması ve kullanıcıların daha bilinçli tercihler yapması, sektördeki dönüşümü hızlandıran temel unsurlar arasında yer alıyor.
Roca Türkiye olarak 2026 stratejimizi, bu dönüşümü sadece takip eden değil, yön veren bir anlayış üzerine kuruyoruz. Bu kapsamda öncelikli odak alanlarımızın başında yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir üretim geliyor. Enerji verimliliğini arttıran yatırımlar, su arıtma ve geri kazanım sistemleri, yenilenebilir enerji uygulamaları ve çevresel etkileri minimize eden üretim süreçleri bu alandaki çalışmalarımızın temelini oluşturacak. Bununla birlikte üretim modernizasyonu ve kapasite artışı, 2026’nın bir diğer stratejik önceliği olacak. Özellikle gömme rezervuar ürün grubunda artan talebi karşılayabilmek ve Türkiye’yi bu alanda daha güçlü bir bölgesel üretim merkezi haline getirmek amacıyla yeni yatırımlar planlıyoruz. Bu yatırımlar, hem operasyonel verimliliğimizi arttıracak hem de global tedarik zincirindeki rolümüzü güçlendirecek.
Sektördeki dönüşümün bir diğer önemli boyutu ise tasarım, teknoloji ve kullanıcı deneyiminin giderek daha fazla iç içe geçmesi. Roca Grup’un global Ar-Ge gücünden beslenerek; su ve enerji tasarrufu sağlayan, akıllı çözümlerle donatılmış, estetik ve fonksiyonelliği bir arada sunan ürün geliştirme çalışmalarımıza 2026 yılında da hız kesmeden devam edeceğiz.
- 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?
2026 yılı için ihracat ve uluslararası büyüme stratejimizi, mevcut güçlü pazarlarımızı derinleştirirken yüksek potansiyel barındıran yeni coğrafyalarda kalıcı ve sürdürülebilir bir varlık oluşturma hedefi üzerine kurguluyoruz. Roca Grup olarak 100 yılı aşan köklü mirasımız, 4 kıtaya yayılan 79 üretim tesisimiz ve yaklaşık 22 bin çalışanımızla, seramik sağlık gereçleri alanında küresel lider konumdayız. Bu güçlü yapı sayesinde faaliyet gösterdiğimiz tüm pazarlarda dengeli ve uzun vadeli büyümeyi önceliklendiriyoruz.
Yeni odak coğrafyalar arasında Orta Asya ön plana çıkıyor. Nosag, IneoCare ve Idral markalarının gruba katılmasıyla ivme kazanan bölgesel genişleme stratejimiz, Kazakistan’ın Kızılorda bölgesinde hayata geçirilecek yeni üretim tesisleri ile daha da güçlenecek. Bu yatırım, yalnızca bölgesel ihracat kapasitemizi arttırmakla kalmayacak; aynı zamanda Orta Asya’yı, küresel üretim ve tedarik ağımız içinde daha stratejik bir konuma taşıyacak. Orta Doğu ve EMEA bölgesi de Türkiye’nin lojistik avantajları ve güçlü üretim altyapısı sayesinde ihracat tarafında öncelikli pazarlarımız arasında yer almaya devam edecek.
Mevcut pazarlarda ise büyüme stratejimizi; ürün gamını derinleştirme, katma değeri yüksek çözümlerle konumlanma ve sürdürülebilirlik odağını güçlendirme üzerine kuruyoruz. Özellikle su ve enerji tasarrufu sağlayan, çevre dostu ve ileri teknolojilere sahip ürünlerle, pazarlardaki marka algımızı “tasarım ve inovasyon liderliği” ekseninde daha da yukarı taşımayı hedefliyoruz.
- Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?
Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları, Roca Grup’un uzun vadeli vizyonunun merkezinde yer alıyor. Bu yaklaşımı yalnızca bir hedef ya da yan faaliyet alanı olarak değil; tasarımdan Ar-Ge’ye, üretimden operasyonel süreçlere kadar tüm iş yapış biçimimize entegre edilmiş temel bir yönetim anlayışı olarak ele alıyoruz. Grup olarak amacımız, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (UN SDGs) doğrultusunda hareket ederek çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları dengeli şekilde kapsayan sürdürülebilir bir büyüme modeliyle uzun vadeli değer yaratmak.
Çevresel boyutta; karbon ayak izimizi azaltmaya, enerji ve su verimliliğini arttırmaya, çevre dostu ve düşük emisyonlu üretim süreçleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Yenilenebilir enerji uygulamaları, su arıtma ve geri kazanım sistemleri, atıkların azaltılması ve döngüsel ekonomi prensiplerinin üretim süreçlerimize entegrasyonu bu yaklaşımın temel yapı taşlarını oluşturuyor. Ekonomik boyutta ise yeşil inovasyon ve sürdürülebilir iş modelleriyle rekabet gücümüzü arttırırken, kaynakların verimli kullanımını esas alan uzun vadeli bir değer zinciri oluşturmayı hedefliyoruz. Sosyal boyutta da çalışan gelişimini destekleyen, eşitlikçi, kapsayıcı ve toplumsal fayda üreten bir kurum kültürü inşa etmeye odaklanıyoruz.
Sosyal sorumluluk ve farkındalık projeleri de bu vizyonun önemli bir parçası. Sürdürülebilirliği yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı tutmuyor, kültür, sanat ve tasarım yoluyla toplumsal farkındalık yaratmayı da önemsiyoruz. Bu doğrultuda, son olarak Milano Tasarım Haftası kapsamında uluslararası üne sahip BIG – Bjarke Ingels Group tarafından tasarlanan ve suyun hem özel hem de kamusal alanlardaki önemini vurgulayan “A Beat of Water” adlı sanatsal enstalasyonu hayata geçirdik. Fuorisalone 2025’te INTERNI Cre-Action sergisi kapsamında Università degli Studi di Milano’da sergilenen bu proje, sürdürülebilirliğe olan bağlılığımızın güçlü bir ifadesi oldu.
Önümüzdeki dönemde de yeşil dönüşüm, karbon nötr hedefler, enerji verimliliği ve sürdürülebilir ürün geliştirme odaklı yatırımlarımızı arttırmayı planlıyoruz. Amacımız; çevreye ve topluma duyarlı bir marka kimliğiyle, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesiller için de kalıcı ve pozitif bir etki yaratmak.
- Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?
Özellikle altını çizmek istediğimiz konu, sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil, ortak bir sorumluluk olduğudur. Bugün attığımız her adımın, kullandığımız her kaynağın ve geliştirdiğimiz her ürünün; yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam kalitesini de doğrudan etkilediğinin bilinciyle hareket ediyoruz. Roca Grup olarak sürdürülebilirliği geçici bir trend değil, uzun vadeli değer yaratmanın ve kalıcı başarının temel şartı olarak görüyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda; çevreye duyarlı üretimden su ve enerji verimliliği yüksek ürünlere, yeşil inovasyondan toplumsal farkındalık projelerine kadar tüm faaliyetlerimizi aynı sorumluluk bilinciyle şekillendiriyoruz. İnanıyoruz ki, sürdürülebilirlik odağında atılan her adım, yalnızca şirketler için değil; sektörümüz, toplum ve gezegenimiz için de daha dayanıklı ve yaşanabilir bir gelecek inşa etmenin anahtarıdır.
Bunları da Beğenebilirsin
GENEL
Masdaf, Akıllı Pompa Sistemleriyle Verimlilik ve Dijital Dönüşüme Odaklanıyor
Yayınlandı
1 ay önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Erhan Özdemir Masdaf CEO’su
1977’den bu yana yüzde 100 yerli sermaye ile akışkan teknolojileri alanında faaliyet gösteren Masdaf, yüksek verimli pompa sistemleri, veri odaklı üretim ve dijitalleşme yatırımlarıyla sektörün dönüşümüne katkı sunuyor.
Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Masdaf olarak 1977 yılında, suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle, yüzde 100 yerli sermaye ile faaliyetlerimize başladık. Bugün 40 bin metrekare alan üzerine kurulu Düzce tesislerimizde; uçtan emişli, inline, axial ayrılabilir, yangın, kademeli, proses, dalgıç, kolonlu, kendinden emişli ve dişli pompaların yanı sıra hidrofor ve genleşme tankları da dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinde üretim gerçekleştiriyoruz. Akışkan teknolojileri alanındaki çözümlerimizi bina teknolojileri, endüstri, yangın güvenliği, tarım, altyapı ve enerji başta olmak üzere birçok sektöre sunuyor, ERP direktiflerine uygun olarak geliştirdiğimiz yüksek verimli pompa sistemlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. 4 binin üzerinde farklı ürün üretiyor olmamız da farklı sektörlerin ve pazarların ihtiyaçlarına yönelik geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğumuzu gösteriyor.
Pompa sektöründe Türkiye, son yıllarda güçlü bir teknolojik dönüşüm sürecinden geçiyor. Artık yalnızca suyun taşınması değil, bunun minimum enerjiyle, maksimum verimlilikte ve sistem bütünlüğü içinde yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, sektörü daha akıllı, entegre ve yüksek standartlı çözümlere yönlendiriyor. Yerli üreticiler, yüksek verimli pompa sistemleri, frekans kontrollü sürücüler (VFD), sistem optimizasyonu ve akıllı kontrol çözümleri gibi ileri teknolojileri kendi bünyelerinde geliştirebilir hale geldi. Bu da Türkiye’yi sadece ürün üretiminde değil, mühendislik ve teknoloji geliştirme alanında da rekabetçi bir konuma taşıyor.
Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?
Dijitalleşmeyi müşteri deneyimini geliştiren uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Departmanız ile tüm dijital dönüşüm çalışmalarımızı tek çatı altında topladık ve veri odaklı bir yapıya geçiş sürecini başlattık. Gelişmiş analitik uygulamaları ve yapay zekâ kullanımını süreçlerimize kademeli olarak entegre etmek üzere projeler geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı veri ve sensör teknolojileri sayesinde sistem performansını daha yakından izlemeyi, müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebilmeyi ve kullanım süreçlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda hedefimiz yalnızca operasyonel verimlilik sağlamak değil, müşterilerimizin enerji tüketimini optimize eden, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı sistemler geliştirmek.
Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Üretim tesislerimizde MES sistemimiz var. Üretimden gerçek zamanlı verileri alıp analiz ediyor, bunu da üretim süreçlerimizin iyileştirilmesi için kullanıyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimimizin daha da dijital olması için çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, kısa bir süre içinde tüm operasyonel süreçlerin dijitale taşındığı bir yapıya dönüşmek.
BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?
Bu konular pompa sektörü için nispeten yeni konular. IoT, uzaktan izleme, dijital ikiz, dijital öğrenme gibi konularda ilgili departmanlarımızın çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların meyvelerini hep beraber görme şansına sahip olacağız.
Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?
Uzaktan izleme ve enerji optimizasyonu ile ilgili ülkemizin önemli bir kuruluşu ile ortak proje yürütüyoruz. Bu projenin hedeflerine ulaşması ile birlikte diğer müşterilerimize de tasarladığımız sistemleri sunma şansına sahip olacağız.
Haziran ayında yeni ıslak rotorlu sirkülasyon pompamız olan Omnia serisi pompalarımızın lansmanını yaptık. Bu pompalar, entegre frekans kontrol ünitesi ve özel yazılımı ile tüm tesisat uygulamalarının zorlu şartlarına tam uyum sağlıyor.
Ürün geliştirme vizyonumuzu enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyoruz. Pompa sistemlerinin dünya elektrik tüketimindeki önemli payı nedeniyle, geliştirdiğimiz her yeni üründe yüksek verimli motorlar, frekans kontrollü sürücüler ve akıllı kontrol teknolojilerine odaklanıyoruz.
Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği, üretim anlayışımızın merkezinde yer alıyor. Ürünlerimizi geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlıyor, kullanım ömürlerini tamamladıklarında tekrar sisteme kazandırılabilir şekilde üretiyoruz. Pompalar, dünya genelindeki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 22’sinin gerçekleşmesinde rol oynuyor. Bu nedenle yalnızca ürün bazında değil, sistem verimliliği üzerinden de enerji tüketimini azaltmaya odaklanıyoruz. Yeni ürünler geliştirirken mevcut ürün portföyümüzün enerji verimliliğini artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üretim süreçlerimizi de bu yaklaşımla şekillendiriyoruz. Düzce’deki üretim tesisimizde güneş enerjisi sistemine yatırım yaptık ve yıllık ortalamada tesisimizde tüketilen elektriğin yüzde 60’ını güneş enerjisinden sağlıyoruz. İlave GES kapasitesi ile ilgili de onay süreçlerini tamamladık. En kısa sürede bunu da hayata geçirip “elektrik pozitif” olmayı amaçlıyoruz.
Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?
2030 hedeflerimiz doğrultusunda tüm ürün portföyümüzü akıllı sistemlerle entegre hale getirmeyi, uzaktan izlenebilir ve yönetilebilir pompa teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda dijital sensörler, gelişmiş analitik uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler ve uzaktan izleme teknolojileri dijital dönüşüm çalışmalarımızın odağında yer alıyor.
GENEL
İstanbul Teknik, Üretim Gücünü Ar-Ge ve İzlenebilirlik Çözümleriyle Pekiştiriyor
Yayınlandı
1 ay önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Cemil Aytaç Fabrika Müdürü İstanbul Teknik İnşaat A.Ş.
Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi İstanbul Teknik, geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine uzanan geniş ürün yelpazesini mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle destekliyor.
- Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle bu sayınızda görüşlerimize yer verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim.
İstanbul Teknik’i, yapı malzemeleri alanındaki üretim gücünü mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle bir araya getiren güçlü bir çözüm ortağı olarak tanımlayabilirim. Geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine, asfalt katkılarından mermer güçlendirme çözümlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz.
Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi olarak yalnızca ürün sunmuyor; uzman kadromuzla projelerin ihtiyaçlarına özel çözümler de geliştiriyoruz. Ar-Ge Merkezimizde üniversiteler ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde ürünlerimizi ve üretim süreçlerimizi sürekli geliştirirken ülkemizin bu alanlardaki yurt dışı bağımlılığını azaltmaya yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyoruz.
Bugün güçlü üretim altyapımız, geniş satış ağımız ve uluslararası pazarlardaki deneyimimizle Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerindeki önemli projelerde yer alıyoruz. Bizi sektörde farklılaştıran temel yaklaşımın; üretim gücünü, bilimsel araştırmaları ve mühendislik deneyimini aynı yapı altında buluşturmamız olduğunu düşünüyorum.
- Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?
Dijitalleşme, rekabeti yalnızca hız ve verimlilik üzerinden değil; kalite, şeffaflık, izlenebilirlik ve değişen ihtiyaçlara hızlı yanıt verebilme kabiliyeti üzerinden de yeniden şekillendiriyor.
Fabrikamızda üretim, kalite kontrol, stok ve sevkiyat süreçlerinden elde ettiğimiz verileri dijital sistemler üzerinden takip ediyoruz. Bu sayede üretim süreçlerimizi daha doğru planlayabiliyor, olası aksaklıkları daha hızlı tespit edebiliyor ve kararlarımızı güncel verilere dayanarak alabiliyoruz. Kullandığımız sistemleri gelişen teknolojilere ve ihtiyaçlarımıza uygun şekilde sürekli güncelliyor ve geliştiriyoruz.
Dijitalleşmenin sağladığı veri bütünlüğü, departmanlar arasındaki bilgi akışını da güçlendiriyor. Böylece hem kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor hem de kalite sürekliliğini ve üretimde izlenebilirliği destekliyoruz.
- Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Üretim ve dijitalleşme alanında yakın dönemde öne çıkan iki önemli gelişmemiz bulunuyor.
Bunlardan ilki, fabrikamızda kapsamlı bir yaklaşımla yürüttüğümüz dijital dönüşüm süreci. Bu süreçte çalışanlarımız dijital dönüşüm alanındaki eğitimlere katılarak süreçlerinin büyük bir kısmını dijitale taşıdı. Ardından işletmelerin dijitalleşme seviyesini ölçen ve gelecek çalışmalara yönelik bir yol haritası sunan Dijital Dönüşüm Değerlendirme Modeli (DDX) raporumuzu aldık. Böylece fabrikamızın dijital dönüşümdeki sonuçlarını değerlendirirken atacağımız yeni adımları da daha sistemli biçimde planlama imkânı elde ettik.
Hayata geçirdiğimiz uygulamalar sonucunda üretim verimliliğimizi yüzde 25 artırırken veri girişlerine ayrılan süreyi üçte bir oranında azalttık ve kurumsal hafızamızı güçlendirecek dijital arşivimizi oluşturmaya başladık. Bu çalışmalar iş kazalarının azalmasına da katkı sağladı. Bu çalışmalarımız, Bolu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından “Dijital Dönüşüm Farkındalık Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olurken gelecekte atacağımız adımlar için de bize cesaret verdi ve motivasyonumuzu artırdı.
İkinci önemli gelişmemiz ise yakın dönemde hayata geçirdiğimiz “Kaliteme Güveniyorum” sistemi. Sektör liderliğimizin getirdiği sorumlulukla geliştirdiğimiz, ülkemizde ilk ve tek, dünyada ise benzerine rastlanmayan bu sistemle ürettiğimiz her bir ürünün hammaddeden başlayan üretim yolculuğuna ait verileri, üretim öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen testlerin sonuçlarını ve Ar-Ge Merkezi laboratuvarımızda hazırlanan analiz raporlarını, ürünlerimizin üzerine yerleştirdiğimiz QR kod aracılığıyla müşterilerimizle paylaşıyoruz.
Bu sistemle müşterilerimiz genel veya örnek bir teknik dokümana değil; doğrudan satın aldıkları ürüne ait hammadde analizlerine, üretim bilgilerine, kalite kontrol sonuçlarına ve teknik verilere ulaşabiliyor.
Elbette müşterimizin karşısında bir QR kod olarak görünen sistemin arkasında oldukça kapsamlı bir yazılım altyapısı ve birbiriyle bağlantılı dijital süreçler bulunuyor. Süreç, hammaddenin satın alınması ve kontrol edilmesiyle başlıyor; uygun bulunan hammaddenin üretime alınması, üretim, kalite kontrol ve sevkiyat aşamalarına kadar devam ediyor. Tüm bu adımların atlanmadan, gözden kaçırılmadan ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi yazılım tarafından kontrol ediliyor.
Bu sistemle kaliteyi yalnızca beyan etmiyor; üretimin her aşamasında denetliyor, kayıt altına alıyor ve müşterilerimizin kontrolüne sunuyoruz. Özellikle farklı zamanlarda ve partiler hâlinde teslimat yapılan büyük projelerde ürünlerin aynı kalite ve teknik özellikleri taşıdığının izlenebilmesini sağlıyoruz.
“Kaliteme Güveniyorum” sistemini yazılımı, üretim süreçlerini, laboratuvar çalışmalarını, sevkiyatı ve teknik desteği aynı yapı içinde buluşturan bütüncül bir dijital dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz. Sistemin vaadini de oldukça açık ifade ediyoruz: “Kaliteme güveniyorum ve bunu kanıtlıyorum.”
- Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?
Geosentetik ürünlerimiz karayolları, demiryolları, havaalanları, maden sahaları, atık depolama tesisleri, barajlar ve istinat yapıları gibi büyük ölçekli altyapı projelerinde ve konut projelerinde kullanılıyor. Zemin güçlendirme, ayırma, filtrasyon, drenaj, erozyon kontrolü ve sızdırmazlık gibi farklı mühendislik işlevlerine yönelik çözümler geliştiriyoruz.
Konut ve ticari yapılarda ise su ve ısı yalıtımı, drenaj, yeşil çatı ve peyzaj sistemleri konusunda ürün ve çözüm sunuyoruz.
Ürünlerimizin kullanıldığı projelerin uzun ömürlü, sürdürülebilir ve güvenli biçimde hizmet verebilmesinde kalitenin belirleyici bir rol taşıdığını biliyoruz. Bu nedenle yüksek teknik performansı, kalite sürekliliğini ve projeye özel ihtiyaçları ürün geliştirme çalışmalarımızın merkezinde tutuyoruz. Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz çözümlerde dayanıklılığın yanı sıra kaynakların verimli kullanılması ve çevresel etkilerin azaltılmasını da önceliklendiriyoruz.
- Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Dijital teknolojiler, sürdürülebilirlik çalışmalarının ölçülebilir ve yönetilebilir hâle gelmesini sağlıyor. Üretim, kalite, stok ve sevkiyat verilerinin takip edilmesi; kaynak kullanımının daha doğru planlanmasına, gereksiz üretimin ve ürün kayıplarının azaltılmasına katkı sunuyor. Kalite sürekliliğinin izlenmesi de hatalı üretim ve tekrar iş yapma ihtimalini azaltarak kaynak verimliliğini destekliyor.
Dijital doküman kullanımıyla basılı materyal ihtiyacını azaltıyor; ürünlere ait teknik belgeleri, test sonuçlarını ve uygulama bilgilerini dijital kanallar üzerinden erişilebilir hâle getiriyoruz. “Kaliteme Güveniyorum” sistemi de bu yaklaşımın bir parçası. Ürüne ilişkin güncel bilgi ve belgelerin QR kod üzerinden paylaşılması hem bilgiye erişimi kolaylaştırıyor hem de dokümantasyon süreçlerini daha verimli hâle getiriyor.
Aynı zamanda geliştirdiğimiz çözümler; yapıların ve altyapıların kullanım ömrünü uzatmaya, bakım ve yenileme ihtiyacını azaltmaya ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlıyor. Dijital veriler ise bu ürünlerin üretimden uygulamaya kadar daha doğru yönetilmesini destekliyor.
Sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli bir boyutunu da yenilenebilir enerji kullanımı oluşturuyor. Bu doğrultuda fabrikamızda hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi yatırımıyla elektrik ihtiyacımızın önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya başladık. Dijital sistemler aracılığıyla enerji üretimimizi ve tüketimimizi takip ederek kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor, sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ölçülebilir verilerle destekliyoruz.
- Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?
Teknoloji sürekli gelişirken iş yapış biçimleri ve müşteri beklentileri de değişiyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde de yeni teknolojileri yakından takip etmeye, ihtiyaçlarımıza uygun sistemleri mevcut süreçlerimize entegre etmeye ve dijital altyapımızı sürekli geliştirmeye devam edeceğiz.
Amacımız, yalnızca güncel teknolojilere uyum sağlamak değil; bu teknolojileri üretim kalitemizi, operasyonel verimliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz hizmeti ileriye taşıyacak şekilde kullanmak. Fabrikamızdaki süreçleri gelişen teknolojilere uygun şekilde sürekli güncellemeye, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeye ve üretimimizi daha verimli, güvenli ve izlenebilir hâle getirecek uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceğiz.
GENEL
Form MHI Klima Sistemleri, Güçlü Bayi Ağı ve Yeni Nesil Çözümleriyle Büyümesini Sürdürüyor
Yayınlandı
1 ay önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Form MHI Klima Sistemleri – VRF Sistemler Genel Müdür Yardımcısı Uğur Bayülgen
Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana sürdürdüğü iş birliğini 2019’da ortaklığa taşıyan Form MHI Klima Sistemleri; split, multi-split, VRF ve ısı pompası çözümleriyle iklimlendirme sektöründeki konumunu güçlendiriyor.
- Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Japon teknoloji devi Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana başarılı şekilde devam eden ve 2019 yılında ortaklığa dönüşen bir iş birliğimiz bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında kurulan Form MHI Klima Sistemleri firmamız; split klimalar, multi-split klimalar, profesyonel klimalar, ısı pompaları ve VRF sistemlerin yer aldığı ürün gamını kullanıcılarla buluşturuyor.
Tecrübeli mühendis kadromuzla projelere ve dizayn ofislerine verdiğimiz mühendislik desteğinin yanı sıra, split, multi-split, profesyonel seri klimalar ve konut tipi ısı pompalarını Türkiye genelindeki 120 mağazamız aracılığıyla son tüketiciye ulaştırıyoruz. Hava kaynaklı konut tipi ısı pompaları konusunda hem Japon Mitsubishi Heavy hem de İtalyan Clivet markalarımızla müşterilerimize hizmet veriyoruz. Her iki ürün de Form MHI Klima bayilerinde kullanıcılarımızla buluşuyor. Halihazırda 120’yi aşan bayi sayımızı, 2026’da da yüzde 20 oranında artırmayı hedefliyoruz. VRF sistemleri konusunda ise uzun yıllardır Türkiye’nin en büyük 2 firmasından biri konumundayız.
İhracat tarafında ise MHI yapılanması kapsamında sorumluluğumuzda bulunan Türki Cumhuriyetler, Kıbrıs, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyümeye devam ediyoruz. Kısa vadede Tunus, Cezayir, Fas ve Güney Afrika pazarlarında da faaliyet göstermeyi hedefliyoruz.
- Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin odağını yalnızca ürün performansından, veri odaklı hizmet anlayışına taşıdı. Günümüzde müşteriler; enerji tüketimi takip edilebilen, uzaktan izlenebilen ve akıllı otomasyon sistemleriyle entegre çalışabilen çözümleri tercih ediyor. Bu nedenle veri yönetimi ve gerçek zamanlı analizler hem operasyonel verimlilik hem de müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıyor.
Özellikle büyük ölçekli projelerde sistem performansının izlenmesi, enerji tüketiminin takip edilmesi ve bakım süreçlerinin daha planlı yürütülmesi müşteri memnuniyetini doğrudan etkiliyor.
Üretim tarafında ise otomasyon ve Endüstri 4.0 uygulamaları kaliteyi artırırken üretim süreçlerini daha verimli hale getiriyor. Sensör teknolojileri, robotik otomasyon ve dijital üretim takip sistemleri sayesinde hem kalite standartları yükseliyor hem de bakım süreçleri daha proaktif yönetilebiliyor.
- BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?
BIM, dijital ikiz ve IoT teknolojileri özellikle büyük ölçekli projelerde tasarım, uygulama ve işletme süreçlerini önemli ölçüde iyileştiriyor. Bu teknolojiler sayesinde projeler daha doğru planlanıyor, enerji performansı izlenebiliyor ve bakım süreçleri daha verimli yönetiliyor. AR ve VR ise teknik eğitimlerde ve proje sunumlarında giderek daha fazla kullanılmaya başladı.
Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın en büyük etkisini enerji optimizasyonu, öngörüsel bakım ve akıllı bina yönetim sistemlerinde göreceğimizi düşünüyorum. Yapay zekâ, sistemlerin kullanıcı alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek enerji tüketimini otomatik olarak optimize eden yaygın bir teknoloji haline gelecek.
- Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?
Isı pompaları, enerji verimliliği ve düşük karbon emisyonu hedefleri doğrultusunda son yılların en hızlı gelişen teknolojilerinden biri oldu. Daha yüksek verimlilik sağlayan inverter teknolojileri, düşük sıcaklıklarda çalışma kabiliyetinin artması ve çevre dostu yeni nesil soğutucu akışkanlar bu gelişimin temel unsurları arasında yer alıyor.
Önümüzdeki dönemde sadece konutlarda değil; oteller, ofisler, hastaneler ve ticari yapılarda da kullanımının hızla artacağını öngörüyoruz. Yenilenebilir enerji sistemleriyle birlikte çalışabilmesi de ısı pompalarını geleceğin en önemli iklimlendirme çözümlerinden biri haline getiriyor.
- VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?
VRF sistemleri, yüksek enerji verimliliği, bağımsız zon kontrolü ve esnek tasarım imkânı sayesinde büyük ölçekli projelerde en çok tercih edilen çözümler arasında yer alıyor. Aynı anda farklı mahallerde farklı sıcaklık ihtiyaçlarını karşılayabilmesi hem kullanıcı konforunu hem de işletme verimliliğini artırıyor.
Ticari ve kamu projelerinde yatırım maliyeti kadar yaşam döngüsü maliyeti, enerji tüketimi, servis altyapısı, sistem güvenilirliği ve bina otomasyon sistemleriyle entegrasyon kabiliyeti de karar sürecinde belirleyici kriterler haline gelmiş durumda.
- İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı.
Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?
Pandemi sonrası dönemde iç hava kalitesi kullanıcılar açısından çok daha önemli hale geldi. Artık yalnızca sıcaklık kontrolü değil; temiz hava, doğru nem seviyesi ve hijyenik ortam sağlanması da iklimlendirme sistemlerinden beklenen temel özellikler arasında yer alıyor.
Bu doğrultuda gelişmiş filtrasyon sistemleri, taze hava çözümleri, ısı geri kazanım sistemleri ve akıllı sensörlerle çalışan otomasyon teknolojileri sayesinde hem enerji verimliliği hem de sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.
- Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Dijital teknolojiler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada en önemli araçlardan biri haline geldi. Gerçek zamanlı enerji izleme sistemleri ve veri analitiği sayesinde enerji tüketimi sürekli takip edilerek gereksiz kaynak kullanımı azaltılabiliyor.
Bunun yanında üretim süreçlerinde otomasyon, kaynak verimliliğini artırırken atık miktarını da azaltıyor. Yenilenebilir enerjiyle uyumlu sistemlerin geliştirilmesi ve yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması da karbon emisyonlarının azaltılmasına önemli katkı sağlıyor.
Biz de yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması, ısı pompası gibi düşük karbonlu çözümlerin daha geniş kullanım alanı bulması ve dijital izleme teknolojilerinin projelere daha fazla entegre edilmesiyle karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz.
- Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor? Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?
Avrupa Birliği’nin F-Gaz düzenlemeleri, sektörümüzün daha çevreci teknolojilere yönelmesini hızlandıran önemli bir dönüşüm süreci başlattı. Düşük GWP değerine sahip yeni nesil soğutucu akışkanlar artık ürün geliştirme süreçlerinin temel odak noktalarından biri haline geldi.
Bu dönüşüm yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda enerji verimliliğini artıran önemli bir fırsat olarak görülmeli. Önümüzdeki yıllarda yüksek verimli ve çevre dostu sistemlerin sektör standardı haline geleceğini düşünüyoruz. Biz de bu dönüşümü, ürün gamımızı ve teknoloji yatırımlarımızı şekillendiren temel başlıklardan biri olarak görüyoruz.
- Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?
Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, IoT, akıllı bina sistemleri, dijital ikiz uygulamaları ve düşük karbonlu iklimlendirme teknolojileri sektörün gelişimine yön verecek. Sistemler artık sadece çalışan cihazlar değil, kendi performansını analiz eden ve optimize edebilen akıllı platformlara dönüşecek.
Biz de bu dönüşüme; dijital altyapımızı güçlendirerek, enerji verimliliği yüksek ürünlere yatırım yaparak ve çalışanlarımızın teknik yetkinliklerini sürekli geliştirerek hazırlanıyoruz. Dijitalleşmenin gelecekte rekabet avantajı sağlayan en önemli unsurlardan biri olmaya devam edeceğine inanıyoruz.
Son Yazılar
- AKYAPI, BUGÜN BAŞLAYAN MÜSİAD EXPO’DA ‘TÜRKİYE’NİN İLK HACİM BAZLI TİCARİ GAYRİMENKUL MODELİNİ’ YERLİ VE YABANCI ÜRETİCİLERE TANITIYOR! Eylül 23, 2026
- Construct Iraq 2026 Kapılarını Açtı: Erbil’de Sektör Profesyonelleri Bir Araya Geliyor Eylül 23, 2026
- Albayrak Beton’dan halka arz sonrası yatırımcı odaklı adım Eylül 23, 2026
- ÇEİS’ten İSG Kültüründe Ödüllendirme ve Tanınmaya Yönelik Yeni Rehber Eylül 23, 2026
- Estap DCMax ve Cloudmax ile Veri Merkezlerinde Performans ve Verimliliği Bir Arada Sunuyor Eylül 23, 2026
- Kastamonu Entegre, Gelecek Dönemin Yeniliklerini INTERMOB 2026’da Sektörle Buluşturdu Eylül 23, 2026
- Yıldız Entegre, Intermob 2026’da “Renklerin ve Dokuların Ritmi”ni Tasarım Deneyimine Dönüştürdü Eylül 22, 2026
- FLOKSER KİMYA’DAN ZEMİN KAPLAMALARINDA PERFORMANSIN ANAHTARI ÜRÜN: FLK 1100 Eylül 22, 2026
- Komatsu’dan Marubeni Dağıtım ve Servis’e Büyük Ödül Eylül 22, 2026
- OYAK Çimento Mardin Fabrikası’ndan İSG’de Gurur Tablosu: Kayıp Zamanlı Kazasız 1000 Gün Eylül 22, 2026
- JENDER, Türk Jeneratör Sanayisini ABD’de Temsil Etti Eylül 22, 2026
- Wilo Türkiye, Gençleri Suyun Geleceğini Tasarlamaya Davet Ediyor Eylül 22, 2026
- Duotec ve Lunatec Ürün Ailesi Yenilikçi Teknolojileriyle Yaşam Alanlarında Konforu Artırıyor Eylül 21, 2026
- Döveç’ten İskele’nin Geleceğine Değer Katan Yatırımlar Eylül 21, 2026
- Schneider Electric, Abu Dhabi’de düzenlenen Innovation Summit Orta Doğu ve Afrika 2026’yı tamamladı, BAE Endüstriyel Yapay Zekâ Araştırması’nı yayımladı Eylül 21, 2026
Trendler
GENEL2 yıl önceSektörel Liderlikte Bir Adım Daha: Hareket, Heavy Lift Awards’da İnovasyon Ödülü Aldı!
GENEL2 yıl önceİklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği, Venedik Sarayı’nda Heat Pump Technologies ve Mostra Convegno Expocomfort Fuarlarının Tanıtım Lansmanına Katıldı
GENEL2 yıl önceAlarko Carrier, 11 Yıldır İhracatta Zirvenin Sahibi!
GENEL2 yıl önceSika Yapı Kimyasalları, Deprem ile İlgili Bilinçlendirme Projesine devam ediyor
GENEL2 yıl önceEnerji verimliliğinin yolu ısı yalıtımından geçiyor
GENEL2 yıl önceİsra Portföy’ün Birinci ve İkinci GSYF İhraç Belgelerine SPK’dan Onay Geldi
RÖPORTAJ2 yıl önce“İklimlendirme Sektöründe Kullanıcıların Daha İyi Bir Yaşam Sürmelerine Yardımcı Olacak Yeniliklere Öncülük Etmeyi Sürdüreceğiz”
SEKTÖREL2 yıl önceDoka Türkiye, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında bu yılın merakla beklenen TurkeyBuild Fuarı’na katılım sağlayacak










