Betek’ten Yangın Güvenliğinde Sistem Yaklaşımı Vurgusu - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Betek’ten Yangın Güvenliğinde Sistem Yaklaşımı Vurgusu

Yayınlandı

-

İnşaat Grubu Marka Direktörü Çağdaş Korkmaz

Yangın güvenliğinde yalnızca ürün performansına odaklanmanın yeterli olmadığını belirten Betek, tasarım, doğru ürün seçimi, uygulama kalitesi ve saha denetiminin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

 

Türkiye’de yapıların yangın güvenliği açısından mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektörün en kritik eksikleri sizce hangi noktalarda ortaya çıkıyor?

Türkiye’de yangın güvenliği konusunda son yıllarda belirgin bir farkındalık artışı görüyoruz. Özellikle yüksek katlı ve büyük ölçekli projelerde konu, tasarımın daha erken aşamalarında ele alınıyor. Buna karşın, tasarım kararlarının sahadaki uygulamaya aynı standartta yansıtılması hâlâ önemli bir gelişim alanı.

Betek olarak yangın güvenliğini tek bir ürün üzerinden değil, yapının bütününü kapsayan bir sistem yaklaşımıyla değerlendiriyoruz. Doğru tasarım, birbiriyle uyumlu, standartlara uygun ürün ve sistemler, nitelikli uygulama ve etkin saha denetimi birlikte ele alındığında hedeflenen güvenlik performansına ulaşmak mümkün. Bu nedenle sektör açısından öncelikli başlıkların sistem yaklaşımının yaygınlaştırılması, uygulama kalitesinin artırılması ve denetim süreçlerinin güçlendirilmesi olduğunu düşünüyoruz.

Yangın güvenliğinde yalnızca yangına dayanıklı ürün kullanmak yeterli mi? Yapı tasarımı, uygulama kalitesi ve sistemlerin birbiriyle uyumu nasıl bir rol oynuyor?

Yangın güvenliği, tasarım aşamasından başlayarak yapının tamamında bütüncül biçimde ele alınması gereken bir konu. Özellikle dış cephe ısı yalıtım sistemlerinde; yapının özellikleri, bina yüksekliği, ilgili gereklilikler ve kullanılan bileşenlerin birbiriyle uyumu birlikte değerlendirilmelidir.

En doğru ürün dahi, uygun sistem içinde ve doğru detaylarla uygulanmadığında beklenen performansı sağlayamaz. Bu nedenle malzeme seçimi kadar uygulama kalitesi, detay çözümleri ve sistem bütünlüğü de kritik önem taşıyor.

Günümüzde yangın güvenliği açısından “ürün” yaklaşımından “entegre sistem” yaklaşımına doğru bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu dönüşümü yapı güvenliği açısından gerekli ve olumlu bir gelişim olarak görüyoruz. Artık yalnızca tek bir ürünün performansına değil, ürünlerin bir araya gelerek oluşturduğu sistemin yapı üzerindeki bütünsel performansına odaklanmak gerekiyor.

Dış cephe ısı yalıtım sistemleri bunun iyi bir örneği. Isı yalıtım performansının yanı sıra, yangının cephede ilerlemesini sınırlandırmaya yönelik detayların da sistemin bir parçası olarak doğru şekilde kurgulanması gerekiyor. Yangın bariyerleri de bu bütünlüğü destekleyen önemli tamamlayıcı çözümler arasında yer alıyor.

Dış cephe ısı yalıtım sistemlerinde yangın performansı, sistemin belgeleriyle doğrudan ilişkilidir. EPS sistemler TS EN 13499, taş yünü sistemler ise TS EN 13500 standartlarına uygun olmalıdır. Avrupa Teknik Değerlendirmesi (ETA) ve CE kapsamında tüm bileşenler birlikte test edilir. Yangına tepki sınıfı TS EN 13501-1 standardına göre belirlenir. Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik de bu sınıflandırmayı esas alır. Bu nedenle yangın güvenliği için en doğru yaklaşım, sistem olarak belgelendirilmiş ve bileşenleri bu belgeye uygun çözümlerin kullanılmasıdır.

 

Yapı sektöründe yangın güvenliği konusunda son yıllarda öne çıkan teknolojik gelişmeler ve inovasyonlar neler? Son dönemde geliştirmiş olduğunuz ve pazara sunduğunuz yeni ürünleriniz ve öne çıkan hizmetleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Yangın güvenliği alanında öne çıkan gelişmelerden biri, özellikle dış cephe sistemlerinde yangının yayılımını sınırlandırmaya yönelik çözüm ve detayların geliştirilmesi. Yönetmelik gereklilikleri doğrultusunda, belirli bina yüksekliklerinde yangın bariyeri kullanımı bu yaklaşımın önemli bir parçası.

Biz de bu ihtiyaçtan hareketle Dalmaçyalı Stonewool Barrier Taşyünü Yangın Bariyeri’ni geliştirdik. Balıkesir Taşyünü Üretim Tesisimizde üretilen ürün; pencere ve kapı boşlukları çevresinde uygulanarak dış cephe ısı yalıtım sisteminin yangın güvenliği bütünlüğünü destekliyor. Hazır ebatlı ve düzgün yüzeyli yapısı sayesinde şantiyede hızlı, uyumlu ve uygulaması kolay bir çözüm sunuyor.

Isı ve ses yalıtımının yanı sıra yangın güvenliği açısından da kritik bir rol üstlenen yalıtım ürünlerinde hangi teknolojiler öne çıkıyor?

Günümüzde yalıtım sistemlerinden beklenti yalnızca ısı yalıtım performansıyla sınırlı değil. Isı ve ses yalıtımının yanı sıra yangın güvenliğini de birlikte ele alan, yapı özelliklerine ve yönetmelik gerekliliklerine uygun sistem çözümleri öne çıkıyor.

“Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” kapsamında, bina yüksekliği ve dış cephe ısı yalıtım sisteminin özelliklerine göre farklı çözümler gerekiyor. 6,5-28,5 metre arasındaki binalarda yönetmelikte belirtilen koşullar doğrultusunda yangın bariyerleri kullanılırken, 28,5 metreyi aşan yüksek binalarda dış cephelerde A1 sınıfı yanmaz malzemelerin kullanılması gerekiyor.

Dalmaçyalı olarak bu farklı ihtiyaçlara yönelik geniş bir ürün ve sistem portföyü sunuyoruz. Stonewool Barrier Taşyünü Yangın Bariyeri, kullanıma hazır yapısıyla uygulama sürecini kolaylaştıran ve işçilik avantajı sağlayan bir çözüm. 28,5 metreyi aşan yüksek binalar için sunduğumuz Dalmaçyalı Stonewool SW035 Taşyünü Isı Yalıtım Levhası ise Cross Curing® teknolojisiyle yüksek ısı yalıtım performansını ideal mekanik dayanımla bir araya getiriyor. Böylece ısı yalıtımı, yangın güvenliği, mekanik dayanım ve cephe performansı gibi farklı beklentileri aynı sistem içinde karşılamayı hedefliyoruz.

Yalıtım malzemelerinin yangına tepki ve yangına dayanım performansları yapı güvenliğini nasıl etkiliyor? Ürün seçiminde hangi kriterler mutlaka dikkate alınmalı?

Burada iki farklı ancak birbirini tamamlayan performansı ayırmak gerekiyor: yangına tepki ve yangına dayanım. Yangına tepki, bir malzemenin yangın karşısındaki davranışını ifade ederken; yangına dayanım, bir yapı elemanının yangın sırasında belirli bir süre boyunca bütünlüğünü ve işlevini koruyabilmesini ifade ediyor. A1 sınıfı malzemeler ise yangına katkısı olmayan, en yüksek yangına tepki sınıfındaki malzemeler arasında yer alıyor.

Ürün seçiminde yalnızca tek bir malzemenin sınıfına odaklanmak yeterli değil. Yönetmelik gereklilikleri, bina yüksekliği ve yapı özellikleri, ürünlerin yangın performansı, sistem içindeki uyumu ve uygulama detayları birlikte değerlendirilmelidir. Dış cephede yangın güvenliğinin temelinde doğru ürünün, doğru sistem içinde ve doğru şekilde uygulanması yer alıyor.

Yangına karşı koruyucu boyalar ve kaplamalar yapıların yangın güvenliğine nasıl katkı sağlıyor? Bu alandaki teknolojik gelişmeler nelerdir?

Yangına karşı koruyucu boya ve kaplamaların katkısı, ürünün kullanım amacına ve belgelenmiş performansına göre değişiyor. Bazı çözümler yüzeylerin yangına tepkisini iyileştirerek alev yayılımını ve duman oluşumunu sınırlandırmaya odaklanırken; taşıyıcı çeliğin korunması için geliştirilen özel kaplamalar, çeliğin ısınmasını geciktirerek taşıma kapasitesinin belirli bir süre korunmasına yardımcı oluyor. Bu iki işlevin doğru ayrıştırılması, ürün seçiminde kritik önem taşıyor.

Bu alanda öne çıkan intümesan teknolojiler, yüksek sıcaklıkta şişerek yalıtıcı bir tabaka oluşturuyor ve ısının alt yüzeye geçişini yavaşlatıyor. Sağlanan koruma; ürün özellikleri, uygulanan yüzey, kuru film kalınlığı ve test edilen sistem koşullarına bağlı olarak değişiyor.

Teknolojik gelişmeler yalnızca yangın performansına değil; çevresel kriterlere ve uygulama verimliliğine de odaklanıyor. Su bazlı ve düşük emisyon hedefiyle geliştirilen formülasyonlar bu yaklaşımın örnekleri arasında. Bununla birlikte çevresel performansın tek bir ürün özelliği üzerinden değil, ölçülebilir ve belgelenmiş verilerle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Yeni lansmanını gerçekleştirdiğimiz Filli Boya Fire Safe ile intümesan teknolojiyi iç cephelerin dekoratif beklentileriyle bir araya getiriyoruz. Su bazlı ve tam mat yapıdaki Fire Safe, TS EN 13501-1 standardına göre B-s1-d0 yangına tepki sınıfına sahiptir. Alevin yüzeyde yayılmasını ve duman oluşumunu sınırlandırır; damlama oluşturmaz. Yaklaşımımız, güvenlik, estetik ve uygulama kolaylığını bir arada sunarken ürün performansını teknik belgelerle desteklemek.

Özellikle çelik konstrüksiyonlar ve endüstriyel yapılarda kullanılan yangın geciktirici boyalarda hangi yeni nesil teknolojiler öne çıkıyor?

Çelik yapılarda intümesan kaplamalar önemli bir çözüm grubu olarak öne çıkıyor. Isı etkisiyle şişen kaplama tabakası, çeliğe ısı geçişini yavaşlatarak taşıyıcı elemanın kritik sıcaklığa ulaşmasını geciktirmeye yardımcı oluyor. Bu alanda su bazlı çözümlerin yanı sıra solvent içermeyen epoksi esaslı teknolojiler de bulunuyor.

Ancak teknoloji seçimini yalnızca ürün tipine göre yapmak doğru değil. Hedeflenen koruma süresi, çelik profilin özellikleri, yangın senaryosu, ortam koşulları ve gerekli kuru film kalınlığı birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle çelik yangın korumasını, mühendislik hesabı ve uygulama kontrolü gerektiren özel bir kaplama sistemi olarak ele alıyoruz.

Boya sektöründe yangın performansı ile sürdürülebilirlik ve çevresel kriterleri aynı anda karşılayan ürünler geliştirmek mümkün mü?

Evet. Günümüzde boya teknolojilerindeki gelişmeler; yangın güvenliğine katkı sunarken uçucu organik bileşiklerin (VOC) azaltılması, iç ortam emisyonlarının düşürülmesi ve kaynakların daha verimli kullanılması gibi çevresel hedeflerin de ürün geliştirme sürecine dahil edilmesine olanak sağlıyor.

Filli Boya Fire Safe’te akrilik kopolimer emülsiyon esaslı, su bazlı teknolojiyi yangına tepki performansıyla bir araya getiriyoruz. İç cepheler için geliştirdiğimiz bu çözümde, yangın güvenliğine katkının yanı sıra tam mat dokuyla dekoratif beklentilere de yanıt vermeyi hedefliyoruz.

Çevresel performansı değerlendirirken su bazlı olmayı tek başına yeterli bir gösterge olarak görmüyoruz. Yangın performansının ilgili testlerle, iç hava kalitesine ilişkin özelliklerin emisyon ölçümleriyle ve çevresel etkilerin yaşam döngüsü verileriyle değerlendirilmesini önemsiyoruz. Ürün geliştirme yaklaşımımızın temelinde güvenlik, uygulama kolaylığı, estetik ve çevresel performansı birlikte geliştirmek yer alıyor.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

Çuhadaroğlu’ndan Yangın Güvenliğinde Sistem Bütünlüğü Vurgusu

Yayınlandı

-

Çuhadaroğlu Pazarlama Müdürü Ali Tuna Şenatlı

Yangın güvenliğinin yalnızca yangına dayanıklı ürün seçimiyle sağlanamayacağına dikkat çeken Çuhadaroğlu, tasarım, ürün seçimi, uygulama ve bakım süreçlerinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

 

  1. Türkiye’de yapıların yangın güvenliği açısından mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektörün en kritik eksikleri sizce hangi noktalarda ortaya çıkıyor?

Türkiye’de yangın güvenliğine ilişkin farkındalığın gelişmesini değerli buluyoruz. Ancak asıl hedefin, bu farkındalığı tasarımdan uygulamaya ve işletmeye kadar bütün aşamalarda tutarlı bir güvenlik anlayışına dönüştürmek olması gerektiğine inanıyoruz.

Bizim değerlendirmemize göre en kritik eksikler; ürün seçiminde yalnızca ilk yatırım maliyetine odaklanılması, test edilmiş sistemlerin uygulama sırasında farklı bileşenlerle değiştirilmesi ve bakım süreçlerinin yeterince önemsenmemesidir. Yangın güvenliği, proje tamamlandığında sona eren bir sorumluluk değildir. Yapının kullanım ömrü boyunca korunması gereken bir performanstır. Çuhadaroğlu olarak belgelendirilmiş ürünlerin, doğru mühendislik ve nitelikli uygulamayla birlikte değerlendirilmesini önemsiyoruz.

  1. Yangın güvenliğinde yalnızca yangına dayanıklı ürün kullanmak yeterli mi? Yapı tasarımı, uygulama kalitesi ve sistemlerin birbiriyle uyumu nasıl bir rol oynuyor?

Yangına dayanıklı ürün kullanılması önemli bir başlangıçtır; ancak güvenliği sağlayan, ürünün yapı içerisinde doğru yerde ve doğru biçimde çalışmasıdır. Örneğin yangına dayanıklı bir kapının performansı; profil, cam, conta, menteşe, kilit, kapatıcı ve montaj detaylarının birlikte oluşturduğu sistemle değerlendirilmelidir.

Test edilen bir bileşenin farklı bir ürünle değiştirilmesi veya montajın uygun yapılmaması, beklenen performansı etkileyebilir. Bu nedenle tasarım, ürün seçimi, uygulama kontrolü ve bakım arasında kesintisiz bir ilişki kurulmalıdır. Çuhadaroğlu olarak yaklaşımımız, mimari ihtiyaçları karşılayan çözümleri sistem bütünlüğünü koruyarak geliştirmektir.

  1. Günümüzde yangın güvenliği açısından “ürün” yaklaşımından “entegre sistem” yaklaşımına doğru bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu dönüşümü yangın güvenliği açısından gerekli bir gelişme olarak görüyoruz. Bir yapıda yangına dayanıklı kapılar, bölmeler, cephe birleşimleri, algılama sistemleri ve tahliye düzenlemeleri ortak bir güvenlik stratejisi içerisinde ele alınmalıdır.

Çuhadaroğlu’nun entegre üretim altyapısı ve mimari sistem geliştirme deneyimi, ürünleri bileşenleri ve uygulama detaylarıyla birlikte değerlendirmemize imkân sağlıyor. intersecure markamız altında sunduğumuz yangına dayanıklı alüminyum sistem çözümleri de bu yaklaşımın bir parçasıdır. Hedefimiz, mimarlara ve proje paydaşlarına yapıdaki diğer güvenlik önlemleriyle uyum içerisinde kullanılabilecek çözümler sunmaktır.

  1. Yeni nesil yapıların; yüksek katlı, enerji verimli, akıllı ve sürdürülebilir olması yangın güvenliği açısından ne gibi yeni riskler ve gereklilikler ortaya çıkarıyor?

Yeni nesil yapılarda farklı performans beklentilerinin aynı tasarım içerisinde karşılanması gerekiyor. Yüksek katlı yapılarda tahliye ve katlar arasında yangının yayılmasının sınırlandırılması; enerji verimli yapılarda ise cephe katmanları, yalıtım malzemeleri ve birleşim detayları daha kapsamlı değerlendirme gerektiriyor. 

Bizim yaklaşımımız, sürdürülebilirlik ve yangın güvenliğini tasarımın ortak kriterleri olarak ele almaktır. Enerji tasarrufu sağlayan, uzun ömürlü ve kaynak verimliliğini destekleyen çözümler geliştirilirken can güvenliği gereklilikleri de aynı titizlikle karşılanmalıdır.

  1. Yapı sektöründe yangın güvenliği konusunda son yıllarda öne çıkan teknolojik gelişmeler ve inovasyonlar neler? Son dönemde geliştirmiş olduğunuz ve pazara sunduğunuz yeni ürünleriniz ve öne çıkan hizmetleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Yangına dayanıklı şeffaf sistemler, gelişmiş cam teknolojileri ve bütün sistemin performansını esas alan test süreçleri, mimari açıdan önemli imkânlar sunuyor. Böylece güvenlik gereklilikleri karşılanırken gün ışığı, görsel bütünlük ve mekânsal açıklık da korunabiliyor.

Çuhadaroğlu olarak intersecure markamız bünyesindeki DS 92 YD Yangına Dayanıklı Kapı Sistemi ile bu alanda çözümler sunuyoruz. Yakın dönemde, tek kapı ve sabit cam sistemimizin 12 Ağustos 2026 tarihinde Efectis tesislerinde gerçekleştirilen testleri başarıyla tamamlandı. Şirketimizin duyurusunda bu ürün grubu için EI60, EI90 ve E120 sertifikalarını almaya hak kazandık. Ürün seçiminde ilgili sınıfın ve test kapsamındaki uygulama koşullarının esas alınmasını önemsiyoruz.

  1. Cepheler, yangının yapı içerisinde ve yapılar arasında yayılmasında kritik bir unsur olabiliyor. Güvenli cephe tasarımında hangi kriterler öncelikli olmalı?

Güvenli cephe tasarımında öncelikle yapının kullanım amacı, yüksekliği ve yangın güvenliği stratejisi dikkate alınmalıdır. Ardından cepheyi oluşturan kaplama, yalıtım, cam, doğrama ve bağlantı bileşenleri; katlar arası birleşimler ve cephe boşluklarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle döşeme kenarı ile cephe arasındaki birleşimlerin ve boşluklardaki yangın durdurucu detayların sürekliliği önem taşır. Malzemelerin tek başına sahip olduğu özellikler kadar, bir araya geldiklerinde oluşturdukları sistemin davranışı da belirleyicidir. Bu nedenle cephe mühendisliğinin mimari tasarımın erken aşamalarından itibaren yangın güvenliği uzmanlığıyla birlikte yürütülmesini gerekli görüyoruz.

  1. Yeni nesil cephe sistemlerinde yangına dayanım, enerji verimliliği ve estetik beklentiler nasıl bir arada karşılanıyor?

Bu beklentilerin birlikte karşılanması, performans kriterlerinin projenin başında tanımlanmasına bağlıdır. Cam seçimi, profil geometrisi, yalıtım bileşenleri ve birleşim detayları ortak bir mühendislik çalışması içerisinde ele alınmalıdır.

Çuhadaroğlu’nun mimari sistem yaklaşımında estetik, kullanım konforu ve teknik performans birlikte değerlendirilir. interal ürün ailemiz enerji verimliliği odaklı çözümler sunarken, intersecure yangına dayanıklı sistemlerimiz güvenlik gerektiren alanlarda şeffaf mimari uygulamalara imkân sağlar. Her uygulamanın enerji ve yangın performansı kendi teknik belgeleri üzerinden değerlendirilerek projeye uygun çözüm belirlenmelidir.

  1. Cephe sistemlerinde yangın güvenliğini artırmak amacıyla geliştirdiğiniz yeni ürün, sistem veya teknolojiler bulunuyor mu?

intersecure ürün ailemiz içerisinde yangına dayanıklı alüminyum doğrama ve camlı sistem çözümleri bulunuyor. Bu çözümlerle, yangın güvenliği gerektiren alanlarda mimari bütünlüğü ve şeffaflığı korumayı hedefliyoruz.

Cephe uygulamalarında doğru yaklaşım, belirli bir kapı veya sabit cam sisteminin test sonucunu bütün cepheye genellemeden, uygulamayı kendi koşulları içerisinde değerlendirmektir. Sistem geliştirme çalışmalarımızda profil, cam, bağlantı ve birleşim detaylarının uyumuna odaklanıyoruz. Yapının ihtiyaçları ile ilgili test ve sınıflandırma belgelerinin kapsamının örtüşmesi, güvenilir çözümün temelini oluşturuyor.

  1. Şirketinizin yangın güvenliği alanında son dönemde geliştirdiği veya pazara sunduğu ürün ve çözümlerden bahsedebilir misiniz?

Yangın güvenliği alanındaki çalışmalarımızı intersecure markamız altında yürütüyoruz. DS 92 YD Yangına Dayanıklı Kapı Sistemi, bu alandaki mühendislik ve ürün geliştirme yaklaşımımızın öne çıkan örneklerinden biridir.

Son dönemde tek kapı ve sabit cam uygulamasında tamamlanan test süreci, ürün grubumuzun gelişiminde önemli bir aşama oluşturdu. Ar-Ge yaklaşımımızda yalnızca dayanım performansına değil; üretilebilirlik, uygulama hassasiyeti, kullanım işlevi ve mimari uyuma da odaklanıyoruz. Amacımız, testlerle doğrulanan performansın doğru üretim ve uygulama süreçleriyle sahaya aktarılmasını sağlamaktır.

  1. Yangın güvenliği alanında önümüzdeki 5 yıl içerisinde hangi teknolojilerin ve ürün gruplarının daha fazla önem kazanacağını öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki beş yılda yangına dayanıklı şeffaf sistemlerin, izlenebilir ürün bilgilerinin ve bakım süreçlerini destekleyen dijital çözümlerin daha fazla önem kazanacağını öngörüyoruz. Özellikle hastane, okul, otel ve yoğun kullanımlı ticari yapılarda güvenliğin mimari kaliteyle birlikte sağlanması yönündeki beklentinin artacağını düşünüyoruz.

Ayrıca yangın güvenliği performansının enerji verimliliği, dayanıklılık ve çevresel etkilerle birlikte değerlendirilmesi daha yaygın hâle gelecektir. Çuhadaroğlu olarak ürün geliştirme yaklaşımımızı bu çok yönlü ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendiriyoruz. Gelecekte rekabetin, ürün performansının yanında bu performansın doğrulanabilirliği ve kullanım ömrü boyunca korunması üzerinden de gelişeceğine inanıyoruz.

  1. Yapay zekâ, dijital ikiz, IoT, sensör teknolojileri ve otomasyonun yangın güvenliği sektörünü nasıl dönüştüreceğini düşünüyorsunuz?

Bu teknolojilerin tasarım, risk değerlendirmesi ve işletme süreçlerinde önemli fırsatlar yaratacağını düşünüyoruz. Dijital ikizler farklı senaryoların değerlendirilmesine, sensörler sistem durumunun izlenmesine, veri analitiği ise bakım ihtiyaçlarının daha erken fark edilmesine yardımcı olabilir.

Mimari sistem üreticileri açısından BIM ve dijital ürün verileri de önem taşıyor. Ürünün teknik özelliklerinin ve uygulama sınırlarının proje paydaşlarına doğru aktarılması, tasarım ve koordinasyon kalitesini artırabilir. Bununla birlikte dijital araçların sağladığı imkânlar, fiziksel testler ve mühendislik doğrulamasıyla birlikte kullanılmalıdır. Çuhadaroğlu olarak dijitalleşmeyi, doğru teknik bilgiye erişimi ve proje koordinasyonunu güçlendiren bir araç olarak görüyoruz.

  1. Yangın güvenliğinde geleceğin yapılarında “önleyici güvenlik” yaklaşımı nasıl şekillenecek?

Önleyici güvenlik, risklerin yapı tasarlanırken belirlenmesi ve kullanım süresince düzenli olarak değerlendirilmesiyle şekillenecektir. Bu yaklaşım; yangının çıkma olasılığını azaltan önlemleri, yayılmasını sınırlayan pasif sistemleri ve güvenli tahliyeyi destekleyen düzenlemeleri birlikte kapsamalıdır.

Geleceğin yapılarında doğru ürün seçimi kadar uygulama kayıtlarının tutulması, bakımın planlanması ve bina içinde yapılan değişikliklerin güvenliğe etkisinin değerlendirilmesi de önem kazanacaktır. Çuhadaroğlu olarak yangına dayanıklı mimari sistemleri bu bütünün bir parçası olarak görüyoruz. Hedefimiz, güvenliği tasarım kararlarına erken aşamada dâhil eden bir anlayışa katkı sağlamak.

  1. Türkiye’de yangın güvenliği alanında Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarının gelişmesi için sektör, kamu ve akademi arasında nasıl bir iş birliği modeli oluşturulmalı?

Üreticileri, üniversiteleri, bağımsız test kuruluşlarını, tasarımcıları ve kamu kurumlarını ortak teknik hedefler etrafında buluşturan bir iş birliği modeli oluşturulmasını değerli buluyoruz. Bu model, gerçek yapı ihtiyaçlarından hareket etmeli ve sonuçları ölçülebilen araştırma projelerine dayanmalıdır.

Ortak araştırmalar, test altyapısına erişimin geliştirilmesi ve uygulayıcılara yönelik eğitim programları birbirini tamamlamalıdır. Sahada karşılaşılan sorunların araştırma gündemine aktarılması da önemlidir. Çuhadaroğlu olarak Ar-Ge ve Tasarım Merkezi yaklaşımımızla, sanayi deneyiminin bilimsel çalışmalar ve bağımsız performans doğrulamasıyla birleşmesini önemsiyoruz. Böyle bir iş birliğinin, yerli çözümlerin gelişimini ve uluslararası rekabet gücünü destekleyeceğine inanıyoruz.

  1. Son olarak, yapı sektörünün tüm paydaşlarına ve okuyucularımıza yangın güvenliği konusunda vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir? Yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

En önemli mesajımız, yangın güvenliğinin tasarımdan işletmeye kadar bütün paydaşların ortak sorumluluğu olduğudur. Belgeli ürün seçimi, doğru uygulama ve düzenli bakım birlikte yürütüldüğünde güvenlik performansı korunabilir. Proje kararlarında can güvenliği temel kriter olarak ele alınmalıdır.

1954’ten bu yana edindiğimiz üretim ve mühendislik birikimini, daha güvenli ve sürdürülebilir yapılar için geliştirdiğimiz çözümlere aktarıyoruz. Yakın dönemde intersecure DS 92 YD tek kapı ve sabit cam sistemimizin yangın testlerinde elde ettiği başarı, bu çalışmalarımızın önemli bir sonucudur. Ar-Ge, kalite ve sistem geliştirme yatırımlarımızla mimarlara, yatırımcılara ve uygulayıcılara değer sunmaya devam ediyoruz.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Seramiksan’dan Tasarım, Teknoloji ve Müşteri Deneyimi Odaklı Büyüme

Yayınlandı

-

Süreyya Çağlar – Seramiksan Direktörü

30 yılı aşkın üretim deneyimiyle seramik sektörünün önemli oyuncuları arasında yer alan Seramiksan, tasarım ve inovasyon gücünü sürdürülebilirlik ve müşteri deneyimiyle birleştirerek büyümesini sürdürüyor.

 

 

  1. Seramiksan’ın yapı sektöründeki konumunu ve faaliyet alanlarınızı öğrenebilir miyiz? Bu kapsamda Seramiksan’ı tanıyabilir miyiz?

Seramiksan, 1990 yılında temelleri atılan ve bugün 30 yılı aşkın üretim tecrübesine sahip, Türkiye’nin önde gelen seramik üreticilerinden biridir. Manisa Turgutlu’daki güçlü üretim altyapımızla seramik ve porselen karoların yanı sıra vitrifiye, yapı kimyasalları ve farklı yaşam alanlarına yönelik çözümler sunuyoruz.

Üretim gücümüzü tasarım ve inovasyon yetkinliğimizle birleştirerek hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda büyümeyi sürdürüyoruz. Bugün ürünlerimizi 60’tan fazla ülkeye ulaştırıyor, yurt içinde ise güçlü bayi yapılanmamız ve dijital B2B altyapımızla müşterilerimize erişiyoruz.

Seramiksan açısından büyümenin yalnızca üretim kapasitesini artırmak anlamına gelmediğine inanıyoruz. Tasarım, teknoloji, sürdürülebilirlik, müşteri deneyimi ve güçlü iş ortaklıklarını bir bütün olarak ele alıyoruz.

 

  1. Türkiye’de tüketicilerin seramik seçiminde öne çıkan kriterler son yıllarda nasıl değişti?

Tüketicilerin seramik seçimindeki kriterlerinin giderek çeşitlendiğini görüyoruz. Geçmişte estetik ve fiyat önemli belirleyicilerken bugün tasarım, yüzey dokusu, ölçü, kullanım performansı, kolay temizlik ve sürdürülebilirlik gibi unsurlar da karar sürecinde daha fazla öne çıkıyor.

Özellikle büyük ebatlı ürünlere yönelik ilginin arttığını görüyoruz. 60×120 ve 120×120 cm gibi büyük ebatlar, mekânlarda daha bütüncül ve modern bir görünüm oluşturması nedeniyle tercih ediliyor. Bunun yanında doğal taş, mermer ve traverten görünümleri ile dokunsal yüzeyler de tasarım trendlerinde önemli bir yer tutuyor.

Tüketicinin beklentisinin artık yalnızca güzel görünen bir ürün değil, estetik ile teknik performansı bir arada sunan çözümler olduğunu söyleyebiliriz.

 

  1. Artan rekabet ortamında müşteri sadakati oluşturmanın temel unsurları sizce nelerdir?

Müşteri sadakatinin temelinde güven, süreklilik ve karşılıklı değer yaratmak olduğunu düşünüyorum. Özellikle yapı sektöründe ilişkiler kısa vadeli satışlar üzerinden değil, uzun soluklu iş ortaklıkları üzerinden gelişiyor.

Bu nedenle ürün kalitesinin yanı sıra satış sonrası hizmet, ürün bulunabilirliği, teknik destek, iletişim ve iş ortaklarının ihtiyaçlarını doğru anlamak büyük önem taşıyor.

Seramiksan’ın bayi yapılanmasını da bu anlayış doğrultusunda değerlendiriyoruz. Bayilerimizi yalnızca ürünlerimizi tüketiciyle buluşturan satış noktaları olarak değil, markamızın sahadaki en önemli iş ortakları olarak görüyoruz.

 

  1. Sektördeki rekabet avantajlarınızı nasıl tanımlarsınız? Markanızın son bir yıl içerisindeki stratejik gelişim alanları neler oldu? Yurt içi pazarlarda büyüme stratejiniz nasıl şekilleniyor?

Seramiksan’ın rekabet gücünü; üretim altyapısı, ürün çeşitliliği, tasarım yetkinliği, güçlü bayi ağı, ihracat deneyimi ve müşteri odaklı yaklaşımımızın oluşturduğu bütünsel yapı üzerinden değerlendiriyoruz.

Son dönemde özellikle tasarım ve ürün geliştirme çalışmalarımızı uluslararası ölçekte güçlendirmeye odaklandık. İtalya’daki önemli tasarım stüdyolarıyla gerçekleştirdiğimiz çalışmalar ve Milano Saloni’de öne çıkan trendleri ürünlerimize yansıtma yaklaşımımız bu stratejinin önemli parçalarından biri.

Yurt içinde ise güçlü bayi ağımızı geliştirmeye, showroom deneyimini iyileştirmeye ve seramikten vitrifiye ile yapı kimyasallarına kadar farklı ürün gruplarımızı daha bütünsel bir çözüm yaklaşımıyla sunmaya devam ediyoruz.

 

  1. Bayileriniz, mimarlar ve profesyonel çözüm ortaklarınızla uzun vadeli ilişkileri güçlendirmek adına hangi çalışmaları yürütüyorsunuz?

Seramiksan için bayi ve profesyonel çözüm ortaklarımızla kurduğumuz ilişkiler, sürdürülebilir büyümenin temel unsurlarından biri.

Bayi ağımızı yalnızca satış kanalı olarak değil, markamızın sahadaki temsilcileri ve uzun soluklu iş ortaklarımız olarak görüyoruz. Bu nedenle ürün eğitimleri, teknik bilgilendirmeler, saha çalışmaları ve showroom yatırımlarıyla iş ortaklarımızın hem ürün hem de marka deneyimini güçlendirmeye çalışıyoruz.

Mimarlar ve iç mimarlar açısından ise tasarım dünyasındaki gelişmeleri yakından takip ediyor, yeni koleksiyonlarımızı profesyonellerin beklentileri doğrultusunda geliştiriyoruz. Amacımız yalnızca ürün sunmak değil; projelerin farklı ihtiyaçlarına cevap verebilecek kapsamlı çözümler ortaya koymak.

 

  1. Küresel pazarda rekabet artık yalnızca fiyat üzerinden değil; tasarım, teknoloji, sürdürülebilirlik ve marka değeri üzerinden de şekilleniyor. Seramiksan’ı rakiplerinden ayıran en önemli avantajlar nelerdir?

Bugün küresel pazarda kalıcı olabilmek için yalnızca fiyat avantajının yeterli olmadığı çok açık. Tasarım, üretim teknolojisi, kalite, sürdürülebilirlik ve marka güveni birlikte değerlendirilmesi gereken unsurlar.

Seramiksan’ın önemli avantajlarından biri, güçlü üretim altyapımızı tasarım ve inovasyonla bir araya getirebilmemiz. Ürün geliştirme süreçlerimizde dünya tasarım trendlerini yakından takip ediyor, farklı coğrafyalardaki beklentileri dikkate alıyoruz.

Bunun yanında sürdürülebilirliği yalnızca bir iletişim konusu olarak değil, üretim süreçlerimizin bir parçası olarak ele alıyoruz. Atıkların geri kazanılması, proses suyunun yeniden kullanılması, enerji verimliliği ve kaynakların daha etkin kullanılması bu yaklaşımın önemli başlıkları.

 

  1. Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler, ticaret politikaları ve küresel ekonomik belirsizlikler ihracat pazarlarınızı nasıl etkiliyor?

Küresel ticarette son yıllarda önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Jeopolitik gelişmeler, lojistik maliyetleri, enerji fiyatları ve ticaret politikaları ihracat yapan üreticilerin planlamalarını doğrudan etkiliyor.

Bu ortamda farklı pazarlara erişebilmek ve ihracat coğrafyasını çeşitlendirmek daha da önemli hale geliyor. Seramiksan olarak 60’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Bu geniş coğrafya, farklı pazarlardaki gelişmeleri takip etme ve değişen koşullara daha esnek şekilde uyum sağlama konusunda önemli bir deneyim kazandırıyor.

Önümüzdeki dönemde de mevcut pazarlarımızdaki konumumuzu güçlendirirken yeni pazarlara ve yeni iş birliklerine odaklanacağız.

 

  1. Sürdürülebilirlik stratejinizin temel yapı taşları nelerdir? 2025 ve sonrası için sürdürülebilirlik vizyonunuz nasıl şekilleniyor? Karbon ayak izi azaltımı ve döngüsel ekonomi konularında ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Sürdürülebilirliği Seramiksan’ın uzun vadeli büyüme stratejisinin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Üretimde kaynakların verimli kullanılması, atıkların azaltılması ve mümkün olan en yüksek oranda geri kazanılması bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.

Seramik üretiminde ortaya çıkan atıkların mikronize edilerek yeniden hammadde olarak değerlendirilmesi, üretim sırasında oluşan tozların filtre sistemleriyle geri kazanılması ve proses suyunun yeniden kullanılması bu kapsamda yürüttüğümüz uygulamalardan bazıları.

Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu üretim, enerji verimliliği, su yönetimi, geri kazanım, dijital üretim sistemleri ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda çalışmalarımızı geliştirmeyi hedefliyoruz.

Bizim için döngüsel ekonomi, üretim sürecinin sonunda ortaya çıkan atığı yönetmekten çok, üretimin başlangıcından itibaren kaynakların nasıl daha verimli kullanılacağını düşünmek anlamına geliyor.

 

  1. Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz çevresel ve sosyal sorumluluk projelerinden öne çıkanlar hangileri? Bu kapsamda başarı hikayelerinizden birini bizimle paylaşır mısınız?

Çevresel sorumluluk açısından üretim süreçlerimizde atıkların ve suyun geri kazanımına yönelik çalışmalarımız önemli bir yere sahip.

2019 yılında hayata geçirdiğimiz geri dönüşüm tesisimiz bu yaklaşımımızın önemli örneklerinden biri. Üretimden çıkan seramik atıklarının yeniden değerlendirilmesi, proses suyunun geri kazanılarak üretim sürecinde tekrar kullanılması ve sıfır atık yaklaşımımız, kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlıyor.

Bu çalışmaların bizim açımızdan en önemli tarafı, sürdürülebilirliği tek seferlik bir proje olarak değil, sürekli geliştirilmesi gereken bir üretim kültürü olarak ele almamız.

Sosyal tarafta ise çalışanlarımızın gelişimini, mesleki eğitimi ve sektörün nitelikli insan kaynağına katkı sağlamayı önemsiyoruz. Bayilerimiz ve uygulamacılarımızla gerçekleştirdiğimiz eğitim çalışmalarını da bu yaklaşımın bir parçası olarak görüyoruz.

 

  1. Türk seramik sektörü bugün dünya pazarında nasıl bir konumda bulunuyor? Önümüzdeki 5-10 yıllık dönemde sektörün en büyük fırsat ve riskleri neler olacak?

Türk seramik sektörü üretim kapasitesi, ihracat deneyimi, ürün kalitesi ve tasarım kabiliyeti açısından dünya ölçeğinde önemli bir konuma sahip.

Önümüzdeki dönemde Türk seramik sektörü açısından tasarım ve markalaşmanın daha da önem kazanacağını düşünüyorum. Katma değerli ürünler geliştirmek, teknoloji yatırımlarını artırmak, sürdürülebilir üretim süreçlerini güçlendirmek ve uluslararası pazarlarda Türk markalarının bilinirliğini artırmak önemli fırsatlar sunuyor.

Diğer taraftan enerji maliyetleri, küresel ekonomik dalgalanmalar, rekabetin yoğunlaşması, lojistik maliyetleri ve sürdürülebilir üretim için gereken yatırımlar sektörün dikkatle yönetmesi gereken başlıklar olacak.

 

  1. Sektörün uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaşması için en kritik öncelikler sizce neler olmalı? Türk seramik sektörünün geleceğine ilişkin nasıl bir vizyon çiziyorsunuz?

Öncelikle üretim gücümüzü tasarım ve teknolojiyle daha fazla desteklememiz gerekiyor. Türkiye’nin güçlü olduğu üretim kabiliyetini yüksek katma değerli ürünlere ve markalara dönüştürmek önemli.

Bunun yanında sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, uluslararası rekabetin temel koşullarından biri haline geliyor. Enerji verimliliği, karbon ayak izinin azaltılması, su kaynaklarının korunması ve döngüsel üretim modelleri önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacak.

Türk seramik sektörünün geleceğini; üretim gücünü koruyan, tasarım ve inovasyonda daha fazla söz sahibi olan, sürdürülebilir üretimi benimseyen ve kendi markalarıyla dünya pazarlarında daha güçlü şekilde yer alan bir sektör olarak görüyorum.

 

  1. Son olarak, Seramiksan’ın önümüzdeki döneme ilişkin yeni yatırım, yurt içi ve yurt dışı hedefleri, dijital dönüşüm süreçleri hakkında neler paylaşabilirsiniz?

Seramiksan’ın önümüzdeki dönemdeki büyüme yaklaşımının merkezinde üretim gücümüzü, ürün geliştirme kabiliyetimizi ve müşteri deneyimimizi sürekli geliştirmek bulunuyor.

Yurt dışında mevcut pazarlarımızdaki konumumuzu güçlendirirken yeni pazarlara ulaşmayı ve uluslararası iş birliklerini artırmayı hedefliyoruz. Yurt içinde ise bayi yapılanmamızı güçlendirmeye, showroom deneyimini geliştirmeye ve müşterilerimize seramik, vitrifiye, yapı kimyasalları ve banyo çözümlerini daha bütünsel şekilde sunmaya devam edeceğiz.

Dijital dönüşüm de bu sürecin önemli bir parçası. Dijital B2B altyapımızın geliştirilmesi, müşterilerimizin ve iş ortaklarımızın ürün ve hizmetlere daha hızlı erişebilmesi, üretim süreçlerinde dijital teknolojilerden daha fazla yararlanılması önümüzdeki dönemde üzerinde çalışacağımız başlıklar arasında.

Yakın dönemde uluslararası tasarım ve sektör buluşmalarındaki varlığımızı güçlendirmeyi de sürdüreceğiz. Bu kapsamda İtalya’nın Bologna şehrinde düzenlenen, dünyanın en önemli seramik ve banyo fuarlarından biri olan Cersaie’de yeni koleksiyonlarımızı ve tasarım anlayışımızı uluslararası profesyonellerle buluşturacağız.

Cersaie 2026’da, tasarım anlayışımızı ve ürün geliştirme yaklaşımımızı yansıtan yeni koleksiyonlarımızı sektör profesyonelleriyle paylaşacağız. İtalya’daki tasarım stüdyolarıyla gerçekleştirdiğimiz çalışmalar ve uluslararası tasarım trendlerini ürün geliştirme süreçlerimize aktarma yaklaşımımız, bu fuardaki sunumumuzun önemli unsurlarından olacak.

 

  1. Sektöre ve okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Seramiksan olarak önümüzdeki dönemde de üretim gücümüzü, tasarım anlayışımızı ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızı geliştirerek yolumuza devam edeceğiz.

Yakın dönemin önemli başlıklarından biri, İtalya’nın Bologna şehrinde düzenlenen Cersaie 2026 olacak. Dünyanın en önemli seramik ve banyo fuarlarından biri olan Cersaie, sektörün küresel ölçekte buluştuğu önemli organizasyonlardan biri. Seramiksan olarak burada yeni koleksiyonlarımızı, tasarım yaklaşımımızı ve uluslararası pazarlara yönelik vizyonumuzu sektör profesyonelleriyle paylaşacağız.

Bugün seramik sektöründe rekabet yalnızca ürün üretmek üzerinden şekillenmiyor. Tasarım, teknoloji, sürdürülebilirlik, marka değeri ve güçlü iş ortaklıkları birlikte değerlendiriliyor. Seramiksan olarak biz de bu bütünsel yaklaşımı benimseyerek Türkiye’den dünyaya değer üreten bir marka olma hedefimizi sürdürüyoruz.

 

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

TK Elevator’dan Geleceğin Şehirlerine Güvenli ve Kesintisiz Mobilite Vizyonu

Yayınlandı

-

ARTUĞ ÖZEREN TK ELEVATOR TÜRKİYE CEO’SU

Yaklaşık iki asırlık mühendislik birikimini dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve ileri mobilite teknolojileriyle geliştiren TK Elevator, Türkiye’de kentsel dönüşümden toplu ulaşım altyapılarına kadar geniş bir alanda güvenli, erişilebilir ve enerji verimli mobilite çözümleri sunuyor.

 

  1. “Dünyayı harekete geçiren mühendislik” yaklaşımınız, yalnızca asansör ve yürüyen merdiven üretiminin ötesinde bir mobilite vizyonuna işaret ediyor. TK Elevator’ın bu vizyonunu ve geleceğin şehirlerinde üstlenmek istediği rolü nasıl tanımlıyorsunuz?

Dünyanın önde gelen asansör ve yürüyen merdiven üreticilerinden biri olarak vizyonumuz, mühendislik ve teknolojinin gücüyle dünyanın dört bir yanında kentsel yaşam kalitesini iyileştirmek. Köklü mühendislik mirasımız, bu vizyonun en önemli dayanağı. thyssenkrupp çatısı altında edindiğimiz yaklaşık iki asırlık endüstriyel mühendislik birikimini, 2020 yılında TKE markasıyla bağımsız bir şirket haline gelmemizle birlikte yeni bir döneme taşıdık. Bugün bu mirası dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve ileri mobilite teknolojileriyle geliştiriyoruz. Her gün dünya genelinde 1,5 milyardan fazla insanın hareketliliğine katkı sağlıyoruz. 

Geleceğin şehirlerinde mobiliteyi bütünsel bir deneyim olarak görüyoruz. Asansörleri, yürüyen merdivenleri, yürüyen bantları ve dijital servis altyapılarını birbirini tamamlayan sistemler olarak ele alıyoruz. Amacımız, şehirler büyüyüp yapılar karmaşıklaştıkça insanların güvenli, erişilebilir ve kesintisiz hareket etmesini sağlayan teknolojiler geliştirmek.

  1. Türkiye’de 1999 yılından bu yana faaliyet gösteren TK Elevator, bugün 7 bölge ofisiyle geniş bir hizmet ağına sahip. Türkiye’nin şehirleşme ve yapılaşma dinamiklerini değerlendirdiğinizde, asansör ve kentsel mobilite çözümlerinde önümüzdeki dönemin en önemli ihtiyaçları sizce neler olacak?

Türkiye’de 27 yıla ulaşan güçlü bir geçmişe, deneyime ve sektöre iz bırakan referanslara sahibiz. Önümüzdeki dönemde ülkemizin başlıca ihtiyaçlarının mevcut yapı stokunun yenilenmesi, büyük ölçekli ulaşım altyapılarının geliştirilmesi ve enerji verimliliği olduğunu söyleyebilirim.

Kentsel dönüşüm ülkemiz ve insanımız için son derece önemli ve aciliyet gerektiren bir konu. Yalnızca yapıların deprem güvenliğini artırmakla sınırlı kalmamalı. Yeni binaların erişilebilir, enerji verimli ve dijital teknolojilerle donatılmış olması da gerekiyor. EOX platformumuzu Türkiye pazarına sunmamızın temel motivasyonlarından biri bu ihtiyacı karşılamaktı.

Diğer taraftan ekonomik koşullar, yatırımcıların ilk yatırım maliyetlerine daha fazla odaklanmasına neden oluyor. Bizim yaklaşımımız, mobilite sistemlerinin bütün yaşam döngüsü boyunca yaratacağı değeri ortaya koymak. Bu nedenle bir yandan Türkiye’deki servis ağımızı güçlendirirken diğer yandan modernizasyon ve toplu ulaşım projelerine de öncelik veriyoruz.

  1. Metro projelerinin önemli bir bölümünde TK Elevator’ın asansör ve yürüyen merdiven çözümlerinin kullanılması, şirketin toplu ulaşım altyapısındaki güçlü konumunu ortaya koyuyor. Metro, havalimanı ve diğer yoğun kullanımlı ulaşım yapılarında kesintisiz ve güvenli mobiliteyi sağlamak açısından hangi mühendislik kriterleri öne çıkıyor?

Bu tarz toplu ulaşım altyapılarında mobilite sistemlerinin performansı, milyonlarca insanın günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. Bu tarz yapılardaki mobilete unsurlarının temel mühendislik kriterleri, yüksek taşıma kapasitesi, dayanıklılık, güvenlik ve operasyonel sürekliliktir.

İstanbul metro hatlarının büyük bir yüzdesinde çözümlerimizin bulunması, bu alandaki mühendislik ve servis deneyimimizin önemli bir göstergesi. Metro istasyonlarından havalimanlarına kadar yoğun insan trafiğine sahip yapılarda, ekipmanların ağır çalışma koşullarına uygun tasarlanması kadar bakım ve servis süreçlerinin doğru yönetilmesi de büyük önem taşıyor.

TKE olarak projelerin tasarım aşamasından itibaren yolcu trafiğini, kullanım yoğunluğunu ve işletme gereksinimlerini analiz ediyoruz. Güçlü servis organizasyonumuz ve dijital izleme teknolojilerimizle sistemlerin performansını yaşam döngüsü boyunca destekliyoruz. Çünkü bu ölçekteki projelerde mühendislik başarısının gerçek göstergesi, sistemlerin yıllar boyunca güvenilir biçimde çalışmasını sağlayabilmektir.

  1. Asansör sektöründe ürün teknolojisi kadar servis, bakım ve öngörücü bakım da kullanıcı güvenliği ve sistem sürekliliği açısından önem kazanıyor. TK Elevator’ın dijital servis çözümleri ne gibi avantajlar sağlıyor?

Dijitalleşme stratejik önceliklerimizden biri. Asansör sektöründe gerçek farkın, sistemin yıllar boyunca sunduğu güvenilirlik ve servis kalitesiyle yaratıldığına inanıyoruz.

Küresel ölçekte geliştirdiğimiz MAX IoT platformu, sistemlerden elde edilen operasyonel verileri analiz ederek bakım ihtiyaçlarının öngörülmesine yardımcı oluyor. Böylece geleneksel, arıza sonrasında müdahale edilen servis modelinden, olası sorunların önceden belirlenebildiği bir modele geçiyoruz.

Türkiye’de de bu teknolojik altyapıyı yaygınlaştırmaya hazırlanıyoruz. Önümüzdeki aylarda bakım portföyümüzün bir bölümünü uzaktan izleme ve öngörücü bakım kapsamına almayı hedefliyoruz. Aynı zamanda teknisyenlerimizin dijital araçlarla desteklenmesine ve iç süreçlerimizin verimliliğine yatırım yapıyoruz.

Amacımız, servis kalitemizi geliştirirken operasyonel verimliliğimizi artırmak ve müşterilerimize daha öngörülebilir bir hizmet sunmak.

  1. Mevcut asansör ve yürüyen merdivenlerin modernizasyon ihtiyacını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bina sahipleri ve yatırımcılar modernizasyon kararı verirken hangi kriterlere öncelik vermeli?

Türkiye’deki mevcut asansör ve yürüyen merdiven stoğunun modernizasyonu, önümüzdeki dönemin önemli büyüme alanlarından biri. Özellikle yoğun kullanılan ticari yapılar ve ulaşım altyapılarında sistemlerin güvenliğini, enerji performansını ve operasyonel sürekliliğini iyileştirmek gerekiyor.

Modernizasyonu yalnızca eskiyen ekipmanların değiştirilmesi olarak görmemek gerekiyor. Modernizasyon doğru planlandığında mevcut sistemlerin ekonomik ömrünü uzatan, işletme maliyetlerini azaltan ve kullanıcı deneyimini geliştiren stratejik bir yatırımdır.

Bina sahipleri ve yatırımcılar için öncelikli kriterler güvenlik, sistemin mevcut durumu, kullanım yoğunluğu, enerji tüketimi ve toplam sahip olma maliyeti olmalı. Modernizasyonun arıza oluştuktan sonra değil, sistemin yaşam döngüsüne uygun olarak, öngörülü biçimde planlanmasının önemli avantajlar sağladığı bir gerçek.

TKE Türkiye olarak bu alandaki altyapımızı her geçen gün güçlendiriyoruz. Hedefimiz, farklı markalara ait sistemleri de kapsayan çözümlerimizle, tıpkı servis ve bakımda olduğu gibi modernizasyonda da daha çevik ve tercih edilen bir çözüm ortağı haline gelmek.

  1. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve yaşam döngüsü maliyetleri yapı sektöründeki yatırım kararlarında giderek daha fazla önem taşıyor. TK Elevator’ın geliştirdiği çözümlerde sürdürülebilirlik nasıl ele alınıyor ve Türkiye’de bu konudaki farkındalığı yeterli buluyor musunuz?

Tıpkı dijitalleşmede olduğu gibi, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik de stratejik önceliklerimiz arasında yer alıyor. Yükselen enerji maliyetleri ve yeşil bina sertifikasyonlarına yönelik talep, yatırımcıların enerji performansı yüksek çözümlere ilgisini artırıyor.

Bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri EOX. Düşük ve orta yükseklikteki binalar için geliştirdiğimiz EOX platformu, enerji geri kazanımı ve dijital teknolojileri bir araya getiriyor. Böylece sürdürülebilirliği, kentsel dönüşüm projelerinin önemli bir bölümünü oluşturan konut segmenti için de erişilebilir hale getirdiğimizi memnuniyetle aktarmak isterim. Türkiye’de bu konudaki farkındalığın geliştiğini ve talebin arttığını görüyoruz. Enerji tasarrufunu, bakım giderlerini ve sistemin kullanım ömrünü birlikte değerlendiren bir yaklaşımın yaygınlaşmasını önemli buluyorum.

  1. TK Elevator’ın küresel deneyimi ve Türkiye’deki yerel pazar tecrübesini birlikte düşündüğümüzde, önümüzdeki 5-10 yılda sektörün nasıl bir dönüşüm geçireceğini öngörüyorsunuz? TK Elevator bu dönüşümün neresinde konumlanmayı hedefliyor?

Önümüzdeki dönemde Türkiye’de kentsel mobilite sektörünün gelişimini, dijital servislerin, modernizasyonun ve sürdürülebilir teknolojilerin belirleyeceğini düşünüyorum.

Bölgesel ve küresel ekonomik belirsizlikler ve artan maliyetler, mevcut altyapının daha verimli kullanılmasını her zamankinden önemli hale getiriyor. Bu nedenle yalnızca yeni yatırımlara değil, mevcut sistemlerin performansını artırmaya da odaklanıyoruz. Servis ve bakım süreçlerimizde dijital dönüşümü hızlandırmak, güçlü olduğumuz metro ve havalimanı gibi büyük ulaşım projelerindeki konumumuzu geliştirmek, kentsel dönüşüm kapsamında konut yatırımlarında ve modernizasyon alanında büyümek önceliklerimiz arasında.

Küresel mühendislik birikimimiz ve yerel servis deneyimimizle Türkiye’nin güvenli, erişilebilir ve enerji verimli mobilite altyapısının gelişimine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

  1. Yapılarda yangın güvenliği açısından asansör sistemlerinin yönetmeliklere uygunluğunun yanı sıra güvenli tahliye ve müdahale süreçlerini desteklemesi de önem taşıyor. TK Elevator olarak hangi teknolojileri ve uygulamaları öne çıkarıyorsunuz?

Yangın güvenliği, bir binanın tasarım aşamasından itibaren tüm teknik sistemlerin birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir mühendislik konusu. Asansörlerin bu süreçteki rolünü, binanın yangın güvenliği stratejisi ve ilgili standartlar doğrultusunda belirlemek gerekiyor.

TK Elevator olarak projelerimizde yangın algılama sistemleriyle entegrasyon, acil durum kumandaları ve itfaiyeci asansörleri gibi özel çözümlere odaklanıyoruz. Yangın alarmı durumunda standart asansörlerin belirlenen güvenli kata yönlendirilmesi ve normal kullanım dışına alınması, güvenlik senaryolarının önemli bir parçasını oluşturuyor.

İlgili standartlara göre tasarlanan özel tahliye asansörleri ise gerekli bina altyapısı ve güvenlik koşulları sağlandığında tahliye süreçlerini destekleyebiliyor.

Önceliğimiz, mimarlar, mühendisler ve bina güvenliği uzmanlarıyla projenin başlangıcından itibaren çalışarak yapının kullanım amacına uygun çözümler geliştirmek. Mühendislik yaklaşımımızın merkezinde de teknolojiyi insan güvenliğine ve yaşam kalitesine hizmet edecek şekilde geliştirmek yer alıyor.

 

  1. Yangın güvenliğinde asansörün bina otomasyonu, acil durum sistemleri ve diğer güvenlik bileşenleriyle entegre çalışması da önem taşıyor. Yeni nesil çözümlerinizde sistem entegrasyonu konusunda nasıl bir dönüşüm öngörüyorsunuz?

Geleceğin akıllı binalarında güvenliği, birbirinden bağımsız çalışan sistemler yerine, koordineli hareket eden bütünleşik bir altyapı üzerinden değerlendirmek gerekiyor.

Yangın algılama, bina otomasyonu, acil durum haberleşmesi ve asansör kontrol sistemlerinin doğru entegrasyonu, olay anında önceden tanımlanmış güvenlik senaryolarının uygulanmasını sağlıyor. Bu entegrasyonun başarısı, sistemlerin birbiriyle iletişim kurabilmesine ve tüm bileşenlerin birlikte test edilmesine bağlı.

Dijitalleşme vizyonumuz doğrultusunda mobilite sistemlerinin akıllı bina altyapılarıyla entegrasyonuna önem veriyoruz. Önümüzdeki dönemde standartlaştırılmış iletişim protokollerinin, uzaktan izleme teknolojilerinin ve bina genelinde koordineli acil durum yönetiminin daha fazla önem kazanacağını düşünüyorum.

 

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye