Roto Frank Türkiye, Yenilikçi Çözümlerle Geleceğe Odaklanıyor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Roto Frank Türkiye, Yenilikçi Çözümlerle Geleceğe Odaklanıyor

Yayınlandı

-

Roto Frank Türkiye Genel Mdr Gökçe Şenkal BAYCIN

Roto Frank Türkiye, inovasyon ve geri dönüşüm odaklı yaklaşımıyla Türkiye organizasyonunda sektöre ve müşterilerine uzun vadeli değer katmayı hedefliyor. Küresel ekonomik gelişmeler karşısında ürün kalitesi, operasyonel verimlilik ve güvenilir tedarik süreçlerine odaklanarak rekabet gücünü artırıyor.

 

Roto Frank Türkiye olarak 2026 yılı ile ilgili neler söylemek istersiniz?

 

2026 yılı, küresel ve ulusal ölçekte ekonomik belirsizliklerin yoğunlaştığı, birçok sektörün olduğu gibi inşaat ve yapı malzemeleri sektörünün de önemli sınamalarla karşı karşıya kaldığı bir dönemdir. Bu tür süreçlerde doğru öngörü, sağlam analiz ve tecrübeye dayalı karar alma mekanizmaları şirketlerin en değerli rehberleri haline gelmektedir.

30 yılı aşkın sektör deneyimimizden aldığımız güçle, değişen piyasa koşullarını yakından takip ediyor, riskleri ve fırsatları bütüncül bir bakış açısıyla değerlendiriyor ve paydaşlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya odaklanıyoruz.

 

Yapı malzemesinde kullanıcı talepleri çok değişiyor. Bu değişime nasıl yaklaşıyorsunuz? Sektörün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Kullanıcı talepleri çok değişken, haklısınız. Buna ilaveten ne istediğini bilen bir kullanıcıdan da bahsetmemiz gerekir. Kapı pencere sistemleri artık sadece bir açıklığı kapatmaktan öte birçok işleve cevap veriyor.

Ülkemizde artan kentsel dönüşüm çalışmaları, enerji verimliliğinin önemi, kullanıcı konforu ve güvenlik parametreleri daha uzun ömürlü, kullanıcı dostu, enerji verimliliği onaylı ürünlere talebi arttırıyor.

Roto Frank Türkiye olarak global vizyonumuzla lokal talepleri de gözönünde bulundurarak tüm bu konu başlıklarına katma değer sağlayan ürünlerimizle pazara hizmet sunmaya devam ediyoruz

 

Roto Frank Türkiye olarak uzun yıllardır bir merkez ofisiniz ve deponuz var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

 

Türkiye’de uzun yıllardır faaliyet gösteren merkez ofisimiz ve lojistik altyapımızın önemli bir parçası olan depomuz, müşterilerimize hızlı ve kesintisiz hizmet sunmamızın temel unsurlarından biridir. Sektördeki 30. yılımızı geride bırakırken, büyüyen operasyonumuzu desteklemek amacıyla daha geniş ve modern bir ofis ve depo tesisine taşındık. Bu yatırımla operasyonel gücümüzü ve müşteri memnuniyetini daha da ileri taşıdık.

Yerel organizasyonumuz sayesinde pazarın ihtiyaçlarını yakından takip ediyor, satış öncesi ve satış sonrası süreçlerde yüksek hizmet standartlarımızı sürdürüyoruz. Dijitalleşme, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm ise Türkiye organizasyonumuzun öncelikli çalışma alanları arasında yer alıyor. Bu yaklaşımımızla hem sektörümüze hem de müşterilerimize uzun vadeli değer yaratmaya devam ediyoruz.

 

Küresel ekonomik gelişmeler inşaat sektörünü yavaşlatıyor. Kapı pencere donanım sektörüne etkileri hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Küresel ekonomik gelişmeler inşaat sektöründeki yatırım kararlarını ve tüketici davranışlarını doğrudan etkiliyor. Bu da üretim ve satış kısmında daha uzun vadeli planlar yapılmasını gündeme taşıyor. Bu gibi zorlu dönemler rekabetin parametresini de ürün kalitesi, operasyonel verimlilik, güvenilir tedarik ve satış öncesi/sonrası hizmetler başlıkları ile genişletir. Dolayısıyla özellikle katma değer yaratan inovatif ürünler geliştirmek, kaynakları verimli kullanmak ve müşteri ihtiyaçlarını doğru analiz ederek yakın iletişimde olmak bizim için önem taşıyor.

 

Tüm dünyada düzenlenen sektör fuarlarına önem verdiğinizi biliyoruz. Fuarlarla ilgili neler söylemek istersiniz?

 

Fuarlar, dünya ne kadar dijitalleşse de, sektörlerin nabzını tutabildiğimiz, direk temaslar kurabildiğimiz, yüz yüze iletişimin gücünü görebildiğimiz platformlar olmaya devam ediyor. Kuşkusuz, dijital dünya sayesinde bilgiye, yeniliklere ulaşmak saniyeler sürüyor. Ama hiçbir zaman karşılıklı iletişimin gücünü de atlamamak gerek. Toplumsal yapımız, coğrafyamızın özellikleri ve alışkanlıklarımız gözönüne alındığında bu önemli iletişim platformunun doğru değerlendirilmesi görüşündeyim. Bu vesile ile değerli işortaklarımız başta olmak üzere fuarın tüm katılımcı ve ziyaretçilerine başarılı bir fuar diliyorum.

 

Son olarak, röportajımızı tamamlarken 2026 ‘nın geri kalanı ve gelecek yıl ile ilgili neler söylemek istersiniz?

 

İçinde bulunduğumuz dönemde değişimi doğru okumak, yeniliklere açık olmak ve piyasa dinamiklerine hızla uyum sağlamak her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Sektörümüz, ekonomik koşulların yarattığı zorlukların yanı sıra dijitalleşme, teknoloji ve değişen kullanıcı beklentileriyle şekillenen önemli fırsatları da barındırıyor.

2026 yılının geri kalanında ve 2027’ye yaklaşırken, Roto Frank Türkiye olarak odağımızı sürdürülebilir büyüme, müşteri memnuniyeti ve operasyonel mükemmeliyet üzerine kurmaya devam edeceğiz. İş ortaklarımızla birlikte değer yaratmayı, yenilikçi çözümler sunmayı ve sektörümüzün geleceğine katkı sağlamayı sürdüreceğiz.

 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

TK Elevator’dan Geleceğin Şehirlerine Güvenli ve Kesintisiz Mobilite Vizyonu

Yayınlandı

-

ARTUĞ ÖZEREN TK ELEVATOR TÜRKİYE CEO’SU

Yaklaşık iki asırlık mühendislik birikimini dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve ileri mobilite teknolojileriyle geliştiren TK Elevator, Türkiye’de kentsel dönüşümden toplu ulaşım altyapılarına kadar geniş bir alanda güvenli, erişilebilir ve enerji verimli mobilite çözümleri sunuyor.

 

  1. “Dünyayı harekete geçiren mühendislik” yaklaşımınız, yalnızca asansör ve yürüyen merdiven üretiminin ötesinde bir mobilite vizyonuna işaret ediyor. TK Elevator’ın bu vizyonunu ve geleceğin şehirlerinde üstlenmek istediği rolü nasıl tanımlıyorsunuz?

Dünyanın önde gelen asansör ve yürüyen merdiven üreticilerinden biri olarak vizyonumuz, mühendislik ve teknolojinin gücüyle dünyanın dört bir yanında kentsel yaşam kalitesini iyileştirmek. Köklü mühendislik mirasımız, bu vizyonun en önemli dayanağı. thyssenkrupp çatısı altında edindiğimiz yaklaşık iki asırlık endüstriyel mühendislik birikimini, 2020 yılında TKE markasıyla bağımsız bir şirket haline gelmemizle birlikte yeni bir döneme taşıdık. Bugün bu mirası dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve ileri mobilite teknolojileriyle geliştiriyoruz. Her gün dünya genelinde 1,5 milyardan fazla insanın hareketliliğine katkı sağlıyoruz. 

Geleceğin şehirlerinde mobiliteyi bütünsel bir deneyim olarak görüyoruz. Asansörleri, yürüyen merdivenleri, yürüyen bantları ve dijital servis altyapılarını birbirini tamamlayan sistemler olarak ele alıyoruz. Amacımız, şehirler büyüyüp yapılar karmaşıklaştıkça insanların güvenli, erişilebilir ve kesintisiz hareket etmesini sağlayan teknolojiler geliştirmek.

  1. Türkiye’de 1999 yılından bu yana faaliyet gösteren TK Elevator, bugün 7 bölge ofisiyle geniş bir hizmet ağına sahip. Türkiye’nin şehirleşme ve yapılaşma dinamiklerini değerlendirdiğinizde, asansör ve kentsel mobilite çözümlerinde önümüzdeki dönemin en önemli ihtiyaçları sizce neler olacak?

Türkiye’de 27 yıla ulaşan güçlü bir geçmişe, deneyime ve sektöre iz bırakan referanslara sahibiz. Önümüzdeki dönemde ülkemizin başlıca ihtiyaçlarının mevcut yapı stokunun yenilenmesi, büyük ölçekli ulaşım altyapılarının geliştirilmesi ve enerji verimliliği olduğunu söyleyebilirim.

Kentsel dönüşüm ülkemiz ve insanımız için son derece önemli ve aciliyet gerektiren bir konu. Yalnızca yapıların deprem güvenliğini artırmakla sınırlı kalmamalı. Yeni binaların erişilebilir, enerji verimli ve dijital teknolojilerle donatılmış olması da gerekiyor. EOX platformumuzu Türkiye pazarına sunmamızın temel motivasyonlarından biri bu ihtiyacı karşılamaktı.

Diğer taraftan ekonomik koşullar, yatırımcıların ilk yatırım maliyetlerine daha fazla odaklanmasına neden oluyor. Bizim yaklaşımımız, mobilite sistemlerinin bütün yaşam döngüsü boyunca yaratacağı değeri ortaya koymak. Bu nedenle bir yandan Türkiye’deki servis ağımızı güçlendirirken diğer yandan modernizasyon ve toplu ulaşım projelerine de öncelik veriyoruz.

  1. Metro projelerinin önemli bir bölümünde TK Elevator’ın asansör ve yürüyen merdiven çözümlerinin kullanılması, şirketin toplu ulaşım altyapısındaki güçlü konumunu ortaya koyuyor. Metro, havalimanı ve diğer yoğun kullanımlı ulaşım yapılarında kesintisiz ve güvenli mobiliteyi sağlamak açısından hangi mühendislik kriterleri öne çıkıyor?

Bu tarz toplu ulaşım altyapılarında mobilite sistemlerinin performansı, milyonlarca insanın günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. Bu tarz yapılardaki mobilete unsurlarının temel mühendislik kriterleri, yüksek taşıma kapasitesi, dayanıklılık, güvenlik ve operasyonel sürekliliktir.

İstanbul metro hatlarının büyük bir yüzdesinde çözümlerimizin bulunması, bu alandaki mühendislik ve servis deneyimimizin önemli bir göstergesi. Metro istasyonlarından havalimanlarına kadar yoğun insan trafiğine sahip yapılarda, ekipmanların ağır çalışma koşullarına uygun tasarlanması kadar bakım ve servis süreçlerinin doğru yönetilmesi de büyük önem taşıyor.

TKE olarak projelerin tasarım aşamasından itibaren yolcu trafiğini, kullanım yoğunluğunu ve işletme gereksinimlerini analiz ediyoruz. Güçlü servis organizasyonumuz ve dijital izleme teknolojilerimizle sistemlerin performansını yaşam döngüsü boyunca destekliyoruz. Çünkü bu ölçekteki projelerde mühendislik başarısının gerçek göstergesi, sistemlerin yıllar boyunca güvenilir biçimde çalışmasını sağlayabilmektir.

  1. Asansör sektöründe ürün teknolojisi kadar servis, bakım ve öngörücü bakım da kullanıcı güvenliği ve sistem sürekliliği açısından önem kazanıyor. TK Elevator’ın dijital servis çözümleri ne gibi avantajlar sağlıyor?

Dijitalleşme stratejik önceliklerimizden biri. Asansör sektöründe gerçek farkın, sistemin yıllar boyunca sunduğu güvenilirlik ve servis kalitesiyle yaratıldığına inanıyoruz.

Küresel ölçekte geliştirdiğimiz MAX IoT platformu, sistemlerden elde edilen operasyonel verileri analiz ederek bakım ihtiyaçlarının öngörülmesine yardımcı oluyor. Böylece geleneksel, arıza sonrasında müdahale edilen servis modelinden, olası sorunların önceden belirlenebildiği bir modele geçiyoruz.

Türkiye’de de bu teknolojik altyapıyı yaygınlaştırmaya hazırlanıyoruz. Önümüzdeki aylarda bakım portföyümüzün bir bölümünü uzaktan izleme ve öngörücü bakım kapsamına almayı hedefliyoruz. Aynı zamanda teknisyenlerimizin dijital araçlarla desteklenmesine ve iç süreçlerimizin verimliliğine yatırım yapıyoruz.

Amacımız, servis kalitemizi geliştirirken operasyonel verimliliğimizi artırmak ve müşterilerimize daha öngörülebilir bir hizmet sunmak.

  1. Mevcut asansör ve yürüyen merdivenlerin modernizasyon ihtiyacını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bina sahipleri ve yatırımcılar modernizasyon kararı verirken hangi kriterlere öncelik vermeli?

Türkiye’deki mevcut asansör ve yürüyen merdiven stoğunun modernizasyonu, önümüzdeki dönemin önemli büyüme alanlarından biri. Özellikle yoğun kullanılan ticari yapılar ve ulaşım altyapılarında sistemlerin güvenliğini, enerji performansını ve operasyonel sürekliliğini iyileştirmek gerekiyor.

Modernizasyonu yalnızca eskiyen ekipmanların değiştirilmesi olarak görmemek gerekiyor. Modernizasyon doğru planlandığında mevcut sistemlerin ekonomik ömrünü uzatan, işletme maliyetlerini azaltan ve kullanıcı deneyimini geliştiren stratejik bir yatırımdır.

Bina sahipleri ve yatırımcılar için öncelikli kriterler güvenlik, sistemin mevcut durumu, kullanım yoğunluğu, enerji tüketimi ve toplam sahip olma maliyeti olmalı. Modernizasyonun arıza oluştuktan sonra değil, sistemin yaşam döngüsüne uygun olarak, öngörülü biçimde planlanmasının önemli avantajlar sağladığı bir gerçek.

TKE Türkiye olarak bu alandaki altyapımızı her geçen gün güçlendiriyoruz. Hedefimiz, farklı markalara ait sistemleri de kapsayan çözümlerimizle, tıpkı servis ve bakımda olduğu gibi modernizasyonda da daha çevik ve tercih edilen bir çözüm ortağı haline gelmek.

  1. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve yaşam döngüsü maliyetleri yapı sektöründeki yatırım kararlarında giderek daha fazla önem taşıyor. TK Elevator’ın geliştirdiği çözümlerde sürdürülebilirlik nasıl ele alınıyor ve Türkiye’de bu konudaki farkındalığı yeterli buluyor musunuz?

Tıpkı dijitalleşmede olduğu gibi, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik de stratejik önceliklerimiz arasında yer alıyor. Yükselen enerji maliyetleri ve yeşil bina sertifikasyonlarına yönelik talep, yatırımcıların enerji performansı yüksek çözümlere ilgisini artırıyor.

Bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri EOX. Düşük ve orta yükseklikteki binalar için geliştirdiğimiz EOX platformu, enerji geri kazanımı ve dijital teknolojileri bir araya getiriyor. Böylece sürdürülebilirliği, kentsel dönüşüm projelerinin önemli bir bölümünü oluşturan konut segmenti için de erişilebilir hale getirdiğimizi memnuniyetle aktarmak isterim. Türkiye’de bu konudaki farkındalığın geliştiğini ve talebin arttığını görüyoruz. Enerji tasarrufunu, bakım giderlerini ve sistemin kullanım ömrünü birlikte değerlendiren bir yaklaşımın yaygınlaşmasını önemli buluyorum.

  1. TK Elevator’ın küresel deneyimi ve Türkiye’deki yerel pazar tecrübesini birlikte düşündüğümüzde, önümüzdeki 5-10 yılda sektörün nasıl bir dönüşüm geçireceğini öngörüyorsunuz? TK Elevator bu dönüşümün neresinde konumlanmayı hedefliyor?

Önümüzdeki dönemde Türkiye’de kentsel mobilite sektörünün gelişimini, dijital servislerin, modernizasyonun ve sürdürülebilir teknolojilerin belirleyeceğini düşünüyorum.

Bölgesel ve küresel ekonomik belirsizlikler ve artan maliyetler, mevcut altyapının daha verimli kullanılmasını her zamankinden önemli hale getiriyor. Bu nedenle yalnızca yeni yatırımlara değil, mevcut sistemlerin performansını artırmaya da odaklanıyoruz. Servis ve bakım süreçlerimizde dijital dönüşümü hızlandırmak, güçlü olduğumuz metro ve havalimanı gibi büyük ulaşım projelerindeki konumumuzu geliştirmek, kentsel dönüşüm kapsamında konut yatırımlarında ve modernizasyon alanında büyümek önceliklerimiz arasında.

Küresel mühendislik birikimimiz ve yerel servis deneyimimizle Türkiye’nin güvenli, erişilebilir ve enerji verimli mobilite altyapısının gelişimine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

  1. Yapılarda yangın güvenliği açısından asansör sistemlerinin yönetmeliklere uygunluğunun yanı sıra güvenli tahliye ve müdahale süreçlerini desteklemesi de önem taşıyor. TK Elevator olarak hangi teknolojileri ve uygulamaları öne çıkarıyorsunuz?

Yangın güvenliği, bir binanın tasarım aşamasından itibaren tüm teknik sistemlerin birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir mühendislik konusu. Asansörlerin bu süreçteki rolünü, binanın yangın güvenliği stratejisi ve ilgili standartlar doğrultusunda belirlemek gerekiyor.

TK Elevator olarak projelerimizde yangın algılama sistemleriyle entegrasyon, acil durum kumandaları ve itfaiyeci asansörleri gibi özel çözümlere odaklanıyoruz. Yangın alarmı durumunda standart asansörlerin belirlenen güvenli kata yönlendirilmesi ve normal kullanım dışına alınması, güvenlik senaryolarının önemli bir parçasını oluşturuyor.

İlgili standartlara göre tasarlanan özel tahliye asansörleri ise gerekli bina altyapısı ve güvenlik koşulları sağlandığında tahliye süreçlerini destekleyebiliyor.

Önceliğimiz, mimarlar, mühendisler ve bina güvenliği uzmanlarıyla projenin başlangıcından itibaren çalışarak yapının kullanım amacına uygun çözümler geliştirmek. Mühendislik yaklaşımımızın merkezinde de teknolojiyi insan güvenliğine ve yaşam kalitesine hizmet edecek şekilde geliştirmek yer alıyor.

 

  1. Yangın güvenliğinde asansörün bina otomasyonu, acil durum sistemleri ve diğer güvenlik bileşenleriyle entegre çalışması da önem taşıyor. Yeni nesil çözümlerinizde sistem entegrasyonu konusunda nasıl bir dönüşüm öngörüyorsunuz?

Geleceğin akıllı binalarında güvenliği, birbirinden bağımsız çalışan sistemler yerine, koordineli hareket eden bütünleşik bir altyapı üzerinden değerlendirmek gerekiyor.

Yangın algılama, bina otomasyonu, acil durum haberleşmesi ve asansör kontrol sistemlerinin doğru entegrasyonu, olay anında önceden tanımlanmış güvenlik senaryolarının uygulanmasını sağlıyor. Bu entegrasyonun başarısı, sistemlerin birbiriyle iletişim kurabilmesine ve tüm bileşenlerin birlikte test edilmesine bağlı.

Dijitalleşme vizyonumuz doğrultusunda mobilite sistemlerinin akıllı bina altyapılarıyla entegrasyonuna önem veriyoruz. Önümüzdeki dönemde standartlaştırılmış iletişim protokollerinin, uzaktan izleme teknolojilerinin ve bina genelinde koordineli acil durum yönetiminin daha fazla önem kazanacağını düşünüyorum.

 

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

KİLSAN, 70 Yılı Aşan Üretim Deneyimini Geleceğin Yapı Çözümlerine Taşıyor

Yayınlandı

-

Kilsan Satış ve Pazarlama Direktörü Süleyman Kızıltuğca


Köklü üretim deneyimini modern teknoloji, Ar-Ge ve mühendislik yaklaşımıyla birleştiren KİLSAN, yeni nesil tuğla ve duvar çözümlerine odaklanıyor.

 

  1. 1953 yılında Altın Kiremit Fabrikası ile başlayan ve 1973 yılında KİL-SAN çatısı altında kurumsallaşan, bugün ise 70 yılı aşkın üretim deneyimine sahip bir yapıdan söz ediyoruz. KİLSAN’ın bu uzun soluklu yolculuğunu ve bugün sektörde nasıl bir konumda bulunduğunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

KİLSAN’ın hikâyesini yalnızca 70 yılı aşkın bir üretim geçmişi olarak değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Asıl önemli olan, bu süre içerisinde değişen yapı teknolojilerine, beklentilere ve sektörün ihtiyaçlarına uyum sağlayarak üretim kültürünü sürekli geliştirmiş olmasıdır.

1953 yılında Altın Kiremit Fabrikası ile başlayan, 1973 yılında KİL-SAN çatısı altında kurumsal bir yapıya dönüşen bu süreç, bugün bizi Türkiye’nin en köklü tuğla üreticilerinden biri haline getirdi. Ancak bizim açımızdan geçmişten gelen bu deneyimin anlamı, yalnızca geçmişe sahip çıkmak değil; o deneyimi geleceğin yapı ihtiyaçlarına aktarmaktır.

Bugün KİLSAN’ı sadece tuğla üreten bir firma olarak konumlandırmıyoruz. Yapı kabuğunun ve duvar sistemlerinin performansını; dayanım, ısı yalıtımı, akustik konfor, enerji verimliliği ve uygulama kolaylığı gibi farklı parametrelerle birlikte ele alıyoruz.

Bu nedenle bizim için üretim kapasitesi kadar önemli olan konu, doğru ürünü, doğru teknolojiyle ve doğru mühendislik yaklaşımıyla geliştirebilmek. Türkiye’nin farklı bölgelerinde değişen iklim koşullarından deprem gerçeğine, enerji verimliliğinden kullanıcı konforuna kadar pek çok parametre ürün geliştirme süreçlerimizi etkiliyor.

Bugün geldiğimiz noktada KİLSAN’ın en önemli gücünün; köklü üretim deneyimini modern üretim teknolojileri, otomasyon, Ar-Ge ve yeni nesil yapı malzemeleri anlayışıyla birleştirebilmesi olduğunu düşünüyorum.

Özetle, 70 yılı aşkın geçmişimizi bir “geçmiş başarı” olarak değil, geleceği inşa etmek için sahip olduğumuz güçlü bir mühendislik ve üretim birikimi olarak görüyoruz.

  1. Tuğla, yapı sektörünün en geleneksel yapı malzemelerinden biri olmasına rağmen üretim teknolojileri ve ürün beklentileri önemli ölçüde değişiyor. Sizce günümüzde bir tuğlayı “iyi bir yapı malzemesi” yapan temel kriterler neler?

Tuğlayı yalnızca bir duvarı oluşturan yapı elemanı olarak değerlendirmek artık yeterli değil. Günümüzde bir yapı malzemesinden beklenen performans çok daha kapsamlı.

Bizim açımızdan iyi bir tuğlanın öncelikle standartlara uygun, dayanıklı, boyutsal olarak kararlı ve üretim kalitesi süreklilik gösteren bir ürün olması gerekiyor. Ancak bunun yanında ısı yalıtımı, akustik performans, yangın davranışı, enerji verimliliği ve uygulama kolaylığı da artık ürünün değerlendirilmesinde önemli kriterler.

Özellikle enerji maliyetlerinin ve binaların enerji performansının giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde, duvarın yapı içerisindeki ısı kayıplarına etkisini göz ardı edemeyiz. Aynı şekilde şehir yaşamında gürültü ve akustik konfor da kullanıcıların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen unsurlar haline geldi.

Dolayısıyla bugün “iyi tuğla” dediğimizde yalnızca basınç dayanımını değil, duvar sisteminin toplam performansına yaptığı katkıyı konuşmamız gerekiyor.

Burada bir başka önemli konu da ürünün doğru yerde kullanılması. En yüksek performanslı ürünü seçmek tek başına yeterli değil; yapının bulunduğu bölge, kullanım amacı, taşıyıcı sistem, duvar kalınlığı ve projenin diğer teknik kriterleri birlikte değerlendirilerek doğru ürünün seçilmesi gerekiyor.

Bizim hedefimiz de ürünlerimizi yalnızca teknik özellikleri yüksek ürünler olarak değil, yapının gerçek ihtiyacına cevap veren mühendislik çözümleri olarak geliştirmek.

  1. Yapı güvenliği son yıllarda sektörün en önemli gündemlerinden biri haline geldi. KİLSAN’ın yüksek dayanım özellikli ürünleri açısından baktığınızda, tuğlanın yapı güvenliğine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğru ürün seçimi konusunda sektör profesyonellerine neler önerirsiniz?

Yapı güvenliği söz konusu olduğunda öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Tuğla, projedeki kullanımına bağlı olarak taşıyıcı veya taşıyıcı olmayan duvar elemanı olabilir; dolayısıyla taşıyıcı sistemin yerine geçen bir malzeme değildir. Ancak bu durum, duvar malzemesinin yapı güvenliği açısından önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Özellikle deprem gibi yatay yüklerin söz konusu olduğu yapılarda duvarların taşıyıcı sistemle olan ilişkisi, ağırlığı, dayanımı, bağlantı detayları ve yapısal davranışı birlikte değerlendirilmelidir.

Bu noktada yüksek dayanım özelliklerine sahip ve ilgili standartları karşılayan ürünlerin kullanılması, doğru duvar sisteminin oluşturulmasının önemli unsurlarından biridir. Fakat burada yalnızca “dayanımı yüksek ürün” yaklaşımıyla hareket etmek de doğru değil.

Doğru ürün, projenin ihtiyacına uygun üründür.

Mimarın, inşaat mühendisinin ve uygulamacının; ürünün teknik özelliklerini, kullanım amacını, duvar kalınlığını, taşıyıcı sistemle ilişkisini ve uygulama detaylarını birlikte değerlendirmesi gerekiyor.

Biz KİLSAN olarak bu nedenle ürün geliştirme yaklaşımımızda yalnızca ürünün tek başına performansına değil, ürünün yapının bütünündeki rolüne odaklanıyoruz.

Deprem gerçeğinin bu kadar güçlü biçimde gündemimizde olduğu bir dönemde, malzeme seçimlerinin alışkanlıklara göre değil, teknik veriler ve proje gereklilikleri üzerinden yapılması gerektiğine inanıyoruz.

  1. Türkiye’de deprem riski, kentsel dönüşüm ve yapı stokunun yenilenmesi gündemdeyken, duvar ve bölme sistemlerinde malzeme seçiminin yapı güvenliği açısından daha fazla önem kazandığını görüyoruz. Bu dönüşüm KİLSAN’ın ürün geliştirme yaklaşımını nasıl etkiliyor?

Türkiye’nin mevcut yapı stokunun yenilenmesi, önümüzdeki dönemin en önemli yapı gündemlerinden biri olacak. Kentsel dönüşüm yalnızca eski yapıların yenilenmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda daha güvenli, daha enerji verimli, daha konforlu ve daha sürdürülebilir yapıların ortaya çıkması için önemli bir fırsat.

Bu dönüşüm, yapı malzemesi üreticilerine de önemli bir sorumluluk yüklüyor.

KİLSAN olarak ürün geliştirme süreçlerimizi bu ihtiyaçlardan bağımsız düşünmüyoruz. Bir tarafta deprem gerçeği ve yapı güvenliği, diğer tarafta enerji verimliliği, ısı yalıtımı ve kullanıcı konforu var. Dolayısıyla geleceğin duvar malzemesinin yalnızca “duvar örmek” görevini yerine getirmesi yeterli değil.

Ürünlerimizi geliştirirken dayanım, ısı yalıtımı ve akustik performans gibi farklı ihtiyaçları aynı anda değerlendirmeye çalışıyoruz.

Örneğin ısı yalıtımı açısından baktığımızda, binanın enerji performansında duvarların önemli bir rolü bulunuyor. Akustik açıdan baktığımızda ise özellikle konutlarda ve yoğun kent yaşamında kullanıcı konforu giderek daha fazla önem kazanıyor.

Bu nedenle KİLSAN’ın ürün geliştirme yaklaşımını “daha fazla ürün üretmek” şeklinde değil, değişen yapı ihtiyaçlarına daha doğru çözümler üretmek şeklinde tanımlayabiliriz.

Kentsel dönüşümün hızlandığı bir dönemde sektörün de yalnızca metrekare ve maliyet üzerinden değil, yapının yaşam döngüsü boyunca sağlayacağı güvenlik, konfor ve enerji performansı üzerinden düşünmesi gerektiğine inanıyorum.

  1. KİLSAN, Türkiye’de robotlu yükleme sistemini kullanan ilk tuğla üreticisi olduğunu ve 2010 yılında sektördeki ilk otomatik paketleme tesisini devreye aldığını biliyoruz. Üretimde otomasyon ve robot teknolojileri bugün KİLSAN’ın operasyonel verimliliğine ne ölçüde katkı sağlıyor?

Otomasyon ve robot teknolojilerini bizim açımızdan yalnızca insan gücünün yerine kullanılan sistemler olarak değerlendirmek doğru olmaz. Asıl katkısı; üretimde standardizasyonu, sürekliliği, kaliteyi ve iş güvenliğini artırmasıdır.

KİLSAN’ın robotlu yükleme sistemini kullanan ilk tuğla üreticisi olması ve 2010 yılında sektördeki ilk otomatik paketleme tesisini devreye alması, aslında teknolojiye yaklaşımımızın uzun yıllardır bir göstergesi.

Tuğla üretiminde ürünün fabrikadan çıktığı andan sevkiyata kadar geçen süreç de en az üretim aşaması kadar önemli. Otomasyon sayesinde ürünlerin daha kontrollü şekilde taşınması ve paketlenmesi; ürün hasarlarının azaltılması, standart paketleme kalitesinin korunması ve operasyonların daha öngörülebilir hale gelmesi açısından önemli avantajlar sağlıyor.

Bunun yanında otomasyon, insan kaynağının daha yüksek katma değerli işlere yönelmesine de imkân veriyor. Tekrarlayan ve fiziksel olarak zorlayıcı operasyonların robotik sistemlere aktarılması, çalışanlarımız açısından da daha güvenli bir çalışma ortamı oluşturuyor.

Bugün geldiğimiz noktada teknolojiyi yalnızca üretim hızını artıran bir araç olarak görmüyoruz. Kaliteyi sürekli kılmak, kaynakları daha verimli kullanmak ve müşteriye daha istikrarlı bir ürün sunmak için teknolojiden yararlanıyoruz.

Bence KİLSAN’ın üretimdeki en önemli avantajlarından biri de burada ortaya çıkıyor: 70 yılı aşkın üretim deneyiminin sağladığı bilgi birikimini, günümüzün otomasyon ve robotik teknolojileriyle bir araya getirebilmek.

  1. Son olarak, sektöre ve okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Türkiye’nin yapı sektörünün önünde çok önemli bir dönüşüm süreci var. Deprem güvenliği, kentsel dönüşüm, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik artık birbirinden bağımsız başlıklar değil; geleceğin yapı anlayışını birlikte şekillendiren temel unsurlar.

Biz KİLSAN olarak bu dönüşümün yalnızca takipçisi olmak istemiyoruz. 70 yılı aşkın üretim deneyimimizden aldığımız güçle, yapı sektörünün geleceğine katkı sağlayan çözümler geliştirmeyi ve sektörümüzün dönüşümünde aktif rol almayı hedefliyoruz.

Önümüzdeki dönemde de odağımız; daha güvenli, daha enerji verimli, daha konforlu ve daha sürdürülebilir yapılar için yüksek performanslı duvar çözümleri geliştirmek olacak.

Sektörün tüm paydaşlarına da mesajımız şu: Artık yapı malzemelerini yalnızca maliyet ve alışkanlık üzerinden değil, yapıya ve insan hayatına kattığı toplam değer üzerinden değerlendirmeliyiz.

Biz KİLSAN olarak buna inanıyor ve “geçmişten aldığımız güçle, geleceğin yapılarını” geliştirmeye devam ediyoruz.

 

Okumaya Devam Et

GENEL

Masdaf, Akıllı Pompa Sistemleriyle Verimlilik ve Dijital Dönüşüme Odaklanıyor 

Yayınlandı

-

Erhan Özdemir   Masdaf CEO’su

1977’den bu yana yüzde 100 yerli sermaye ile akışkan teknolojileri alanında faaliyet gösteren Masdaf, yüksek verimli pompa sistemleri, veri odaklı üretim ve dijitalleşme yatırımlarıyla sektörün dönüşümüne katkı sunuyor. 

 

Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Masdaf olarak 1977 yılında, suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle, yüzde 100 yerli sermaye ile faaliyetlerimize başladık. Bugün 40 bin metrekare alan üzerine kurulu Düzce tesislerimizde; uçtan emişli, inline, axial ayrılabilir, yangın, kademeli, proses, dalgıç, kolonlu, kendinden emişli ve dişli pompaların yanı sıra hidrofor ve genleşme tankları da dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinde üretim gerçekleştiriyoruz. Akışkan teknolojileri alanındaki çözümlerimizi bina teknolojileri, endüstri, yangın güvenliği, tarım, altyapı ve enerji başta olmak üzere birçok sektöre sunuyor, ERP direktiflerine uygun olarak geliştirdiğimiz yüksek verimli pompa sistemlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. 4 binin üzerinde farklı ürün üretiyor olmamız da farklı sektörlerin ve pazarların ihtiyaçlarına yönelik geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğumuzu gösteriyor.

 

Pompa sektöründe Türkiye, son yıllarda güçlü bir teknolojik dönüşüm sürecinden geçiyor. Artık yalnızca suyun taşınması değil, bunun minimum enerjiyle, maksimum verimlilikte ve sistem bütünlüğü içinde yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, sektörü daha akıllı, entegre ve yüksek standartlı çözümlere yönlendiriyor. Yerli üreticiler, yüksek verimli pompa sistemleri, frekans kontrollü sürücüler (VFD), sistem optimizasyonu ve akıllı kontrol çözümleri gibi ileri teknolojileri kendi bünyelerinde geliştirebilir hale geldi. Bu da Türkiye’yi sadece ürün üretiminde değil, mühendislik ve teknoloji geliştirme alanında da rekabetçi bir konuma taşıyor.  

 

Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşmeyi müşteri deneyimini geliştiren uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Departmanız ile tüm dijital dönüşüm çalışmalarımızı tek çatı altında topladık ve veri odaklı bir yapıya geçiş sürecini başlattık. Gelişmiş analitik uygulamaları ve yapay zekâ kullanımını süreçlerimize kademeli olarak entegre etmek üzere projeler geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı veri ve sensör teknolojileri sayesinde sistem performansını daha yakından izlemeyi, müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebilmeyi ve kullanım süreçlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda hedefimiz yalnızca operasyonel verimlilik sağlamak değil, müşterilerimizin enerji tüketimini optimize eden, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı sistemler geliştirmek.

 

Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

Üretim tesislerimizde MES sistemimiz var. Üretimden gerçek zamanlı verileri alıp analiz ediyor, bunu da üretim süreçlerimizin iyileştirilmesi için kullanıyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimimizin daha da dijital olması için çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, kısa bir süre içinde tüm operasyonel süreçlerin dijitale taşındığı bir yapıya dönüşmek. 

 

BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

Bu konular pompa sektörü için nispeten yeni konular. IoT, uzaktan izleme, dijital ikiz, dijital öğrenme gibi konularda ilgili departmanlarımızın çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların meyvelerini hep beraber görme şansına sahip olacağız.

 

Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Uzaktan izleme ve enerji optimizasyonu ile ilgili ülkemizin önemli bir kuruluşu ile ortak proje yürütüyoruz. Bu projenin hedeflerine ulaşması ile birlikte diğer müşterilerimize de tasarladığımız sistemleri sunma şansına sahip olacağız.  

Haziran ayında yeni ıslak rotorlu sirkülasyon pompamız olan Omnia serisi pompalarımızın lansmanını yaptık. Bu pompalar, entegre frekans kontrol ünitesi ve özel yazılımı ile tüm tesisat uygulamalarının zorlu şartlarına tam uyum sağlıyor. 

Ürün geliştirme vizyonumuzu enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyoruz. Pompa sistemlerinin dünya elektrik tüketimindeki önemli payı nedeniyle, geliştirdiğimiz her yeni üründe yüksek verimli motorlar, frekans kontrollü sürücüler ve akıllı kontrol teknolojilerine odaklanıyoruz. 

 

Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği, üretim anlayışımızın merkezinde yer alıyor. Ürünlerimizi geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlıyor, kullanım ömürlerini tamamladıklarında tekrar sisteme kazandırılabilir şekilde üretiyoruz. Pompalar, dünya genelindeki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 22’sinin gerçekleşmesinde rol oynuyor. Bu nedenle yalnızca ürün bazında değil, sistem verimliliği üzerinden de enerji tüketimini azaltmaya odaklanıyoruz. Yeni ürünler geliştirirken mevcut ürün portföyümüzün enerji verimliliğini artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üretim süreçlerimizi de bu yaklaşımla şekillendiriyoruz. Düzce’deki üretim tesisimizde güneş enerjisi sistemine yatırım yaptık ve yıllık ortalamada tesisimizde tüketilen elektriğin yüzde 60’ını güneş enerjisinden sağlıyoruz. İlave GES kapasitesi ile ilgili de onay süreçlerini tamamladık. En kısa sürede bunu da hayata geçirip “elektrik pozitif” olmayı amaçlıyoruz.

 

Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

2030 hedeflerimiz doğrultusunda tüm ürün portföyümüzü akıllı sistemlerle entegre hale getirmeyi, uzaktan izlenebilir ve yönetilebilir pompa teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda dijital sensörler, gelişmiş analitik uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler ve uzaktan izleme teknolojileri dijital dönüşüm çalışmalarımızın odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye