Legrand Türkiye: Entegre Sistemlerle Akıllı ve Sürdürülebilir Yapıların Mimarı - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Legrand Türkiye: Entegre Sistemlerle Akıllı ve Sürdürülebilir Yapıların Mimarı

Yayınlandı

-

Legrand Türkiye Grubu CMO’su – Gül Sevinç Selçuk


Legrand Türkiye Grubu; Legrand, İnform, Estap ve Bticino markalarıyla bina, elektrik ve dijital altyapılar alanında uçtan uca çözümler sunan güçlü bir ekosistem oluşturuyor. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve kullanıcı güvenliğini odağına alan bu entegre yapı, projelerin tüm yaşam döngüsüne değer katarak Legrand’ı yalnızca ürün sağlayıcısı değil, geleceğin akıllı yapılarını şekillendiren bir çözüm ortağı olarak ayrıştırıyor.

1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir? 

Legrand Türkiye Grubu olarak, bina, elektrik ve dijital altyapılar alanında geliştirdiğimiz ürün ve sistemlerle küresel ölçekte güçlü bir uzmanlığa sahibiz. Bünyemizde yer alan Legrand, İnform, Estap ve Bticino gibi markalarımızla, konutlardan ticari yapılara, endüstriyel tesislerden kritik altyapı projelerine kadar farklı ölçek ve ihtiyaçlara yönelik kapsamlı çözümler sunuyoruz. Farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayabilen geniş ürün portföyümüz ve birbiriyle entegre çalışan sistemlerimiz sayesinde, projelerin tasarım aşamasından uygulama ve işletme süreçlerine kadar uçtan uca değer üretiyoruz. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve kullanıcı güvenliğini odağımıza alırken akıllı, esnek ve geleceğe uyumlu yaşam alanları oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımızla yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, hızla dönüşen yapı teknolojilerinin yarının beklentilerine de yanıt veren çözümler geliştiriyoruz.

2. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu? 

2025 yılı, şirketimiz adına stratejik yatırımların meyvesini topladığımız oldukça verimli bir yıldı. Gebze tesislerimizde tamamladığımız 13 milyon Euro’luk yatırımla altyapımızı güçlendirerek tam otomasyonlu üretim hatlarına geçiş yaptık. Bu yatırım, yeni nesil modüler ürünlerimizi ve yerli üretim otomatik sigortalarımızı pazara sunmamız için büyük bir fırsat yarattı. Sektör genelinde artan enerji maliyetleri ve sürdürülebilirlik baskısı zorlayıcı olsa da biz bu süreci enerji verimliliği sağlayan yenilikçi çözümlerimizle hem kendimiz hem de müşterilerimiz için bir avantaja dönüştürmeyi başardık.

3. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz? 

2026 yılında sektörümüzün ana gündemini, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik eksenindeki dönüşümün belirlemeye devam edeceğini öngörüyoruz. Özellikle enerji verimliliği, karbon salımının azaltılması ve binaların daha akıllı hale gelmesi hem regülasyonlar hem de kullanıcı beklentileri doğrultusunda öncelikli konular arasında yer alacak. Legrand Türkiye olarak stratejik yaklaşımımızı, Legrand Global’in “Hedef 2030” vizyonu ile tam uyum içinde kurguluyoruz. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde, binaların karbon ayak izini azaltan, enerji yönetimini daha etkin ve ölçülebilir hale getiren akıllı sistemlere; çevresel etkileri tasarım aşamasından itibaren dikkate alan eko-tasarım odaklı ürünlere yatırımlarımızı artırmayı planlıyoruz. Dijitalleşmeyi yalnızca ürün ve çözümlerimizle sınırlı tutmayıp, üretim süreçlerinden proje yönetimine, satış sonrası hizmetlerden son kullanıcı deneyimine kadar tüm değer zincirine yaymayı hedefliyoruz. Böylece daha bağlantılı, daha verimli ve sürdürülebilir yaşam alanlarının oluşturulmasına katkı sağlarken, iş ortaklarımız ve müşterilerimiz için uzun vadeli değer yaratan çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz.

4. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak?
Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu? 

Türkiye, Legrand Grubu’nun küresel organizasyonu içinde stratejik öneme sahip pazarlardan biri olmanın ötesinde, aynı zamanda Avrupa Bölgesi’nin en güçlü üretim ve lojistik üslerinden biri konumunda yer alıyor. 1990 yılından bu yana Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve satın almalarla bugün geldiğimiz noktada, Gebze’de bulunan ve diğer Legrand tesisleri için de örnek teşkil eden iki üretim tesisimizle hem yerel pazara hem de küresel pazarlara üretim yapıyoruz. 2026 ve sonrasına yönelik ihracat stratejimizin merkezinde, Türkiye’de ürettiğimiz yüksek katma değerli, teknolojik ve sürdürülebilir ürünlerin global pazarlardaki payını artırmak bulunuyor. Ar-Ge merkezimizde geliştirilen yenilikçi çözümler ve güç kaynağı teknolojileri başta olmak üzere, yerli üretim gücümüzü uluslararası kalite ve standartlarla buluşturmayı sürdürüyoruz. Türkiye’ye ve Türk ekibimize duyduğumuz güveni, önümüzdeki dönemde de yeni yatırımlar ve ürün geliştirme projeleriyle pekiştirerek, Türkiye’yi Legrand’ın küresel büyüme yolculuğunda daha da güçlü bir konuma taşımayı amaçlıyoruz.

5. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Sürdürülebilirlik, Legrand Türkiye Grubu’nun uzun vadeli vizyonunun ve iş yapış biçiminin temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Çevresel sorumluluk, sosyal etki ve etik yönetişimi bir bütün olarak ele alıyor, bu yaklaşımı hem operasyonlarımıza hem de kurumsal kültürümüze entegre ediyoruz. Çevresel sürdürülebilirlik tarafında, enerji verimliliğini artıran, karbon ayak izini azaltan ve döngüsel ekonomi prensiplerini destekleyen ürün ve çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz. Aynı zamanda üretim süreçlerimizde kaynak kullanımını optimize eden, çevresel etkiyi azaltan uygulamaları hayata geçiriyor; bu alandaki hedeflerimizi Legrand Global’in sürdürülebilirlik vizyonu ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu şekilde belirliyoruz. Sosyal sorumluluk alanında ise özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık odağında uzun soluklu projeler yürütüyoruz. 2018 yılında hayata geçirdiğimiz “ellegrand (Legrand’ta Kadın)” platformu aracılığıyla, elektrik sektöründe kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor; kız çocuklarının mühendislik alanlarına yönelmesini destekleyen eğitim iş birlikleri ve farkındalık programları gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalarımızın bir sonucu olarak, 2024 yılı başında Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Standardı (GEEIS) tarafından sertifikalandırılarak, bu sertifikayı Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmanın gururunu yaşadık. Çeşitlilik ve kapsayıcılığı yalnızca kadın çalışanlarla sınırlı görmüyor; gençler, engelliler ve farklı sosyal gruplar için de eşit fırsatlar yaratmayı önceliklendiriyoruz. Kadın dostu uygulamalarımızın yanı sıra babalık izninin 12 güne çıkarılması gibi politikalarla kapsayıcı bir çalışma kültürü oluşturmayı hedefliyoruz. Gençlere yönelik olarak ise 2023’te hayata geçirdiğimiz Genç Kurul ve 2024 itibarıyla başlattığımız Yönetici Aday Programı (YAP) ile, hem Legrand içinde hem de sektör genelinde genç yeteneklerin gelişimine katkı sağlıyoruz.

Bu yaklaşımımızın en güncel yansıması, 2025–2027 dönemine yönelik duyurduğumuz 6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk yol haritamız oldu. Yeni yol haritamız; çeşitlilik ve kapsayıcılığı teşvik etmek, iklim değişikliğiyle mücadele etmek, döngüsel ekonomi yaklaşımını güçlendirmek, müşterilerimiz için değer yaratmak ve sorumlu bir işletme olmak üzere beş temel taahhüt etrafında şekilleniyor. Bu kapsamda, yönetim pozisyonlarında kadın temsilinin artırılması, tüm çalışanlarımız için kapsayıcı bir organizasyon kültürünün güçlendirilmesi, kariyerinin başındaki bireylere her yıl binlerce yeni fırsat sunulması ve sürdürülebilirlik odağını paylaşan tedarikçilerle yeni iş alanlarının geliştirilmesi gibi somut hedefler belirledik. Legrand Türkiye Grubu olarak, yalnızca kendi operasyonlarımızda değil, içinde yer aldığımız ekosistemin tamamında daha sürdürülebilir, daha adil ve daha kapsayıcı bir gelecek inşa etmeyi amaçlıyoruz.

6. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı? 

Legrand Türkiye Grubu olarak, önümüzdeki dönemde de sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve kapsayıcılık odağında değer yaratan çözümler geliştirmeye devam edeceğiz. Türkiye’yi yalnızca önemli bir pazar değil, aynı zamanda küresel ölçekte stratejik bir üretim, inovasyon ve yetkinlik merkezi olarak konumlandırma hedefimiz doğrultusunda yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Güçlü markalarımız, yetkin insan kaynağımız ve uzun vadeli vizyonumuzla; müşterilerimiz, iş ortaklarımız ve tüm paydaşlarımız için kalıcı değer üretirken, sektörümüzün dönüşümüne yön veren bir rol üstlenmeyi amaçlıyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

ODE Yalıtım, Dijital Dönüşümle Üretimde Verimliliği ve Rekabet Gücünü Artırıyor 

Yayınlandı

-

Ozan Turan ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

 

40 yılı aşkın deneyimi, sekiz modern üretim tesisi ve 4 binden fazla ürün çeşidiyle yalıtım sektöründe faaliyet gösteren ODE Yalıtım, dijitalleşmeyi stratejik bir dönüşüm aracı olarak konumlandırıyor. 

 

Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

1985 yılında kurulan ve 1988 yılında yalıtım sektörüne odaklanma kararı alan ODE Yalıtım olarak, 1990 yılında ithalatçı, 1996 yılında ise üretici kimliği kazandık. 40 yılı aşkın süredir yalıtım sektöründe fark yaratmak, enerji verimliliği sağlayarak daha konforlu, güvenli ve sürdürülebilir yaşam alanları inşa etmek hedefiyle çalışıyoruz.  Yapı yalıtımı ve teknik yalıtım olmak üzere iki ana kategoride üretim yapıyoruz. Eskişehir ve Çorlu’da sekiz modern üretim tesisimiz bulunuyor; 4 binden fazla ürün çeşidimiz mevcut. Yapı yalıtımı alanında geliştirdiğimiz ürünlerle bir binanın temelinden çatısına kadar farklı detaylarda ısı, su, ses ve yangın yalıtımı çözümleri üretiyoruz. Binaların tesisat yalıtımı, sanayi ve endüstriyel tesislerin yalıtımını kapsayan teknik yalıtımda ise kauçuk köpüğü, cam yünü ve taş yünü olmak üzere üç ürün grubunu da üreten ilk firmayız. Eskişehir’de kurduğumuz ileri teknolojiye sahip elastomerik kauçuk köpüğü üretim tesisimizle, Çin ve Almanya arasındaki coğrafyada teknik yalıtımda en büyük üretici konumuna geldik.  Bugün Türkiye’nin yüzde 100 yerli sermayeli en büyük yalıtım şirketi olarak, ürünlerimizi altı kıtada 80’in üzerinde ülkeye ulaştırıyor, dünya çapında enerji tasarrufuna katkı sağlıyoruz. 

Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

Dijitalleşmeyi ODE Yalıtım’da yalnızca teknolojik bir yatırım değil, rekabet gücümüzü artıran stratejik bir dönüşüm aracı olarak görüyoruz. Günümüzde hızlı karar alabilmek, veriye dayalı yönetim anlayışını benimsemekten geçiyor. Bu doğrultuda üretim tesislerimizde MES, SCADA ve ERP sistemlerini entegre ederek sahadan merkeze gerçek zamanlı veri akışı sağlıyor, operasyonlarımızı anlık olarak izleyip daha hızlı ve doğru kararlar alabiliyoruz. RPA, Bayi Portalı, CRM, ODE IQ ve Power BI gibi dijital uygulamalarla da süreçlerimizi daha verimli ve çevik hale getiriyoruz. Ayrıca veri yönetimi altyapımızı da önemli ölçüde güçlendirdik. ERP, üretim, kalite, satış ve finans sistemlerinden gelen verileri ortak bir analitik platformda bir araya getirerek karar alma süreçlerini hızlandırıyoruz. 

Geliştirdiğimiz yeni nesil raporlama altyapısı sayesinde yöneticiler gerçek zamanlı KPI’lara erişebiliyor, operasyonel kararlar veri odaklı şekilde alınabiliyor. Önümüzdeki dönemde bu altyapıyı yapay zekâ destekli analitik uygulamalarla daha ileri seviyeye taşımayı hedefliyoruz.

Son dönemde hayata geçirdiğimiz en önemli yatırımlardan biri, 2025–2026 dönemini kapsayan 25 milyon dolarlık yatırım planımız kapsamında Çorlu’daki cam yünü tesisimizde gerçekleştirdiğimiz kapsamlı modernizasyon oldu. Fırın sistemini tamamen yenilerken üretim altyapısını ve otomasyon sistemlerini uçtan uca güncelledik. Bu yatırımla üretim kapasitesi ve verimliliğimizi artırırken, enerji tüketimini azaltan ve fire oranlarını düşüren önemli iyileştirmeler sağladık. Ayrıca laboratuvarımızı modern bir altyapıya kavuşturarak Ar-Ge ve kalite süreçlerimizi ölçülebilir ve izlenebilir hale getirdik. Dijitalleşme, otomasyon ve Ar-Ge yatırımlarını birlikte ele alan bu yaklaşım sayesinde hem iç pazarda hem de ihracatta daha yüksek verimlilik ve sürdürülebilir büyüme sağlıyoruz.

BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

Bugün BIM, IoT ve benzeri dijital teknolojiler proje yönetimi ve üretim süreçlerinde giderek daha fazla yer bulurken, önümüzdeki dönemde bu ekosistemin yapay zekâ ile daha güçlü hale geleceğini düşünüyoruz. ODE Yalıtım olarak bu dönüşümü yakından takip ediyor, ürünlerimizin dijital yapı ekosistemine entegre olmasını stratejik bir öncelik olarak görüyoruz.

Özellikle BIM tabanlı projelerde, yalıtım ürünlerine ait BIM modellerinin hazır ve erişilebilir olması; doğru ürün seçimi, disiplinler arası koordinasyon ve proje süreçlerinin daha verimli yönetilmesi açısından büyük önem taşıyor. Ürünlerin teknik performans, çevresel verileri ve sertifikasyonlarının BIM objeleri üzerinden proje paydaşlarına sunulması, tasarım süreçlerini hızlandırırken uygulama hatalarının da azaltılmasına katkı sağlıyor. Bu doğrultuda ODE Yalıtım olarak bugün 100’ün üzerinde akıllı BIM ürün objesi ile tasarımcıların ve proje ekiplerinin dijital süreçlerini destekliyoruz. Önümüzdeki dönemde ise BIM kütüphanemizi hem ürün çeşitliliği hem de modelleme detay seviyesi açısından daha da geliştirerek, dijital proje ekosistemine daha fazla değer katmayı hedefliyoruz.

Yapay zekânın önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe en çok tasarım, üretim, kalite kontrol ve sürdürülebilirlik alanlarında yaygınlaşacağını düşünüyorum. 

Özellikle bina verilerini analiz ederek projeye en uygun yalıtım çözümlerini belirlemesi, üretim süreçlerinde kaliteyi artırırken enerji tüketimini ve fire oranlarını azaltması sektör için önemli kazanımlar sağlayacak. Bunun yanı sıra karbon ayak izi hesaplamaları ve çevresel regülasyonlara uyum süreçlerinde de yapay zekâ, daha hızlı ve veriye dayalı karar alınmasını mümkün kılacak. Bu nedenle yapay zekâyı yalnızca operasyonel verimlilik sağlayan bir teknoloji değil, sektörün dönüşümünü destekleyen stratejik bir araç olarak görüyoruz. Ayrıca üretim, kalite, bakım ve satış süreçlerinde yapay zekâ destekli dijital asistanlar ve otonom karar destek sistemlerinin yaygınlaşacağını öngörüyoruz. Büyük dil modelleri (LLM), üretim verileriyle birlikte çalışarak yalnızca rapor sunan değil, öneriler geliştiren ve aksiyon alınmasını kolaylaştıran sistemlerin temelini oluşturacak.

Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Dijitalleşmeyi yalnızca üretim süreçlerimizde değil, müşterilerimize sunduğumuz çözümlerde de önceliklendiriyoruz. ODE Select dijital ürün seçim platformumuz sayesinde tasarımcılar ve uygulayıcılar, projelerine en uygun yalıtım çözümünü hızlı ve doğru şekilde belirleyebiliyor. Epiclub uygulayıcı ağımız ve bayi portalımız da teknik bilgiye erişimi kolaylaştırarak uygulama süreçlerinin daha verimli ilerlemesini destekliyor. Bunun yanında dijital bayi portalımızı sürekli geliştirerek sipariş, ödeme, kampanya ve satış süreçlerini tek platform üzerinden yönetilebilir hale getiriyoruz. Böylece hem yurt içi hem de uluslararası iş ortaklarımız için daha hızlı, şeffaf ve izlenebilir bir müşteri deneyimi sunuyoruz. Ürün portföyümüzde konut, ticari ve endüstriyel yapılara yönelik cam yünü, elastomerik kauçuk köpüğü, bitümlü membran ve XPS yalıtım çözümleri yer alıyor. Ar-Ge çalışmalarımızı Greentech Ar-Ge merkezimizde, faaliyet gösterdiğimiz pazarların ihtiyaçlarına göre şekillendiriyor; ciromuzun yüzde 3’ünü Ar-Ge ve dijitalleşmeye ayırıyoruz. Enerji verimliliğini artıran, uygulama kolaylığı sağlayan ve çevresel etkisi düşük ürünler geliştirmeye odaklanıyoruz.

 

Dijitalleşme vizyonumuzun önemli adımlarından biri de Çevresel Ürün Beyanlarımızı (EPD) tamamen dijital formata taşımamız oldu. Ürün gruplarımıza ait EPD’lerimizi dijital formatta yayımlayarak, çevresel performans verilerine hızlı, güvenilir ve kolay erişim sağlıyoruz. QR kod üzerinden erişilebilen bu yapı sayesinde mimarlar, mühendisler ve proje ekipleri ihtiyaç duydukları çevresel verilere tek bir platform üzerinden ulaşabiliyor. 

Bu dönüşüm, yalnızca bilgiye erişimi kolaylaştırmakla kalmıyor; aynı zamanda Avrupa Birliği’nin Dijital Ürün Pasaportu (DPP) yaklaşımına uyum sürecimizi destekleyerek ürün verilerimizin dijital yapı ekosistemine entegrasyonunu güçlendiriyor. Sürdürülebilirlik ve dijitalleşmenin giderek iç içe geçtiği yeni dönemde, bu altyapının BIM tabanlı projeler ve yapay zekâ destekli analizler için de önemli bir veri kaynağı oluşturacağına inanıyoruz.

Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptığınızı öğrenebilir miyiz?

Dijital teknolojiler, sürdürülebilirlik hedeflerimize ulaşmada en önemli araçlardan biri. Üretim tesislerimizde kullandığımız MES, SCADA ve ERP entegrasyonları sayesinde üretim süreçlerini gerçek zamanlı takip ediyor, enerji tüketimini, kaynak kullanımını ve verimliliği anlık olarak izleyebiliyoruz. Bu sayede hem enerji tüketimini optimize ediyor hem de fire oranlarını azaltarak kaynak kullanımını daha verimli hale getiriyoruz.

Yenilenebilir enerji yatırımlarımız da bu yaklaşımın önemli bir parçası. Çorlu ve Eskişehir tesislerimizde devreye aldığımız güneş enerji sistemleriyle elektrik tüketimimizin yaklaşık yüzde 50’sini yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyoruz. 2050 karbon nötr hedefimiz doğrultusunda dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımlarını birlikte ele alıyor, çevresel etkimizi ölçülebilir performans göstergeleriyle yönetiyoruz.

Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

Önümüzdeki dönemde dijital dönüşüm yatırımlarımızın odağında Endüstri 4.0 uygulamaları, otomasyon sistemleri, veri analitiği ve yapay zekâ destekli çözümler yer alacak. ODE 5.1 vizyonumuz doğrultusunda üretim, Ar-Ge ve iş süreçlerimizi daha entegre ve veri odaklı bir yapıya taşımayı hedefliyoruz. 

 

Teknoloji yatırımlarımızı, çalışanlarımızın dijital yetkinliklerini geliştirecek uygulamalarla birlikte ele alarak dönüşümü bütüncül bir yaklaşımla sürdüreceğiz. Bunun yanında Ar-Ge yatırımlarımızı ve üretim altyapımızı dijital teknolojilerle destekleyerek hem operasyonel mükemmeliyetimizi hem de uluslararası rekabet gücümüzü artırmayı hedefliyoruz.

Sektörün geleceğinde dijitalleşme, enerji verimliliği ve sürdürülebilirliğin birbirinden ayrılmaz başlıklar olacağını düşünüyoruz. Veriye dayalı üretim, düşük karbonlu üretim süreçleri ve akıllı yalıtım çözümleri, önümüzdeki yıllarda sektörün rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar arasında yer alacak. Bulut tabanlı veri platformları, dijital ikiz uygulamaları, yapay zekâ ajanları (AI Agents), kestirimci analitik ve otonom karar destek sistemleri önümüzdeki dönemin temel yatırım alanları olacak. Amacımız yalnızca süreçleri dijitalleştirmek değil; üretimden satışa kadar tüm değer zincirinde veriyi stratejik bir varlık olarak kullanarak daha çevik, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir işletme modeli oluşturmak.

Okumaya Devam Et

GENEL

PERI, Dijital Teknolojilerle Şantiyelerde Verimlilik ve Güvenliği Yeniden Tanımlıyor 

Yayınlandı

-

Ayhan Akpınar (PERI Türkiye Genel Müdürü)

55 yılı aşkın mühendislik deneyimiyle kalıp ve iskele sektöründe faaliyet gösteren PERI, dijital planlama araçları, BIM uyumlu çözümler, gerçek zamanlı beton sensörleri ve sanal gerçeklik uygulamalarıyla şantiye süreçlerini daha güvenli, verimli ve sürdürülebilir hale getirmeyi hedefliyor. 

– Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

PERI olarak kalıp ve iskele sektöründe global ölçekte inovasyon, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme odaklı bir ürün stratejisi izlemekteyiz. Dünyanın dört bir yanındaki projelerde inşaat süreçlerine 55 yılı aşkın mühendislik tecrübesiyle değer katan şirketimiz; modüler sistemler, entegre güvenlik çözümleri ve dijital planlama araçlarıyla sektörde fark yaratmaktadır.

2026 yılı, sektörün karar mekanizmalarının yeniden yapılandığı bir sene olarak öne çıkıyor. Pandemi sonrası dönemin yüksek hız refleksi yerini daha hesaplı, daha veri odaklı kararlara bırakıyor. Bu, sektör için olumlu bir dönüşümdür çünkü uzun vadede tedarikçi seçiminde fiyat değil, güvenilirlik ve mühendislik gücü belirleyici olmaya başlıyor.

Orta Doğu’daki gerilim lojistik dengeleri etkilemekle birlikte, Türkiye’nin coğrafi konumu ve inşaat sektörünün operasyonel kapasitesi ülkemizi bölgesel bir çözüm merkezi olarak tutmaya devam ediyor. Yurt içinde kentsel dönüşüm, deprem güvenliği odaklı konut yapılaşmaları, altyapı yatırımları ve sanayi projeleri sektörün hareketini sürdüren ana eksenler. Finansmana erişim, maliyet yönetimi ve nitelikli iş gücü ise sektörün önümüzdeki dönemde de yapısal gündemi olmaya devam edecek.

PERI Türkiye olarak biz bu döngüyü güçlü lojistik altyapımız, geniş kiralama parkımız ve mühendislik odaklı çalışma kültürümüz sayesinde dengeli yönetebildiğimizi söyleyebilirim. Önümüzdeki dönemde dijital saha çözümlerinin, modüler sistemlerin ve entegre iş güvenliği yaklaşımının sektörün rekabet çıtasını belirleyeceğine inanıyorum.

– BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

İnovasyonu artık yeni bir ürün geliştirmekle eş tutmuyoruz. Bizim için inovasyon, şantiyedeki süreci daha güvenli, daha hızlı ve veriye dayalı hale getirmek demek. Özellikle BIM (Yapı Bilgi Modellemesi) süreçlerine uyumlu mühendislik çözümlerimiz ve dijital planlama araçlarımızla, projeleri henüz fiziksel olarak başlamadan optimize ederek şantiyedeki hata payını ve malzeme israfını en aza indiriyoruz.

Yapı Fuarı 2026’da Türkiye’de ilk kez tanıttığımız Vemaventuri Beton Sensör Teknolojisi, beton üretimi ve yerleştirme süreçlerini sahadan dijital olarak izleyen bulut tabanlı bir çözüm. LTE bağlantısı üzerinden anlık veri akışı sağlayan sistem; betonun sıcaklık gelişimini, kalıp içi basıncı, dolum seviyesini, sıkıştırma kalitesini ve su/çimento oranını gerçek zamanlı izliyor. Önceden tanımlanan limitlerin aşılması durumunda otomatik uyarılar üreterek saha ekiplerine erken müdahale imkânı veriyor. Fuarda gördüğümüz yoğun ilgi sektörün bu dönüşüme hazır olduğunu gösteriyor.

Bu teknolojinin altını çizmek istediğim bir başka boyutu daha var: sürdürülebilirlik. Yapı malzemesi sektöründe üretim süreçlerinin su ayak izini azaltacak şekilde geliştirilmesi, bugün artık tüm sektör kuruluşlarımızın gündeminde olan bir öncelik. Beton sensör teknolojisi sahada doğrudan görünmeyen ama bu öncelikle birebir örtüşen önemli bir katkı sağlıyor. Geleneksel uygulamada, betonun istenen dayanıma tam olarak ne zaman ulaştığı sahada net olarak bilinemediği için kürleme süreci ihtiyatlı senaryoya göre kurgulanır; gereğinden uzun süre, gereğinden fazla kürleme suyu ve gereğinden fazla iş gücü harcanır. Sensör verisi ise betonun dayanım gelişimini ve sıcaklığını gerçek zamanlı ölçtüğü için kürleme süresi ve kullanılan su miktarı gerçek ihtiyaca göre optimize ediliyor. Bunun karşılığı yalnızca verimlilik değil; aynı zamanda Türkiye gibi su stresi altındaki bir coğrafyada giderek daha kritik hale gelen bir kaynak yönetimi katkısıdır.

Fuardaki standımızda yer verdiğimiz VR (Sanal Gerçeklik) deneyim alanı da büyük ilgi gördü. Başta PERI UP olmak üzere öne çıkan iskele ve kalıp sistemlerini sanal ortamda inceleme ve kurulum sürecini birinci elden deneyimleme imkânı buldu. Bu uygulama, geleneksel ürün kataloğu sunumunun ötesine geçerek mühendis ve şantiye ekiplerinin ürün seçim sürecinde karar destek aracı olarak kullanılabilecek bir yaklaşımı tanıttı. Sensörün sahadan veriyi getirmesi ve VR’ın sahayı dijital ortama taşıması, PERI’nin dijital saha vizyonunun iki yönlü işleyişini ortaya koydu.

– Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Türk inşaat sektörüne ilk kez 48’inci Yapı Fuarı’nda tanıtılan Vemaventuri Beton Sensör Teknolojisi bu konudaki en somut örnektir. Sistem; betonun sıcaklık gelişimini, kalıp içi basıncı, dolum seviyesini ve dayanım sürecini gerçek zamanlı izleyerek saha ekiplerine bulut tabanlı bir karar mekanizması sunuyor. Böylece kararlar artık yalnızca saha deneyimine değil, ölçülebilir verilere dayanıyor. Bir kalıp ve iskele şirketi olarak PERI’nin Vemaventuri’yi Türkiye pazarına sunması, sensör teknolojisinin yalnızca bir beton kalite aracı değil, aynı zamanda kalıp tasarım sınırları ile saha gerçekliğini birleştiren bir mühendislik enstrümanı olarak konumlandırıldığını gösteriyor.

Konut projelerinde HANDSET Alpha ve DUO gibi az parçalı, kolay kurulan sistemlerimiz özellikle dar şantiyelerde tercih ediliyor. Bu sistemler işçilik ihtiyacını azaltırken uygulama standardizasyonunu artırdığı için kalite kontrolü kolaylaşıyor. ALPHADECK ise erken söküm avantajıyla kat döngüsünü hızlandırıyor. İskele tarafında PERI UP, güvenlik entegrasyonu ve farklı proje tipolojilerine uyarlanabilir modüler yapısıyla tercih ediliyor. Yüksek yapılarda kullandığımız RCS tırmanır sistemler ve entegre güvenlik çözümlerimiz ise büyük şehirlerdeki dönüşüm projelerinde belirgin bir verim farkı yaratıyor. Su yalıtımı alanında ise RiveStop Ankraj Deliği Sızdırmazlık Teknolojisi, sektörde özgün bir çözüm olarak konumlanıyor ve önümüzdeki dönemde özellikle altyapı ve mühendislik yapılarında karşılığını bulacağına inanıyoruz.

Bugün yatırımcı için maliyet tek başına yeterli bir karar parametresi değil. İş güvenliği, uygulama hızı ve sürdürülebilirlik aynı ölçüde belirleyici hale geldi. PERI Türkiye olarak bu üç eksende mühendislik odaklı çözümler sunabilmek bizim asıl farklılaşma alanımızdır.

– Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Çevresel sorumluluk bilinciyle şekillenen kurumsal vizyonumuzun önemli bir parçası olan sürdürülebilirlik, operasyonlarımızın merkezine yerleşmiş durumda. PERI Türkiye olarak, güneş enerjisi yatırımımız ile karbon ayak izimizi azaltıyor, çevresel etkimizi minimize ediyor ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak adına üzerimize düşeni yapıyoruz. Gelecek dönemde de PERI Global’in sürdürülebilirlik standartları çizgisinde ilerleyerek, iklim dostu uygulamaları yaygınlaştırmayı ve enerji tüketimimizdeki yenilenebilir enerji payını daha da artırmayı hedefliyoruz.

Sürdürülebilirlik yaklaşımımız doğrultusunda; uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilen, kaynak verimliliğini artıran ve montaj-demontaj süreçlerinde enerji tasarrufu sağlayan sistemler geliştirmeye odaklanıyoruz. Bu yaklaşım sayesinde, ürünlerimizin tüm yaşam döngüsü boyunca çevresel etkisini azaltmayı ve projelerde kaynak israfını önlemeyi hedefliyoruz.

Sektörümüzde yeşil dönüşüm henüz yaygınlaşmamış olsa da hem üretim süreçlerimizle hem de sunduğumuz ürün ve hizmetlerle PERI’nin öncü rolünü ortaya koyuyoruz.

– Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

Bizim işimiz; müşterinin gerçek ihtiyacını doğru tespit ederek işin sahada daha güvenli, daha hızlı, daha ekonomik ve daha kaliteli yapılmasını sağlayacak çözümleri üretmektir. Bu sektörde inovasyonun tanımı da burada saklı: gerçek bir saha ihtiyacına gerçek bir mühendislik cevabı vermek. Bu kapsamda son dönemde özellikle dijital saha teknolojileri tarafında belirleyici çözümler sunuyoruz. Kalıp içi basıncı gerçek zamanlı ölçen bir sensörü Türkiye’ye getirmemiz tesadüf değil; bu, müşteri ihtiyacından doğan kalıp ve iskele mühendisliğinin doğal bir uzantısı. Yapı Fuarı’ndaki en somut çıkarımımız, dijital saha çözümlerinin Türkiye’de artık ‘iyi olur’ kategorisinden ‘olmazsa olmaz’ kategorisine geçtiğini görmek oldu. Beton sensörü ve VR’ın stantta en çok teknik soru alan iki çözüm konumunda olması, sektörün hem veriyle yönetilen bir saha modeline hem de dijital deneyim araçlarına hazır olduğunu gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde sektörün üç ana eksende dönüşeceğini düşünüyorum: sensör teknolojileriyle veriye dayalı şantiye yönetiminin standart hale gelmesi, dijital planlama araçlarının teklif aşamasından teslim aşamasına kadar bütünleşik kullanılması ve iş güvenliği–sürdürülebilirlik dengesinin yatırım kararlarının merkezine yerleşmesi. Bu üç eksenin hepsinde PERI Türkiye, uluslararası mühendislik birikimi ile yerel saha tecrübesini bir arada sunabilen sayılı oyunculardan biri olarak konumlanıyor.

Bizim yaklaşımımız ürün satmak değil; projeye ortak olmaktır. Önümüzdeki dönemde de Türk inşaat sektörünün dönüşümünü şekillendiren projelerde mühendislik gücümüzle yer almaya devam edeceğiz.

Okumaya Devam Et

GENEL

Mühendislik Gücünü Teknolojiyle Birleştiren Alarko Carrier, İklimlendirmede Verimliliği Artırıyor

Yayınlandı

-

Alarko Carrier Genel Müdür Yardımcısı Özgür Gürer

 

70 yılı aşkın deneyimiyle iklimlendirme sektöründe faaliyet gösteren şirket, proje bazlı mühendislik, özel tasarım ve zorlu saha koşullarına uygun çözümleriyle Türkiye’de ve uluslararası pazarlarda büyümesini sürdürüyor. 

  • Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

70 yılı aşkın köklü geçmişimizle Türkiye iklimlendirme sektörünün öncü şirketlerinden biri olarak faaliyet gösteriyoruz. Konutlardan ticari binalara, endüstriyel tesislerden kamu yapılarına kadar geniş bir yelpazede, ısıtma, soğutma, havalandırma, klima santralleri, VRF sistemleri, ısı pompaları ve su basınçlandırma çözümleri sunuyoruz. Gebze ve Eskişehir’deki üretim tesislerimizde hem iç pazara hem de ihracat pazarlarına yönelik üretim gerçekleştirirken, güçlü mühendislik altyapımız ve Ar-Ge kabiliyetimizle sektörde fark yaratıyoruz.

 

Standart ürün üretiminin ötesine geçerek, proje bazlı mühendislik, özel tasarım, sertifikasyon yönetimi ve zorlu saha koşullarına uygun çözümler geliştiren bir teknoloji şirketi olarak faaliyet gösteriyoruz. Özellikle yüksek güvenlik gerektiren uluslararası projelerde edindiğimiz mühendislik deneyimiyle farklı coğrafyalarda tercih edilen bir çözüm ortağı konumundayız.

 

2026 yılının ilk yarısını değerlendirdiğimizde sektörün genel görünümünün geçen yıla paralel seyrettiğini söyleyebiliriz. Merkezi iklimlendirme tarafında son iki yıldaki hızlı büyüme daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya evrilirken, ısı pompası pazarındaki büyüme ivmesi devam ediyor. Bireysel klima pazarında ise mevsim koşullarının geçen yıllara kıyasla daha serin seyretmesi nedeniyle iki yıl öncesinin bir miktar gerisinde, geçen yılla benzer bir performans gözlemledik. Kombi tarafında ise son iki yıldır daralan pazarda yeniden sınırlı bir hareketlenme söz konusu.

 

Yılın ilk altı ayında, klimalarda yıl başında devreye alınan gözetim uygulaması ve küresel gelişmelere bağlı olarak uzayan teslim süreleri pazarı etkiledi. Artan yağış miktarı da tarımsal sulamada yer altı suyu kullanım ihtiyacını azaltarak dalgıç pompa talebini sınırladı. Tüm bu gelişmelere rağmen hem ciro hem de kârlılık hedeflerimize ulaşmayı başardık. Bu sonuçta; güçlü tedarik zinciri yönetimimiz, mühendislik kabiliyetimiz ve müşteri odaklı yaklaşımımızın önemli katkısı olduğunu düşünüyoruz.

  • Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde şirket genelinde hayata geçirdiğiniz dijital dönüşüm, otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Sektörde rekabet ürün performansının yanı sıra veri yönetimi, dijital servis kabiliyeti ve yaşam döngüsü boyunca sunulan katma değerle şekilleniyor. Biz de teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyor ve uygun çözümleri şirketimize kazandırmaya çalışıyoruz. Şirket genelinde birçok dijital dönüşüm projesini hayata geçirirken, yeni uygulamalarla bu dönüşümü sürekli geliştiriyoruz. Üretim tesislerimizde yürüttüğümüz dijital dönüşüm çalışmaları kapsamında MRP ve Üretim Destek Uygulamaları Projesi’ni devreye aldık.  

 

MRP ve Üretim Destek Uygulamaları Projesi ile dijital üretim altyapımızı Endüstri 4.0 yaklaşımı doğrultusunda güçlendiriyoruz. Veri odaklı üretim yönetimi, gerçek zamanlı izlenebilirlik, dijital entegrasyon ve akıllı karar destek mekanizmaları sayesinde üretim süreçlerimizi daha çevik, şeffaf ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyoruz.

 

Bu dönüşüm, kaynakların daha verimli kullanılmasını, enerji ve ekipman performansının dijital platformlar üzerinden etkin şekilde yönetilmesini ve üretimde sürekli iyileştirme kültürünün güçlenmesini sağlıyor. Böylelikle daha az kaynak tüketirken daha yüksek operasyonel verimlilik elde ediyor, üretim esnekliğimizi ve rekabet gücümüzü de artırıyoruz.

 

Sürekli geliştirdiğimiz B2B, B2C, satış destek ve satış sonrası hizmet uygulamalarımız sayesinde uçtan uca tüm süreçleri merkezi bir yapıda yönetebiliyor, ürün yaşam döngüsünü anlık olarak takip edebiliyoruz. Bunun yanında hayata geçirdiğimiz Veri Ambarı ve Raporlama Sistemi Projesi ile gerçek zamanlı verilere ihtiyaç duyduğumuz her an erişebiliyor, stratejik kararlarımızı daha hızlı, doğru ve veriye dayalı şekilde alabiliyoruz. 

 

Yapay zekâ da dijital dönüşüm stratejimizin önemli bileşenlerinden biri. Bugün şirket içinde farklı süreçlerde yapay zekâdan aktif olarak yararlanıyor, kullanım alanlarını her geçen gün genişletiyoruz. Yapay zekânın özellikle operasyonel verimlilik, hız ve karar destek mekanizmalarına sağladığı katkıları somut olarak görmeye başladık. 

 

Dijitalleşmeyi sadece üretim süreçleriyle sınırlı görmüyor, tüm paydaşlarımız için erişilebilirliği de bu dönüşümün önemli bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu kapsamda web sitemizi de görme, işitme veya bilişsel farklılıkları bulunan bireyler için erişilebilir hale getirerek bilgiye erişimin herkes için eşit olması yönünde önemli bir adım attık.

  • BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

 

Proje süreçlerinde BIM tabanlı tasarım yaklaşımı giderek daha fazla önem kazanıyor. Alarko Carrier mühendislik ekiplerimiz, projelendirme süreçlerinde dijital modelleme araçlarından faydalanarak daha hızlı, hatasız ve entegre çözümler geliştirmeye odaklanıyor. 

 

IoT tabanlı sistemler sayesinde cihazların uzaktan izlenmesi, performans takibi ve bakım ihtiyaçlarının önceden tespit edilmesi mümkün hale geliyor. Önümüzdeki dönemde dijital ikiz uygulamalarının özellikle büyük ölçekli ticari ve endüstriyel projelerde daha yaygın kullanılacağını düşünüyorum.

 

Yapay zekâ tarafında ise enerji optimizasyonu, kestirimci bakım, arıza analizi ve kullanıcı alışkanlıklarına göre otomatik çalışma senaryolarının oluşturulması en hızlı gelişecek alanlar arasında yer alacak. İklimlendirme sistemlerinin ortamdaki hava kalitesini en iyi seviyede tutmanın yanı sıra veriyi analiz ederek kendi performanslarını optimize eden akıllı sistemlere dönüşeceğini öngörüyoruz.

  • Isı pompaları daha yaygın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek? 

 

Isı pompaları son yıllarda iklimlendirme sektörünün en stratejik ürün gruplarından biri haline geldi. Özellikle inverter teknolojilerindeki gelişmeler, düşük dış ortam sıcaklıklarında daha yüksek verimle çalışabilme kabiliyeti ve yeni nesil düşük GWP’li soğutucu akışkanların kullanımı bu sistemlerin performansını önemli ölçüde artırdı.

 

Başlangıçta ağırlıklı olarak konut projelerinde tercih edilen ısı pompaları bugün oteller, ofis binaları, eğitim yapıları, sağlık tesisleri ve endüstriyel uygulamalarda da yaygınlaşmaya başladı. Elektrifikasyon politikaları ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik hedefler doğrultusunda önümüzdeki dönemde pazarın büyümesini sürdüreceğini öngörüyoruz.

 

Biz enerji verimliliği ve karbonsuzlaşma hedefleri doğrultusunda ısı pompalarını önümüzdeki dönemin en stratejik ürün gruplarından biri olarak görüyoruz. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi düzenlemeler de bu dönüşümü hızlandırırken, Ar-Ge yatırımlarımızı bu perspektifle şekillendiriyoruz. Alarko Carrier olarak bu dönüşümün önemli oyuncularından biri olmayı hedefliyoruz.

  • VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

 

VRF sistemleri, değişken kapasite kontrolü sayesinde enerji tüketimini optimize ederek yüksek verimlilik sunuyor. Aynı anda farklı mahallerde farklı sıcaklık ihtiyaçlarının karşılanabilmesi, bu sistemlerin en önemli avantajlarından biri.

 

Büyük ölçekli projelerde yatırımcıların en çok dikkat ettiği kriterler; enerji verimliliği, yaşam döngüsü maliyeti, bakım kolaylığı, sistem esnekliği ve bina otomasyon sistemleriyle entegrasyon kabiliyeti oluyor. Bir diğer konu ise sistemlerin uzun ömürlü olması ve kullanım ömrü boyunca düşük işletme maliyeti sunması. Bu nedenle portföy yönetimimizi bu doğrultuda yaparken yalnızca ilk yatırım maliyetini değil, sistemlerin tüm yaşam döngüsü boyunca sağlayacağı verimliliği de dikkate alıyoruz.

  • Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında nasıl bir rol üstleniyor? Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç teknoloji yatırımlarınızı ve ürün geliştirme çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?

 

Sürdürülebilirlik bugün iklimlendirme sektöründe çevresel bir sorumluluk olmakla birlikte rekabet gücünü belirleyen temel unsurlardan biri haline geldi. Enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda dijital teknolojilerden yararlanıyor ve operasyonlarımızı bu doğrultuda sürekli geliştiriyoruz.

 

2025 yılında TSRS standartlarına uyumlu ilk sürdürülebilirlik raporumuzu yayımlayarak sürdürülebilirlik yönetimimizi kurumsal stratejimizin ayrılmaz bir parçası haline getirdik. Alarko Holding ile uyumlu şekilde 2050 Net Sıfır emisyon hedefimizi açıklarken, 2024 yılını karbon azaltım yolculuğumuz için baz yıl olarak belirledik.

 

Sürdürülebilirlik çalışmalarımız kapsamında kısa vadede yüksek etki ve hızlı kazanım sağlayan projelere öncelik veriyoruz. Bu doğrultuda, Gebze tesisimizde devreye aldığımız aydınlatma otomasyon sistemi sayesinde yıllık 177 bin kWh enerji tasarrufu sağladık. Eskişehir fabrikamızda ise yıllık yaklaşık 700 bin kWh üretim kapasitesine sahip çatı tipi güneş enerjisi santralimizi devreye alarak tesisimizin elektrik ihtiyacını tamamen yenilenebilir enerjiyle karşılar hale geldik. İhtiyaç fazlası üretilen elektriğin bir bölümünü dağıtım şebekesine aktararak hem yenilenebilir enerji kullanımını artırıyor hem de ilave ekonomik değer yaratıyoruz.

 

Kaynak verimliliği tarafında da önemli adımlar atıyoruz. Üretim süreçlerinde kullanılan proses suyunun yüzde 14’ünü geri kazanarak yeniden sisteme kazandırırken, yeşil alanlarımızda hayata geçirdiğimiz su verimliliği uygulamaları sayesinde toplam su tüketimimizde yüzde 12 tasarruf sağladık. Ayrıca fosil yakıt kullanan iş ekipmanlarımızı kademeli olarak elektrikli sistemlere dönüştürüyor, bu kapsamda elektrikli forklift yatırımları yapıyoruz. Bu çalışmalarla doğal su kaynakları üzerindeki baskıyı azaltırken, operasyonel verimliliğimizi artırıyor ve çevresel etkimizi sürekli iyileştiriyoruz.

 

Önümüzdeki dönemde Kapsam 3 emisyonlarımızın ölçümlenmesi ve ara karbon azaltım hedeflerimizin açıklanmasıyla sürdürülebilirlik performansımızı daha bütüncül bir yaklaşımla yönetmeyi hedefliyoruz.

 

Avrupa Birliği’nin çevre politikaları ve F-Gaz düzenlemeleri de sektörümüzdeki dönüşümü hızlandıran önemli gelişmeler arasında yer alıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi düzenlemeler artık yalnızca ihracat yapan şirketleri değil, tüm üretim ekosistemini dönüştürüyor. Bu nedenle düşük karbonlu teknolojiler, yüksek enerji verimliliği ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik Ar-Ge yatırımlarımızı uzun vadeli stratejimizin temel bileşenleri arasında konumlandırıyoruz.

  • Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

 

Geleceğe hazırlanırken her zaman Alarko Holding’in köklü geçmişinden güç alıyoruz. Uzun yıllara dayanan bilim temelli bir çalışma biçimimiz var. Yerel sermaye ve istihdam gücümüz bu planları yaparken bize yol gösteriyor. İklimlendirme sektörüne yol gösterici özellikte yenilikçi bakış açıları geliştiriyoruz. Önümüzdeki beş yılda iklimlendirme sektörünü daha akıllı cihazlar, yapay zekâ destekli enerji yönetimi, IoT tabanlı uzaktan izleme sistemleri, dijital ikiz uygulamaları, düşük karbonlu ısı pompası teknolojileri ve yeni nesil soğutucu akışkanların şekillendireceğini düşünüyorum. 

 

Bizler de her zaman olduğu gibi ekiplerimizle birlikte bu yaklaşımların tamamını yakından takip ediyoruz. Bu dönüşüme ürün ve hizmet portföyümüzü sürekli geliştirerek hazırlanıyoruz. Yapay zekâ destekli klimalarımız, “Gerçek Konfor” müşteri uygulamamız ile haftalık programlama yapılabilen klima ve kombilerimiz bu yaklaşımın somut örneklerini oluşturuyor. Premium müşteri hizmetleri anlayışımızla müşterilerimize kullanım süreci boyunca değer üreten bir çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz.

 

Bununla birlikte geleceğin iklimlendirme sektöründe proje bazlı geliştirilen özel mühendislik çözümlerinin öne çıkacağına inanıyoruz. Yakın dönemde patlayıcı atmosfer riski bulunan sahalar için geliştirdiğimiz IECEx sertifikalı DX klima santralleriyle Orta Doğu’daki büyük ölçekli LNG projelerinde yer aldık. Ardından Afrika’daki petrol ve boru hattı projeleri ile Avrupa’nın düşük karbonlu sanayi yatırımlarında üstlendiğimiz çalışmalar, Ar-Ge, tedarik zinciri, üretim, satış ve pazarlama ekiplerimizin gücünün ve yüksek mühendislik kabiliyetimizin uluslararası ölçekte de karşılık bulduğunu gösteriyor. Bu projeler sayesinde özel tasarım geliştiren, sertifikasyon süreçlerini yöneten ve uçtan uca mühendislik çözümleri sunan bir iş ortağı olarak konumlanıyoruz. Hedefimiz, bugünün ve yarının ihtiyaçlarına cevap veren güçlü çözüm ortaklarından biri olmak.

 

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler