Hastane İklimlendirmesinde Sağlık, Güvenlik ve Enerji Verimliliğini Birlikte Yönetmenin  5 Kritik Unsuru - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Hastane İklimlendirmesinde Sağlık, Güvenlik ve Enerji Verimliliğini Birlikte Yönetmenin  5 Kritik Unsuru

Yayınlandı

-

 
Hastanelerde iklimlendirmede yalnızca yüksek verimli cihaz seçiminin yanı sıra HVAC sisteminin tasarımı, kısmi yük performansı, hava ve su debilerinin optimizasyonu, iç hava kalitesi, otomasyon ve işletme stratejilerinin birlikte ele alınması önem taşıyor. Form Endüstri Ürünleri Ürün Yönetimi ve Marka Müdürü Pınar Gürler, hastane projelerinde doğru iklimlendirme yaklaşımının 5 kritik unsurunu paylaşıyor.
 
Hastaneler; 7 gün 24 saat işletilmeleri kritik alanlarda yüksek hijyen, iç hava kalitesi ve basınç kontrolü gerektirmeleri nedeniyle enerji tüketimi açısından yüksek potansiyele sahip yapılardır. Ameliyathane, yoğun bakım, izolasyon odası, laboratuvar, görüntüleme alanları, hasta odaları ve poliklinikler gibi farklı bölümlerin iklimlendirme ihtiyaçları birbirinden ayrışırken, sistemlerin kesintisiz ve güvenilir şekilde çalışması gerekiyor.

 

Bu nedenle hastanelerde enerji verimliliği, tek bir ekipmanın verimlilik değerinden ziyade binanın tüm HVAC sisteminin yıllık çalışma performansı üzerinden değerlendirilmelidir. Klima santralleri, soğutma grupları, pompalar, fanlar, soğutma kuleleri ve otomasyon sistemlerinin birbiriyle uyumlu çalışması hem enerji tüketiminin optimize edilmesi hem de işletme sürekliliğinin sağlanması açısından kritik önem taşıyor.

 

Hastanelerde iklimlendirme sistemlerinin enerji performansının sistem tasarımından işletme stratejilerine kadar bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiğini belirten Form Endüstri Ürünleri Ürün Yönetimi ve Marka Müdürü Pınar Gürler, “Hastanelerde enerji verimliliğini cihazın tam yük kapasite ve verileri üzerinden değerlendirmek yeterli değil. HVAC sistemleri yıl boyunca değişken yüklerde çalışıyor. Bu nedenle ekipmanların kısmi yük verimlilikleri, basınç kayıpları, debilerin kontrolü, kapasite kademelendirmesi ve otomasyon stratejileri de toplam enerji tüketimini doğrudan etkiliyor.” dedi.

 

Form Endüstri Ürünleri, merkezi iklimlendirme alanındaki deneyimi ve geniş ürün portföyüyle hastanenin iklimlendirme sistemi için entegre bir çözüm yaklaşımı sunuyor. Pınar Gürler, hastane projelerinde entegre iklimlendirme yaklaşımının öne çıkan 5 unsurunu şöyle sıralıyor:

 

1. HVAC proje ve sistem ihtiyaçlarına uygun ürün ve sistem çözümü sunuyor. Form Endüstri Ürünleri, proje ihtiyaçları doğrultusunda merkezi soğutma sistemleri, klima santralleri, fancoiller, soğutma kuleleri, kuru soğutucular ve farklı HVAC uygulamalarına yönelik ürün ve sistem çözümlerinin teminini gerçekleştiriyor.

 

Form’un sunduğu çözümlerin önemli bir parametresi ise satış sonrası teknik destek ve servis hizmetleri oluşturuyor. Ekipmanların doğru şekilde devreye alınması, işletme sürecinde performanslarının korunması ve ihtiyaç halinde teknik servis desteğinin sağlanması, hastaneler gibi 7 gün 24 saat çalışan tesislerde sistemlerin güvenilirliği ve işletme sürekliliği açısından önem taşıyor.

 

2. Klima santralleriyle kritik alanlarda güvenli ve verimli hava yönetimi sağlıyor. Hastanelerde hava tarafındaki ekipmanların enerji performansı, HVAC sisteminin toplam işletme maliyetleri açısından önemli bir rol oynuyor. Form Endüstri Ürünleri, proje ihtiyaçlarına uygun standart ve hijyenik klima santralleri ile hava tarafında gerekli debi, filtrasyon ve hijyen koşullarının karşılanmasına yönelik çözümler sunuyor. Klima santrallerinde kullanılan yüksek verimli fan teknolojileri ve değişken hızlı sürücüler, ihtiyaç duyulan hava debisinin çalışma koşullarına göre kontrol edilmesine ve fan enerji tüketiminin optimize edilmesine katkı sağlıyor.

 

Özellikle hastane gibi kritik mahallerde, gerekli hava kalitesi ve hijyen koşullarından ödün vermeden enerji verimliliğinin sağlanması esas oluyor. Bu nedenle klima santralinin kapasitesi, fan seçimi, filtrasyon kademeleri ve sistemin çalışma koşulları birlikte değerlendirilerek, enerji performansı ile kritik mahallerin ihtiyaçları arasında optimum dengenin kurulması gerekiyor.

 

3. Kısmi yüklerde yüksek verimlilik ve yüksek kapasiteli soğutma çözümleri sunuyor. Hastanelerde mevsimsel koşullar, bina doluluk oranı, tıbbi cihazlar ve farklı mahallerin kullanım senaryoları, soğutma ve ısıtma yüklerinin sürekli değişmesine neden oluyor. Bu nedenle soğutma grubu, ısı pompası ve diğer HVAC ekipmanlarının nominal yükteki verimliliklerinin yanı sıra, kısmi yük koşullarındaki performansları da cihaz seçiminde özellikle dikkate alınıyor.

 

Bu ihtiyaç, özellikle şehir hastaneleri gibi yüksek kapasiteli ve kesintisiz işletilen tesislerde daha da belirgin hale geliyor; zira merkezi soğutma sistemi bu tür projelerde toplam enerji tüketiminin önemli bileşenlerinden birini oluşturuyor. Özellikle şehir hastaneleri gibi yüksek kapasite ve kesintisiz işletme gerektiren yapılarda santrifuj soğutma grupları toplam enerji tüketimi ve işletme maliyetleri açısından kritik bir rol üstleniyor.

 

Form Endüstri Ürünleri’nin satışını yaptığı Clivet VFD’li Santrifüj Soğutma Grupları, hastane projelerinde özellikle yüksek kapasite ve yüksek verimlilik değerleri nedeniyle tercih ediliyor. Clivet, Full Falling Film evaporatör teknolojisine sahip iki kademeli santrifüj kompresörlü soğutma grupları 10MW’a kadar kapasite aralığında soğutma sağlayan bu gruplar; fabrikalar, havaalanları, sergi salonları ve hastaneler gibi yüksek soğutma yüküne ihtiyaç duyan binalarda yaygın olarak tercih ediliyor. Patentli Full Falling Film evaporatör teknolojisi, soğutucu gaz şarj miktarını %40’a kadar azaltarak hem çevreci bir çözüm sunuyor hem de CO2 emisyonlarının önemli ölçüde düşmesini sağlıyor. 6,58’e kadar COP ve 10,69’a kadar IPLV değerleriyle yüksek enerji tasarrufu sunarken, 20’den fazla patentli tasarımıyla teknolojide öncü konumda yer alıyor. Ayrıca daha az soğutucu gaz kullanımı ve daha düşük ses seviyesiyle çevre dostu bir yapı sunan sistemler, daha kompakt boyutları ve daha geniş çalışma limitleriyle de projelere esneklik kazandırıyor.

 

4. Güvenilir sistemler, güçlü servis desteğiyle güvence sağlıyor. Hastanelerde HVAC sistemlerinin kesintisiz ve güvenilir şekilde çalışması, sağlık hizmetlerinin sürekliliği açısından kritik önem taşıyor. Özellikle kritik alanlarda olası arızalara karşı dayanıklılık ve sistem sürekliliği, tasarımın temel kriterleri arasında yer alıyor. Kapasite kademelendirmesi, yedek ekipman stratejisi, bağımsız devreler, bakım kolaylığı ve hızlı servis müdahalesinin birlikte değerlendirilmesi, hastane işletmesinin sürekliliğini destekliyor.

 

Bu noktada, ekipman seçiminin ötesinde güçlü bir satış sonrası hizmet altyapısı da belirleyici bir unsur olarak öne çıkıyor. Form Endüstri Ürünleri, yıllardır sektöre sunduğu ürün ve çözümlerin yanı sıra teknik servis, yedek parça temini ve saha desteğiyle de hastane projelerinde işletmecilere güvence sağlıyor. Türkiye genelinde çok sayıda hastane projesinde yer alan geniş referans portföyü, markanın kritik sağlık tesislerindeki uygulama deneyimini ve güvenilirliğini ortaya koyuyor. Form’un yıllardır sürdürdüğü bilinirlik ve sektördeki köklü konumu, hastane işletmecileri için hem ekipman hem de hizmet sürekliliği açısından uzun vadeli bir güvence oluşturuyor.

 

5. Otomasyon destekli işletme ile geleceğin ihtiyaçlarına uyumlu altyapı sağlıyor. Enerji verimli bir HVAC sistemi yalnızca doğru ekipmanlardan oluşmuyor. Ekipmanların gerçek zamanlı ihtiyaçlara göre kontrol edilmesi ve sistem performansının izlenmesi de enerji tüketiminin optimize edilmesinde önemli rol oynuyor. Soğutma gruplarının, pompaların, fanların ve klima santrallerinin çalışma koşullarının merkezi otomasyon üzerinden izlenmesi; sıcaklık, basınç, debi ve çalışma süreleri gibi parametrelerin takip edilmesi, sistemin gereksiz enerji tüketmesini önlemeye yardımcı oluyor. Bu yaklaşım aynı zamanda bakım ihtiyaçlarının erken tespit edilmesine ve ekipmanların optimum çalışma aralıklarında tutulmasına katkı sağlıyor.

 

Ayrıca, hastanelerin iklimlendirme altyapısının açılış dönemindeki ihtiyaçlar ve uzun vadeli işletme perspektifi birlikte değerlendirilerek tasarlanması gerekiyor. Yeni polikliniklerin açılması, yatak kapasitesinin artırılması, yeni tıbbi cihazların devreye alınması veya alanların kullanım amacının değişmesi gibi ihtiyaçlar zaman içerisinde sistemin genişletilmesini gerektirebiliyor. Modüler ve genişlemeye uygun tasarlanan merkezi sistemler, gelecekteki renovasyon ve kapasite artışlarının daha kolay karşılanmasına katkı sağlıyor.

 

Farklı HVAC Bileşenlerini Tek Bir Sistem İçerisinde Birleştiriyor
 
Form Endüstri Ürünleri’nin hastanelere sunduğu çözüm yaklaşımında geniş ürün portföyünün yanı sıra, farklı ürünlerin proje ihtiyaçları doğrultusunda bir sistem içerisinde konumlandırılabilmesi öne çıkıyor. Merkezi soğutma tarafında Clivet santrifüj veya vidalı soğutma grupları, hava tarafında Form yerli üretim Eurovent sertifikalı hijyenik ve standart klima santralleri ve fancoiller, su tarafında Eurovent ve CTI sertifikalı yerli üretimimiz Form Freva soğutma kuleleri ve kuru soğutucular ile özel uygulamalarda ısı pompaları ve hassas kontrollü klima çözümleri birlikte değerlendirilebiliyor.

 

Bu yaklaşımın önemli örnekleri arasında Tekirdağ Kapaklı Devlet Hastanesi ve Dicle Devlet Hastanesi projeleri yer alıyor. Tekirdağ Kapaklı Devlet Hastanesi’nde toplam 21 adet klima santrali, bunların 9 adedinde hijyenik klima santrali uygulaması, 2 adet soğutma grubu ve 420 adet dört borulu gizli tavan tipi fancoil kullanıldı. Dicle Devlet Hastanesi’nde ise 7 adedi hijyenik olmak üzere toplam 21 adet klima santrali, 2 adet VFD’li vidalı soğutma grubu ve 322 adet gizli tavan tipi fancoil kullanıldı. Pamukkale Üniversitesi’nin 400 yataklı Hastanesi, Tıp Fakültesi ve Fakülte binalarının tamamında 23,5 MW kapasiteye sahip 24 adet Eurovent sertifikalı Clivet multifonksiyonel ısı pompası ile yeni nesil R513A gazlı Clivet VFD vidalı soğutma grupları kullanıldı.

 

Yüksek kapasiteli sağlık tesislerinde merkezi soğutma çözümlerinin ölçeklenebilirliğini ortaya koyan referanslar arasında ise Samsun, Mardin, Sakarya ve Sancaktepe şehir hastaneleri bulunuyor. Samsun Şehir Hastanesi’nde 900 yatak, 200 yoğun bakım yatağı ve 40 ameliyathanenin ihtiyaç duyduğu soğutma altyapısında santrifüj soğutma grupları, VFD’li hava soğutmalı vidalı soğutma grupları, Form Freva soğutma kuleleri ve kuru soğutucular birlikte kullanıldı. Mardin Şehir Hastanesi’nde toplam 4.500 kW kapasiteli VFD’li, iki kademeli santrifüj chiller sistemi; Sakarya Şehir Hastanesi’nde ise 1.000 yataklı tesisin merkezi soğutma sisteminde santrifüj soğutma grupları tercih edildi. Sancaktepe Şehir Hastanesi’nde kullanılan 14 adet santrifüj soğutma grubu da önemli referanslar arasında yer alıyor.
 
“Doğru İklimlendirme, Sağlık Hizmetinin Sürekliliğine Katkı Sağlıyor”
 
Hastane projelerinde geleceğin iklimlendirme yaklaşımının yalnızca yüksek verimli cihazlardan oluşmadığını vurgulayan Form Endüstri Ürünleri Ürün Yönetimi ve Marka Müdürü Pınar Gürler, “Geleceğin hastanelerinde iklimlendirme yaklaşımının; yüksek verimli cihazların yanı sıra entegre mühendislik, doğru sistem tasarımı, merkezi kontrol, enerji yönetimi, hijyen ve güçlü satış sonrası hizmetin birleşimiyle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Geniş ürün portföyümüz, merkezi iklimlendirme alanındaki deneyimimiz ve hastane projelerindeki referanslarımız, bu bütüncül yaklaşımın önemli yapı taşlarını oluşturuyor. Çünkü hastanelerde doğru iklimlendirme yalnızca konfor sağlamıyor; sağlık hizmetinin güvenilir, sürdürülebilir ve kesintisiz şekilde devam etmesine de katkı sağlıyor.” açıklamasında bulundu.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Zemin Boyasında Yanlış Seçim Maliyeti Katlıyor, Doğru Ürün Kullanım Ömrünü Uzatıyor

Yayınlandı

-

 

Garajlardan depolara, mağazalardan okullara kadar yoğun kullanılan zeminlerde yalnızca estetik değil, doğru boya seçimi de büyük önem taşıyor. Kullanım amacına uygun seçilmeyen zemin boyaları kısa sürede aşınma, çatlama ve bakım maliyetlerini artırırken, doğru ürün seçimi zeminin dayanıklılığını ve kullanım ömrünü önemli ölçüde uzatıyor. Bianca Boya Kurucu Ortağı Veysel Feyzoğlu, zeminlerin maruz kaldığı yük ve trafik yoğunluğuna göre doğru boya sisteminin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.

Her gün binlerce kişinin kullandığı zeminler zamanla yıpranıyor. Ancak doğru boya sistemi tercih edildiğinde aşınma, çatlama ve bakım ihtiyacı önemli ölçüde azalıyor. Bianca Boya, kullanım alanına göre geliştirilen zemin boyalarının uzun ömürlü ve ekonomik çözümler sunduğuna dikkat çekiyor. 

Yoğun Kullanılan Zeminlerde En Büyük Hata: Her Alana Aynı Boyayı Uygulamak

Garajlar, depolar, atölyeler, otoparklar, okullar, mağazalar ve üretim tesisleri gün boyunca yoğun yaya ve araç trafiğine maruz kalıyor. Bu nedenle zeminlerde kullanılan boya yalnızca dekoratif bir kaplama değil; yüzeyi aşınmaya, darbelere, kimyasallara ve dış etkilere karşı koruyan önemli bir yapı bileşeni olarak öne çıkıyor. Zemin kaplamalarında yapılan en büyük hatalardan biri, kullanım amacını göz ardı ederek her alan için aynı ürünün tercih edilmesi. Oysa zeminin maruz kalacağı yük, nem, kimyasal temas ve trafik yoğunluğu dikkate alınarak seçilen doğru boya sistemi, hem bakım maliyetlerini azaltıyor hem de zeminin uzun yıllar ilk günkü performansını korumasına yardımcı oluyor. 

Doğru Ürün Seçimi İşletmeler İçin Tasarrufa Dönüşüyor

Yoğun kullanılan ticari alanlarda sık sık yapılan boya yenilemeleri yalnızca malzeme maliyeti oluşturmuyor; aynı zamanda işletmeler için zaman kaybı ve operasyonel aksamalara da neden oluyor. Kullanım koşullarına uygun seçilen profesyonel zemin boyaları ise yüzeyin daha uzun süre korunmasını sağlarken temizlik süreçlerini kolaylaştırıyor, tozumayı azaltıyor ve estetik görünümün uzun süre korunmasına katkı sağlıyor. Böylece hem bakım sıklığı azalıyor hem de toplam işletme maliyetleri düşüyor. 

Her Zeminin İhtiyacı Farklı

Kullanım alanına göre tercih edilecek boya sistemi de değişiklik gösteriyor. Orta yoğunluktaki kullanım alanlarında akrilik esaslı zemin boyaları pratik uygulama ve hızlı kuruma avantajı sunarken; ağır yük, yoğun araç trafiği ve kimyasal dayanım gerektiren endüstriyel alanlarda epoksi esaslı sistemler daha uzun ömürlü çözümler sağlayabiliyor. 

 “Zemin Boyası Yalnızca Renk Değil, Bir Koruma Sistemidir”

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bianca Boya Kurucu Ortağı Veysel Feyzoğlu, şunları söyledi:

“Zemin boyası çoğu zaman yalnızca estetik bir uygulama olarak görülüyor. Oysa doğru ürün seçimi, zeminin kullanım ömrünü doğrudan etkileyen önemli bir yatırımdır. Garaj, depo, okul, mağaza ya da üretim tesisi gibi farklı alanların her biri farklı performans beklentilerine sahiptir. Trafik yoğunluğu, mekanik yük, nem ve kimyasal temas gibi unsurlar dikkate alınmadan yapılan ürün tercihleri kısa sürede aşınma ve deformasyona neden olabilir. Kullanım amacına uygun seçilen profesyonel zemin boyaları ise zemini korurken bakım maliyetlerini azaltır ve uzun yıllar güvenli kullanım sağlar.”

Akrilikten Epoksiye Farklı İhtiyaçlara Özel Çözümler

Bianca Boya, inşaat ve sanayi boyaları ürün grubunda farklı kullanım alanlarına yönelik geliştirdiği zemin boyalarıyla hem ticari hem de endüstriyel yapılara çözüm sunuyor. Bianca Boya’nın Akrilik Zemin Boyası, tek bileşenli yapısı, kolay uygulanabilirliği ve hızlı kürlenme özelliğiyle belirli kullanım alanlarında pratik çözümler sağlarken; Bia-Pox Solventsiz Epoksi Zemin Kaplama Sistemi ise çift bileşenli yapısıyla yüksek mekanik dayanım gerektiren depo, atölye, fabrika ve otopark gibi yoğun kullanılan alanlarda uzun ömürlü performans sunuyor. 

Uzun Ömürlü Zeminler Doğru Planlamayla Başlıyor

Feyzoğlu, zemin kaplamalarında yalnızca ürün kalitesinin değil, doğru yüzey hazırlığı ve uygun uygulama koşullarının da büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Zeminin temiz, sağlam ve uygulamaya uygun hale getirilmesi ile kullanım amacına göre doğru boya sisteminin seçilmesi, kaplamanın performansını ve kullanım ömrünü önemli ölçüde artırıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

RUSAL’dan Türkiye’nin büyüyen alüminyum sanayisine üç kıtaya yayılan tedarik zinciri

Yayınlandı

-

RUSAL, Batı Afrika’daki boksit madenciliğinden nihai alüminyum üretimine kadar uzanan ve birden fazla kıtayı kapsayan entegre tedarik ağıyla Türkiye’deki ve küresel pazarlardaki sanayicilerin ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyor.

Dünyanın en büyük alüminyum üreticilerinden Rusal, 2025 yılında 3,9 milyon ton alüminyum üretirken satış hacmini 4,49 milyon tona çıkardı ve yıllık gelirini 14,8 milyar dolara ulaştırdı. Operasyonların arkasındaki bu devasa ölçek; hammadde çıkarılması, alümina rafinasyonu ve alüminyum dökümünü kapsayan coğrafi olarak çeşitlendirilmiş bir üretim zincirinden güç alıyor.

Bu zincirin en kritik halkalarından biri, dünyanın en önemli boksit üreticilerinden Gine’de başlıyor. RUSAL; Compagnie des Bauxites de Kindia (CBK), Dian-Dian boksit projesi ve Friguia boksit-alümina kompleksi de dahil olmak üzere bu Batı Afrika ülkesinde birden fazla tesisle faaliyet gösteriyor. Şirketin toplam boksit üretiminin yaklaşık yarısı Gine’deki bu operasyonlardan sağlanıyor.

RUSAL, tüm tesislerinde 2024 yılında boksit üretimini yıllık %19 artırarak 15,9 milyon tona çıkardı. Şirketin dikey entegre üretim sisteminin parçası olan bu uluslararası hammadde tabanı, farklı bölge ve sektörlerdeki müşterilere kesintisiz hizmet verilmesine imkân tanıyor.

Türkiye, küresel alüminyum zincirinde kritik bir pazar
Türkiye, küresel alüminyum değer zincirinde son derece önemli bir pazar konumunda bulunuyor. Yerli sanayinin ihtiyaç duyduğu birincil alüminyumun yaklaşık %90’ı ithal edilirken, ülkedeki alüminyum sektörü zamanla güçlü bir üretim ve ihracat gücüne dönüşmüş durumda. Sektör verilerine göre Türkiye’nin alüminyum ihracatı 2022 yılında 6 milyar doları aşarak ülkeyi dünyanın önde gelen alüminyum ihracatçıları arasına taşıdı.

Türk üreticiler için birincil alüminyuma erişim hayati önem taşıyor; çünkü yerli sanayinin yarattığı katma değerin büyük kısmı bu hammaddenin işlenmesinden geliyor. İthal edilen birincil metal, Türkiye’de işlenerek hem iç pazar hem de ihracat için yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülüyor. Bu nedenle hammaddeye istikrarlı erişim, sektörün rekabet gücü ve sürdürülebilir büyümesi açısından kritik bir faktör olmayı sürdürüyor.

RUSAL IMETAL Satış Direktörü Roman Borisov konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye, uluslararası alanda son derece rekabetçi bir alüminyum işleme sanayisi inşa etti ve birincil metala güvenilir erişim, bu gelişimin devamı için büyük önem taşıyor. RUSAL’ın dikey entegre ve coğrafi olarak çeşitlendirilmiş üretim yapısı, geniş ürün yelpazemiz ve istikrarlı tedarikimizle uluslararası pazarlardaki müşterilerimizi desteklememizi sağlıyor. Türkiye’yi uzun vadeli ve stratejik bir pazar olarak görüyor, müşterilerimizin gelişen ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere iş birliğimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.”

RUSAL, uluslararası hammadde altyapısı ve dikey entegre üretim sistemiyle Türkiye’deki alüminyum işleme sektörünü desteklemeye ve Türk müşterileriyle olan uzun vadeli ortaklıklarını güçlendirmeye devam ediyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

ASSA ABLOY, “Dünyaya Kapı Açıyoruz 2026” Etkinliğinde İş Ortaklarıyla Buluştu

Yayınlandı

-

 

ASSA ABLOY Türkiye, “Together We Grow” temasıyla düzenlediği “Dünyaya Kapı Açıyoruz 2026” etkinliğinde Kıbrıs’ta iş ortaklarıyla buluştu. 

16-18 Ekim tarihleri arasında Concorde Luxury Resort’ta gerçekleştirilen buluşmada, iş birliklerinin güçlendirilmesi, ortak başarıların paylaşılması ve geleceğe yönelik fırsatların değerlendirilmesi amaçlandı. Etkinlik kapsamında ASSA ABLOY ve grup markalarının yeni ürünleri de tanıtıldı.

 

Geçiş çözümleri alanında dünya lideri ASSA ABLOY, 16-18 Ekim tarihleri arasında Kıbrıs’ta düzenlediği “Dünyaya Kapı Açıyoruz 2026” etkinliğinde iş ortaklarıyla bir araya gelerek hem yeni ürün ve çözümlerini tanıttı hem de sektörün geleceğine yönelik fırsatları değerlendirdi.

Güçlü iş birlikleriyle geleceğe yön veriyor 

“Together We Grow” mottosuyla düzenlenen etkinlikte, ASSA ABLOY’un iş ortaklarıyla kurduğu uzun vadeli ilişkilerin ve birlikte büyüme anlayışının şirketin gelecek vizyonundaki yeri öne çıktı.

Yeni çözümler tanıtıldı

Etkinlik kapsamında katılımcılar, ASSA ABLOY’un ürün ve çözümlerini deneyimleme fırsatı da  buldu. Organizasyonda ASSA ABLOY çözümlerinin yanı sıra Abloy, HID ve Roger markalarının ürünleri de tanıtıldı. Katılımcılar, farklı ürün grupları hakkında uzmanlardan bilgi aldı ve yeni teknolojileri yakından inceledi.

16 Ekim’de karşılama programıyla başlayan organizasyon, 17 Ekim’deki seminerler, ürün deneyimleri ve çeşitli etkinliklerle devam etti. Programın son gününde ise katılımcılar için Kıbrıs şehir turu düzenlendi.

“İş ortaklarımızla birlikte büyümeye devam edeceğiz”

ASSA ABLOY Güvenlik Çözümleri Satış Direktörü Ümit Parlatan, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“İş ortaklarımız, bugünkü başarımızın en önemli paydaşları arasında yer alıyor. Birlikte elde ettiğimiz başarıları daha ileriye taşımak ve yeni fırsatları değerlendirmek amacıyla ‘Together We Grow’ temasıyla düzenlediğimiz bu etkinlikte de ortak büyüme hedefimizi vurgulamak istedik. Bu hedef doğrultusunda, iş ortaklarımızla kurduğumuz güçlü bağları geliştirmeyi ve sektöre değer katan çözümlerle birlikte yeni başarılara imza atmayı sürdüreceğiz.”

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye