Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal Değerlerini  Toplumsal Etkiyle Buluşturuyor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal Değerlerini  Toplumsal Etkiyle Buluşturuyor

Yayınlandı

-

 
Bina, elektrik ve dijital altyapılar için geliştirdiği ürün ve sistemler konusunda uzman olan Legrand Türkiye Grubu, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu olarak hazırladığı 2025–2027 dönemini kapsayan 6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Yol Haritası kapsamında insan, iklim, müşteriler ve sorumlu iş yapış biçimine yönelik çalışmalarını ölçülebilir hedeflerle sürdürüyor. Grup; kadınların ve gençlerin gelişiminden çalışan eğitimlerine, enerji verimliliğinden döngüsel ekonomiye ve müşteri deneyimine kadar uzanan çalışmalarını “Yaşamları İyileştirmek” yaklaşımı altında bir araya getiriyor.
 
Legrand’ın yaklaşık 20 yıldır stratejisinin merkezinde yer alan sürdürülebilirlik yaklaşımı, çevresel etkilerin azaltılmasına odaklanmanın yanı sıra sosyal ve ekonomik boyutları da kapsıyor. Çalışanların gelişimini destekleyen, farklılıkların çalışma hayatına katılımını teşvik eden, gençlere yeni fırsatlar sunan ve iş ortaklarıyla sorumlu ilişkiler kurmayı hedefleyen çalışmalar da bu anlayışın bir parçasını oluşturuyor. 2025–2027 Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Yol Haritası kapsamında çeşitlilik ve kapsayıcılık, iklim, döngüsel ekonomi, müşteriler için değer yaratma ve sorumlu işletme olmak üzere beş temel eylem alanı bulunuyor. Üç yıllık yol haritaları hazırlanırken çalışanların ve paydaşların fikir ve görüşleri, önem ve önceliklendirme anketleri aracılığıyla toplanıyor. Böylelikle, farklı bakış açılarını bir araya getiren kapsayıcı ve kolektif bir yol haritası oluşturuluyor.

 

Fırsat Eşitliğinden Geleceğin İş Gücüne

 

Legrand Türkiye Grubu’nun insan odaklı çalışmalarının önemli bir bölümünü fırsat eşitliği oluşturuyor. 2018 yılından bu yana sürdürülen ellegrand projesi (Legrand’ta Kadın), kız çocuklarının teknik alanlara ilgisini desteklerken kadın çalışanların kariyer gelişimine yönelik uygulamalarla kurum içinde de karşılık buluyor. Eğitim bursları, teknik ekipman destekleri, okul ziyaretleri ve mentorluk çalışmalarıyla ilerleyen proje, kadınların teknik alanlardaki temsiliyetini güçlendirme hedefini farklı kariyer aşamalarına taşıyor. Legrand Türkiye Grubu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmaları, Arborus tarafından oluşturulan ve Bureau Veritas Certification tarafından denetlenen Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Çeşitlilik Sertifikası’nı (GEEIS) Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmasıyla uluslararası ölçekte de tescillenmiş bulunuyor.

 

Fırsat eşitliğine yönelik çalışmalarını gençlerin gelişimine yönelik uygulamalarla sürdüren Grup, geleceğin iş gücünün yetkinlik kazanmasına da katkı sunuyor. Gençlerin iş dünyasını yakından tanımasına, fikirlerini paylaşmasına ve yeteneklerini geliştirmesine alan açan Genç Kurul ve Yönetici Aday Programı (YAP) gibi uygulamalar, gençlerin kariyer yolculuklarının farklı aşamalarında desteklenmesini amaçlıyor. 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında yönetim pozisyonlarında kadın temsilinin artırılması ve kariyerinin başındaki bireylere her yıl yeni fırsatlar sunulması da bu alandaki hedefler arasında yer alıyor.

 

Çalışanlardan İş Ortaklarına Uzanan Sorumlu İş Anlayışı

 

Legrand Türkiye Grubu, insan odaklı yaklaşımını yalnızca fırsat eşitliği ve gençlerin gelişimiyle sınırlı tutmuyor; çalışanların gelişiminden iş ortaklarıyla kurulan ilişkilere kadar uzanan sorumlu bir iş yapış biçimini de kurumsal değerlerinin bir parçası olarak ele alıyor. Çalışanların beceri gelişimi, iş sağlığı ve güvenliği, iş ahlakı ve uyum, insan hakları ve tedarikçilerle kurulan ilişkiler, 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında aynı sorumluluk çerçevesinde değerlendiriliyor.

 

Grup, 2027 yılına kadar çalışanların %90’ına her yıl eğitim verilmesini ve çalışan başına yıllık 10 saat eğitim hedefine ulaşılmasını amaçlıyor. Bunun yanı sıra tedarikçi ilişkilerinde insan hakları standartlarının gözetilmesini de öncelikleri arasında tutuyor. Böylece sorumlu iş yapış biçimi, kurum içindeki uygulamalardan değer zincirindeki iş ortaklarına kadar genişleyen bir yapı içinde ele alınıyor.

 

Çevresel Etkiyi Değer Zinciri Boyunca Ele Alıyor

 

Legrand Türkiye Grubu’nun sürdürülebilirlik yaklaşımının bir diğer önemli boyutunu çevresel hedefler oluşturuyor. 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele ve döngüsel ekonomi alanlarında emisyonların azaltılması, eko-tasarım kriterlerinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir malzeme kullanımının artırılması hedefleniyor.

 

Grup, çevresel etkiyi kendi operasyonlarının ötesinde, müşterilerine sunduğu çözümler üzerinden de ele alıyor. Enerji verimliliği çözümleriyle üç yıl içinde 20 milyon ton karbondioksit emisyonunun önlenmesi hedeflenirken, 2050 yılına kadar Net Sıfır olma taahhüdü de uzun vadeli iklim hedefini ortaya koyuyor. Böylece çevresel sorumluluk, hem operasyonel süreçlerde hem de Legrand’ın sunduğu çözümlerin yarattığı etki üzerinden değerlendiriliyor.

 

Çalışanların gelişiminden fırsat eşitliğine, sorumlu iş yapış biçiminden çevresel etkiye kadar uzanan bu çalışmalar, Legrand Türkiye Grubu’nun “Yaşamları İyileştirmek” amacının farklı alanlardaki karşılığını oluşturuyor. Grup, kurumsal değerlerini yalnızca kendi organizasyonu içinde değil; çalışanları, iş ortakları, müşterileri, toplum ve çevre üzerinde yarattığı etkiyle birlikte ele alıyor.

 

Legrand’ın sürdürülebilirlik alanındaki yaklaşımı, şirketlerin çevresel, sosyal ve etik performanslarını değerlendiren uluslararası sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşu EcoVadis’in değerlendirmesinde de karşılık buluyor. Legrand, 29 Temmuz 2026 tarihli EcoVadis değerlendirmesinde 100 üzerinden 88 puanla bir kez daha Platin Madalya elde etti. Bir önceki değerlendirmeye göre puanını 4 puan artıran Legrand, EcoVadis tarafından değerlendirilen şirketler arasında ilk %1’lik dilimde yer aldı. Değerlendirmede Legrand, “Çevre” kategorisinde 100/100 tam puan elde ederken, “Sürdürülebilir Tedarik” alanında önemli ilerleme kaydetti ve “Çalışma Koşulları ve İnsan Hakları” alanındaki güçlü performansını korudu.

 

“Yaşamları İyileştirmek İlkemizi Bütünsel Bir Anlayışla Hayata Geçiriyoruz”

 

Legrand Türkiye Grubu’nun kurumsal değerleri ve toplumsal etki odaklı çalışmaları hakkında değerlendirmede bulunan Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk, “Legrand Türkiye Grubu olarak, “Yaşamları İyileştirmek” ilkemizi sunduğumuz ürün ve çözümlerden çalışma kültürümüze, paydaşlarımızla kurduğumuz ilişkilerden toplumsal ve çevresel etkimize uzanan bütünsel bir anlayışla hayata geçiriyoruz. Kadınların teknik alanlardaki gelişimini desteklemek, gençlerin kariyer yolculuklarına alan açmak, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmek ve çevresel etkimizi azaltmak bizim için birbirinden bağımsız başlıklar değil. Bunların tamamını, uzun vadeli ve sorumlu bir değer yaratma anlayışının parçaları olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de ölçülebilir hedeflerimiz doğrultusunda bu çalışmalarımızı geliştirerek çalışanlarımız, iş ortaklarımız, müşterilerimiz ve toplum için kalıcı değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

MALZEMENİN ÖTESİNDE: MİMARİ TASARIMIN ANA ÖGELERİNDEN

Yayınlandı

-

 

Nami ve Yeşim Hatırlı’nın liderliğindeki Hatırlı Mimarlık için malzeme, tasarım tamamlandıktan sonra verilen estetik bir karar değil; mimari konseptin en başından itibaren strüktür, mekân, ışık ve detayla birlikte gelişen temel tasarım bileşenlerinden biri. Malzemenin nasıl göründüğünden çok, yapının tektoniğine ne kattığı, nasıl yaşlanacağı, dayanıklılığı ve bulunduğu yerle nasıl ilişki kurduğu önem kazanıyor.

Mimarlıkta malzeme, yalnızca yapının fiziksel varlığını oluşturan ya da ona estetik kimlik kazandıran bir unsur değil; strüktürün, mekânsal kurgunun, yapı tektoniğinin ve mimari dilin temel bileşenlerinden biridir. Malzemenin doğası, yapım teknikleri, renk ve doku özellikleri, yapının biçimlenişini ve kullanıcıyla kurduğu ilişkiyi etkilerken; bağlam, dayanıklılık, bakım ve kaynak tüketimi gibi konularla sürdürülebilir mimarlığın da önemli tasarım kararlarından birini oluşturur.

Nami ve Yeşim Hatırlı liderliğindeki Hatırlı Mimarlık, malzeme ve rengi tasarımın sonunda verilen bir yüzey kararı olarak değil, mimari konseptin oluşumundan itibaren strüktür, kütle, mekân ve detayla birlikte gelişen tasarım araçları olarak ele alıyor.

Nami Hatırlı bu yaklaşımı şöyle anlatıyor:

“Biz malzemeyi salt iki boyutlu bir yüzey kaplaması olarak görmüyoruz. Bir yapının nasıl tasarlandığı, malzemelerin nasıl bir araya geldiği ve birleşimlerin nasıl çözüldüğü bizim için mimarlığın temel meselelerinden. Malzeme, yapı tektoniğinin en güçlü öğelerinden biri; bazen mimari fikrin çıkış noktasında yer alıyor.”

Renk de Hatırlı Mimarlık’ın tasarım yaklaşımında mimari dili oluşturan güçlü bir ifade aracı. Kütlelerin algısını değiştirmek, yapı elemanlarını ayrıştırmak veya bütünleştirmek ve mekânsal ilişkileri vurgulamak için tasarımın başından itibaren kullanılıyor.

Yeşim Hatırlı, malzeme ve rengin ilişkisini şöyle ifade ediyor:

“Malzemelerin birbiriyle kurduğu ilişkiyi çok önemsiyoruz. Farklı dokuların, renklerin ve yüzeylerin yan yana gelişi mimari dilin oluşmasında belirleyici. Renk bizim için dekoratif bir karar değil; bazen kütleyi parçalamak, bazen bir yapı elemanını vurgulamak, bazen de mekânın algısını değiştirmek için kullandığımız bir tasarım aracı.”

Her yapının kendi bağlamı ve mimari konseptiyle değerlendirilmesi gerektiğini benimseyen ofis; iklim, topografya, yerel yapı kültürü, yapım koşulları ve kullanıcı ihtiyaçlarına göre malzeme kararlarını şekillendiriyor. Belirli malzemeleri her yapıda tekrar etmek yerine, yapının bulunduğu yerle ilişki kurmasını ve kendine özgü mimari kimliğini oluşturmasını sağlayacak çözümler geliştiriyor.

Gelişen yapı teknolojileri ve yeni üretim yöntemleri ise tasarımın olanaklarını genişletiyor. Nami Hatırlı, yenilik ve uygulanabilirlik arasındaki dengeye dikkat çekiyor:

“Yeni malzemeler, üretim yöntemleri ve uygulama teknikleri daha önce mümkün olmayan çözümleri de gündeme getiriyor. Ancak bir malzemeyi yalnızca yeni ya da ‘moda’ olduğu için kullanmak istemiyoruz. Önemli olan, bu olanakların tasarladığımız yapıya gerçekten ne değer kattığı.”

Hatırlı Mimarlık için malzemenin görsel etkisi kadar dayanıklılığı, bakım gereksinimleri, onarılabilirliği ve zaman içinde nasıl yaşlanacağı da önemli. Sürdürülebilirlik, çevresel etkilerin yanı sıra yapının uzun vadeli kullanımını ve ekonomik ömrünü de kapsayan bir tasarım yaklaşımı olarak değerlendiriliyor.

Yeşim Hatırlı bu yaklaşımı şöyle özetliyor:

“Malzeme seçiminde yalnızca ilk yatırım maliyetine bakmak doğru değil. Yapının yıllar içinde nasıl yaşlanacağını, ne kadar bakım gerektireceğini, gerektiğinde onarılıp onarılamayacağını düşünmek gerekiyor. Biz sürdürülebilirliği biraz da bu açıdan ele alıyoruz. Uzun ömürlü, doğru detaylandırılmış, kullanıcıya sürekli bakım yükü getirmeyen yapılar üretmek bizim için önemli.”

Hatırlı Mimarlık için malzeme, renk, strüktür ve detay birbirinden bağımsız tercihler değil; aynı mimari tasarımın birbirini tamamlayan bileşenleri. Mimari konsept, bu unsurların bir araya gelişiyle somutlaşıyor ve yapının dilini oluşturuyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Mesa Yenikent’te yeni etap satışta

Yayınlandı

-

 

Mesa, Başakşehir’de hayata geçirdiği Mesa Yenikent projesinin yeni etabını düzenlediği basın toplantısıyla tanıttı. İlk etabı 843 konuttan oluşan projede, elde edilen satış başarısının ardından 300 konutluk yeni etapta satışların başladığı duyuruldu.

Mesa Yenikent, az katlı mimarisi, geniş peyzaj alanları ve sosyal yaşam olanaklarıyla farklı ihtiyaçlara yanıt veren bütüncül bir yaşam alanı sunmayı hedefliyor.

Gayrimenkul sektörünün köklü markalarından Mesa, İstanbul Başakşehir’de hayata geçirdiği Mesa Yenikent projesinin yeni etabını satışa sundu.

Toplantıda projenin satış performansı, yeni etaba ilişkin hedefler, mimari yaklaşım ve teknik özellikler paylaşıldı. Beş etap halinde geliştirilmesi planlanan ve 2 milyon metrekarelik yerleşim alanına sahip Mesa Yenikent’in yeni etabı 300 konuttan oluşuyor. 2+1’den 6,5+1’e uzanan farklı daire seçeneklerinin bulunduğu yeni etap, ailelerin değişen ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde tasarlandı.

“Yeni bölgelerin oluşmasında öncüyüz”

Mesa Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Boysanoğlu, Mesa’nın yeni yaşam alanlarının gelişiminde öncü bir rol üstlendiğini belirterek, “1989 yılında Bahçeşehir Uydukent ile Türkiye’de uydukent anlayışının ilk örneklerinden birini hayata geçirdik. 16 bin konutluk bir proje olarak başlayan Bahçeşehir’de bugüne kadar yaklaşık 7 bin konut inşa ettik. Yeni yerleşim bölgelerinin gelişmesinde her zaman öncü bir rol üstlendik. Ankara’da Eskişehir Yolu üzerinde hayata geçirdiğimiz Mesa Koru Sitesi, bugün nüfusu bir milyonu aşan Çayyolu bölgesinin gelişimine katkı sağladı. Benzer şekilde Mesa Batı Sitesi de bugün Ankara’nın önemli yerleşim bölgelerinden biri olan Batıkent’in gelişiminde rol oynadı. 

Mesa Yenikent de bütün bu deneyim ve birikimimizin sonucunda hayata geçirdiğimiz bir proje. İlk etap teslimlerini gerçekleştirmeyi planladığımız Haziran 2028 döneminde, Sazlıdere Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu bağlantılarıyla bölgeye ulaşımın çok daha kolay ve konforlu hale gelmesini bekliyoruz” dedi.

“Bütüncül bir yaşam alanı tasarlıyoruz”

Mesa Holding CEO’su Mert Boysanoğlu ise Mesa Yenikent’in yalnızca konutlardan oluşan bir proje değil, bütüncül bir yaşam alanı olarak tasarlandığını vurgulayarak, “Mesa olarak 57 yılı aşkın süredir yalnızca konut inşa etmiyoruz. İnsanların güvenle yaşayabilecekleri, kendilerini ait hissedecekleri ve güzel anılar biriktirebilecekleri yaşam alanları oluşturuyoruz. 

Bahçeşehir Uydukent ve Tema İstanbul gibi projelerimizle bu bölgenin gelişimine uzun yıllardır katkı sağlıyoruz. Şimdi de Mesa Yenikent ile bu deneyimimizi Başakşehir’e taşıyoruz. Projemizi planlarken konutları, yeşil alanları ve sosyal yaşamı birbirinden bağımsız unsurlar olarak ele almadık. İnsanların günlük ihtiyaçlarını kolayca karşılayabilecekleri, doğayla daha yakın ilişki kurabilecekleri ve komşuluk ilişkilerini geliştirebilecekleri bir yaşam alanı tasarladık. İlk etapta karşılaştığımız yoğun ilgi, bu yaklaşımımızın konut alıcıları tarafından da benimsendiğini gösteriyor. Yeni etabımızla birlikte daha fazla aileyi Mesa Yenikent ile buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz” şeklinde konuştu. 

Mesa Yenikent’te inşaat yatırım değerinin 1,5 milyar dolar olduğunu söyleyen Mert Boysanoğlu, “Toplam 2 milyon metrekarelik alanda hayata geçirdiğimiz Mesa Yenikent’i, yalnızca bir konut projesi olarak değil, tüm ihtiyaçların bir arada karşılanabildiği, bütüncül bir yaşam alanı olarak tasarlıyoruz. 

Ön satış döneminden bugüne kadar satış ofisimiz ve proje web sitemiz üzerinden toplam 20 bin başvuru aldık. 843 konuttan oluşan İlk etabımızda ulaştığımız yüzde 70’lik satış oranı, projeye yönelik talebin ve geliştirdiğimiz yaşam konseptinin alıcılar nezdinde karşılık bulduğunun önemli bir göstergesi. Beş etapta toplam 4 bin konuttan oluşacak projemiz, geniş yeşil alanları, özenle planlanan peyzajı ve sosyal tesisleriyle öne çıkacak. Yatay yerleşim anlayışıyla geliştirdiğimiz Mesa Yenikent’in altyapısından ulaşım ağına, eğitim ve sağlık tesislerinden ticari alanlarına kadar tüm unsurlarını günümüzün ihtiyaçlarını gözeterek planlıyoruz. Yeni etabımızda konut fiyatları 9 milyon TL’den başlıyor. Mesa’nın deneyimiyle, tüm donatıları ve yaşam alanlarıyla bir bütün olarak tasarlanmış yeni bir kent inşa ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Az katlı mimari ve bütüncül yaşam planlaması

Mesa Yenikent’te konutların yanı sıra peyzaj alanları, sosyal donatılar ve ortak kullanım alanları da yerleşim planının önemli unsurları arasında bulunuyor. Az katlı mimari anlayışıyla tasarlanan projede bahçe katları, geniş balkonlar ve çatı terasları öne çıkıyor. Yürüyüş ve bisiklet yolları, çocuk oyun alanları, kapalı yüzme havuzu ve spor alanlarıyla günlük yaşamın konutların dışına taşınması hedefleniyor.

Mesa Mesken COO’su Zafer Ak, projenin mimari ve teknik yaklaşımına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Bizim için kalite, bir projenin ilk tasarımından başlayarak mühendislik çözümlerine, malzeme seçiminden uygulama süreçlerine ve teslim sonrasına kadar uzanan bir bütün. Mesa Yenikent’te de bu anlayışla hareket ettik. Az katlı mimariyi, yapıların doğal çevreyle uyumunu ve konutların gün ışığından daha fazla yararlanmasını ön planda tuttuk. Peyzajı sonradan eklenen bir çevre düzenlemesi olarak değil, projenin başlangıcından itibaren planlamanın temel unsurlarından biri olarak ele aldık. Amacımız, mimarisi, teknik özellikleri ve kullanım kolaylığıyla günlük yaşamda fark yaratan bir proje ortaya koymak.”

Başakşehir’in gelişen ulaşım ve sosyal altyapısına yakın konum

Mesa Yenikent’in bulunduğu Başakşehir, ulaşım, sağlık ve altyapı yatırımlarıyla İstanbul’un gelişimini sürdüren bölgeleri arasında yer alıyor. 

Sazlıdere Köprüsü ve yapımı devam eden yeni otoyol bağlantısının tamamlanmasıyla Bahçeşehir’den 5. Levent’e ulaşım süresinin 20 dakikaya kadar düşmesi öngörülüyor. İstanbul Havalimanı, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi ve bölgenin ana ulaşım ağlarına erişim avantajıyla öne çıkan Mesa Yenikent, konut, ticaret, eğitim ve sosyal yaşam alanlarını bir arada sunmayı hedefliyor.

Mesa, yeni etap satışlarının başlamasıyla birlikte Yenikent projesini geliştirmeyi sürdürürken, Başakşehir’de nitelikli yaşam alanları oluşturma hedefi doğrultusunda çalışmalarına devam ediyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Zemin Boyasında Yanlış Seçim Maliyeti Katlıyor, Doğru Ürün Kullanım Ömrünü Uzatıyor

Yayınlandı

-

 

Garajlardan depolara, mağazalardan okullara kadar yoğun kullanılan zeminlerde yalnızca estetik değil, doğru boya seçimi de büyük önem taşıyor. Kullanım amacına uygun seçilmeyen zemin boyaları kısa sürede aşınma, çatlama ve bakım maliyetlerini artırırken, doğru ürün seçimi zeminin dayanıklılığını ve kullanım ömrünü önemli ölçüde uzatıyor. Bianca Boya Kurucu Ortağı Veysel Feyzoğlu, zeminlerin maruz kaldığı yük ve trafik yoğunluğuna göre doğru boya sisteminin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.

Her gün binlerce kişinin kullandığı zeminler zamanla yıpranıyor. Ancak doğru boya sistemi tercih edildiğinde aşınma, çatlama ve bakım ihtiyacı önemli ölçüde azalıyor. Bianca Boya, kullanım alanına göre geliştirilen zemin boyalarının uzun ömürlü ve ekonomik çözümler sunduğuna dikkat çekiyor. 

Yoğun Kullanılan Zeminlerde En Büyük Hata: Her Alana Aynı Boyayı Uygulamak

Garajlar, depolar, atölyeler, otoparklar, okullar, mağazalar ve üretim tesisleri gün boyunca yoğun yaya ve araç trafiğine maruz kalıyor. Bu nedenle zeminlerde kullanılan boya yalnızca dekoratif bir kaplama değil; yüzeyi aşınmaya, darbelere, kimyasallara ve dış etkilere karşı koruyan önemli bir yapı bileşeni olarak öne çıkıyor. Zemin kaplamalarında yapılan en büyük hatalardan biri, kullanım amacını göz ardı ederek her alan için aynı ürünün tercih edilmesi. Oysa zeminin maruz kalacağı yük, nem, kimyasal temas ve trafik yoğunluğu dikkate alınarak seçilen doğru boya sistemi, hem bakım maliyetlerini azaltıyor hem de zeminin uzun yıllar ilk günkü performansını korumasına yardımcı oluyor. 

Doğru Ürün Seçimi İşletmeler İçin Tasarrufa Dönüşüyor

Yoğun kullanılan ticari alanlarda sık sık yapılan boya yenilemeleri yalnızca malzeme maliyeti oluşturmuyor; aynı zamanda işletmeler için zaman kaybı ve operasyonel aksamalara da neden oluyor. Kullanım koşullarına uygun seçilen profesyonel zemin boyaları ise yüzeyin daha uzun süre korunmasını sağlarken temizlik süreçlerini kolaylaştırıyor, tozumayı azaltıyor ve estetik görünümün uzun süre korunmasına katkı sağlıyor. Böylece hem bakım sıklığı azalıyor hem de toplam işletme maliyetleri düşüyor. 

Her Zeminin İhtiyacı Farklı

Kullanım alanına göre tercih edilecek boya sistemi de değişiklik gösteriyor. Orta yoğunluktaki kullanım alanlarında akrilik esaslı zemin boyaları pratik uygulama ve hızlı kuruma avantajı sunarken; ağır yük, yoğun araç trafiği ve kimyasal dayanım gerektiren endüstriyel alanlarda epoksi esaslı sistemler daha uzun ömürlü çözümler sağlayabiliyor. 

 “Zemin Boyası Yalnızca Renk Değil, Bir Koruma Sistemidir”

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bianca Boya Kurucu Ortağı Veysel Feyzoğlu, şunları söyledi:

“Zemin boyası çoğu zaman yalnızca estetik bir uygulama olarak görülüyor. Oysa doğru ürün seçimi, zeminin kullanım ömrünü doğrudan etkileyen önemli bir yatırımdır. Garaj, depo, okul, mağaza ya da üretim tesisi gibi farklı alanların her biri farklı performans beklentilerine sahiptir. Trafik yoğunluğu, mekanik yük, nem ve kimyasal temas gibi unsurlar dikkate alınmadan yapılan ürün tercihleri kısa sürede aşınma ve deformasyona neden olabilir. Kullanım amacına uygun seçilen profesyonel zemin boyaları ise zemini korurken bakım maliyetlerini azaltır ve uzun yıllar güvenli kullanım sağlar.”

Akrilikten Epoksiye Farklı İhtiyaçlara Özel Çözümler

Bianca Boya, inşaat ve sanayi boyaları ürün grubunda farklı kullanım alanlarına yönelik geliştirdiği zemin boyalarıyla hem ticari hem de endüstriyel yapılara çözüm sunuyor. Bianca Boya’nın Akrilik Zemin Boyası, tek bileşenli yapısı, kolay uygulanabilirliği ve hızlı kürlenme özelliğiyle belirli kullanım alanlarında pratik çözümler sağlarken; Bia-Pox Solventsiz Epoksi Zemin Kaplama Sistemi ise çift bileşenli yapısıyla yüksek mekanik dayanım gerektiren depo, atölye, fabrika ve otopark gibi yoğun kullanılan alanlarda uzun ömürlü performans sunuyor. 

Uzun Ömürlü Zeminler Doğru Planlamayla Başlıyor

Feyzoğlu, zemin kaplamalarında yalnızca ürün kalitesinin değil, doğru yüzey hazırlığı ve uygun uygulama koşullarının da büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Zeminin temiz, sağlam ve uygulamaya uygun hale getirilmesi ile kullanım amacına göre doğru boya sisteminin seçilmesi, kaplamanın performansını ve kullanım ömrünü önemli ölçüde artırıyor.

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye