Zekeriyaköy bölgesinde çelik yapı güvencesiyle ilk kentsel dönüşüm projesi: Kuzeybükü - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Zekeriyaköy bölgesinde çelik yapı güvencesiyle ilk kentsel dönüşüm projesi: Kuzeybükü

Yayınlandı

-

Geleneksel yapılara göre çok daha esnek olan çelik binaların, depremlerde diğer yapı türlerine göre çok daha az hasar aldığı biliniyor. İklim koşullarından bağımsız, fabrikalarda üretilen çelik binalar, geleneksel yöntemlere göre 2-3 kat daha hızlı inşa ediliyor. Consera Kurucusu ve Türk Yapısal Çelik Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek, güvenli yapıların oluşması için çelik binaların yaygınlaşması gerektiğini söylüyor. Consera’nın hayata geçirdiği, konut alanında taşıyıcı sistemi çelik güvencesiyle bölgenin ilk kentsel dönüşüm projesi olan Kuzeybükü Zekeriyaköy’ün de bu anlamda sektöre örnek teşkil etmesi hedefleniyor.


Türkiye’nin deprem bölgesinde olduğu yıllardır bilinen bir gerçek olsa da ne yazık ki bu konuda yeterli yol alınmış değil. Türkiye’de konutların yüzde 1 ile 1,5 kadarı çelik yapılardan oluşuyor. Amerika ve İngiltere’de yapıların yaklaşık yüzde 50’si, Almanya ve Fransa’da yüzde 30’u, İran’da ise yüzde 50’sinden fazlası çelik taşıyıcı sistemle inşa ediliyor.


Consera, Türkiye’nin “off-site construction” yani “saha dışı yapı üretimi/ modüler inşaat” alanının öncülerinden biri. Consera Kurucusu ve Türk Yapısal Çelik Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek de yıllardır depreme karşı çelik binaların direncini anlatarak bu konuda farkındalık oluşturulmasını amaçlıyor.


Depreme karşı çelik güvencesiyle örnek olacak bir proje
Çelik yapı sektöründeki 2,5 milyon metrekarelik deneyiminden güç alan ve depreme karşı güvenli yapılar inşa eden Consera, şehrin tüm olanaklarının yanı başında, güven içinde ve huzurlu Kuzeybükü Zekeriyaköy ile örnek bir projeyi hayata geçiriyor.


Yaklaşık 9.500 metrekare arsa alanı, 12 bin metrekareden fazla inşaat alanı olan, 7 blok 42 müstakil sıra evden oluşan ve Teğet Mimarlık tarafından tasarlanan proje, deprem açısından en güvenli bölgelerden birinde olmasının yanı sıra önemli lokasyonlara, denize ve ormana yakınlığıyla da ilgi çekiyor.


Örnek evin ziyarete açıldığı projede 3. blok yapım aşamasına geçilirken önümüzdeki yılın mayıs ayında anahtar teslimlerinin gerçekleştirilmesi planlanıyor.


Projenin dörtte üçü yeşil alana ayrıldı
Seçkin ve az katlı yapılaşma bölgesi olan Zekeriyaköy’de, eşsiz konumundaki ender arsalardan birinde hayata geçen proje, araç trafiğinden uzakta, doğanın güzellikleriyle yan yana bir yaşam imkânı sunuyor.


Sürdürülebilir bir anlayışla tasarlanan Kuzeybükü’nde proje alanının dörtte üçü yeşile ayrılıyor. Projede, çocukları doğayla iç içe zaman geçirebilecekleri alanlar bekliyor. Böylece çocukların bitkiyi, ağacı tanıyarak büyümesi sağlanıyor.


Kuzeybükü’nün iki farklı cepheye bakan, iki bahçeye sahip evlerinde güneşin ya da gölgenin tadını çıkarmak mümkün. Proje, geniş bir alana sahip sosyal tesisleriyle özlenen komşuluk kültürünü geri getirmeye hazırlanıyor.


Çelik, kentsel dönüşüm için hem hızlı hem de güvenli bir çözüm sunuyor
Bilindiği gibi İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlerimizin hızla olası depremlere hazırlanması gerekiyor. Bunun için dünyada ortaya konulmuş formül ise; niteliksiz yapıların yıkılıp yerlerine deprem dirençli yapıların inşa edilmesini amaçlayan “Kentsel Dönüşüm”.
Geleneksel yapılara göre 7-8 kat daha hafif olan çelik binalar, deprem yükünü bu oranda daha az alıyor. Diğer yandan; depreme dirençli yapıların, çok hızlı ve aynı zamanda minimum düzeyde karbon emisyonu oluşturarak inşa edilmesi gerekiyor.


Binalar ve inşaat endüstrisi toplam karbon emisyonunun yüzde 38’ine neden olacak kadar büyük bir paya sahipken, çelik yapılar karbon salınımını en aza indiren inşaat yöntemi olarak öne çıkıyor. Bu yapılar, düşük karbon salınımıyla iklim değişikliği mücadelesine destek oluyor ve enerji ihtiyacının düşmesinden kaynaklı doğal kaynakların korunmasına katkı sağlıyor. Minimum su tüketimiyle tasarruf sağlayan çelik yapılar, su kaynakları ve yer altı sularının kirlenme riskini de azaltıyor.


Üretimin fabrikada yapılarak alanda birleştirildiği “off-site construction”, sahadaki inşaatlarda karşılaşılabilecek insan hatalarını ortadan kaldırıyor. Bu yöntemle inşaatta hem işler hem de maliyet daha kontrollü gerçekleştiriliyor. Çelik binalar, kolon ve kiriş çıkıntılarının olmamasından kaynaklı; verimli alan kullanımı ve mimari kalite sağlarken yüzde 5 ile yüzde 10 arasında net alan kazandırıyor.


Endüstriyel ve modüler yapı sistemi sayesinde beklenmeyen maliyet artışları önlendiği gibi, çoğu işin fabrikada gerçekleştirilmesi nedeniyle iklim gibi olumsuz durumların yaratacağı gecikmeler ve sürpriz harcamaların da önüne geçiliyor.


“Çelik yapılar gelecek nesillerin kaynaklarını bugünden tüketmez”
İnşaat ve yapının kendileri için sadece bir “iş” olmadığını, her şeyden önce bir insan ve memleket meselesi olduğunu vurgulayan Melih Şimşek, “Her fırsatta off-site construction’ın yaygınlaşarak bir endüstriye dönüşmesinin gerekli olduğunun altını çiziyoruz. Bunun ilk nedeni, başta ülkemiz vatandaşları olmak üzere herkes için güvenli mekânlar oluşturmak. Diğer nedenleri ise sürdürülebilir bir inşa ve yapı sistemini tüm ülkeye yayabilmek ve Türkiye inşaat sektörünün payını, gücünü dünya pazarında daha da arttırmak olarak özetleyebilirim. 2014’te İzmir’de inşa ettiğimiz, ‘ülkenin en iyi az katlı projesi’ ödülü aldığımız, 555 konutluk 35. Sokak’ın da mimarı olan Teğet Mimarlık’ın tasarladığı Kuzeybükü Zekeriyaköy, yurt içindeki önemli projelerimizden. Deprem açısından en güvenli bölgelerden olan Zekeriyaköy’de, az katlı konseptle oluşturacağımız sitede, sürdürülebilirlikle ilgili bakış açımızın sonucu olarak, ortak yeşil alan neredeyse yapı alanından daha fazla” diye konuşuyor.
Fabrika ortamında kalıcı modüler çelik yapı üretiminin Türkiye’deki öncülerinden biri olarak sektörü yönlendiren Consera’nın çelik yapıları; gelişmekte olan ülkelerin yanı sıra Dominik, Belçika, Hollanda gibi gelişmiş ülkelere de ihraç edilmeye başlandı.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Güvenlik ve Tasarruf İçin Düzenli Kombi Bakımı Şart 

Yayınlandı

-

Kombilerin verimli ve güvenli çalışması için düzenli bakım büyük önem taşıyor. Doğru ayarlar ve zamanında yapılan kontroller hem enerji tasarrufu sağlıyor hem de olası risklerin önüne geçiyor. İklimlendirme sektörünün güçlü markalarından Baymak, kombi bakımında da kullanıcılara güvenli, konforlu ve verimli bir deneyim sunuyor.  Baymak, alanında uzman yetkili servisleriyle profesyonel standartlardaki bakım hizmeti sağlayarak cihazların güvenli, verimli ve uzun ömürlü şekilde çalışmasını destekliyor.

Evlerde kombi kullanımı artarken, enerji tüketimi ve güvenlik konuları da her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Doğru koşullarda kombi kullanımı, hem konforlu ve güvenli bir ısınma sağlıyor hem de doğalgaz faturalarında önemli ölçüde tasarruf imkanı sunuyor. İklimlendirme sektöründe yarım asrı aşan uzmanlığıyla Baymak, tüketicileri bilinçli kombi kullanımı konusunda bilgilendirerek, güvenli ve verimli ısınmayı destekliyor. 

Baymak uzmanları kombi kullanımına yönelik şu konulara dikkat çekiyor: İlk olarak uzmanlar kış aylarında ideal oda sıcaklığının 20–22°C olması gerektiğinin altını çiziyor. Kombinin daha yüksek sıcaklıklarda çalıştırılması enerji tüketimini artırıyor ve gereksiz maliyetlere yol açıyor. Petek sıcaklığının 55 – 65°C arasında ayarlanması ise hem konforlu bir ısınma sağlıyor hem de verimli bir enerji kullanımı sunuyor.  Kullanıcıların yaşam alanlarına ve ihtiyaçlarına uygun ayarları belirlemeleri gerekiyor.

Kombilerin verimli ve güvenli çalışabilmesi için düzenli bakım büyük önem taşıyor. Yılda en az bir kez, tercihen de kış başlamadan önce yapılan kombi bakımı; cihaz performansını artırıyor, arıza risklerini azaltıyor ve yakıt tasarrufu sağlıyor. Düzenli bakım uygulamaları, olası gaz kaçakları ve karbon monoksit risklerinin önüne geçilmesine katkı sunuyor. 

Periyodik Bakımı İhmal Etmeyin

Enerji tasarrufu sağlamak için kullanıcı alışkanlıkları da belirleyici rol oynuyor. Peteklerin önünün kapatılmaması, odaların uzun süre havalandırılmaması ve gece saatlerinde ya da evde olunmayan zamanlarda kombinin daha düşük sıcaklıkta çalıştırılması enerji verimliliğini artırıyor. Termostatik vana ve oda termostatı kullanımı ise gereksiz enerji tüketiminin önüne geçiyor ve doğalgaz faturalarını düşürüyor. 

Kombi kullanımında güvenlik konusu da en az tasarruf kadar önem taşıyor. Bacalı cihazların baca kontrollerinin düzenli olarak yapılması, kombi bulunan alanların yeterince havalandırılması ve cihazlara yetkisiz kişilerin müdahale etmemesi hayati önem taşıyor. Olası risklerin önüne geçilmesi için kombi arızalarında mutlaka yetkili servislere başvurulması gerekiyor.

Bu çerçevede; Türkiye genelindeki yaygın yetkili servis ağı ve “Tek Seferde Tam ve Mutlak Çözüm” anlayışıyla Baymak, kullanıcılarının deneyim standardını yükseltiyor. 

Okumaya Devam Et

GENEL

Kimpur, Gebze ve Düzce Tesisleri için ISCC PLUS Sertifikası Aldı

Yayınlandı

-

Poliüretan sistemleri alanında global ölçekte faaliyet gösteren Kimpur, sürdürülebilir üretim yaklaşımı doğrultusunda önemli bir adım daha atarak Gebze ve Düzce üretim tesisleri için ISCC PLUS sertifikası aldı. Bu sertifika ile Kimpur, müşterilerinden gelen talepler doğrultusunda biyo-döngüsel ve geri dönüştürülmüş hammaddeler kullanarak ISCC PLUS sertifikalı poliüretan sistemler ve polyester polioller sunabilecek.

ISCC PLUS (International Sustainability and Carbon Certification), sürdürülebilir hammaddelerin tedarikinden nihai ürüne kadar tüm değer zinciri boyunca izlenebilirliğini sağlayan, uluslararası geçerliliğe sahip bir sertifikasyon sistemidir. Biyo-döngüsel ve döngüsel hammaddelerin doğrulanabilir şekilde kullanımını garanti altına alan bu sistem, aynı zamanda şeffaf ve güvenilir bir sürdürülebilirlik yönetimi yaklaşımı sunmaktadır. Kimpur, bu kapsamda ISCC tarafından tanınan bağımsız bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı denetim sürecini başarıyla tamamladı.

Değer Zinciri Boyunca Sürdürülebilirlik Entegrasyonu

Sertifika kapsamında Kimpur, biyo-döngüsel kaynaklardan veya tüketim sonrası ve endüstriyel atıklardan elde edilen hammaddeleri “mass balance” yaklaşımı ile üretim süreçlerine entegre edecektir. Bu sayede sürdürülebilir hammaddeler, mevcut üretim süreçleri korunarak ve performanstan ödün verilmeden ürünlere dahil edilebilecektir. Kimpur, ISCC PLUS sertifikalı hammaddeleri tedarik zincirine dahil ederek ve bu hammaddeleri mass balance yaklaşımı ile tahsis ederek, başta polyester polioller olmak üzere rijit köpük, esnek köpük, CASE (coating, adhesive, sealant, elastomer) ve ayakkabı uygulamaları gibi farklı poliüretan alanlarında müşterilerine ISCC PLUS sertifikalı ürünler sunabilecektir.

Kimpur, halihazırda geri dönüştürülmüş içerikli ürün geliştirme çalışmaları kapsamında, tüketim sonrası plastik atıklardan elde edilen PET bazlı polyester polioller üretmektedir. Bu kapsamda tüketim sonrası PET atıkları işlenerek ara ürünlere dönüştürülmekte ve polyester poliol üretiminde kullanılmaktadır. ISCC PLUS sertifikası ile birlikte bu ürünler de sertifikasyon kapsamına dahil edilerek, Kimpur’un döngüsel ekonomiye katkı sağlayan mevcut çözümleri uluslararası standartlarla uyumlu ve doğrulanabilir hale gelmektedir.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Kimpur Satış, Pazarlama ve Sürdürülebilirlik Genel Müdür Yardımcısı Tuncay Halat, şunları söyledi:

“ISCC PLUS sertifikasını Gebze ve Düzce tesislerimiz için almaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu sertifika ile birlikte, mevcut uygulamalarımızı uluslararası geçerliliğe sahip bir sistemle belgelendirerek müşterilerimize sunduğumuz çözümleri daha şeffaf ve doğrulanabilir hale getirdik. Mass balance yaklaşımı sayesinde mevcut üretim altyapımızı koruyarak daha sürdürülebilir ürünler geliştirmeyi sürdüreceğiz. Bu gelişme, Kimpur’un sürdürülebilir üretim yaklaşımıyla yüksek performanstan ödün vermeyen poliüretan sistemler ve polyester polioller geliştirme taahhüdünü daha da güçlendirmektedir.”

Bu sertifikasyon ile birlikte Kimpur, sürdürülebilir ürün portföyünü genişletmeyi, iş ortaklarıyla daha güçlü bir iş birliği zemini oluşturmayı ve karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlayarak müşterilerinin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmalarını desteklemeyi hedeflemektedir.

Okumaya Devam Et

GENEL

TMB, 2026 YILININ İLK ÇEYREĞİNE AİT İNŞAAT SEKTÖRÜ ANALİZİ RAPORU’NU YAYIMLADI 

Yayınlandı

-

Jeopolitik gerilimlerin etkisi artarken inşaat sektörünün sürdürülebilir büyüme sınavı

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), 2026 yılının ilk çeyreğine ait İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nu yayımladı. Raporda, inşaat sektöründe büyüme eğilimi devam ederken, bu büyümenin sürdürülebilirliğinin konuta erişim koşulları ve talep yapısındaki dengelenmeye bağlı olduğu belirtildi. Raporda, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin göstergelerin, üretim kabiliyetinin korunduğuna ancak ilerleyen süreçte sektörün dayanıklılık testiyle karşı karşıya olduğuna vurgu yapıldı. Sektörel büyümenin sürdürülebilirliğinin; konuta erişilebilirliğin artırılmasına, yeşil dönüşüm standartlarına uyum sağlanmasına ve kentsel dönüşümün özel sektör yatırımlarıyla dengelenmesine bağlı olduğunun altı çizildi.

Ekonominin genelinde 200’ün üzerinde alt sektöre yarattığı talep ve istihdam gücüyle lokomotif rolü üstlenen inşaat sektörünün önde gelen kuruluşlarını temsil eden Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), ekonomi çevreleri ve sektör tarafından ilgiyle takip edilen İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nun Nisan 2026 sayısını yayımladı. “Küresel Ekonomi Savaşın Darboğazında” başlıklı analizde, küresel ve ulusal ekonomi ile inşaat sektörüne ilişkin verilerin değerlendirildiği kaydedildi.

Raporda, inşaat sektörünün 2025 yılının son çeyreğinde kaydettiği %8,6’lık büyüme ile 2022 yılının ikinci yarısından itibaren yakaladığı ivmeyi 13. çeyreğe taşıdığı ve kesintisiz büyümesini sürdürdüğü vurgulandı. Bununla birlikte, söz konusu büyümenin büyük ölçüde deprem sonrası yeniden imar faaliyetleri ve büyük ölçekli kamu yatırımlarıyla şekillendiği ifade edilen raporda, sektörün, yüksek finansman maliyetlerinin yatırım kararlarını belirlediği ve bu durumun özellikle konuta erişim ve yeni üretim dengesi üzerinde etkili olduğu temkinli bir “eşik dönemi”ne girdiği değerlendirildi.

Maliyet baskısı ve finansman koşulları konuta erişimi sınırlıyor

Raporda inşaat maliyet endeksindeki yüksek seyir, enerji ve işçilik giderlerindeki artışla birleşerek firmaların kârlılıklarını baskılamaya devam ettiği kaydedildi. TÜİK verilerine göre Şubat ayında inşaat maliyet endeksi aylık bazda %1,51, yıllık bazda ise %25,72 artış göstermiştir. Aynı dönemde malzeme endeksi yıllık %23,73, işçilik endeksi ise %29,12 oranında yükselmiştir. Ciro endeksinde yıllık bazda artış gözlendiği raporda, “2026 yılı Şubat ayında inşaat ciro endeksinin %20,2 artmasına karşın aylık bazda %3,0 gerilemesi sektör faaliyetlerinde dalgalı bir görünüme işaret etmektedir” ifadesine yer verildi. Öte yandan, İnşaat Güven Endeksi’nin 2026 yılının ilk çeyreğinde eşik değer olan 100’ün altında kalması finansman koşullarının yatırım iştahı ve dolayısıyla erişilebilir konut üretimi üzerindeki baskısının sürdüğü kaydedildi.

Konut piyasasında erişilebilirlik sorunu belirleyici oluyor

Raporda, 2025 yılı sonunda 1,76 milyon adede ulaşan konut satış hacmine rağmen, talep tarafında dengelenmenin sağlanamadığına dikkat çekilirken, 2026 yılı Mart ayında ilk el konut satışlarının yıllık bazda %1,3 artarak 35 bin 725 olduğu, ikinci el satışların ise %3,6 azalarak 77 bin 642 seviyesine gerilediğine işaret edildi. Toplam satışlar içinde ikinci elin %68,5 pay aldığına değinilen raporda, yeni konut üretimi ile erişilebilir talep arasındaki dengenin kurulamadığı vurgulandı. Ayrıca raporda, ipotekli satışların %35,9 artmasına rağmen toplam içindeki payının %22,9 seviyesinde kalması, finansman koşullarının konuta erişim üzerindeki sınırlayıcı etkisini sürdürdüğüne işaret edildi.

Sürdürülebilir büyümenin üç ana belirleyicisi

Raporda, inşaat sektörünün üretim kabiliyetini koruduğuna değinilen raporda, “Sektörün istihdamdaki ağırlığı ekonomik stabiliteyi desteklese de büyümenin sürdürülebilirliğinin; konuta erişilebilirliğin artırılmasına, yeşil dönüşüm standartlarına uyma ve kentsel dönüşümün özel sektör yatırımlarıyla dengelenmesine bağlı olduğu anlaşılmıştır. Önümüzdeki dönemde başarı ölçütünün artık sadece üretim hacmiyle değil; kârlılık yönetimi, dijital dönüşüm hızı ve kamunun sürüklediği ivmeyi özel sektör yatırımlarıyla destekleme kapasitesiyle ölçüleceğini göstermiştir” ifadelerine yer verildi.

Türkiye Müteahhitler Birliği’nce 2026 yılının ilk çeyreğinin değerlendirildiği raporda, inşaat sektörüne ilişkin özetle şu tespitlere yer verildi:

İNŞAAT ÜRETİMİNDE BÜYÜME SÜRÜYOR: 2025 yılında %10,8 büyüyen inşaat sektörü, genel ekonomik büyümenin üzerinde performans göstermiştir. 2026 yılı Şubat ayı itibarıyla inşaat üretimi yıllık %5,9 artarken, sektör 13 çeyrektir devam eden kesintisiz büyüme eğilimini korumuştur. Ancak büyümenin büyük ölçüde kamu yatırımları ve deprem sonrası yeniden imar faaliyetlerine dayanması, sürdürülebilirlik açısından soru işaretleri yaratmıştır.

FİNANSMAN KOŞULLARI VE GÜVEN ENDEKSİ TEMKİNLİ GÖRÜNÜME İŞARET EDİYOR: 2026 yılının ilk çeyreğinde İnşaat Güven Endeksi eşik değer olan 100’ün altında kalmaya devam etmiş; Ocak ayında 85,7, Şubat ayında 83,9 ve Mart ayında 80,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. Yüksek finansman maliyetleri yatırım kararlarını sınırlarken, sektör genelinde temkinli bir görünüm hâkim olmuştur.

KONUT PİYASASINDA TALEP DENGESİ KURULAMADI: Mart ayında ilk el konut satışları %1,3 artarken, ikinci el satışlar %3,6 azalmıştır. Toplam satışların %68,5’inin ikinci elden gerçekleşmesi, yeni konut üretimi ile talep arasındaki dengenin sağlanamadığını göstermiştir. İpotekli satışlarda artış gözlense de toplam içindeki payın sınırlı kalması, finansman koşullarının talep üzerindeki baskısını sürdürdüğüne işaret etmiştir.

TİCARİ GAYRİMENKULDE YATIRIM İŞTAHI SINIRLI: İş yeri satışlarında hem ilk el hem ikinci el segmentinde daralma yaşanmıştır. Mart ayında ilk el satışlar %5,4, ikinci el satışlar ise %12,3 oranında azalmıştır. Bu durum, ticari gayrimenkul tarafında yatırım kararlarının temkinli seyrettiğini göstermiştir.

CİRO ENDEKSİNDE ARTIŞA RAĞMEN DALGALI SEYİR: 2026 yılı Şubat ayında inşaat ciro endeksi yıllık %20,2 artış gösterirken, aylık bazda %3,0 gerilemiştir. Bu görünüm, sektörde faaliyetlerin dalgalı bir seyir izlediğine işaret etmiştir.

YURT DIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ ZAYIF BAŞLADI: 2026 yılının ilk çeyreğinde yurt dışında üstlenilen proje tutarı 780,3 milyon ABD Doları seviyesinde kalmış ve toplam 9 proje gerçekleştirilmiştir. Küresel jeopolitik gerilimler ve finansman koşullarındaki sıkılık, sektörün yurt dışı performansını sınırlamıştır. ABD-İsrail-İran geriliminin Türk yurt dışı müteahhitlik hizmetlerine etkisi değerlendirildiğinde, Türk müteahhitlik firmalarının İran’da bugüne kadar toplam 4,6 milyar ABD Doları tutarında proje üstlenmiş olduğu, ancak son üç yılda yeni proje üstlenilmemiş olması nedeniyle mevcut durumda İran’da devam eden iş stoku bulunmadığı görülmüştür. Bu çerçevede, söz konusu savaşın sektöre doğrudan sözleşme kaybı etkisinin sınırlı olduğu değerlendirilmektedir. Buna karşılık, aynı dönemde Körfez ülkelerinde yaklaşık 19 milyar ABD Doları tutarında 93 proje üstlenilmiş olması; özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in öne çıkması, risklerin Körfez pazarlarına yönelik olduğuna işaret etmektedir. Bunun yanı sıra, sürmekte jeopolitik gerginliğin Körfez ülkelerindeki kamu yatırım programları ve makroekonomik dengeler üzerinde etkilerinin olabileceği değerlendirilmektedir. Kısa vadede enerji fiyatlarındaki artışın bazı Körfez ekonomilerinin gelirlerini destekleyebileceği, ancak çatışmanın uzaması halinde güvenlik harcamalarında artış, yatırım önceliklerinde değişim ve proje karar süreçlerinde yavaşlama yaşanabileceği öngörülmektedir. Özellikle son dönemde yoğun iş üstlenilen Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt pazarlarında; yeni ihale kararlarında temkinli yaklaşım, finansman süreçlerinde gecikmeler ve işveren tarafında riskten kaçınma eğiliminin artabileceği değerlendirilmektedir.

JEOPOLİTİK RİSKLER VE LOJİSTİK MALİYETLER ÖNE ÇIKIYOR: Körfez bölgesinde yoğunlaşan projeler çerçevesinde jeopolitik gelişmeler; tedarik zincirlerinde aksama, sigorta ve taşımacılık maliyetlerinde artış ve proje takvimlerinde gecikme risklerini beraberinde getirmiştir. Bu durumun, sektörün operasyonel süreçleri üzerinde baskı oluşturabileceği değerlendirilmektedir.

BÜYÜMENİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ÖZEL SEKTÖR YATIRIMLARINA BAĞLI: Mevcut büyümenin kamu yatırımları ağırlıklı yapısı, bütçe disiplini kapsamında kamu harcamalarının sınırlandırılması durumunda sektörün daralma riskiyle karşı karşıya kalabileceğine işaret etmektedir. Sürdürülebilir büyümenin sağlanması, özel sektör yatırımlarının yeniden devreye girmesine bağlı görünmektedir.

Okumaya Devam Et

Trendler

Egepen


Kapanma Süresi 20Saniye