TMB, 2026 YILININ İLK ÇEYREĞİNE AİT İNŞAAT SEKTÖRÜ ANALİZİ RAPORU’NU YAYIMLADI  - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

TMB, 2026 YILININ İLK ÇEYREĞİNE AİT İNŞAAT SEKTÖRÜ ANALİZİ RAPORU’NU YAYIMLADI 

Yayınlandı

-

Jeopolitik gerilimlerin etkisi artarken inşaat sektörünün sürdürülebilir büyüme sınavı

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), 2026 yılının ilk çeyreğine ait İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nu yayımladı. Raporda, inşaat sektöründe büyüme eğilimi devam ederken, bu büyümenin sürdürülebilirliğinin konuta erişim koşulları ve talep yapısındaki dengelenmeye bağlı olduğu belirtildi. Raporda, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin göstergelerin, üretim kabiliyetinin korunduğuna ancak ilerleyen süreçte sektörün dayanıklılık testiyle karşı karşıya olduğuna vurgu yapıldı. Sektörel büyümenin sürdürülebilirliğinin; konuta erişilebilirliğin artırılmasına, yeşil dönüşüm standartlarına uyum sağlanmasına ve kentsel dönüşümün özel sektör yatırımlarıyla dengelenmesine bağlı olduğunun altı çizildi.

Ekonominin genelinde 200’ün üzerinde alt sektöre yarattığı talep ve istihdam gücüyle lokomotif rolü üstlenen inşaat sektörünün önde gelen kuruluşlarını temsil eden Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), ekonomi çevreleri ve sektör tarafından ilgiyle takip edilen İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nun Nisan 2026 sayısını yayımladı. “Küresel Ekonomi Savaşın Darboğazında” başlıklı analizde, küresel ve ulusal ekonomi ile inşaat sektörüne ilişkin verilerin değerlendirildiği kaydedildi.

Raporda, inşaat sektörünün 2025 yılının son çeyreğinde kaydettiği %8,6’lık büyüme ile 2022 yılının ikinci yarısından itibaren yakaladığı ivmeyi 13. çeyreğe taşıdığı ve kesintisiz büyümesini sürdürdüğü vurgulandı. Bununla birlikte, söz konusu büyümenin büyük ölçüde deprem sonrası yeniden imar faaliyetleri ve büyük ölçekli kamu yatırımlarıyla şekillendiği ifade edilen raporda, sektörün, yüksek finansman maliyetlerinin yatırım kararlarını belirlediği ve bu durumun özellikle konuta erişim ve yeni üretim dengesi üzerinde etkili olduğu temkinli bir “eşik dönemi”ne girdiği değerlendirildi.

Maliyet baskısı ve finansman koşulları konuta erişimi sınırlıyor

Raporda inşaat maliyet endeksindeki yüksek seyir, enerji ve işçilik giderlerindeki artışla birleşerek firmaların kârlılıklarını baskılamaya devam ettiği kaydedildi. TÜİK verilerine göre Şubat ayında inşaat maliyet endeksi aylık bazda %1,51, yıllık bazda ise %25,72 artış göstermiştir. Aynı dönemde malzeme endeksi yıllık %23,73, işçilik endeksi ise %29,12 oranında yükselmiştir. Ciro endeksinde yıllık bazda artış gözlendiği raporda, “2026 yılı Şubat ayında inşaat ciro endeksinin %20,2 artmasına karşın aylık bazda %3,0 gerilemesi sektör faaliyetlerinde dalgalı bir görünüme işaret etmektedir” ifadesine yer verildi. Öte yandan, İnşaat Güven Endeksi’nin 2026 yılının ilk çeyreğinde eşik değer olan 100’ün altında kalması finansman koşullarının yatırım iştahı ve dolayısıyla erişilebilir konut üretimi üzerindeki baskısının sürdüğü kaydedildi.

Konut piyasasında erişilebilirlik sorunu belirleyici oluyor

Raporda, 2025 yılı sonunda 1,76 milyon adede ulaşan konut satış hacmine rağmen, talep tarafında dengelenmenin sağlanamadığına dikkat çekilirken, 2026 yılı Mart ayında ilk el konut satışlarının yıllık bazda %1,3 artarak 35 bin 725 olduğu, ikinci el satışların ise %3,6 azalarak 77 bin 642 seviyesine gerilediğine işaret edildi. Toplam satışlar içinde ikinci elin %68,5 pay aldığına değinilen raporda, yeni konut üretimi ile erişilebilir talep arasındaki dengenin kurulamadığı vurgulandı. Ayrıca raporda, ipotekli satışların %35,9 artmasına rağmen toplam içindeki payının %22,9 seviyesinde kalması, finansman koşullarının konuta erişim üzerindeki sınırlayıcı etkisini sürdürdüğüne işaret edildi.

Sürdürülebilir büyümenin üç ana belirleyicisi

Raporda, inşaat sektörünün üretim kabiliyetini koruduğuna değinilen raporda, “Sektörün istihdamdaki ağırlığı ekonomik stabiliteyi desteklese de büyümenin sürdürülebilirliğinin; konuta erişilebilirliğin artırılmasına, yeşil dönüşüm standartlarına uyma ve kentsel dönüşümün özel sektör yatırımlarıyla dengelenmesine bağlı olduğu anlaşılmıştır. Önümüzdeki dönemde başarı ölçütünün artık sadece üretim hacmiyle değil; kârlılık yönetimi, dijital dönüşüm hızı ve kamunun sürüklediği ivmeyi özel sektör yatırımlarıyla destekleme kapasitesiyle ölçüleceğini göstermiştir” ifadelerine yer verildi.

Türkiye Müteahhitler Birliği’nce 2026 yılının ilk çeyreğinin değerlendirildiği raporda, inşaat sektörüne ilişkin özetle şu tespitlere yer verildi:

İNŞAAT ÜRETİMİNDE BÜYÜME SÜRÜYOR: 2025 yılında %10,8 büyüyen inşaat sektörü, genel ekonomik büyümenin üzerinde performans göstermiştir. 2026 yılı Şubat ayı itibarıyla inşaat üretimi yıllık %5,9 artarken, sektör 13 çeyrektir devam eden kesintisiz büyüme eğilimini korumuştur. Ancak büyümenin büyük ölçüde kamu yatırımları ve deprem sonrası yeniden imar faaliyetlerine dayanması, sürdürülebilirlik açısından soru işaretleri yaratmıştır.

FİNANSMAN KOŞULLARI VE GÜVEN ENDEKSİ TEMKİNLİ GÖRÜNÜME İŞARET EDİYOR: 2026 yılının ilk çeyreğinde İnşaat Güven Endeksi eşik değer olan 100’ün altında kalmaya devam etmiş; Ocak ayında 85,7, Şubat ayında 83,9 ve Mart ayında 80,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. Yüksek finansman maliyetleri yatırım kararlarını sınırlarken, sektör genelinde temkinli bir görünüm hâkim olmuştur.

KONUT PİYASASINDA TALEP DENGESİ KURULAMADI: Mart ayında ilk el konut satışları %1,3 artarken, ikinci el satışlar %3,6 azalmıştır. Toplam satışların %68,5’inin ikinci elden gerçekleşmesi, yeni konut üretimi ile talep arasındaki dengenin sağlanamadığını göstermiştir. İpotekli satışlarda artış gözlense de toplam içindeki payın sınırlı kalması, finansman koşullarının talep üzerindeki baskısını sürdürdüğüne işaret etmiştir.

TİCARİ GAYRİMENKULDE YATIRIM İŞTAHI SINIRLI: İş yeri satışlarında hem ilk el hem ikinci el segmentinde daralma yaşanmıştır. Mart ayında ilk el satışlar %5,4, ikinci el satışlar ise %12,3 oranında azalmıştır. Bu durum, ticari gayrimenkul tarafında yatırım kararlarının temkinli seyrettiğini göstermiştir.

CİRO ENDEKSİNDE ARTIŞA RAĞMEN DALGALI SEYİR: 2026 yılı Şubat ayında inşaat ciro endeksi yıllık %20,2 artış gösterirken, aylık bazda %3,0 gerilemiştir. Bu görünüm, sektörde faaliyetlerin dalgalı bir seyir izlediğine işaret etmiştir.

YURT DIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ ZAYIF BAŞLADI: 2026 yılının ilk çeyreğinde yurt dışında üstlenilen proje tutarı 780,3 milyon ABD Doları seviyesinde kalmış ve toplam 9 proje gerçekleştirilmiştir. Küresel jeopolitik gerilimler ve finansman koşullarındaki sıkılık, sektörün yurt dışı performansını sınırlamıştır. ABD-İsrail-İran geriliminin Türk yurt dışı müteahhitlik hizmetlerine etkisi değerlendirildiğinde, Türk müteahhitlik firmalarının İran’da bugüne kadar toplam 4,6 milyar ABD Doları tutarında proje üstlenmiş olduğu, ancak son üç yılda yeni proje üstlenilmemiş olması nedeniyle mevcut durumda İran’da devam eden iş stoku bulunmadığı görülmüştür. Bu çerçevede, söz konusu savaşın sektöre doğrudan sözleşme kaybı etkisinin sınırlı olduğu değerlendirilmektedir. Buna karşılık, aynı dönemde Körfez ülkelerinde yaklaşık 19 milyar ABD Doları tutarında 93 proje üstlenilmiş olması; özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in öne çıkması, risklerin Körfez pazarlarına yönelik olduğuna işaret etmektedir. Bunun yanı sıra, sürmekte jeopolitik gerginliğin Körfez ülkelerindeki kamu yatırım programları ve makroekonomik dengeler üzerinde etkilerinin olabileceği değerlendirilmektedir. Kısa vadede enerji fiyatlarındaki artışın bazı Körfez ekonomilerinin gelirlerini destekleyebileceği, ancak çatışmanın uzaması halinde güvenlik harcamalarında artış, yatırım önceliklerinde değişim ve proje karar süreçlerinde yavaşlama yaşanabileceği öngörülmektedir. Özellikle son dönemde yoğun iş üstlenilen Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt pazarlarında; yeni ihale kararlarında temkinli yaklaşım, finansman süreçlerinde gecikmeler ve işveren tarafında riskten kaçınma eğiliminin artabileceği değerlendirilmektedir.

JEOPOLİTİK RİSKLER VE LOJİSTİK MALİYETLER ÖNE ÇIKIYOR: Körfez bölgesinde yoğunlaşan projeler çerçevesinde jeopolitik gelişmeler; tedarik zincirlerinde aksama, sigorta ve taşımacılık maliyetlerinde artış ve proje takvimlerinde gecikme risklerini beraberinde getirmiştir. Bu durumun, sektörün operasyonel süreçleri üzerinde baskı oluşturabileceği değerlendirilmektedir.

BÜYÜMENİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ÖZEL SEKTÖR YATIRIMLARINA BAĞLI: Mevcut büyümenin kamu yatırımları ağırlıklı yapısı, bütçe disiplini kapsamında kamu harcamalarının sınırlandırılması durumunda sektörün daralma riskiyle karşı karşıya kalabileceğine işaret etmektedir. Sürdürülebilir büyümenin sağlanması, özel sektör yatırımlarının yeniden devreye girmesine bağlı görünmektedir.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Entegre Harç, Epoksi Zemin Çözümleriyle Ürün Gamını Genişletiyor

Yayınlandı

-

 

50 yıllık üretim deneyimine sahip Entegre Harç, yapı sektöründeki değişen ihtiyaçlara yönelik yatırımlarına epoksi zemin çözümlerini ekledi. Şirket, yeni üretim altyapısıyla endüstriyel tesislerden ticari yapılara kadar farklı alanlarda kullanılan epoksi zemin sistemlerine yönelik ürünlerin üretimine başladı.

Yapı sektöründe zeminlerin yalnızca estetik bir unsur olmaktan çıkıp dayanıklılık, hijyen, kolay bakım ve uzun süreli kullanım gibi kriterlerle değerlendirilmeye başlaması, zemin çözümlerine yönelik beklentileri de değiştiriyor. Bu dönüşümde öne çıkan çözümlerden biri olan epoksi zemin sistemleri; fabrikalar, depolar, otoparklar, hastaneler, laboratuvarlar, alışveriş merkezleri ve spor alanları gibi yoğun kullanıma sahip yapılarda tercih ediliyor.

Epoksi Zeminlere Yönelik İhtiyaç Artıyor

Epoksi; dayanıklı, kolay temizlenebilen ve farklı kullanım koşullarına uyarlanabilen yapısı sayesinde özellikle yoğun trafiğin ve mekanik yüklerin bulunduğu zeminlerde kullanılan kaplama çözümleri arasında yer alıyor. Endüstriyel yapılarda üretim süreçlerinin, ticari alanlarda ise kullanım yoğunluğunun artması, zeminlerin daha uzun ömürlü ve işlevsel olmasına yönelik ihtiyacı güçlendiriyor. Entegre Harç da bu değişen ihtiyaca yanıt vermek amacıyla epoksi ürünlerini üretim portföyüne dahil etti. Şirket, böylece mevcut zemin çözümlerinin yanı sıra farklı kullanım alanlarının gerektirdiği epoksi sistemleriyle ürün gamını genişletiyor. 

“Yapı Sektöründeki Dönüşümü Üretim Kabiliyetimize Yansıtıyoruz”

Entegre Harç İşletme ve Fabrikalar Genel Müdürü Seyfettin Baş epoksi ürün grubunun şirketin ürün geliştirme yaklaşımının bir parçası olduğunu belirterek, “Yapı sektörünün ihtiyaçları değiştikçe üreticilerin de bu değişime karşılık verecek çözümler geliştirmesi gerekiyor. Epoksi alanındaki üretimimiz, Entegre Harç’ın uzun yıllara dayanan üretim deneyimini yeni nesil zemin ihtiyaçlarıyla buluşturduğumuz adımlardan biri. Ürün gamımızı genişletirken, farklı yapıların kullanım koşullarına cevap verebilecek çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz” dedi.

“Zemin Çözümlerinde Ürün Çeşitliliği Önem Kazanıyor”

Entegre Harç Satış ve Pazarlama Genel Müdürü Erdal Bozok ise zemin çözümlerindeki dönüşüme dikkat çekerek, “Günümüzde zeminlerden beklenen performans, yapının kullanım amacıyla birlikte şekilleniyor. Sanayi tesisleri, ticari alanlar ve ortak kullanım alanlarında dayanıklılık ve kullanım kolaylığı giderek daha fazla önem taşıyor. Epoksi ürün grubumuzla bu çeşitlenen ihtiyaca yönelik çözüm kapasitemizi artırıyoruz. Amacımız, yapı sektörünün farklı uygulamalarında ihtiyaç duyulan ürün çeşitliliğini güçlendirmek” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

GENEL

Vaillant, ısı pompalarının enerji güvenliğindeki  stratejik rolüne dikkat çekiyor

Yayınlandı

-

 

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yayımladığı Isı Pompası İzleme Raporu 2026, teknolojinin küresel enerji dengelerindeki kritik rolünü ortaya koyuyor. Vaillant da ısı pompası üretimiyle yenilikçi teknolojiler ve yüksek verimli çözümlere odaklanarak, IEA’nın ortaya koyduğu veriler kapsamında küresel enerji politikalarına katkı sunuyor.  

 

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yayımladığı Isı Pompası İzleme Raporu 2026, teknolojinin küresel enerji dengelerindeki kritik rolünü çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Rapora göre ısı pompaları, 2024 yılında dünya genelindeki toplam ısı ihtiyacının yaklaşık yüzde 5’ini, binalardaki alan ısıtma ihtiyacının ise yaklaşık yüzde 12’sini karşıladı. Avrupa, Çin ve Japonya’daki ısı pompası kullanımı sayesinde doğal gaz tüketim 2024 yılında 50 milyar metreküp, 2025 yılında ise 53 milyar metreküp azaldı.

Açıklanan ve planlanan politikaların kararlılıkla hayata geçirilmesi halinde küresel ısı pompası satışlarının 2035 yılında 2025 seviyesinin iki katından fazla bir büyüklüğe ulaşması ve ısı pompalarının küresel alan ısıtma ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini karşılaması öngörülüyor. Sektördeki istihdamın 2015 yılından bu yana yüzde 50 arttığına dikkat çekilen raporda, eğitimli kurulum ve bakım teknisyeni ihtiyacının pazar hacminin sürdürülebilir gelişimi bakımından kritik bir unsur olduğu vurgulanıyor.

IEA’nın ısı pompasına yönelik verileri dikkate alındığında Vaillant’ın da bu alanda yaptığı yatırımları ve ortaya koyduğu yenilikçi ürünler, markanın küresel enerji dengelerine verdiği önemi ortaya koyuyor. Vaillant, dönüşümün sürdürülebilir bir şekilde ilerlemesi adına teknoloji üretmenin yanı sıra nitelikli teknik iş gücünün desteklenmesine ve tüketici farkındalığının artırılmasına da odaklanıyor. “Isı Pompası TV” içerik serisi ve Vaillant Akademi eğitimleriyle hem tüketicilere rehberlik ediyor hem de yetkili servis ağının teknik uzmanlığını güçlendiriyor.

 

Türkiye’nin enerji dönüşümünde stratejik çözüm

IEA raporunun ortaya koyduğu verileri ve Türkiye iklimlendirme pazarındaki gelişmeleri değerlendiren Vaillant Group Türkiye CEO’su Alper Avdel, ısı pompalarının stratejik önemine dikkat çekiyor: “IEA’nın son raporu, ısı pompalarının artık yalnızca düşük karbonlu bir ısıtma seçeneği olarak değil, ülkelerin enerji güvenliğini güçlendiren stratejik bir teknoloji olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye gibi enerji ithalatı yüksek, buna karşılık yenilenebilir elektrik üretim potansiyeli güçlü ülkeler açısından bu dönüşüm ayrıca önem taşıyor. Isı pompası pazar hacminin sağlıklı büyümesi için teknoloji kadar doğru projelendirme, nitelikli kurulum, tüketici farkındalığı ve öngörülebilir politikalar da belirleyici olacak. Vaillant olarak ürünlerimiz, teknik uzmanlığımız ve satış sonrası hizmet altyapımızla bu dönüşümün güvenilir çözüm ortaklarından biri olmayı hedefliyoruz.”

 

Bütüncül yaklaşım ve toplam sahip olma maliyeti

Isıtma, soğutma ve sıcak su teminini tek bir sistemde bir araya getiren ısı pompaları, Türkiye’nin farklı iklim bölgelerinde önemli kullanım avantajı sağlıyor. Yeni binaların yanı sıra doğru keşif, hassas kapasite hesabı ve uygun sistem tasarımı yapılması halinde mevcut yapıların dönüşümünde de ısı pompalarından yüksek verim elde edilebiliyor. Teknolojinin yaygınlaşması sürecinde tüketicilerin yalnızca cihaz fiyatına değil; kurulum, kullanım, bakım ve sistem ömrünü kapsayan “toplam sahip olma maliyetine” odaklanması büyük önem taşıyor. Cihaz teşviklerinin yanında elektrik fiyatlandırması, bina enerji performansı standartları, uygun finansman olanakları ve nitelikli uygulamacı ekosisteminin bütüncül bir anlayışla değerlendirilmesi gerekiyor. Vaillant, iklim değişikliği ve artan enerji ihtiyacı karşısında ısı pompası teknolojilerinin binaların karbon salımını azaltmadaki kilit rolüne dikkat çekiyor. Sektörde 150 yılı aşkın köklü tecrübesiyle iklimlendirme dünyasına değer katan Vaillant, propan bazlı R290 soğutucu akışkan teknolojisine sahip aroTHERM plus ısı pompaları ile yüksek verimliliği çevresel sorumlulukla buluşturuyor.  

 

Isı Pompası İzleme Raporu 2026’da öne çıkan noktalar:

  • Isı pompaları 2024 yılında dünya genelindeki toplam ısı ihtiyacının yaklaşık yüzde 5’ini, binalardaki alan ısıtma ihtiyacının ise yaklaşık yüzde 12’sini karşıladı.
  • Avrupa, Çin ve Japonya’daki ısı pompası kullanımı sayesinde doğal gaz kullanımı 2024 yılında yaklaşık 50 milyar metreküp, 2025 yılında ise 53 milyar metreküp azaldı. 
  • Küresel ısı pompası satışlarında 2023 ve 2024 yıllarında görülen yavaşlamanın ardından pazar 2025 yılında istikrar kazandı. Bu eğilim 2026’nın ilk çeyreğinde de devam etti. Avrupa’da ise 2025 yılında çift haneli büyüme kaydedildi ve büyümenin 2026’nın ilk çeyreğinde de sürdüğü belirtildi.
  • Mevcut politikaların korunması halinde dahi küresel ısı pompası satışlarının 2035 yılında 2025 seviyesinin yaklaşık yüzde 80 üzerine çıkması bekleniyor. Açıklanan ve planlanan politikaların hayata geçirilmesi halinde ise satışların iki katın üzerine çıkacağı ve ısı pompalarının küresel alan ısıtma ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini karşılayacağı öngörülüyor.
  • Isı pompası sektöründeki istihdam 2015 yılından bu yana yaklaşık yüzde 50 arttı. Buna karşılık eğitimli kurulum ve bakım teknisyeni eksikliği, pazarın büyümesinin önündeki temel darboğazlardan biri olmaya devam ediyor.
  • IEA, yüksek ilk yatırım maliyetini, elektrik ve doğal gaz fiyatları arasındaki dengesizliği, tüketici farkındalığının sınırlı olmasını ve sık değişen teşvik politikalarını yaygınlaşmanın önündeki başlıca engeller olarak sıralıyor.

 

Okumaya Devam Et

GENEL

JAPON DEPREM UZMANI YOSHINORI MORIWAKI GEBKİM’DE SANAYİCİLERLE BULUŞTU

Yayınlandı

-

 

 

Türkiye’nin ilk Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi GEBKİM OSB, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümünde sanayide afet bilincinin güçlendirilmesi amacıyla “Afetlere Karşı Hazırlık ve 17 Ağustos Marmara Depremi Anma Programı” düzenledi. Japon Deprem Uzmanı Yoshinori Moriwaki’nin konuşmacı olduğu programda Türkiye’nin deprem riski, Japonya ile Türkiye arasındaki farklılıklar ile deprem öncesinde, anında ve sonrasında alınması gereken önlemler ele alındı.

 

GEBKİM Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yılında sanayi kuruluşlarının afetlere hazırlık kapasitesini ve çalışanlarda deprem farkındalığını artırmaya yönelik önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.

GEBKİM OSB Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen programa GEBKİM katılımcı firmalarının temsilcileri, çevre organize sanayi bölgelerinden katılımcılar ile Dilovası Belediyesi’nin ilgili birimlerinden temsilciler katıldı. Program, 17 Ağustos Marmara Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşlar için yapılan saygı duruşuyla başladı.

Moriwaki, Türkiye ve Japonya’nın Deprem Deneyimlerini Karşılaştırdı

Programın konuşmacısı Japon Deprem Uzmanı Yoshinori Moriwaki, Türkiye’nin deprem kuşağındaki konumunu ve deprem haritasını değerlendirerek geçmiş depremler üzerinden önemli bilgiler aktardı. Türkiye ile Japonya’nın afetlere yaklaşımını karşılaştıran Moriwaki; yapı güvenliği, hazırlık kültürü, eğitim ve bireysel farkındalığın önemine dikkat çekti.

Moriwaki, olası bir deprem öncesinde alınabilecek tedbirleri, deprem sırasında uygulanması gereken doğru davranış biçimlerini ve afet sonrasında izlenecek adımları örneklerle anlattı. Sanayi kuruluşlarında çalışanların kişisel hazırlığının yanı sıra kurumların acil durum planlarının, müdahale kapasitesinin ve düzenli tatbikatlarının afet yönetimindeki önemini vurguladı.

Aracı: “Sanayinin Dirençliliği, Ülkenin Toparlanma Gücünü Doğrudan Etkiliyor”

GEBKİM Kimya İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı büyük depremlerin afetlere hazırlık konusunda önemli dersler ortaya koyduğunu belirterek, kentlerin ve sanayi bölgelerinin dirençliliğinin birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti.

Aracı, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Geçmiş deprem deneyimlerimiz bize gösterdi ki afetlere hazırlık, hayatın ve üretimin bütününü kapsayan uzun soluklu bir sorumluluk. Yaşam alanlarımızı, kentlerimizi ve sanayi bölgelerimizi daha dirençli hale getirecek adımları bugünden atmak zorundayız. Organize Sanayi Bölgeleri, üretim ve istihdamın yanı sıra güçlü organizasyon yapılarıyla afet sonrasında da önemli görevler üstleniyor. Üretimin devamlılığı ve tedarik zincirlerinin korunması açısından iş sürekliliği planlarının hazır olması bu nedenle büyük önem taşıyor.”

“Her Fabrika Bir Kaledir” Anlayışıyla Hazırlık

GEBKİM’in afetlere hazırlık çalışmalarını Mustafa Kemal Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” sözünün ortaya koyduğu anlayışla sürdürdüğünü belirten Aracı, şöyle devam etti:

“Biz bu sözü GEBKİM’de uzun süredir çalışmalarımıza yön veren bir anlayış olarak görüyoruz. Fabrikalarımızın, çalışanlarımızın ve üretim altyapımızın afetlere karşı hazırlıklı olması, ülkemizin ekonomik gücünün korunması açısından da önemli. GEBKİM olarak eğitimden tatbikata, arama-kurtarma kapasitesinden iş sürekliliğine uzanan çalışmalarımızı bu sorumlulukla sürdürüyoruz.”

GEBKİM OSB’den Afetlere Karşı Somut Hazırlık Adımları

GEBKİM OSB, afetlere hazırlık kapsamında 27 kişilik GEBKİM Arama ve Kurtarma Ekibi kurarken, GEBKİM İtfaiye personeliyle birlikte AFAD eğitimlerini tamamladı. Bölgede olası bir afette kullanılmak üzere arama-kurtarma ekipmanları, acil müdahale ve barınma çadırları ile Kimyasal Arınma Çadırı’nın da yer aldığı tam donanımlı deprem konteynerleri oluşturuldu. Düzenli deprem tatbikatlarıyla çalışanların müdahale kabiliyetinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar da sürdürülüyor.

Afet sonrası üretimin ve kritik faaliyetlerin sürdürülebilmesi için AFAD yürütücülüğünde başlatılan RESMAR Projesi kapsamında GEBKİM’in İş Sürekliliği Planı oluşturuldu. Marmara Bölgesi’ndeki OSB’lerin afetlere karşı kurumsal dayanıklılığını artırmayı hedefleyen proje, GEBKİM’in hazırlık çalışmalarının önemli bir ayağını oluşturuyor. Bunun yanında devreye alınan Acil Durum Müdahale Yazılımı kapsamında yaklaşık 2 bin kişiye eğitim verildi.

17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümünde gerçekleştirilen programla GEBKİM OSB, sanayide afetlere hazırlık ve iş sürekliliği konusunda sürdürdüğü çalışmaları sektör temsilcileriyle paylaşırken, deprem bilincinin canlı tutulmasına yönelik önemli bir buluşmayı daha gerçekleştirdi.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler