İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen, ACI World Yönetim Kurulu Üyeliğine Seçildi - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen, ACI World Yönetim Kurulu Üyeliğine Seçildi

Yayınlandı

-

İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen, dünya havacılık sektörünün en önemli çatı kuruluşlarından biri olan Uluslararası Havalimanları Konseyi (ACI World) Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildi.

Stratejik konumu, modern altyapısı ve yolcu deneyimine verdiği önemle dünyanın en önemli küresel aktarma merkezlerinden biri olan İGA İstanbul Havalimanı, uluslararası alandaki başarılarını sürdürüyor. Küresel ölçekte havalimanlarını temsil eden en etkili organizasyonların başında gelen Uluslararası Havalimanları Konseyi (Airports Council International – ACI) World’ün düzenlediği Genel Kurul’da İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildi.

Önümüzdeki 3 yıl boyunca ACI World Yönetim Kurulu’nda Türkiye’yi temsil edecek olan Selahattin Bilgen, ACI World’ün karar alma mekanizmasındaki 28 Yönetim Kurulu üyesi ve Avrupa bölgesini temsilen seçilen yedi üye arasında yer alacak. Milano, Brüksel ve Münih gibi Avrupa’nın önde gelen havalimanı CEO’ları ile birlikte görev yapacak olan Bilgen’in, Ocak 2024’ten bu yana sürdürdüğü ACI Europe Yönetim Kurulu Üyeliği’nden sonra ACI World Yönetim Kurulu’ndaki bu temsiliyeti, İGA İstanbul Havalimanı ve Türkiye havacılığı için büyük bir öneme sahip. Türkiye’nin küresel havacılıktaki artan etkisini ve liderlik konumunu pekiştiren karar, İGA İstanbul Havalimanı’nın uluslararası arenada bir referans noktası hâline geldiğini de gösteriyor.

Havacılık sektörünün gelişimi ve ilerlemesi için politika oluşturma, eğitim, araştırma-geliştirme faaliyetleri yürüten ACI World, dünya havacılık sektörünün en üst düzeydeki kuruluşlarından biri. 169 ülkede faaliyet gösteren ve toplam 2110 havalimanını bünyesinde barındıran ACI World’ün 814 üye arasından seçilen yönetim kurulu üyeleri hem ülkelerini temsil ediyor hem de havacılık sektörüyle ilgili alınan kararların yürütülmesinden sorumlu oluyor.

Bir yıldır ACI Europe Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan şimdi de ACI World’de Türk havacılık sektörünü temsil etmekten gurur duyduğunu belirten İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen şöyle konuştu: “Bu önemli göreve seçilmiş olmaktan büyük onur duyuyorum. İGA İstanbul Havalimanı olarak, küresel havacılık sektörünün gelişimine katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin uluslararası havacılıktaki prestijini artıran bu gelişmeler hem sektöre hem de ülke ekonomisine büyük katkılar sağlıyor. ACI World Yönetim Kurulu’ndaki rolümüzle, sektörümüzün geleceğini şekillendiren stratejik kararların alınmasına aktif olarak katılacak, Türkiye’yi uluslararası havacılık sahnesinde en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğiz.” 

ACI’ın en prestijli organizasyonlarından biri olan 34. Avrupa Havalimanları Konseyi Yıllık Genel Kongresi’ni 1-4 Temmuz 2024 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirdiklerini hatırlatan Bilgen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İGA İstanbul Havalimanı’nın ev sahipliği yaptığı bu etkinlik, Türkiye’nin uluslararası havacılıkta giderek artan rolünü gözler önüne serdi. Avrupa havacılık sektörünün en önemli etkinliklerinden biri olarak kabul edilen Kongre, sektörün önde gelen CEO’ları ve üst düzey yöneticilerinin yanı sıra, 500’den fazla havalimanı profesyonelini bir araya getirdi. 2026 yılında da ACI World “Müşteri Deneyimi Zirvesi”ne (Customer Experience Summit) de ev sahipliği yapmaya hazırlanıyoruz. İGA’nın böylesine prestijli bir etkinliklere ev sahipliği yapması, İstanbul’un havacılık sektöründeki merkezi konumunu pekiştirirken, İGA’nın global ölçekteki etkisini daha da artıracak. ACI World Yönetim Kurulu’ndaki yeni görevimizle birlikte, sektörün geleceğine yön veren kararların içinde yer alarak, bu etkiyi daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz”. 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

TK Elevator: Kentsel Mobilitede Dijital ve Sürdürülebilir Yaklaşım

Yayınlandı

-

TKE Türkiye CEO ARTUĞ ÖZEREN

TK Elevator (TKE) olarak, yürüyen merdiven ve kentsel mobilite çözümleri alanında şehir yaşamının güvenli ve kesintisiz akışını destekleyen bütüncül sistemler sunan bir teknoloji şirketiyiz. 160 yılı aşkın Alman mühendisliği mirasını, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odağında geliştirdiğimiz çözümlerle ileri taşıyarak, bugünün modern şehirlerinin temel altyapı bileşenlerinden biri olarak konumlanıyoruz.

Türkiye’de 1999 yılından bu yana faaliyet gösteriyoruz. Ülke genelindeki bölgesel organizasyonumuz ve yaygın servis ağımızla, konut, havalimanı, AVM, otellerden büyük ölçekli altyapı ve raylı sistem projelerine kadar geniş bir yelpazede hizmet vermekteyiz. Yalnızca ürün sağlayan bir yapıdan öte, kurduğumuz sistemlerin tüm yaşam döngüsü boyunca güvenli ve verimli şekilde çalışmasını hedefleyen bir mobilite çözüm ortağı yaklaşımını benimsiyoruz.

Ürün ve Hizmet Yapısı

Portföyümüz, asansörler, yürüyen merdivenler, yürüyen bantlar, ev ve engelli çözümleri ile buna ek olarak havalimanı yolcu biniş sistemlerini kapsıyor. Bu ürünler, güçlü bir servis, bakım ve modernizasyon yaklaşımıyla destekleniyor. Dijital çözümler ve veri temelli bakım modellerimiz sayesinde sistemlerin performansı sürekli izleniyor, operasyonel süreçler daha öngörülebilir hale geliyor.

Kentsel Dönüşüm ve EOX Platformu

Düşük ve orta katlı binalar için geliştirilen yeni nesil asansör platformumuz EOX, konut yapıları için dijitalleşme ve sürdürülebilirliği temel alan bir çözüm sunuyor. Avrupa’dan tedarik edilen ve doğuştan dijital olarak tasarlanan EOX, hızlı üretim, Avrupa kaynaklı olması sebebiyle hızlı sevkiyat ve en önemlisi montaj ve devreye alma süreçlerinde sağladığı pratiklikle öne çıkıyor.

Türkiye’de kentsel dönüşüm projelerinin artan önemiyle birlikte, EOX platformumuzla özellikle konut segmentinde dijital altyapının daha erişilebilir hale gelmesini hedefliyoruz. Enerji verimliliği, uzaktan izleme ve proaktif bakım sistemimiz hem kullanıcı deneyimini hem de bina yönetim süreçlerini destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.

Dijitalleşme ve Akıllı Sistemler

TK Elevator’ın dijitalleşme stratejisinin merkezinde, bulut tabanlı IoT platformu MAX bulunuyor. Bu platform sayesinde asansör ve yürüyen merdiven sistemlerimiz, performans verilerini sürekli izleyerek bakım süreçlerinin daha planlı ve öngörülebilir şekilde yürütülmesine olanak tanıyor.

Şirket yaklaşımımızda dijitalleşme, kullanıcıların doğrudan etkileşime girdiği bir teknoloji olmaktan ziyade, arka planda çalışan ve hayatı kolaylaştıran bir altyapı olarak konumlanıyor. Böylece hem operasyonel verimlilik hem de kullanıcı güvenliği destekleniyor.

Sürdürülebilirlik ve Uzun Vadeli Vizyon

Sürdürülebilirlik, uzun vadeli stratejimizin temel bileşenlerinden biri. Bu kapsamda enerji verimliliği yüksek sistemler, uzun ömürlü ürün tasarımları ve modernizasyon çözümlerimizle çevresel etkiyi azaltmaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Yukarıda bahsettiğimiz EOX ürünümüz tamamen çevresi kendi enerjisini kendi üreten fabrikalarda üretiliyor.

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir başlık olarak değil aynı zamanda ekonomik ve operasyonel değer yaratan bir yaklaşım olarak ele alıyoruz. Bu doğrultuda, kaynakların verimli kullanımını ve sistemlerin yaşam döngüsü boyunca optimize edilmesini önceliklendiriliyoruz.

İnsan Kaynağı ve Sektörel Katkı

TK Elevator’da teknolojik gelişmeler kadar nitelikli insan kaynağının da sektörün geleceği açısından belirleyici olduğuna inanıyoruz. Teknik ekiplerin eğitimi, saha süreçlerinin standardizasyonu ve dijital araçlarla desteklenmesi, montaj ve montaj sonrası servis kalitesini sürdürülebilir şekilde artırmayı hedefleyen başlıca çalışma alanlarımız arasında yer alıyor.

Önümüzdeki dönemde mesleki eğitim alanındaki gençlere yönelik projelerle sektörün uzun vadeli gelişimine katkı sağlamayı amaçlıyoruz.

Okumaya Devam Et

GENEL

Mitsubishi Electric: Entegre Teknolojilerle Sanayinin ve Binaların Geleceğini Şekillendiriyor

Yayınlandı

-

Mitsubishi Electric Türkiye Başkan Yardımcısı Kerem Ongan
Mitsubishi Electric, uzaydan fabrikaya, enerjiden bina teknolojilerine uzanan geniş uzmanlık alanını Türkiye’de fabrika otomasyonu, iklimlendirme, bina sistemleri ve uzay teknolojileriyle konumlandırıyor. “One-stop solutions” yaklaşımı, güçlü mühendislik kabiliyeti ve Döngüsel Dijital Mühendislik vizyonu sayesinde projelerin tüm yaşam döngüsünü kapsayan, sürdürülebilir ve entegre çözümlerle rakiplerinden ayrışıyor.

  1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Mitsubishi Electric olarak, 120’den fazla ülkede faaliyetleri olan global bir şirketiz. 100 yılı aşkın deneyim birikimimiz ve dünya çapında 150 bine yakın çalışanımızla uzay sistemleri, ulaşım sistemleri, enerji sistemleri, yarı iletkenler ve cihazlar, fabrika otomasyon sistemleri ve klima sistemleri gibi birçok farklı alanda yaşama dokunan teknolojiler üretiyoruz. 

Türkiye’de ise 2012 yılından bu yana fabrika otomasyon sistemleri, klima sistemleri, asansör ve yürüyen merdiven teknolojilerini içeren bina sistemleri ve uzay sistemleri alanlarında faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

İş yapış anlayışımızın merkezinde; müşteri memnuniyeti ve iş ortaklarımızla kurduğumuz güvene dayalı, uzun soluklu iş birlikleri yer alıyor. İhtiyaçları doğru analiz eden, sahadan gelen geri bildirimleri ürün ve hizmet geliştirme süreçlerimize entegre eden ve kalıcı değer yaratmayı hedefleyen bir yaklaşım benimsiyoruz. Bu sayede, değişen beklentilere hızla uyum sağlayan, sürdürülebilir çözümler sunabiliyoruz.

Artan mühendislik kabiliyetimiz ve operasyonel kapasitemizle hem lokal hem de ihracat pazarlarındaki varlığımızı istikrarlı biçimde genişletiyoruz. Projelerin daha en başında sunduğumuz teknik danışmanlıkla başlayan; tasarım, sistem entegrasyonu, devreye alma, bakım ve operasyonel destek aşamalarına kadar uzanan “one-stop solutions” yaklaşımımızla, iklimlendirme, otomasyon, asansör ve yürüyen merdiven, enerji ve bina teknolojilerini entegre ederek projelerin tüm yaşam döngüsünü bütünsel bir bakış açısıyla yönetiyoruz.

Öte yandan, Türk sanayisinin dijital üretim çağındaki rekabet gücünü artırmayı stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. “Döngüsel Dijital Mühendislik” yaklaşımımızla, üretim süreçlerini uçtan uca dijitalleştirmeyi, iç ve dış paydaşlarımız arasında sürekli bir iyileştirme döngüsü oluşturmayı, veriyi merkeze alarak çevresel etkileri azaltmayı ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi hedefliyoruz.

Bugün geldiğimiz noktada dijitalleşme, Türkiye’nin küresel rekabet gücü açısından bir tercih değil, zorunluluk. Biz Mitsubishi Electric Türkiye olarak, insan odağını, sürdürülebilirliği ve esnek üretim anlayışını merkeze alan bu dönüşüm sürecinde, sanayinin geleceğine yön veren çözümlerimizle uzun vadeli rekabetçiliği güçlendirmeyi amaçlıyoruz.

  1. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu? 

2025 yılını, stratejik önceliklerimiz doğrultusunda güçlü bir performansla geride bıraktığımızı söyleyebilirim. Müşterilerimizle kurduğumuz güvene dayalı ve sürdürülebilir ilişkiyi, her zaman olduğu gibi önümüzdeki dönemde de büyüme stratejilerimizin merkezine alacağız.

Küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmaları, üretim ve tedarik zincirlerinde oluşabilecek riskleri sektörümüz açısından her zaman dikkatle yönetilmesi gereken başlıklar olarak görüyorum. Ancak doğru politikaların hayata geçirilmesi ve iş dünyasını destekleyen yapısal adımların atılması ile 2026 yılında Türkiye ekonomisinin daha dengeli ve güçlenen bir görünüme kavuşacağına inanıyorum. 

  1. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

Global ölçekte benimsediğimiz sürdürülebilir üretim, kalite ve hizmet anlayışımız pazardaki konumumuzu güçlendiriyor. Sektörde yaşanan dönüşümün ürün teknolojilerinin yanı sıra müşteri beklentilerinin değişimi, enerji verimliliği ihtiyacı ve uzun vadeli değer yaratma yaklaşımıyla birlikte ele alınması gerektiğine inanıyoruz. 2026 yılında kısa vadeli kazanımlar yerine kalıcı ve dengeli bir büyüme perspektifini merkeze alıyoruz.

Stratejik hedeflerimiz, sistematik şekilde pazar verilerini analiz eden, müşteri ihtiyaçlarını odağına alan ve fiyat-performans dengesini gözeterek uzun vadede sürdürülebilir kârlılık sağlayan bir yapı üzerine kurulu. Mitsubishi Electric Türkiye olarak, bu yaklaşımımızın müşterilerimiz ve iş ortaklarımız için uzun vadeli değer yaratacağına inanıyoruz.

Öte yandan Manisa’da faaliyet gösteren grup şirketimiz Mitsubishi Electric Turkey Klima Sistemleri Üretim A.Ş.’nin (MACT) ikinci fabrika kurulumu da tamamlandı ve faaliyetlerine başladı. Bu gelişme de genel merkezimizin Türkiye ekonomisine ve ülkemizin üretim gücüne duyduğu güvenin güçlü bir yansıması. 

  1. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

AR-GE merkezlerimizin ürün geliştirme yaklaşımı, rekabette önemli avantajlarımızdan biri. Avrupa’daki AR-GE merkezlerimizle yakın iş birliği içinde çalışarak ürün portföyümüzü sürekli güncelliyor, yeni teknolojilerle donatılmış çözümlerimizi müşterilerimize ulaştırıyoruz. Farklı coğrafyaların teknik gerekliliklerine ve kullanım alışkanlıklarına uygun olarak, pazara özel, yüksek verimlilik sağlayan ve uzun vadeli değer yaratan lider markalardan biriyiz.

  1. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Doğa üzerindeki etkimizi ve biyolojik çeşitlilik stratejimizi bütüncül bir çerçevede ele alıyoruz. Çalışmalarımızı “Nature Positive (Doğa Pozitif)” yaklaşımı doğrultusunda şekillendiriyor; doğayı yalnızca korunması gereken bir alan olarak değil, teknolojik inovasyon ile sürdürülebilir büyümenin birlikte ilerleyebileceği stratejik bir odak noktası olarak konumlandırıyoruz. Bu bakış açımız uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın temel yapı taşlarından biri.

2050 Çevresel Sürdürülebilirlik Vizyonumuz kapsamında, “net sıfır” hedefiyle faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu doğrultuda 2031 yılına kadar fabrikalarımız ve ofislerimizde, 2051 yılına kadar ise tüm değer zincirimizde net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmayı hedefliyoruz. Çevre dostu ürünlerimiz ve ileri teknoloji çözümlerimizle faaliyet gösterdiğimiz tüm sektörlerde sürdürülebilir dönüşüme katkı sağlamayı önceliklendiriyoruz. Bu vizyonun somut örneklerinden biri, Mitsubishi Electric’in Japonya’daki Genel Merkezi bünyesinde yer alan ve 2020 yılında tamamlanan sıfır enerjili SUSTIE® binası. Net Zero Energy Building konseptiyle hayata geçirdiğimiz bu yapı, sürdürülebilirliğin teknolojiyle nasıl ölçülebilir bir değere dönüştürülebileceğini de ortaya koyuyor.

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkiyle sınırlı görmüyoruz. Topluma değer katmak ve geleceğe yatırım yapmak, kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası. Türkiye’de 30’u aşkın devlet üniversitesine yönelik fabrika otomasyon sistemlerine yönelik ekipman ve klima bağışı destekleriyle eğitime katkı sağlıyor; gençlerin kariyer gelişimini desteklemek amacıyla mentorluk programları, staj ve işe alım süreçleriyle yeni yetenekleri şirketimize dahil ediyoruz.

Çalışan hakları, kapsayıcılık ve etik tedarik zinciri yönetimi de sürdürülebilirlik yaklaşımımızın temel unsurları arasında yer alıyor. Kadın çalışan ve yönetici oranlarını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mitsubishi Electric Türkiye’de kadın çalışan oranı %32 seviyesine ulaşırken, bu oran son dört yılda yaklaşık %25 artış gösterdi. Finans, insan kaynakları ve ERP gibi kritik fonksiyonlarda kadın çalışan oranının %50 ve üzerine çıkması, bu alandaki kararlı duruşumuzun önemli bir göstergesi.

Sosyal sorumluluk alanında da sivil toplum kuruluşlarıyla anlamlı iş birlikleri geliştiriyoruz. KAÇUV (Kanserli Çocuklara Umut Vakfı) ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında, çalışma arkadaşlarımızın gönüllü katkıları ve şirketimizin de desteğiyle çocukların hayatına dokunan bir çalışmaya imza attık. Ayrıca Koruncuk Vakfı iş birliğiyle, aramıza yeni katılan çalışma arkadaşlarımıza “hoş geldin” sertifikaları sunarak sosyal faydayı kurum kültürümüzün bir parçası haline getiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu tür iş birliklerini güçlendirerek sürdürmeyi hedefliyoruz.

  1. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Mitsubishi Electric, sürdürülebilirliği yalnızca bir hedef değil; tüm iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor. Global 2050 Çevresel Sürdürülebilirlik Vizyonumuz doğrultusunda, enerji tasarrufunu önceliklendiren uygulamalara yöneliyoruz. Sosyal ve çevresel unsurları stratejimize entegre ederek sürdürülebilir büyüme modeli izliyor, sorumlu adımlar atmak için çalışıyoruz.

Enerji verimliliği ve çevre mevzuatına tam uyum sağlamak amacıyla, bütüncül ve sistematik bir yaklaşımla çalışıyoruz. Paris İklim Anlaşması, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi uluslararası çerçevelerle uyumlu çözümler geliştiriyor; Avrupa Birliği standartlarını yakından takip ediyoruz. Bu alandaki regülasyonları ve dönüşüm ihtiyaçlarını odağına alan, yalnızca bu konuya odaklanan özel bir ekibimiz bulunuyor. Ayrıca sürdürülebilirlik alanında şeffaflığı ve hesap verebilirliği temsil eden CDP (Carbon Disclosure Project) gibi uluslararası girişimleri de aktif olarak destekliyoruz.

Global ölçekte yürüttüğümüz üniversite iş birliklerine ek olarak, Mitsubishi Electric Açık İnovasyon Merkezi bünyesinde; sürdürülebilirlik başta olmak üzere dijital dönüşüm, tedarik zinciri ve altyapı alanlarında yenilikçi projeler geliştiriyoruz. Her yıl farklı üniversitelerden yeni mezun genç mühendisleri bünyemize katarak, bilgi birikimimizi geleceğe taşıyacak insan kaynağına yatırım yapıyoruz.

Bununla birlikte, çevresel sorumluluğu günlük iş pratiklerimizin bir parçası haline getirmeye de önem veriyoruz. Kurum içinde kullanılmayan kablolar, elektronik ekipmanlar ve atık mobil cihazların doğaya yeniden kazandırılması amacıyla başlattığımız geri dönüşüm çalışmaları kapsamında, bu malzemeleri toplayarak anlaşmalı geri dönüşüm firmalarına teslim ediyoruz.

Önümüzdeki dönemde de Mitsubishi Electric olarak, global bilgi birikimimizi yerel ihtiyaçlarla buluşturan; teknolojiyi, sürdürülebilirliği ve toplumsal faydayı ortak zeminde buluşturan çözümlerle geleceği bugünden inşa etme hedefiyle yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz.

Okumaya Devam Et

GENEL

Dijitalleşme, Verimlilik ve Sürdürülebilirlik Ekseninde Doka Türkiye’nin Yol Haritası

Yayınlandı

-

DOKA Türkiye Genel Müdürü Can Ali GÜVEN


Kalıp ve iskeleyi yalnızca bir ürün değil, entegre bir hizmet olarak ele alan Doka Türkiye; mühendislik, dijital platformlar ve şantiye eğitimleriyle projelere uçtan uca değer katıyor. 2026’da hem Türkiye’de hem küresel pazarlarda çözüm ortağı rolünü güçlendirmeyi amaçlıyor.

Şirketinizin ana iş kollarını ve marka konumlandırmasını nasıl tanımlarsınız? Sizi rakiplerinizden farklılaştıran temel unsurlar nelerdir?

Doka Kalıp ve İskele, 158 yıl önce Avusturya’da kurulmuş sektörün önde gelen uzman firmasıdır. 1999 yılından bu yana Türkiye’de faaliyet göstermektedir. Ana iş kollarımız kalıp, iskele ve şantiye güvenlik ekipmanları tedariğinin yanı sıra mühendislik çözümleri ve şantiyede kalıp eğitmeni hizmetlerini kapsamaktadır. Ayrıca, beton sensörleri ve Doka 360 gibi özel yazılım arayüzleri kullanarak “Dijitalleşme” girişimlerimiz aracılığıyla şantiyelere teknolojik destek de sağlıyoruz.

Bizi farklılaştıran birincil faktör, şantiyeye tedarik edilen malzemeleri sadece ürün olarak görmeyip, hizmet ve Doka 360 gibi dijital çözümlerin bütünsel bir entegrasyonu olarak değerlendirmemizdir. Şantiye süreçlerini baştan sona değerlendirerek hazırladığımız çözümler uygulama sürelerini kısaltmakta ve verimliliği maksimize etmektedir. Viyadüklerden enerji santrallerine, yüksek katlı binalardan tünellere ve barajlara kadar inşaatın her alt sektöründe uzmanlaşmış bir mühendislik ekibi ile iş ortaklarımıza ön tasarım aşamasından kaba inşaat tamamlanmasına kadar kesintisiz destek sağlıyoruz. Bu güçlü yapı sayesinde Türkiye ve yakın bölgelerdeki bir çok küçükten büyüğe projelerin çözüm ortağı olduk; bunlar arasında şu an Türkiye’nin en yüksek ilk iki binası olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kulesi Ataşehir ve Skyland Istanbul, Dünyanın en uzun orta açıklığına sahip asma köprüsü olan 1915 Çanakkale Köprüsü ve Türkiyenin en yüksek pilon yüksekliğine sahip dengeli konsol projesi Eğiste Viyadüğü bulunmaktadır.

2025 yılını özellikle şirketiniz için nasıl değerlendiriyorsunuz?

2025, şirketimizi pazarda stratejik olarak konumlandırdığımız ve bu planı disiplinle yürüttüğümüz bir yıl oldu. “Kazan-kazan” prensibi ile değer yaratabileceğimiz projelere odaklandık; işgücü gereksinimlerini optimize ederken şantiye verimliliğini artıran sistem çözümleri sunduk. Çözüm ortağı olarak, proje tamamlandığında kalıp ve iskele malzemelerinin “geri alım” seçeneğini sunarak müşterilerimize finansal esneklik sağladık ve maliyet baskılarını hafiflettik.

Operasyonel olarak en önemli kilometre taşımız, stoklama alanımızı Tekirdağ’daki Velimeşe Sanayi Bölgesi’ne taşımamız oldu. Uluslararası limanlara ve demiryolu terminallerine bitişik olan bu konum, Avusturya’daki Amstetten üretim tesisimizden tedarik edilen ürünlerin lojistik maliyetlerini optimize etmemize olanak sağladı. Bu verimlilikleri doğrudan ticari tekliflerimize yansıtarak önemli bir rekabet avantajı elde ettik.

2026 için öngörüleriniz nelerdir? Stratejik hedeflerinizde hangi alanlar öne çıkıyor?

Maliyet etkinliğinin kritik önem taşıyacağı bir yıl olacağını düşündüğümüz 2026’da, bu ihtiyacı doğrudan karşılamak için müşterilerimize buna yönelik malzeme portföyü ve servis hizmetlerine odaklanacağız. Stratejik hedefimiz, deneyimli mühendislik ekibimizin detaylı planlamasını, şantiye eğitmeni hizmetlerini ve Doka 360 arayüzünü birleştirerek projelere tasarruf anlamında katma değer oluşturmak olacaktır. 

2026’da ihracat için hangi yeni coğrafyalara ve pazarlara odaklanıyorsunuz? Yeni büyüme ve konumlandırma stratejileriniz nelerdir?

Doka Türkiye, Türk müteahhitlerin bayraklarını taşıdıkları her coğrafyaya hizmet vermektedir. Tanıdık inşaat yöntemlerinin ve malzemelerin dünyanın her yerinde uygulanmasına olanak tanıyan esnek bir yapıya sahibiz. Türkiye ofisindeki proje yöneticilerimiz, şantiyeye sağlanacak tüm malzeme ve hizmetler için uluslararası tedarik zincirinde bir köprü görevi görmektedir. Sonuç olarak, kendimizi Türk firmaların küresel projelerinde çözüm ortağı olarak konumlandırmaya devam edeceğiz ve bu sinerji aracılığıyla ihracat potansiyelimizi büyüteceğiz.

Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları uzun vadeli vizyonunuzda nasıl bir rol oynuyor? Yaklaşan çevre ve sürdürülebilirlik projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Kalıp ve iskele alanında küresel lider olan Doka, sektöründe Bilim Tabanlı Hedefler girişimine (SBTi) taahhütte bulunan ilk şirket olmuştur. Bu kilometre taşı, Doka’nın en güncel bilimsel rehberlik doğrultusunda emisyonları azaltma ve küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmaya katkıda bulunma tutkusunu yansıtmaktadır. Hedeflerini SBTi ile uyumlu hale getirerek Doka, kendisini inşaat sektörünün karbonsuzlaştırılmasına yönelik küresel çabanın ön saflarına konumlandırmaktadır.

Son olarak, yakın gelecekle ilgili iletmek istediğiniz bir mesajınız veya önemli bir duyurunuz var mı?

Yıllardır müşterilerimizle birlikte, kalıp, iskele ve güvenlik ekipmanlarının temini ile mühendislik desteği ve şantiye eğitiminin bir araya geldiğinde proje tamamlanma sürelerini nasıl doğrudan hızlandırdığını bizzat deneyimledik. Bu yaklaşımla yıllardır Türkiye’nin ulusal sermayesine muazzam bir katma değer sağlıyoruz. 26 yıldır projelerini bize emanet eden tüm iş ortaklarımıza teşekkür etmek isteriz. Doka Türkiye’nin yeni dönemde katma değer odaklı projelerde, inşaat sektörüne en yüksek verimlilikle hizmet vermeye hazır olduğunu vurgulamak isterim.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler