Banyo ve Mutfakta Yeni Standart: Sürdürülebilir Konfor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Banyo ve Mutfakta Yeni Standart: Sürdürülebilir Konfor

Yayınlandı

-

GROHE Türkiye & Azerbaycan Lideri Tarık Çakıcı

GROHE, banyo ve mutfak alanlarında entegre sistem yaklaşımı, sezgisel teknoloji anlayışı ve sürdürülebilirlik odağıyla yalnızca ürün değil, uzun vadeli yaşam çözümleri sunuyor. 2025’in sektör dinamikleri ve 2026 vizyonu bu röportajda.

Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

GROHE, hem konut hem de profesyonel segmentlere yönelik olarak banyo ve mutfak alanlarında uçtan uca çözümler sunan bir çözüm sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. Ürün portföyümüz; bataryalar, duş sistemleri, vitrifiye çözümleri, gömme rezervuar ve ankastre sistemler ile su teknolojilerini kapsamakta olup, tüm bu ürünler tekil parçalar yerine entegre sistemler olarak birlikte çalışacak şekilde tasarlanmaktadır.

Marka mimarimiz, güvenilir ve günlük kullanıma yönelik çözümlerden, GROHE SPA gibi premium ve tasarım odaklı segmentlere kadar uzanan tek ve tutarlı bir ekosistem içinde farklı ihtiyaçlara cevap vermemizi sağlıyor. Bu yapı, mimarların, geliştiricilerin ve son kullanıcıların farklı ölçek ve türdeki projelerde tek bir güvenilir marka ile çalışabilmesine olanak tanıyor.

GROHE’yi açık şekilde farklılaştıran unsur; kalite, teknoloji, tasarım ve sürdürülebilirliğe olan uzun vadeli ve tutarlı odağımızdır. Bizim için inovasyon, görünür karmaşıklık eklemekten ziyade; sezgisel kullanım, istikrarlı performans ve dayanıklı mühendislik yoluyla günlük deneyimi iyileştirmek anlamına gelir. Bu disiplinli yaklaşım ve su ile enerji kullanımındaki sorumlu duruşumuz, rekabetçi pazarda GROHE’yi ayrıştıran temel faktörlerdir.


2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, sektör açısından bir yeniden dengeleme ve netleşme dönemi oldu. Sürdürülebilirlik, yaşam kalitesi ve uzun vadeli performans beklentileri daha belirgin hale geldi. Hem tüketiciler hem de profesyoneller, kısa vadeli trendler yerine güvenilir, verimli ve uzun ömürlü çözümlere yöneldi.

Bu tablo, GROHE’nin temel güçlü yönlerini daha da görünür kıldı. Konforu ve güvenilirliği, düşünülmüş tasarımla ileri teknolojiyi kullanıcı deneyiminin doğal bir parçası haline getiren sistemlere olan talep arttı. Bu yaklaşım, GROHE’yi yalnızca bir ürün markası değil, güvenilir bir çözüm ortağı olarak konumlandırmak için önemli bir fırsat sundu.

Bu süreçteki en büyük zorluk, artan beklentileri tutarlı biçimde karşılamaktı. İnovasyonun her zaman gerçek bir ihtiyaca hizmet etmesi ve uzun vadeli kalite standartlarıyla uyumlu kalması öncelik oldu. Aynı zamanda 2025, profesyonel iş ortaklarımızla ilişkilerimizi güçlendirdiğimiz ve kilit pazarlardaki varlığımızı derinleştirdiğimiz bir yıl olarak öne çıktı.


Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyiplanlıyorsunuz?

2026’ya bakarken, banyo ve mutfakların yalnızca işlevsel alanlar olmaktan çıkıp günlük yaşam kalitesini destekleyen mekânlar olarak evrilmeye devam edeceğini öngörüyoruz. Kullanıcılar; sakin, sezgisel ve kalıcı bir deneyim sunan, tasarım, konfor ve sürdürülebilirliğin doğal bir bütünlük içinde olduğu çözümler arıyor.

Sürdürülebilir lüksün artık bir ayrıcalık değil, yeni standart haline geldiğini net biçimde görüyoruz. Dayanıklılık, verimlilik ve zamansız tasarım bu yaklaşımın temelini oluştururken; teknoloji, arka planda kalarak konforu ve performansı iyileştiren bir rol üstleniyor.

Bu doğrultuda stratejik odağımız; su verimliliği sağlayan teknolojiler, sezgisel kullanıcı etkileşimi ve uzun vadeli güvenilirlik olmaya devam edecek. Aynı zamanda çözümlerimizin farklı mimari yaklaşımlara ve bölgesel ihtiyaçlara sorunsuz şekilde entegre olmasını sağlamayı sürdüreceğiz.


2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

2026 yılı için önceliğimiz, IMEA bölgesi kapsamında Türkiye ve Azerbaycan’daki GROHE varlığını ve marka algısını daha da güçlendirmek olacak. Coğrafi genişlemeden ziyade, mevcut pazarlarda derinleşmeye ve banyo ile mutfaklarda sistem bazlı çözüm yaklaşımının yarattığı değeri daha net anlatmaya odaklanıyoruz.

Bu doğrultuda mevcut pazarlardaki yaklaşımımız; profesyonel iş ortaklarımızla daha yakın ve uzun vadeli iş birlikleri kurmayı, mimar ve geliştiricileri güvenilir ve sürdürülebilir çözümlerle desteklemeyi ve ürün portföyümüzü yerel tasarım beklentileri, mevzuatlar ve kullanım alışkanlıklarıyla uyumlu hale getirmeyi kapsıyor. Bizim için büyüme, hızlı yayılmadan çok güven, tutarlılık ve performans üzerinden şekilleniyor.

Ürün geliştirme ve yatırım tarafında ise odağımız; su verimliliğini artıran, sezgisel kullanımı destekleyen ve uzun vadeli dayanıklılığı güçlendiren platform ve teknolojiler olacak. Bu yaklaşım, sürdürülebilir büyümeyi desteklerken GROHE’nin kalite algısını ve marka bütünlüğünü korumamıza da katkı sağlıyor. Genel stratejimiz, Türkiye ve Azerbaycan’da GROHE’nin güvenilir bir çözüm ortağı olarak konumunu daha da sağlamlaştırmak üzerine kurulu.


Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Sürdürülebilirlik, GROHE’nin uzun vadeli vizyonunun temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Tasarım, üretim ve ürün performansına bakış açımızda çevresel sorumluluk, her zaman kalite ve konforla birlikte ele alınıyor. Bu yaklaşım, üretim tesislerimizde karbon nötr üretimle başlıyor ve kullanıcı deneyiminden ödün vermeden su ve enerji tüketimini azaltan çözümlerle devam ediyor.

Ürün tarafında, özellikle ankastre sistemler gibi uzun ömürlü ve gizli çözümler sürdürülebilirliğe önemli katkı sağlıyor. Bu sistemler, bakım ihtiyacını azaltarak malzeme israfını önlüyor ve bina yaşam döngüsü boyunca tutarlı performans sunuyor. Böylece çevresel etkiyi azaltırken, uzun vadeli değer yaratmayı mümkün kılıyor.

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkilerle sınırlamıyor, güçlü bir sosyal sorumluluk alanı olarak da ele alıyoruz. LIXIL bünyesinde hayata geçirilen LIXIL Community Day gibi inisiyatiflerle, çalışanlarımızın hijyen, yaşam kalitesi ve daha iyi yaşam koşullarını destekleyen yerel projelerde aktif rol almasını teşvik ediyoruz. Bu çalışmalar, sorumlu iş yapış anlayışımızın ürünlerin ötesine geçerek topluma dokunması gerektiğine olan inancımızı yansıtıyor.

Önümüzdeki dönemde de su verimliliği, enerji tasarrufu ve uzun ömürlü ürün çözümleri odağında yatırımlarımızı sürdürürken; çevresel etkisi düşük üretim süreçleri ve toplumsal fayda yaratan projelerle bu yaklaşımı daha da ileri taşımayı hedefliyoruz.


Son olarak, iletmek istediğiniz ve ya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Önümüzdeki döneme dair odağımız oldukça net. Günümüz yaşam biçimine cevap veren, sürdürülebilirliği, konforu ve uzun vadeli kaliteyi merkeze alan çözümler geliştirmeyi sürdüreceğiz. GROHE için bu yaklaşım; tasarım, teknolojinin kullanıcı deneyiminin doğal bir parçası haline gelmesi ve sorumlu su kullanımının günlük yaşam alanlarında daha rafine biçimde bir araya gelmesi anlamına geliyor.

Yakın dönemde, Türkiye ve Azerbaycan’daki profesyonel iş ortaklarımızla iş birliklerimizi daha da güçlendirmeye odaklanıyoruz. Pazara sunduğumuz çözümlerin her zaman güncel, dayanıklı ve geleceğe hazır olmasını sağlarken; aynı zamanda mimari ve kullanıcı beklentilerine daha bütüncül yanıtlar sunmayı hedefliyoruz. Bununla birlikte, verimlilikten ve sorumlu kullanımdan ödün vermeden, suyun duyusal deneyimini zenginleştiren yeni yaklaşımlar üzerinde çalışıyoruz. Amacımız, suyla kurulan günlük etkileşimi daha anlamlı ve nitelikli hale getirerek, yaşam alanlarında kalıcı bir değer yaratmak.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

Deprem Güçlendirmede Hafif Ama Güçlü: Kompozit Teknolojiler

Yayınlandı

-

Sika Türkiye Teknik Departman ve Pazarlama Grup Müdürü Korkut Bozkurt


Sika’nın karbon, cam ve bazalt gibi ileri malzemelerden üretilen kompozit sistemleri; yapıları ağırlaştırmadan güçlendiriyor. Hızlı uygulanabilir bu çözümler, deprem riskine karşı pratik ve etkili bir koruma sunuyor.

Yapıların güçlendirilmesinde kullandığınız kompozit malzemeler nelerdir ve bu sistemlerin sağladığı avantajlar neler?

Sika olarak yapıların güçlendirilmesi için çok hafif kompozit malzemeler tedarik etmekteyiz. Bu ürün ve sistemlerimiz 1999 depreminden sonra etkin ve yaygın şekilde sektörün hizmetine sunuldu. Bu ürünler karbon, cam, aramid, bazalt gibi malzemelerden üretilmiş, kumaşlar, plakalar, halatlar, çubuklardan oluşmaktadır. Özel reçineler ve uzmanlık gerektiren uygulamalar ile pratik ve hızlı bir çözüm sağlayan sistemlerdir.

Depreme dayanıklı yapı üretiminde betonun kalitesini artıran özel katkılarımız, su yalıtımında kullanılan ürünlerimiz, betonarme yapıyı korumak için kullanılan kaplamalarımız ile yapıların uzun ömürlü ve dayanıklı olmasına katkı sağlıyoruz.

Ürünlerimiz CE standartlarına uygun üretilmekte, üretim, kalite, çevre, iş güvenliği ile ilgili tüm belge ve sertifikalara sahiptir.

Kentsel dönüşüm projelerinde sunduğunuz ürün yelpazesi ve sağladığınız temel avantajlar nelerdir?

Kentsel dönüşüm sürecinde yenilenen yapılarda temelden çatıya kadar çözümler sunduğumuz çok geniş bir ürün yelpazemiz mevcut. Bunlar arasında; temel izolasyon ürünleri, tamir harçları, beton katkıları, seramik yapıştırıcıları, zemin kaplamaları, teras ve çatı izolasyon ürünleri bulunmaktadır. Bu ürün gamımızla; hızlı, güvenilir ve uzun ömürlü çözümler sunmaktayız. Özellikle renovasyon ve güçlendirme projelerinde; kompozit malzemelerimiz, tamir harçlarımız, koruyucu kaplamalarımız mevcuttur.

Sürdürülebilirlik konusunda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz ve sektöre nasıl bir katkı sağlıyorsunuz?

Sürdürülebilir ürünler konusunda firmamız öncülük etmektedir. Global bir firma olmamız nedeniyle bu konuda bir adım daha önden gitmekteyiz. Bu anlamda da sektörü yönlendirip liderlik ediyoruz. Birçok ürünümüzde geri dönüşüm girdileri kullanıyoruz.

 2030 ve sonrasında yapı sektöründe nasıl bir dönüşüm öngörüyorsunuz?

2030 ve sonrası sektörümüz daha çevreci ürünler ile hizmet verecektir. Deprem olasılığının daha da artması ile dönüşüm ve güçlendirme uygulamaları son derece hız kazanmış olacak. Bu yönde talepler artacaktır.

Küresel ekonomik ve siyasi gelişmelerin yapı sektörü ve kentsel dönüşüm süreçlerine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyadaki ekonomik ve siyasi gelişmeler halihazırda tüm sektörleri etkilediği gibi yapı sektörünü de etkilemektedir. Bu durum da kentsel dönüşüm ve güçlendirme projelerinin yavaşlamasına neden olmaktadır. Bir an önce her alanda istikrar sağlanması ekonomimizin ve sektörümüzün düzelmesine ve gelişmesine olanak sağlayacaktır.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Depreme Karşı Sadece Bina Değil, Zemin de Güçlenmeli

Yayınlandı

-

İstanbul Teknik İnşaat A.Ş. Geosentetik Ürünler Satış Müdürü Deniz Cındık


Deprem dayanımı sadece taşıyıcı sistemle sınırlı değil. İstanbul Teknik’in geliştirdiği geosentetik çözümler, zemini güçlendirerek yapının temel davranışını iyileştiriyor; daha güvenli, ekonomik ve hızlı uygulanabilir projelerin önünü açıyor.

Türkiye’nin deprem gerçeği göz önüne alındığında; mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi için geliştirdiğiniz ekonomik ve hızlı uygulanabilir çözümler var mı?


İstanbul Teknik olarak, 30 yıla yaklaşan deneyimimizle hem altyapı hem de üstyapı projelerinde güvenli, ekonomik ve uygulanabilir çözümler geliştiriyoruz. Türkiye’nin deprem gerçeği düşünüldüğünde, yapı güvenliğinin yalnızca taşıyıcı sistemle değil, yapının oturduğu zeminin davranışıyla birlikte ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Bu noktada geosentetik çözümlerimiz, özellikle zemin stabilizasyonu ve güçlendirilmesi açısından önemli katkılar sunuyor.

Geosentetik ürünlerimiz, zeminin taşıma gücünü artırmaya, oturmaları azaltmaya ve yüklerin daha dengeli yayılmasını sağlamaya yardımcı olur. Zayıf veya problemli zeminlerde uygulanan zemin iyileştirme çözümleri, temelin daha kararlı çalışmasına katkı sağlar. Bu da konutlar, sanayi yapıları, yol ve diğer mühendislik yapılarında deprem etkileri altında daha güvenli bir zemin-temel davranışı elde edilmesine destek olur. Özellikle diferansiyel oturmaların azaltılması ve zeminin bütüncül performansının iyileştirilmesi, depreme karşı dayanıklılık açısından kritik öneme sahiptir.

Ayrıca bu çözümler, klasik yöntemlere göre daha hızlı uygulanabilmeleri ve çoğu projede daha ekonomik alternatifler sunmaları açısından da öne çıkmaktadır. Sahada uygulama kolaylığı, daha kısa inşaat süreleri ve uzun dönem performans avantajı sayesinde, hem yeni projelerde hem de iyileştirme gerektiren alanlarda etkili sonuçlar alınabilmektedir.

İstanbul Teknik olarak yaklaşımımız, doğru ürün ve doğru mühendislik çözümünü bir araya getirerek, deprem riskine karşı daha dayanıklı ve sürdürülebilir yapılar oluşturulmasına katkı sağlamaktır.

Depreme dayanıklı yapı üretiminde ürünlerinizin sağladığı teknik üstünlükler nelerdir?

Depreme dayanıklı yapı üretiminde en önemli unsurlardan biri, yapının zeminle birlikte güvenli ve dengeli çalışmasını sağlamaktır. İstanbul Teknik olarak geliştirdiğimiz geosentetik çözümler bu noktada önemli avantajlar sunar.

Özellikle geogrid ürünlerimiz, zemin içerisinde donatı görevi görerek zeminin taşıma kapasitesini artırır ve yüklerin daha geniş bir alana yayılmasına yardımcı olur. Bu sayede temeller altında oluşabilecek diferansiyel oturmalar azaltılır ve yapılar daha kararlı bir zemin üzerinde çalışır.

Ayrıca geosentetik çözümlerimizin hafif, hızlı uygulanabilir ve uzun ömürlü olması, projelerde hem teknik hem de ekonomik açıdan önemli avantajlar sağlar. Bu özellikler sayesinde hem yeni projelerde hem de zemin iyileştirme gerektiren uygulamalarda güvenilir çözümler sunulmaktadır.

Ulusal ve uluslararası hangi standartlara uygun üretim yapıyorsunuz? Sahip olduğunuz sertifikalar nelerdir?

İstanbul Teknik olarak üretimimizi ulusal ve uluslararası kalite standartlarına uygun şekilde gerçekleştiriyoruz. Ürünlerimiz ISO kalite yönetim sistemleri, CE işareti ve IVG sertifikaları kapsamında üretilmektedir.

Bunun yanı sıra kaliteyi yalnızca sertifikalarla sınırlı görmüyor; üretim sürecinin her aşamasını kontrol altında tutuyoruz. Hammaddeden başlayarak nihai ürüne kadar tüm üretim aşamaları, fabrikamız bünyesindeki son teknolojiye sahip test laboratuvarımızda düzenli olarak test edilmekte ve performans değerleri doğrulanmaktadır. 

Bu yaklaşım sayesinde projelerde kullanılan ürünlerin sürekliliğini, dayanımını ve uzun vadeli performansını güvence altına almayı hedefliyoruz.

Kentsel dönüşüm projelerinde sağladığınız teknik ve ekonomik avantajlar nelerdir?

Kentsel dönüşüm projelerinde en önemli konuların başında güvenli yapı üretiminin yanı sıra hızlı uygulama ve maliyet etkin çözümler yer alıyor. İstanbul Teknik olarak sunduğumuz geosentetik çözümler, zemin iyileştirme ve stabilizasyon uygulamalarında projelere hem teknik hem de ekonomik avantajlar sağlamaktadır.

Geosentetik ürünlerimiz, zeminin taşıma kapasitesini artırarak temellerin daha dengeli çalışmasına yardımcı olur ve olası oturmaların kontrol altına alınmasına katkı sağlar. Bunun yanında hafif ve hızlı uygulanabilir olmaları sayesinde şantiye sürelerini kısaltır ve proje maliyetlerinin daha verimli yönetilmesine destek olur.

Bu çözümler, özellikle geniş ölçekli konut projelerinde önemli avantajlar sunmaktadır. Nitekim kentsel dönüşüm projelerinin yanı sıra TOKİ ve EMLAK GYO tarafından yürütülen büyük ölçekli konut projelerinde ve deprem sonrası inşa edilen yerleşim alanlarında da geosentetik çözümler etkin şekilde tercih edilmektedir.

İstanbul Teknik olarak hedefimiz, doğru mühendislik yaklaşımı ve güvenilir ürünlerle, güvenli ve sürdürülebilir yerleşim alanlarının oluşturulmasına katkı sağlamaktır.

Bu projelerde en çok tercih edilen ürünleriniz hangileridir?

Bu tür projelerde en çok tercih edilen ürünlerimizin başında, Fortex markasıyla ürettiğimiz geogrid ürünlerimiz gelmektedir. Geogridler, zemin stabilizasyonu ve güçlendirme uygulamalarında zeminin taşıma kapasitesini artırarak temellerin daha dengeli çalışmasına katkı sağlar ve oturmaların kontrol altına alınmasına yardımcı olur.

İstanbul Teknik olarak Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi konumundayız. Fortex markamızla geliştirdiğimiz ürünler, altyapı ve üstyapı projelerinde yüksek performanslı zemin güçlendirme çözümleri sunmaktadır. Ayrıca 2025 yılında devreye aldığımız yeni üretim hattı ile üretim kapasitemizi önemli ölçüde artırarak, hem iç pazardaki projelere hem de uluslararası taleplere daha güçlü şekilde yanıt verebilir hale geldik.

Bunun yanında özellikle zemin iyileştirme uygulamalarında geotekstil ile entegre üretilen kompozit geogrid çözümlerimiz de sıklıkla tercih edilmektedir. Bu ürünler, geogridin donatı özelliğini geotekstilin ayırma ve filtrasyon özellikleriyle birleştirerek zemin performansını daha da artıran bütüncül bir çözüm sunar.

İstanbul Teknik olarak güçlü üretim altyapımız, mühendislik tecrübemiz ve Geosentetik ürün portföyümüz ile kentsel dönüşüm, deprem konutları ve diğer konut projelerinde güvenilir ve uzun ömürlü çözümler sunmaya devam ediyoruz.

Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterleri kapsamında ürünleriniz neler sağlıyor?


Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik açısından geosentetik çözümler önemli avantajlar sunmaktadır. İstanbul Teknik olarak geliştirdiğimiz geosentetik ürünler, projelerde doğal kaynak kullanımını azaltarak daha verimli mühendislik çözümleri oluşturulmasına katkı sağlar.

Geosentetik uygulamalar sayesinde şantiyelerde kullanılan dolgu malzemesi miktarı azaltılabilir, inşaat süreçleri daha hızlı ilerler ve makine kullanımı önemli ölçüde düşürülebilir. Bu durum hem enerji tüketiminin hem de proje maliyetlerinin azaltılmasına katkı sağlarken projelerin karbon ayak izinin azaltılmasını sağlar.

Ayrıca geosentetik ürünlerin sağladığı zemin stabilizasyonu ve dayanım artışı sayesinde yapıların ve altyapı sistemlerinin servis ömrü uzar. Böylece bakım ve yenileme ihtiyacı azalırken projelerin uzun vadeli sürdürülebilirliği de desteklenmiş olur.

2030 ve sonrası için sektörün evrimi nasıl olacak?

2030 ve sonrasında inşaat ve altyapı sektörünün, daha sürdürülebilir, dayanıklı ve verimli mühendislik çözümlerine yönelmesi bekleniyor. Artan kentleşme, iklim değişikliği ve doğal afet riskleri, özellikle zemin mühendisliği ve altyapı çözümlerinde daha yenilikçi teknolojilerin kullanımını gerekli kılıyor.

Bu noktada geosentetik ürünlerin kullanımının hem Türkiye’de hem de dünyada daha da yaygınlaşacağını öngörüyoruz. Geosentetik çözümler; daha az doğal kaynak kullanımı, daha hızlı inşaat süreçleri ve uzun ömürlü performans avantajları sayesinde modern mühendislik projelerinin önemli bir parçası haline geliyor.

Önümüzdeki dönemde özellikle büyük ölçekli altyapı projeleri, kentsel dönüşüm çalışmaları ve afet sonrası hızlı yapılaşma süreçlerinde geosentetik teknolojilerin daha fazla tercih edileceğini düşünüyoruz. İstanbul Teknik olarak biz de üretim gücümüz, Ar-Ge çalışmalarımız ve mühendislik birikimimizle bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olmaya devam etmeyi hedefliyoruz.

Son olarak iletmek istediğiniz mesaj veya duyurunuz var mı?


Öncelikle bu önemli konuya yer verdiğiniz ve bizlere de görüşlerimizi paylaşma fırsatı verdiğiniz için sizlere teşekkür ederiz. Bugüne kadar ülkemizin yaşadığı depremlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, başta yakınları olmak üzere tüm milletimize bir kez daha başsağlığı diliyoruz.

Bizler geosentetik teknolojilerinin sağladığı avantajların daha geniş kitleler tarafından bilinmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle İstanbul Teknik olarak yalnızca üretim yapmakla yetinmiyor, aynı zamanda sektörde farkındalık oluşturmayı da önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu kapsamda üniversitelerle iş birlikleri gerçekleştiriyor, teknik seminerler ve eğitimler düzenleyerek genç mühendislerin ve sektör profesyonellerinin geosentetik çözümler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke olarak, dayanıklı yapı kavramının yalnızca konutlarla sınırlı olmadığını da vurgulamak isteriz. Yolların, köprülerin, havalimanlarının ve istinat yapılarının da deprem anında güvenli şekilde hizmet vermeye devam etmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu konuda önemli örneklerden biri de Gaziantep’te yer alan projelerimizdir. Gaziantep TAG Otoyolu Organize Sanayi Bölgesi Kavşağı’nda hat uzunluğu yaklaşık 4200 metre, maksimum yüksekliği 25 metreye ulaşan ve 6 farklı tipte toplam 19 adet GeoArme geogrid donatılı duvar bulunmaktadır. Deprem sonrası yapılan incelemelerde, depremin yoğun şekilde hissedildiği bölgelerden birinde yer almasına rağmen bu yapıların çok iyi performans gösterdiği ve yalnızca hafif deformasyonlar oluştuğu gözlemlenmiştir.

Bu tür örnekler, doğru mühendislik tasarımı ve kaliteli geosentetik ürünlerin afetlere karşı dayanıklı altyapı çözümleri oluşturmadaki önemini açıkça ortaya koymaktadır.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Depreme Dayanıklı, Sürdürülebilir ve Yüksek Performanslı Yapılar İçin Baumit Çözümleri

Yayınlandı

-

Meltem Bayraktar San Baumit Türkiye Teknik Müdürü


Baumit, Türkiye’nin deprem gerçeğini dikkate alarak ısı yalıtımı ve cephe çözümleriyle yapıların uzun ömürlü dayanıklılığını ve enerji verimliliğini artırıyor. Yüksek performanslı, çevreci ve sertifikalı ürünleri; kentsel dönüşüm, renovasyon ve güçlendirme projelerinde hem maliyet hem de zaman avantajı sağlıyor.

  1. Türkiye’nin deprem gerçeği göz önüne alındığında; mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi için geliştirdiğiniz ekonomik ve hızlı uygulanabilir çözümler var mı? Depreme dayanıklı yapı üretiminde ürünlerinizin sağladığı teknik üstünlükler nelerdir? Nasıl bir fark oluşturuyorsunuz? Ulusal ve uluslararası hangi standartlara uygun üretim yapıyorsunuz? Sahip olduğunuz sertifikalar hakkında da bilgi alabilir miyiz?

Türkiye’nin deprem gerçeği, yapı güvenliğini bütüncül bir performans yaklaşımıyla ele almayı gerektiriyor. Bir binanın deprem anındaki davranışı, yapıların zaman içinde maruz kaldığı çevresel etkiler, sıcaklık farkları ve malzeme yıpranması da bu performansı doğrudan etkiliyor. Bu noktada ısı yalıtımı, yapıların uzun vadeli dayanıklılığı açısından kritik bir rol üstleniyor. Yalıtım bulunmayan binalarda iç yüzeylerde yoğuşma oluşur. Bu durum betonarme elemanların içinde sürekli nemli bir ortam meydana getirir. Sürekli nem ise donatıların karbonatlaşma ve klor etkisiyle korozyona uğramasına neden olur. Zaman içinde donatı kesitinde kayıplar oluşur ve taşıyıcı sistemin dayanımı azalır. Aynı şekilde sıcaklık farklarından kaynaklanan çatlaklar su ve karbondioksitin yapı içine girmesine yol açarak betonun mekanik özelliklerini zayıflatır.

Standartlara uygun şekilde uygulanan ısı yalıtım sistemleri ise termal gerilmeleri azaltarak çatlak oluşumunu sınırlar, betonun mekanik özelliklerinin korunmasına katkı sağlar ve deprem mühendisliğinde kritik öneme sahip olan malzeme sürekliliğini destekler. Ayrıca cephe bütünlüğünü güçlendirerek deprem sırasında parça kopması ve düşme gibi ikincil riskleri de azaltır. İZODER ve İTÜ tarafından gerçekleştirilen çalışmalar da doğru uygulanan mantolama sistemlerinin yapı statiğine zarar vermediğini, aksine cephe bütünlüğüne katkı sunduğunu ortaya koyuyor. Baumit olarak geliştirdiğimiz ısı yalıtım çözümleriyle yapı ömrünü uzatmayı, taşıyıcı sistemlerin zaman içindeki yıpranmasını azaltmayı ve yapıların deprem performansının uzun yıllar korunmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.

  1. Kentsel dönüşüm sürecinde zaman ve maliyet optimizasyonu büyük önem taşıyor. Kentsel dönüşüm projelerinde yüksek performanslı ürünlerinizle sağladığınız teknik ve ekonomik avantajlar nelerdir? Bu projelerde en çok tercih edilen ürün gruplarınız hangileridir? Özellikle renovasyon ve güçlendirme projelerinde öne çıkan ürünleriniz hangileridir?

Türkiye’de yaklaşık 19 milyon konut bulunuyor ve bu yapıların önemli bir bölümünün afet riski açısından değerlendirilmesi gerekiyor. Yapı stokunun yaklaşık yüzde 40’ının yenilenmesi veya güçlendirilmesi ihtiyacı, kentsel dönüşüm sürecinde hız ve maliyet yönetimini kritik hale getiriyor.

Bu süreçte yüksek performanslı yapı malzemeleri projelerin uygulama hızını ve uzun vadeli dayanıklılığını doğrudan etkiliyor. Baumit olarak geliştirdiğimiz ısı yalıtım sistemleri ve cephe çözümleri, uygulama kolaylığı ve uzun ömürlü performansları sayesinde kentsel dönüşüm projelerinde önemli avantajlar sağlıyor. Doğru tasarlanmış sistemler enerji verimliliğini artırırken yapıların kullanım ömrünü de uzatıyor. Özellikle renovasyon ve güçlendirme projelerinde ısı yalıtım sistemleri, dış cephe kaplama çözümleri ve performans odaklı yapı kimyasalları öne çıkan ürün gruplarımız arasında yer alıyor. Bu sistemler mevcut yapıların cephe performansını iyileştirirken, taşıyıcı sistemin zaman içinde maruz kaldığı yıpranmayı da sınırlandırmaya katkı sağlıyor.

  1. Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterleri artık dönüşüm projelerinde zorunlu hale geliyor. Bu kapsamda çevreci ve düşük karbon ayak izine sahip ürünlerinizden bahsedebilir misiniz? Yeşil bina sertifikasyon süreçlerine (LEED, BREEAM vb.) katkı sağlayan ürünleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Günümüzde yapı sektörü enerji verimli ve düşük karbon ayak izine sahip çözümler üretmek zorunda. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye Bina Sektörü Karbonsuzlaşma Yol Haritası da bu dönüşümü açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’de toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 31’i ve sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 30’u bina sektöründen kaynaklanıyor. Bu tablo, binalarda enerji verimliliğinin artırılmasının karbon emisyonlarının azaltılmasında kilit bir rol oynadığını gösteriyor. Isı yalıtımı bu dönüşümün en etkili araçlarından biri olarak öne çıkıyor. Doğru yalıtım uygulamaları sayesinde enerji tüketimi düşerken yapıların iklim değişikliğine uyumu da güçleniyor.

Baumit olarak bu alanda Go2morrow projemizi hayata geçirdik. Proje kapsamında ısı yalıtım harçlarımızın reçetelerini daha çevreci hale getirerek karbon emisyonlarını ilk etapta yüzde 41 oranında azalttık. 2030 yılına kadar global ölçekte karbon emisyonlarımızı yüzde 20 oranında azaltmayı hedefliyoruz. Bunun yanı sıra üretim süreçlerinde yenilenebilir enerji kullanımını artırmayı ve ürün başına enerji tüketimini yüzde 10 düşürmeyi amaçlıyoruz. Yüksek performanslı yalıtım sistemlerimiz enerji verimliliği kriterleri sayesinde LEED ve BREEAM gibi uluslararası yeşil bina sertifikasyon süreçlerine de katkı sunuyor.

Baumit olarak sürdürülebilirliği odağımıza alarak geliştirdiğimiz ALL IN Beton ürünümüz ise reçete optimizasyonunun çevresel ve operasyonel faydasını en net gösteren çözümlerimizden biri. Baumit ALL IN Beton, çevre dostu yapısıyla ve pratik kullanım özellikleriyle dikkat çekiyor. Geleneksel hazır beton ürünlerinin neden olduğu ambalaj atığı, yüksek toz salımı ve zorlu uygulama süreçleri gibi sorunlara etkili bir alternatif sunuyor. Torbası harç içinde çözüldüğü için ambalaj atığı oluşmuyor, bu da sıfır atık hedefine katkı sağlıyor. Kullanıcılar ürünü torbayı açmadan, doğrudan su ekleyerek karıştırabiliyor. Ürün ambalajı karıştırma işlemi sırasında beton harcının bir parçası haline geliyor, doğal elyaf katkısı sayesinde C16/20 sınıfı yüksek dayanımlı beton elde edilmesi ise sürdürülebilirliği yapısal güvenlikle birleştirdiğimizin en somut göstergesi.

  1. 2030 ve sonrası için deprem güvenliği ve kentsel dönüşüm perspektifinde sektörün evrimini nasıl öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde yapı sektörünün iki temel eksende ilerleyeceğini öngörüyoruz: deprem güvenliği ve sürdürülebilirlik. Dayanıklı, enerji verimli ve düşük karbon ayak izine sahip yapılar sektörün temel hedefi haline geliyor. Bu süreçte Ar-Ge yatırımları belirleyici bir rol üstlenecek. Baumit olarak veri temelli araştırmalara büyük önem veriyoruz. Avrupa’nın en büyük yapı malzemesi araştırma merkezlerinden biri olan Baumit Viva Park bu yaklaşımımızın önemli bir göstergesi. Burada farklı yapı malzemeleriyle inşa edilmiş model evlerde kullanıcı davranışları simüle edilerek her yıl 1,5 milyondan fazla veri toplanıyor. Bu çalışmalar yapı malzemelerinin enerji verimliliği, dayanıklılık ve yaşam konforu üzerindeki etkilerini bilimsel verilerle analiz etmemizi sağlıyor.

  1. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Türkiye’nin deprem gerçeği, yapı güvenliğinin yapıların tüm kullanım ömrü boyunca korunması gereken bir özellik olduğunu gösteriyor. Bu nedenle yapıların zaman içinde maruz kaldığı çevresel etkileri ve malzeme yıpranmasını dikkate alan bütüncül bir yaklaşım büyük önem taşıyor. Baumit olarak daha sağlıklı, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir yaşam alanlarının oluşmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. Her yıl yaklaşık 45 milyon metrekare alanın mantolanmasını sağlayacak ürün üretimi gerçekleştiriyoruz. Bu üretim sayesinde yılda yaklaşık 1 milyon ton karbon azaltımına katkı sağlıyoruz. Kuruluşumuzdan bugüne kadar sağlanan toplam karbon tasarrufu 800 milyon tona ulaştı. Bu rakam yaklaşık 10 milyon otomobilin atmosfere yaydığı karbon miktarına ya da 300 bin kez aya yolculuğa eşdeğer bir etki yaratıyor.

Okumaya Devam Et

Trendler

Egepen


Kapanma Süresi 20Saniye