Depreme Dayanıklı ve Bütüncül Yalıtım Çözümleriyle Güvenli Yapılar - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Depreme Dayanıklı ve Bütüncül Yalıtım Çözümleriyle Güvenli Yapılar

Yayınlandı

-

Tolga Ceylan Satış ve Pazarlama Müdürü


Bonus Yalıtım, ısı, su, ses ve yangın yalıtımında geliştirdiği yüksek performanslı çözümlerle Türkiye’deki yapıların güvenliğini ve uzun ömürlülüğünü artırıyor. Kentsel dönüşüm ve güçlendirme projelerinde uygulama kolaylığı, maliyet optimizasyonu ve teknik üstünlük sağlayan sistemleriyle yapıları deprem ve çevresel etkilere karşı koruyor.

Türkiye’nin deprem gerçeği doğrultusunda yapı güçlendirme için ekonomik ve hızlı çözümleriniz nelerdir? Depreme dayanıklı yapılarda ürünlerinizin teknik avantajları, fark yaratan özellikleri ve sahip olduğunuz ulusal/uluslararası standartlar ile sertifikalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Türkiye’nin deprem gerçeği, yapı güvenliğinin yalnızca taşıyıcı sistem tasarımıyla ele alınamayacağını açıkça göstermektedir. Güvenli ve uzun ömürlü yapılar için, yapının tüm bileşenlerini kapsayan bütüncül bir performans yaklaşımı şarttır. Bu bütün içinde su yalıtımı, yapı güvenliği açısından ayrı ve kritik bir yerde durmaktadır. Su yalıtımı yalnızca konfor sağlayan bir uygulama değil; yapının dayanımını, hizmet ömrünü ve deprem karşısındaki performansını doğrudan etkileyen temel bir güvenlik unsurudur. 

Yağmur, kar, yer altı suları, zemin rutubeti ve ıslak hacimlerden kaynaklanan sızıntılar, zamanla betonarme elemanlara ve donatıya ulaşarak korozyona yol açar. Bu süreç, taşıyıcı sistemin dayanımını zayıflatır; üstelik çoğu zaman hasar ilk aşamada fark edilmez. Sonuçları ortaya çıktığında ise yapısal risk çok daha ağır hale gelmiş olur. Çünkü bir kez başlayan korozyon süreci, çoğu durumda geri döndürülemez bir zayıflamaya dönüşmektedir. Oysa su yalıtımının toplam inşaat maliyetleri içindeki payı ortalama yalnızca %2-4 seviyesindedir. Buna karşın, su yalıtımının ihmal edilmesinin bedeli; deprem gibi afetler karşısında ortaya çıkabilecek maddi kayıpların çok ötesine geçerek, telafisi güç manevi sonuçlara da yol açabilmektedir.

2025 itibarıyla kentsel dönüşüm kapsamında dönüştürülen bağımsız bölüm sayısının yaklaşık 2,4 milyona ulaşması önemli bir eşiktir. Ancak toplam yapı stoku dikkate alındığında, hala çok sayıda yapının risk taşıdığı açıktır. Bu tablo, yalnızca yıkıp yeniden yapmanın yeterli olmadığını; mevcut yapıların da performans odaklı biçimde güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Bonus Yalıtım olarak “Dört Hayati Yalıtım” anlayışımızla; ısı, su, ses ve yangın yalıtımı alanlarında geliştirdiğimiz yenilikçi ürünlerle yapıların güvenliğine, dayanıklılığına ve hizmet ömrüne katkı sağlıyoruz. Membran ürünlerimizle yapıları suyun ve nemin yıpratıcı etkilerine karşı korurken, XPS ürünlerimizle yüksek ısı yalıtımı ve dayanım sağlayarak enerji verimliliğini destekliyor, taş yünü çözümlerimizle ise ses ve yangın güvenliği açısından yapılara çok yönlü koruma sunuyoruz. Böylece farklı ihtiyaçlara cevap veren ürün gruplarımızla projelere yüksek performanslı, bütüncül yalıtım çözümleri kazandırıyoruz.

Kentsel dönüşüm projelerinde zaman ve maliyet açısından sunduğunuz teknik ve ekonomik avantajlar nelerdir? Bu süreçte en çok tercih edilen ve özellikle renovasyon/güçlendirme projelerinde öne çıkan ürün gruplarınız hangileridir?

Belirtmiş olduğunuz gibi kentsel dönüşüm projelerinde en kritik başlıklardan biri, kuşkusuz zaman, maliyet ve performans dengesinin doğru kurulmasıdır. Biz Bonus Yalıtım olarak bu sürece yalnızca bir ürün tedariki perspektifiyle değil, uygulama verimliliği ve yapı güvenliği açısından da yaklaşıyoruz. Geliştirdiğimiz yüksek performanslı çözümlerle projelere hem teknik hem de ekonomik anlamda önemli avantajlar sağlıyoruz. Burada temel yaklaşımımız, uygulama süreçlerini mümkün olduğunca sadeleştiren, iş kalemlerini azaltan, sahada zaman kazandıran ve yapının uzun vadeli performansını güvence altına alan sistemler sunmak.

Konumuz kentsel dönüşüm olduğu için öncelikli olarak su yalıtımına değinmek istiyorum. Su yalıtımı tarafında geliştirdiğimiz Bonus Proof membran, kentsel dönüşüm projelerinde bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri. Çünkü temel ve perde duvar su yalıtımında geleneksel uygulamalarda ihtiyaç duyulan birçok ek iş kalemini ortadan kaldırıyor. Klasik sistemlerde iki kat membran, astar, geotekstil keçe, koruma betonu, ekstra hafriyat ve dolgu gibi uygulamalar sürecin bir parçasıyken, Bonus Proof tek kat uygulama imkanıyla çok daha sade ve kontrollü bir çözüm sunuyor. Astar gerektirmemesi, geotekstil keçe ve koruma betonu ihtiyacını ortadan kaldırması, metrekare kaybını önlemesi ve hafriyat ihtiyacını azaltması; hem uygulama süresini kısaltıyor hem de toplam proje maliyetinde ciddi bir optimizasyon sağlıyor.

Teknik açıdan bakıldığında da Bonus Proof yalnızca bir su yalıtım ürünü değil, aynı zamanda uygulama güvenliğini artıran yeni nesil bir sistemdir. Polyester keçe taşıyıcılı yapısı, elastomerik SBS katkılı bitümlü formülasyonu, özel kumlu yüzeyi sayesinde betona tam yapışma sağlaması, düşük sıcaklıklarda esnekliğini koruması ve kendinden yapışkanlı ek yeri özelliğiyle sahada hem hız hem de dayanım avantajı sunuyor. Ayrıca olası bir hasar durumunda suyun membran altında ilerlemesini engelleyerek kaçak noktasının kolay tespit edilmesine ve noktasal müdahaleye imkan tanıması, özellikle teknik ekipler ve uygulamacılar açısından çok önemli bir avantaj oluşturuyor. 

Ekonomik açıdan da benzer bir tablo var. Proof tipi membranlar ilk bakışta klasik ürünlere göre daha yüksek maliyetli gibi algılanabiliyor. Ancak yalnızca ürün birim fiyatına bakmak yanıltıcı olur. Uygulama süreci boyunca ortadan kaldırdığı ek malzemeler, azalttığı işçilik, kısalttığı şantiye süresi ve sağladığı uzun vadeli performans birlikte değerlendirildiğinde, proje genelinde çok daha avantajlı bir çözüm sunduğu net biçimde görülüyor. Kentsel dönüşüm projelerinde karar vericiler açısından önemli olan da tam olarak bu: İlk yatırım maliyetinden çok toplam proje maliyetini ve sürdürülebilir performansı doğru yönetebilmek.

Kentsel dönüşümde asıl mesele yalnızca binaları yenilemek değil, onları daha güvenli, daha verimli ve daha yaşanabilir hale getirmektir. Bu nedenle su yalıtımı kadar ısı, yangın ve ses yalıtımı da proje kalitesini doğrudan belirleyen temel unsurlar arasında yer alır. Gerçek anlamda güvenli ve nitelikli yapılar, ancak bu dört yalıtım alanının birlikte ele alınmasıyla mümkün olur.

Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterleri artık dönüşüm projelerinde zorunlu hale geliyor. Bu kapsamda çevreci ve düşük karbon ayak izine sahip ürünlerinizden bahsedebilir misiniz?

Yeşil bina sertifikasyon süreçlerine (LEED, BREEAM vb.) katkı sağlayan ürünleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik, bugün kentsel dönüşüm projelerinde artık tamamlayıcı değil, doğrudan belirleyici kriterler haline geldi. Biz Bonus Yalıtım olarak bu sürece yalnızca bugünün ihtiyaçları açısından değil, yapının tüm yaşam döngüsü boyunca göstereceği performans açısından bakıyoruz. Bu nedenle ürün geliştirme yaklaşımımızda enerji verimliliği, dayanıklılık, uzun ömür, kaynakların verimli kullanımı ve uygulama verimliliğini birlikte ele alıyoruz.

Bonus markası altında XPS, membran ve taş yünü ürün gruplarında, farklı kullanım alanlarına ve performans beklentilerine cevap veren geniş bir çözüm yelpazesi sunuyoruz. Çünkü biz yapıyı temelden çatıya kadar bir bütün olarak değerlendiriyor; enerji verimliliği, yangın güvenliği, suya karşı dayanım ve kullanıcı konforunu aynı sistem yaklaşımı içinde ele alıyoruz. Enerji verimliliği tarafında özellikle XPS ürünlerimiz, düşük ısı iletkenlik katsayısı, düşük su emme oranı ve yüksek basma dayanımıyla temel, perde ve teras çatı uygulamalarında güçlü çözümler sunuyor. Taş yünü ürünlerimiz ise cephe ve çatı sistemlerinde ısı yalıtımının yanı sıra ses konforu ve yangın güvenliğini bir arada sağlayarak çok yönlü bir performans ortaya koyuyor. Membran ürünlerimizle de su ve nem kontrolünü doğru kurgulayarak yalıtım sisteminin uzun vadeli performansını koruyoruz. Bizim için önemli olan yalnızca tek tek ürünler değil; doğru detay, doğru ürün ve doğru uygulamayla yapının kabuğunu en verimli şekilde oluşturmaktır.

Bugün enerji verimliliği hedefleri, yalnızca piyasa beklentileriyle değil, mevzuat ve dönüşen yapı standartlarıyla da daha güçlü biçimde tanımlanıyor. TS 825 ile birlikte yapı kabuğunda daha yüksek ısı yalıtım performansı öne çıkarken, neredeyse sıfır enerjili bina yaklaşımı da binaların daha düşük enerji tüketimiyle tasarlanmasını zorunlu hale getiriyor. TS 825 ve nSEB yaklaşımı, LEED ve BREEAM gibi sistemlerin önem verdiği enerji performansı, yapı kabuğu verimliliği, dayanıklılık ve kullanıcı konforu kriterlerine güçlü bir zemin hazırlıyor. Biz de ürün ve sistem çözümlerimizi bu dönüşümün gerekliliklerine uyum sağlayacak şekilde geliştiriyoruz.

Sürdürülebilirlik tarafında konuyu yalnızca ürün performansı ile sınırlı görmüyor; üretim süreçlerinden yapının kullanım ömrü boyunca sağlanan katkıya kadar bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Uzun ömürlü ve performansını yıllar içinde koruyan ürünler geliştirirken, üretimde enerji verimliliği, atık yönetimi ve karbon ayak izini azaltmaya yönelik yatırımlara odaklanıyoruz. Tesislerimizde gerçekleştirilen temiz enerji yatırımları sayesinde karbon salınımının azaltılmasına katkı sağlarken, ürünlerimizin çevresel etkilerini şeffaf biçimde ortaya koyan EPD belgeleri ile uluslararası çevresel performans kriterlerine uyumumuzu destekliyoruz. Ayrıca taş yünü ürünlerimizin üretiminde kullanılan liflerin EUCEB sertifikasına sahip olması, insan sağlığı ve çevre açısından güvenli bir üretim yaklaşımı benimsediğimizi gösteriyor. Bizim için yeşil dönüşüm yalnızca çevreci bir söylem değil; ölçülen, yönetilen ve uzun vadede rekabet avantajı yaratan stratejik bir dönüşüm alanıdır.

 2030 ve sonrası için deprem güvenliği ve kentsel dönüşüm perspektifinde sektörün evrimini nasıl öngörüyorsunuz?

2030 ve sonrasında deprem güvenliği ile kentsel dönüşümün, yalnızca eski yapıları yenilemeye odaklanan bir anlayıştan çıkıp; risk önceliklendirmesi, performans odaklı güçlendirme, enerji verimliliği ve yaşam döngüsü yaklaşımını birlikte içeren daha bütüncül bir modele evrileceğini öngörüyoruz. Türkiye’de deprem riskinin azaltılmasına yönelik resmi stratejiler de yapı güvenliğinin artırılması ve dönüşümün hızlandırılmasını temel öncelikler arasında tanımlıyor. Bunun yanında, TS 825’te yapılan güncellemeler ve neredeyse sıfır enerjili bina yaklaşımı, yeni dönemde enerji performansını da dönüşüm projelerinin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Denetim mekanizmalarının etkin işletilmesi ve yönetmeliklerin doğru uygulanması halinde, bugün inşa edilen yapıların gerçek performansı önümüzdeki yıllarda çok daha net biçimde ortaya çıkacaktır. Bu nedenle gelecekte sektörün yönünü; daha dayanıklı, daha düşük enerji tüketen, daha uzun ömürlü ve toplam kullanım maliyeti daha iyi yönetilen yapılar belirleyecek. Biz Bonus Yalıtım olarak bu dönüşümde su, ısı, ses ve yangın yalıtımının birbirinden ayrı değil, yapının güvenliğini ve performansını birlikte şekillendiren temel unsurlar olduğuna inanıyoruz.

 Son olarak, iletmek istediğiniz ve ya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Son olarak şunu özellikle vurgulamak isteriz ki, Bonus Yalıtım olarak yapı güvenliğini, enerji verimliliğini ve sürdürülebilirliği birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil, aynı bütünün ayrılmaz parçaları olarak görüyoruz. Bugün güven, kalite ve sürdürülebilirlik odağımızla güçlü bir marka konumundayız; ancak mevcut seviyemizi yeterli görmek yerine, üretim gücümüzü, yetkinliğimizi, kabiliyetimizi ve altyapımızı her geçen gün daha ileri taşımaya odaklanıyoruz. Isı, su, ses ve yangın yalıtımı alanlarında geliştirdiğimiz çözümlerle yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermeyi değil, geleceğin daha güvenli, daha verimli ve daha dayanıklı yapılarını desteklemeyi hedefliyoruz. Temiz enerji kullanımı, verimlilik, kurumsallaşma ve insan odaklı yaklaşımımız da bu yolculuğun temel yapı taşlarını oluşturuyor. Bizim için asıl önemli olan, sadece büyümek değil; sektörde güven oluşturan, kalıcı değer üreten ve dönüşüme yön veren bir marka olarak ilerlemeyi sürdürmektir.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Masdaf, Akıllı Pompa Sistemleriyle Verimlilik ve Dijital Dönüşüme Odaklanıyor 

Yayınlandı

-

Erhan Özdemir   Masdaf CEO’su

1977’den bu yana yüzde 100 yerli sermaye ile akışkan teknolojileri alanında faaliyet gösteren Masdaf, yüksek verimli pompa sistemleri, veri odaklı üretim ve dijitalleşme yatırımlarıyla sektörün dönüşümüne katkı sunuyor. 

 

Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Masdaf olarak 1977 yılında, suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle, yüzde 100 yerli sermaye ile faaliyetlerimize başladık. Bugün 40 bin metrekare alan üzerine kurulu Düzce tesislerimizde; uçtan emişli, inline, axial ayrılabilir, yangın, kademeli, proses, dalgıç, kolonlu, kendinden emişli ve dişli pompaların yanı sıra hidrofor ve genleşme tankları da dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinde üretim gerçekleştiriyoruz. Akışkan teknolojileri alanındaki çözümlerimizi bina teknolojileri, endüstri, yangın güvenliği, tarım, altyapı ve enerji başta olmak üzere birçok sektöre sunuyor, ERP direktiflerine uygun olarak geliştirdiğimiz yüksek verimli pompa sistemlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. 4 binin üzerinde farklı ürün üretiyor olmamız da farklı sektörlerin ve pazarların ihtiyaçlarına yönelik geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğumuzu gösteriyor.

 

Pompa sektöründe Türkiye, son yıllarda güçlü bir teknolojik dönüşüm sürecinden geçiyor. Artık yalnızca suyun taşınması değil, bunun minimum enerjiyle, maksimum verimlilikte ve sistem bütünlüğü içinde yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, sektörü daha akıllı, entegre ve yüksek standartlı çözümlere yönlendiriyor. Yerli üreticiler, yüksek verimli pompa sistemleri, frekans kontrollü sürücüler (VFD), sistem optimizasyonu ve akıllı kontrol çözümleri gibi ileri teknolojileri kendi bünyelerinde geliştirebilir hale geldi. Bu da Türkiye’yi sadece ürün üretiminde değil, mühendislik ve teknoloji geliştirme alanında da rekabetçi bir konuma taşıyor.  

 

Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşmeyi müşteri deneyimini geliştiren uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Departmanız ile tüm dijital dönüşüm çalışmalarımızı tek çatı altında topladık ve veri odaklı bir yapıya geçiş sürecini başlattık. Gelişmiş analitik uygulamaları ve yapay zekâ kullanımını süreçlerimize kademeli olarak entegre etmek üzere projeler geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı veri ve sensör teknolojileri sayesinde sistem performansını daha yakından izlemeyi, müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebilmeyi ve kullanım süreçlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda hedefimiz yalnızca operasyonel verimlilik sağlamak değil, müşterilerimizin enerji tüketimini optimize eden, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı sistemler geliştirmek.

 

Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

Üretim tesislerimizde MES sistemimiz var. Üretimden gerçek zamanlı verileri alıp analiz ediyor, bunu da üretim süreçlerimizin iyileştirilmesi için kullanıyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimimizin daha da dijital olması için çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, kısa bir süre içinde tüm operasyonel süreçlerin dijitale taşındığı bir yapıya dönüşmek. 

 

BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

Bu konular pompa sektörü için nispeten yeni konular. IoT, uzaktan izleme, dijital ikiz, dijital öğrenme gibi konularda ilgili departmanlarımızın çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların meyvelerini hep beraber görme şansına sahip olacağız.

 

Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Uzaktan izleme ve enerji optimizasyonu ile ilgili ülkemizin önemli bir kuruluşu ile ortak proje yürütüyoruz. Bu projenin hedeflerine ulaşması ile birlikte diğer müşterilerimize de tasarladığımız sistemleri sunma şansına sahip olacağız.  

Haziran ayında yeni ıslak rotorlu sirkülasyon pompamız olan Omnia serisi pompalarımızın lansmanını yaptık. Bu pompalar, entegre frekans kontrol ünitesi ve özel yazılımı ile tüm tesisat uygulamalarının zorlu şartlarına tam uyum sağlıyor. 

Ürün geliştirme vizyonumuzu enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyoruz. Pompa sistemlerinin dünya elektrik tüketimindeki önemli payı nedeniyle, geliştirdiğimiz her yeni üründe yüksek verimli motorlar, frekans kontrollü sürücüler ve akıllı kontrol teknolojilerine odaklanıyoruz. 

 

Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği, üretim anlayışımızın merkezinde yer alıyor. Ürünlerimizi geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlıyor, kullanım ömürlerini tamamladıklarında tekrar sisteme kazandırılabilir şekilde üretiyoruz. Pompalar, dünya genelindeki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 22’sinin gerçekleşmesinde rol oynuyor. Bu nedenle yalnızca ürün bazında değil, sistem verimliliği üzerinden de enerji tüketimini azaltmaya odaklanıyoruz. Yeni ürünler geliştirirken mevcut ürün portföyümüzün enerji verimliliğini artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üretim süreçlerimizi de bu yaklaşımla şekillendiriyoruz. Düzce’deki üretim tesisimizde güneş enerjisi sistemine yatırım yaptık ve yıllık ortalamada tesisimizde tüketilen elektriğin yüzde 60’ını güneş enerjisinden sağlıyoruz. İlave GES kapasitesi ile ilgili de onay süreçlerini tamamladık. En kısa sürede bunu da hayata geçirip “elektrik pozitif” olmayı amaçlıyoruz.

 

Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

2030 hedeflerimiz doğrultusunda tüm ürün portföyümüzü akıllı sistemlerle entegre hale getirmeyi, uzaktan izlenebilir ve yönetilebilir pompa teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda dijital sensörler, gelişmiş analitik uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler ve uzaktan izleme teknolojileri dijital dönüşüm çalışmalarımızın odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

İstanbul Teknik, Üretim Gücünü Ar-Ge ve İzlenebilirlik Çözümleriyle Pekiştiriyor 

Yayınlandı

-

Cemil Aytaç Fabrika Müdürü İstanbul Teknik İnşaat A.Ş.

 

Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi İstanbul Teknik, geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine uzanan geniş ürün yelpazesini mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle destekliyor. 

 

  • Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Öncelikle bu sayınızda görüşlerimize yer verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim. 

İstanbul Teknik’i, yapı malzemeleri alanındaki üretim gücünü mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle bir araya getiren güçlü bir çözüm ortağı olarak tanımlayabilirim. Geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine, asfalt katkılarından mermer güçlendirme çözümlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz.

Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi olarak yalnızca ürün sunmuyor; uzman kadromuzla projelerin ihtiyaçlarına özel çözümler de geliştiriyoruz. Ar-Ge Merkezimizde üniversiteler ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde ürünlerimizi ve üretim süreçlerimizi sürekli geliştirirken ülkemizin bu alanlardaki yurt dışı bağımlılığını azaltmaya yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyoruz.

Bugün güçlü üretim altyapımız, geniş satış ağımız ve uluslararası pazarlardaki deneyimimizle Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerindeki önemli projelerde yer alıyoruz. Bizi sektörde farklılaştıran temel yaklaşımın; üretim gücünü, bilimsel araştırmaları ve mühendislik deneyimini aynı yapı altında buluşturmamız olduğunu düşünüyorum.

 

  • Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşme, rekabeti yalnızca hız ve verimlilik üzerinden değil; kalite, şeffaflık, izlenebilirlik ve değişen ihtiyaçlara hızlı yanıt verebilme kabiliyeti üzerinden de yeniden şekillendiriyor.

Fabrikamızda üretim, kalite kontrol, stok ve sevkiyat süreçlerinden elde ettiğimiz verileri dijital sistemler üzerinden takip ediyoruz. Bu sayede üretim süreçlerimizi daha doğru planlayabiliyor, olası aksaklıkları daha hızlı tespit edebiliyor ve kararlarımızı güncel verilere dayanarak alabiliyoruz. Kullandığımız sistemleri gelişen teknolojilere ve ihtiyaçlarımıza uygun şekilde sürekli güncelliyor ve geliştiriyoruz.

Dijitalleşmenin sağladığı veri bütünlüğü, departmanlar arasındaki bilgi akışını da güçlendiriyor. Böylece hem kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor hem de kalite sürekliliğini ve üretimde izlenebilirliği destekliyoruz.

 

  • Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Üretim ve dijitalleşme alanında yakın dönemde öne çıkan iki önemli gelişmemiz bulunuyor.

Bunlardan ilki, fabrikamızda kapsamlı bir yaklaşımla yürüttüğümüz dijital dönüşüm süreci. Bu süreçte çalışanlarımız dijital dönüşüm alanındaki eğitimlere katılarak süreçlerinin büyük bir kısmını dijitale taşıdı. Ardından işletmelerin dijitalleşme seviyesini ölçen ve gelecek çalışmalara yönelik bir yol haritası sunan Dijital Dönüşüm Değerlendirme Modeli (DDX) raporumuzu aldık. Böylece fabrikamızın dijital dönüşümdeki sonuçlarını değerlendirirken atacağımız yeni adımları da daha sistemli biçimde planlama imkânı elde ettik.

Hayata geçirdiğimiz uygulamalar sonucunda üretim verimliliğimizi yüzde 25 artırırken veri girişlerine ayrılan süreyi üçte bir oranında azalttık ve kurumsal hafızamızı güçlendirecek dijital arşivimizi oluşturmaya başladık. Bu çalışmalar iş kazalarının azalmasına da katkı sağladı. Bu çalışmalarımız, Bolu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından “Dijital Dönüşüm Farkındalık Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olurken gelecekte atacağımız adımlar için de bize cesaret verdi ve motivasyonumuzu artırdı.

İkinci önemli gelişmemiz ise yakın dönemde hayata geçirdiğimiz “Kaliteme Güveniyorum” sistemi. Sektör liderliğimizin getirdiği sorumlulukla geliştirdiğimiz, ülkemizde ilk ve tek, dünyada ise benzerine rastlanmayan bu sistemle ürettiğimiz her bir ürünün hammaddeden başlayan üretim yolculuğuna ait verileri, üretim öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen testlerin sonuçlarını ve Ar-Ge Merkezi laboratuvarımızda hazırlanan analiz raporlarını, ürünlerimizin üzerine yerleştirdiğimiz QR kod aracılığıyla müşterilerimizle paylaşıyoruz.

Bu sistemle müşterilerimiz genel veya örnek bir teknik dokümana değil; doğrudan satın aldıkları ürüne ait hammadde analizlerine, üretim bilgilerine, kalite kontrol sonuçlarına ve teknik verilere ulaşabiliyor.

Elbette müşterimizin karşısında bir QR kod olarak görünen sistemin arkasında oldukça kapsamlı bir yazılım altyapısı ve birbiriyle bağlantılı dijital süreçler bulunuyor. Süreç, hammaddenin satın alınması ve kontrol edilmesiyle başlıyor; uygun bulunan hammaddenin üretime alınması, üretim, kalite kontrol ve sevkiyat aşamalarına kadar devam ediyor. Tüm bu adımların atlanmadan, gözden kaçırılmadan ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi yazılım tarafından kontrol ediliyor.

Bu sistemle kaliteyi yalnızca beyan etmiyor; üretimin her aşamasında denetliyor, kayıt altına alıyor ve müşterilerimizin kontrolüne sunuyoruz. Özellikle farklı zamanlarda ve partiler hâlinde teslimat yapılan büyük projelerde ürünlerin aynı kalite ve teknik özellikleri taşıdığının izlenebilmesini sağlıyoruz.

Kaliteme Güveniyorum” sistemini yazılımı, üretim süreçlerini, laboratuvar çalışmalarını, sevkiyatı ve teknik desteği aynı yapı içinde buluşturan bütüncül bir dijital dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz. Sistemin vaadini de oldukça açık ifade ediyoruz: “Kaliteme güveniyorum ve bunu kanıtlıyorum.”

  • Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Geosentetik ürünlerimiz karayolları, demiryolları, havaalanları, maden sahaları, atık depolama tesisleri, barajlar ve istinat yapıları gibi büyük ölçekli altyapı projelerinde ve konut projelerinde kullanılıyor. Zemin güçlendirme, ayırma, filtrasyon, drenaj, erozyon kontrolü ve sızdırmazlık gibi farklı mühendislik işlevlerine yönelik çözümler geliştiriyoruz.

Konut ve ticari yapılarda ise su ve ısı yalıtımı, drenaj, yeşil çatı ve peyzaj sistemleri konusunda ürün ve çözüm sunuyoruz. 

Ürünlerimizin kullanıldığı projelerin uzun ömürlü, sürdürülebilir ve güvenli biçimde hizmet verebilmesinde kalitenin belirleyici bir rol taşıdığını biliyoruz. Bu nedenle yüksek teknik performansı, kalite sürekliliğini ve projeye özel ihtiyaçları ürün geliştirme çalışmalarımızın merkezinde tutuyoruz. Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz çözümlerde dayanıklılığın yanı sıra kaynakların verimli kullanılması ve çevresel etkilerin azaltılmasını da önceliklendiriyoruz.

  • Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Dijital teknolojiler, sürdürülebilirlik çalışmalarının ölçülebilir ve yönetilebilir hâle gelmesini sağlıyor. Üretim, kalite, stok ve sevkiyat verilerinin takip edilmesi; kaynak kullanımının daha doğru planlanmasına, gereksiz üretimin ve ürün kayıplarının azaltılmasına katkı sunuyor. Kalite sürekliliğinin izlenmesi de hatalı üretim ve tekrar iş yapma ihtimalini azaltarak kaynak verimliliğini destekliyor.

Dijital doküman kullanımıyla basılı materyal ihtiyacını azaltıyor; ürünlere ait teknik belgeleri, test sonuçlarını ve uygulama bilgilerini dijital kanallar üzerinden erişilebilir hâle getiriyoruz. “Kaliteme Güveniyorum” sistemi de bu yaklaşımın bir parçası. Ürüne ilişkin güncel bilgi ve belgelerin QR kod üzerinden paylaşılması hem bilgiye erişimi kolaylaştırıyor hem de dokümantasyon süreçlerini daha verimli hâle getiriyor.

Aynı zamanda geliştirdiğimiz çözümler; yapıların ve altyapıların kullanım ömrünü uzatmaya, bakım ve yenileme ihtiyacını azaltmaya ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlıyor. Dijital veriler ise bu ürünlerin üretimden uygulamaya kadar daha doğru yönetilmesini destekliyor.

Sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli bir boyutunu da yenilenebilir enerji kullanımı oluşturuyor. Bu doğrultuda fabrikamızda hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi yatırımıyla elektrik ihtiyacımızın önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya başladık. Dijital sistemler aracılığıyla enerji üretimimizi ve tüketimimizi takip ederek kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor, sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ölçülebilir verilerle destekliyoruz.

  • Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

Teknoloji sürekli gelişirken iş yapış biçimleri ve müşteri beklentileri de değişiyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde de yeni teknolojileri yakından takip etmeye, ihtiyaçlarımıza uygun sistemleri mevcut süreçlerimize entegre etmeye ve dijital altyapımızı sürekli geliştirmeye devam edeceğiz.

Amacımız, yalnızca güncel teknolojilere uyum sağlamak değil; bu teknolojileri üretim kalitemizi, operasyonel verimliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz hizmeti ileriye taşıyacak şekilde kullanmak. Fabrikamızdaki süreçleri gelişen teknolojilere uygun şekilde sürekli güncellemeye, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeye ve üretimimizi daha verimli, güvenli ve izlenebilir hâle getirecek uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceğiz.

Okumaya Devam Et

GENEL

Form MHI Klima Sistemleri, Güçlü Bayi Ağı ve Yeni Nesil Çözümleriyle Büyümesini Sürdürüyor 

Yayınlandı

-

Form MHI Klima Sistemleri – VRF Sistemler Genel Müdür Yardımcısı Uğur Bayülgen

 

Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana sürdürdüğü iş birliğini 2019’da ortaklığa taşıyan Form MHI Klima Sistemleri; split, multi-split, VRF ve ısı pompası çözümleriyle iklimlendirme sektöründeki konumunu güçlendiriyor. 

 

  1. Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Japon teknoloji devi Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana başarılı şekilde devam eden ve 2019 yılında ortaklığa dönüşen bir iş birliğimiz bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında kurulan Form MHI Klima Sistemleri firmamız; split klimalar, multi-split klimalar, profesyonel klimalar, ısı pompaları ve VRF sistemlerin yer aldığı ürün gamını kullanıcılarla buluşturuyor.

 

Tecrübeli mühendis kadromuzla projelere ve dizayn ofislerine verdiğimiz mühendislik desteğinin yanı sıra, split, multi-split, profesyonel seri klimalar ve konut tipi ısı pompalarını Türkiye genelindeki 120 mağazamız aracılığıyla son tüketiciye ulaştırıyoruz. Hava kaynaklı konut tipi ısı pompaları konusunda hem Japon Mitsubishi Heavy hem de İtalyan Clivet markalarımızla müşterilerimize hizmet veriyoruz. Her iki ürün de Form MHI Klima bayilerinde kullanıcılarımızla buluşuyor. Halihazırda 120’yi aşan bayi sayımızı, 2026’da da yüzde 20 oranında artırmayı hedefliyoruz. VRF sistemleri konusunda ise uzun yıllardır Türkiye’nin en büyük 2 firmasından biri konumundayız. 

 

İhracat tarafında ise MHI yapılanması kapsamında sorumluluğumuzda bulunan Türki Cumhuriyetler, Kıbrıs, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyümeye devam ediyoruz. Kısa vadede Tunus, Cezayir, Fas ve Güney Afrika pazarlarında da faaliyet göstermeyi hedefliyoruz.

 

  1. Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin odağını yalnızca ürün performansından, veri odaklı hizmet anlayışına taşıdı. Günümüzde müşteriler; enerji tüketimi takip edilebilen, uzaktan izlenebilen ve akıllı otomasyon sistemleriyle entegre çalışabilen çözümleri tercih ediyor. Bu nedenle veri yönetimi ve gerçek zamanlı analizler hem operasyonel verimlilik hem de müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıyor.

 

Özellikle büyük ölçekli projelerde sistem performansının izlenmesi, enerji tüketiminin takip edilmesi ve bakım süreçlerinin daha planlı yürütülmesi müşteri memnuniyetini doğrudan etkiliyor.

 

Üretim tarafında ise otomasyon ve Endüstri 4.0 uygulamaları kaliteyi artırırken üretim süreçlerini daha verimli hale getiriyor. Sensör teknolojileri, robotik otomasyon ve dijital üretim takip sistemleri sayesinde hem kalite standartları yükseliyor hem de bakım süreçleri daha proaktif yönetilebiliyor.

 

  1. BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

 

BIM, dijital ikiz ve IoT teknolojileri özellikle büyük ölçekli projelerde tasarım, uygulama ve işletme süreçlerini önemli ölçüde iyileştiriyor. Bu teknolojiler sayesinde projeler daha doğru planlanıyor, enerji performansı izlenebiliyor ve bakım süreçleri daha verimli yönetiliyor. AR ve VR ise teknik eğitimlerde ve proje sunumlarında giderek daha fazla kullanılmaya başladı.

 

Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın en büyük etkisini enerji optimizasyonu, öngörüsel bakım ve akıllı bina yönetim sistemlerinde göreceğimizi düşünüyorum. Yapay zekâ, sistemlerin kullanıcı alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek enerji tüketimini otomatik olarak optimize eden yaygın bir teknoloji haline gelecek.

 

  1. Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

 

Isı pompaları, enerji verimliliği ve düşük karbon emisyonu hedefleri doğrultusunda son yılların en hızlı gelişen teknolojilerinden biri oldu. Daha yüksek verimlilik sağlayan inverter teknolojileri, düşük sıcaklıklarda çalışma kabiliyetinin artması ve çevre dostu yeni nesil soğutucu akışkanlar bu gelişimin temel unsurları arasında yer alıyor.

 

Önümüzdeki dönemde sadece konutlarda değil; oteller, ofisler, hastaneler ve ticari yapılarda da kullanımının hızla artacağını öngörüyoruz. Yenilenebilir enerji sistemleriyle birlikte çalışabilmesi de ısı pompalarını geleceğin en önemli iklimlendirme çözümlerinden biri haline getiriyor.

 

  1. VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

 

VRF sistemleri, yüksek enerji verimliliği, bağımsız zon kontrolü ve esnek tasarım imkânı sayesinde büyük ölçekli projelerde en çok tercih edilen çözümler arasında yer alıyor. Aynı anda farklı mahallerde farklı sıcaklık ihtiyaçlarını karşılayabilmesi hem kullanıcı konforunu hem de işletme verimliliğini artırıyor.

 

Ticari ve kamu projelerinde yatırım maliyeti kadar yaşam döngüsü maliyeti, enerji tüketimi, servis altyapısı, sistem güvenilirliği ve bina otomasyon sistemleriyle entegrasyon kabiliyeti de karar sürecinde belirleyici kriterler haline gelmiş durumda.

 

  1. İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı.

Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?

 

Pandemi sonrası dönemde iç hava kalitesi kullanıcılar açısından çok daha önemli hale geldi. Artık yalnızca sıcaklık kontrolü değil; temiz hava, doğru nem seviyesi ve hijyenik ortam sağlanması da iklimlendirme sistemlerinden beklenen temel özellikler arasında yer alıyor.

 

Bu doğrultuda gelişmiş filtrasyon sistemleri, taze hava çözümleri, ısı geri kazanım sistemleri ve akıllı sensörlerle çalışan otomasyon teknolojileri sayesinde hem enerji verimliliği hem de sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.

 

  1. Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

 

Dijital teknolojiler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada en önemli araçlardan biri haline geldi. Gerçek zamanlı enerji izleme sistemleri ve veri analitiği sayesinde enerji tüketimi sürekli takip edilerek gereksiz kaynak kullanımı azaltılabiliyor.

 

Bunun yanında üretim süreçlerinde otomasyon, kaynak verimliliğini artırırken atık miktarını da azaltıyor. Yenilenebilir enerjiyle uyumlu sistemlerin geliştirilmesi ve yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması da karbon emisyonlarının azaltılmasına önemli katkı sağlıyor.

 

Biz de yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması, ısı pompası gibi düşük karbonlu çözümlerin daha geniş kullanım alanı bulması ve dijital izleme teknolojilerinin projelere daha fazla entegre edilmesiyle karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz.

 

  1. Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor? Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?

 

Avrupa Birliği’nin F-Gaz düzenlemeleri, sektörümüzün daha çevreci teknolojilere yönelmesini hızlandıran önemli bir dönüşüm süreci başlattı. Düşük GWP değerine sahip yeni nesil soğutucu akışkanlar artık ürün geliştirme süreçlerinin temel odak noktalarından biri haline geldi.

 

Bu dönüşüm yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda enerji verimliliğini artıran önemli bir fırsat olarak görülmeli. Önümüzdeki yıllarda yüksek verimli ve çevre dostu sistemlerin sektör standardı haline geleceğini düşünüyoruz. Biz de bu dönüşümü, ürün gamımızı ve teknoloji yatırımlarımızı şekillendiren temel başlıklardan biri olarak görüyoruz.

 

  1. Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

 

Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, IoT, akıllı bina sistemleri, dijital ikiz uygulamaları ve düşük karbonlu iklimlendirme teknolojileri sektörün gelişimine yön verecek. Sistemler artık sadece çalışan cihazlar değil, kendi performansını analiz eden ve optimize edebilen akıllı platformlara dönüşecek.

 

Biz de bu dönüşüme; dijital altyapımızı güçlendirerek, enerji verimliliği yüksek ürünlere yatırım yaparak ve çalışanlarımızın teknik yetkinliklerini sürekli geliştirerek hazırlanıyoruz. Dijitalleşmenin gelecekte rekabet avantajı sağlayan en önemli unsurlardan biri olmaya devam edeceğine inanıyoruz.

Okumaya Devam Et

Trendler