Yangın Anında Hayat Kurtaran Teknoloji: Kablolarda Yeni Nesil Güvenlik Standartları - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Yangın Anında Hayat Kurtaran Teknoloji: Kablolarda Yeni Nesil Güvenlik Standartları

Yayınlandı

-


Artan elektrik kullanımıyla birlikte büyüyen yangın riskine karşı, kablolar artık yalnızca enerji ileten değil, alev yayılımını sınırlayan ve tahliye için kritik zaman kazandıran hayati bir güvenlik unsuru haline geliyor. Nexans, ileri teknoloji ve yükseltilmiş standartlarla bu alanda yeni bir güvenlik eşiği tanımlıyor.

Günümüzde artan elektrik kullanımı ve karmaşıklaşan bina altyapıları düşünüldüğünde, yangın güvenliği açısından kablolar nasıl bir rol üstleniyor? Yangın anlarında kabloların performansı neden hayati önem taşıyor?

İstanbul İtfaiyesi verilerine göre, Türkiye’de her 7 dakikada bir elektrik tesisatı kaynaklı yangın meydana geliyor. Avrupa’da ise her 30 saniyede bir yangın yaşanırken, bu yangınların yüzde 21’i elektrik kaynaklı nedenlerden oluşuyor. Bu veriler, yangınların önemli bir bölümünün elektrik kontağı ve tesisat kaynaklı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Daha da önemlisi, bu yangınlar her yıl can kayıplarına ve yaralanmaya yol açıyor. 

Artan elektrik tüketimi ve karmaşıklaşan altyapılar, yangın riskini küresel ölçekte büyütüyor. Bu tablo, elektrik altyapısında kullanılan ürünlerin yangın güvenliği açısından ne kadar stratejik bir rol oynadığını açıkça ortaya koyuyor.

Yangın anlarında kablolar kritik bir rol oynar. Çünkü elektrik tesisatında kullanılan kablolar, alevin yayılma hızını, ortaya çıkan duman miktarını ve bu dumanın toksisite seviyesini belirleyen temel unsurlar arasında yer alır.

Standartlara uygun olmayan ya da düşük yangın performansına sahip kablolar, yangın sırasında alevi hızla iletebilir, yoğun ve zehirli duman oluşturarak tahliye süresini ciddi biçimde kısaltır. Bu durum hem can kaybı riskini hem de maddi hasarı artırır. Buna karşılık yüksek yangın performansına sahip kablolar, alevin yayılmasını geciktirir, duman yoğunluğunu ve toksik gaz salınımını sınırlar. Böylece insanların güvenli şekilde tahliye edilebilmesi için hayati önemde zaman kazandırır.

Bu nedenle kablolar yalnızca enerjiyi ileten ürünler değil, yangın güvenliğinin, can güvenliğinin ve yapı bütünlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle hastaneler, okullar, alışveriş merkezleri, tüneller ve veri merkezleri gibi yüksek riskli alanlarda, yangına dayanıklı kablo kullanımı bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur.

Yangın güvenliğinin bu denli kritik hale geldiği günümüzde , Nexans bu alana nasıl bir yaklaşım getiriyor? Ürün, teknoloji ve süreçler açısından ne tür çözümler sunuyorsunuz?

Nexans olarak yangın güvenliği kablolarını yalnızca bir ürün değil, uçtan uca yönetilmesi gereken kritik bir güvenlik unsuru olarak ele alıyoruz. Tasarımdan üretime, test süreçlerinden sertifikasyona kadar tüm aşamalarda sektörde öncü yaklaşımlar benimsiyor, yangın anında güvenilir performans sunan, ileri seviye yangın dayanımı sertifikalarına sahip kablolar geliştiriyoruz.

Türkiye’de yangın güvenliği alanında her iki fabrikamızda da ayrı ayrı konumlandırılmış Ar-Ge laboratuvarlarımız bulunuyor. Bu alanda Türkiye’de iki ayrı yangın güvenliği Ar-Ge laboratuvarına sahip tek üretici konumundayız. Bu laboratuvarlarda kablolarımızın alev yayılımı, duman yoğunluğu ve toksik gaz salınımı gibi kritik performans kriterlerini kendi bünyemizde test ediyoruz.

Ar-Ge’ye yaptığımız bu yatırımların arkasındaki temel misyonumuz, Türkiye’de ürettiğimiz ve dünyanın dört bir yanına ihraç ettiğimiz yangına dayanıklı kablolarda en yüksek uluslararası standartları yakalamak ve bu standartları sürekli olarak ileri taşımaktır. Böylece yalnızca bugünün değil, geleceğin yangın güvenliği ihtiyaçlarına da çözüm sunmayı hedefliyoruz.

Nexans olarak üretim standartlarınızı yukarı taşıyan önemli bir karar aldınız. Yapı Malzemeleri Yönetmeliği Eca sınıfından Cca sınıfına geçiş kararının arkasındaki gerekçeler nelerdir ve bu adım yangın güvenliği açısından ne ifade ediyor?

Biz Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’ni bir mevzuat zorunluluğu olarak değil, yaşam güvenliğini merkeze alan stratejik bir çerçeve olarak ele almak gerektiğine inanıyoruz. Nexans Türkiye olarak, bu yaklaşımı hem müşterilerimiz hem de sektör paydaşlarımız için daha anlaşılır, uygulanabilir ve sürdürülebilir hale getirmek üzere uzun süredir çalışıyoruz. Çünkü biz bu dönüşümü, mevzuatın ötesinde, yapı güvenliğinin ve şehir yaşamının geleceğini ilgilendiren ortak bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Günlük yaşamda her geçen gün daha fazla elektrikli sistem, daha karışık altyaplar ve dolayısıyla daha yoğun kablo ağları ile iç içe yaşıyoruz. Bu dönüşüm, yangın güvenliğini artık teknik bir detay olmaktan çıkarıp temel bir güvenlik ihtiyacı haline getiriyor.


Bu sorumluluk bilinciyle, 2026 yılı itibarıyla Eca sınıfında ürettiğimiz tüm kabloları, daha yüksek yangın performansı sunan Cca seviyesine yükseltme kararı aldık. Mevzuatın asgari gereklilikleriyle yetinmek yerine, yangın güvenliğinde çıtayı sektör genelinde yukarı taşımayı hedefledik.


Cca sınıfı kablolarımız yalnızca alevin yayılmasını geciktirmekle kalmıyor, duman yoğunluğunu ve asidik gaz salınımını da önemli ölçüde azaltıyor. Bu sayede yangın anında tahliye için kritik öneme sahip “altın dakikaların” kazanılmasına katkı sağlıyor.

Nexans yangın güvenliği ürünleri, duman salınımını ve asidik gaz emisyonlarını sınırlayarak, yangın kaynaklı ölümlerin yaklaşık yüzde 80’inin nedeni olan duman zehirlenmesi riskini de ciddi ölçüde azaltıyor.


Bu geçiş kararımızla, yalnızca kendi üretim standartlarımızı yükseltmekle kalmıyor, Türkiye’de yangına karşı daha güvenli elektrik altyapılarının oluşturulmasına da güçlü bir katkı sunmayı hedefliyoruz.

Yangına dayanıklı kabloların geliştirilmesinde Ar-Ge çalışmalarının rolü nedir? Nexans Türkiye’nin Tuzla ve Denizli’de konumlanan Ar-Ge altyapısı bu alanda nasıl bir fark yaratıyor?


Nexans Türkiye olarak, yangına dayanıklı kabloların üretimi ve Ar-Ge faaliyetlerinde Tuzla ve Denizli fabrikalarımızı küresel birer yetkinlik merkezi olarak konumlandırıyoruz. Bu tesislerde yürüttüğümüz çalışmalar, yalnızca Türkiye pazarı için değil, Nexans’ın dünya genelindeki üretim ve ürün geliştirme stratejileri için de referans niteliği taşıyor.

Tuzla’daki yangın test laboratuvarımız, Nexans Grubu içinde bir mükemmeliyet merkezi olarak kabul ediliyor ve küresel üretim ağımız için örnek teşkil ediyor. Burada kablolarımızın yangına dayanıklılık, alev yayılımı, duman yoğunluğu ve asidite gibi kritik performans kriterlerini ileri seviye test süreçlerinden geçiriyoruz.


Elbette tüm ürünlerimizi Yapı Malzemeleri Yönetmeliği (CPR) başta olmak üzere ilgili tüm mevzuatlara uygun şekilde üretiyoruz. Standartlara asgari uyum sağlamak bizim için yeterli değil, amacımız yangın güvenliği performansında global standartların üzerinde çözümler geliştirerek sektöre liderlik etmek.


Bu yaklaşımın somut bir göstergesi olarak, Tuzla fabrikamız 2024 yılında “En Dijital Fabrika” ödülüne layık görüldü. 2025 yılında ise Turkish Time verilerine göre, Nexans Türkiye Ar-Ge’ye en çok yatırım yapan ilk 10 şirket arasında yer aldı. Bu başarılar, Ar-Ge ve inovasyonu iş stratejimizin merkezine koyduğumuzun açık bir göstergesi.

Yüksek yangın performansına sahip Yapı Malzemeleri Yönetmeliği Cca sınıfı kablolar, standart kablolardan hangi temel özellikleriyle ayrışıyor? Bu teknik farklar, yangın anında can ve mal güvenliği açısından nasıl bir avantaj sağlıyor?


Yüksek yangın performansına sahip Cca sınıfı kablolarımız, yangın güvenliğinde beş temel başlık altında fark yaratıyor. Bu özellikler, yangının yayılımından tahliye sürecine kadar pek çok kritik noktada doğrudan etki sağlıyor.

1. Alev yayılımının sınırlandırılması: Cca sınıfı kablolar, yangın sırasında alevin kablo güzergahı boyunca hızla ilerlemesini engelleyecek şekilde tasarlanır. Elektrik tesisatlarının yangın davranışı üzerinde belirleyici rol oynadığı yapılarda, bu özellik yangının kontrol altına alınmasına ve yayılım hızının düşürülmesine önemli katkı sağlar.

2. Isı açığa çıkışının minimize edilmesi: Yangın anında çevredeki yapı malzemelerinin tutuşmasını hızlandıran ısı açığa çıkışı, Cca sınıfı kablolarda daha azdır. Bu sayede yangının ikincil tutuşmalarla büyümesi riski azaltılır.

3. Duman üretiminin azaltılması: Yangınlarda can kayıplarının büyük bir bölümü yoğun duman nedeniyle meydana gelir. Düşük duman yoğunluğuna sahip Cca sınıfı kablolar, kaçış koridorlarında görüş ve nefes alma koşullarının korunmasına yardımcı olarak güvenli tahliyeyi destekler.

4. Asidik ve zehirli gaz salınımının sınırlandırılması: Halojensiz yapıları sayesinde Cca sınıfı kablolar, yangın sırasında korozif ve toksik gaz salınımını minimize eder. Böylece  dumandan etkilenmeden insanların güvenli tahliyesini kolaylaştırır hem de itfaiye ekiplerinin müdahalesini daha güvenli ve etkin hale getirir.

5. Yanan Damlacıkların (Droplets) Önlenmesi: Yangın esnasında kabloların eriyerek etrafa yanan parçalar saçması, yangının alt katlara veya diğer alanlara sıçramasına neden olan en büyük risklerden biridir. Cca sınıfı kablolarımız, yanan damlacık oluşumunu kısıtlayarak yangının bölgesel kalmasına yardımcı olur ve alevlerin yayılmasını fiziksel olarak engeller.

Küresel ölçekte elektrifikasyon, enerji dönüşümü ve yangın güvenliği gibi başlıkların hızla önem kazandığı bir dönemde, Nexans’ın 2026 yol haritasında hangi stratejik öncelikler öne çıkıyor? Türkiye operasyonlarının bu vizyondaki rolü nedir?


140 yılı aşkın köklü geçmişiyle Nexans, elektrifikasyonu merkezine alarak elektriğin üretiminden  iletimine, şehirlerde dağıtımından kullanımına kadarki süreci ana faaliyet alanı olarak tanımlıyor. Derin sektör uzmanlığını ileri düzey inovasyonla birleştiren şirketimiz, enerji dönüşümünü hızlandırmayı ve müşterilerinin değişen ihtiyaçlarına daha etkin çözümler sunmayı hedefliyor. Çevre, Ekonomi ve Çalışan Bağlılığı odaklı E3 iş modelimiz, performansı amaçla uyumlu hale getirerek tüm stratejik kararlarımıza yön veriyor.

Bugün Nexans, 41 ülkede 28.500 çalışanıyla elektrifikasyon alanında küresel ölçekte hizmet sunuyor. 2025 yılında 7,8 milyar Euro satış geliri elde etti. İklim eyleminde liderliğiyle tanınan Nexans, Bilime Dayalı Hedefler girişimi (SBTi) ile uyumlu şekilde 2050 yılına kadar Net-Sıfır emisyon hedefine ulaşmayı taahhüt ederken, Fondation Nexans aracılığıyla enerjiye erişimin yaygınlaştırılması için de çalışmalarını sürdürüyor.

Bu küresel vizyonun önemli bir parçası olarak, yangına dayanıklı kablo üretimi ve Ar-Ge faaliyetlerinde Denizli ve Tuzla’daki fabrikalarımızı stratejik bir üs olarak konumlandırıyoruz.

Nexans Türkiye olarak, hastaneler, okullar, alışveriş merkezleri, oteller ve veri merkezleri gibi yüksek güvenlik gereksinimine sahip projelerde en ileri teknolojileri sunarken, Türkiye’de yangına karşı daha güvenli elektrik altyapılarının oluşturulmasına da güçlü bir katkı sunmayı amaçlıyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

Kentsel Dönüşümde Güvenli ve Sürdürülebilir Yapılar: Su, Isı ve Yangın Yalıtımında Yeni Standartlar

Yayınlandı

-


Türkiye’nin deprem riski yüksek bölgelerinde, yapı güvenliğini sadece taşıyıcı sistemlerle sınırlamayan bütüncül yaklaşımlar ön plana çıkıyor. Su, ısı ve yangın yalıtımını entegre eden yenilikçi ürünlerimiz, hızlı uygulanabilir, uzun ömürlü ve enerji verimli çözümler sunarak kentsel dönüşüm projelerinde hem teknik hem de ekonomik avantaj sağlıyor.

  1. Türkiye’nin deprem gerçeği göz önüne alındığında; mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi için geliştirdiğiniz ekonomik ve hızlı uygulanabilir çözümler var mı? Depreme dayanıklı yapı üretiminde ürünlerinizin sağladığı teknik üstünlükler nelerdir? Nasıl bir fark oluşturuyorsunuz? Ulusal ve uluslararası hangi standartlara uygun üretim yapıyorsunuz? Sahip olduğunuz sertifikalar hakkında da bilgi alabilir miyiz?

Türkiye gibi deprem riski yüksek bir ülkede yapı güvenliği, yalnızca taşıyıcı sistemlerle sınırlı bir konu olarak ele alınamaz. Yapının uzun ömürlü ve güvenli kalabilmesi için su, ısı ve yangın yalıtımının birlikte değerlendirildiği bütüncül bir yapı performansı yaklaşımı büyük önem taşır.

Özellikle su yalıtımı, betonarme yapı elemanlarını korozyondan koruyarak taşıyıcı sistemin dayanımını doğrudan etkileyen kritik bir unsurdur. Su yalıtımı bulunmayan yapılarda donatıların zamanla suya maruz kaldığı ve bunun yapıların taşıma kapasitesinde ciddi kayıplara yol açtığı bilinmektedir. Bu nedenle doğru yalıtım çözümleri, deprem güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz yeni nesil polimer bitümlü su yalıtım membranları, özellikle temel ve çatı uygulamalarında hızlı uygulanabilen ve uzun ömürlü koruma sağlayan çözümler sunmaktadır. Yüksek esneklik kabiliyeti sayesinde yapısal hareketlere uyum sağlayan bu ürünler, uygulama yüzeyine güçlü şekilde tutunarak su basıncına karşı yüksek dayanım gösterir. Tek katta kalıcı çözüm sunabilen bu sistemler, uygulama sürelerini kısaltırken şantiyelerde önemli verimlilik avantajı sağlar. Ürünlerimiz, ulusal ve uluslararası kalite standartlarına uygun olarak geliştirilmekte; üretim süreçlerimiz ise kalite ve sürdürülebilirlik odaklı yönetim sistemleri ile desteklenmektedir.

  1. Kentsel dönüşüm sürecinde zaman ve maliyet optimizasyonu büyük önem taşıyor. Kentsel dönüşüm projelerinde yüksek performanslı ürünlerinizle sağladığınız teknik ve ekonomik avantajlar nelerdir? Bu projelerde en çok tercih edilen ürün gruplarınız hangileridir? Özellikle renovasyon ve güçlendirme projelerinde öne çıkan ürünleriniz hangileridir?

Kentsel dönüşüm projelerinde hız, maliyet kontrolü ve uzun vadeli yapı performansı birlikte değerlendirilir. Bu kapsamda tercih edilen ürünlerin yalnızca uygulama kolaylığı sağlaması yeterli değildir; aynı zamanda yapı ömrünü uzatan ve bakım ihtiyacını minimize eden bir performans sunması beklenir. Bu noktada yüksek performanslı yalıtım çözümleri önemli bir avantaj sağlar. Projelerde en yoğun talep gören ürün gruplarımız arasında su yalıtım membranları, taş yünü ürünleri ve seramik yünü çözümleri öne çıkmaktadır.

Bitümlü su yalıtım membranlarımız, yapıların su ve nem etkilerine karşı korunmasını sağlayarak betonarme elemanların dayanımını korur ve yapı ömrünü uzatır. Taş yünü ürünlerimiz, yüksek yangın dayanımı ile birlikte güçlü ısı ve ses yalıtımı performansı sunarak konutlardan endüstriyel tesislere kadar geniş bir kullanım alanı bulur. Yüksek sıcaklık dayanımıyla öne çıkan seramik yünü çözümlerimiz ise özellikle teknik ve endüstriyel uygulamalarda tercih edilmektedir. Renovasyon ve güçlendirme projelerinde hızlı uygulanabilen ve uzun süreli performans sunan bu çözümler, hem uygulama sürecini hızlandırmakta hem de projelerin ekonomik sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktadır.

  1. Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterleri artık dönüşüm projelerinde zorunlu hale geliyor. Bu kapsamda çevreci ve düşük karbon ayak izine sahip ürünlerinizden bahsedebilir misiniz? Yeşil bina sertifikasyon süreçlerine (LEED, BREEAM vb.) katkı sağlayan ürünleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Enerji verimliliği ve çevresel sürdürülebilirlik, yapı sektöründe karar alma süreçlerinin merkezinde yer almaktadır. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz yalıtım çözümleri, enerji tüketimini azaltan ve yapıların karbon ayak izini düşüren bir performans sunmaktadır. Isı yalıtımının doğru şekilde uygulanması, binaların ısıtma ve soğutma kaynaklı enerji ihtiyacını önemli ölçüde azaltarak hem ekonomik hem de çevresel kazanımlar sağlar. Üretim süreçlerimizde enerji verimliliğini artırmaya yönelik yatırımlar gerçekleştirmekte, geri dönüşüm uygulamalarını iş süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası haline getirmekteyiz. Aynı zamanda düşük çevresel etkiye sahip hammaddelerin tercih edilmesi ve kaynak kullanımının optimize edilmesi sürdürülebilirlik yaklaşımımızın temelini oluşturmaktadır. Yüksek performanslı yalıtım ürünlerimiz, enerji verimliliği kriterleri doğrultusunda yeşil bina sertifikasyon süreçlerine katkı sağlayabilecek teknik özellikler sunmaktadır. Bu sayede hem çevresel hedeflere hem de kullanıcı konforuna katkı sağlayan bütüncül bir yapı performansı mümkün hale gelmektedir.

  1. 2030 ve sonrası için deprem güvenliği ve kentsel dönüşüm perspektifinde sektörün evrimini nasıl öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde yapı sektöründe öne çıkacak temel kavramlar; dayanıklılık, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik olacaktır. Kentsel dönüşüm projelerinde yalnızca yeni yapı üretimi değil, aynı zamanda uzun ömürlü ve yüksek performanslı yapıların inşa edilmesi öncelik kazanacaktır. Bu süreçte standartların ve mevzuatın geliştirilmesi kritik rol oynamaktadır. TS 825 standardındaki güncellemelerle birlikte binaların hem ısıtma hem de soğutma ihtiyaçlarının proje aşamasında dikkate alınması, enerji verimliliğini önemli ölçüde artırmaktadır.

Benzer şekilde, su yalıtımına yönelik teknik düzenlemelerin netleşmesi, yapı güvenliğini güçlendiren önemli bir adım olarak öne çıkmaktadır. Önümüzdeki yıllarda sektörün, bütüncül bina performansını esas alan bir yaklaşım doğrultusunda daha yüksek kalite standartlarına doğru evrilmesi beklenmektedir.

  1. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Yapı sektöründe kaliteyi sürdürülebilir şekilde artırmanın yolu, güçlü üretim altyapısı ve sürekli gelişim yaklaşımından geçmektedir. Bu doğrultuda Kartepe’deki üretim tesisimizde hayata geçirdiğimiz yeni yatırımla membran üretim kapasitemizi önemli ölçüde artırıyoruz. Bu yatırım kapsamında üretim hatlarımızın tamamında ileri teknolojiye dayalı kapsamlı bir modernizasyon gerçekleştiriyoruz. Bu sayede hem üretim verimliliğimizi artırıyor hem de farklı pazarlara yönelik özel ürün geliştirme kabiliyetimizi güçlendiriyoruz. Yeni yatırımla birlikte Avrupa pazarında talep gören özel membran ürünlerinin üretimine de başlamayı hedefliyoruz. Amacımız yalnızca üretim kapasitesini artırmak değil; aynı zamanda inovasyon ve Ar-Ge gücümüzle sektörün kalite standartlarını yukarı taşımaktır. Yapı güvenliğinin ve sürdürülebilir kentleşmenin güçlü yalıtım çözümleriyle mümkün olduğuna inanıyor, bu alandaki çalışmalarımızla sektörün dönüşümüne katkı sunmaya devam ediyoruz.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Deprem Güçlendirmede Hafif Ama Güçlü: Kompozit Teknolojiler

Yayınlandı

-

Sika Türkiye Teknik Departman ve Pazarlama Grup Müdürü Korkut Bozkurt


Sika’nın karbon, cam ve bazalt gibi ileri malzemelerden üretilen kompozit sistemleri; yapıları ağırlaştırmadan güçlendiriyor. Hızlı uygulanabilir bu çözümler, deprem riskine karşı pratik ve etkili bir koruma sunuyor.

Yapıların güçlendirilmesinde kullandığınız kompozit malzemeler nelerdir ve bu sistemlerin sağladığı avantajlar neler?

Sika olarak yapıların güçlendirilmesi için çok hafif kompozit malzemeler tedarik etmekteyiz. Bu ürün ve sistemlerimiz 1999 depreminden sonra etkin ve yaygın şekilde sektörün hizmetine sunuldu. Bu ürünler karbon, cam, aramid, bazalt gibi malzemelerden üretilmiş, kumaşlar, plakalar, halatlar, çubuklardan oluşmaktadır. Özel reçineler ve uzmanlık gerektiren uygulamalar ile pratik ve hızlı bir çözüm sağlayan sistemlerdir.

Depreme dayanıklı yapı üretiminde betonun kalitesini artıran özel katkılarımız, su yalıtımında kullanılan ürünlerimiz, betonarme yapıyı korumak için kullanılan kaplamalarımız ile yapıların uzun ömürlü ve dayanıklı olmasına katkı sağlıyoruz.

Ürünlerimiz CE standartlarına uygun üretilmekte, üretim, kalite, çevre, iş güvenliği ile ilgili tüm belge ve sertifikalara sahiptir.

Kentsel dönüşüm projelerinde sunduğunuz ürün yelpazesi ve sağladığınız temel avantajlar nelerdir?

Kentsel dönüşüm sürecinde yenilenen yapılarda temelden çatıya kadar çözümler sunduğumuz çok geniş bir ürün yelpazemiz mevcut. Bunlar arasında; temel izolasyon ürünleri, tamir harçları, beton katkıları, seramik yapıştırıcıları, zemin kaplamaları, teras ve çatı izolasyon ürünleri bulunmaktadır. Bu ürün gamımızla; hızlı, güvenilir ve uzun ömürlü çözümler sunmaktayız. Özellikle renovasyon ve güçlendirme projelerinde; kompozit malzemelerimiz, tamir harçlarımız, koruyucu kaplamalarımız mevcuttur.

Sürdürülebilirlik konusunda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz ve sektöre nasıl bir katkı sağlıyorsunuz?

Sürdürülebilir ürünler konusunda firmamız öncülük etmektedir. Global bir firma olmamız nedeniyle bu konuda bir adım daha önden gitmekteyiz. Bu anlamda da sektörü yönlendirip liderlik ediyoruz. Birçok ürünümüzde geri dönüşüm girdileri kullanıyoruz.

 2030 ve sonrasında yapı sektöründe nasıl bir dönüşüm öngörüyorsunuz?

2030 ve sonrası sektörümüz daha çevreci ürünler ile hizmet verecektir. Deprem olasılığının daha da artması ile dönüşüm ve güçlendirme uygulamaları son derece hız kazanmış olacak. Bu yönde talepler artacaktır.

Küresel ekonomik ve siyasi gelişmelerin yapı sektörü ve kentsel dönüşüm süreçlerine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyadaki ekonomik ve siyasi gelişmeler halihazırda tüm sektörleri etkilediği gibi yapı sektörünü de etkilemektedir. Bu durum da kentsel dönüşüm ve güçlendirme projelerinin yavaşlamasına neden olmaktadır. Bir an önce her alanda istikrar sağlanması ekonomimizin ve sektörümüzün düzelmesine ve gelişmesine olanak sağlayacaktır.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Depreme Karşı Sadece Bina Değil, Zemin de Güçlenmeli

Yayınlandı

-

İstanbul Teknik İnşaat A.Ş. Geosentetik Ürünler Satış Müdürü Deniz Cındık


Deprem dayanımı sadece taşıyıcı sistemle sınırlı değil. İstanbul Teknik’in geliştirdiği geosentetik çözümler, zemini güçlendirerek yapının temel davranışını iyileştiriyor; daha güvenli, ekonomik ve hızlı uygulanabilir projelerin önünü açıyor.

Türkiye’nin deprem gerçeği göz önüne alındığında; mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi için geliştirdiğiniz ekonomik ve hızlı uygulanabilir çözümler var mı?


İstanbul Teknik olarak, 30 yıla yaklaşan deneyimimizle hem altyapı hem de üstyapı projelerinde güvenli, ekonomik ve uygulanabilir çözümler geliştiriyoruz. Türkiye’nin deprem gerçeği düşünüldüğünde, yapı güvenliğinin yalnızca taşıyıcı sistemle değil, yapının oturduğu zeminin davranışıyla birlikte ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Bu noktada geosentetik çözümlerimiz, özellikle zemin stabilizasyonu ve güçlendirilmesi açısından önemli katkılar sunuyor.

Geosentetik ürünlerimiz, zeminin taşıma gücünü artırmaya, oturmaları azaltmaya ve yüklerin daha dengeli yayılmasını sağlamaya yardımcı olur. Zayıf veya problemli zeminlerde uygulanan zemin iyileştirme çözümleri, temelin daha kararlı çalışmasına katkı sağlar. Bu da konutlar, sanayi yapıları, yol ve diğer mühendislik yapılarında deprem etkileri altında daha güvenli bir zemin-temel davranışı elde edilmesine destek olur. Özellikle diferansiyel oturmaların azaltılması ve zeminin bütüncül performansının iyileştirilmesi, depreme karşı dayanıklılık açısından kritik öneme sahiptir.

Ayrıca bu çözümler, klasik yöntemlere göre daha hızlı uygulanabilmeleri ve çoğu projede daha ekonomik alternatifler sunmaları açısından da öne çıkmaktadır. Sahada uygulama kolaylığı, daha kısa inşaat süreleri ve uzun dönem performans avantajı sayesinde, hem yeni projelerde hem de iyileştirme gerektiren alanlarda etkili sonuçlar alınabilmektedir.

İstanbul Teknik olarak yaklaşımımız, doğru ürün ve doğru mühendislik çözümünü bir araya getirerek, deprem riskine karşı daha dayanıklı ve sürdürülebilir yapılar oluşturulmasına katkı sağlamaktır.

Depreme dayanıklı yapı üretiminde ürünlerinizin sağladığı teknik üstünlükler nelerdir?

Depreme dayanıklı yapı üretiminde en önemli unsurlardan biri, yapının zeminle birlikte güvenli ve dengeli çalışmasını sağlamaktır. İstanbul Teknik olarak geliştirdiğimiz geosentetik çözümler bu noktada önemli avantajlar sunar.

Özellikle geogrid ürünlerimiz, zemin içerisinde donatı görevi görerek zeminin taşıma kapasitesini artırır ve yüklerin daha geniş bir alana yayılmasına yardımcı olur. Bu sayede temeller altında oluşabilecek diferansiyel oturmalar azaltılır ve yapılar daha kararlı bir zemin üzerinde çalışır.

Ayrıca geosentetik çözümlerimizin hafif, hızlı uygulanabilir ve uzun ömürlü olması, projelerde hem teknik hem de ekonomik açıdan önemli avantajlar sağlar. Bu özellikler sayesinde hem yeni projelerde hem de zemin iyileştirme gerektiren uygulamalarda güvenilir çözümler sunulmaktadır.

Ulusal ve uluslararası hangi standartlara uygun üretim yapıyorsunuz? Sahip olduğunuz sertifikalar nelerdir?

İstanbul Teknik olarak üretimimizi ulusal ve uluslararası kalite standartlarına uygun şekilde gerçekleştiriyoruz. Ürünlerimiz ISO kalite yönetim sistemleri, CE işareti ve IVG sertifikaları kapsamında üretilmektedir.

Bunun yanı sıra kaliteyi yalnızca sertifikalarla sınırlı görmüyor; üretim sürecinin her aşamasını kontrol altında tutuyoruz. Hammaddeden başlayarak nihai ürüne kadar tüm üretim aşamaları, fabrikamız bünyesindeki son teknolojiye sahip test laboratuvarımızda düzenli olarak test edilmekte ve performans değerleri doğrulanmaktadır. 

Bu yaklaşım sayesinde projelerde kullanılan ürünlerin sürekliliğini, dayanımını ve uzun vadeli performansını güvence altına almayı hedefliyoruz.

Kentsel dönüşüm projelerinde sağladığınız teknik ve ekonomik avantajlar nelerdir?

Kentsel dönüşüm projelerinde en önemli konuların başında güvenli yapı üretiminin yanı sıra hızlı uygulama ve maliyet etkin çözümler yer alıyor. İstanbul Teknik olarak sunduğumuz geosentetik çözümler, zemin iyileştirme ve stabilizasyon uygulamalarında projelere hem teknik hem de ekonomik avantajlar sağlamaktadır.

Geosentetik ürünlerimiz, zeminin taşıma kapasitesini artırarak temellerin daha dengeli çalışmasına yardımcı olur ve olası oturmaların kontrol altına alınmasına katkı sağlar. Bunun yanında hafif ve hızlı uygulanabilir olmaları sayesinde şantiye sürelerini kısaltır ve proje maliyetlerinin daha verimli yönetilmesine destek olur.

Bu çözümler, özellikle geniş ölçekli konut projelerinde önemli avantajlar sunmaktadır. Nitekim kentsel dönüşüm projelerinin yanı sıra TOKİ ve EMLAK GYO tarafından yürütülen büyük ölçekli konut projelerinde ve deprem sonrası inşa edilen yerleşim alanlarında da geosentetik çözümler etkin şekilde tercih edilmektedir.

İstanbul Teknik olarak hedefimiz, doğru mühendislik yaklaşımı ve güvenilir ürünlerle, güvenli ve sürdürülebilir yerleşim alanlarının oluşturulmasına katkı sağlamaktır.

Bu projelerde en çok tercih edilen ürünleriniz hangileridir?

Bu tür projelerde en çok tercih edilen ürünlerimizin başında, Fortex markasıyla ürettiğimiz geogrid ürünlerimiz gelmektedir. Geogridler, zemin stabilizasyonu ve güçlendirme uygulamalarında zeminin taşıma kapasitesini artırarak temellerin daha dengeli çalışmasına katkı sağlar ve oturmaların kontrol altına alınmasına yardımcı olur.

İstanbul Teknik olarak Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi konumundayız. Fortex markamızla geliştirdiğimiz ürünler, altyapı ve üstyapı projelerinde yüksek performanslı zemin güçlendirme çözümleri sunmaktadır. Ayrıca 2025 yılında devreye aldığımız yeni üretim hattı ile üretim kapasitemizi önemli ölçüde artırarak, hem iç pazardaki projelere hem de uluslararası taleplere daha güçlü şekilde yanıt verebilir hale geldik.

Bunun yanında özellikle zemin iyileştirme uygulamalarında geotekstil ile entegre üretilen kompozit geogrid çözümlerimiz de sıklıkla tercih edilmektedir. Bu ürünler, geogridin donatı özelliğini geotekstilin ayırma ve filtrasyon özellikleriyle birleştirerek zemin performansını daha da artıran bütüncül bir çözüm sunar.

İstanbul Teknik olarak güçlü üretim altyapımız, mühendislik tecrübemiz ve Geosentetik ürün portföyümüz ile kentsel dönüşüm, deprem konutları ve diğer konut projelerinde güvenilir ve uzun ömürlü çözümler sunmaya devam ediyoruz.

Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterleri kapsamında ürünleriniz neler sağlıyor?


Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik açısından geosentetik çözümler önemli avantajlar sunmaktadır. İstanbul Teknik olarak geliştirdiğimiz geosentetik ürünler, projelerde doğal kaynak kullanımını azaltarak daha verimli mühendislik çözümleri oluşturulmasına katkı sağlar.

Geosentetik uygulamalar sayesinde şantiyelerde kullanılan dolgu malzemesi miktarı azaltılabilir, inşaat süreçleri daha hızlı ilerler ve makine kullanımı önemli ölçüde düşürülebilir. Bu durum hem enerji tüketiminin hem de proje maliyetlerinin azaltılmasına katkı sağlarken projelerin karbon ayak izinin azaltılmasını sağlar.

Ayrıca geosentetik ürünlerin sağladığı zemin stabilizasyonu ve dayanım artışı sayesinde yapıların ve altyapı sistemlerinin servis ömrü uzar. Böylece bakım ve yenileme ihtiyacı azalırken projelerin uzun vadeli sürdürülebilirliği de desteklenmiş olur.

2030 ve sonrası için sektörün evrimi nasıl olacak?

2030 ve sonrasında inşaat ve altyapı sektörünün, daha sürdürülebilir, dayanıklı ve verimli mühendislik çözümlerine yönelmesi bekleniyor. Artan kentleşme, iklim değişikliği ve doğal afet riskleri, özellikle zemin mühendisliği ve altyapı çözümlerinde daha yenilikçi teknolojilerin kullanımını gerekli kılıyor.

Bu noktada geosentetik ürünlerin kullanımının hem Türkiye’de hem de dünyada daha da yaygınlaşacağını öngörüyoruz. Geosentetik çözümler; daha az doğal kaynak kullanımı, daha hızlı inşaat süreçleri ve uzun ömürlü performans avantajları sayesinde modern mühendislik projelerinin önemli bir parçası haline geliyor.

Önümüzdeki dönemde özellikle büyük ölçekli altyapı projeleri, kentsel dönüşüm çalışmaları ve afet sonrası hızlı yapılaşma süreçlerinde geosentetik teknolojilerin daha fazla tercih edileceğini düşünüyoruz. İstanbul Teknik olarak biz de üretim gücümüz, Ar-Ge çalışmalarımız ve mühendislik birikimimizle bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olmaya devam etmeyi hedefliyoruz.

Son olarak iletmek istediğiniz mesaj veya duyurunuz var mı?


Öncelikle bu önemli konuya yer verdiğiniz ve bizlere de görüşlerimizi paylaşma fırsatı verdiğiniz için sizlere teşekkür ederiz. Bugüne kadar ülkemizin yaşadığı depremlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, başta yakınları olmak üzere tüm milletimize bir kez daha başsağlığı diliyoruz.

Bizler geosentetik teknolojilerinin sağladığı avantajların daha geniş kitleler tarafından bilinmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle İstanbul Teknik olarak yalnızca üretim yapmakla yetinmiyor, aynı zamanda sektörde farkındalık oluşturmayı da önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu kapsamda üniversitelerle iş birlikleri gerçekleştiriyor, teknik seminerler ve eğitimler düzenleyerek genç mühendislerin ve sektör profesyonellerinin geosentetik çözümler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke olarak, dayanıklı yapı kavramının yalnızca konutlarla sınırlı olmadığını da vurgulamak isteriz. Yolların, köprülerin, havalimanlarının ve istinat yapılarının da deprem anında güvenli şekilde hizmet vermeye devam etmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu konuda önemli örneklerden biri de Gaziantep’te yer alan projelerimizdir. Gaziantep TAG Otoyolu Organize Sanayi Bölgesi Kavşağı’nda hat uzunluğu yaklaşık 4200 metre, maksimum yüksekliği 25 metreye ulaşan ve 6 farklı tipte toplam 19 adet GeoArme geogrid donatılı duvar bulunmaktadır. Deprem sonrası yapılan incelemelerde, depremin yoğun şekilde hissedildiği bölgelerden birinde yer almasına rağmen bu yapıların çok iyi performans gösterdiği ve yalnızca hafif deformasyonlar oluştuğu gözlemlenmiştir.

Bu tür örnekler, doğru mühendislik tasarımı ve kaliteli geosentetik ürünlerin afetlere karşı dayanıklı altyapı çözümleri oluşturmadaki önemini açıkça ortaya koymaktadır.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler

Egepen


Kapanma Süresi 20Saniye