Banyo ve Mutfakta Yeni Standart: Sürdürülebilir Konfor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Banyo ve Mutfakta Yeni Standart: Sürdürülebilir Konfor

Yayınlandı

-

GROHE Türkiye & Azerbaycan Lideri Tarık Çakıcı

GROHE, banyo ve mutfak alanlarında entegre sistem yaklaşımı, sezgisel teknoloji anlayışı ve sürdürülebilirlik odağıyla yalnızca ürün değil, uzun vadeli yaşam çözümleri sunuyor. 2025’in sektör dinamikleri ve 2026 vizyonu bu röportajda.

Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

GROHE, hem konut hem de profesyonel segmentlere yönelik olarak banyo ve mutfak alanlarında uçtan uca çözümler sunan bir çözüm sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. Ürün portföyümüz; bataryalar, duş sistemleri, vitrifiye çözümleri, gömme rezervuar ve ankastre sistemler ile su teknolojilerini kapsamakta olup, tüm bu ürünler tekil parçalar yerine entegre sistemler olarak birlikte çalışacak şekilde tasarlanmaktadır.

Marka mimarimiz, güvenilir ve günlük kullanıma yönelik çözümlerden, GROHE SPA gibi premium ve tasarım odaklı segmentlere kadar uzanan tek ve tutarlı bir ekosistem içinde farklı ihtiyaçlara cevap vermemizi sağlıyor. Bu yapı, mimarların, geliştiricilerin ve son kullanıcıların farklı ölçek ve türdeki projelerde tek bir güvenilir marka ile çalışabilmesine olanak tanıyor.

GROHE’yi açık şekilde farklılaştıran unsur; kalite, teknoloji, tasarım ve sürdürülebilirliğe olan uzun vadeli ve tutarlı odağımızdır. Bizim için inovasyon, görünür karmaşıklık eklemekten ziyade; sezgisel kullanım, istikrarlı performans ve dayanıklı mühendislik yoluyla günlük deneyimi iyileştirmek anlamına gelir. Bu disiplinli yaklaşım ve su ile enerji kullanımındaki sorumlu duruşumuz, rekabetçi pazarda GROHE’yi ayrıştıran temel faktörlerdir.


2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, sektör açısından bir yeniden dengeleme ve netleşme dönemi oldu. Sürdürülebilirlik, yaşam kalitesi ve uzun vadeli performans beklentileri daha belirgin hale geldi. Hem tüketiciler hem de profesyoneller, kısa vadeli trendler yerine güvenilir, verimli ve uzun ömürlü çözümlere yöneldi.

Bu tablo, GROHE’nin temel güçlü yönlerini daha da görünür kıldı. Konforu ve güvenilirliği, düşünülmüş tasarımla ileri teknolojiyi kullanıcı deneyiminin doğal bir parçası haline getiren sistemlere olan talep arttı. Bu yaklaşım, GROHE’yi yalnızca bir ürün markası değil, güvenilir bir çözüm ortağı olarak konumlandırmak için önemli bir fırsat sundu.

Bu süreçteki en büyük zorluk, artan beklentileri tutarlı biçimde karşılamaktı. İnovasyonun her zaman gerçek bir ihtiyaca hizmet etmesi ve uzun vadeli kalite standartlarıyla uyumlu kalması öncelik oldu. Aynı zamanda 2025, profesyonel iş ortaklarımızla ilişkilerimizi güçlendirdiğimiz ve kilit pazarlardaki varlığımızı derinleştirdiğimiz bir yıl olarak öne çıktı.


Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyiplanlıyorsunuz?

2026’ya bakarken, banyo ve mutfakların yalnızca işlevsel alanlar olmaktan çıkıp günlük yaşam kalitesini destekleyen mekânlar olarak evrilmeye devam edeceğini öngörüyoruz. Kullanıcılar; sakin, sezgisel ve kalıcı bir deneyim sunan, tasarım, konfor ve sürdürülebilirliğin doğal bir bütünlük içinde olduğu çözümler arıyor.

Sürdürülebilir lüksün artık bir ayrıcalık değil, yeni standart haline geldiğini net biçimde görüyoruz. Dayanıklılık, verimlilik ve zamansız tasarım bu yaklaşımın temelini oluştururken; teknoloji, arka planda kalarak konforu ve performansı iyileştiren bir rol üstleniyor.

Bu doğrultuda stratejik odağımız; su verimliliği sağlayan teknolojiler, sezgisel kullanıcı etkileşimi ve uzun vadeli güvenilirlik olmaya devam edecek. Aynı zamanda çözümlerimizin farklı mimari yaklaşımlara ve bölgesel ihtiyaçlara sorunsuz şekilde entegre olmasını sağlamayı sürdüreceğiz.


2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

2026 yılı için önceliğimiz, IMEA bölgesi kapsamında Türkiye ve Azerbaycan’daki GROHE varlığını ve marka algısını daha da güçlendirmek olacak. Coğrafi genişlemeden ziyade, mevcut pazarlarda derinleşmeye ve banyo ile mutfaklarda sistem bazlı çözüm yaklaşımının yarattığı değeri daha net anlatmaya odaklanıyoruz.

Bu doğrultuda mevcut pazarlardaki yaklaşımımız; profesyonel iş ortaklarımızla daha yakın ve uzun vadeli iş birlikleri kurmayı, mimar ve geliştiricileri güvenilir ve sürdürülebilir çözümlerle desteklemeyi ve ürün portföyümüzü yerel tasarım beklentileri, mevzuatlar ve kullanım alışkanlıklarıyla uyumlu hale getirmeyi kapsıyor. Bizim için büyüme, hızlı yayılmadan çok güven, tutarlılık ve performans üzerinden şekilleniyor.

Ürün geliştirme ve yatırım tarafında ise odağımız; su verimliliğini artıran, sezgisel kullanımı destekleyen ve uzun vadeli dayanıklılığı güçlendiren platform ve teknolojiler olacak. Bu yaklaşım, sürdürülebilir büyümeyi desteklerken GROHE’nin kalite algısını ve marka bütünlüğünü korumamıza da katkı sağlıyor. Genel stratejimiz, Türkiye ve Azerbaycan’da GROHE’nin güvenilir bir çözüm ortağı olarak konumunu daha da sağlamlaştırmak üzerine kurulu.


Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Sürdürülebilirlik, GROHE’nin uzun vadeli vizyonunun temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Tasarım, üretim ve ürün performansına bakış açımızda çevresel sorumluluk, her zaman kalite ve konforla birlikte ele alınıyor. Bu yaklaşım, üretim tesislerimizde karbon nötr üretimle başlıyor ve kullanıcı deneyiminden ödün vermeden su ve enerji tüketimini azaltan çözümlerle devam ediyor.

Ürün tarafında, özellikle ankastre sistemler gibi uzun ömürlü ve gizli çözümler sürdürülebilirliğe önemli katkı sağlıyor. Bu sistemler, bakım ihtiyacını azaltarak malzeme israfını önlüyor ve bina yaşam döngüsü boyunca tutarlı performans sunuyor. Böylece çevresel etkiyi azaltırken, uzun vadeli değer yaratmayı mümkün kılıyor.

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkilerle sınırlamıyor, güçlü bir sosyal sorumluluk alanı olarak da ele alıyoruz. LIXIL bünyesinde hayata geçirilen LIXIL Community Day gibi inisiyatiflerle, çalışanlarımızın hijyen, yaşam kalitesi ve daha iyi yaşam koşullarını destekleyen yerel projelerde aktif rol almasını teşvik ediyoruz. Bu çalışmalar, sorumlu iş yapış anlayışımızın ürünlerin ötesine geçerek topluma dokunması gerektiğine olan inancımızı yansıtıyor.

Önümüzdeki dönemde de su verimliliği, enerji tasarrufu ve uzun ömürlü ürün çözümleri odağında yatırımlarımızı sürdürürken; çevresel etkisi düşük üretim süreçleri ve toplumsal fayda yaratan projelerle bu yaklaşımı daha da ileri taşımayı hedefliyoruz.


Son olarak, iletmek istediğiniz ve ya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Önümüzdeki döneme dair odağımız oldukça net. Günümüz yaşam biçimine cevap veren, sürdürülebilirliği, konforu ve uzun vadeli kaliteyi merkeze alan çözümler geliştirmeyi sürdüreceğiz. GROHE için bu yaklaşım; tasarım, teknolojinin kullanıcı deneyiminin doğal bir parçası haline gelmesi ve sorumlu su kullanımının günlük yaşam alanlarında daha rafine biçimde bir araya gelmesi anlamına geliyor.

Yakın dönemde, Türkiye ve Azerbaycan’daki profesyonel iş ortaklarımızla iş birliklerimizi daha da güçlendirmeye odaklanıyoruz. Pazara sunduğumuz çözümlerin her zaman güncel, dayanıklı ve geleceğe hazır olmasını sağlarken; aynı zamanda mimari ve kullanıcı beklentilerine daha bütüncül yanıtlar sunmayı hedefliyoruz. Bununla birlikte, verimlilikten ve sorumlu kullanımdan ödün vermeden, suyun duyusal deneyimini zenginleştiren yeni yaklaşımlar üzerinde çalışıyoruz. Amacımız, suyla kurulan günlük etkileşimi daha anlamlı ve nitelikli hale getirerek, yaşam alanlarında kalıcı bir değer yaratmak.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

Pimapen: 44 Yıldır Türkiye’de Pencerenin Standardını Belirleyen Marka

Yayınlandı

-

PİMAPEN GENEL MÜDÜR YARDIMCISI SEYFETTİN ASLAN

PVC pencereyi Türkiye ile tanıştıran Pimapen, bugün yalnızca pencere değil; yalıtım, sessizlik, güvenlik ve konfor sunan sistem çözümleriyle sektördeki jenerik marka konumunu güçlendiriyor. Köklü geçmişini ileri mühendislik, yüksek performans ve sürdürülebilirlik odağıyla geleceğin penceresine taşıyor.

  1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Pimapen, 44 yıldır bu topraklarda pencereye adını veren, Türkiye’de PVC pencere denince akla gelen jenerik bir marka. Bu konum, tesadüfen oluşmuş bir algı değil; geçmişten bugüne uzanan güçlü bir marka inşasının ve tüketicilerimizle kurduğumuz kalıcı güven ilişkisinin doğal bir sonucu.

Pimapen’i anlatmadan önce, çok kısa da olsa parçası olduğumuz yapı olan Ege Profil’e değinmek isterim. Ege Profil, bugün yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın önde gelen yapı sistemleri üreticilerinden biri olan Belçika merkezli Deceuninck Grubu’nun bir şirketi. 1937 yılında kurulan Deceuninck; 35 ülkedeki iştirakleri, 91’den fazla ülkede sunduğu çözümler ve 4.500’ü aşkın çalışanıyla küresel ölçekte güçlü bir yapı. Ege Profil ise bu yapının Türkiye’deki parçası olarak, Türkiye ve Asya Pasifik bölgesinden sorumlu bir merkez konumunda yer alıyor.

Pimapen’in hikâyesi 1982 yılında, Türkiye’nin ilk PVC penceresi olarak başladı. Sektörde ilk TSE ve ISO 9001 belgelerini alan, çevre dostu kurşunsuz profil geliştiren ilk marka olduk. Turquality programına giren ilk PVC pencere üreticisi olarak da sektörde standartları belirleyen öncü bir rol üstlendik.

Bugün Pimapen olarak yalnızca pencere üretmiyoruz; yalıtım, sessizlik, güvenlik ve konfor sunuyoruz. 6 odacıklı 80 mm profiller, üçlü conta sistemleri ve gelişmiş cam kombinasyonlarıyla ısı iletim değerini Uw 0,78 W/m²K seviyelerine kadar düşüren sistemler geliştiriyoruz. Sessizliği ve yalıtımı merkezine alan bu yaklaşım, Pimapen’i rakiplerinden net biçimde ayrıştıran en önemli unsurlardan biri.

  1. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz?Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı yapı sektörü açısından zorlu ama öğretici bir yıl oldu. Finansmana erişim koşulları ve maliyet baskıları sektörü sınarken, kentsel dönüşüm ve enerji verimliliği odaklı projeler hareket alanı yarattı. Pimapen açısından 2025, marka gücünün daha da belirginleştiği bir dönem oldu. Belirsizlik ortamlarında tüketici güvenilir, bilinen ve erişilebilir markalara yöneliyor. Pimapen’in jenerik marka olması bu noktada en büyük avantajımız oldu. Kalite standartlarımızdan ödün vermeden, ürün portföyümüzü doğru konumlandırarak bu süreci yönettik.

  1. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

2026’da sektörün daha dengeli bir zemine oturacağını öngörüyoruz. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve yalıtım performansı artık tercih değil, zorunluluk.

Pimapen tarafında odağımız çok net; geleceğin penceresi olmak. Sessizlik, enerji tasarrufu ve akıllı sistemlerle entegre çözümler odağımızda. 

Biz geçmişimizle gurur duyuyor, ama gözümüzü gelecekten ayırmıyoruz. Pimapen, dün olduğu gibi yarın da standartları belirlemeye devam edecek.

  1. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

Pimapen, parçası olduğumuz yapı olan Ege Profil’in önemli markalarından biri. Bugün İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’da bulunan bölge müdürlüklerimiz ile bu merkezlere bağlı satış ekipleri aracılığıyla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye genelinde 270’e yakın üretici bayimiz ve 600’ü aşkın satıcı bayimiz var. Son derece güçlü ve yaygın bir hizmet ağına sahibiz. Pencereye adını veren jenerik marka olarak ulusal ölçekte ihtiyaçlara yanıt veriyor; uluslararası arenadaki gelişmeleri, teknolojik yenilikleri ve trendleri yakından takip ederek bu birikimi ürün ve hizmetlerimize yansıtıyoruz. Yani küresel düşünüyor yerel hareket ediyoruz. 

Ancak konu ihracat olunca bu sorunun cevabını Ege Profil ekseninden cevaplamak büyük resmi vermek açısından daha açıklayıcı olacak. Dünyanın en büyük üç PVC profil üreticisinden biri olan Belçikalı Deceuninck Grubu’nun parçası olan Ege Profil, Türkiye’deki bölgesel liderliği ile dünyanın ihracat ve üretim merkezi. 150 bin tonluk üretim kapasitesine sahip ve 80’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Şili’den Yeni Zelanda’ya uzanan bu geniş coğrafyada, Türkiye merkezli bir üretim ve Ar-Ge üssü konumunda. İhracat, Ege Profil için sadece büyüme değil, aynı zamanda portföy kalitesini yükselten ve teknolojik dönüşümümüzü hızlandıran bir kaldıraç. Bu sayede hem iç pazarda hem uluslararası arenada daha güçlü bir konum inşa ediliyor.  

  1. Son olarak, iletmek istediğiniz ve ya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı? 

Pimapen, neredeyse yarım asırdır bu toprakların penceresi. Pencereye adını veren marka olmanın sorumluluğunu hissederek geleceğe bakıyor; bu ülkenin üretimine, sanayi gücüne ve ekonomisine katkı sağlıyoruz. Türkiye’nin ilk PVC penceresini ürettik, standartları belirledik, sektöre yön verdik. Bugün bu mirası, parçası olduğumuz yapı olan Ege Profil’in 45. yılına yaklaşırken, küresel bir vizyonla geleceğe taşımayı hedefliyoruz. 

Sessiz, konforlu, enerji verimli yaşam alanları artık bir lüks değil. Pimapen olarak, pencereye adını veren marka olmanın sorumluluğuyla, geleceğin penceresini bugünden inşa etmeye kararlıyız. 

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Kayalar Kimya: Ar-Ge ile Güçlenen, Sürdürülebilirlikle Büyüyen 50 Yıl

Yayınlandı

-

KAYALAR KİMYA Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Kenan Kayalar

Kayalar Kimya, Ar-Ge gücü, sürdürülebilirlik odaklı yatırımları ve 55 ülkeye uzanan ihracat ağıyla boya ve kimya sektöründe liderliğini pekiştirirken, 2026’ya inovasyon ve teknoloji merkezli stratejilerle hazırlanıyor.

1.Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Kayalar Kimya olarak bu yıl şirketimizin 50. yılını kutlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Çalışanlarımız ve paydaşlarımız ile büyümeye ve yeni hedeflerle gelişmeye devam ediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada Avrupa’nın en büyük mobilya boya ve vernik üreticilerinden biriyiz. Mobilya boyaları ve vernikleri alanındaki lider markamız Genç, inşaat boyaları alanındaki markamız Düfa, endüstriyel boyalar alanındaki markamız Genç Noroo ve dış mekân ahşap boya ve vernikleri alanındaki markamız Woodsol ile çok geniş bir alanda hizmet sunuyoruz. Güçlü Ar-Ge merkezimiz ve vernik, boya uygulama ve simülasyon merkezimiz ile sektörümüzde fark yaratıyoruz.  Müşterilerimizin ihtiyaçlarına hızlı ve yenilikçi çözümler sunuyor ve eğitimlerine katkı sağlıyoruz.

Bunun yanında Tuzla fabrikamızdaki üretimimize ek olarak Gebze’deki ikinci fabrikamızda endüstriyel tutkal üretimimizle KayaColl, KayaTherm, KayaPur, KayaPren, KayaSit, KayaSil, KayaFlex markalarıyla varız. Tutkal ve bağlayıcılar alanında da sürdürülebilir büyüme sağlamayı ve başarımızı bu alanda da göstermeyi hedefliyoruz. 

Bizi ayrıştıran başlıca unsurların Ar-Ge ve uygulama/simülasyon alanındaki başarımız olduğunu düşünüyorum. Mobilya boya ve vernikleri alanında Ar-Ge merkezi unvanını alan ilk firmayız. Tecrübemiz ve yetkinliğimiz ile fark yaratıyoruz. Müşterilerimizin ve potansiyel müşterilerimizin talep ve beklentilerine hızlı ve doğru şekilde yanıt verebiliyoruz.   Bunun yanında sürdürülebilirlik ve teknoloji odaklı bir şirketiz ve bu odağımızla full otomasyona sahip tesislerimizde yeni ekipman yatırımlarımızla da fabrikalarımızı sürekli ileriye taşıyoruz. 

2. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Son yıllarda global arenada olduğu gibi Türkiye’de de pek çok sektör enflasyon, enerji, lojistik gibi alanlarda zorluklarla karşılaştı. Bu anlamda 2025 yılının tüm sektörlerde olduğu gibi boya sektörü için de kolay bir yıl olmadığını söyleyebiliriz. 

Ancak bizim ürün çeşitliliğimiz, hızlı servisimiz, üretim kalitemiz, yenilikçi anlayışımız ve Ar-Ge yatırımlarımızla sektördeki değişimlere hızlı uyum sağladığımızı ve özellikle ihracat odağımız sayesinde fark yarattığımızı vurgulamak isterim. 55 ülkeye ihracat yapıyoruz ve bu ülkelerde mevcut pazar paylarımızı arttırmak için yapılanmaya devam ediyoruz.  İKMİB’in İhracatın Yıldızları ödüllerinde de sürekli zirvede olmaktan mutluluk duyuyoruz. 2024 “Boya, Vernik ve Mürekkepler İhracatı” kategorisinde Türkiye 3.’lüğümüzle bu yıl da ihracattaki başarımızı kanıtladık. 

3. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz? 

Tüm sektörlerde olduğu gibi boya sektöründe de sürdürülebilirlik çok daha fazla önem kazanıyor. Kayalar Kimya olarak, sektördeki lider konumumuzu güçlendirmek ve uzun vadeli sürdürülebilir büyümeyi sağlamak amacıyla AR-GE çalışmalarına büyük önem veriyoruz. 

AR-GE merkezimizde yürüttüğümüz inovasyon çalışmalarının temelini çevresel sürdürülebilirlik, fiziksel ve kimyasal dayanıklılık, estetik özellikler ve yeni kullanım alanlarının keşfi oluşturuyor. Ahşap boyaları özelinde, çevreye ve insan sağlığına daha az zarar veren düşük uçucu organik bileşenler (VOC) içeren boyaların daha fazla üretimini hedefliyoruz. Bunun yanı sıra, biyolojik kaynaklardan elde edilen ham maddeler (bitkisel yağlar, doğal reçineler vb.) kullanarak, petrol türevli ham maddelere olan bağımlılığımızı azaltmayı amaçlıyoruz. Boya üretim süreçlerinde atıkların minimize edilmesi ve geri kazanılması, sürdürülebilir üretim yöntemlerinin uygulanması da öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Hem yurt içinde hem de yurt dışında üniversite ve araştırma merkezleri ile yürüttüğümüz projelerimiz ile dünyadaki teknolojileri de eş zamanlı takip edebiliyor ve uygulama örneklerini tartışabiliyoruz. Hali hazırda yürüttüğümüz Avrupa Birliği’nden fonlanan projelerimiz dünyada ilk defa sentezlenen ürünleri içermekle birlikte otomasyon ile üretim ve yapay zeka ile olası yan reaksiyonların öngörülüp engellenmesini kapsıyor.

Dijital izleme sistemleri ve otomasyon teknolojileri, üretim süreçlerimize entegre edilmiş durumda. Süreç verimliliğini artırmak ve enerji tasarrufu sağlamak adına bu teknolojileri etkin şekilde kullanıyoruz. Kullanıcı dostu, hızlı kuruyan, yüksek yüzey çizilme direncine sahip, parmak izi bırakmayan ve yangına dayanıklılık gibi özellikler taşıyan akıllı boyalar da AR-GE alanındaki önemli projelerimiz arasında yer alıyor.

Ayrıca ürünlerimizin yaşam döngüsündeki çevresel etkilerini göz önünde bulundurarak, ürün yaşam döngüsü değerlendirmesi (LCA) yapıyoruz. Bu analiz sayesinde ürünlerimizin sera gazı salınımı, atık üretimi, enerji tüketimi ve su kullanımı gibi unsurlarını değerlendirerek daha sürdürülebilir ve çevre dostu boya çözümleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Kayalar Kimya olarak, inovasyon ve AR-GE faaliyetlerimizle sektördeki liderliğimizi güçlendirirken, çevresel sorumluluğumuzu yerine getirerek sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunmayı sürdürüyoruz.

4. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? 

Büyüme stratejimizi yalnızca yurt içi değil yurt dışına da odaklanmak üzerine kurduk. Adımlarımızı da bu stratejimize göre attık. Geldiğimiz noktada ciromuzun yarıdan fazlası ihracattan geliyor. 3 kıtada 55 ülkeye ihracat yapıyoruz. Bu ülkelerin bazılarında mobilya vernik boyaları satışında Türkiye’de olduğumuz gibi lideriz. Ayrıca çeşitli bölgelerde ofislerimiz, depolarımız ve laboratuvarımız bulunuyor. Polonya’daki yapılanmamızı Avrupa’ya daha iyi hizmet verebilmek için kurduk ve bu kararımızın olumlu yansımalarını da görüyoruz. Önümüzdeki dönemde Batı Avrupa, ABD, Asya, Orta ve Afrikaʼda daha fazla pazar payı almayı hedefliyoruz.

5.Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Kayalar Kimya olarak sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda yenilenebilir enerji alanında önemli adımlar atıyoruz. Elâzığ’da bir Güneş Enerjisi Santrali kuruyoruz. Son dönemdeki en önemli yatırımlarımızdan birisi bu güneş enerjisi santralimiz. Santralimiz hayata geçtiğinde Tuzla ve Gebze’deki üretim tesislerimizin enerji ihtiyacının tamamını karşılayacak. Başlangıçta 6 MWp lik bir üretim kapasitesi olacak. 

Bunun yanında Tuzla fabrikamızda depo yatırımımızı tamamladık. Geldiğimiz noktada lojistikte tam otomasyona dönmeye odaklanıyoruz. Kayalar Kimya olarak sürdürülebilirliği tüm iş süreçlerimizin merkezine alıyoruz. Şirketimizin sürdürülebilir büyümesi için de farklı alanlarda gelişim odaklı sürekli yatırım yapıyoruz. Tuzla tesisimizdeki kimyasal arıtma sistemimiz sayesinde üretimde kullandığımız suyu arıtıyor, proseslerimizde yeniden kullanıma uygun hale getiriyoruz. Böylece hem su tüketimimizi azaltıyor hem de çevreye olan etkimizi minimize ediyoruz. Ayrıca solvent geri kazanım sistemimizle de önemli bir çevresel katkı sağlıyoruz. Kirli solventi güvenli şekilde arıtarak, çevreye zarar vermeden yeniden kullanımını sağlıyoruz. Bu sistem yalnızca zararlı atıkları minimize etmekle kalmıyor; aynı zamanda bu maddelerin yeniden proseslerde kullanılabilmesi sayesinde operasyonel maliyetlerimizde de ciddi tasarruf sağlıyor. Bunun yanı sıra, İçme Suyu Arıtma Projemiz ile içme suyumuzu tesis içinde arıtarak kullanıyoruz. 

Kayalar Kimya olarak, üretim süreçlerimizde verimliliği ve enerji tasarrufunu sağlamak amacıyla robotları ve tam otomasyonlu üretim sistemlerini kullanıyoruz. Bu sayede, tüm elektrikli ekipmanların çalışma sürelerini kontrol altında tutarak fazla enerji tüketiminin önüne geçiyoruz ve hem enerjiden hem de zamandan tasarruf ediyoruz. Son dönemde yaptığımız robot ve paketleme hattı yatırımlarımız ile paketleme için robot kapasitemiz de yüzde 50 oranında arttı. 

Bir diğer yatırımımız ise azot üretim jeneratörümüz oldu. Bu sayede Tuzla yerleşkemizde üretim süreçlerimizde ihtiyaç duyduğumuz azotu kendimiz üretiyoruz ve artık satın almasını yapmıyoruz. Bu durum çevresel anlamda da verimlilik anlamında da çok önemli bir gelişme.

Zeytinyağı markamız Olivvi İzmir’in Urla ilçesindeki Bademler Köyü’nün bereketli topraklarından doğdu. Zeytinliğimizden doğal ve lezzetli zeytinyağımızı üretip tüketicilerin beğenisine sunarken karbon ayak izimizi düşürüyor ve ülkemizin yeşil geleceğine de katkı sağlıyoruz. 

Hem üretimimize hem de sürdürülebilirlik anlayışımıza katkı sağlayacak tüm süreçlerdeki yenilikleri takip ediyor ve sistemimize entegre ediyoruz. Tüm bu yatırımlarımız sürdürülebilir bir gelecek için attığımız somut ve ölçülebilir adımlardır.

6. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Daha önce de belirttiğim gibi bu yıl şirketimizin 50. yıl dönümü. Bir Türk şirketinin yıllar boyunca kendini geliştirerek var olması ve önümüzdeki dönem için de yeni hedeflerle büyümeye devam etmesi hem ülkemiz için hem de Kayalar ailesi ve şirketimiz için gurur verici.  Sizin de aracılığınızla, beraber büyüdüğümüz ve yıllar içinde ailemizin bir parçası olan tüm paydaşlarımıza, bayilerimize, müşterilerimize, çalışanlarımıza ve yollarımızın kesiştiği herkese çok teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki dönemde de bayrağımızı ihracatımız ile yurt dışında dalgalandırmaya ve üretim gücümüz ve yenilikçi yaklaşımımız ile ülkemizde fark yaratmaya devam etmeyi hedefliyoruz. 

Bu hedefler için de yine hep beraber hareket edeceğimizi biliyoruz. “Nice 50 yıllara, hep birlikte” diyoruz. 

Okumaya Devam Et

GENEL

Mitsubishi Electric: Entegre Teknolojilerle Sanayinin ve Binaların Geleceğini Şekillendiriyor

Yayınlandı

-

Mitsubishi Electric Türkiye Başkan Yardımcısı Kerem Ongan
Mitsubishi Electric, uzaydan fabrikaya, enerjiden bina teknolojilerine uzanan geniş uzmanlık alanını Türkiye’de fabrika otomasyonu, iklimlendirme, bina sistemleri ve uzay teknolojileriyle konumlandırıyor. “One-stop solutions” yaklaşımı, güçlü mühendislik kabiliyeti ve Döngüsel Dijital Mühendislik vizyonu sayesinde projelerin tüm yaşam döngüsünü kapsayan, sürdürülebilir ve entegre çözümlerle rakiplerinden ayrışıyor.

  1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Mitsubishi Electric olarak, 120’den fazla ülkede faaliyetleri olan global bir şirketiz. 100 yılı aşkın deneyim birikimimiz ve dünya çapında 150 bine yakın çalışanımızla uzay sistemleri, ulaşım sistemleri, enerji sistemleri, yarı iletkenler ve cihazlar, fabrika otomasyon sistemleri ve klima sistemleri gibi birçok farklı alanda yaşama dokunan teknolojiler üretiyoruz. 

Türkiye’de ise 2012 yılından bu yana fabrika otomasyon sistemleri, klima sistemleri, asansör ve yürüyen merdiven teknolojilerini içeren bina sistemleri ve uzay sistemleri alanlarında faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

İş yapış anlayışımızın merkezinde; müşteri memnuniyeti ve iş ortaklarımızla kurduğumuz güvene dayalı, uzun soluklu iş birlikleri yer alıyor. İhtiyaçları doğru analiz eden, sahadan gelen geri bildirimleri ürün ve hizmet geliştirme süreçlerimize entegre eden ve kalıcı değer yaratmayı hedefleyen bir yaklaşım benimsiyoruz. Bu sayede, değişen beklentilere hızla uyum sağlayan, sürdürülebilir çözümler sunabiliyoruz.

Artan mühendislik kabiliyetimiz ve operasyonel kapasitemizle hem lokal hem de ihracat pazarlarındaki varlığımızı istikrarlı biçimde genişletiyoruz. Projelerin daha en başında sunduğumuz teknik danışmanlıkla başlayan; tasarım, sistem entegrasyonu, devreye alma, bakım ve operasyonel destek aşamalarına kadar uzanan “one-stop solutions” yaklaşımımızla, iklimlendirme, otomasyon, asansör ve yürüyen merdiven, enerji ve bina teknolojilerini entegre ederek projelerin tüm yaşam döngüsünü bütünsel bir bakış açısıyla yönetiyoruz.

Öte yandan, Türk sanayisinin dijital üretim çağındaki rekabet gücünü artırmayı stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. “Döngüsel Dijital Mühendislik” yaklaşımımızla, üretim süreçlerini uçtan uca dijitalleştirmeyi, iç ve dış paydaşlarımız arasında sürekli bir iyileştirme döngüsü oluşturmayı, veriyi merkeze alarak çevresel etkileri azaltmayı ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi hedefliyoruz.

Bugün geldiğimiz noktada dijitalleşme, Türkiye’nin küresel rekabet gücü açısından bir tercih değil, zorunluluk. Biz Mitsubishi Electric Türkiye olarak, insan odağını, sürdürülebilirliği ve esnek üretim anlayışını merkeze alan bu dönüşüm sürecinde, sanayinin geleceğine yön veren çözümlerimizle uzun vadeli rekabetçiliği güçlendirmeyi amaçlıyoruz.

  1. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu? 

2025 yılını, stratejik önceliklerimiz doğrultusunda güçlü bir performansla geride bıraktığımızı söyleyebilirim. Müşterilerimizle kurduğumuz güvene dayalı ve sürdürülebilir ilişkiyi, her zaman olduğu gibi önümüzdeki dönemde de büyüme stratejilerimizin merkezine alacağız.

Küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmaları, üretim ve tedarik zincirlerinde oluşabilecek riskleri sektörümüz açısından her zaman dikkatle yönetilmesi gereken başlıklar olarak görüyorum. Ancak doğru politikaların hayata geçirilmesi ve iş dünyasını destekleyen yapısal adımların atılması ile 2026 yılında Türkiye ekonomisinin daha dengeli ve güçlenen bir görünüme kavuşacağına inanıyorum. 

  1. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

Global ölçekte benimsediğimiz sürdürülebilir üretim, kalite ve hizmet anlayışımız pazardaki konumumuzu güçlendiriyor. Sektörde yaşanan dönüşümün ürün teknolojilerinin yanı sıra müşteri beklentilerinin değişimi, enerji verimliliği ihtiyacı ve uzun vadeli değer yaratma yaklaşımıyla birlikte ele alınması gerektiğine inanıyoruz. 2026 yılında kısa vadeli kazanımlar yerine kalıcı ve dengeli bir büyüme perspektifini merkeze alıyoruz.

Stratejik hedeflerimiz, sistematik şekilde pazar verilerini analiz eden, müşteri ihtiyaçlarını odağına alan ve fiyat-performans dengesini gözeterek uzun vadede sürdürülebilir kârlılık sağlayan bir yapı üzerine kurulu. Mitsubishi Electric Türkiye olarak, bu yaklaşımımızın müşterilerimiz ve iş ortaklarımız için uzun vadeli değer yaratacağına inanıyoruz.

Öte yandan Manisa’da faaliyet gösteren grup şirketimiz Mitsubishi Electric Turkey Klima Sistemleri Üretim A.Ş.’nin (MACT) ikinci fabrika kurulumu da tamamlandı ve faaliyetlerine başladı. Bu gelişme de genel merkezimizin Türkiye ekonomisine ve ülkemizin üretim gücüne duyduğu güvenin güçlü bir yansıması. 

  1. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

AR-GE merkezlerimizin ürün geliştirme yaklaşımı, rekabette önemli avantajlarımızdan biri. Avrupa’daki AR-GE merkezlerimizle yakın iş birliği içinde çalışarak ürün portföyümüzü sürekli güncelliyor, yeni teknolojilerle donatılmış çözümlerimizi müşterilerimize ulaştırıyoruz. Farklı coğrafyaların teknik gerekliliklerine ve kullanım alışkanlıklarına uygun olarak, pazara özel, yüksek verimlilik sağlayan ve uzun vadeli değer yaratan lider markalardan biriyiz.

  1. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Doğa üzerindeki etkimizi ve biyolojik çeşitlilik stratejimizi bütüncül bir çerçevede ele alıyoruz. Çalışmalarımızı “Nature Positive (Doğa Pozitif)” yaklaşımı doğrultusunda şekillendiriyor; doğayı yalnızca korunması gereken bir alan olarak değil, teknolojik inovasyon ile sürdürülebilir büyümenin birlikte ilerleyebileceği stratejik bir odak noktası olarak konumlandırıyoruz. Bu bakış açımız uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın temel yapı taşlarından biri.

2050 Çevresel Sürdürülebilirlik Vizyonumuz kapsamında, “net sıfır” hedefiyle faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu doğrultuda 2031 yılına kadar fabrikalarımız ve ofislerimizde, 2051 yılına kadar ise tüm değer zincirimizde net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmayı hedefliyoruz. Çevre dostu ürünlerimiz ve ileri teknoloji çözümlerimizle faaliyet gösterdiğimiz tüm sektörlerde sürdürülebilir dönüşüme katkı sağlamayı önceliklendiriyoruz. Bu vizyonun somut örneklerinden biri, Mitsubishi Electric’in Japonya’daki Genel Merkezi bünyesinde yer alan ve 2020 yılında tamamlanan sıfır enerjili SUSTIE® binası. Net Zero Energy Building konseptiyle hayata geçirdiğimiz bu yapı, sürdürülebilirliğin teknolojiyle nasıl ölçülebilir bir değere dönüştürülebileceğini de ortaya koyuyor.

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkiyle sınırlı görmüyoruz. Topluma değer katmak ve geleceğe yatırım yapmak, kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası. Türkiye’de 30’u aşkın devlet üniversitesine yönelik fabrika otomasyon sistemlerine yönelik ekipman ve klima bağışı destekleriyle eğitime katkı sağlıyor; gençlerin kariyer gelişimini desteklemek amacıyla mentorluk programları, staj ve işe alım süreçleriyle yeni yetenekleri şirketimize dahil ediyoruz.

Çalışan hakları, kapsayıcılık ve etik tedarik zinciri yönetimi de sürdürülebilirlik yaklaşımımızın temel unsurları arasında yer alıyor. Kadın çalışan ve yönetici oranlarını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mitsubishi Electric Türkiye’de kadın çalışan oranı %32 seviyesine ulaşırken, bu oran son dört yılda yaklaşık %25 artış gösterdi. Finans, insan kaynakları ve ERP gibi kritik fonksiyonlarda kadın çalışan oranının %50 ve üzerine çıkması, bu alandaki kararlı duruşumuzun önemli bir göstergesi.

Sosyal sorumluluk alanında da sivil toplum kuruluşlarıyla anlamlı iş birlikleri geliştiriyoruz. KAÇUV (Kanserli Çocuklara Umut Vakfı) ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında, çalışma arkadaşlarımızın gönüllü katkıları ve şirketimizin de desteğiyle çocukların hayatına dokunan bir çalışmaya imza attık. Ayrıca Koruncuk Vakfı iş birliğiyle, aramıza yeni katılan çalışma arkadaşlarımıza “hoş geldin” sertifikaları sunarak sosyal faydayı kurum kültürümüzün bir parçası haline getiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu tür iş birliklerini güçlendirerek sürdürmeyi hedefliyoruz.

  1. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Mitsubishi Electric, sürdürülebilirliği yalnızca bir hedef değil; tüm iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor. Global 2050 Çevresel Sürdürülebilirlik Vizyonumuz doğrultusunda, enerji tasarrufunu önceliklendiren uygulamalara yöneliyoruz. Sosyal ve çevresel unsurları stratejimize entegre ederek sürdürülebilir büyüme modeli izliyor, sorumlu adımlar atmak için çalışıyoruz.

Enerji verimliliği ve çevre mevzuatına tam uyum sağlamak amacıyla, bütüncül ve sistematik bir yaklaşımla çalışıyoruz. Paris İklim Anlaşması, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi uluslararası çerçevelerle uyumlu çözümler geliştiriyor; Avrupa Birliği standartlarını yakından takip ediyoruz. Bu alandaki regülasyonları ve dönüşüm ihtiyaçlarını odağına alan, yalnızca bu konuya odaklanan özel bir ekibimiz bulunuyor. Ayrıca sürdürülebilirlik alanında şeffaflığı ve hesap verebilirliği temsil eden CDP (Carbon Disclosure Project) gibi uluslararası girişimleri de aktif olarak destekliyoruz.

Global ölçekte yürüttüğümüz üniversite iş birliklerine ek olarak, Mitsubishi Electric Açık İnovasyon Merkezi bünyesinde; sürdürülebilirlik başta olmak üzere dijital dönüşüm, tedarik zinciri ve altyapı alanlarında yenilikçi projeler geliştiriyoruz. Her yıl farklı üniversitelerden yeni mezun genç mühendisleri bünyemize katarak, bilgi birikimimizi geleceğe taşıyacak insan kaynağına yatırım yapıyoruz.

Bununla birlikte, çevresel sorumluluğu günlük iş pratiklerimizin bir parçası haline getirmeye de önem veriyoruz. Kurum içinde kullanılmayan kablolar, elektronik ekipmanlar ve atık mobil cihazların doğaya yeniden kazandırılması amacıyla başlattığımız geri dönüşüm çalışmaları kapsamında, bu malzemeleri toplayarak anlaşmalı geri dönüşüm firmalarına teslim ediyoruz.

Önümüzdeki dönemde de Mitsubishi Electric olarak, global bilgi birikimimizi yerel ihtiyaçlarla buluşturan; teknolojiyi, sürdürülebilirliği ve toplumsal faydayı ortak zeminde buluşturan çözümlerle geleceği bugünden inşa etme hedefiyle yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler