70 Yılı Aşkın Entegre Güç: Çuhadaroğlu’nun Alüminyumda Uçtan Uca Uzmanlığı - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

70 Yılı Aşkın Entegre Güç: Çuhadaroğlu’nun Alüminyumda Uçtan Uca Uzmanlığı

Yayınlandı

-

Çuhadaroğlu Metal Sanayi ve Pazarlama A.Ş. Satış ve Pazarlama Müdürü Ali Tuna Şenatlı


Çuhadaroğlu, alüminyum mimari sistemlerden endüstriyel çözümlere uzanan geniş faaliyet alanını; tasarım, Ar-Ge, üretim ve uygulamayı tek çatı altında toplayan entegre yapısıyla yönetiyor. Halka açık ilk ve tek alüminyum üreticisi olmasının yanı sıra, dökümden montaja kadar tüm süreçleri kendi bünyesinde yürüten bu yapı, firmayı yalnızca bir üretici değil, yüksek katma değerli mühendislik ve teknoloji ortağı olarak ayrıştırıyor.

  • Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Çuhadaroğlu, alüminyum mimari sistemler ve ileri mühendislik çözümleri alanında faaliyet gösteren, tasarımdan üretime ve uygulamaya kadar tüm süreçleri entegre şekilde yürüten, 1954 senesinde kurulmuş ve 70 yaşını geçmiş firmalar arasına katılan köklü bir sanayi kuruluşudur. Ana iş kollarımız; alüminyum doğrama sistemleri, giydirme cephe çözümleri, kapı–pencere ve sürme sistemleri ile yüksek güvenlikli, enerji verimli ve özel performans gerektiren mimari sistemlerden oluşmaktadır. Bunun yanında otomotiv, savunma sanayi, havacılık, raylı sistemler, beyaz eşya ve makine sektörlerine yönelik endüstriyel alüminyum profil üretimi de faaliyet alanlarımız arasında yer almaktadır.

Bu çok yönlü yapı, interal, interax, interwall, intersecure ve interdigi markalarımız altında yapılandırılmıştır. interal mimari alüminyum sistemleriyle, interax otomatik ve cam sistemleriyle, interwall ofis bölme çözümleriyle, intersecure yangına, kurşuna ve patlamaya dayanıklı yüksek güvenlikli sistemleriyle, interdigi ise dijitalleşme ve BIM tabanlı çözümlerle farklı ihtiyaçlara odaklanmaktadır.

Çuhadaroğlu’nu rakiplerinden ayıran en temel unsur, öncelikle Borsa İstanbul’ a kote olarak halka açık ilk ve tek alüminyum üreticisi olmasının yanında; Türkiye’de dökümden ekstrüzyona, yüzey işlemden montaja kadar tüm üretim ve uygulama süreçlerini kendi bünyesinde gerçekleştiren ilk ve tek firma olmasıdır. Bu entegre yapı; kalite kontrol, süreklilik, esneklik ve proje bazlı özel çözümler üretme kabiliyetini beraberinde getirmektedir. Ayrıca Ar-Ge ve Tasarım Merkezi bünyesinde geliştirilen, uluslararası sertifikalara sahip enerji verimli ve sürdürülebilir ürünler, firmayı yalnızca üretici değil, aynı zamanda teknoloji ve çözüm ortağı konumuna taşımaktadır. 

  • 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, global alüminyum sektörü açısından belirsizliklerin yüksek seyrettiği, talebin birçok pazarda dalgalı ve zayıf kaldığı bir yıl olarak öne çıktı. Jeopolitik riskler, ticaret gerilimleri, artan maliyet baskıları ve yatırım kararlarını etkileyen kırılgan makroekonomik ortam, sektör genelinde daha temkinli bir satın alma yaklaşımını beraberinde getirdi. Bu dönemde alüminyum talebinin ana sürükleyicileri yine ulaşım, inşaat, ambalaj ve elektrik/enerji altyapısı gibi alanlar oldu. 

2025’in dikkat çeken başlıklarından biri de regülasyon ve sürdürülebilirlik ekseninde yükselen maliyetlerdi. Özellikle Avrupa Birliği’nin CBAM sürecinin 2026 itibarıyla kesin uygulamaya geçecek olması, AB’ye ihracat yapan veya AB tedarik zincirinde yer alan şirketlerde karbon maliyeti ve izlenebilirlik gündemini daha stratejik bir noktaya taşıdı. 

Türkiye tarafında ise 2025, hem iç pazar dinamiklerinin hem de ihracat pazarlarındaki rekabetin yoğun hissedildiği bir yıl oldu. Döviz, finansmana erişim, maliyet yapıları ve Avrupa’daki talep görünümü gibi başlıklar, fiyat hassasiyetini artırırken; müşteri beklentilerinde hız, kalite ve esneklik ön plana çıktı. Bu atmosferde alüminyum sektöründe rekabet daha da “katma değerli ürün ve teknoloji odaklı üretim yetkinliği” üzerinden şekillendi.

Çuhadaroğlu özelinde 2025; zorlu makro koşullara rağmen pazarda güçlü kalma refleksiyle, hem ticari hem stratejik açıdan yüksek tempolu ve verimli bir yıl olarak değerlendirilebilir. Şirketin yaklaşımı; belirsizlikleri yalnızca risk olarak değil, aynı zamanda “oyunu yeniden kurma” fırsatı olarak okuma anlayışıyla şekillenmiştir. Bu bakış açısı, hem rekabet gücünü artırma hem de kriz sonrası döneme hazırlık perspektifiyle örtüşmektedir.

Özellikle 2025 boyunca satış ve pazarlama tarafında ABD’den Azerbaycan’a, Almanya’dan Kuzey Irak’a uzanan geniş bir coğrafyada 12 fuara ve çok sayıda etkinliğe katılım sağlanması; marka bilinirliği, yeni müşteri temasları ve yeni pazar penetrasyonu açısından önemli bir çıktı üretmiştir.

  • Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz? 

2026 senesi için küresel boyutta inşaat sektöründe %3-%4 seviyelerinde az da olsa büyüme trendine girilmesi bekleniyor. Avrupa’ da da kademeli şekilde bir toparlanma olabilir ama yine de genel beklenti Türkiye pazarındaki gibi yatay seyirde kalacağı yönde.

Sektörün en çok iş yapma potansiyeli olduğu bölgeler maalesef ki savaş sonrası yeniden yapılanmaya girecek olan / girmiş olan ülkelerden oluşuyor. Kuzey Irak, Suriye, Ukrayna, Libya, vb ülkelerdeki gelişmeler inşaat piyasasını doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.

Çuhadaroğlu 2026 senesinde yeni pazarlara hem de iş yapma potansiyeli yüksek ülkelere giriş yaparak ihracatını arttırmaya ve inşaat sektörü dışındaki otomotiv, savunma sanayi, havacılık, raylı taşımacılık, beyaz eşya, makine, vb sektörlerde de faal olarak çalışmak için 2025 senesi süresince yatırımlarına devam etti ve Kırklareli – Evrensekiz beldesindeki yeni yatırım ile 2026’ ya bu yeni yatırım ve hedefler ile girdi.

2026 başında devreye giren bu yeni yatırımın yalnızca kapasite artışı değil; daha hızlı, kaliteli ve rekabetçi üretim altyapısı hedefiyle konumlandırılması, 2025’in en kritik stratejik hamlelerinden biri idi. Bu yatırım, mevcut pazar şartlarına rağmen uzun vadede şirketin katma değerli, teknolojik, verimli ve sürdürülebilirlik beklentilerine uyum sağlayacak bir adım olarak değerlendirilebilir.

  • 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

2026 yılı için ihracat stratejimizi, iş yapma potansiyeli yüksek yeni coğrafyalara açılırken mevcut pazarlardaki konumumuzu derinleştirme yaklaşımı üzerine kurguluyoruz. Bu kapsamda, başta ABD ve Avrupa pazarları olmak üzere, Orta Doğu, Azerbaycan, Kuzey Irak ve savaş sonrası yeniden yapılanma sürecine girmesi beklenen bölgeler öncelikli odak alanlarımız arasında yer alıyor. Aynı zamanda Afrika, Güney Amerika ve Orta Asya gibi yükselen pazarlarda daha etkin bir varlık oluşturmayı hedefliyoruz.

Mevcut pazarlarda ise fiyat rekabetinden ziyade katma değerli ürün, teknoloji odaklı üretim ve sürdürülebilirlik uyumlu çözümler ile konumlanmayı planlıyoruz. IATF 16949 gibi sertifikasyon süreçlerini tamamlayarak otomotiv sektörüne hizmet etmeye başladık. Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok pazarda karbon ayak izi, izlenebilirlik ve regülasyon uyumu giderek daha belirleyici hale gelirken; Çuhadaroğlu olarak CBAM, EPD ve sürdürülebilirlik raporlamaları ile bu beklentilere uyum sağlayan bir üretim ve ihracat modeli benimsiyoruz. Bu yaklaşım, bizi yalnızca ürün tedarikçisi değil, uzun vadeli çözüm ortağı konumuna taşıyor.

İhracata yönelik ürün geliştirme tarafında, yüksek performanslı, enerji verimli ve özel pazar gereksinimlerine göre uyarlanmış sistemler önceliklidir. ABD pazarı için geliştirilen kasırgaya dayanıklı sistemler ve Avrupa pazarı için Passive House sertifikalı ürünler bu yaklaşımın somut örnekleridir.

Yatırım tarafında ise, Kırklareli–Evrensekiz’de devreye alınan yeni üretim tesisi, yalnızca kapasite artışı değil; daha hızlı, kaliteli, rekabetçi ve sürdürülebilir bir üretim altyapısı hedefiyle konumlandırılmıştır. Bu yatırım, 2026 ve sonrasında ihracat odaklı büyüme stratejimizin en önemli yapı taşlarından biridir.

  •  Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Çuhadaroğlu, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk alanı olarak değil; iş modelinin, üretim anlayışının ve uzun vadeli büyüme stratejisinin merkezinde konumlandırmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı; bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kaynaklarını korumayı, çevresel etkileri en aza indirirken ekonomik ve sosyal katma değer yaratmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda Çuhadaroğlu, iş modelinden ürün geliştirmeye, üretim süreçlerinden sunduğu hizmetlere kadar tüm aşamalarda sürdürülebilir çözümler üretmektedir. 

Firmanın en önemli avantajlarından biri, ana hammaddesi olan alüminyumun %99,9 oranında geri dönüştürülebilir olmasıdır. Tam entegre üretim tesislerinde, geri dönüşüm ve enerji verimliliğine yönelik birçok uygulama hayata geçirilmiştir. Alüminyum ekstrüzyon sürecinde fırın bacalarından çıkan sıcak gazların geri kazanılması sayesinde %8–10 oranında enerji tasarrufu sağlanmış; yağmur suyu depolama sistemleri ve elektromanyetik karıştırma teknolojileri ile hem doğal kaynak kullanımı hem de karbon ayak izi azaltılmıştır.

Çuhadaroğlu, karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik stratejilerini Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, SKDM (CBAM) ve Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ile uyumlu şekilde yürütmektedir. Alüminyum sektörünün SKDM kapsamındaki kritik konumu göz önünde bulundurularak, iş ortakları için düzenli CBAM raporlamaları yapılmakta ve karbon salımını azaltacak aksiyonlar planlı biçimde devreye alınmaktadır. 

Ar-Ge ve Tasarım Merkezi’nde geliştirilen ürünlerde enerji verimliliği temel kriterlerden biridir. Passive House sertifikasına sahip DS90 Yüksek Isı Yalıtımlı Doğrama Sistemi gibi ürünler, binalarda enerji kayıplarını azaltarak uzun vadeli çevresel ve ekonomik fayda sağlamaktadır. Ayrıca ürünlerin BIM datalarının oluşturulmasıyla dijitalleşme desteklenmekte, kağıt tüketimi azaltılarak süreç verimliliği artırılmaktadır.

Sosyal sürdürülebilirlik alanında ise Çuhadaroğlu, 20 yılı aşkın süredir düzenlediği Öğrenci Proje Yarışması ile genç mimarları yenilikçi ve sürdürülebilir tasarımlar üretmeye teşvik etmekte; üniversite–sanayi iş birlikleriyle sektörel gelişime katkı sağlamaktadır.

  • Son olarak, iletmek istediğiniz ve ya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Sürdürülebilirlik, regülasyon uyumu ve teknoloji odaklı dönüşümün artık tercihten çok zorunluluk haline geldiği bir dönemde, Çuhadaroğlu olarak bu süreci söylemle değil somut yatırımlar ve uzun vadeli stratejilerle yönetiyoruz. Kırklareli–Evrensekiz’de devreye aldığımız yeni üretim yatırımımız, kapasite artışının ötesinde; daha verimli, rekabetçi ve sürdürülebilir bir üretim altyapısı hedefimizin önemli bir göstergesidir. Aynı zamanda, interdigi markamız altında yürüttüğümüz dijitalleşme çalışmaları ve BIM tabanlı çözümlerle müşterilerimize daha dijital ve katma değerli hizmetler sunmayı sürdüreceğiz. 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

Pimapen: 44 Yıldır Türkiye’de Pencerenin Standardını Belirleyen Marka

Yayınlandı

-

PİMAPEN GENEL MÜDÜR YARDIMCISI SEYFETTİN ASLAN

PVC pencereyi Türkiye ile tanıştıran Pimapen, bugün yalnızca pencere değil; yalıtım, sessizlik, güvenlik ve konfor sunan sistem çözümleriyle sektördeki jenerik marka konumunu güçlendiriyor. Köklü geçmişini ileri mühendislik, yüksek performans ve sürdürülebilirlik odağıyla geleceğin penceresine taşıyor.

  1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Pimapen, 44 yıldır bu topraklarda pencereye adını veren, Türkiye’de PVC pencere denince akla gelen jenerik bir marka. Bu konum, tesadüfen oluşmuş bir algı değil; geçmişten bugüne uzanan güçlü bir marka inşasının ve tüketicilerimizle kurduğumuz kalıcı güven ilişkisinin doğal bir sonucu.

Pimapen’i anlatmadan önce, çok kısa da olsa parçası olduğumuz yapı olan Ege Profil’e değinmek isterim. Ege Profil, bugün yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın önde gelen yapı sistemleri üreticilerinden biri olan Belçika merkezli Deceuninck Grubu’nun bir şirketi. 1937 yılında kurulan Deceuninck; 35 ülkedeki iştirakleri, 91’den fazla ülkede sunduğu çözümler ve 4.500’ü aşkın çalışanıyla küresel ölçekte güçlü bir yapı. Ege Profil ise bu yapının Türkiye’deki parçası olarak, Türkiye ve Asya Pasifik bölgesinden sorumlu bir merkez konumunda yer alıyor.

Pimapen’in hikâyesi 1982 yılında, Türkiye’nin ilk PVC penceresi olarak başladı. Sektörde ilk TSE ve ISO 9001 belgelerini alan, çevre dostu kurşunsuz profil geliştiren ilk marka olduk. Turquality programına giren ilk PVC pencere üreticisi olarak da sektörde standartları belirleyen öncü bir rol üstlendik.

Bugün Pimapen olarak yalnızca pencere üretmiyoruz; yalıtım, sessizlik, güvenlik ve konfor sunuyoruz. 6 odacıklı 80 mm profiller, üçlü conta sistemleri ve gelişmiş cam kombinasyonlarıyla ısı iletim değerini Uw 0,78 W/m²K seviyelerine kadar düşüren sistemler geliştiriyoruz. Sessizliği ve yalıtımı merkezine alan bu yaklaşım, Pimapen’i rakiplerinden net biçimde ayrıştıran en önemli unsurlardan biri.

  1. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz?Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı yapı sektörü açısından zorlu ama öğretici bir yıl oldu. Finansmana erişim koşulları ve maliyet baskıları sektörü sınarken, kentsel dönüşüm ve enerji verimliliği odaklı projeler hareket alanı yarattı. Pimapen açısından 2025, marka gücünün daha da belirginleştiği bir dönem oldu. Belirsizlik ortamlarında tüketici güvenilir, bilinen ve erişilebilir markalara yöneliyor. Pimapen’in jenerik marka olması bu noktada en büyük avantajımız oldu. Kalite standartlarımızdan ödün vermeden, ürün portföyümüzü doğru konumlandırarak bu süreci yönettik.

  1. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

2026’da sektörün daha dengeli bir zemine oturacağını öngörüyoruz. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve yalıtım performansı artık tercih değil, zorunluluk.

Pimapen tarafında odağımız çok net; geleceğin penceresi olmak. Sessizlik, enerji tasarrufu ve akıllı sistemlerle entegre çözümler odağımızda. 

Biz geçmişimizle gurur duyuyor, ama gözümüzü gelecekten ayırmıyoruz. Pimapen, dün olduğu gibi yarın da standartları belirlemeye devam edecek.

  1. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

Pimapen, parçası olduğumuz yapı olan Ege Profil’in önemli markalarından biri. Bugün İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’da bulunan bölge müdürlüklerimiz ile bu merkezlere bağlı satış ekipleri aracılığıyla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye genelinde 270’e yakın üretici bayimiz ve 600’ü aşkın satıcı bayimiz var. Son derece güçlü ve yaygın bir hizmet ağına sahibiz. Pencereye adını veren jenerik marka olarak ulusal ölçekte ihtiyaçlara yanıt veriyor; uluslararası arenadaki gelişmeleri, teknolojik yenilikleri ve trendleri yakından takip ederek bu birikimi ürün ve hizmetlerimize yansıtıyoruz. Yani küresel düşünüyor yerel hareket ediyoruz. 

Ancak konu ihracat olunca bu sorunun cevabını Ege Profil ekseninden cevaplamak büyük resmi vermek açısından daha açıklayıcı olacak. Dünyanın en büyük üç PVC profil üreticisinden biri olan Belçikalı Deceuninck Grubu’nun parçası olan Ege Profil, Türkiye’deki bölgesel liderliği ile dünyanın ihracat ve üretim merkezi. 150 bin tonluk üretim kapasitesine sahip ve 80’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Şili’den Yeni Zelanda’ya uzanan bu geniş coğrafyada, Türkiye merkezli bir üretim ve Ar-Ge üssü konumunda. İhracat, Ege Profil için sadece büyüme değil, aynı zamanda portföy kalitesini yükselten ve teknolojik dönüşümümüzü hızlandıran bir kaldıraç. Bu sayede hem iç pazarda hem uluslararası arenada daha güçlü bir konum inşa ediliyor.  

  1. Son olarak, iletmek istediğiniz ve ya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı? 

Pimapen, neredeyse yarım asırdır bu toprakların penceresi. Pencereye adını veren marka olmanın sorumluluğunu hissederek geleceğe bakıyor; bu ülkenin üretimine, sanayi gücüne ve ekonomisine katkı sağlıyoruz. Türkiye’nin ilk PVC penceresini ürettik, standartları belirledik, sektöre yön verdik. Bugün bu mirası, parçası olduğumuz yapı olan Ege Profil’in 45. yılına yaklaşırken, küresel bir vizyonla geleceğe taşımayı hedefliyoruz. 

Sessiz, konforlu, enerji verimli yaşam alanları artık bir lüks değil. Pimapen olarak, pencereye adını veren marka olmanın sorumluluğuyla, geleceğin penceresini bugünden inşa etmeye kararlıyız. 

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Kayalar Kimya: Ar-Ge ile Güçlenen, Sürdürülebilirlikle Büyüyen 50 Yıl

Yayınlandı

-

KAYALAR KİMYA Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Kenan Kayalar

Kayalar Kimya, Ar-Ge gücü, sürdürülebilirlik odaklı yatırımları ve 55 ülkeye uzanan ihracat ağıyla boya ve kimya sektöründe liderliğini pekiştirirken, 2026’ya inovasyon ve teknoloji merkezli stratejilerle hazırlanıyor.

1.Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Kayalar Kimya olarak bu yıl şirketimizin 50. yılını kutlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Çalışanlarımız ve paydaşlarımız ile büyümeye ve yeni hedeflerle gelişmeye devam ediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada Avrupa’nın en büyük mobilya boya ve vernik üreticilerinden biriyiz. Mobilya boyaları ve vernikleri alanındaki lider markamız Genç, inşaat boyaları alanındaki markamız Düfa, endüstriyel boyalar alanındaki markamız Genç Noroo ve dış mekân ahşap boya ve vernikleri alanındaki markamız Woodsol ile çok geniş bir alanda hizmet sunuyoruz. Güçlü Ar-Ge merkezimiz ve vernik, boya uygulama ve simülasyon merkezimiz ile sektörümüzde fark yaratıyoruz.  Müşterilerimizin ihtiyaçlarına hızlı ve yenilikçi çözümler sunuyor ve eğitimlerine katkı sağlıyoruz.

Bunun yanında Tuzla fabrikamızdaki üretimimize ek olarak Gebze’deki ikinci fabrikamızda endüstriyel tutkal üretimimizle KayaColl, KayaTherm, KayaPur, KayaPren, KayaSit, KayaSil, KayaFlex markalarıyla varız. Tutkal ve bağlayıcılar alanında da sürdürülebilir büyüme sağlamayı ve başarımızı bu alanda da göstermeyi hedefliyoruz. 

Bizi ayrıştıran başlıca unsurların Ar-Ge ve uygulama/simülasyon alanındaki başarımız olduğunu düşünüyorum. Mobilya boya ve vernikleri alanında Ar-Ge merkezi unvanını alan ilk firmayız. Tecrübemiz ve yetkinliğimiz ile fark yaratıyoruz. Müşterilerimizin ve potansiyel müşterilerimizin talep ve beklentilerine hızlı ve doğru şekilde yanıt verebiliyoruz.   Bunun yanında sürdürülebilirlik ve teknoloji odaklı bir şirketiz ve bu odağımızla full otomasyona sahip tesislerimizde yeni ekipman yatırımlarımızla da fabrikalarımızı sürekli ileriye taşıyoruz. 

2. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Son yıllarda global arenada olduğu gibi Türkiye’de de pek çok sektör enflasyon, enerji, lojistik gibi alanlarda zorluklarla karşılaştı. Bu anlamda 2025 yılının tüm sektörlerde olduğu gibi boya sektörü için de kolay bir yıl olmadığını söyleyebiliriz. 

Ancak bizim ürün çeşitliliğimiz, hızlı servisimiz, üretim kalitemiz, yenilikçi anlayışımız ve Ar-Ge yatırımlarımızla sektördeki değişimlere hızlı uyum sağladığımızı ve özellikle ihracat odağımız sayesinde fark yarattığımızı vurgulamak isterim. 55 ülkeye ihracat yapıyoruz ve bu ülkelerde mevcut pazar paylarımızı arttırmak için yapılanmaya devam ediyoruz.  İKMİB’in İhracatın Yıldızları ödüllerinde de sürekli zirvede olmaktan mutluluk duyuyoruz. 2024 “Boya, Vernik ve Mürekkepler İhracatı” kategorisinde Türkiye 3.’lüğümüzle bu yıl da ihracattaki başarımızı kanıtladık. 

3. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz? 

Tüm sektörlerde olduğu gibi boya sektöründe de sürdürülebilirlik çok daha fazla önem kazanıyor. Kayalar Kimya olarak, sektördeki lider konumumuzu güçlendirmek ve uzun vadeli sürdürülebilir büyümeyi sağlamak amacıyla AR-GE çalışmalarına büyük önem veriyoruz. 

AR-GE merkezimizde yürüttüğümüz inovasyon çalışmalarının temelini çevresel sürdürülebilirlik, fiziksel ve kimyasal dayanıklılık, estetik özellikler ve yeni kullanım alanlarının keşfi oluşturuyor. Ahşap boyaları özelinde, çevreye ve insan sağlığına daha az zarar veren düşük uçucu organik bileşenler (VOC) içeren boyaların daha fazla üretimini hedefliyoruz. Bunun yanı sıra, biyolojik kaynaklardan elde edilen ham maddeler (bitkisel yağlar, doğal reçineler vb.) kullanarak, petrol türevli ham maddelere olan bağımlılığımızı azaltmayı amaçlıyoruz. Boya üretim süreçlerinde atıkların minimize edilmesi ve geri kazanılması, sürdürülebilir üretim yöntemlerinin uygulanması da öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Hem yurt içinde hem de yurt dışında üniversite ve araştırma merkezleri ile yürüttüğümüz projelerimiz ile dünyadaki teknolojileri de eş zamanlı takip edebiliyor ve uygulama örneklerini tartışabiliyoruz. Hali hazırda yürüttüğümüz Avrupa Birliği’nden fonlanan projelerimiz dünyada ilk defa sentezlenen ürünleri içermekle birlikte otomasyon ile üretim ve yapay zeka ile olası yan reaksiyonların öngörülüp engellenmesini kapsıyor.

Dijital izleme sistemleri ve otomasyon teknolojileri, üretim süreçlerimize entegre edilmiş durumda. Süreç verimliliğini artırmak ve enerji tasarrufu sağlamak adına bu teknolojileri etkin şekilde kullanıyoruz. Kullanıcı dostu, hızlı kuruyan, yüksek yüzey çizilme direncine sahip, parmak izi bırakmayan ve yangına dayanıklılık gibi özellikler taşıyan akıllı boyalar da AR-GE alanındaki önemli projelerimiz arasında yer alıyor.

Ayrıca ürünlerimizin yaşam döngüsündeki çevresel etkilerini göz önünde bulundurarak, ürün yaşam döngüsü değerlendirmesi (LCA) yapıyoruz. Bu analiz sayesinde ürünlerimizin sera gazı salınımı, atık üretimi, enerji tüketimi ve su kullanımı gibi unsurlarını değerlendirerek daha sürdürülebilir ve çevre dostu boya çözümleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Kayalar Kimya olarak, inovasyon ve AR-GE faaliyetlerimizle sektördeki liderliğimizi güçlendirirken, çevresel sorumluluğumuzu yerine getirerek sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunmayı sürdürüyoruz.

4. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? 

Büyüme stratejimizi yalnızca yurt içi değil yurt dışına da odaklanmak üzerine kurduk. Adımlarımızı da bu stratejimize göre attık. Geldiğimiz noktada ciromuzun yarıdan fazlası ihracattan geliyor. 3 kıtada 55 ülkeye ihracat yapıyoruz. Bu ülkelerin bazılarında mobilya vernik boyaları satışında Türkiye’de olduğumuz gibi lideriz. Ayrıca çeşitli bölgelerde ofislerimiz, depolarımız ve laboratuvarımız bulunuyor. Polonya’daki yapılanmamızı Avrupa’ya daha iyi hizmet verebilmek için kurduk ve bu kararımızın olumlu yansımalarını da görüyoruz. Önümüzdeki dönemde Batı Avrupa, ABD, Asya, Orta ve Afrikaʼda daha fazla pazar payı almayı hedefliyoruz.

5.Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Kayalar Kimya olarak sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda yenilenebilir enerji alanında önemli adımlar atıyoruz. Elâzığ’da bir Güneş Enerjisi Santrali kuruyoruz. Son dönemdeki en önemli yatırımlarımızdan birisi bu güneş enerjisi santralimiz. Santralimiz hayata geçtiğinde Tuzla ve Gebze’deki üretim tesislerimizin enerji ihtiyacının tamamını karşılayacak. Başlangıçta 6 MWp lik bir üretim kapasitesi olacak. 

Bunun yanında Tuzla fabrikamızda depo yatırımımızı tamamladık. Geldiğimiz noktada lojistikte tam otomasyona dönmeye odaklanıyoruz. Kayalar Kimya olarak sürdürülebilirliği tüm iş süreçlerimizin merkezine alıyoruz. Şirketimizin sürdürülebilir büyümesi için de farklı alanlarda gelişim odaklı sürekli yatırım yapıyoruz. Tuzla tesisimizdeki kimyasal arıtma sistemimiz sayesinde üretimde kullandığımız suyu arıtıyor, proseslerimizde yeniden kullanıma uygun hale getiriyoruz. Böylece hem su tüketimimizi azaltıyor hem de çevreye olan etkimizi minimize ediyoruz. Ayrıca solvent geri kazanım sistemimizle de önemli bir çevresel katkı sağlıyoruz. Kirli solventi güvenli şekilde arıtarak, çevreye zarar vermeden yeniden kullanımını sağlıyoruz. Bu sistem yalnızca zararlı atıkları minimize etmekle kalmıyor; aynı zamanda bu maddelerin yeniden proseslerde kullanılabilmesi sayesinde operasyonel maliyetlerimizde de ciddi tasarruf sağlıyor. Bunun yanı sıra, İçme Suyu Arıtma Projemiz ile içme suyumuzu tesis içinde arıtarak kullanıyoruz. 

Kayalar Kimya olarak, üretim süreçlerimizde verimliliği ve enerji tasarrufunu sağlamak amacıyla robotları ve tam otomasyonlu üretim sistemlerini kullanıyoruz. Bu sayede, tüm elektrikli ekipmanların çalışma sürelerini kontrol altında tutarak fazla enerji tüketiminin önüne geçiyoruz ve hem enerjiden hem de zamandan tasarruf ediyoruz. Son dönemde yaptığımız robot ve paketleme hattı yatırımlarımız ile paketleme için robot kapasitemiz de yüzde 50 oranında arttı. 

Bir diğer yatırımımız ise azot üretim jeneratörümüz oldu. Bu sayede Tuzla yerleşkemizde üretim süreçlerimizde ihtiyaç duyduğumuz azotu kendimiz üretiyoruz ve artık satın almasını yapmıyoruz. Bu durum çevresel anlamda da verimlilik anlamında da çok önemli bir gelişme.

Zeytinyağı markamız Olivvi İzmir’in Urla ilçesindeki Bademler Köyü’nün bereketli topraklarından doğdu. Zeytinliğimizden doğal ve lezzetli zeytinyağımızı üretip tüketicilerin beğenisine sunarken karbon ayak izimizi düşürüyor ve ülkemizin yeşil geleceğine de katkı sağlıyoruz. 

Hem üretimimize hem de sürdürülebilirlik anlayışımıza katkı sağlayacak tüm süreçlerdeki yenilikleri takip ediyor ve sistemimize entegre ediyoruz. Tüm bu yatırımlarımız sürdürülebilir bir gelecek için attığımız somut ve ölçülebilir adımlardır.

6. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Daha önce de belirttiğim gibi bu yıl şirketimizin 50. yıl dönümü. Bir Türk şirketinin yıllar boyunca kendini geliştirerek var olması ve önümüzdeki dönem için de yeni hedeflerle büyümeye devam etmesi hem ülkemiz için hem de Kayalar ailesi ve şirketimiz için gurur verici.  Sizin de aracılığınızla, beraber büyüdüğümüz ve yıllar içinde ailemizin bir parçası olan tüm paydaşlarımıza, bayilerimize, müşterilerimize, çalışanlarımıza ve yollarımızın kesiştiği herkese çok teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki dönemde de bayrağımızı ihracatımız ile yurt dışında dalgalandırmaya ve üretim gücümüz ve yenilikçi yaklaşımımız ile ülkemizde fark yaratmaya devam etmeyi hedefliyoruz. 

Bu hedefler için de yine hep beraber hareket edeceğimizi biliyoruz. “Nice 50 yıllara, hep birlikte” diyoruz. 

Okumaya Devam Et

GENEL

Mitsubishi Electric: Entegre Teknolojilerle Sanayinin ve Binaların Geleceğini Şekillendiriyor

Yayınlandı

-

Mitsubishi Electric Türkiye Başkan Yardımcısı Kerem Ongan
Mitsubishi Electric, uzaydan fabrikaya, enerjiden bina teknolojilerine uzanan geniş uzmanlık alanını Türkiye’de fabrika otomasyonu, iklimlendirme, bina sistemleri ve uzay teknolojileriyle konumlandırıyor. “One-stop solutions” yaklaşımı, güçlü mühendislik kabiliyeti ve Döngüsel Dijital Mühendislik vizyonu sayesinde projelerin tüm yaşam döngüsünü kapsayan, sürdürülebilir ve entegre çözümlerle rakiplerinden ayrışıyor.

  1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Mitsubishi Electric olarak, 120’den fazla ülkede faaliyetleri olan global bir şirketiz. 100 yılı aşkın deneyim birikimimiz ve dünya çapında 150 bine yakın çalışanımızla uzay sistemleri, ulaşım sistemleri, enerji sistemleri, yarı iletkenler ve cihazlar, fabrika otomasyon sistemleri ve klima sistemleri gibi birçok farklı alanda yaşama dokunan teknolojiler üretiyoruz. 

Türkiye’de ise 2012 yılından bu yana fabrika otomasyon sistemleri, klima sistemleri, asansör ve yürüyen merdiven teknolojilerini içeren bina sistemleri ve uzay sistemleri alanlarında faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

İş yapış anlayışımızın merkezinde; müşteri memnuniyeti ve iş ortaklarımızla kurduğumuz güvene dayalı, uzun soluklu iş birlikleri yer alıyor. İhtiyaçları doğru analiz eden, sahadan gelen geri bildirimleri ürün ve hizmet geliştirme süreçlerimize entegre eden ve kalıcı değer yaratmayı hedefleyen bir yaklaşım benimsiyoruz. Bu sayede, değişen beklentilere hızla uyum sağlayan, sürdürülebilir çözümler sunabiliyoruz.

Artan mühendislik kabiliyetimiz ve operasyonel kapasitemizle hem lokal hem de ihracat pazarlarındaki varlığımızı istikrarlı biçimde genişletiyoruz. Projelerin daha en başında sunduğumuz teknik danışmanlıkla başlayan; tasarım, sistem entegrasyonu, devreye alma, bakım ve operasyonel destek aşamalarına kadar uzanan “one-stop solutions” yaklaşımımızla, iklimlendirme, otomasyon, asansör ve yürüyen merdiven, enerji ve bina teknolojilerini entegre ederek projelerin tüm yaşam döngüsünü bütünsel bir bakış açısıyla yönetiyoruz.

Öte yandan, Türk sanayisinin dijital üretim çağındaki rekabet gücünü artırmayı stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. “Döngüsel Dijital Mühendislik” yaklaşımımızla, üretim süreçlerini uçtan uca dijitalleştirmeyi, iç ve dış paydaşlarımız arasında sürekli bir iyileştirme döngüsü oluşturmayı, veriyi merkeze alarak çevresel etkileri azaltmayı ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi hedefliyoruz.

Bugün geldiğimiz noktada dijitalleşme, Türkiye’nin küresel rekabet gücü açısından bir tercih değil, zorunluluk. Biz Mitsubishi Electric Türkiye olarak, insan odağını, sürdürülebilirliği ve esnek üretim anlayışını merkeze alan bu dönüşüm sürecinde, sanayinin geleceğine yön veren çözümlerimizle uzun vadeli rekabetçiliği güçlendirmeyi amaçlıyoruz.

  1. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu? 

2025 yılını, stratejik önceliklerimiz doğrultusunda güçlü bir performansla geride bıraktığımızı söyleyebilirim. Müşterilerimizle kurduğumuz güvene dayalı ve sürdürülebilir ilişkiyi, her zaman olduğu gibi önümüzdeki dönemde de büyüme stratejilerimizin merkezine alacağız.

Küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmaları, üretim ve tedarik zincirlerinde oluşabilecek riskleri sektörümüz açısından her zaman dikkatle yönetilmesi gereken başlıklar olarak görüyorum. Ancak doğru politikaların hayata geçirilmesi ve iş dünyasını destekleyen yapısal adımların atılması ile 2026 yılında Türkiye ekonomisinin daha dengeli ve güçlenen bir görünüme kavuşacağına inanıyorum. 

  1. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

Global ölçekte benimsediğimiz sürdürülebilir üretim, kalite ve hizmet anlayışımız pazardaki konumumuzu güçlendiriyor. Sektörde yaşanan dönüşümün ürün teknolojilerinin yanı sıra müşteri beklentilerinin değişimi, enerji verimliliği ihtiyacı ve uzun vadeli değer yaratma yaklaşımıyla birlikte ele alınması gerektiğine inanıyoruz. 2026 yılında kısa vadeli kazanımlar yerine kalıcı ve dengeli bir büyüme perspektifini merkeze alıyoruz.

Stratejik hedeflerimiz, sistematik şekilde pazar verilerini analiz eden, müşteri ihtiyaçlarını odağına alan ve fiyat-performans dengesini gözeterek uzun vadede sürdürülebilir kârlılık sağlayan bir yapı üzerine kurulu. Mitsubishi Electric Türkiye olarak, bu yaklaşımımızın müşterilerimiz ve iş ortaklarımız için uzun vadeli değer yaratacağına inanıyoruz.

Öte yandan Manisa’da faaliyet gösteren grup şirketimiz Mitsubishi Electric Turkey Klima Sistemleri Üretim A.Ş.’nin (MACT) ikinci fabrika kurulumu da tamamlandı ve faaliyetlerine başladı. Bu gelişme de genel merkezimizin Türkiye ekonomisine ve ülkemizin üretim gücüne duyduğu güvenin güçlü bir yansıması. 

  1. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

AR-GE merkezlerimizin ürün geliştirme yaklaşımı, rekabette önemli avantajlarımızdan biri. Avrupa’daki AR-GE merkezlerimizle yakın iş birliği içinde çalışarak ürün portföyümüzü sürekli güncelliyor, yeni teknolojilerle donatılmış çözümlerimizi müşterilerimize ulaştırıyoruz. Farklı coğrafyaların teknik gerekliliklerine ve kullanım alışkanlıklarına uygun olarak, pazara özel, yüksek verimlilik sağlayan ve uzun vadeli değer yaratan lider markalardan biriyiz.

  1. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Doğa üzerindeki etkimizi ve biyolojik çeşitlilik stratejimizi bütüncül bir çerçevede ele alıyoruz. Çalışmalarımızı “Nature Positive (Doğa Pozitif)” yaklaşımı doğrultusunda şekillendiriyor; doğayı yalnızca korunması gereken bir alan olarak değil, teknolojik inovasyon ile sürdürülebilir büyümenin birlikte ilerleyebileceği stratejik bir odak noktası olarak konumlandırıyoruz. Bu bakış açımız uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın temel yapı taşlarından biri.

2050 Çevresel Sürdürülebilirlik Vizyonumuz kapsamında, “net sıfır” hedefiyle faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu doğrultuda 2031 yılına kadar fabrikalarımız ve ofislerimizde, 2051 yılına kadar ise tüm değer zincirimizde net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmayı hedefliyoruz. Çevre dostu ürünlerimiz ve ileri teknoloji çözümlerimizle faaliyet gösterdiğimiz tüm sektörlerde sürdürülebilir dönüşüme katkı sağlamayı önceliklendiriyoruz. Bu vizyonun somut örneklerinden biri, Mitsubishi Electric’in Japonya’daki Genel Merkezi bünyesinde yer alan ve 2020 yılında tamamlanan sıfır enerjili SUSTIE® binası. Net Zero Energy Building konseptiyle hayata geçirdiğimiz bu yapı, sürdürülebilirliğin teknolojiyle nasıl ölçülebilir bir değere dönüştürülebileceğini de ortaya koyuyor.

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkiyle sınırlı görmüyoruz. Topluma değer katmak ve geleceğe yatırım yapmak, kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası. Türkiye’de 30’u aşkın devlet üniversitesine yönelik fabrika otomasyon sistemlerine yönelik ekipman ve klima bağışı destekleriyle eğitime katkı sağlıyor; gençlerin kariyer gelişimini desteklemek amacıyla mentorluk programları, staj ve işe alım süreçleriyle yeni yetenekleri şirketimize dahil ediyoruz.

Çalışan hakları, kapsayıcılık ve etik tedarik zinciri yönetimi de sürdürülebilirlik yaklaşımımızın temel unsurları arasında yer alıyor. Kadın çalışan ve yönetici oranlarını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mitsubishi Electric Türkiye’de kadın çalışan oranı %32 seviyesine ulaşırken, bu oran son dört yılda yaklaşık %25 artış gösterdi. Finans, insan kaynakları ve ERP gibi kritik fonksiyonlarda kadın çalışan oranının %50 ve üzerine çıkması, bu alandaki kararlı duruşumuzun önemli bir göstergesi.

Sosyal sorumluluk alanında da sivil toplum kuruluşlarıyla anlamlı iş birlikleri geliştiriyoruz. KAÇUV (Kanserli Çocuklara Umut Vakfı) ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında, çalışma arkadaşlarımızın gönüllü katkıları ve şirketimizin de desteğiyle çocukların hayatına dokunan bir çalışmaya imza attık. Ayrıca Koruncuk Vakfı iş birliğiyle, aramıza yeni katılan çalışma arkadaşlarımıza “hoş geldin” sertifikaları sunarak sosyal faydayı kurum kültürümüzün bir parçası haline getiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu tür iş birliklerini güçlendirerek sürdürmeyi hedefliyoruz.

  1. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Mitsubishi Electric, sürdürülebilirliği yalnızca bir hedef değil; tüm iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor. Global 2050 Çevresel Sürdürülebilirlik Vizyonumuz doğrultusunda, enerji tasarrufunu önceliklendiren uygulamalara yöneliyoruz. Sosyal ve çevresel unsurları stratejimize entegre ederek sürdürülebilir büyüme modeli izliyor, sorumlu adımlar atmak için çalışıyoruz.

Enerji verimliliği ve çevre mevzuatına tam uyum sağlamak amacıyla, bütüncül ve sistematik bir yaklaşımla çalışıyoruz. Paris İklim Anlaşması, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi uluslararası çerçevelerle uyumlu çözümler geliştiriyor; Avrupa Birliği standartlarını yakından takip ediyoruz. Bu alandaki regülasyonları ve dönüşüm ihtiyaçlarını odağına alan, yalnızca bu konuya odaklanan özel bir ekibimiz bulunuyor. Ayrıca sürdürülebilirlik alanında şeffaflığı ve hesap verebilirliği temsil eden CDP (Carbon Disclosure Project) gibi uluslararası girişimleri de aktif olarak destekliyoruz.

Global ölçekte yürüttüğümüz üniversite iş birliklerine ek olarak, Mitsubishi Electric Açık İnovasyon Merkezi bünyesinde; sürdürülebilirlik başta olmak üzere dijital dönüşüm, tedarik zinciri ve altyapı alanlarında yenilikçi projeler geliştiriyoruz. Her yıl farklı üniversitelerden yeni mezun genç mühendisleri bünyemize katarak, bilgi birikimimizi geleceğe taşıyacak insan kaynağına yatırım yapıyoruz.

Bununla birlikte, çevresel sorumluluğu günlük iş pratiklerimizin bir parçası haline getirmeye de önem veriyoruz. Kurum içinde kullanılmayan kablolar, elektronik ekipmanlar ve atık mobil cihazların doğaya yeniden kazandırılması amacıyla başlattığımız geri dönüşüm çalışmaları kapsamında, bu malzemeleri toplayarak anlaşmalı geri dönüşüm firmalarına teslim ediyoruz.

Önümüzdeki dönemde de Mitsubishi Electric olarak, global bilgi birikimimizi yerel ihtiyaçlarla buluşturan; teknolojiyi, sürdürülebilirliği ve toplumsal faydayı ortak zeminde buluşturan çözümlerle geleceği bugünden inşa etme hedefiyle yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler