Vaillant, Akıllı ve Düşük Karbonlu İklimlendirme Çözümleriyle Dönüşüme Yön Veriyor  - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Vaillant, Akıllı ve Düşük Karbonlu İklimlendirme Çözümleriyle Dönüşüme Yön Veriyor 

Yayınlandı

-

Ufuk Atan / Vaillant Group Türkiye Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı

 

Şofben ve kombinin mucidi olarak 150 yılı aşkın geçmişe sahip Vaillant, iklimlendirme sektöründeki dönüşümü dijitalleşme, veri analitiği, yapay zekâ ve yüksek verimli teknolojilerle destekliyor. 

 

Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Şofben ve kombinin mucidi unvanıyla 150 yılı aşkın köklü bir geçmişe sahip olan Vaillant, sadece iklimlendirme sektörüne odaklanan ve bu alandaki uzmanlığını sürekli geliştiren bir markadır. Sektörde kombi başta olmak üzere; ısı pompaları, kaskad kazan sistemleri, klima, şofben, panel radyatör, VRF sistemleri ve oda termostatları gibi oldukça geniş bir ürün yelpazesiyle hizmet sunuyoruz.

2026 yılının ilk yarısı itibarıyla iklimlendirme sektörü, küresel iklim değişikliğinin etkileri, artan enerji maliyetleri ve yürürlüğe giren yeni çevre yönetmelikleri doğrultusunda hızlı bir yeşil dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu dönemde geleneksel fosil yakıtlı sistemlerden, yüksek verimli ve yenilenebilir enerji kaynaklı çözümlere doğru kayda değer bir talep artışı gözlemliyoruz.  Vaillant olarak bu dinamik dönemi yakından analiz ederek pazarın ihtiyaçlarına en doğru ve verimli çözümlerle yanıt veriyoruz. Geliştirdiğimiz çevre dostu teknolojiler ve sunduğumuz proaktif hizmet yapısıyla pazar hacmimizi korumaya ve sektörün bu dönüşüm sürecinde önemli bir rol üstlenmeye devam ediyoruz.

 

Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabet koşullarını fiziksel cihaz üretiminin ötesine taşıyarak uzaktan kontrol edilebilen, enerji tüketimini anlık takip eden ve ev otomasyonuna entegre olan akıllı ekosistemler geliştirmeyi zorunlu kıldı. 

Vaillant olarak veri yönetimini ve gerçek zamanlı analizleri karar alma süreçlerimizin merkezine koyuyoruz. Örneğin, çağrı merkezimizden ve saha operasyonlarımızdan gelen geri bildirimleri gelişmiş veri analiz araçlarıyla inceleyerek ürün ve hizmetlerimizi sürekli optimize ediyoruz. Müşterilerimize sunduğumuz myVaillant Smart akıllı kontrol sistemimiz, cihazların performans verilerini gerçek zamanlı takip etmemizi ve olası bir aksaklığı kullanıcı fark etmeden uzaktan tespit ederek proaktif hizmet sunmamızı sağlıyor. Tedarik zincirinden üretime, satıştan satış sonrası hizmetlere kadar tüm operasyonel adımlarımızda dijitalleşme ve otomasyon odaklı projeler yürüterek hata oranlarını en aza indiriyor, kaynaklarımızı daha verimli kullanarak akıllı üretim süreçlerimizi her geçen gün güçlendiriyoruz.

BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

Ürün geliştirme ve proje planlama süreçlerimizde yeni nesil teknolojileri etkin bir şekilde kullanıyoruz. Özellikle Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) entegrasyonu, büyük ölçekli mühendislik ve inşaat projelerindeki operasyonel süreçlerimizin planlama ve tasarım aşamasında verimliliği ciddi oranda artırıyor.

Nesnelerin İnterneti (IoT) ise uzaktan erişim imkanı sunan ve anlık ısı ihtiyacına göre modülasyon yapabilen akıllı kombi ve kontrol ünitelerimizin temelini oluşturuyor. Yapay zekâ destekli veri analizi ve tahminleme teknolojilerini ise Ar-Ge süreçlerimizin geleceğinde stratejik bir yatırım alanı olarak konumlandırıyoruz. Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın iklimlendirme sektöründe müşteri ihtiyaçlarının derinlemesine analiz edilmesi, pazar eğilimlerinin öngörülmesi ve ürün performanslarının henüz Ar-Ge aşamasındayken simüle edilmesi gibi alanlarda standart haline geleceğine inanıyoruz. 

Ayrıca tahminleme algoritmaları sayesinde ürün yaşam döngülerinin daha etkin yönetilmesi, bakım ihtiyaçlarının önceden belirlenmesi ve çağrı merkezlerindeki sesli yanıt sistemleri ile akıllı chatbot’lar aracılığıyla müşteri memnuniyetinin en üst düzeye çıkarılması, yapay zekanın sektörü dönüştüreceği en önemli alanlar arasında yer alıyor.

 

Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

Isı pompaları, çalışma prensipleri gereği ihtiyaç duydukları enerjinin önemli bir kısmını doğrudan havadan, sudan veya topraktan alarak kurgulanan son derece çevreci ve yüksek verimli sistemler. Vaillant olarak son dönemde bu alandaki yatırımlarımızın en somut meyvelerinden biri olan aroTHERM plus A+++ ısı pompasını pazara sunduk. Bu ürünümüzde kullandığımız propan bazlı R290 soğutucu akışkan teknolojisi, geleneksel akışkanlara kıyasla yaklaşık 700 kat daha çevreci yapısıyla karbon salımını azaltmada fark yaratıyor. Cihazın sunduğu bir diğer önemli teknolojik üstünlük ise 75°C’ye varan sıcak su üretebilme kabiliyeti sayesinde evlerde mevcut olan radyatör sistemlerini değiştirmeye gerek kalmadan kolayca kurulabilmesi.

Bu sistemlerin pazar potansiyeline baktığımızda, Avrupa genelinde son beş yılda dört kat büyüyerek yıllık 1,5 milyon adetlik hacme ulaştığını görüyoruz. Türkiye’de de 2053 net sıfır emisyon hedefleri, Enerji Bakanlığı’nın stratejik planları ve 12. Kalkınma Planı doğrultusunda ısı pompalarının desteklenmesi hedefleniyor. 2030 yılına kadar küresel karbon emisyonlarını 500 milyon ton azaltacağı öngörülen bu teknolojinin kullanım alanları, konutların ötesine geçerek tarım ve hafif ticari sektörleri de kapsayacak şekilde genişleyecektir. Biz de “Isı Pompası TV” gibi dijital projelerimizle kullanıcı farkındalığını artırarak bu dönüşüme katkı sağlamaya devam ediyoruz.

 

VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

Büyük ölçekli projelerin iklimlendirme ihtiyaçlarını çözen VRF sistemleri, değişken debili soğutucu akışkan teknolojisi sayesinde yüksek enerji verimliliği, esnek kontrol imkanları ve düşük işletme maliyetlerini bir arada sunuyor. Farklı bağımsız bölümlerin ihtiyaca göre aynı anda farklı sıcaklıklarda ısıtılıp soğutulabilmesini sağlayan esnek yapısı, gereksiz enerji sarfiyatını engelliyor.

Ticari binalar, alışveriş merkezleri, kamu binaları ve endüstriyel tesisler için iklimlendirme tasarımı yapılırken günümüzde en çok enerji verimliliği, toplam işletme maliyeti, sistemin uzun ömürlülüğü ve Yeşil Mutabakat ile Neredeyse Sıfır Enerjili Binalar (NSEB) gibi yasal regülasyonlara uyumluluk kriterleri ön plana çıkıyor. Ayrıca bu yapıların otomasyon sistemlerine tam entegre olabilen akıllı kontrol mekanizmaları, kaynakların en doğru şekilde yönetilmesini sağlayarak işletme süreçlerine büyük bir değer katıyor. Vaillant olarak geliştirdiğimiz geniş ürün yelpazesindeki VRF çözümlerimizle, projelerin bu yüksek verimlilik ve sürdürülebilirlik kriterlerini eksiksiz karşılamasına katkı sağlıyoruz.

 

İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı. Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?

İç mekân konforunu ve hava kalitesini en üst seviyeye taşımak “evimizde ve çevremizde daha iyi bir iklim oluşturmak” vizyonumuzun en temel parçası. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz akıllı kontrol sistemleri ve oda termostatları, iç mekân sıcaklığını dış hava koşullarını sürekli analiz ederek otomatik olarak ayarlayabiliyor. Cihazlarımızın hassas modülasyon yetenekleri sayesinde yaşam alanlarındaki sıcaklık dalgalanmalarını sıfıra indirerek kesintisiz ve homojen bir konfor sunuyoruz.

Isıtma, soğutma ve sıcak su çözümlerimizi entegre bir şekilde sunarken, akıllı eko-sistemlerimizin sağladığı uzaktan kontrol kolaylığı ile kullanıcıların her an istedikleri sağlıklı ve ideal iklim ortamını yönetebilmelerine imkan tanıyoruz. Böylece yaşam alanlarında sadece sıcaklığı ayarlamakla kalmıyor, enerjiyi en tasarruflu ve verimli şekilde kullanarak konfor standartlarını artırıyoruz.

 

Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Sürdürülebilirlik bizim için kurumsal bir vizyonun ötesinde, her operasyonumuzun kalbinde yer alan köklü bir sorumluluk. 2011 yılında başlattığımız ve 2050 yılına kadar tüm süreçlerimizde net sıfır emisyon seviyesine ulaşmayı hedefleyen küresel SEEDS projemiz, Bu alandaki en önemli kılavuzumuz konumunda.

SEEDS kapsamında üretimde su tüketimini azaltmak, harcanan enerjinin tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılamak ve filolarımızı çevre dostu araçlardan oluşturmak için çalışıyoruz. Dijital teknolojiler ise bu dönüşüm yolculuğumuzda en büyük kolaylaştırıcılardan biri olarak öne çıkıyor. Fabrikalarımızda dijital izleme ve otomasyon araçlarını kullanarak kaynak yönetimini mükemmelleştiriyor ve üretimdeki atık oranımızı minimize ediyoruz. Diğer yandan tüketicilerimize sunduğumuz dijital kontrol üniteleriyle yönetilen hibrit enerji çözümlerimiz (elektrikli ısı pompalarının, gazla çalışan yoğuşmalı cihazlar ve güneş enerjisiyle entegre kullanılması) sayesinde kaynak çeşitliliği yaratıyor, karbon emisyonlarını azaltmada büyük bir potansiyel açığa çıkarıyoruz

 

Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor? Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?

Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat ve F-Gaz düzenlemeleri ile Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefleri, iklimlendirme pazarının dinamiklerini kökten değiştiriyor. Binaların küresel karbon emisyonları içindeki payının yüksek olması, ısıtma ve soğutma teknolojilerinin dönüşümünü öncelikli bir zorunluluk haline getiriyor. Bu küresel çevre politikaları, Ar-Ge ve ürün geliştirme stratejilerimizin en önemli belirleyicisi.

Vaillant olarak bu değişime çok daha önceden hazır olmak için çalışmaya başlayarak teknoloji yatırımlarımızı yeni nesil çevreci akışkanlara yönlendirdik. Örneğin, yukarıda da söz ettiğimiz aroTHERM plus ısı pompalarımızda geleneksel florlu gazlar yerine propan bazlı, doğada çözünebilen ve geleneksel soğutucu akışkanlara kıyasla yaklaşık 700 kat daha çevre dostu olan R290 doğal soğutucu akışkan teknolojisini kullanıyoruz. Ar-Ge süreçlerimizde geliştirdiğimiz bu tür çevreci inovasyonlarla hem karbon ayak izimizi düşürüyor hem de regülasyonların zorunlu kıldığı yüksek enerji verimliliği ve emisyon hedeflerine şimdiden tam uyum sağlıyoruz.  

 

Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

Önümüzdeki beş yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en kritik alanların; fosil yakıt bağımlılığını azaltan ısı pompası teknolojilerinin yaygınlaşması, gaz ve elektriği verimli şekilde birleştiren akıllı hibrit çözümler ile yapay zekâ ve nesnelerin interneti (IoT) destekli proaktif dijital servisler olacağını öngörüyoruz. Vaillant olarak dünya genelindeki 8 Ar-Ge merkezimizde her yıl geliştirdiğimiz yaklaşık 50 yeni patent ile bu geleceğe şimdiden büyük bir değer katıyoruz.

Geleneksel kombi ürün gruplarımızdaki güçlü ivmemizi sürdürürken, ısı pompaları ve akıllı kontrol ekosistemlerimize yaptığımız yatırımlarla pazarın yeşil dönüşümünde önemli bir rol üstleniyoruz. Gelişmiş dijital altyapımız, myVaillant Smart entegrasyonu ve Akıllı Servis Sözleşmesi gibi proaktif hizmet modellerimizle müşterilerimize sadece üstün cihazlar değil, yaşam boyu kesintisiz bir konfor deneyimi sunuyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Legrand Türkiye Grubu’nun Yeni CFO’su Dilek Şan Oldu

Yayınlandı

-

 
Legrand Türkiye Grubu’nun 
İlk Türk CFO’su Dilek Şan Oldu
 
Legrand Türkiye Grubu’nun yeni CFO’su Dilek Şan oldu. Finans alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Şan, Legrand Türkiye Grubu’nun ilk Türk ve kadın CFO’su olarak finans fonksiyonlarının liderliğini üstlendi.

 

Bina elektrik ve dijital altyapıları için ürün ve sistemler sunan Legrand Türkiye Grubu’nda 1 Eylül 2026 itibariyle CFO görevine Dilek Şan atandı. Finans alanında farklı görevlerde edindiği deneyimin yanı sıra Legrand Türkiye Grubu’ndaki kariyeriyle kapsamlı bir birikime sahip olan Şan, yeni görevinde şirketin finans fonksiyonuna liderlik edecek. Şan, bu atamayla birlikte Legrand Türkiye Grubu’nun ilk Türk ve kadın CFO’su oldu.

 

Kariyerine denetim alanında başlayan Dilek Şan, 3 yıllık denetim deneyiminin ardından Fiba Holding’de Finansal Kontrol ve Planlama Uzmanı olarak çalıştı. 2011 yılında Legrand Türkiye Grubu’na bağlı Estap bünyesine Bütçe, Raporlama ve Kontrol Uzmanı olarak katılan Şan, Mali Kontrolör sorumluluğunu da üstlendi. 2016 yılında Legrand Türkiye Grubu’nun Bütçe ve Raporlama Müdürü olan Şan, 2018 yılında Ülke Finans Kontrol Müdürü oldu. 2023-2024 yılları arasında Kerry’de Ülke Finans ve Uyum Kontrolörü olarak görev yapan Şan, 2024 yılında Legrand Türkiye Grubu’na dönerek Ülke Finansal Kontrol Direktörlüğü görevini üstlendi.

 

Dilek Şan’ın CFO olarak atanmasıyla birlikte, 2022 yılından bu yana Legrand Türkiye Grubu’nun CFO’luğunu yürüten Manohar Shetty ise Legrand Grubu bünyesinde Hindistan CFO’su olarak görevine başladı.

Okumaya Devam Et

GENEL

Mitsubishi Heavy Diamond Serisi ZSX, Mevsim  Geçişlerinde Çalışma Kapasitesini  İhtiyaca Göre Ayarlıyor

Yayınlandı

-

 
Gün İçinde Değişen Isıtma Soğutma İhtiyacına Mitsubishi Heavy, Diamond Serisi 
ZSX ile Yanıt Veriyor
Sonbahar mevsimiyle birlikte gün içinde yaşanan sıcaklık değişimleri, ev ve ofislerde kısa süreli ve farklı seviyelerde ısıtma ihtiyacı oluşturuyor. Mitsubishi Heavy Industries Diamond Serisi ZSX, çalışma kapasitesini anlık ihtiyaca göre ayarlayan inverter teknolojisiyle enerji tüketiminin yönetilmesine ve ortam sıcaklığının dengelenmesine katkı sağlıyor.
 
Sonbaharda dış sıcaklığın gün boyunca farklı seyretmesi, ev ve ofislerdeki ısıtma ihtiyacını saatlere göre değiştiriyor. Isı pompası prensibiyle çalışan Diamond Serisi ZSX, dış ortamdan aldığı ısıyı iç mekana taşıyarak özellikle sabah ve akşam saatlerinde ortaya çıkan kısa süreli ihtiyaca yanıt verirken yalnızca kullanılan alanların ihtiyaç duyulan süre boyunca ısıtılmasına imkan tanıyor. Doğru kapasite seçiminin konfor ve tüketim dengesini doğrudan etkilediği bu kullanımda seri, 9.000, 12.000 ve 18.000 BTU/h seçenekleriyle farklı büyüklükteki ev ve ofislere uygun model seçimini mümkün kılıyor.

 

Inverter Teknolojisi Çalışma Kapasitesini Sıcaklığa Göre Ayarlıyor
 
Gün boyunca değişen sıcaklıklar, klimanın sürekli aynı kapasitede çalışmasını gerektirmiyor. Diamond Serisi ZSX’te yer alan inverter teknolojisi, kompresör devrini ortamın anlık ihtiyacına göre ayarlayarak cihazın gerekli kapasitede çalışmasını sağlıyor. Hedef sıcaklığa ulaşıldığında düşük devirde çalışmasını sürdüren sistem, sık açılıp kapanmanın önüne geçerek enerji tüketiminin dengelenmesine ve oda sıcaklığındaki dalgalanmaların azaltılmasına katkı sağlıyor. Gece saatlerinde dış üniteden kaynaklanan çalışma sesi konforu etkileyebildiği için sessiz çalışma modu, dış ünitenin ses seviyesini azaltmaya yardımcı oluyor. Seride kullanılan R32 soğutucu akışkan ise R410A’ya kıyasla daha düşük küresel ısınma potansiyeline sahip.

 

Düzenli Havalandırma ve Filtre Bakımı Önem Kazanıyor

 

Diamond Serisi ZSX’te fan, antimikrobiyal işlemden geçirilirken kullanılan kaplama sistemi cihaz kapalıyken oluşabilecek kötü kokuların azaltılmasına yardımcı oluyor. Filtre yapısı da düzenli bakımla birlikte iç ortam havasının korunmasına katkı sağlıyor. Mevsim geçişlerinde pencerelerin daha az açıldığı dönemlerde bu özellikler kullanım konforunu destekliyor. Mitsubishi Heavy Industries, Türkiye genelindeki yaygın bayi ve servis ağıyla satış sonrası bakım ve teknik destek hizmetlerini sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Siemens Türkiye, COP31 İklim Değişikliği Zirvesi’nin ‘İklim Destekçisi’ oldu

Yayınlandı

-

 

170 yıldır Türkiye’nin teknolojik dönüşümüne katkı sunan Siemens Türkiye, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda düzenlenecek COP31 2026 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi kapsamında Yeşil Bölge’de İklim Destekçisi olarak Teknoloji, İnovasyon ve Bilgi Hub’ında yer alacak. Şirket, enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması, enerji ve kaynak verimliliği ve iklime dayanıklı altyapı dijital dönüşüm alanlarındaki teknoloji ve uygulamalarını ziyaretçilerle buluşturacak.

Siemens Türkiye, sürdürülebilir bir gelecek için teknolojinin sunduğu olanakları somut sonuçlarla ortaya koyduğu çalışmalarını COP31 kapsamında paylaşacak. Yeşil Bölge’de gerçekleştirilecek etkinliklerde şirketin kendi operasyonlarındaki karbonsuzlaşma ve kaynak verimliliği uygulamalarının yanı sıra müşterileriyle gerçekleştirdiği enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilir altyapı projelerinden örnekler aktarılacak. 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’de elektrifikasyon, temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, iklime dayanıklı şehirler ve döngüsellik gibi başlıklar öne çıkarken, Siemens Türkiye de bu alanlardaki teknoloji ve çözüm portföyünü paylaşacak.

Siemens Türkiye, operasyonlarında emisyonlarını yüzde 70 azalttı

Siemens Türkiye, 2025 yılında operasyonlarından kaynaklanan karbon ayak izini 2019 yılına kıyasla yüzde 70 azaltarak 4.500 ton CO₂ eşdeğeri seviyesine indirdi. Şirket, 2030 Net Sıfır emisyon hedefi doğrultusunda tüm lokasyonlarında yüzde 100 yeşil elektrik kullanırken, 2022-2025 döneminde enerji tüketimini yüzde 13 azalttı. Gebze fabrikasındaki güneş enerjisi sistemi de tesisin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılıyor.

Operasyonlardan müşterilere uzanan ölçülebilir etki

Siemens Türkiye, enerji verimliliği çözümleriyle dört ülkede 22 müşteriye hizmet verirken, 448 enerji tasarrufu önleminin uygulanmasına destek oldu. Bu çalışmalar kapsamında müşteriler için 21,72 milyon avro tasarruf potansiyeli oluşturulurken, projelerin toplamında yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağlandı.

Siemens Türkiye, COP31 kapsamında farklı sektörlerden müşterileriyle hayata geçirdiği sürdürülebilirlik projelerinden örnekleri de ziyaretçilerle buluşturacak. Enerji verimliliği, dijitalleşme, sürdürülebilir üretim ve altyapı alanlarındaki projeler aracılığıyla teknolojinin kaynakların daha verimli kullanılması, enerji tüketiminin azaltılması ve emisyonların düşürülmesine sağladığı katkı somut örneklerle paylaşılacak.

Gebze fabrikasında düşük karbonlu üretim dönüşümü

Siemens Türkiye’nin Gebze Üretim Tesisi’nde yürüttüğü BOLD (Building Our Low-carbon Destination) programı, düşük karbonlu üretime geçiş yaklaşımının somut örneklerinden birini oluşturuyor.

2021-2024 dönemindeki BOLD Faz 1 kapsamında güneş enerjisi, yüksek verimli LED aydınlatma, LEED Gold sertifikalı sürdürülebilir bina yaklaşımı ve yeşil enerji kullanımı hayata geçirildi. Tesisin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 8-10’u sahadaki güneş enerjisi sistemlerinden karşılanırken, yıllık yaklaşık 1,3 GWh yenilenebilir enerji üretildi.

LEED Gold tasarımı sayesinde enerji ve su tüketiminde sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 50 tasarruf sağlanırken, inşaat atıklarının yüzde 75’i geri kazanıldı. Tesisin elektrik tüketimi ise yüzde 100 yeşil enerji kaynaklarından karşılanıyor.

2026-2027 dönemini kapsayan BOLD Faz 2 kapsamında yeni nesil ısı pompası sistemleri, ısıtma ve soğutma altyapısının yenilenmesi, otomatik havalandırma yönetimi, kompresörlerden atık ısı geri kazanımı ve yapay zekâ destekli bina otomasyon sistemleri gibi uygulamaların hayata geçirilmesi planlanıyor. Bu çalışmalarla 2027 yılında karbon emisyonlarında yaklaşık yüzde 93, enerji, doğal gaz ve su kullanımında ise yaklaşık yüzde 54 azalma hedefleniyor.

Kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi

Siemens Türkiye’nin sürdürülebilirlik çalışmalarında kaynakların verimli kullanılması ve döngüsel ekonomi uygulamaları da önemli bir yer tutuyor. Gebze tesisinde tek kullanımlık plastik kullanımını yüzde 70 azaltan şirket, 2020’den bu yana 29,4 ton plastiğin kullanımını ortadan kaldırdı. Tesis, “Zero Waste to Landfill” başarısına ulaşırken atık geri kazanım oranı yüzde 99,6 seviyesine yükseldi.

Su güvenliğine dayanıklı altyapı desteği

Siemens’in katkı sunduğu diğer örnek bir proje ise Fırat-Gaziantep OSB Su İletim Hattı Projesi. Günlük 80 bin ila 120 bin metreküp su taşıma kapasitesiyle bölgenin su ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlıyor. Fırat Nehri’nden sağlanan suyun sanayi kullanımına yönlendirilmesi yeraltı su kaynaklarının korunmasına destek olurken Siemens’in enerji otomasyonu ve şebeke yönetimi teknolojileri projenin altyapısını destekliyor. Projede kullanılan gaz yalıtımlı enerji dağıtım sistemleriyle işletme ve bakım maliyetlerinde yaklaşık 500 bin avro tasarruf sağlanması hedefleniyor.

Siemens AG’den önümüzdeki üç yıl içinde  yapay zekâ alanına global ölçekte 1 milyar avroluk yatırım

Siemens, büyümenin bir sonraki aşamasını desteklemek amacıyla dünya çapında ONE Tech Company programını hayata geçirdi. Programla operasyonları daha yalın ve verimli hale getirirken müşteri etkileşimini güçlendirmeyi, veri, teknoloji ve satış altyapısını daha entegre bir yapıda sunmayı hedefliyor.

ONE Tech Company programı, inovasyonu hızlandırmayı ve kârlı büyümeyi desteklemeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Siemens, 2030 yılına kadar dijital iş gelirlerini iki katına çıkarmayı ve önümüzdeki üç yıl içinde yapay zekâ alanına 1 milyar avro yatırım yapmayı hedefliyor.

COP31’de gençlere yönelik sosyal sorumluluk projesi

Siemens Türkiye, COP31 odağında gençleri de bu dönüşümün odağına alan bir sosyal sorumluluk projesi hayata geçirecek. Young Guru Academy (YGA) iş birliğiyle projeye katılan gençler, yapay zekâ alanında eğitimlerle desteklenecek ve iklimle alakalı çözümler üretecek. Katılımcılar geliştirdikleri projeleri COP31’de paylaşma fırsatı da bulacak.

Hüseyin Gelis: “Sürdürülebilirliği uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz parçası olarak görüyoruz”

Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Gelis, Siemens’in sürdürülebilirlik yaklaşımına ve COP31’e ilişkin şunları söyledi: “Siemens Türkiye olarak, sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ve uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Dekarbonizasyon, enerji ve kaynak verimliliği, dijitalleşme ve sorumlu iş anlayışını faaliyetlerimize entegre ediyoruz. Operasyonlarımızda hayata geçirdiğimiz dönüşüm çalışmalarının yanı sıra, müşterilerimizle gerçekleştirdiğimiz projeler de teknolojinin enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı ve emisyonların azaltılmasına sağladığı katkıyı ortaya koyuyor. COP31 kapsamında teknoloji, inovasyon ve bilgi paylaşımı aracılığıyla sürdürülebilir dönüşüm alanındaki deneyimlerimizi ve farklı sektörlerden müşterilerimizle hayata geçirdiğimiz projeleri paylaşmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde de teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanarak sürdürülebilir dönüşümü hızlandırmaya, Siemens’in gelecek vizyonu doğrultusunda uzun vadeli değer yaratmaya odaklanacağız.”

Thomas Kolbinger: “Sürdürülebilirlik uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın bir parçası”

Siemens Türkiye Finans Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Thomas Kolbingerise COP31 kapsamında gerçekleştirilecek çalışmalarla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Dünyada ve Türkiye’de enerji sistemlerinden üretim süreçlerine, şehir altyapılarından kaynak yönetimine kadar birçok alanda önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Siemens Türkiye olarak teknolojinin bu dönüşümün hızlanmasındaki rolüne inanıyor ve geliştirdiğimiz çözümleri somut sonuçlarla ortaya koyuyoruz. Kendi operasyonlarımızda 2019 yılına kıyasla karbon emisyonlarımızı yüzde 70 azaltırken, müşterilerimize sunduğumuz enerji verimliliği çözümleriyle yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağladık. COP31 kapsamında Yeşil Bölge’de İklim Destekçisi olarak yer alarak enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması, kaynak verimliliği ve dayanıklı altyapılar alanındaki çalışmalarımızı paylaşmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bunun yanı sıra gençleri dönüşümün odağına alan Young Guru Academy (YGA) iş birliğimizle yapay zekâ ve iklim çözümlerini bir araya getirmeyi önemsiyoruz.”

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye