Daikin, Dijital Teknolojilerle İklimlendirmede Akıllı ve Verimli Çözümleri Güçlendiriyor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Daikin, Dijital Teknolojilerle İklimlendirmede Akıllı ve Verimli Çözümleri Güçlendiriyor

Yayınlandı

-

Daikin Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Olcay Avcı

 


Daikin Türkiye, geniş üretim kapasitesi, güçlü satış ve servis ağıyla iklimlendirme sektöründeki öncü konumunu pekiştirirken; yapay zekâ, IoT, gerçek zamanlı veri analitiği ve akıllı otomasyon teknolojilerini ürün ve proje süreçlerinin merkezine alıyor.

  • Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Daikin olarak yüz yılı aşkın süredir iklimlendirme sektörünün öncü markasıyız. Temmuz 2011’de Airfel’i satın alarak Türkiye iklimlendirme sektörünün iddialı bir yatırımcısı olduk. Bugün Sakarya Hendek’te 163 bin metrekarelik alana kurulu üretim tesisimizde, ısıtma, soğutma ve havalandırma alanında Türkiye’nin en geniş ürün gamını üretiyoruz. 4 bölge müdürlüğümüz, 2 binden fazla çalışanımız, 3 bini aşkın satış noktamız ve 550’nin üzerinde yetkili servisimizle çok geniş bir coğrafyaya hizmet ulaştırıyoruz. Aynı zamanda Türkiye’nin stratejik konumunu kullanarak Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve CIS ülkelerini kapsayan bölgenin Ar-Ge, üretim ve lojistik üssü rolünü üstleniyor; bu güçlü altyapımızla 2025 mali yılını 750 milyon Euro ciroyla kapatarak istikrarlı büyümemizi sürdürüyoruz.  

 

2026 yılının ilk yarısına ve sektörün mevcut görünümüne bakacak olursak, iklim değişikliğinin etkileriyle sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerine çıkması ve yaz sezonunun erken başlaması pazardaki talebi önemli ölçüde artırdı. 2025’te 3 milyon adet bandına yaklaşan Türkiye split klima pazarı, yükselen talebin de etkisiyle bu yılın ilk beş ayında çift haneli bir büyüme ivmesi yakaladı. Yılın geri kalanında da bu sıcak hava dalgasının etkisiyle pazarın yüzde 10 ila 12 oranında ek bir büyüme göstermesini öngörüyoruz. Sektördeki öncü konumumuzun getirdiği sorumlulukla; klasik sezonluk stok yaklaşımının ötesine geçen çevik üretim modelimiz, güçlü tedarik zincirimiz ve geniş servis ağımızla, artan bu talebe en hızlı ve güvenilir şekilde yanıt vermeye devam ediyoruz.

  • Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? 

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabeti yalnızca donanım üreten bir yapıdan çıkarıp; yazılım, veri analitiği ve akıllı otomasyon çözümleri sunan bütünsel bir boyuta taşıdı. Artık müşterilerimiz sadece bir mekanı ısıtıp soğutan cihazlar değil; yapay zeka ve IoT entegrasyonuyla kendi kendini optimize eden, enerji tüketimini en aza indiren ve bina otomasyonlarıyla konuşabilen akıllı sistemler talep ediyor.  Bu beklentileri karşılamak adına öncelikle bireysel ürünlerimizi sürekli olarak daha akıllı ve enerji verimli hale getiriyoruz.

 

Gerçek zamanlı veriler sayesinde sistem performansını izleyebiliyor, bakım ihtiyaçlarını öngörebiliyor ve müşterilerimize veri temelli öneriler sunabiliyoruz. Aynı zamanda bu veriler, ürün geliştirmeden servis süreçlerine kadar birçok alanda daha hızlı ve doğru karar almamızı destekliyor.  Kullanım alışkanlıklarını öğrenerek performansını otomatik ayarlayan yapay zeka destekli akıllı sistemlerimiz ve yüksek sezonsal verimliliğe sahip inverter teknolojilerimiz sayesinde, tüketicilerimize maksimum konforu sağlarken yüksek enerji verimliliği de sunuyoruz.  Büyük projeler ve kurumsal yatırımlar tarafında ise bu dijital dönüşümü “Solution Sales” (çözüm sağlayıcı) bakış açımızla, uçtan uca bir yaklaşımla ele alıyoruz. Müşterilerimize sadece bir cihaz sunmuyor; projeleri en başından sonuna kadar konfor, enerji verimliliği, kullanım kolaylığı ve yüksek optimizasyon esasına dayalı olarak yürütüyoruz. Tesislerdeki verimsiz sistemleri tespit ederek gerçek zamanlı veriler ve yenilikçi teknolojilerle entegre ettiğimiz çözümlerle, kurumsal müşterilerimize uzun vadeli ve kusursuz bir enerji yönetimi sağlıyoruz. 

  • BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

İklimlendirme sektöründe teknoloji artık yalnızca ürünün kendisinde değil; tasarım, üretim ve proje yönetimi süreçlerinin de merkezinde yer alıyor. Dijital altyapılar ve yenilikçi yazılımlar sayesinde veriyi doğrudan değere dönüştürüyor, süreçlerimizi uçtan uca otomatikleştirerek verimliliğimizi ve rekabet gücümüzü artırıyoruz.

 

Bu dönüşümün temelinde güçlü Ar-Ge yapılanmamız bulunuyor. 2011 yılından bu yana Türkiye’deki Ar-Ge çalışan sayımızı 7 kat artırarak ülkemizi geniş bir coğrafyanın Ar-Ge üssü haline getirdik. IoT ve akıllı teknolojiler hem ürün geliştirme süreçlerimizde hem de projelerimizde önemli rol oynuyor. Avrupa’nın ilk iklimlendirme deneyim merkezi fuha İstanbul’da geliştirdiğimiz teknolojileri kullanıcılarla buluştururken, IoT entegre sistemlerimiz sayesinde uzaktan yönetilebilen, otomasyonla entegre çalışan ve kişiselleştirilmiş konfor sunan çözümler geliştiriyoruz.

 

Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki dönemde sektördeki en büyük dönüşümü otonom yönetim alanında yaratacağını öngörüyoruz. Bugün bile kullanıcı alışkanlıklarını öğrenerek performansını optimize eden akıllı sistemler geliştiriyoruz. Daikin olarak teknolojiyi yalnızca ürün geliştirmek için değil, kullanıcı deneyimini sürekli iyileştiren bütüncül çözümler sunmak için kullanıyoruz.

  • Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

Isı pompası teknolojisi, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektörünün en önemli dönüşüm alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Tek bir sistemle ısıtma, soğutma ve sıcak su ihtiyacını aynı anda karşılayabilmesi, bu teknolojiyi giderek daha cazip kılıyor. Teknolojik gelişimine baktığımızda; yüksek verimliliğin yanı sıra sürdürülebilirlik odaklı adımların hızlandığını, örneğin Avrupa’daki yeni yönetmeliklerin etkisiyle daha çevreci bir seçenek olan R-290 soğutucu akışkana doğru hızlı bir geçiş yaşandığını görüyoruz. Havadan suya ısı pompası teknolojisinin mucidi Daikin olarak, mühendislik uzmanlığımızı Altherma ile Türkiye pazarına taşıyor; tüketicilere yüksek konfor, maksimum enerji verimliliği ve düşük karbon ayak izini aynı çözümde sunuyoruz.

 

Pazar potansiyeline ve kullanım alanlarının geleceğine gelirsek; Türkiye pazarında çok net ve güçlü bir büyüme eğilimi var. Geçtiğimiz 2025 yılı sonuçlarına baktığımızda ev tipi hava kaynaklı ısı pompası pazarımız yaklaşık iki kat büyüyerek 25 bin adet seviyelerinden 50 bin adetlere ulaştı. Bu artışın arkasındaki en büyük sebep değişen tüketici alışkanlıkları. Bir yandan Türkiye’nin taraf olduğu 2053 net sıfır emisyon hedefli Paris İklim Anlaşması ve Enerji Bakanlığımızın stratejileri kapsamında ısı pompalarının kullanımı teşvik ediliyor. Diğer yandan, şehirden kırsal bölgelere doğru artan göç eğilimi pazarı büyütüyor. Doğalgaz altyapısının bulunmadığı bu bölgelerde, tüketiciler kömür gibi zahmetli ve yorucu ısınma yöntemlerinden uzaklaşarak enerji verimliliği yüksek ısı pompalarına yöneliyor. Çevreci ve kapsayıcı iklimlendirme çözümü ısı pompalarına olan ilgi artmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu farkındalığın ve enerji maliyetlerini optimize etme arayışının daha da artmasıyla, ısı pompalarının çok daha geniş bir kullanım alanına ulaşacağına inanıyor ve stratejilerimizi bu yönde kararlılıkla sürdürüyoruz.

  • VRV sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

VRV sistemleri, büyük ölçekli ve çok bölmeli projeler için geliştirilmiş, mimari ve mühendislik sınırlarını zorlayan çok yönlü bir çözümdür. Bu sistemlerin en büyük avantajı, inverter teknolojisi ve elektronik genleşme valfleri sayesinde sadece ihtiyaç duyulan alana, ihtiyaç duyulan kapasite kadar soğutucu akışkan göndermesidir. Yani sistem “ya hep ya hiç” mantığıyla değil, tamamen “ihtiyacın kadar” mantığıyla çalışır. Bu hassas yük paylaşımı ve kısmi yüklerdeki yüksek performans sayesinde işletmelere yüzde 30 ila 40’lara varan çok ciddi bir enerji tasarrufu ve düşük işletme maliyeti sağlıyoruz.  

 

Esneklik tarafına baktığımızda, tek bir dış ünite veya modüler dış ünite grubu ile onlarca iç üniteyi birbirinden tamamen bağımsız olarak kontrol etme özgürlüğü sunuyoruz. Hatta “Heat Recovery” (Isı Geri Kazanımlı) VRV sistemlerimiz sayesinde aynı binada bir oda soğutulurken diğer bir odanın ısıtılabilmesini sağlıyor, soğutulan odadan atılan ısıyı diğer odayı ısıtmak için kullanarak enerjiyi sisteme geri kazandırıyoruz. Bunun yanı sıra, binada devasa mekanik odalara ihtiyaç bırakmayan kompakt yapısı ve uzun borulama mesafelerine izin vermesi, mimari tasarımlarda büyük bir esneklik yaratıyor.  

 

Bu kapsamda büyük projelere, AVM’lere, kamu ve endüstriyel yapılara çözüm tasarlarken bazı kriterler doğal olarak ön plana çıkıyor. Yatırımcılar ve tasarımcılar en çok “farklı ihtiyaçlara aynı anda yanıt verebilme”, “işletme giderlerinin kolay paylaştırılabilmesi” ve “iç hava kalitesi” konularına odaklanıyor. Örneğin bir ofis projesinde, yoğun çalışan bilgi işlem odasının soğutulurken aynı andaki bir toplantı odasının ısıtılması gerekebiliyor. Alışveriş merkezlerinde devasa alanlarda stabil bir iklimlendirme istenirken, hastane veya kamu yapılarında sessiz çalışma, bağımsız kontrol ve taze hava entegrasyonu kritik bir zorunluluk haline geliyor. Ayrıca modern projelerde LEED veya BREEAM gibi uluslararası yeşil bina sertifikalarına uyum da sistem seçimini belirleyen en güçlü kriterler arasında yer alıyor.

  • İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı. Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?

İç hava kalitesi ve hijyen, tüketiciler ve kurumsal yatırımcılar için artık bir konfor beklentisi olmaktan çıkıp temel bir ihtiyaca dönüştü. Biz Daikin olarak, sadece bir mekanı ısıtıp soğutmanın ötesine geçiyor; ürünlerimizin merkezine doğrudan soluduğumuz havanın kalitesini yerleştiriyoruz.  Hem klimalarımızda hem de hava temizleme cihazlarımızda sunduğumuz yenilikçi filtrasyon teknolojileriyle fark yaratıyoruz. Ürünlerimizde öne çıkan patentli Flash Streamer teknolojimiz, yüksek hızlı elektronlar deşarj ederek havadaki kötü koku, küf ve alerjenleri moleküler düzeyde ayrıştırıp etkisiz hale getiriyor. Hava temizleme cihazlarımızda yer verdiğimiz yüksek performanslı HEPA filtreler ise gözle görülmeyen en küçük toz parçacıklarını, polenleri ve zararlı partikülleri yüksek oranlarda yakalayarak mekanda tam anlamıyla hijyenik bir hava ortamı sağlıyor. Klimalarımızda kullandığımız akıllı hava yönlendirme kanatçıkları ve nem alma (Dry Mode) özellikleri de havanın doğrudan insan üzerine üflenmesini engelleyerek konforu en üst seviyeye taşıyor.  

 

Ticari alanlar, ofisler, oteller ve hastaneler gibi toplu kullanımın yoğun olduğu yapılarda ise VRV sistemlerimize entegre taze hava çözümlerimiz devreye giriyor. Sakarya Hendek fabrikamızda ürettiğimiz yüzde 100 taze hava ile çalışan özel VRV iç ünitelerimiz, dışarıdan aldığı havayı yüksek toz tutma kapasiteli F7 filtrelerinden geçirip iklimlendirerek ortama aktarıyor. Sistemle tam uyumlu çalışan ısı geri kazanımlı havalandırma ünitelerimiz (VAM serisi) ve CO2 sensörlü akıllı altyapılarımız sayesinde de içerideki oksijen seviyesi anlık olarak ölçülüp otomatik dengeleniyor; böylece kirli hava dışarı atılırken enerjiden de ödün verilmiyor.  

  • Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Sürdürülebilirlik, bizim için yalnızca trend bir kavram değil; şirketimizin tüm faaliyetlerine yön veren uzun vadeli bir dönüşüm stratejisidir. 2018 yılında açıkladığımız “Daikin Çevre Vizyonu 2050” doğrultusunda net sıfır emisyon hedefine ilerlerken, 2030 yılına kadar globaldeki tüm üretim tesislerimizi net sıfır seviyesine taşımayı amaçlıyoruz.  

 

Bu hedefler doğrultusunda kaynak yönetiminde ve yenilenebilir enerji kullanımında çok somut adımlar atıyoruz. Sakarya Hendek Üretim Tesisimizde yenilenebilir enerji alanında dev yatırımlar yaptık; 2025 mali yılında fabrikamızın toplam elektrik tüketiminin yüzde 74’lük büyük bir kısmını doğrudan güneş enerjisi santralimizden karşıladık. Geriye kalan tüketimimizi ise Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası (I-REC) ile belgelendirerek tüm elektrik enerjimizi yenilenebilir kaynaklardan sağladık. İşin tüketim ve döngüsel ekonomi boyutunda ise tavizsiz uyguladığımız bir atık yönetimi politikamız var. Fabrikamızdaki enerji projelerimiz ve sıfır atık standartlarımızla, tüm atıkları kaynağında ayrıştırıp geri dönüştürerek sera gazı emisyonlarının önüne geçiyoruz.  

 

Ancak karbonsuzlaşma vizyonumuzu sadece üretim süreçlerimizle ve fabrika duvarlarıyla sınırlı tutmuyoruz; bu vizyonu doğrudan ürünlerimizin kalbine yerleştiriyoruz. Geleceği düşünen, enerji verimliliğini merkeze alan güçlü Ar-Ge çalışmalarımızla ürünlerimizi sürekli olarak daha çevreci olacak biçimde tasarlıyoruz. Bu dönüşümün en somut adımlarından biri soğutucu akışkanlar teknolojisinde yaşandı. Düşük küresel ısınma potansiyeline, yani çok daha düşük karbon emisyon değerlerine sahip R-32 soğutucu akışkan içeren ilk split klimaları Türkiye’de Avrupa ile tamamen eş zamanlı olarak pazara sunduk. Üstelik bu çevreci dönüşümün hızlanması ve gezegenimiz için ortak bir adım atılabilmesi adına, klimalarda R-32 kullanımıyla ilgili tam 93 patentimizi sektördeki tüm oyuncularla ücretsiz olarak paylaştık.

 

Sürdürülebilirlik yolculuğunda attığımız her adımı, yalnızca kendi operasyonlarımızı dönüştüren bir yatırım olarak değil, sektörün ve toplumun geleceğine yapılan bir katkı olarak görüyoruz. İnovasyon gücümüzü çevresel sorumluluk anlayışımızla birleştirerek, daha düşük karbonlu, daha verimli ve daha yaşanabilir bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz.

  • Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

Önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünün yalnızca ürün bazında değil, iş yapış biçimi açısından da köklü bir dönüşüm yaşayacağını öngörüyoruz. Artık sektörü şekillendiren unsurlar yalnızca mekanı ısıtan veya soğutan cihazlar olmayacak; yapay zekâ destekli, birbirleriyle haberleşebilen, enerji tüketimini anlık olarak optimize eden ve bina yönetim sistemleriyle tam entegre çalışan akıllı çözümler ön planda olacak. Bu teknolojik dönüşümün merkezinde ise enerji verimliliği, dijitalleşme ve iç hava kalitesi yer alacak. Özellikle ısı pompası teknolojilerinin yaygınlaşması, düşük küresel ısınma potansiyeline sahip çevreci soğutucu akışkanların standartlaşması ve veri odaklı akıllı enerji yönetimi sektörün geleceğine yön verecek en önemli gelişmeler olacak.  

 

Daikin olarak biz, bu geleceğe hazırlanırken kendimizi yalnızca ürün üreten bir marka olarak değil; müşterilerine uçtan uca iklimlendirme çözümleri sunan bir teknoloji ve mühendislik şirketi olarak konumlandırıyoruz. Geleceğin projelerinde ve şantiyelerinde Daikin’i; sürdürülebilirlik vizyonu, dijital çözümleri ve yüksek mühendislik gücüyle sektörün dönüşümüne liderlik eden en güçlü çözüm ortağı olarak görmeye devam edeceksiniz.  

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

CUBOARTE PETRA ile Duvarlarda Yeni Bir Yüzey Deneyimi

Yayınlandı

-

Işıkla değişen yansımalar, sedef efekti ve kum tanecikli dokunun uyumu… CUBO’nun yeni dekoratif efekt kaplaması CUBOARTE PETRA, her uygulamada kendine özgü desenler oluşturarak yaşam alanlarına karakter kazandıran estetik yüzeyler sunuyor.

İç mekân tasarımında doğal dokular, ışık oyunları ve yüzeye karakter kazandıran dekoratif çözümler giderek daha fazla öne çıkıyor. Mimar ve iç mimarların yalnızca renge değil, mekânın atmosferini zenginleştiren özgün yüzey etkilerine yöneldiği bu anlayıştan hareketle CUBO, Efekt Boya ve Kaplamalar ailesine yeni ürünü CUBOARTE PETRA’yı ekledi.

Sedef efekti ile kum tanecikli dokuyu bir araya getiren CUBOARTE PETRA, gün ışığı ve farklı aydınlatma koşullarına göre değişen yansımalar oluşturarak duvarlara derinlik ve hareket kazandırıyor.

Her Uygulamada Kendine Özgü Bir Doku

Saf akrilik bağlayıcı esaslı, su bazlı ve çevre dostu yapısıyla geliştirilen CUBOARTE PETRA, özel fırça uygulaması sayesinde yüzeyde farklı desenlerin oluşturulmasına olanak tanıyor. Sedef efektinin yumuşak ışıltısı ile kum tanecikli dokunun birleşimi, her uygulamaya özgün bir karakter kazandırırken; yüksek buhar geçirgenliği ve kullanıma hazır yapısı uygulama kolaylığı sağlıyor.

Eski boyalı yüzeylerin yanı sıra beton, alçı, kara sıva, betopan ve ahşap yüzeylerde uygulanabilen CUBOARTE PETRA; konutlardan otel ve restoranlara, mağazalardan ofislere ve prestijli mimari projelere kadar geniş bir kullanım alanı sunuyor.

CUBO, CuboArte Efekt Boya ve Kaplamalar ürün grubuyla estetik beklentileri fonksiyonel özelliklerle buluşturan dekoratif yüzey çözümleri geliştirmeyi sürdürürken; CUBOARTE PETRA, sedef efekti, kum tanecikli dokusu ve her uygulamada ortaya çıkan özgün desenleriyle iç mekânlara güçlü bir tasarım dokunuşu katıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Limak Çimento İskenderun’da inşa ettiği Düşük Karbonlu Çimento Terminali ile dünya pazarlarına erişimini güçlendiriyor

Yayınlandı

-

 

Limak Çimento’dan İhracat Altyapısına Dev Yatırım:

Düşük Karbonlu Çimento Akdeniz Terminali Faaliyete Geçti

Limak Çimento, sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda İskenderun’da inşa ettiği Düşük Karbonlu Çimento Akdeniz Terminali (Low Carbon Cement (LCC) Mediterranean Terminal) ile uluslararası sevkiyat ağını daha da güçlendirdi. Çevreci altyapısı ve yüksek otomasyon teknolojisiyle dikkat çeken tesis, şirketin düşük karbonlu ve yüksek performanslı ürünlerini küresel pazarlara çok daha hızlı, kolay ve çevreci bir şekilde ulaştırmasını sağlayacak.

Türkiye çimento sektörünün lider şirketi Limak Çimento’nun İskenderun’da inşa ettiği Düşük Karbonlu Çimento Akdeniz Terminali (Low Carbon Cement (LCC) Mediterranean Terminal faaliyete başladı. Şirketin sürdürülebilirlik ve yüksek kalite vizyonu doğrultusunda attığı güçlü bir adım niteliğindeki yeni terminal, Limak Çimento’nun ürettiği yüksek performanslı ürünlerin uluslararası pazarlara sevkiyatına güç katacak. Çevreci ve yüksek teknolojili altyapıya sahip olan terminal, 19 Temmuz 2026 tarihinde İtalya’ya gerçekleştirilen düşük karbonlu dökme çimento sevkiyatı ile faaliyete başladı.

Limak Çimento, üretimden lojistiğe doğa dostu ve yüksek performanslı çözümlerle sektörüne öncülük ediyor

İnşaat endüstrisinde hem çevre dostu hem de yüksek performanslı ürünlere olan talebin tüm dünyada hızla arttığına dikkat çeken Limak Çimento Grup Dış Ticaret ve İş Geliştirme Müdürü S. Mete Turan şunları söyledi:

“Üretimden sevkiyata her aşamada karbon ayak izimizi en aza indirme stratejimizle hareket ediyor, Limak Cement LCC Mediterranean Terminal ile sektörümüzdeki çevresel standartları en üst seviyeye taşıyoruz. Şirketimizin düşük karbonlu üretim ve ihracat pazarlarındaki varlığını güçlendirme hedefiyle inşasını tamamladığı yeni terminalimiz, dayanıklılığı, yüksek kalitesi ve çevreci özellikleri ile yüksek performanslı ürünlerimizi dünya pazarlarına ulaştıracak.”

Küresel pazarlara rekabetçi ve sürdürülebilir sevkiyat avantajı

Limak Çimento, yeni terminal yatırımını Avrupa pazarı başta olmak üzere Akdeniz Havzası ülkelerine yönelik geniş dış pazar stratejisi doğrultusunda hayata geçirdi. Küresel ölçekte büyüyen sürdürülebilir yapı malzemesi talebini yakından takip eden şirket, Limak Cement LCC Mediterranean Terminal ile ihracat lojistik operasyonlarında verimliliği artırırken, operasyonel maliyetleri de optimize edecek.

Yıllık yaklaşık 500 bin ton kapasiteyle çalışacak şekilde tasarlanan tesiste, öncelikli olarak Limak Çimento Kilis Fabrikası’nda üretilen düşük karbonlu ve yüksek performanslı dökme çimento ürünlerinin depolanması ve ihracatı gerçekleştirilecek. Şirketin ilerleyen dönemlerdeki operasyonel ihtiyaçları ve planlamaları doğrultusunda Şanlıurfa Fabrikası’nın ihracat faaliyetleri de bu terminal üzerinden desteklenecek. Halihazırda bünyesinde üç adet silo barındıran ve 7.500 ton depolama kapasitesiyle faaliyete geçen Limak Cement LCC Mediterranean Terminal, projenin tüm aşamaları tamamlandığında sekiz siloya ve toplam 20.000 ton depolama hacmine ulaşacak.

Limak Cement LCC Mediterranean Terminal’in ileri otomasyon sistemi, çevresel etkileri en aza indirirken sevkiyat süreçlerini dijital, kayıpsız ve anlık olarak izlenebilir hale getiriyor. Terminalde çimento transfer süreçleri, pnömatik dolum hatlarından havalı bant ve helezonlara kadar tamamen sızdırmaz gövdeler içinde, ürün dış ortamla hiçbir şekilde temas etmeden gerçekleştiriliyor. Silo dolumlarında ortaya çıkan basınçlı hava, yüksek verimli Jet-Pulse filtrelerden geçirilerek atmosfere yalnızca temiz hava olarak salınıyor. Yükleme aşamasında kullanılan teleskopik çift cidarlı dolum körükleri ve eşzamanlı toz emiş sistemleri sayesinde yer değiştiren tozlu hava vakumlanarak dışarı sızması önleniyor. Körük uçlarındaki seviye sensörleri akışı otomatik olarak keserek muhtemel taşma ve tozlanma risklerini sıfıra indiriyor. Bu sistem, çalışanlar için tozsuz ve güvenli bir ortam sunarken ürün kalitesine ve tam sürdürülebilirlik hedeflerine doğrudan katkı sağlıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Bticino Light Now, Estetik Tasarımı Yeni Nesil Akıllı Teknolojilerle Buluşturuyor

Yayınlandı

-

 
 
Legrand Türkiye Grubu markalarından Bticino, elektrik ve dijital bina altyapısı konusundaki deneyimini Light Now adını verdiği serisiyle yeniden yorumluyor. Evlerde yönetim ve kullanım deneyimini daha akıllı ve sezgisel bir yapıya taşıyan seri, tasarım alanının en saygın ödüllerinden iF Design Award 2024 ile de uluslararası ölçekte tescillendi. Minimalist çizgileri güncel teknolojiyle bir araya getiren Light Now, hem klasik elektrik tesisatlarıyla hem de akıllı ev sistemleriyle uyum sağlayarak yaşam alanlarına hem şıklık hem de erişilebilir bir konfor sunuyor.
 
Legrand Türkiye Grubu bünyesinde yer alan Bticino, Light Now serisinde sürdürülebilirliği önceliklendirerek üretim süreçlerinde çevre dostu yaklaşımı merkeze alıyor. Yeşil ve geri dönüştürülmüş malzemelerin kullanımına ağırlık veren marka, ambalajlarında “sıfır plastik” ilkesini benimseyerek karbon ayak izini azaltmayı hedefliyor. Böylece daha sürdürülebilir bir gelecek için sorumluluk odaklı bir üretim anlayışı sunuyor. Teknolojiyi estetik tasarımla birleştiren Bticino, Light Now ile yaşam alanlarının farklı ihtiyaçlarına bütüncül bir çözüm yaklaşımı getiriyor. Seride yer alan yüzey koleksiyonlarından Döngüsel koleksiyonu, geri dönüştürülmüş ABS ve viskoz elyafların yenilikçi birleşimiyle çevresel duyarlılığı tasarımla buluşturuyor. Taş koleksiyonu, biyokütle bazlı içerikler ve geri dönüştürülmüş materyallerle geliştirilerek hem sürdürülebilirliği hem de dokunsal bir zenginliği öne çıkarıyor. Patina koleksiyonu ise doğal yüzey dokularıyla daha sofistike bir görünüm sunuyor. Hafif kavisli formlar ve merkezi LED aydınlatma detayıyla seri, modern mimariye uyum sağlayarak mekânlara hem görsel hem de hissel bir derinlik kazandırıyor.
Tasarımda Esneklik ve Mimari Uyum
 
Farklı iç mekan ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde tasarlanan Light Now, yalın ve zamansız estetik yaklaşımıyla öne çıkıyor. Mat yüzeylerden dokulu alternatiflere kadar uzanan yüzey seçenekleri ve beyaz, siyah ile taş tonlarındaki mekanizmalarla uyumlu 9 farklı çerçeve alternatifi, seriye geniş bir tasarım özgürlüğü kazandırıyor.

 

Ürünün arka kısmında yer alan esnek “Yüzer Çerçeve” sistemi, duvar yüzeyi ideal olmasa bile ürünün dengeli ve doğru biçimde konumlanmasını mümkün kılıyor. Geliştirilmiş kilitleme mekanizmasına sahip kaide yapısı ise duvara sağlam oturma sağlayarak hizalama hassasiyetini artırıyor. İnce form dili, dengeli oranlar ve yumuşak hatlar bir araya gelerek hem görsel hem de dokunsal açıdan rafine bir bütünlük oluşturuyor.

 

Serinin modüler yapısı, farklı projelere hızlı adaptasyon imkanı sunarken yatay ve dikey montaj seçenekleri ile kurulum süreçlerini daha pratik hale getiriyor. Alet gerektirmeyen montaj yapısı ve geniş ürün gamı uygulama kolaylığı sağlarken, merkezi LED detayı ve karakteristik tasarım dili kullanıcı deneyimine hem işlevsel hem de estetik bir değer katıyor.
 
Akıllı Sistemlerle Entegre Konfor Deneyimi
 
Light Now, estetik bir tasarım serisinin ötesine geçerek modern yaşamı kolaylaştıran bütüncül bir akıllı kontrol altyapısı sunuyor. Klasik kablolu çözümlerden gelişmiş akıllı ev teknolojilerine kadar uzanan geniş ürün yelpazesiyle farklı ihtiyaçlara uyum sağlayan esnek bir yapı oluşturuyor. Apple Siri, Google Assistant ve Amazon Alexa gibi sesli asistanlarla uyumlu çalışarak kullanıcıların evlerini zahmetsizce yönetmesine olanak tanıyor.

 

Home+Control uygulaması üzerinden enerji tüketimi izleme, sıcaklık yönetimi ve kişiselleştirilmiş senaryo oluşturma gibi işlevleri tek bir platformda bir araya getiriyor. Böylece hem konforu hem de enerji verimliliğini aynı anda destekleyen bir kontrol deneyimi sunuyor. BTicino MyHome ve KNX sistemleriyle uyumlu altyapısı sayesinde Light Now, hem konut projelerinde hem de profesyonel bina otomasyonlarında entegre ve ölçeklenebilir çözümler sağlıyor.

Okumaya Devam Et

Trendler