Daikin, Dijital Teknolojilerle İklimlendirmede Akıllı ve Verimli Çözümleri Güçlendiriyor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Daikin, Dijital Teknolojilerle İklimlendirmede Akıllı ve Verimli Çözümleri Güçlendiriyor

Yayınlandı

-

Daikin Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Olcay Avcı

 


Daikin Türkiye, geniş üretim kapasitesi, güçlü satış ve servis ağıyla iklimlendirme sektöründeki öncü konumunu pekiştirirken; yapay zekâ, IoT, gerçek zamanlı veri analitiği ve akıllı otomasyon teknolojilerini ürün ve proje süreçlerinin merkezine alıyor.

  • Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Daikin olarak yüz yılı aşkın süredir iklimlendirme sektörünün öncü markasıyız. Temmuz 2011’de Airfel’i satın alarak Türkiye iklimlendirme sektörünün iddialı bir yatırımcısı olduk. Bugün Sakarya Hendek’te 163 bin metrekarelik alana kurulu üretim tesisimizde, ısıtma, soğutma ve havalandırma alanında Türkiye’nin en geniş ürün gamını üretiyoruz. 4 bölge müdürlüğümüz, 2 binden fazla çalışanımız, 3 bini aşkın satış noktamız ve 550’nin üzerinde yetkili servisimizle çok geniş bir coğrafyaya hizmet ulaştırıyoruz. Aynı zamanda Türkiye’nin stratejik konumunu kullanarak Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve CIS ülkelerini kapsayan bölgenin Ar-Ge, üretim ve lojistik üssü rolünü üstleniyor; bu güçlü altyapımızla 2025 mali yılını 750 milyon Euro ciroyla kapatarak istikrarlı büyümemizi sürdürüyoruz.  

 

2026 yılının ilk yarısına ve sektörün mevcut görünümüne bakacak olursak, iklim değişikliğinin etkileriyle sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerine çıkması ve yaz sezonunun erken başlaması pazardaki talebi önemli ölçüde artırdı. 2025’te 3 milyon adet bandına yaklaşan Türkiye split klima pazarı, yükselen talebin de etkisiyle bu yılın ilk beş ayında çift haneli bir büyüme ivmesi yakaladı. Yılın geri kalanında da bu sıcak hava dalgasının etkisiyle pazarın yüzde 10 ila 12 oranında ek bir büyüme göstermesini öngörüyoruz. Sektördeki öncü konumumuzun getirdiği sorumlulukla; klasik sezonluk stok yaklaşımının ötesine geçen çevik üretim modelimiz, güçlü tedarik zincirimiz ve geniş servis ağımızla, artan bu talebe en hızlı ve güvenilir şekilde yanıt vermeye devam ediyoruz.

  • Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? 

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabeti yalnızca donanım üreten bir yapıdan çıkarıp; yazılım, veri analitiği ve akıllı otomasyon çözümleri sunan bütünsel bir boyuta taşıdı. Artık müşterilerimiz sadece bir mekanı ısıtıp soğutan cihazlar değil; yapay zeka ve IoT entegrasyonuyla kendi kendini optimize eden, enerji tüketimini en aza indiren ve bina otomasyonlarıyla konuşabilen akıllı sistemler talep ediyor.  Bu beklentileri karşılamak adına öncelikle bireysel ürünlerimizi sürekli olarak daha akıllı ve enerji verimli hale getiriyoruz.

 

Gerçek zamanlı veriler sayesinde sistem performansını izleyebiliyor, bakım ihtiyaçlarını öngörebiliyor ve müşterilerimize veri temelli öneriler sunabiliyoruz. Aynı zamanda bu veriler, ürün geliştirmeden servis süreçlerine kadar birçok alanda daha hızlı ve doğru karar almamızı destekliyor.  Kullanım alışkanlıklarını öğrenerek performansını otomatik ayarlayan yapay zeka destekli akıllı sistemlerimiz ve yüksek sezonsal verimliliğe sahip inverter teknolojilerimiz sayesinde, tüketicilerimize maksimum konforu sağlarken yüksek enerji verimliliği de sunuyoruz.  Büyük projeler ve kurumsal yatırımlar tarafında ise bu dijital dönüşümü “Solution Sales” (çözüm sağlayıcı) bakış açımızla, uçtan uca bir yaklaşımla ele alıyoruz. Müşterilerimize sadece bir cihaz sunmuyor; projeleri en başından sonuna kadar konfor, enerji verimliliği, kullanım kolaylığı ve yüksek optimizasyon esasına dayalı olarak yürütüyoruz. Tesislerdeki verimsiz sistemleri tespit ederek gerçek zamanlı veriler ve yenilikçi teknolojilerle entegre ettiğimiz çözümlerle, kurumsal müşterilerimize uzun vadeli ve kusursuz bir enerji yönetimi sağlıyoruz. 

  • BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

İklimlendirme sektöründe teknoloji artık yalnızca ürünün kendisinde değil; tasarım, üretim ve proje yönetimi süreçlerinin de merkezinde yer alıyor. Dijital altyapılar ve yenilikçi yazılımlar sayesinde veriyi doğrudan değere dönüştürüyor, süreçlerimizi uçtan uca otomatikleştirerek verimliliğimizi ve rekabet gücümüzü artırıyoruz.

 

Bu dönüşümün temelinde güçlü Ar-Ge yapılanmamız bulunuyor. 2011 yılından bu yana Türkiye’deki Ar-Ge çalışan sayımızı 7 kat artırarak ülkemizi geniş bir coğrafyanın Ar-Ge üssü haline getirdik. IoT ve akıllı teknolojiler hem ürün geliştirme süreçlerimizde hem de projelerimizde önemli rol oynuyor. Avrupa’nın ilk iklimlendirme deneyim merkezi fuha İstanbul’da geliştirdiğimiz teknolojileri kullanıcılarla buluştururken, IoT entegre sistemlerimiz sayesinde uzaktan yönetilebilen, otomasyonla entegre çalışan ve kişiselleştirilmiş konfor sunan çözümler geliştiriyoruz.

 

Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki dönemde sektördeki en büyük dönüşümü otonom yönetim alanında yaratacağını öngörüyoruz. Bugün bile kullanıcı alışkanlıklarını öğrenerek performansını optimize eden akıllı sistemler geliştiriyoruz. Daikin olarak teknolojiyi yalnızca ürün geliştirmek için değil, kullanıcı deneyimini sürekli iyileştiren bütüncül çözümler sunmak için kullanıyoruz.

  • Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

Isı pompası teknolojisi, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektörünün en önemli dönüşüm alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Tek bir sistemle ısıtma, soğutma ve sıcak su ihtiyacını aynı anda karşılayabilmesi, bu teknolojiyi giderek daha cazip kılıyor. Teknolojik gelişimine baktığımızda; yüksek verimliliğin yanı sıra sürdürülebilirlik odaklı adımların hızlandığını, örneğin Avrupa’daki yeni yönetmeliklerin etkisiyle daha çevreci bir seçenek olan R-290 soğutucu akışkana doğru hızlı bir geçiş yaşandığını görüyoruz. Havadan suya ısı pompası teknolojisinin mucidi Daikin olarak, mühendislik uzmanlığımızı Altherma ile Türkiye pazarına taşıyor; tüketicilere yüksek konfor, maksimum enerji verimliliği ve düşük karbon ayak izini aynı çözümde sunuyoruz.

 

Pazar potansiyeline ve kullanım alanlarının geleceğine gelirsek; Türkiye pazarında çok net ve güçlü bir büyüme eğilimi var. Geçtiğimiz 2025 yılı sonuçlarına baktığımızda ev tipi hava kaynaklı ısı pompası pazarımız yaklaşık iki kat büyüyerek 25 bin adet seviyelerinden 50 bin adetlere ulaştı. Bu artışın arkasındaki en büyük sebep değişen tüketici alışkanlıkları. Bir yandan Türkiye’nin taraf olduğu 2053 net sıfır emisyon hedefli Paris İklim Anlaşması ve Enerji Bakanlığımızın stratejileri kapsamında ısı pompalarının kullanımı teşvik ediliyor. Diğer yandan, şehirden kırsal bölgelere doğru artan göç eğilimi pazarı büyütüyor. Doğalgaz altyapısının bulunmadığı bu bölgelerde, tüketiciler kömür gibi zahmetli ve yorucu ısınma yöntemlerinden uzaklaşarak enerji verimliliği yüksek ısı pompalarına yöneliyor. Çevreci ve kapsayıcı iklimlendirme çözümü ısı pompalarına olan ilgi artmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu farkındalığın ve enerji maliyetlerini optimize etme arayışının daha da artmasıyla, ısı pompalarının çok daha geniş bir kullanım alanına ulaşacağına inanıyor ve stratejilerimizi bu yönde kararlılıkla sürdürüyoruz.

  • VRV sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

VRV sistemleri, büyük ölçekli ve çok bölmeli projeler için geliştirilmiş, mimari ve mühendislik sınırlarını zorlayan çok yönlü bir çözümdür. Bu sistemlerin en büyük avantajı, inverter teknolojisi ve elektronik genleşme valfleri sayesinde sadece ihtiyaç duyulan alana, ihtiyaç duyulan kapasite kadar soğutucu akışkan göndermesidir. Yani sistem “ya hep ya hiç” mantığıyla değil, tamamen “ihtiyacın kadar” mantığıyla çalışır. Bu hassas yük paylaşımı ve kısmi yüklerdeki yüksek performans sayesinde işletmelere yüzde 30 ila 40’lara varan çok ciddi bir enerji tasarrufu ve düşük işletme maliyeti sağlıyoruz.  

 

Esneklik tarafına baktığımızda, tek bir dış ünite veya modüler dış ünite grubu ile onlarca iç üniteyi birbirinden tamamen bağımsız olarak kontrol etme özgürlüğü sunuyoruz. Hatta “Heat Recovery” (Isı Geri Kazanımlı) VRV sistemlerimiz sayesinde aynı binada bir oda soğutulurken diğer bir odanın ısıtılabilmesini sağlıyor, soğutulan odadan atılan ısıyı diğer odayı ısıtmak için kullanarak enerjiyi sisteme geri kazandırıyoruz. Bunun yanı sıra, binada devasa mekanik odalara ihtiyaç bırakmayan kompakt yapısı ve uzun borulama mesafelerine izin vermesi, mimari tasarımlarda büyük bir esneklik yaratıyor.  

 

Bu kapsamda büyük projelere, AVM’lere, kamu ve endüstriyel yapılara çözüm tasarlarken bazı kriterler doğal olarak ön plana çıkıyor. Yatırımcılar ve tasarımcılar en çok “farklı ihtiyaçlara aynı anda yanıt verebilme”, “işletme giderlerinin kolay paylaştırılabilmesi” ve “iç hava kalitesi” konularına odaklanıyor. Örneğin bir ofis projesinde, yoğun çalışan bilgi işlem odasının soğutulurken aynı andaki bir toplantı odasının ısıtılması gerekebiliyor. Alışveriş merkezlerinde devasa alanlarda stabil bir iklimlendirme istenirken, hastane veya kamu yapılarında sessiz çalışma, bağımsız kontrol ve taze hava entegrasyonu kritik bir zorunluluk haline geliyor. Ayrıca modern projelerde LEED veya BREEAM gibi uluslararası yeşil bina sertifikalarına uyum da sistem seçimini belirleyen en güçlü kriterler arasında yer alıyor.

  • İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı. Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?

İç hava kalitesi ve hijyen, tüketiciler ve kurumsal yatırımcılar için artık bir konfor beklentisi olmaktan çıkıp temel bir ihtiyaca dönüştü. Biz Daikin olarak, sadece bir mekanı ısıtıp soğutmanın ötesine geçiyor; ürünlerimizin merkezine doğrudan soluduğumuz havanın kalitesini yerleştiriyoruz.  Hem klimalarımızda hem de hava temizleme cihazlarımızda sunduğumuz yenilikçi filtrasyon teknolojileriyle fark yaratıyoruz. Ürünlerimizde öne çıkan patentli Flash Streamer teknolojimiz, yüksek hızlı elektronlar deşarj ederek havadaki kötü koku, küf ve alerjenleri moleküler düzeyde ayrıştırıp etkisiz hale getiriyor. Hava temizleme cihazlarımızda yer verdiğimiz yüksek performanslı HEPA filtreler ise gözle görülmeyen en küçük toz parçacıklarını, polenleri ve zararlı partikülleri yüksek oranlarda yakalayarak mekanda tam anlamıyla hijyenik bir hava ortamı sağlıyor. Klimalarımızda kullandığımız akıllı hava yönlendirme kanatçıkları ve nem alma (Dry Mode) özellikleri de havanın doğrudan insan üzerine üflenmesini engelleyerek konforu en üst seviyeye taşıyor.  

 

Ticari alanlar, ofisler, oteller ve hastaneler gibi toplu kullanımın yoğun olduğu yapılarda ise VRV sistemlerimize entegre taze hava çözümlerimiz devreye giriyor. Sakarya Hendek fabrikamızda ürettiğimiz yüzde 100 taze hava ile çalışan özel VRV iç ünitelerimiz, dışarıdan aldığı havayı yüksek toz tutma kapasiteli F7 filtrelerinden geçirip iklimlendirerek ortama aktarıyor. Sistemle tam uyumlu çalışan ısı geri kazanımlı havalandırma ünitelerimiz (VAM serisi) ve CO2 sensörlü akıllı altyapılarımız sayesinde de içerideki oksijen seviyesi anlık olarak ölçülüp otomatik dengeleniyor; böylece kirli hava dışarı atılırken enerjiden de ödün verilmiyor.  

  • Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Sürdürülebilirlik, bizim için yalnızca trend bir kavram değil; şirketimizin tüm faaliyetlerine yön veren uzun vadeli bir dönüşüm stratejisidir. 2018 yılında açıkladığımız “Daikin Çevre Vizyonu 2050” doğrultusunda net sıfır emisyon hedefine ilerlerken, 2030 yılına kadar globaldeki tüm üretim tesislerimizi net sıfır seviyesine taşımayı amaçlıyoruz.  

 

Bu hedefler doğrultusunda kaynak yönetiminde ve yenilenebilir enerji kullanımında çok somut adımlar atıyoruz. Sakarya Hendek Üretim Tesisimizde yenilenebilir enerji alanında dev yatırımlar yaptık; 2025 mali yılında fabrikamızın toplam elektrik tüketiminin yüzde 74’lük büyük bir kısmını doğrudan güneş enerjisi santralimizden karşıladık. Geriye kalan tüketimimizi ise Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası (I-REC) ile belgelendirerek tüm elektrik enerjimizi yenilenebilir kaynaklardan sağladık. İşin tüketim ve döngüsel ekonomi boyutunda ise tavizsiz uyguladığımız bir atık yönetimi politikamız var. Fabrikamızdaki enerji projelerimiz ve sıfır atık standartlarımızla, tüm atıkları kaynağında ayrıştırıp geri dönüştürerek sera gazı emisyonlarının önüne geçiyoruz.  

 

Ancak karbonsuzlaşma vizyonumuzu sadece üretim süreçlerimizle ve fabrika duvarlarıyla sınırlı tutmuyoruz; bu vizyonu doğrudan ürünlerimizin kalbine yerleştiriyoruz. Geleceği düşünen, enerji verimliliğini merkeze alan güçlü Ar-Ge çalışmalarımızla ürünlerimizi sürekli olarak daha çevreci olacak biçimde tasarlıyoruz. Bu dönüşümün en somut adımlarından biri soğutucu akışkanlar teknolojisinde yaşandı. Düşük küresel ısınma potansiyeline, yani çok daha düşük karbon emisyon değerlerine sahip R-32 soğutucu akışkan içeren ilk split klimaları Türkiye’de Avrupa ile tamamen eş zamanlı olarak pazara sunduk. Üstelik bu çevreci dönüşümün hızlanması ve gezegenimiz için ortak bir adım atılabilmesi adına, klimalarda R-32 kullanımıyla ilgili tam 93 patentimizi sektördeki tüm oyuncularla ücretsiz olarak paylaştık.

 

Sürdürülebilirlik yolculuğunda attığımız her adımı, yalnızca kendi operasyonlarımızı dönüştüren bir yatırım olarak değil, sektörün ve toplumun geleceğine yapılan bir katkı olarak görüyoruz. İnovasyon gücümüzü çevresel sorumluluk anlayışımızla birleştirerek, daha düşük karbonlu, daha verimli ve daha yaşanabilir bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz.

  • Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

Önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünün yalnızca ürün bazında değil, iş yapış biçimi açısından da köklü bir dönüşüm yaşayacağını öngörüyoruz. Artık sektörü şekillendiren unsurlar yalnızca mekanı ısıtan veya soğutan cihazlar olmayacak; yapay zekâ destekli, birbirleriyle haberleşebilen, enerji tüketimini anlık olarak optimize eden ve bina yönetim sistemleriyle tam entegre çalışan akıllı çözümler ön planda olacak. Bu teknolojik dönüşümün merkezinde ise enerji verimliliği, dijitalleşme ve iç hava kalitesi yer alacak. Özellikle ısı pompası teknolojilerinin yaygınlaşması, düşük küresel ısınma potansiyeline sahip çevreci soğutucu akışkanların standartlaşması ve veri odaklı akıllı enerji yönetimi sektörün geleceğine yön verecek en önemli gelişmeler olacak.  

 

Daikin olarak biz, bu geleceğe hazırlanırken kendimizi yalnızca ürün üreten bir marka olarak değil; müşterilerine uçtan uca iklimlendirme çözümleri sunan bir teknoloji ve mühendislik şirketi olarak konumlandırıyoruz. Geleceğin projelerinde ve şantiyelerinde Daikin’i; sürdürülebilirlik vizyonu, dijital çözümleri ve yüksek mühendislik gücüyle sektörün dönüşümüne liderlik eden en güçlü çözüm ortağı olarak görmeye devam edeceksiniz.  

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Legrand Türkiye Grubu’nun Yeni CFO’su Dilek Şan Oldu

Yayınlandı

-

 
Legrand Türkiye Grubu’nun 
İlk Türk CFO’su Dilek Şan Oldu
 
Legrand Türkiye Grubu’nun yeni CFO’su Dilek Şan oldu. Finans alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Şan, Legrand Türkiye Grubu’nun ilk Türk ve kadın CFO’su olarak finans fonksiyonlarının liderliğini üstlendi.

 

Bina elektrik ve dijital altyapıları için ürün ve sistemler sunan Legrand Türkiye Grubu’nda 1 Eylül 2026 itibariyle CFO görevine Dilek Şan atandı. Finans alanında farklı görevlerde edindiği deneyimin yanı sıra Legrand Türkiye Grubu’ndaki kariyeriyle kapsamlı bir birikime sahip olan Şan, yeni görevinde şirketin finans fonksiyonuna liderlik edecek. Şan, bu atamayla birlikte Legrand Türkiye Grubu’nun ilk Türk ve kadın CFO’su oldu.

 

Kariyerine denetim alanında başlayan Dilek Şan, 3 yıllık denetim deneyiminin ardından Fiba Holding’de Finansal Kontrol ve Planlama Uzmanı olarak çalıştı. 2011 yılında Legrand Türkiye Grubu’na bağlı Estap bünyesine Bütçe, Raporlama ve Kontrol Uzmanı olarak katılan Şan, Mali Kontrolör sorumluluğunu da üstlendi. 2016 yılında Legrand Türkiye Grubu’nun Bütçe ve Raporlama Müdürü olan Şan, 2018 yılında Ülke Finans Kontrol Müdürü oldu. 2023-2024 yılları arasında Kerry’de Ülke Finans ve Uyum Kontrolörü olarak görev yapan Şan, 2024 yılında Legrand Türkiye Grubu’na dönerek Ülke Finansal Kontrol Direktörlüğü görevini üstlendi.

 

Dilek Şan’ın CFO olarak atanmasıyla birlikte, 2022 yılından bu yana Legrand Türkiye Grubu’nun CFO’luğunu yürüten Manohar Shetty ise Legrand Grubu bünyesinde Hindistan CFO’su olarak görevine başladı.

Okumaya Devam Et

GENEL

Mitsubishi Heavy Diamond Serisi ZSX, Mevsim  Geçişlerinde Çalışma Kapasitesini  İhtiyaca Göre Ayarlıyor

Yayınlandı

-

 
Gün İçinde Değişen Isıtma Soğutma İhtiyacına Mitsubishi Heavy, Diamond Serisi 
ZSX ile Yanıt Veriyor
Sonbahar mevsimiyle birlikte gün içinde yaşanan sıcaklık değişimleri, ev ve ofislerde kısa süreli ve farklı seviyelerde ısıtma ihtiyacı oluşturuyor. Mitsubishi Heavy Industries Diamond Serisi ZSX, çalışma kapasitesini anlık ihtiyaca göre ayarlayan inverter teknolojisiyle enerji tüketiminin yönetilmesine ve ortam sıcaklığının dengelenmesine katkı sağlıyor.
 
Sonbaharda dış sıcaklığın gün boyunca farklı seyretmesi, ev ve ofislerdeki ısıtma ihtiyacını saatlere göre değiştiriyor. Isı pompası prensibiyle çalışan Diamond Serisi ZSX, dış ortamdan aldığı ısıyı iç mekana taşıyarak özellikle sabah ve akşam saatlerinde ortaya çıkan kısa süreli ihtiyaca yanıt verirken yalnızca kullanılan alanların ihtiyaç duyulan süre boyunca ısıtılmasına imkan tanıyor. Doğru kapasite seçiminin konfor ve tüketim dengesini doğrudan etkilediği bu kullanımda seri, 9.000, 12.000 ve 18.000 BTU/h seçenekleriyle farklı büyüklükteki ev ve ofislere uygun model seçimini mümkün kılıyor.

 

Inverter Teknolojisi Çalışma Kapasitesini Sıcaklığa Göre Ayarlıyor
 
Gün boyunca değişen sıcaklıklar, klimanın sürekli aynı kapasitede çalışmasını gerektirmiyor. Diamond Serisi ZSX’te yer alan inverter teknolojisi, kompresör devrini ortamın anlık ihtiyacına göre ayarlayarak cihazın gerekli kapasitede çalışmasını sağlıyor. Hedef sıcaklığa ulaşıldığında düşük devirde çalışmasını sürdüren sistem, sık açılıp kapanmanın önüne geçerek enerji tüketiminin dengelenmesine ve oda sıcaklığındaki dalgalanmaların azaltılmasına katkı sağlıyor. Gece saatlerinde dış üniteden kaynaklanan çalışma sesi konforu etkileyebildiği için sessiz çalışma modu, dış ünitenin ses seviyesini azaltmaya yardımcı oluyor. Seride kullanılan R32 soğutucu akışkan ise R410A’ya kıyasla daha düşük küresel ısınma potansiyeline sahip.

 

Düzenli Havalandırma ve Filtre Bakımı Önem Kazanıyor

 

Diamond Serisi ZSX’te fan, antimikrobiyal işlemden geçirilirken kullanılan kaplama sistemi cihaz kapalıyken oluşabilecek kötü kokuların azaltılmasına yardımcı oluyor. Filtre yapısı da düzenli bakımla birlikte iç ortam havasının korunmasına katkı sağlıyor. Mevsim geçişlerinde pencerelerin daha az açıldığı dönemlerde bu özellikler kullanım konforunu destekliyor. Mitsubishi Heavy Industries, Türkiye genelindeki yaygın bayi ve servis ağıyla satış sonrası bakım ve teknik destek hizmetlerini sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Siemens Türkiye, COP31 İklim Değişikliği Zirvesi’nin ‘İklim Destekçisi’ oldu

Yayınlandı

-

 

170 yıldır Türkiye’nin teknolojik dönüşümüne katkı sunan Siemens Türkiye, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda düzenlenecek COP31 2026 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi kapsamında Yeşil Bölge’de İklim Destekçisi olarak Teknoloji, İnovasyon ve Bilgi Hub’ında yer alacak. Şirket, enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması, enerji ve kaynak verimliliği ve iklime dayanıklı altyapı dijital dönüşüm alanlarındaki teknoloji ve uygulamalarını ziyaretçilerle buluşturacak.

Siemens Türkiye, sürdürülebilir bir gelecek için teknolojinin sunduğu olanakları somut sonuçlarla ortaya koyduğu çalışmalarını COP31 kapsamında paylaşacak. Yeşil Bölge’de gerçekleştirilecek etkinliklerde şirketin kendi operasyonlarındaki karbonsuzlaşma ve kaynak verimliliği uygulamalarının yanı sıra müşterileriyle gerçekleştirdiği enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilir altyapı projelerinden örnekler aktarılacak. 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’de elektrifikasyon, temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, iklime dayanıklı şehirler ve döngüsellik gibi başlıklar öne çıkarken, Siemens Türkiye de bu alanlardaki teknoloji ve çözüm portföyünü paylaşacak.

Siemens Türkiye, operasyonlarında emisyonlarını yüzde 70 azalttı

Siemens Türkiye, 2025 yılında operasyonlarından kaynaklanan karbon ayak izini 2019 yılına kıyasla yüzde 70 azaltarak 4.500 ton CO₂ eşdeğeri seviyesine indirdi. Şirket, 2030 Net Sıfır emisyon hedefi doğrultusunda tüm lokasyonlarında yüzde 100 yeşil elektrik kullanırken, 2022-2025 döneminde enerji tüketimini yüzde 13 azalttı. Gebze fabrikasındaki güneş enerjisi sistemi de tesisin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılıyor.

Operasyonlardan müşterilere uzanan ölçülebilir etki

Siemens Türkiye, enerji verimliliği çözümleriyle dört ülkede 22 müşteriye hizmet verirken, 448 enerji tasarrufu önleminin uygulanmasına destek oldu. Bu çalışmalar kapsamında müşteriler için 21,72 milyon avro tasarruf potansiyeli oluşturulurken, projelerin toplamında yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağlandı.

Siemens Türkiye, COP31 kapsamında farklı sektörlerden müşterileriyle hayata geçirdiği sürdürülebilirlik projelerinden örnekleri de ziyaretçilerle buluşturacak. Enerji verimliliği, dijitalleşme, sürdürülebilir üretim ve altyapı alanlarındaki projeler aracılığıyla teknolojinin kaynakların daha verimli kullanılması, enerji tüketiminin azaltılması ve emisyonların düşürülmesine sağladığı katkı somut örneklerle paylaşılacak.

Gebze fabrikasında düşük karbonlu üretim dönüşümü

Siemens Türkiye’nin Gebze Üretim Tesisi’nde yürüttüğü BOLD (Building Our Low-carbon Destination) programı, düşük karbonlu üretime geçiş yaklaşımının somut örneklerinden birini oluşturuyor.

2021-2024 dönemindeki BOLD Faz 1 kapsamında güneş enerjisi, yüksek verimli LED aydınlatma, LEED Gold sertifikalı sürdürülebilir bina yaklaşımı ve yeşil enerji kullanımı hayata geçirildi. Tesisin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 8-10’u sahadaki güneş enerjisi sistemlerinden karşılanırken, yıllık yaklaşık 1,3 GWh yenilenebilir enerji üretildi.

LEED Gold tasarımı sayesinde enerji ve su tüketiminde sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 50 tasarruf sağlanırken, inşaat atıklarının yüzde 75’i geri kazanıldı. Tesisin elektrik tüketimi ise yüzde 100 yeşil enerji kaynaklarından karşılanıyor.

2026-2027 dönemini kapsayan BOLD Faz 2 kapsamında yeni nesil ısı pompası sistemleri, ısıtma ve soğutma altyapısının yenilenmesi, otomatik havalandırma yönetimi, kompresörlerden atık ısı geri kazanımı ve yapay zekâ destekli bina otomasyon sistemleri gibi uygulamaların hayata geçirilmesi planlanıyor. Bu çalışmalarla 2027 yılında karbon emisyonlarında yaklaşık yüzde 93, enerji, doğal gaz ve su kullanımında ise yaklaşık yüzde 54 azalma hedefleniyor.

Kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi

Siemens Türkiye’nin sürdürülebilirlik çalışmalarında kaynakların verimli kullanılması ve döngüsel ekonomi uygulamaları da önemli bir yer tutuyor. Gebze tesisinde tek kullanımlık plastik kullanımını yüzde 70 azaltan şirket, 2020’den bu yana 29,4 ton plastiğin kullanımını ortadan kaldırdı. Tesis, “Zero Waste to Landfill” başarısına ulaşırken atık geri kazanım oranı yüzde 99,6 seviyesine yükseldi.

Su güvenliğine dayanıklı altyapı desteği

Siemens’in katkı sunduğu diğer örnek bir proje ise Fırat-Gaziantep OSB Su İletim Hattı Projesi. Günlük 80 bin ila 120 bin metreküp su taşıma kapasitesiyle bölgenin su ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlıyor. Fırat Nehri’nden sağlanan suyun sanayi kullanımına yönlendirilmesi yeraltı su kaynaklarının korunmasına destek olurken Siemens’in enerji otomasyonu ve şebeke yönetimi teknolojileri projenin altyapısını destekliyor. Projede kullanılan gaz yalıtımlı enerji dağıtım sistemleriyle işletme ve bakım maliyetlerinde yaklaşık 500 bin avro tasarruf sağlanması hedefleniyor.

Siemens AG’den önümüzdeki üç yıl içinde  yapay zekâ alanına global ölçekte 1 milyar avroluk yatırım

Siemens, büyümenin bir sonraki aşamasını desteklemek amacıyla dünya çapında ONE Tech Company programını hayata geçirdi. Programla operasyonları daha yalın ve verimli hale getirirken müşteri etkileşimini güçlendirmeyi, veri, teknoloji ve satış altyapısını daha entegre bir yapıda sunmayı hedefliyor.

ONE Tech Company programı, inovasyonu hızlandırmayı ve kârlı büyümeyi desteklemeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Siemens, 2030 yılına kadar dijital iş gelirlerini iki katına çıkarmayı ve önümüzdeki üç yıl içinde yapay zekâ alanına 1 milyar avro yatırım yapmayı hedefliyor.

COP31’de gençlere yönelik sosyal sorumluluk projesi

Siemens Türkiye, COP31 odağında gençleri de bu dönüşümün odağına alan bir sosyal sorumluluk projesi hayata geçirecek. Young Guru Academy (YGA) iş birliğiyle projeye katılan gençler, yapay zekâ alanında eğitimlerle desteklenecek ve iklimle alakalı çözümler üretecek. Katılımcılar geliştirdikleri projeleri COP31’de paylaşma fırsatı da bulacak.

Hüseyin Gelis: “Sürdürülebilirliği uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz parçası olarak görüyoruz”

Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Gelis, Siemens’in sürdürülebilirlik yaklaşımına ve COP31’e ilişkin şunları söyledi: “Siemens Türkiye olarak, sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ve uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Dekarbonizasyon, enerji ve kaynak verimliliği, dijitalleşme ve sorumlu iş anlayışını faaliyetlerimize entegre ediyoruz. Operasyonlarımızda hayata geçirdiğimiz dönüşüm çalışmalarının yanı sıra, müşterilerimizle gerçekleştirdiğimiz projeler de teknolojinin enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı ve emisyonların azaltılmasına sağladığı katkıyı ortaya koyuyor. COP31 kapsamında teknoloji, inovasyon ve bilgi paylaşımı aracılığıyla sürdürülebilir dönüşüm alanındaki deneyimlerimizi ve farklı sektörlerden müşterilerimizle hayata geçirdiğimiz projeleri paylaşmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde de teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanarak sürdürülebilir dönüşümü hızlandırmaya, Siemens’in gelecek vizyonu doğrultusunda uzun vadeli değer yaratmaya odaklanacağız.”

Thomas Kolbinger: “Sürdürülebilirlik uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın bir parçası”

Siemens Türkiye Finans Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Thomas Kolbingerise COP31 kapsamında gerçekleştirilecek çalışmalarla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Dünyada ve Türkiye’de enerji sistemlerinden üretim süreçlerine, şehir altyapılarından kaynak yönetimine kadar birçok alanda önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Siemens Türkiye olarak teknolojinin bu dönüşümün hızlanmasındaki rolüne inanıyor ve geliştirdiğimiz çözümleri somut sonuçlarla ortaya koyuyoruz. Kendi operasyonlarımızda 2019 yılına kıyasla karbon emisyonlarımızı yüzde 70 azaltırken, müşterilerimize sunduğumuz enerji verimliliği çözümleriyle yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağladık. COP31 kapsamında Yeşil Bölge’de İklim Destekçisi olarak yer alarak enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması, kaynak verimliliği ve dayanıklı altyapılar alanındaki çalışmalarımızı paylaşmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bunun yanı sıra gençleri dönüşümün odağına alan Young Guru Academy (YGA) iş birliğimizle yapay zekâ ve iklim çözümlerini bir araya getirmeyi önemsiyoruz.”

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye