Baymak, Isı Pompası ve Yeni Üretim Yatırımlarıyla Büyümesini Güçlendiriyor  - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Baymak, Isı Pompası ve Yeni Üretim Yatırımlarıyla Büyümesini Güçlendiriyor 

Yayınlandı

-

Baymak Genel Müdürü Ülkü Özcan

 

Türkiye iklimlendirme sektörünün köklü markalarından Baymak, enerji verimliliği yüksek ürünleri, ısı pompası çözümleri ve yeni üretim yatırımlarıyla sürdürülebilir büyümesini sürdürüyor. 

 

  • Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz?

2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Baymak, 1969 yılından bu yana Türkiye iklimlendirme sektörünün öncü markalarından biri olarak faaliyet gösteriyor. Bugün İstanbul’daki iki üretim tesisimiz, yaygın bayi ve servis ağımız, güçlü Ar-Ge yetkinliğimiz ve BDR Thermea Group’un global gücüyle; ısıtma, soğutma, sıcak su sistemleri ve yenilenebilir enerji çözümleri alanlarında müşterilerimize hizmet sunuyoruz. Aynı zamanda enerji verimliliği yüksek ürünlerimiz ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımımızla sektörün dönüşümüne yön veren şirketler arasında yer alıyoruz. 2026 yılının ilk yarısını değerlendirdiğimizde, iklimlendirme sektörünün sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve dijitalleşme ekseninde dönüşümünü hızlandırdığı bir dönemden geçtiğini görüyoruz. Artan enerji maliyetleri, Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon azaltım hedefleri ve tüketicilerin çevre dostu çözümlere yönelmesi; özellikle ısı pompası, yüksek verimli klima sistemleri ve akıllı iklimlendirme teknolojilerine olan talebi artırıyor. Sektör artık yalnızca konfor sağlayan ürünler değil, enerji tasarrufu ve çevresel fayda sunan bütüncül çözümler üretmeye odaklanıyor. Bu dönüşümün merkezinde yer aldığımıza inanıyoruz. Özellikle ısı pompası segmentindeki güçlü konumumuz, üretim yatırımlarımız ve enerji dönüşümüne yönelik stratejilerimiz sayesinde hem iç pazarda hem de uluslararası platformda rekabet gücümüzü artırıyoruz. 2025 yılında elde ettiğimiz büyüme ivmesini 2026’nın ilk yarısında da sürdürürken, sürdürülebilir ürün gruplarına yaptığımız yatırımlarla geleceğin iklimlendirme teknolojilerine odaklanmayı sürdürüyoruz. Ayrıca Türkiye’yi BDR Thermea Group içerisinde stratejik bir üretim ve ihracat merkezi haline getirme hedefimiz doğrultusunda önemli adımlar atıyoruz. Kısacası, 2026’nın ilk yarısında sektörün büyüme dinamikleri enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik etrafında şekillenirken biz, güçlü marka mirasımızı yenilikçi teknolojiler, üretim gücümüz ve müşteri odaklı yaklaşımımızla birleştirerek sektörün lider oyuncularından biri olmayı sürdürüyoruz.

 

 

  • Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi?

Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin kurallarını önemli ölçüde değiştirdi. Artık rekabet yalnızca ürün performansı veya fiyat üzerinden değil; bağlantılı ürünler, veri analitiği, enerji verimliliği, uzaktan izleme ve müşteri deneyimi gibi alanlarda da şekilleniyor. Özellikle akıllı kontrol sistemleri ve IoT tabanlı çözümler sayesinde kullanıcılar enerji tüketimlerini daha etkin yönetebiliyor. Bu da sektörün daha dijital, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir yapıya dönüşmesini sağlıyor.  Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz ise karar alma süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Üretimden tedarik zincirine, kalite süreçlerinden müşteri ihtiyaçlarının analizine kadar birçok alanda veriden faydalanıyoruz. Özellikle dijital izleme sistemleri sayesinde operasyonel verimliliği artırırken, değişen pazar koşullarına daha hızlı ve doğru yanıt verebiliyoruz. Bu yaklaşım hem maliyet yönetiminde hem de müşteri memnuniyetinde önemli avantajlar sağlıyor.

Son dönemde üretim tarafında hayata geçirdiğimiz en önemli yatırımlardan biri yeni boyler üretim hattımız oldu. Bu tesis, yüksek otomasyon seviyesi, dijital izlenebilirlik ve veri temelli kalite kontrol altyapısıyla öne çıkıyor. Üretimin her aşaması anlık olarak takip edilebiliyor; böylece süreçler daha kontrollü, daha verimli ve daha sürdürülebilir şekilde yönetiliyor. Bu yatırım sayesinde yalnızca kapasitemizi artırmakla kalmadık, aynı zamanda teknolojik dönüşümümüzde de önemli bir eşik aştık.

Bunun yanında üretim hatlarımızdaki verimlilik ve otomasyon yatırımlarını da kararlılıkla sürdürüyoruz. 2025 yılında 253 bin Euro otomasyon yatırımı ve 8,5 milyon Euro yeni hat yatırımı gerçekleştirdik. 2026 yılında ise 308 bin Euro otomasyon yatırımı ve 2 milyon Euro yeni hat yatırımı planlayarak üretim süreçlerinde elde ettiğimiz verimlilik artışını daha da yukarı taşımayı hedefliyoruz.

 

  • BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zeka destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

 

Özellikle akıllı kontrol sistemleri, IoT tabanlı çözümler, dijital izlenebilirlik ve veri odaklı yönetim uygulamalarını hem ürün geliştirme süreçlerimizde hem de operasyonlarımızda yakından takip ediyoruz. Sektörde artık yalnızca cihaz üretmek yeterli olmuyor. Cihazların birbirleriyle haberleşebildiği, enerji tüketimini optimize edebildiği ve kullanıcıya gerçek zamanlı veri sunabildiği bütünleşik sistemler önem kazanıyor. Akıllı enerji yönetimi ve IoT destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde sektörün standartlarından biri haline geleceğine inanıyoruz. Özellikle Building Information Modeling (BIM) ve dijital ikiz teknolojilerinin büyük ölçekli projelerde tasarım, uygulama ve işletme süreçlerini daha verimli hale getireceğini düşünüyoruz. Bu teknolojiler sayesinde sistem performansının daha proje aşamasında simüle edilmesi, enerji verimliliğinin optimize edilmesi ve yaşam döngüsü maliyetlerinin daha doğru analiz edilmesi mümkün hale geliyor. Aynı şekilde AR ve VR uygulamalarının da teknik eğitimler, montaj süreçleri ve proje yönetiminde verimlilik sağlayan araçlar olarak daha yaygın kullanılacağını öngörüyoruz. Bu değerlendirme sektör eğilimlerine ilişkin görüşümüzü yansıtıyor. 

Yapay zeka tarafında ise önümüzdeki yıllarda çok daha hızlı bir dönüşüm bekliyoruz. Yapay zekanın en fazla değer yaratacağı alanların başında enerji yönetimi geliyor. AI destekli sistemler bina kullanım alışkanlıklarını, hava koşullarını ve enerji tüketim verilerini analiz ederek iklimlendirme sistemlerinin optimum performansta çalışmasını sağlayabilecek. Bu sayede hem enerji tüketimi azaltılacak hem de kullanıcı konforu artırılacak.

Bir diğer önemli alan ise ‘kestirimci bakım uygulamaları’ olacak. Sensörlerden gelen verilerin yapay zeka ile analiz edilmesi sayesinde olası arızalar meydana gelmeden önce tespit edilebilecek, bakım süreçleri planlanabilecek ve sistemlerin hizmet sürekliliği artırılabilecek. Bu yaklaşım özellikle ticari binalar, oteller, hastaneler ve endüstriyel tesisler açısından önemli avantajlar sağlayacak. Ayrıca yapay zekanın ürün geliştirme, müşteri hizmetleri ve üretim süreçlerinde de daha fazla kullanılacağını düşünüyoruz. Üretim tarafında kalite kontrol, süreç optimizasyonu ve kaynak verimliliği; müşteri tarafında ise kişiselleştirilmiş hizmetler ve uzaktan destek çözümleri öne çıkacak. Genel olarak sektörün yönü daha verimli, daha dijital ve daha düşük karbonlu sistemlere doğru ilerliyor. Baymak olarak biz de bu dönüşümün merkezinde yer almayı ve sürdürülebilir teknolojilere yatırım yapmayı stratejik önceliklerimiz arasında görüyoruz.

 

  • Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz?

Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

 

Isı pompaları son yıllarda iklimlendirme sektörünün en hızlı gelişen ve en stratejik ürün gruplarından biri haline geldi. Bunun temel nedeni, enerji verimliliği yüksek, düşük karbon salımı sağlayan ve yenilenebilir enerji sistemleriyle kolay entegre olabilen çözümler sunmalarıdır. Bugün gelinen noktada yeni nesil ısı pompaları daha yüksek verimlilik değerlerine ulaşırken, daha düşük dış ortam sıcaklıklarında da etkin çalışabilmekte ve akıllı kontrol sistemleriyle desteklenerek kullanıcıların enerji tüketimini optimize edebilmektedir. Baymak olarak da Ar-Ge yatırımlarımızı özellikle ısı pompası teknolojileri ve enerji verimliliği yüksek sistemler üzerinde yoğunlaştırıyoruz.

Teknolojik gelişim açısından baktığımızda, ısı pompaları artık yalnızca alternatif bir ısıtma sistemi olmaktan çıktı. Günümüzde bu sistemler; ısıtma, soğutma ve kullanım sıcak suyu ihtiyaçlarını tek bir platformda karşılayabilen entegre çözümlere dönüşüyor. Ayrıca güneş enerjisi sistemleri, akıllı enerji yönetimi uygulamaları ve bina otomasyon sistemleriyle birlikte çalışabilmeleri, sürdürülebilir yaşam ve düşük enerji tüketimi hedefleri açısından önemli avantajlar sağlıyor. Sektördeki genel eğilim de daha dijital, daha verimli ve daha düşük karbonlu sistemlere geçiş yönünde ilerliyor.

Pazar potansiyeli açısından ise önümüzdeki dönemin son derece güçlü olduğunu düşünüyoruz. Avrupa’da elektrifikasyon politikaları, karbon azaltım hedefleri ve fosil yakıt kullanımını azaltmaya yönelik düzenlemeler ısı pompası pazarını hızla büyütüyor. Benzer şekilde Türkiye’de de artan enerji maliyetleri, sürdürülebilirlik farkındalığı ve enerji verimliliğine yönelik teşvikler bu teknolojilere olan ilgiyi artırıyor. Bu nedenle ısı pompalarının hem bireysel konutlarda hem de ticari yapılarda önümüzdeki yılların en stratejik iklimlendirme çözümlerinden biri olacağını öngörüyoruz.

Bu gelişimin ön sıralarında yer alıyoruz. Şirketimiz 2025 yılını ısı pompası kategorisinde lider marka olarak tamamlarken, bu ürün grubunda yıllık bazda yüzde 55 büyüme gerçekleştirdi. 2026 yılında da lider konumumuzu koruyarak satışlarımızı yüzde 50’nin üzerinde artırmayı hedefliyoruz. Ayrıca yeni boyler yatırımlarımız ve yenilenebilir enerji sistemleriyle uyumlu ürün altyapımız sayesinde ısı pompası ekosistemini daha da güçlendiriyoruz.

Önümüzdeki dönemde kullanım alanlarının da genişleyeceğine inanıyoruz. Bugün ağırlıklı olarak yeni konut projelerinde tercih edilen ısı pompalarının, yakın gelecekte mevcut binaların dönüşüm projelerinde, otellerde, eğitim kurumlarında, sağlık yapılarında, ticari tesislerde ve endüstriyel uygulamalarda daha yaygın şekilde kullanılacağını öngörüyoruz. Enerji verimliliği, karbon emisyonlarının azaltılması ve işletme maliyetlerinin düşürülmesi hedefleri doğrultusunda ısı pompaları, iklimlendirme sektörünün büyümesinde en önemli itici güçlerden biri olmaya devam edecek.

 

  • VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

 

VRF sistemleri, özellikle değişken kullanım senaryolarına sahip büyük ölçekli yapılarda sundukları enerji verimliliği, esnek mimari yapıları ve işletme avantajları sayesinde önemli bir konuma sahip. Günümüzde işletmeler ilk yatırım maliyetinin yanı sıra, sistemin tüm yaşam döngüsü boyunca sağlayacağı verimliliğe ve sürdürülebilirlik katkısına da odaklanıyor. Bu noktada VRF sistemleri, ihtiyaç duyulan kapasiteyi anlık yük koşullarına göre ayarlayabilmeleri sayesinde enerji tüketimini optimize ederek önemli tasarruflar sağlayabiliyor.

Ticari binalar, alışveriş merkezleri, endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken ise birkaç temel kriter ön plana çıkıyor. Bunların başında enerji verimliliği geliyor. Artan enerji maliyetleri ve karbon azaltım hedefleri nedeniyle yatırımcılar ve işletmeciler daha düşük enerji tüketimi sağlayan sistemlere yöneliyor. Aynı zamanda sürdürülebilirlik hedefleri ve çevresel performans kriterleri de proje kararlarında belirleyici rol oynuyor.

İkinci önemli unsur kullanım amacına uygun sistem seçimi. Örneğin; alışveriş merkezlerinde yüksek ziyaretçi trafiği ve değişken yük koşulları, otellerde kullanıcı konforu ve sessiz çalışma, endüstriyel tesislerde ise proses gereksinimleri ve kesintisiz operasyon ön plana çıkıyor. Kamu yapılarında ise enerji tasarrufu, uzun ömürlülük ve düşük işletme maliyeti daha kritik hale geliyor. Bunun yanında dijitalleşme ve bina yönetim sistemleriyle entegrasyon giderek daha fazla önem kazanıyor. Merkezi kontrol, uzaktan erişim, veri analitiği ve enerji izleme çözümleri sayesinde işletmeler performansı anlık olarak takip edebiliyor ve sistemlerini daha verimli yönetebiliyor. Özellikle büyük ölçekli yapılarda bu tür dijital yetkinlikler artık önemli bir tercih kriteri haline gelmiş durumda.

 

  • İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı.

Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?

 

Kullanıcılar artık yalnızca ortamın ısıtılması veya soğutulmasına değil, soludukları havanın kalitesine, enerji verimliliğine ve yaşam konforuna da büyük önem veriyor. Bu nedenle sektör, klasik iklimlendirme yaklaşımından çıkarak daha sağlıklı, daha akıllı ve daha sürdürülebilir çözümlere yöneliyor.

Biz de ürün geliştirme stratejilerimizi bu doğrultuda şekillendiriyoruz. Odağımızda, kullanıcıların yaşam alanlarında konforu artırırken aynı zamanda enerji tüketimini optimize eden ve sağlıklı iç ortam koşullarını destekleyen çözümler yer alıyor. Özellikle enerji verimliliği yüksek klima sistemleri, ısı pompaları ve akıllı kontrol teknolojileriyle hem sıcaklık kontrolünü hem de kullanıcı deneyimini iyileştirmeyi hedefliyoruz.

İç hava kalitesi açısından en önemli başlıklardan biri doğru havalandırma ve sistem performansının sürdürülebilir şekilde korunması. Bu nedenle sistemlerin düzenli bakımının yapılması, verimli çalışması ve doğru projelendirilmesi büyük önem taşıyor. Baymak olarak yaygın servis ağımız ve satış sonrası hizmet gücümüzle kullanıcıların sistemlerinden uzun yıllar boyunca yüksek performans almasını destekliyoruz. Müşteri memnuniyetini artıran en önemli unsurlardan biri olarak satış sonrası hizmet kalitesine özel önem veriyoruz.

  • Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor?

Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

 

Sürdürülebilirlik stratejimizin merkezinde dijitalleşme yer alıyor. Bugün sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak çevreci ürünler geliştirmenin ötesinde, üretimden tedarik zincirine kadar tüm süreçleri veriyle yönetebilmekle mümkün hale geliyor. Dijital teknolojiler sayesinde enerji tüketimimizi, üretim verimliliğimizi, kaynak kullanımımızı ve çevresel performans göstergelerimizi anlık olarak takip edebiliyor, iyileştirme alanlarını daha hızlı tespit ederek aksiyon alabiliyoruz. Özellikle veri temelli karar alma mekanizmaları, sürdürülebilirlik hedeflerimizi operasyonel süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor.

Dijitalleşmenin en önemli katkılarından biri, üretim süreçlerinde verimlilik artışı sağlaması. Son dönemde hayata geçirdiğimiz yüksek otomasyon seviyesine sahip üretim hatları, dijital izlenebilirlik sistemleri ve veri temelli kalite kontrol uygulamaları sayesinde üretimin her aşamasını gerçek zamanlı olarak takip edebiliyoruz. Bu sistemler yalnızca ürün kalitesini geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda enerji ve kaynak kullanımını optimize ederek operasyonel verimliliği artırıyor.

Karbon emisyonlarının azaltılması konusunda da önemli sonuçlar elde ediyoruz. 2019 baz yılına göre 2030 için belirlediğimiz yüzde 55 karbon emisyonu azaltım hedefini şimdiden aşarak, 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 57 azaltım seviyesine ulaştık. Bu başarıda enerji verimliliği yatırımları, üretim süreçlerindeki optimizasyon çalışmaları ve dijital olarak izlenen sürdürülebilirlik uygulamalarımız önemli rol oynadı.

Kaynak yönetimi tarafında ise üretim hatlarımızdaki otomasyon yatırımları ve süreç optimizasyonu çalışmaları sayesinde hem verimliliği artırıyor hem de kaynak kullanımını daha etkin hale getiriyoruz. 2025 yılında gerçekleştirdiğimiz otomasyon yatırımları ve yeni üretim hatlarıyla kapasitemizi artırırken verimlilik performansımızı da yükselttik. 2026 yılında da bu yatırımları sürdürerek üretimde daha yüksek verimlilik seviyelerine ulaşmayı hedefliyoruz.

Yenilenebilir enerji kullanımında da somut ilerlemeler kaydediyoruz. Toplam enerji tüketimimiz içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yüzde 29 seviyesine ulaşmış durumda. Bunun yanında atık yönetimi uygulamalarımızla yeniden kullanım ve geri dönüşüm oranımızı yüzde 89 seviyesine taşırken, geri kazanım performansımızı da artırıyoruz. Sürdürülebilirlik yaklaşımımız uluslararası platformlarda da karşılık buluyor ve çevresel performansımız EcoVadis Bronz derecelendirmesi gibi bağımsız değerlendirmelerle destekleniyor.

 

  • Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor?

Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?

 

Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve karbon nötr ekonomiye geçiş hedefleri, iklimlendirme sektöründe tarihinin en kapsamlı dönüşümlerinden birini tetikliyor. Özellikle yüksek küresel ısınma potansiyeline (GWP) sahip soğutucu akışkanların kademeli olarak kullanım dışına alınması, sektörün daha çevreci ve yüksek verimli teknolojilere yönelmesini hızlandırıyor. Bu dönüşümü yalnızca bir regülasyon süreci olarak değil, aynı zamanda inovasyonu teşvik eden ve sektörün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayan bir fırsat olarak değerlendirme gerek. 

 

  • Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

 

Önümüzdeki beş yıllık dönemde iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli başlıkların; elektrifikasyon, yapay zeka destekli enerji yönetimi, nesnelerin interneti (IoT), düşük karbonlu teknolojiler ve yenilenebilir enerji entegrasyonu olacağını düşünüyoruz. Sektör giderek daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir sistemlere doğru evriliyor. Özellikle enerji maliyetlerinin yükselmesi, karbon azaltım hedefleri ve regülasyonlar, teknolojik dönüşümü hızlandıran temel unsurlar arasında yer alıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise ısı pompası teknolojileri bulunuyor. Önümüzdeki dönemde hem Avrupa’da hem de Türkiye’de elektrifikasyonun hızlanmasıyla birlikte ısı pompalarının konutlardan ticari yapılara kadar çok daha geniş bir kullanım alanına ulaşacağını öngörüyoruz. Fosil yakıt bazlı sistemlerden yenilenebilir enerjiyle uyumlu çözümlere geçiş, sektörün büyümesini yönlendiren en önemli dinamiklerden biri olacak. Bununla birlikte yapay zeka ve IoT tabanlı çözümler de sektörün geleceğini belirleyecek. İklimlendirme sistemleri yalnızca ısıtma ve soğutma sağlayan cihazlar olmaktan çıkarak, enerji tüketimini analiz eden, kullanım alışkanlıklarını öğrenen, uzaktan yönetilebilen ve bakım ihtiyacını önceden tespit edebilen akıllı platformlara dönüşecek. Enerji yönetimini optimize eden dijital teknolojilerin kullanıcılar açısından vazgeçilmez hale geleceğini düşünüyoruz. Bir diğer önemli dönüşüm alanı ise sürdürülebilirlik ve çevre odaklı ürün geliştirme olacak. Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, karbon azaltım hedefleri ve enerji verimliliği standartları, sektörün tamamında düşük karbonlu teknolojilere geçişi hızlandırıyor. 

Biz de bu geleceğe güçlü yatırımlarla hazırlanıyoruz. Ar-Ge çalışmalarımızı enerji verimliliği yüksek ürünler, ısı pompası teknolojileri, akıllı kontrol sistemleri ve yenilenebilir enerjiyle uyumlu çözümler üzerine yoğunlaştırıyoruz. 2025 ve 2026 dönemini kapsayan Ar-Ge yatırımlarımız 2,3 milyon Euro seviyesine ulaşırken, global Ar-Ge ağımızın desteğiyle yeni nesil teknolojiler geliştirmeye devam ediyoruz. Üretim tarafında ise otomasyon, dijital izlenebilirlik ve veri temelli kalite yönetimi uygulamalarını yaygınlaştırıyoruz. Yeni boyler üretim hattımız gibi yatırımlar sayesinde hem kapasitemizi artırıyor hem de üretim süreçlerimizi daha verimli ve sürdürülebilir hale getiriyoruz. Türkiye’yi BDR Thermea Group içerisinde stratejik bir üretim ve enerji dönüşümü merkezi haline getirme hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Mitsubishi Heavy Diamond Serisi ZSX, Mevsim  Geçişlerinde Çalışma Kapasitesini  İhtiyaca Göre Ayarlıyor

Yayınlandı

-

 
Gün İçinde Değişen Isıtma Soğutma İhtiyacına Mitsubishi Heavy, Diamond Serisi 
ZSX ile Yanıt Veriyor
Sonbahar mevsimiyle birlikte gün içinde yaşanan sıcaklık değişimleri, ev ve ofislerde kısa süreli ve farklı seviyelerde ısıtma ihtiyacı oluşturuyor. Mitsubishi Heavy Industries Diamond Serisi ZSX, çalışma kapasitesini anlık ihtiyaca göre ayarlayan inverter teknolojisiyle enerji tüketiminin yönetilmesine ve ortam sıcaklığının dengelenmesine katkı sağlıyor.
 
Sonbaharda dış sıcaklığın gün boyunca farklı seyretmesi, ev ve ofislerdeki ısıtma ihtiyacını saatlere göre değiştiriyor. Isı pompası prensibiyle çalışan Diamond Serisi ZSX, dış ortamdan aldığı ısıyı iç mekana taşıyarak özellikle sabah ve akşam saatlerinde ortaya çıkan kısa süreli ihtiyaca yanıt verirken yalnızca kullanılan alanların ihtiyaç duyulan süre boyunca ısıtılmasına imkan tanıyor. Doğru kapasite seçiminin konfor ve tüketim dengesini doğrudan etkilediği bu kullanımda seri, 9.000, 12.000 ve 18.000 BTU/h seçenekleriyle farklı büyüklükteki ev ve ofislere uygun model seçimini mümkün kılıyor.

 

Inverter Teknolojisi Çalışma Kapasitesini Sıcaklığa Göre Ayarlıyor
 
Gün boyunca değişen sıcaklıklar, klimanın sürekli aynı kapasitede çalışmasını gerektirmiyor. Diamond Serisi ZSX’te yer alan inverter teknolojisi, kompresör devrini ortamın anlık ihtiyacına göre ayarlayarak cihazın gerekli kapasitede çalışmasını sağlıyor. Hedef sıcaklığa ulaşıldığında düşük devirde çalışmasını sürdüren sistem, sık açılıp kapanmanın önüne geçerek enerji tüketiminin dengelenmesine ve oda sıcaklığındaki dalgalanmaların azaltılmasına katkı sağlıyor. Gece saatlerinde dış üniteden kaynaklanan çalışma sesi konforu etkileyebildiği için sessiz çalışma modu, dış ünitenin ses seviyesini azaltmaya yardımcı oluyor. Seride kullanılan R32 soğutucu akışkan ise R410A’ya kıyasla daha düşük küresel ısınma potansiyeline sahip.

 

Düzenli Havalandırma ve Filtre Bakımı Önem Kazanıyor

 

Diamond Serisi ZSX’te fan, antimikrobiyal işlemden geçirilirken kullanılan kaplama sistemi cihaz kapalıyken oluşabilecek kötü kokuların azaltılmasına yardımcı oluyor. Filtre yapısı da düzenli bakımla birlikte iç ortam havasının korunmasına katkı sağlıyor. Mevsim geçişlerinde pencerelerin daha az açıldığı dönemlerde bu özellikler kullanım konforunu destekliyor. Mitsubishi Heavy Industries, Türkiye genelindeki yaygın bayi ve servis ağıyla satış sonrası bakım ve teknik destek hizmetlerini sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Siemens Türkiye, COP31 İklim Değişikliği Zirvesi’nin ‘İklim Destekçisi’ oldu

Yayınlandı

-

 

170 yıldır Türkiye’nin teknolojik dönüşümüne katkı sunan Siemens Türkiye, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda düzenlenecek COP31 2026 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi kapsamında Yeşil Bölge’de İklim Destekçisi olarak Teknoloji, İnovasyon ve Bilgi Hub’ında yer alacak. Şirket, enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması, enerji ve kaynak verimliliği ve iklime dayanıklı altyapı dijital dönüşüm alanlarındaki teknoloji ve uygulamalarını ziyaretçilerle buluşturacak.

Siemens Türkiye, sürdürülebilir bir gelecek için teknolojinin sunduğu olanakları somut sonuçlarla ortaya koyduğu çalışmalarını COP31 kapsamında paylaşacak. Yeşil Bölge’de gerçekleştirilecek etkinliklerde şirketin kendi operasyonlarındaki karbonsuzlaşma ve kaynak verimliliği uygulamalarının yanı sıra müşterileriyle gerçekleştirdiği enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilir altyapı projelerinden örnekler aktarılacak. 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’de elektrifikasyon, temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, iklime dayanıklı şehirler ve döngüsellik gibi başlıklar öne çıkarken, Siemens Türkiye de bu alanlardaki teknoloji ve çözüm portföyünü paylaşacak.

Siemens Türkiye, operasyonlarında emisyonlarını yüzde 70 azalttı

Siemens Türkiye, 2025 yılında operasyonlarından kaynaklanan karbon ayak izini 2019 yılına kıyasla yüzde 70 azaltarak 4.500 ton CO₂ eşdeğeri seviyesine indirdi. Şirket, 2030 Net Sıfır emisyon hedefi doğrultusunda tüm lokasyonlarında yüzde 100 yeşil elektrik kullanırken, 2022-2025 döneminde enerji tüketimini yüzde 13 azalttı. Gebze fabrikasındaki güneş enerjisi sistemi de tesisin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılıyor.

Operasyonlardan müşterilere uzanan ölçülebilir etki

Siemens Türkiye, enerji verimliliği çözümleriyle dört ülkede 22 müşteriye hizmet verirken, 448 enerji tasarrufu önleminin uygulanmasına destek oldu. Bu çalışmalar kapsamında müşteriler için 21,72 milyon avro tasarruf potansiyeli oluşturulurken, projelerin toplamında yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağlandı.

Siemens Türkiye, COP31 kapsamında farklı sektörlerden müşterileriyle hayata geçirdiği sürdürülebilirlik projelerinden örnekleri de ziyaretçilerle buluşturacak. Enerji verimliliği, dijitalleşme, sürdürülebilir üretim ve altyapı alanlarındaki projeler aracılığıyla teknolojinin kaynakların daha verimli kullanılması, enerji tüketiminin azaltılması ve emisyonların düşürülmesine sağladığı katkı somut örneklerle paylaşılacak.

Gebze fabrikasında düşük karbonlu üretim dönüşümü

Siemens Türkiye’nin Gebze Üretim Tesisi’nde yürüttüğü BOLD (Building Our Low-carbon Destination) programı, düşük karbonlu üretime geçiş yaklaşımının somut örneklerinden birini oluşturuyor.

2021-2024 dönemindeki BOLD Faz 1 kapsamında güneş enerjisi, yüksek verimli LED aydınlatma, LEED Gold sertifikalı sürdürülebilir bina yaklaşımı ve yeşil enerji kullanımı hayata geçirildi. Tesisin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 8-10’u sahadaki güneş enerjisi sistemlerinden karşılanırken, yıllık yaklaşık 1,3 GWh yenilenebilir enerji üretildi.

LEED Gold tasarımı sayesinde enerji ve su tüketiminde sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 50 tasarruf sağlanırken, inşaat atıklarının yüzde 75’i geri kazanıldı. Tesisin elektrik tüketimi ise yüzde 100 yeşil enerji kaynaklarından karşılanıyor.

2026-2027 dönemini kapsayan BOLD Faz 2 kapsamında yeni nesil ısı pompası sistemleri, ısıtma ve soğutma altyapısının yenilenmesi, otomatik havalandırma yönetimi, kompresörlerden atık ısı geri kazanımı ve yapay zekâ destekli bina otomasyon sistemleri gibi uygulamaların hayata geçirilmesi planlanıyor. Bu çalışmalarla 2027 yılında karbon emisyonlarında yaklaşık yüzde 93, enerji, doğal gaz ve su kullanımında ise yaklaşık yüzde 54 azalma hedefleniyor.

Kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi

Siemens Türkiye’nin sürdürülebilirlik çalışmalarında kaynakların verimli kullanılması ve döngüsel ekonomi uygulamaları da önemli bir yer tutuyor. Gebze tesisinde tek kullanımlık plastik kullanımını yüzde 70 azaltan şirket, 2020’den bu yana 29,4 ton plastiğin kullanımını ortadan kaldırdı. Tesis, “Zero Waste to Landfill” başarısına ulaşırken atık geri kazanım oranı yüzde 99,6 seviyesine yükseldi.

Su güvenliğine dayanıklı altyapı desteği

Siemens’in katkı sunduğu diğer örnek bir proje ise Fırat-Gaziantep OSB Su İletim Hattı Projesi. Günlük 80 bin ila 120 bin metreküp su taşıma kapasitesiyle bölgenin su ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlıyor. Fırat Nehri’nden sağlanan suyun sanayi kullanımına yönlendirilmesi yeraltı su kaynaklarının korunmasına destek olurken Siemens’in enerji otomasyonu ve şebeke yönetimi teknolojileri projenin altyapısını destekliyor. Projede kullanılan gaz yalıtımlı enerji dağıtım sistemleriyle işletme ve bakım maliyetlerinde yaklaşık 500 bin avro tasarruf sağlanması hedefleniyor.

Siemens AG’den önümüzdeki üç yıl içinde  yapay zekâ alanına global ölçekte 1 milyar avroluk yatırım

Siemens, büyümenin bir sonraki aşamasını desteklemek amacıyla dünya çapında ONE Tech Company programını hayata geçirdi. Programla operasyonları daha yalın ve verimli hale getirirken müşteri etkileşimini güçlendirmeyi, veri, teknoloji ve satış altyapısını daha entegre bir yapıda sunmayı hedefliyor.

ONE Tech Company programı, inovasyonu hızlandırmayı ve kârlı büyümeyi desteklemeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Siemens, 2030 yılına kadar dijital iş gelirlerini iki katına çıkarmayı ve önümüzdeki üç yıl içinde yapay zekâ alanına 1 milyar avro yatırım yapmayı hedefliyor.

COP31’de gençlere yönelik sosyal sorumluluk projesi

Siemens Türkiye, COP31 odağında gençleri de bu dönüşümün odağına alan bir sosyal sorumluluk projesi hayata geçirecek. Young Guru Academy (YGA) iş birliğiyle projeye katılan gençler, yapay zekâ alanında eğitimlerle desteklenecek ve iklimle alakalı çözümler üretecek. Katılımcılar geliştirdikleri projeleri COP31’de paylaşma fırsatı da bulacak.

Hüseyin Gelis: “Sürdürülebilirliği uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz parçası olarak görüyoruz”

Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Gelis, Siemens’in sürdürülebilirlik yaklaşımına ve COP31’e ilişkin şunları söyledi: “Siemens Türkiye olarak, sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ve uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Dekarbonizasyon, enerji ve kaynak verimliliği, dijitalleşme ve sorumlu iş anlayışını faaliyetlerimize entegre ediyoruz. Operasyonlarımızda hayata geçirdiğimiz dönüşüm çalışmalarının yanı sıra, müşterilerimizle gerçekleştirdiğimiz projeler de teknolojinin enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı ve emisyonların azaltılmasına sağladığı katkıyı ortaya koyuyor. COP31 kapsamında teknoloji, inovasyon ve bilgi paylaşımı aracılığıyla sürdürülebilir dönüşüm alanındaki deneyimlerimizi ve farklı sektörlerden müşterilerimizle hayata geçirdiğimiz projeleri paylaşmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde de teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanarak sürdürülebilir dönüşümü hızlandırmaya, Siemens’in gelecek vizyonu doğrultusunda uzun vadeli değer yaratmaya odaklanacağız.”

Thomas Kolbinger: “Sürdürülebilirlik uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın bir parçası”

Siemens Türkiye Finans Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Thomas Kolbingerise COP31 kapsamında gerçekleştirilecek çalışmalarla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Dünyada ve Türkiye’de enerji sistemlerinden üretim süreçlerine, şehir altyapılarından kaynak yönetimine kadar birçok alanda önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Siemens Türkiye olarak teknolojinin bu dönüşümün hızlanmasındaki rolüne inanıyor ve geliştirdiğimiz çözümleri somut sonuçlarla ortaya koyuyoruz. Kendi operasyonlarımızda 2019 yılına kıyasla karbon emisyonlarımızı yüzde 70 azaltırken, müşterilerimize sunduğumuz enerji verimliliği çözümleriyle yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağladık. COP31 kapsamında Yeşil Bölge’de İklim Destekçisi olarak yer alarak enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması, kaynak verimliliği ve dayanıklı altyapılar alanındaki çalışmalarımızı paylaşmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bunun yanı sıra gençleri dönüşümün odağına alan Young Guru Academy (YGA) iş birliğimizle yapay zekâ ve iklim çözümlerini bir araya getirmeyi önemsiyoruz.”

Okumaya Devam Et

GENEL

Alarko 2025 GRI Raporunu Sürdürülebilirlik Sözlüğü Formatında Yayımladı

Yayınlandı

-

 

Alarko Holding, çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) performansını paylaştığı 2025 yılı GRI Uyumlu Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Geleceğe sorumlu bir iz bırakma yaklaşımıyla hazırlanan rapor; güçlendirilen veri altyapısı, etki odaklı bakış açısı ve düşük karbonlu tasarımıyla dikkat çekiyor. Hem rapor hem sözlük temasıyla hazırlanan çalışmada, Alarko’nun sürdürülebilirlik performansına temel kavramların tanımları eşlik ediyor. Ek bölümünde ise kapsamlı bir sürdürülebilirlik sözlüğü içeren rapor, bu alanda giderek genişleyen terminolojiyi daha erişilebilir hale getirerek ortak etki dilinin gelişimine katkı sunuyor.

Alarko Holding, farklı sektörlerde yarattığı ekonomik, çevresel ve toplumsal performansı şeffaf bir biçimde ortaya koyduğu 2025 yılı GRI Uyumlu Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Ağustos ayında yayımlanan TSRS uyumlu Sürdürülebilirlik Raporu’nda olduğu gibi sorumlu tasarım anlayışıyla en az çevresel ayak izi bırakacak şekilde hazırlanan rapor, Alarko Şirketler Topluluğu’nun sürdürülebilirlik performansını bütüncül bir zeminde ele alıyor.

Alarko’nun sürdürülebilirlik vizyonunu grup şirketleri genelinde ortak hedefler ve ortak sorumluluk anlayışıyla hayata geçiren Ortak Etki yaklaşımını yansıtan metrikler raporda kapsamlı şekilde ele alındı. İyi uygulama örnekleri ise bu bütünsel yaklaşımı yansıtacak şekilde zenginleştirildi.

TSRS kapsamında güvence alınan verilerin GRI raporundaki karşılıkları ise geçen yıl olduğu gibi güvence beyanıyla desteklenerek, raporlamanın güvenilirliğini ve şeffaflığını güçlendiren unsurlardan biri oldu.

Bu Yılın Yenilikleri: Çifte Önemlilik ve Sürdürülebilirlik Sözlüğü

Alarko Holding, 2025 raporlama döneminde sürdürülebilirlik önceliklerini belirleme yaklaşımını Avrupa Birliği Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) ile uyumlu hale getirerek ilk kez Çifte Önemlilik Analizi (Double Materiality Assessment – DMA) gerçekleştirdi. Çalışmada sürdürülebilirlik konuları; Alarko’nun çevre ve toplum üzerindeki etkileri ile bu konuların şirketin finansal performansına ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesine olası yansımaları birlikte değerlendirildi.

Çok şirketli bir yapı olan Alarko Holding, sürdürülebilirlik hedeflerinin, dönüşüm alanlarının ve performans göstergelerinin doğru anlaşılması için ortak bir kavramsal zemin oluşturmak amacıyla 2025 GRI uyumlu raporunu sözlük formatında hazırladı.  Rapor boyunca Alarko’nun sürdürülebilirlik çalışmalarıyla ilgili terimler tanımlarıyla birlikte sunulurken, raporun sonunda güncel terminolojiye dair kapsamlı bir sözlük bölümüne yer verildi.

Sorumlu Tasarımla Düşük Karbonlu Raporlama

Alarko’nun geçtiğimiz yıl hayata geçirdiği ve prestijli platformlarda tasarım ödüllerine layık görülen düşük karbonlu raporlama yaklaşımına, bu yıl da devam edildi. Türkiye’de sorumlu iletişim politikasını yayımlayan ilk holding olan Alarko, raporun çevresel ayak izini azaltmak amacıyla tasarımı da kaynak kullanımı perspektifiyle ele aldı.

Dijital ortamda yer alan her görselin, her rengin, her grafik öğesinin ve her verinin görünmeyen bir kaynak tüketimi yarattığı gerçeğinden yola çıkılarak tasarımda fotoğraf kullanımından vazgeçildi. Grafik öğeleri optimize edildi, metinler kısaltıldı ve sayfa yapıları sadeleştirildi. Sınırlı bir renk paleti, tek bir ikon dili ve yalın bir tipografik düzen tercih edilerek dosya boyutunun ve okunma süresinin azaltılması hedeflendi.

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye