Aluform Pekintaş: 30 Yıllık Deneyimle Sürdürülebilir Geleceğe Yatırım - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Aluform Pekintaş: 30 Yıllık Deneyimle Sürdürülebilir Geleceğe Yatırım

Yayınlandı

-

Derya Kaya – Genel Müdür Yardımcısı


Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarından Pekintaş Grup’un bir üyesi olan ALUFORM PEKİNTAŞ, yüksek kaliteli sandwich panel üretimiyle sektörde 30 yılı geride bıraktı. Sürdürülebilir üretim anlayışı ve toplumsal sorumluluk projeleriyle geleceğe değer katmaya devam eden firma, yenilenebilir enerji yatırımları ve eğitim projeleriyle sektörde fark yaratıyor.

  • Soru: Aluform Pekintaş olarak sektördeki 30 yıllık tecrübenizi nasıl tanımlarsınız? Bugüne kadar elde ettiğiniz başarılar hakkında neler söylemek istersiniz?

Cevap: ALUFORM PEKİNTAŞ, 1996 yılında Alman sanayi devi VIAG ile birlikte kurulan ve 1998 yılından itibaren %100 Türk sermayesiyle faaliyet gösteren bir firmadır. Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarından Pekintaş Grup’un bir üyesi olarak, yüksek kaliteli poliüretan ve taş yünü dolgulu sandwich panellerin üretimini gerçekleştirmektedir. Ürünlerimiz, başta inşaat sektörü olmak üzere, hem yerel hem uluslararası pazarda sanayi yapıları, soğuk hava depoları, alışveriş merkezleri ve spor salonları gibi geniş çaplı binalarda kullanılmaktadır. ISO 9000:2000 kalite yönetim sistemi ile üretilen ürünlerimiz, yangın, hijyen ve izolasyon sertifikalarına sahiptir. Ulusal ve uluslararası pazarlarda sağlam ve uzun vadeli ilişkiler kurarak, 30 yıllık tecrübemizle birlikte sektördeki konumumuzu güçlendirmeye devam etmekteyiz.

  • Soru: Sürdürülebilir bir geleceğin sağlanmasında, üretim süreçlerinin ve ilgili hammadde/tedarik zinciri operasyonlarının tüm dünya ile koordineli bir şekilde yönetilmesi günümüzde çok daha önem arz eden bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, Sürdürülebilirlik konusunda firmanızın Evrensel Yaklaşımını ve Kurumsal Stratejilerini bizimle paylaşabilir misiniz? Sürdürülebilir Dünya kapsamında özellikle odaklandığınız/hayata geçirdiğiniz Sosyal Sorumluluk Projeniz var mıdır, detaylarını öğrenebilir miyiz?

Cevap: ALUFORM PEKİNTAŞ, sürdürülebilir bir gelecek hedefiyle, üretim süreçlerini çevre dostu teknolojilerle şekillendirmeye ve enerji verimliliğini artırmaya öncelik vermektedir. Üretim hatlarımızda enerji verimliliği, atık yönetimi ve kaynakların etkin kullanımı gibi çevresel faktörlere büyük önem gösteriyoruz. Bu doğrultuda, grup şirketlerimizden SCHMID PEKİNTAŞ’ın fotovoltaik güneş paneli üretimi ve yenilenebilir enerji yatırımlarımız, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik alanındaki stratejilerimizin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu entegre yaklaşım, yalnızca üretim süreçlerimizi geliştirmekle kalmayıp, çevresel etkilerimizi de minimize ederek sektördeki sorumlu duruşumuzu güçlendirmektedir.

Sürdürülebilirlik vizyonumuz doğrultusunda, çevresel etkilerimizi azaltırken toplumsal sorumluluk projelerine de değer veriyoruz. Bu kapsamda sosyal sorumluluk projelerimizden biri olan; Düzce’de inşaatına başladığımız 24 derslikli Esin Olcay Anadolu Lisesi ve Spor Salonu projesiyle modern bir eğitim tesisi ve spor alanını ilimize kazandırmayı amaçlıyoruz. Gençlerimize daha donanımlı bir eğitim ortamı sunarken, “Dünya İnsanı Yetiştirme” ilkesiyle yola çıktık. Bu projeyle, ALUFORM PEKİNTAŞ olarak sadece bugünün değil, geleceğin de sürdürülebilirliğine katkı sağlamayı hedefliyoruz.

  • Soru: Aluform Pekintaş Test Laboratuvarı’nın TÜRKAK tarafından TS EN ISO/IEC 17025:2017 standardına akredite edilmesi ne anlama geliyor? Bu akreditasyonun önemi nedir?

Cevap: TÜRKAK tarafından verilen TS EN ISO/IEC 17025:2017 akreditasyonu, Aluform Pekintaş Test Laboratuvarı’nın uluslararası geçerliliğe sahip, yüksek kalite standartlarına uygun şekilde test ve kalibrasyon faaliyetleri yürüttüğünü gösterir. Bu akreditasyon, laboratuvarın doğru ve güvenilir test sonuçları verdiğini ve uluslararası test standartlarına uygun çalıştığını belgeleyen önemli bir sertifikadır. Bu akreditasyonun önemi, Aluform’un üretim süreçlerinde yüksek kalite kontrolünü sağlayarak müşteri memnuniyetini artırması ve ihracat pazarlarındaki güvenilirliğini pekiştirmesidir. Ayrıca, bu sertifika sayesinde şirket, uluslararası pazarlarda daha rekabetçi olma ve farklı sertifika gereksinimlerini karşılama konusunda avantaj sağlar.

  • Soru: Bu akreditasyon süreci nasıl gerçekleşti? Zorluklar ve süreçte elde edilen kazanımlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Cevap: Akreditasyon süreci, genellikle laboratuvarın mevcut altyapısının ve süreçlerinin detaylı bir şekilde incelenmesini içerir. Aluform’un bu süreci başarıyla tamamlaması için laboratuvarın çalışma prosedürlerinin, test ekipmanlarının ve personelinin uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi gerekmiştir. Süreç, titiz bir hazırlık, eğitim ve her sene denetim aşamalarını kapsar.

Zorluklar arasında, özellikle yeni standartlara uygun ekipmanların temin edilmesi ve çalışanların belirli test prosedürleri konusunda eğitilmesi yer alabilir. Ancak, bu süreçte elde edilen en büyük kazanım, laboratuvarın test süreçlerinin doğruluğunu ve güvenilirliğini uluslararası düzeyde onaylatmış olmasıdır. Ayrıca, bu akreditasyon sayesinde Aluform, dünya çapındaki pazarlarda kalite güvencesi sunarak rekabet avantajı elde etmiştir.

  • Soru: Türkiye’nin en donanımlı sandviç panel test laboratuvarı olarak hangi teknolojilere sahipsiniz? Laboratuvarınızda hangi tür testler yapılıyor?

Cevap: Aluform Pekintaş Test Laboratuvarı, Türkiye’deki en donanımlı sandviç panel test laboratuvarlarından biridir ve en ileri teknolojiye sahip test ekipmanlarına sahiptir. Bu ekipmanlar, sandviç panellerin dayanıklılığını, izolasyon özelliklerini, yangın güvenliğini ve diğer performans kriterlerini detaylı bir şekilde test etmeye olanak tanır.

Laboratuvarda yapılan başlıca testler şunlardır:

  • Yangın testleri: Sandviç panellerin yangına karşı dayanım sınıfları ölçülür.
  • Mekanik dayanım testleri: Panelin yapısal performansını değerlendirmek amacıyla basınç, çekme, eğilme ve kayma dayanımı testleri uygulanır; bu testlerle panelin taşıyıcı özellikleri ve deformasyona karşı direnci belirlenir.
  • Yoğunluk testi: Panel çekirdek malzemesinin birim hacim başına düşen kütlesi ölçülerek, homojenlik ve üretim tutarlılığı kontrol edilir.
  • Su emme testi: Panelin kapalı hücre yapısına sahip çekirdek malzemesinin su absorpsiyon oranı belirlenerek, nem ve suya karşı dayanımı ölçülür.
  • Renk tonu testi: Panellerin tek tipte ve tutarlı renk tonuna sahip olup olmadığı kontrol edilir.
  • Boyutsal testler: Panelin kalınlığı, genişliği ve uzunluğu gibi ölçüsel doğruluklar kontrol edilir.
  • Metal testleri: Yüzey saclarının kalite kontrolü kapsamında; Çekme testi ile mekanik dayanım, Parlaklık ölçümü ile yüzeyin yansıtma özellikleri, Boya kalınlığı ölçümü ile kaplama tutarlılığı, T-bend testi ile esneklik ve çatlama direnci, Darbe testi ile darbe dayanımı, Çökertme testi ile lokal deformasyon direnci belirlenir. Çözücülere direnç testi ile boya kaplamasının çözücülere karşı kimyasal direnci değerlendirilir.
  • Soru: Bu testlerin ve laboratuvarın, üretim süreçlerinize nasıl bir katkı sağladığını anlatabilir misiniz?

Cevap: Laboratuvarın yaptığı testler, Aluform’un üretim süreçlerini optimize etmeye ve ürün kalitesini sürekli iyileştirmeye katkı sağlar. Testler sayesinde, üretim esnasında kullanılan malzemelerin ve panellerin performansları önceden belirlenebilir. Bu da ürünlerin kalite kontrolünü sağlar ve olası hataların üretim aşamasında tespit edilmesini sağlar.

Ayrıca, laboratuvarın yüksek kaliteli test süreçleri, Ar-Ge faaliyetlerinin temelini oluşturur. Aluform, bu testlerle ürünlerini sürekli geliştirme imkânı bulur. Yeni ürün geliştirme aşamasında, test sonuçları, müşteri ihtiyaçlarına en uygun çözümleri sunmayı mümkün kılarak, pazar taleplerine hızlı bir şekilde cevap verme yeteneği kazandırır.

Bu testler aynı zamanda, şirketin uluslararası sertifikasyon gereksinimlerini yerine getirmesine, global pazarlarda kaliteyi garanti etmesine ve sektördeki liderliğini sürdürmesine katkı sağlamaktadır.

  • Soru: Bu testlerin ve laboratuvarın, üretim süreçlerinize nasıl bir katkı sağladığını anlatabilir misiniz?

Cevap: Aluform Pekintaş Test Laboratuvarı, üretim süreçlerine büyük katkı sağlamaktadır. Laboratuvarın gerçekleştirdiği testler, ürünlerin kalite kontrolünü ve performansını en üst düzeye çıkarmak için kritik öneme sahiptir. İşte bu testlerin ve laboratuvarın üretim süreçlerine sağladığı katkılar:

  1. Kalite Kontrol ve Güvence: Laboratuvarda yapılan yangın, izolasyon, mekanik dayanıklılık gibi testler, üretilen sandviç panellerin her türlü dış etkene karşı dayanıklı ve kaliteli olduğunu garanti eder. Bu, üretim sırasında hataların tespit edilmesine ve düzeltici önlemlerin alınmasına olanak sağlar. Kaliteyi her aşamada izlemek, nihai ürüne güven duyulmasını sağlar.
  2. Sürekli İyileştirme: Test sonuçları, üretim süreçlerinde iyileştirilmesi gereken alanları ortaya koyar. Örneğin, izolasyon özelliklerinde bir zayıflık tespit edilirse, üretim aşamasında kullanılan malzemeler ya da yöntemler gözden geçirilir ve iyileştirilir. Bu sayede ürünler sürekli olarak geliştirilir ve müşteri taleplerine daha iyi uyum sağlanır.
  3. Hızlı Prototip Geliştirme ve Uygulama: Yeni ürünlerin tasarım aşamasında, laboratuvarın test sonuçları, üretim ekiplerine ürünün nasıl davranacağına dair kritik bilgiler sunar. Bu sayede, daha hızlı bir prototip geliştirilmesi sağlanır ve pazara daha hızlı bir şekilde yeni ürün sunulabilir.
  4. Rekabet Avantajı: Uluslararası standartlarda yapılan testler, Aluform’a global pazarlarda rekabet avantajı sağlar. Bu testler sayesinde, ürünler uluslararası sertifikasyonları ve standartları karşılar, bu da şirketin yurtdışındaki müşteri kitlesine güven verir. Ayrıca, testler sayesinde şirket, ürünlerinin kalitesini sürekli olarak denetleyip iyileştirebilir, bu da daha güçlü bir marka imajı yaratır.
  5. Ar-Ge ve Yenilikçilik: Laboratuvarın test süreçleri, Ar-Ge çalışmalarına büyük katkı sağlar. Yeni malzeme ve teknolojilerin test edilmesi, Aluform’un yenilikçi çözümler geliştirmesine olanak tanır. Ürünlerin performansını iyileştirecek yenilikçi tasarımlar, bu testlerle doğrulanır ve uygulanabilir hale gelir.
  • Soru: • Türkiye’deki yerli üretim ve sanayiye katkılarınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Cevap: Aluform Pekintaş, Türkiye’nin köklü sanayi kuruluşlarından biri olarak, yerli üretim ve sanayiye önemli katkılarda bulunmaktadır. Şirketin Türkiye’deki sanayiye sağladığı katkılar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Yerli Üretimi Destekleme: Aluform, 1996 yılında kurulmuş olup, 1998’den itibaren tamamen Türk sermayesi ile büyümesini sürdürmektedir. Bu durum, yerli üretimi destekleyen bir yaklaşımı simgeler. Şirket, sandviç panel gibi yüksek kaliteli inşaat malzemelerini yerli olarak üretmekte ve Türkiye’nin iç pazarındaki ihtiyaçları karşılamaktadır. Yabancı üreticilere olan bağımlılığı azaltarak, Türkiye’nin sanayi altyapısının güçlenmesine katkı sağlar.
  2. İstihdam Yaratma: Aluform, Düzce’deki modern üretim tesislerinde yüksek teknolojiye sahip makinelerle üretim yapmaktadır. Bu tesis, sadece yerli malzeme üretimine değil, aynı zamanda yerel ekonomiye de katkı sağlayarak, çok sayıda kişiye istihdam sağlamaktadır. Fabrikada çalışan mühendisler, teknikerler ve üretim personeli, yerli sanayinin büyümesine katkıda bulunan önemli aktörlerdir.
  3. Yüksek Teknoloji ve İnovasyon: Aluform, Türkiye’nin en modern ve hızlı üretim hattına sahip fabrikalarından birine sahip olup, üretim süreçlerinde ileri teknoloji kullanmaktadır. Bu teknoloji yatırımları, sadece Aluform’u değil, aynı zamanda Türk sanayisinin rekabet gücünü artıran bir etkiye sahiptir. Ayrıca, yenilikçi ürünler ve Ar-Ge faaliyetleri ile Türkiye’nin inşaat sektöründe daha ileri seviyelere ulaşmasına yardımcı olmaktadır.
  4. İhracat ve Döviz Kazancı: Aluform, yalnızca Türkiye pazarına değil, dünya çapındaki pazarlara da ürünlerini ihraç etmektedir. Avrupa başta olmak üzere, birçok ülkeye yapılan ihracatlar, Türkiye’nin döviz gelirlerini artırır. Bu durum, Türk sanayisinin küresel pazarda daha güçlü bir konumda olmasına katkı sağlamakta ve Türkiye’nin dış ticaret dengesine olumlu yansımaktadır.
  5. Yerli Malzeme İhtiyacını Karşılama: Aluform, Türkiye’deki inşaat sektörüne kaliteli yerli malzeme temin etmektedir. Sandviç panel üretimi, ülke genelinde birçok projede kullanılan bir malzeme haline gelmiş olup, yerli üretim sayesinde maliyetler düşürülmüş ve Türk inşaat sektörünün daha rekabetçi hale gelmesi sağlanmıştır. Bu da yerli üreticilerin daha düşük maliyetlerle kaliteli ürünler sunabilmesine olanak tanır.
  6. Sürdürülebilirlik ve Çevre Dostu Üretim: Aluform, çevre dostu üretim süreçlerine ve enerji verimliliği sağlanmasına büyük önem vermektedir. Bu yaklaşım, yalnızca şirketin kendi operasyonlarına değil, aynı zamanda Türkiye’nin sürdürülebilir sanayi hedeflerine de katkıda bulunmaktadır. Aluform’un yenilikçi ve çevreye duyarlı üretim anlayışı, sanayinin daha sürdürülebilir bir şekilde büyümesine yardımcı olmaktadır.

Sonuç olarak, Aluform Pekintaş, Türkiye’nin yerli üretimini destekleyen, inovasyona ve kaliteye odaklanan, yüksek teknolojiye sahip bir şirket olarak Türk sanayisine büyük katkılar sağlamaktadır. Yerli üretim, istihdam yaratma, ihracat ve çevre dostu uygulamaları ile Türkiye’nin sanayi sektörüne değerli bir katkı sunmaktadır.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Masdaf, Akıllı Pompa Sistemleriyle Verimlilik ve Dijital Dönüşüme Odaklanıyor 

Yayınlandı

-

Erhan Özdemir   Masdaf CEO’su

1977’den bu yana yüzde 100 yerli sermaye ile akışkan teknolojileri alanında faaliyet gösteren Masdaf, yüksek verimli pompa sistemleri, veri odaklı üretim ve dijitalleşme yatırımlarıyla sektörün dönüşümüne katkı sunuyor. 

 

Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Masdaf olarak 1977 yılında, suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle, yüzde 100 yerli sermaye ile faaliyetlerimize başladık. Bugün 40 bin metrekare alan üzerine kurulu Düzce tesislerimizde; uçtan emişli, inline, axial ayrılabilir, yangın, kademeli, proses, dalgıç, kolonlu, kendinden emişli ve dişli pompaların yanı sıra hidrofor ve genleşme tankları da dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinde üretim gerçekleştiriyoruz. Akışkan teknolojileri alanındaki çözümlerimizi bina teknolojileri, endüstri, yangın güvenliği, tarım, altyapı ve enerji başta olmak üzere birçok sektöre sunuyor, ERP direktiflerine uygun olarak geliştirdiğimiz yüksek verimli pompa sistemlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. 4 binin üzerinde farklı ürün üretiyor olmamız da farklı sektörlerin ve pazarların ihtiyaçlarına yönelik geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğumuzu gösteriyor.

 

Pompa sektöründe Türkiye, son yıllarda güçlü bir teknolojik dönüşüm sürecinden geçiyor. Artık yalnızca suyun taşınması değil, bunun minimum enerjiyle, maksimum verimlilikte ve sistem bütünlüğü içinde yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, sektörü daha akıllı, entegre ve yüksek standartlı çözümlere yönlendiriyor. Yerli üreticiler, yüksek verimli pompa sistemleri, frekans kontrollü sürücüler (VFD), sistem optimizasyonu ve akıllı kontrol çözümleri gibi ileri teknolojileri kendi bünyelerinde geliştirebilir hale geldi. Bu da Türkiye’yi sadece ürün üretiminde değil, mühendislik ve teknoloji geliştirme alanında da rekabetçi bir konuma taşıyor.  

 

Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşmeyi müşteri deneyimini geliştiren uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Departmanız ile tüm dijital dönüşüm çalışmalarımızı tek çatı altında topladık ve veri odaklı bir yapıya geçiş sürecini başlattık. Gelişmiş analitik uygulamaları ve yapay zekâ kullanımını süreçlerimize kademeli olarak entegre etmek üzere projeler geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı veri ve sensör teknolojileri sayesinde sistem performansını daha yakından izlemeyi, müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebilmeyi ve kullanım süreçlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda hedefimiz yalnızca operasyonel verimlilik sağlamak değil, müşterilerimizin enerji tüketimini optimize eden, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı sistemler geliştirmek.

 

Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

Üretim tesislerimizde MES sistemimiz var. Üretimden gerçek zamanlı verileri alıp analiz ediyor, bunu da üretim süreçlerimizin iyileştirilmesi için kullanıyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimimizin daha da dijital olması için çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, kısa bir süre içinde tüm operasyonel süreçlerin dijitale taşındığı bir yapıya dönüşmek. 

 

BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

Bu konular pompa sektörü için nispeten yeni konular. IoT, uzaktan izleme, dijital ikiz, dijital öğrenme gibi konularda ilgili departmanlarımızın çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların meyvelerini hep beraber görme şansına sahip olacağız.

 

Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Uzaktan izleme ve enerji optimizasyonu ile ilgili ülkemizin önemli bir kuruluşu ile ortak proje yürütüyoruz. Bu projenin hedeflerine ulaşması ile birlikte diğer müşterilerimize de tasarladığımız sistemleri sunma şansına sahip olacağız.  

Haziran ayında yeni ıslak rotorlu sirkülasyon pompamız olan Omnia serisi pompalarımızın lansmanını yaptık. Bu pompalar, entegre frekans kontrol ünitesi ve özel yazılımı ile tüm tesisat uygulamalarının zorlu şartlarına tam uyum sağlıyor. 

Ürün geliştirme vizyonumuzu enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyoruz. Pompa sistemlerinin dünya elektrik tüketimindeki önemli payı nedeniyle, geliştirdiğimiz her yeni üründe yüksek verimli motorlar, frekans kontrollü sürücüler ve akıllı kontrol teknolojilerine odaklanıyoruz. 

 

Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği, üretim anlayışımızın merkezinde yer alıyor. Ürünlerimizi geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlıyor, kullanım ömürlerini tamamladıklarında tekrar sisteme kazandırılabilir şekilde üretiyoruz. Pompalar, dünya genelindeki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 22’sinin gerçekleşmesinde rol oynuyor. Bu nedenle yalnızca ürün bazında değil, sistem verimliliği üzerinden de enerji tüketimini azaltmaya odaklanıyoruz. Yeni ürünler geliştirirken mevcut ürün portföyümüzün enerji verimliliğini artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üretim süreçlerimizi de bu yaklaşımla şekillendiriyoruz. Düzce’deki üretim tesisimizde güneş enerjisi sistemine yatırım yaptık ve yıllık ortalamada tesisimizde tüketilen elektriğin yüzde 60’ını güneş enerjisinden sağlıyoruz. İlave GES kapasitesi ile ilgili de onay süreçlerini tamamladık. En kısa sürede bunu da hayata geçirip “elektrik pozitif” olmayı amaçlıyoruz.

 

Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

2030 hedeflerimiz doğrultusunda tüm ürün portföyümüzü akıllı sistemlerle entegre hale getirmeyi, uzaktan izlenebilir ve yönetilebilir pompa teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda dijital sensörler, gelişmiş analitik uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler ve uzaktan izleme teknolojileri dijital dönüşüm çalışmalarımızın odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

İstanbul Teknik, Üretim Gücünü Ar-Ge ve İzlenebilirlik Çözümleriyle Pekiştiriyor 

Yayınlandı

-

Cemil Aytaç Fabrika Müdürü İstanbul Teknik İnşaat A.Ş.

 

Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi İstanbul Teknik, geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine uzanan geniş ürün yelpazesini mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle destekliyor. 

 

  • Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Öncelikle bu sayınızda görüşlerimize yer verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim. 

İstanbul Teknik’i, yapı malzemeleri alanındaki üretim gücünü mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle bir araya getiren güçlü bir çözüm ortağı olarak tanımlayabilirim. Geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine, asfalt katkılarından mermer güçlendirme çözümlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz.

Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi olarak yalnızca ürün sunmuyor; uzman kadromuzla projelerin ihtiyaçlarına özel çözümler de geliştiriyoruz. Ar-Ge Merkezimizde üniversiteler ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde ürünlerimizi ve üretim süreçlerimizi sürekli geliştirirken ülkemizin bu alanlardaki yurt dışı bağımlılığını azaltmaya yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyoruz.

Bugün güçlü üretim altyapımız, geniş satış ağımız ve uluslararası pazarlardaki deneyimimizle Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerindeki önemli projelerde yer alıyoruz. Bizi sektörde farklılaştıran temel yaklaşımın; üretim gücünü, bilimsel araştırmaları ve mühendislik deneyimini aynı yapı altında buluşturmamız olduğunu düşünüyorum.

 

  • Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşme, rekabeti yalnızca hız ve verimlilik üzerinden değil; kalite, şeffaflık, izlenebilirlik ve değişen ihtiyaçlara hızlı yanıt verebilme kabiliyeti üzerinden de yeniden şekillendiriyor.

Fabrikamızda üretim, kalite kontrol, stok ve sevkiyat süreçlerinden elde ettiğimiz verileri dijital sistemler üzerinden takip ediyoruz. Bu sayede üretim süreçlerimizi daha doğru planlayabiliyor, olası aksaklıkları daha hızlı tespit edebiliyor ve kararlarımızı güncel verilere dayanarak alabiliyoruz. Kullandığımız sistemleri gelişen teknolojilere ve ihtiyaçlarımıza uygun şekilde sürekli güncelliyor ve geliştiriyoruz.

Dijitalleşmenin sağladığı veri bütünlüğü, departmanlar arasındaki bilgi akışını da güçlendiriyor. Böylece hem kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor hem de kalite sürekliliğini ve üretimde izlenebilirliği destekliyoruz.

 

  • Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Üretim ve dijitalleşme alanında yakın dönemde öne çıkan iki önemli gelişmemiz bulunuyor.

Bunlardan ilki, fabrikamızda kapsamlı bir yaklaşımla yürüttüğümüz dijital dönüşüm süreci. Bu süreçte çalışanlarımız dijital dönüşüm alanındaki eğitimlere katılarak süreçlerinin büyük bir kısmını dijitale taşıdı. Ardından işletmelerin dijitalleşme seviyesini ölçen ve gelecek çalışmalara yönelik bir yol haritası sunan Dijital Dönüşüm Değerlendirme Modeli (DDX) raporumuzu aldık. Böylece fabrikamızın dijital dönüşümdeki sonuçlarını değerlendirirken atacağımız yeni adımları da daha sistemli biçimde planlama imkânı elde ettik.

Hayata geçirdiğimiz uygulamalar sonucunda üretim verimliliğimizi yüzde 25 artırırken veri girişlerine ayrılan süreyi üçte bir oranında azalttık ve kurumsal hafızamızı güçlendirecek dijital arşivimizi oluşturmaya başladık. Bu çalışmalar iş kazalarının azalmasına da katkı sağladı. Bu çalışmalarımız, Bolu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından “Dijital Dönüşüm Farkındalık Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olurken gelecekte atacağımız adımlar için de bize cesaret verdi ve motivasyonumuzu artırdı.

İkinci önemli gelişmemiz ise yakın dönemde hayata geçirdiğimiz “Kaliteme Güveniyorum” sistemi. Sektör liderliğimizin getirdiği sorumlulukla geliştirdiğimiz, ülkemizde ilk ve tek, dünyada ise benzerine rastlanmayan bu sistemle ürettiğimiz her bir ürünün hammaddeden başlayan üretim yolculuğuna ait verileri, üretim öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen testlerin sonuçlarını ve Ar-Ge Merkezi laboratuvarımızda hazırlanan analiz raporlarını, ürünlerimizin üzerine yerleştirdiğimiz QR kod aracılığıyla müşterilerimizle paylaşıyoruz.

Bu sistemle müşterilerimiz genel veya örnek bir teknik dokümana değil; doğrudan satın aldıkları ürüne ait hammadde analizlerine, üretim bilgilerine, kalite kontrol sonuçlarına ve teknik verilere ulaşabiliyor.

Elbette müşterimizin karşısında bir QR kod olarak görünen sistemin arkasında oldukça kapsamlı bir yazılım altyapısı ve birbiriyle bağlantılı dijital süreçler bulunuyor. Süreç, hammaddenin satın alınması ve kontrol edilmesiyle başlıyor; uygun bulunan hammaddenin üretime alınması, üretim, kalite kontrol ve sevkiyat aşamalarına kadar devam ediyor. Tüm bu adımların atlanmadan, gözden kaçırılmadan ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi yazılım tarafından kontrol ediliyor.

Bu sistemle kaliteyi yalnızca beyan etmiyor; üretimin her aşamasında denetliyor, kayıt altına alıyor ve müşterilerimizin kontrolüne sunuyoruz. Özellikle farklı zamanlarda ve partiler hâlinde teslimat yapılan büyük projelerde ürünlerin aynı kalite ve teknik özellikleri taşıdığının izlenebilmesini sağlıyoruz.

Kaliteme Güveniyorum” sistemini yazılımı, üretim süreçlerini, laboratuvar çalışmalarını, sevkiyatı ve teknik desteği aynı yapı içinde buluşturan bütüncül bir dijital dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz. Sistemin vaadini de oldukça açık ifade ediyoruz: “Kaliteme güveniyorum ve bunu kanıtlıyorum.”

  • Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Geosentetik ürünlerimiz karayolları, demiryolları, havaalanları, maden sahaları, atık depolama tesisleri, barajlar ve istinat yapıları gibi büyük ölçekli altyapı projelerinde ve konut projelerinde kullanılıyor. Zemin güçlendirme, ayırma, filtrasyon, drenaj, erozyon kontrolü ve sızdırmazlık gibi farklı mühendislik işlevlerine yönelik çözümler geliştiriyoruz.

Konut ve ticari yapılarda ise su ve ısı yalıtımı, drenaj, yeşil çatı ve peyzaj sistemleri konusunda ürün ve çözüm sunuyoruz. 

Ürünlerimizin kullanıldığı projelerin uzun ömürlü, sürdürülebilir ve güvenli biçimde hizmet verebilmesinde kalitenin belirleyici bir rol taşıdığını biliyoruz. Bu nedenle yüksek teknik performansı, kalite sürekliliğini ve projeye özel ihtiyaçları ürün geliştirme çalışmalarımızın merkezinde tutuyoruz. Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz çözümlerde dayanıklılığın yanı sıra kaynakların verimli kullanılması ve çevresel etkilerin azaltılmasını da önceliklendiriyoruz.

  • Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Dijital teknolojiler, sürdürülebilirlik çalışmalarının ölçülebilir ve yönetilebilir hâle gelmesini sağlıyor. Üretim, kalite, stok ve sevkiyat verilerinin takip edilmesi; kaynak kullanımının daha doğru planlanmasına, gereksiz üretimin ve ürün kayıplarının azaltılmasına katkı sunuyor. Kalite sürekliliğinin izlenmesi de hatalı üretim ve tekrar iş yapma ihtimalini azaltarak kaynak verimliliğini destekliyor.

Dijital doküman kullanımıyla basılı materyal ihtiyacını azaltıyor; ürünlere ait teknik belgeleri, test sonuçlarını ve uygulama bilgilerini dijital kanallar üzerinden erişilebilir hâle getiriyoruz. “Kaliteme Güveniyorum” sistemi de bu yaklaşımın bir parçası. Ürüne ilişkin güncel bilgi ve belgelerin QR kod üzerinden paylaşılması hem bilgiye erişimi kolaylaştırıyor hem de dokümantasyon süreçlerini daha verimli hâle getiriyor.

Aynı zamanda geliştirdiğimiz çözümler; yapıların ve altyapıların kullanım ömrünü uzatmaya, bakım ve yenileme ihtiyacını azaltmaya ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlıyor. Dijital veriler ise bu ürünlerin üretimden uygulamaya kadar daha doğru yönetilmesini destekliyor.

Sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli bir boyutunu da yenilenebilir enerji kullanımı oluşturuyor. Bu doğrultuda fabrikamızda hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi yatırımıyla elektrik ihtiyacımızın önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya başladık. Dijital sistemler aracılığıyla enerji üretimimizi ve tüketimimizi takip ederek kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor, sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ölçülebilir verilerle destekliyoruz.

  • Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

Teknoloji sürekli gelişirken iş yapış biçimleri ve müşteri beklentileri de değişiyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde de yeni teknolojileri yakından takip etmeye, ihtiyaçlarımıza uygun sistemleri mevcut süreçlerimize entegre etmeye ve dijital altyapımızı sürekli geliştirmeye devam edeceğiz.

Amacımız, yalnızca güncel teknolojilere uyum sağlamak değil; bu teknolojileri üretim kalitemizi, operasyonel verimliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz hizmeti ileriye taşıyacak şekilde kullanmak. Fabrikamızdaki süreçleri gelişen teknolojilere uygun şekilde sürekli güncellemeye, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeye ve üretimimizi daha verimli, güvenli ve izlenebilir hâle getirecek uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceğiz.

Okumaya Devam Et

GENEL

Form MHI Klima Sistemleri, Güçlü Bayi Ağı ve Yeni Nesil Çözümleriyle Büyümesini Sürdürüyor 

Yayınlandı

-

Form MHI Klima Sistemleri – VRF Sistemler Genel Müdür Yardımcısı Uğur Bayülgen

 

Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana sürdürdüğü iş birliğini 2019’da ortaklığa taşıyan Form MHI Klima Sistemleri; split, multi-split, VRF ve ısı pompası çözümleriyle iklimlendirme sektöründeki konumunu güçlendiriyor. 

 

  1. Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Japon teknoloji devi Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana başarılı şekilde devam eden ve 2019 yılında ortaklığa dönüşen bir iş birliğimiz bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında kurulan Form MHI Klima Sistemleri firmamız; split klimalar, multi-split klimalar, profesyonel klimalar, ısı pompaları ve VRF sistemlerin yer aldığı ürün gamını kullanıcılarla buluşturuyor.

 

Tecrübeli mühendis kadromuzla projelere ve dizayn ofislerine verdiğimiz mühendislik desteğinin yanı sıra, split, multi-split, profesyonel seri klimalar ve konut tipi ısı pompalarını Türkiye genelindeki 120 mağazamız aracılığıyla son tüketiciye ulaştırıyoruz. Hava kaynaklı konut tipi ısı pompaları konusunda hem Japon Mitsubishi Heavy hem de İtalyan Clivet markalarımızla müşterilerimize hizmet veriyoruz. Her iki ürün de Form MHI Klima bayilerinde kullanıcılarımızla buluşuyor. Halihazırda 120’yi aşan bayi sayımızı, 2026’da da yüzde 20 oranında artırmayı hedefliyoruz. VRF sistemleri konusunda ise uzun yıllardır Türkiye’nin en büyük 2 firmasından biri konumundayız. 

 

İhracat tarafında ise MHI yapılanması kapsamında sorumluluğumuzda bulunan Türki Cumhuriyetler, Kıbrıs, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyümeye devam ediyoruz. Kısa vadede Tunus, Cezayir, Fas ve Güney Afrika pazarlarında da faaliyet göstermeyi hedefliyoruz.

 

  1. Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin odağını yalnızca ürün performansından, veri odaklı hizmet anlayışına taşıdı. Günümüzde müşteriler; enerji tüketimi takip edilebilen, uzaktan izlenebilen ve akıllı otomasyon sistemleriyle entegre çalışabilen çözümleri tercih ediyor. Bu nedenle veri yönetimi ve gerçek zamanlı analizler hem operasyonel verimlilik hem de müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıyor.

 

Özellikle büyük ölçekli projelerde sistem performansının izlenmesi, enerji tüketiminin takip edilmesi ve bakım süreçlerinin daha planlı yürütülmesi müşteri memnuniyetini doğrudan etkiliyor.

 

Üretim tarafında ise otomasyon ve Endüstri 4.0 uygulamaları kaliteyi artırırken üretim süreçlerini daha verimli hale getiriyor. Sensör teknolojileri, robotik otomasyon ve dijital üretim takip sistemleri sayesinde hem kalite standartları yükseliyor hem de bakım süreçleri daha proaktif yönetilebiliyor.

 

  1. BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

 

BIM, dijital ikiz ve IoT teknolojileri özellikle büyük ölçekli projelerde tasarım, uygulama ve işletme süreçlerini önemli ölçüde iyileştiriyor. Bu teknolojiler sayesinde projeler daha doğru planlanıyor, enerji performansı izlenebiliyor ve bakım süreçleri daha verimli yönetiliyor. AR ve VR ise teknik eğitimlerde ve proje sunumlarında giderek daha fazla kullanılmaya başladı.

 

Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın en büyük etkisini enerji optimizasyonu, öngörüsel bakım ve akıllı bina yönetim sistemlerinde göreceğimizi düşünüyorum. Yapay zekâ, sistemlerin kullanıcı alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek enerji tüketimini otomatik olarak optimize eden yaygın bir teknoloji haline gelecek.

 

  1. Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

 

Isı pompaları, enerji verimliliği ve düşük karbon emisyonu hedefleri doğrultusunda son yılların en hızlı gelişen teknolojilerinden biri oldu. Daha yüksek verimlilik sağlayan inverter teknolojileri, düşük sıcaklıklarda çalışma kabiliyetinin artması ve çevre dostu yeni nesil soğutucu akışkanlar bu gelişimin temel unsurları arasında yer alıyor.

 

Önümüzdeki dönemde sadece konutlarda değil; oteller, ofisler, hastaneler ve ticari yapılarda da kullanımının hızla artacağını öngörüyoruz. Yenilenebilir enerji sistemleriyle birlikte çalışabilmesi de ısı pompalarını geleceğin en önemli iklimlendirme çözümlerinden biri haline getiriyor.

 

  1. VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

 

VRF sistemleri, yüksek enerji verimliliği, bağımsız zon kontrolü ve esnek tasarım imkânı sayesinde büyük ölçekli projelerde en çok tercih edilen çözümler arasında yer alıyor. Aynı anda farklı mahallerde farklı sıcaklık ihtiyaçlarını karşılayabilmesi hem kullanıcı konforunu hem de işletme verimliliğini artırıyor.

 

Ticari ve kamu projelerinde yatırım maliyeti kadar yaşam döngüsü maliyeti, enerji tüketimi, servis altyapısı, sistem güvenilirliği ve bina otomasyon sistemleriyle entegrasyon kabiliyeti de karar sürecinde belirleyici kriterler haline gelmiş durumda.

 

  1. İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı.

Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?

 

Pandemi sonrası dönemde iç hava kalitesi kullanıcılar açısından çok daha önemli hale geldi. Artık yalnızca sıcaklık kontrolü değil; temiz hava, doğru nem seviyesi ve hijyenik ortam sağlanması da iklimlendirme sistemlerinden beklenen temel özellikler arasında yer alıyor.

 

Bu doğrultuda gelişmiş filtrasyon sistemleri, taze hava çözümleri, ısı geri kazanım sistemleri ve akıllı sensörlerle çalışan otomasyon teknolojileri sayesinde hem enerji verimliliği hem de sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.

 

  1. Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

 

Dijital teknolojiler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada en önemli araçlardan biri haline geldi. Gerçek zamanlı enerji izleme sistemleri ve veri analitiği sayesinde enerji tüketimi sürekli takip edilerek gereksiz kaynak kullanımı azaltılabiliyor.

 

Bunun yanında üretim süreçlerinde otomasyon, kaynak verimliliğini artırırken atık miktarını da azaltıyor. Yenilenebilir enerjiyle uyumlu sistemlerin geliştirilmesi ve yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması da karbon emisyonlarının azaltılmasına önemli katkı sağlıyor.

 

Biz de yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması, ısı pompası gibi düşük karbonlu çözümlerin daha geniş kullanım alanı bulması ve dijital izleme teknolojilerinin projelere daha fazla entegre edilmesiyle karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz.

 

  1. Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor? Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?

 

Avrupa Birliği’nin F-Gaz düzenlemeleri, sektörümüzün daha çevreci teknolojilere yönelmesini hızlandıran önemli bir dönüşüm süreci başlattı. Düşük GWP değerine sahip yeni nesil soğutucu akışkanlar artık ürün geliştirme süreçlerinin temel odak noktalarından biri haline geldi.

 

Bu dönüşüm yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda enerji verimliliğini artıran önemli bir fırsat olarak görülmeli. Önümüzdeki yıllarda yüksek verimli ve çevre dostu sistemlerin sektör standardı haline geleceğini düşünüyoruz. Biz de bu dönüşümü, ürün gamımızı ve teknoloji yatırımlarımızı şekillendiren temel başlıklardan biri olarak görüyoruz.

 

  1. Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

 

Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, IoT, akıllı bina sistemleri, dijital ikiz uygulamaları ve düşük karbonlu iklimlendirme teknolojileri sektörün gelişimine yön verecek. Sistemler artık sadece çalışan cihazlar değil, kendi performansını analiz eden ve optimize edebilen akıllı platformlara dönüşecek.

 

Biz de bu dönüşüme; dijital altyapımızı güçlendirerek, enerji verimliliği yüksek ürünlere yatırım yaparak ve çalışanlarımızın teknik yetkinliklerini sürekli geliştirerek hazırlanıyoruz. Dijitalleşmenin gelecekte rekabet avantajı sağlayan en önemli unsurlardan biri olmaya devam edeceğine inanıyoruz.

Okumaya Devam Et

Trendler