TLC Klima: 35 Yıldır Enerji Verimliliği ve Sürdürülebilirlikle Geleceğe Yatırım - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

TLC Klima: 35 Yıldır Enerji Verimliliği ve Sürdürülebilirlikle Geleceğe Yatırım

Yayınlandı

-

TLC Klima, 35 yılı aşkın süredir iklimlendirme sektöründe konforu ve sürdürülebilirliği bir arada sunuyor. Gree markasıyla işbirliği yaparak enerji verimliliği yüksek, çevre dostu ürünler geliştiren firma, Türkiye pazarında karbon salınımını azaltmayı ve kullanıcıların maliyetlerini düşürmeyi hedefliyor. Global stratejileri ile çevresel duyarlılığı ön planda tutan TLC Klima, sürdürülebilirlik yolunda önemli adımlar atıyor.

1. Öncelikle, markanızın/firmanızın genel yapılanması hakkında bilgi verir misiniz? Hem global ölçekte hem de bölgesel olarak markanızın/firmanızın genel değerlendirmenizi alabilir miyiz? Markanızın sektörünüzdeki konumu hakkında neler söylemek istersiniz?

TLC Klima olarak, iklimlendirme sektöründeki 35 yılı aşkın tecrübe ve birikimimiz ile yaşam şartları ne olursa olsun, herkesin hayatına konfor ulaştırmayı ilke edindik. Bu ilkeden yola çıkarak Gree ile yolculuğumuz 2016’da başladı. Split ve salon tipi klimaların yanı sıra; home grubu, multi sistem, ticari ve VRF klima ürün gruplarımız ile 12.000 m3 depomuzla her sezon, 10.000’in üzerinde yedek parça stoktan hızlı ürün ve yedek parça teslimi gerçekleştiriyoruz. 5 bölge müdürlüğümüz ve alanında uzman mühendis kadromuzla Türkiye’nin her yerine konfor ve kaliteli hizmeti ulaştırıyoruz. Personel sayımız 70 kişiyi geçmiş olup, günden güne büyümektedir.

Gree Electric Appliances Inc., Zhuhai’de (Çin) 1991 yılında kurulmuştur. Ar-Ge, üretim, pazarlama ve servis hizmetlerinin entegre olduğu uluslararası bir iklimlendirme firmasıdır. Gelişim hedefi olarak ‘yüzyıllık bir sanayi kuruluşu olmak’ fikrini benimsemiştir. Mükemmel ürün kalitesi, gelişmiş teknolojileri ve benzersiz satış yöntemi ile kendi alanındaki sanayiye öncülük etmektedir. Bireysel klimalar, merkezi klimalar, hava kaynaklı su ısıtıcıları, ev aletleri, beyaz eşya gibi geniş bir ürün yelpazesine sahip olan firma GREE, TOSOT ve KINGHOME adında üç marka geliştirmiştir.

Gree 16‘sı Çin’de, biri Brezilya, biri Pakistan’da olmak üzere 18 üretim merkezine sahiptir. Gree’nin global olarak yıllık 60 milyon takım klima üretim kapasitesi mevcuttur. Bu rakam Türkiye’nin yıllık maksimum klima satın alma miktarının 30 katıdır. Gree’nin global olarak 90 bin çalışanı mevcuttur. 

2. Sürdürülebilirlik konusunda firmanızın Evrensel Yaklaşımını ve Kurumsal Stratejilerini bizimle paylaşabilir misiniz? Sürdürülebilir Dünya kapsamında özellikle odaklandığınız/hayata geçirdiğiniz Sosyal Sorumluluk Projeniz var mıdır, detaylarını öğrenebilir miyiz?

TLC Klima olarak sürdürülebilirlik hem ticari faaliyetlerimizin hem de toplumsal sorumluluğumuzun temelini oluşturuyor. Türkiye pazarında, enerji verimliliği yüksek ve çevre dostu ürünlerle hem kullanıcıların maliyetlerini azaltmayı hem de karbon salınımını minimuma indirmeyi hedefliyoruz. Bu çerçevede, enerji tasarruflu inverter sistemler ve doğal soğutucu gazlarla çalışan cihazlar gibi çözümler sunarak doğrudan çevresel fayda sağlıyoruz.

Sosyal sorumluluk alanında ise yerel ihtiyaçlara odaklanıyoruz. 

Gree, global ölçekte sürdürülebilirliği kurumsal stratejisinin merkezine koyan bir markadır. Markanın vizyonu, ürün tasarımından üretim süreçlerine kadar çevresel duyarlılığı önceliklendirir. Özellikle yenilenebilir enerji kullanımına yönelik çalışmalar, Gree’nin global alanda sürdürülebilirlik taahhüdünü güçlendiriyor. Örneğin, güneş enerjisiyle çalışan klima sistemleri ve doğal soğutucuların kullanımı, enerji verimliliğini artırmak ve karbon salınımını azaltmak için geliştirilen inovasyonlardır. Ayrıca, Gree’nin global çapta çalışanlar ve iş ortakları için düzenlediği bilinçlendirme programlarıyla, çevresel farkındalık her düzeyde yaygınlaştırılmaktadır. Bu global stratejiler, temsilci firma olarak bizim de Türkiye’deki uygulamalarımıza rehberlik etmektedir. Her iki perspektifte de sürdürülebilirlik, yalnızca bir kurumsal hedef değil, aynı zamanda gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğudur.

3. Üretimde Sürdürülebilir Stratejiye sahip bir firma olarak, markanıza sağladığı katma değerler neler oldu? Sürdürülebilir marka olarak ürünleriniz müşteri tercihlerinde farkındalık oluşturdu mu? Müşteri tercihlerindeki değişimleri bizlerle paylaşır mısınız?

Gree gibi sürdürülebilir stratejilere odaklanan bir firma için bu yaklaşım, markaya hem maddi hem de manevi birçok katma değer sağlamaktadır. Çevreye duyarlı bir üretim ve ürün portföyü, müşterilerin markaya duyduğu güveni artırırken, sektördeki itibarımızı da güçlendirdi. Gree’nin enerji verimli ve çevre dostu ürünleri, yalnızca maliyet avantajlarıyla değil, aynı zamanda çevresel etkileri azaltma konusundaki güçlü taahhüdüyle de kullanıcıların dikkatini çekiyor.

Son yıllarda, özellikle enerji maliyetlerinin yükselmesi ve çevre bilincinin artmasıyla birlikte, tüketicilerin tercihleri önemli ölçüde değişti. Enerji tasarrufu sağlayan, çevre dostu ve uzun vadeli kullanım avantajı sunan ürünlere olan talep hızla yükseldi. Gree’nin enerji verimliliğine odaklanan teknolojileri, müşterilerin bu bilinçli tercihlerine yanıt vererek markayı öne çıkardı. Örneğin, inverter teknolojisi ile donatılmış klimalarımız hem düşük enerji tüketimi hem de çevresel sorumluluğu ile bireysel ve ticari müşteriler arasında popüler hale geldi. Aynı şekilde, doğal soğutucu gazlar kullanan ürünler, çevre dostu yapıları sayesinde özellikle otel zincirleri ve büyük ticari projelerde tercih sebebi oldu. Müşteri geri bildirimlerinden de görüyoruz ki, sürdürülebilir bir marka kimliğine sahip olmak, yalnızca ürünlerimizi değil, şirketin bütünsel algısını da olumlu yönde etkiledi. Bu durum, uzun vadeli müşteri sadakati oluşturmanın yanı sıra, yeni nesil tüketicilerde markaya yönelik daha güçlü bir bağlılık yaratıyor. Sürdürülebilirlik stratejileri, Gree’yi sadece bir iklimlendirme markası değil, aynı zamanda geleceği düşünen bir çözüm ortağı olarak konumlandırdı. Bu yaklaşımlar, müşterilerimizde farkındalık oluşturarak hem çevreye hem de işimize değer katmaya devam ediyor.

4. Sektörünüzün gelişimi için büyük bütçeler ayırdığınızı takip ediyoruz. Emek yoğun AR-GE çalışmalarınızda sürdürebilirlik odaklı neler yaptığınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Bu doğrultuda, yeni yatırımlarınız ve sürdürülebilir yeni ürünleriniz/yeni markalarınız olacak mıdır?

Yeni ürünler konusunda da inovasyona açık bir yaklaşım içindeyiz. Gree’nin Türkiye’deki ürün gamını genişleterek, farklı segmentlere hitap edecek düşük enerji tüketimli, inovatif ve kullanıcı dostu modeller ve uzun vadede yenilenebilir enerji kaynaklarıyla uyumlu cihazlar sunma hedefimiz var.

Gree Intelligent Equipment ve Danimarkalı Universal Robots, Çin’in Zhuhai kentinde 25 Eylül 2024 tarihinde stratejik bir iş birliği anlaşması imzaladı. Ortaklık, iş birliği robotları ve otomasyon sistemleri entegrasyonu alanında inovatif projelerle imalat sanayisinin dönüşümünü hedefliyor. Bu iş birliği, otomobil, elektronik, fotovoltaik lityum piller ve ev aletleri gibi sektörlerde üretim süreçlerine yenilik katmayı amaçlıyor. Bizler de Gree Klima’nın Türkiye temsilcisi olarak bu gelişmeleri yakından takip ederek, yerel pazara sağlayacağı yenilikçi çözümlerle endüstriyel dönüşüme katkı sunmayı hedefliyoruz. Bu hedefimizi gerçekleştirirken elbette hem TLC çalışanları hem de iş ortaklarımız ile birlikte yürüyoruz. Karbon ayak izimizi azaltmaya yönelik lojistik süreçlerimizde yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler uyguluyoruz. Detaylarını ilerleyen dönemlerde paylaşıyor olacağımız operasyonlarımızda çevresel etkilerimizi minimize etmek için kararlılıkla çalışmaya devam ediyoruz. Gree’nin AR-GE çalışmalarının temelinde sürdürülebilirlik önemli unsurlardan biri. Çevre dostu yeni teknolojiler geliştirmek, sadece sektöre yön vermekle kalmıyor, aynı zamanda Gree ve TLC Klima’nın marka değerini artırarak müşteri nezdinde güçlü bir güven oluşturuyor. Bu doğrultuda yatırımlarımızı artırarak sürdürülebilir bir gelecek için çalışmaya devam edeceğiz.

5. Sürdürülebilir Çevre Politikaları ve Yaşanabilir Çevre Stratejileri adına uygulanan Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve Avrupa Birliği İklim Hedefleri birtakım değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda, 2030 yılına kadar Sera Gazı Emisyon Oranlarının çok ciddi oranda azaltılması ve 2050 yılında da net sıfırlanması hedeflemektedir. Geliştirdiğiniz ürünlerinizin üretim ve dağıtım süreçleri doğrultusunda çevresel etkileri de düşünüldüğünde, “Kurumsal Karbon Ayak İzi” konularında neler söylemek istersiniz?

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve İklim Hedefleri doğrultusunda, TLC Klima olarak temsilcisi olduğumuz Gree’nin çevreye duyarlı üretim ve operasyon süreçleriyle kurumsal karbon ayak izimizi azaltmaya yönelik kapsamlı adımlar atılıyor. Ürün geliştirme süreçlerinde, enerji verimliliği yüksek cihazlar ve çevre dostu soğutucu gazlarla karbon emisyonu azaltılıyor. Aynı zamanda, cihazlarımızın yaşam döngüsü boyunca sürdürülebilir bir kullanım sunması için akıllı kontrol sistemleri gibi teknolojilerle enerji tasarrufu sağlıyoruz. Gree’nin globaldeki çevre politikalarına ek olarak, Türkiye’de de bu farkındalığı artırmayı hedefliyor ve tüm çalışmalarımızda çevresel sürdürülebilirliği bir öncelik olarak görüyoruz. Bu vizyon hem markamıza değer katıyor hem de geleceğe olan sorumluluğumuzu yerine getirmemizi sağlıyor.

6. Sürdürülebilir Gelecek odaklı bir firma olarak geleceğe yönelik sürdürülebilirlik hedefleriniz, hedefleriniz doğrultusunda oluşturduğunuz yol haritanız hakkında da bilgi alabilir miyiz?

Gree ve TLC Klima olarak sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için belirlediğimiz hedefler, çevresel ve sosyal sorumluluğumuzu her alanda en üst düzeye çıkarmayı amaçlıyor. Geleceğe yönelik sürdürülebilirlik hedeflerimiz, sadece çevresel etkiyi azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda sektördeki konumumuzu daha üstlere taşımayı da hedefliyor. Yol haritamızın temelinde çevresel, ekonomik ve toplumsal sürdürülebilirlik ilkelerini bir arada hayata geçirecek stratejiler bulunuyor. Hem üretim süreçlerinde hem de ürün geliştirmede bu stratejileri hayata geçirmeyi ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmayı taahhüt ediyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

Seramiksan’dan Entegre Güç ve Stratejik Büyüme Vizyonu

Yayınlandı

-

Seramiksan Direktörü M. Süreyya Çağlar

Seramik porselen karo, vitrifiye ve yapı kimyasalları alanlarında entegre üretim gücüyle konumlanan Seramiksan; 2025’in zorlu koşullarını güçlü finansal yapısı ve yaygın bayi ağıyla yönetirken, 2026’da markalaşma, dijitalleşme ve katma değerli ihracat stratejileriyle dengeli ve sürdürülebilir büyümeyi hedefliyor.

Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Seramiksan bugün; seramik porselen karo, yapı kimyasalları ve vitrifiye ana iş kollarında, geniş ürün gamı, güçlü üretim altyapısı ve yaygın satış ağıyla faaliyet gösteren entegre bir yapı olarak konumlanmaktadır. Türkiye genelinde 200’ün üzerindeki ana bayi ve 800’ü aşkın tali bayi ağımızın yanı sıra, dijital sipariş altyapımız ve 62 ülkeye ulaşan ihracat ağımızla hem iç pazarda hem de uluslararası arenada güçlü bir marka yapılanmasına sahibiz.

Bizi rakiplerimizden ayrıştıran en temel unsurların başında; üretim gücümüzü yalnızca kapasiteyle değil, tasarım, kalite, süreklilik ve tedarik güvenliği ile destekleyen bütüncül yaklaşımımız geliyor. Özellikle vitrifiye ürün grubunda son yıllarda yaptığımız yatırımlar, markamızı bu alanda daha güçlü ve stratejik bir noktaya taşıdı.

Bunun yanı sıra, pazar dinamiklerini yakından takip eden esnek organizasyon yapımız ve trend odaklı ürün geliştirme anlayışımız, rekabetçi avantajlarımız arasında yer alıyor. Seramiksan’ı rakiplerinden ayıran en önemli özelliklerden bir tanesi de seramik, vitrifiye, banyo mobilyaları ve yapı kimyasalları grubunda; yani ıslak hacim olarak adlandırdığımız alanlardaki tüm ürün gruplarında bir marka konsepti ile hareket etmesi, ürünlerin birbiriyle birebir uyumlu olması markayı öne çıkaran en önemli özelliklerinden bir tanesi.


2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, seramik sektörü açısından oldukça zorlu ve dengelerin yeniden şekillendiği bir yıl oldu. Yüksek enflasyon, faiz oranları ve maliyet baskıları; hem üretim hem de talep tarafında sektörü önemli ölçüde etkiledi. İhracatta uygulanan kur politikaları ve artan işçilik maliyetleri, uluslararası rekabet gücünü zayıflatırken, birçok üretici iç pazara yönelmek durumunda kaldı ve bu da yoğun bir rekabet ortamı yarattı.

Seramiksan özelinde ise bu süreci, güçlü finansal yapımız, yaygın bayi ağımız ve tedarik gücümüz sayesinde kontrollü bir şekilde yönettik. Zor bir yıl olmasına rağmen üretim sürekliliğimizi koruduk, vitrifiye üretimindeki kapasite artışlarımızla portföyümüzü güçlendirdik ve pazardaki konumumuzu muhafaza ettik.

Bu dönemi, daha verimli, daha seçici ve daha stratejik kararların alındığı bir geçiş süreci olarak değerlendiriyoruz.


Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

2026 yılını sektör açısından bir denge ve yeniden yapılanma dönemi olarak görüyoruz. İç piyasada, faiz politikaları ve konut kredilerinde yaşanması muhtemel iyileşmelerle birlikte kademeli bir toparlanma bekliyoruz. Konut talebinin yeniden canlanması, hem iç pazarda hareketlilik yaratacak hem de üretici firmalar üzerindeki maliyet baskısını bir nebze azaltacaktır.

Bu doğrultuda Seramiksan olarak; markalaşma, dijitalleşme, ürün farklılaştırma ve katma değerli üretim alanlarında daha yoğun çalışmalar yürütmeyi hedefliyoruz. Büyük ebatlı karolar, sıcak ve doğal renk paletleri, ahşap ve tuğla görünümlü ürün grupları gibi trend odaklı koleksiyonlarımızla hem mimari projelerde hem de bireysel kullanıcılarda güçlü bir karşılık bulmayı amaçlıyoruz.


2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

İhracatta önümüzdeki dönemde; mevcut güçlü olduğumuz pazarlarda derinleşmeyi, aynı zamanda yeni ve potansiyeli yüksek coğrafyalarda daha seçici bir büyüme stratejisi izlemeyi planlıyoruz. Özellikle Orta Doğu, Kuzey Afrika ve bazı Avrupa pazarlarında; proje bazlı satışlar, vitrifiye ve özel ürün gruplarıyla daha katma değerli bir konumlanma hedefliyoruz.

Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme çalışmalarımız devam ediyor. Pazarların beklentilerine uygun ölçü, renk, yüzey ve tasarım alternatifleriyle; standart ürün ihracatının ötesine geçerek, markalı ve fark yaratan koleksiyonlarla rekabet etmeyi amaçlıyoruz. Vitrifiye ürün grubunda yaptığımız yatırımlar da bu stratejinin önemli bir parçasını oluşturuyor.


Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Sürdürülebilirlik, Seramiksan’ın uzun vadeli vizyonunun temel yapı taşlarından biridir. Üretim süreçlerimizde enerji verimliliğini arttırmaya, doğal kaynak kullanımını minimize etmeye ve çevresel etkileri azaltmaya yönelik yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Atık yönetimi, geri dönüşüm ve çevre dostu üretim uygulamaları bu yaklaşımın önemli başlıkları arasında yer alıyor.

Bunun yanı sıra, sosyal sorumluluk projeleriyle de bulunduğumuz coğrafyaya ve topluma değer katmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde; çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve daha düşük karbon ayak izi hedefleri doğrultusunda yeni projeleri hayata geçirmeyi planlıyoruz. Sürdürülebilirliği yalnızca bir zorunluluk değil, markamızın geleceğini şekillendiren stratejik bir yatırım alanı olarak görüyoruz.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Legrand Türkiye: Entegre Sistemlerle Akıllı ve Sürdürülebilir Yapıların Mimarı

Yayınlandı

-

Legrand Türkiye Grubu CMO’su – Gül Sevinç Selçuk


Legrand Türkiye Grubu; Legrand, İnform, Estap ve Bticino markalarıyla bina, elektrik ve dijital altyapılar alanında uçtan uca çözümler sunan güçlü bir ekosistem oluşturuyor. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve kullanıcı güvenliğini odağına alan bu entegre yapı, projelerin tüm yaşam döngüsüne değer katarak Legrand’ı yalnızca ürün sağlayıcısı değil, geleceğin akıllı yapılarını şekillendiren bir çözüm ortağı olarak ayrıştırıyor.

1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir? 

Legrand Türkiye Grubu olarak, bina, elektrik ve dijital altyapılar alanında geliştirdiğimiz ürün ve sistemlerle küresel ölçekte güçlü bir uzmanlığa sahibiz. Bünyemizde yer alan Legrand, İnform, Estap ve Bticino gibi markalarımızla, konutlardan ticari yapılara, endüstriyel tesislerden kritik altyapı projelerine kadar farklı ölçek ve ihtiyaçlara yönelik kapsamlı çözümler sunuyoruz. Farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayabilen geniş ürün portföyümüz ve birbiriyle entegre çalışan sistemlerimiz sayesinde, projelerin tasarım aşamasından uygulama ve işletme süreçlerine kadar uçtan uca değer üretiyoruz. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve kullanıcı güvenliğini odağımıza alırken akıllı, esnek ve geleceğe uyumlu yaşam alanları oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımızla yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, hızla dönüşen yapı teknolojilerinin yarının beklentilerine de yanıt veren çözümler geliştiriyoruz.

2. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu? 

2025 yılı, şirketimiz adına stratejik yatırımların meyvesini topladığımız oldukça verimli bir yıldı. Gebze tesislerimizde tamamladığımız 13 milyon Euro’luk yatırımla altyapımızı güçlendirerek tam otomasyonlu üretim hatlarına geçiş yaptık. Bu yatırım, yeni nesil modüler ürünlerimizi ve yerli üretim otomatik sigortalarımızı pazara sunmamız için büyük bir fırsat yarattı. Sektör genelinde artan enerji maliyetleri ve sürdürülebilirlik baskısı zorlayıcı olsa da biz bu süreci enerji verimliliği sağlayan yenilikçi çözümlerimizle hem kendimiz hem de müşterilerimiz için bir avantaja dönüştürmeyi başardık.

3. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz? 

2026 yılında sektörümüzün ana gündemini, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik eksenindeki dönüşümün belirlemeye devam edeceğini öngörüyoruz. Özellikle enerji verimliliği, karbon salımının azaltılması ve binaların daha akıllı hale gelmesi hem regülasyonlar hem de kullanıcı beklentileri doğrultusunda öncelikli konular arasında yer alacak. Legrand Türkiye olarak stratejik yaklaşımımızı, Legrand Global’in “Hedef 2030” vizyonu ile tam uyum içinde kurguluyoruz. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde, binaların karbon ayak izini azaltan, enerji yönetimini daha etkin ve ölçülebilir hale getiren akıllı sistemlere; çevresel etkileri tasarım aşamasından itibaren dikkate alan eko-tasarım odaklı ürünlere yatırımlarımızı artırmayı planlıyoruz. Dijitalleşmeyi yalnızca ürün ve çözümlerimizle sınırlı tutmayıp, üretim süreçlerinden proje yönetimine, satış sonrası hizmetlerden son kullanıcı deneyimine kadar tüm değer zincirine yaymayı hedefliyoruz. Böylece daha bağlantılı, daha verimli ve sürdürülebilir yaşam alanlarının oluşturulmasına katkı sağlarken, iş ortaklarımız ve müşterilerimiz için uzun vadeli değer yaratan çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz.

4. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak?
Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu? 

Türkiye, Legrand Grubu’nun küresel organizasyonu içinde stratejik öneme sahip pazarlardan biri olmanın ötesinde, aynı zamanda Avrupa Bölgesi’nin en güçlü üretim ve lojistik üslerinden biri konumunda yer alıyor. 1990 yılından bu yana Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve satın almalarla bugün geldiğimiz noktada, Gebze’de bulunan ve diğer Legrand tesisleri için de örnek teşkil eden iki üretim tesisimizle hem yerel pazara hem de küresel pazarlara üretim yapıyoruz. 2026 ve sonrasına yönelik ihracat stratejimizin merkezinde, Türkiye’de ürettiğimiz yüksek katma değerli, teknolojik ve sürdürülebilir ürünlerin global pazarlardaki payını artırmak bulunuyor. Ar-Ge merkezimizde geliştirilen yenilikçi çözümler ve güç kaynağı teknolojileri başta olmak üzere, yerli üretim gücümüzü uluslararası kalite ve standartlarla buluşturmayı sürdürüyoruz. Türkiye’ye ve Türk ekibimize duyduğumuz güveni, önümüzdeki dönemde de yeni yatırımlar ve ürün geliştirme projeleriyle pekiştirerek, Türkiye’yi Legrand’ın küresel büyüme yolculuğunda daha da güçlü bir konuma taşımayı amaçlıyoruz.

5. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Sürdürülebilirlik, Legrand Türkiye Grubu’nun uzun vadeli vizyonunun ve iş yapış biçiminin temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Çevresel sorumluluk, sosyal etki ve etik yönetişimi bir bütün olarak ele alıyor, bu yaklaşımı hem operasyonlarımıza hem de kurumsal kültürümüze entegre ediyoruz. Çevresel sürdürülebilirlik tarafında, enerji verimliliğini artıran, karbon ayak izini azaltan ve döngüsel ekonomi prensiplerini destekleyen ürün ve çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz. Aynı zamanda üretim süreçlerimizde kaynak kullanımını optimize eden, çevresel etkiyi azaltan uygulamaları hayata geçiriyor; bu alandaki hedeflerimizi Legrand Global’in sürdürülebilirlik vizyonu ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu şekilde belirliyoruz. Sosyal sorumluluk alanında ise özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık odağında uzun soluklu projeler yürütüyoruz. 2018 yılında hayata geçirdiğimiz “ellegrand (Legrand’ta Kadın)” platformu aracılığıyla, elektrik sektöründe kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor; kız çocuklarının mühendislik alanlarına yönelmesini destekleyen eğitim iş birlikleri ve farkındalık programları gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalarımızın bir sonucu olarak, 2024 yılı başında Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Standardı (GEEIS) tarafından sertifikalandırılarak, bu sertifikayı Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmanın gururunu yaşadık. Çeşitlilik ve kapsayıcılığı yalnızca kadın çalışanlarla sınırlı görmüyor; gençler, engelliler ve farklı sosyal gruplar için de eşit fırsatlar yaratmayı önceliklendiriyoruz. Kadın dostu uygulamalarımızın yanı sıra babalık izninin 12 güne çıkarılması gibi politikalarla kapsayıcı bir çalışma kültürü oluşturmayı hedefliyoruz. Gençlere yönelik olarak ise 2023’te hayata geçirdiğimiz Genç Kurul ve 2024 itibarıyla başlattığımız Yönetici Aday Programı (YAP) ile, hem Legrand içinde hem de sektör genelinde genç yeteneklerin gelişimine katkı sağlıyoruz.

Bu yaklaşımımızın en güncel yansıması, 2025–2027 dönemine yönelik duyurduğumuz 6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk yol haritamız oldu. Yeni yol haritamız; çeşitlilik ve kapsayıcılığı teşvik etmek, iklim değişikliğiyle mücadele etmek, döngüsel ekonomi yaklaşımını güçlendirmek, müşterilerimiz için değer yaratmak ve sorumlu bir işletme olmak üzere beş temel taahhüt etrafında şekilleniyor. Bu kapsamda, yönetim pozisyonlarında kadın temsilinin artırılması, tüm çalışanlarımız için kapsayıcı bir organizasyon kültürünün güçlendirilmesi, kariyerinin başındaki bireylere her yıl binlerce yeni fırsat sunulması ve sürdürülebilirlik odağını paylaşan tedarikçilerle yeni iş alanlarının geliştirilmesi gibi somut hedefler belirledik. Legrand Türkiye Grubu olarak, yalnızca kendi operasyonlarımızda değil, içinde yer aldığımız ekosistemin tamamında daha sürdürülebilir, daha adil ve daha kapsayıcı bir gelecek inşa etmeyi amaçlıyoruz.

6. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı? 

Legrand Türkiye Grubu olarak, önümüzdeki dönemde de sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve kapsayıcılık odağında değer yaratan çözümler geliştirmeye devam edeceğiz. Türkiye’yi yalnızca önemli bir pazar değil, aynı zamanda küresel ölçekte stratejik bir üretim, inovasyon ve yetkinlik merkezi olarak konumlandırma hedefimiz doğrultusunda yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Güçlü markalarımız, yetkin insan kaynağımız ve uzun vadeli vizyonumuzla; müşterilerimiz, iş ortaklarımız ve tüm paydaşlarımız için kalıcı değer üretirken, sektörümüzün dönüşümüne yön veren bir rol üstlenmeyi amaçlıyoruz.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Tasarımı Fikirden Mekâna Taşıyan Bütüncül Bir Mimarlık Pratiği: BAB ARCHITECTS 

Yayınlandı

-

BAB Architects Kurucu Ortağı İç Mimar Hüseyin Beş


Mimarlık ve iç mimarlığı ayrıştıran sınırlar yerine, tasarımı baştan sona bütüncül bir süreç olarak ele alan BAB; medya yapıları ve yayın stüdyoları başta olmak üzere, teknik uzmanlık ile sanatsal bakış açısını bir araya getiren yaklaşımıyla 2025’i ve 2026 öngörülerini değerlendiriyor.

  • Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

BAB, öncelikle bir tasarım ve mimarlık pratiği. Mimarlık ve iç mimarlık disiplinlerini birbirinden ayıran kalın sınırlar yerine, tasarımı fikirden uygulamaya uzanan bütüncül bir süreç olarak ele alıyoruz. Geliştirdiğimiz projelerin önemli bir bölümünde, tasarımın yanı sıra uygulama ve üretim süreçlerini de üstleniyor, bu sayede kararlarımızın mekânda birebir karşılık bulmasını önemsiyoruz. 

Kendimizi belirli bir yapı tipine ya da ölçeğe göre kategorize etmiyoruz. Mesleğin matematiğine ve teknik altyapısına hâkimiyetimizin, farklı programlara ve karmaşık ihtiyaçlara aynı açıklıkla yaklaşabilmemizi sağladığına inanıyoruz. Bu yaklaşım, farklı nitelikteki yapıları hem tasarlama hem de hayata geçirme konusunda bize esneklik ve süreklilik kazandırıyor.

Bugün geldiğimiz noktada ise, yürüttüğümüz projeler ve bu alanda biriken deneyim doğrultusunda; özellikle medya yapıları, yayın stüdyoları, ofis yapıları ve karma kullanımlı projeler üzerine yoğunlaşan bir tasarım pratiği diyebiliriz. Ancak bu, bir uzmanlık alanı kadar, doğal bir birikimin sonucu.

Bizi rakiplerimizden ayıran temel noktalardan biri, güzel sanatlar temelli bir eğitimden geliyor olmamız. Küçük yaşlardan itibaren tasarımla kurduğumuz ilişkinin, bugün yaptığımız işe doğrudan yansıdığını düşünüyoruz. Bu bakış açısı, bizim için sadece bireysel bir arka plan değil; ekibi oluştururken de önem verdiğimiz ortak bir zemin. Birlikte çalıştığımız insanların, kendilerini sektörde konumlandırdıkları yer bu anlamda belirleyici oluyor.

Sanat eğitimi temeli, ölçek ya da programdan bağımsız olarak konuyu hızlıca kavrayabilmemizi sağlıyor. Bazen bu bir obje tasarımı oluyor, bazen bir bina; bazen de ekran arayüzünden stüdyo dekoruna kadar uzanan daha teknik işler. Özellikle teknik yoğunluğu yüksek yapılarda, mimari dil ile mühendislik gereklilikleri arasında denge kurmak bizim için önemli. Bu denge sayesinde; esnek, sürdürülebilir, modüler ve zamana uyum sağlayabilen çözümleri daha hızlı ve doğru biçimde senaryolaştırabiliyoruz.

  • 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, sektör genelinde belirsizliklerin ve eş zamanlı dönüşümlerin yoğun olarak hissedildiği bir dönemdi. Artan maliyetler, tedarik zincirindeki dalgalanmalar ve yatırım kararlarının daha temkinli alınması, proje süreçlerini doğrudan etkiledi.

Bizim açımızdan ise bu yıl, uzmanlık alanlarımızın daha görünür hâle geldiği bir dönem oldu. Özellikle yayın ve medya yapıları konusundaki deneyimimizin, uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gözlemledik. Zorluklar, daha rasyonel ve esnek çözümler üretmemizi zorunlu kılıyor tabii; bu durum aynı zamanda tasarım kalitesini koruyarak farklı ölçeklerde iş üretme becerimizi güçlendirdi diyebiliriz.

  • Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

2026 yılında sektörde; esneklik, adaptasyon ve çok disiplinli çalışma kavramlarının daha da belirleyici olacağını düşünüyoruz. Özellikle yayın ve medya tasarımı alanında yaşanan hızlı teknolojik gelişmelerin, yalnızca teknik altyapıyı değil, mekânsal kurguları da doğrudan dönüştürdüğü bir döneme giriyoruz. Yayın teknolojilerinin daha kompakt, mobil ve değişken hâle gelmesi; sabit programlara sahip yapılar yerine, zaman içinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilen dönüşebilir mekânları öne çıkarıyor.

Bu dönüşümle paralel olarak, yapı ve mekân tasarımında sürdürülebilir çözümler üretme konusunda daha mücadeleci bir yaklaşım benimsiyoruz. Mevcut yapıların yeniden işlevlendirilmesi, uzun ömürlü mekânsal çözümler ve daha az müdahaleyle daha fazla esneklik sağlayan tasarım stratejileri, önümüzdeki dönemde yoğunlaşmayı planladığımız başlıklar arasında.

  • 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak?

Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

2026 yılı için ihracat tarafında, coğrafi başlıklardan çok proje tipleri ve uzmanlık gerektiren işlere odaklanıyoruz. Bu pazarlarda, tasarım kalitesi ile teknik uzmanlığı birlikte sunabilen ofislerin daha fazla tercih edildiğini gözlemledik, kendi deneyimlerimizden de, açıkcası. 

Mevcut süreçte ürün bazlı bir ihracat yaklaşımı çok fazla bize göre değil. Proje bazlı ve yerel ihtiyaçlara uyarlanabilen tasarım çözümleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Bu kapsamda, farklı bağlamlara ve kullanıcı alışkanlıklarına uyum sağlayabilecek esnek tasarım sistemleri üzerine çalışmalarımız sürüyor.

  • Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip?

Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Sürdürülebilirlik ve çevre konuları, proje ölçeğinden bağımsız olarak tasarım sürecinin doğal bir parçası. Doğru kurgulanmış bir mekânın, zaman içinde daha az müdahaleye ihtiyaç duyduğunu ve kaynak kullanımını azalttığını sahada net bir şekilde görüyoruz.

Doğal ışık, malzeme seçimi ve enerji verimliliği gibi başlıklar projelerin başından itibaren dikkate alınıyor. Aynı zamanda mekânın sosyal kullanımını destekleyen, etkileşimi artıran çözümler öncelik kazanıyor. Önümüzdeki dönemde de bu yaklaşımın, özellikle kamusal ve yarı kamusal projelerde karşılığını daha fazla bulacağını düşünüyoruz.

  • Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Mimarlığın, hazır çözümlerden çok doğru sorular sormayı gerektiren bir alan olduğuna inanıyoruz. 

BAB, her projede bu soruları yeniden sormaya ve bağlama özgü cevaplar üretmeye devam edecek. Önümüzdeki dönemde, bu yaklaşımımızı uluslararası platformlarda daha fazla paylaşmayı ve farklı ölçeklerde yeni iş birlikleri geliştirmeyi hedefliyoruz.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler

Egepen


Kapanma Süresi 20Saniye