Tasarımı Fikirden Mekâna Taşıyan Bütüncül Bir Mimarlık Pratiği: BAB ARCHITECTS  - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

Tasarımı Fikirden Mekâna Taşıyan Bütüncül Bir Mimarlık Pratiği: BAB ARCHITECTS 

Yayınlandı

-

BAB Architects Kurucu Ortağı İç Mimar Hüseyin Beş


Mimarlık ve iç mimarlığı ayrıştıran sınırlar yerine, tasarımı baştan sona bütüncül bir süreç olarak ele alan BAB; medya yapıları ve yayın stüdyoları başta olmak üzere, teknik uzmanlık ile sanatsal bakış açısını bir araya getiren yaklaşımıyla 2025’i ve 2026 öngörülerini değerlendiriyor.

  • Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

BAB, öncelikle bir tasarım ve mimarlık pratiği. Mimarlık ve iç mimarlık disiplinlerini birbirinden ayıran kalın sınırlar yerine, tasarımı fikirden uygulamaya uzanan bütüncül bir süreç olarak ele alıyoruz. Geliştirdiğimiz projelerin önemli bir bölümünde, tasarımın yanı sıra uygulama ve üretim süreçlerini de üstleniyor, bu sayede kararlarımızın mekânda birebir karşılık bulmasını önemsiyoruz. 

Kendimizi belirli bir yapı tipine ya da ölçeğe göre kategorize etmiyoruz. Mesleğin matematiğine ve teknik altyapısına hâkimiyetimizin, farklı programlara ve karmaşık ihtiyaçlara aynı açıklıkla yaklaşabilmemizi sağladığına inanıyoruz. Bu yaklaşım, farklı nitelikteki yapıları hem tasarlama hem de hayata geçirme konusunda bize esneklik ve süreklilik kazandırıyor.

Bugün geldiğimiz noktada ise, yürüttüğümüz projeler ve bu alanda biriken deneyim doğrultusunda; özellikle medya yapıları, yayın stüdyoları, ofis yapıları ve karma kullanımlı projeler üzerine yoğunlaşan bir tasarım pratiği diyebiliriz. Ancak bu, bir uzmanlık alanı kadar, doğal bir birikimin sonucu.

Bizi rakiplerimizden ayıran temel noktalardan biri, güzel sanatlar temelli bir eğitimden geliyor olmamız. Küçük yaşlardan itibaren tasarımla kurduğumuz ilişkinin, bugün yaptığımız işe doğrudan yansıdığını düşünüyoruz. Bu bakış açısı, bizim için sadece bireysel bir arka plan değil; ekibi oluştururken de önem verdiğimiz ortak bir zemin. Birlikte çalıştığımız insanların, kendilerini sektörde konumlandırdıkları yer bu anlamda belirleyici oluyor.

Sanat eğitimi temeli, ölçek ya da programdan bağımsız olarak konuyu hızlıca kavrayabilmemizi sağlıyor. Bazen bu bir obje tasarımı oluyor, bazen bir bina; bazen de ekran arayüzünden stüdyo dekoruna kadar uzanan daha teknik işler. Özellikle teknik yoğunluğu yüksek yapılarda, mimari dil ile mühendislik gereklilikleri arasında denge kurmak bizim için önemli. Bu denge sayesinde; esnek, sürdürülebilir, modüler ve zamana uyum sağlayabilen çözümleri daha hızlı ve doğru biçimde senaryolaştırabiliyoruz.

  • 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, sektör genelinde belirsizliklerin ve eş zamanlı dönüşümlerin yoğun olarak hissedildiği bir dönemdi. Artan maliyetler, tedarik zincirindeki dalgalanmalar ve yatırım kararlarının daha temkinli alınması, proje süreçlerini doğrudan etkiledi.

Bizim açımızdan ise bu yıl, uzmanlık alanlarımızın daha görünür hâle geldiği bir dönem oldu. Özellikle yayın ve medya yapıları konusundaki deneyimimizin, uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gözlemledik. Zorluklar, daha rasyonel ve esnek çözümler üretmemizi zorunlu kılıyor tabii; bu durum aynı zamanda tasarım kalitesini koruyarak farklı ölçeklerde iş üretme becerimizi güçlendirdi diyebiliriz.

  • Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

2026 yılında sektörde; esneklik, adaptasyon ve çok disiplinli çalışma kavramlarının daha da belirleyici olacağını düşünüyoruz. Özellikle yayın ve medya tasarımı alanında yaşanan hızlı teknolojik gelişmelerin, yalnızca teknik altyapıyı değil, mekânsal kurguları da doğrudan dönüştürdüğü bir döneme giriyoruz. Yayın teknolojilerinin daha kompakt, mobil ve değişken hâle gelmesi; sabit programlara sahip yapılar yerine, zaman içinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilen dönüşebilir mekânları öne çıkarıyor.

Bu dönüşümle paralel olarak, yapı ve mekân tasarımında sürdürülebilir çözümler üretme konusunda daha mücadeleci bir yaklaşım benimsiyoruz. Mevcut yapıların yeniden işlevlendirilmesi, uzun ömürlü mekânsal çözümler ve daha az müdahaleyle daha fazla esneklik sağlayan tasarım stratejileri, önümüzdeki dönemde yoğunlaşmayı planladığımız başlıklar arasında.

  • 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak?

Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

2026 yılı için ihracat tarafında, coğrafi başlıklardan çok proje tipleri ve uzmanlık gerektiren işlere odaklanıyoruz. Bu pazarlarda, tasarım kalitesi ile teknik uzmanlığı birlikte sunabilen ofislerin daha fazla tercih edildiğini gözlemledik, kendi deneyimlerimizden de, açıkcası. 

Mevcut süreçte ürün bazlı bir ihracat yaklaşımı çok fazla bize göre değil. Proje bazlı ve yerel ihtiyaçlara uyarlanabilen tasarım çözümleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Bu kapsamda, farklı bağlamlara ve kullanıcı alışkanlıklarına uyum sağlayabilecek esnek tasarım sistemleri üzerine çalışmalarımız sürüyor.

  • Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip?

Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Sürdürülebilirlik ve çevre konuları, proje ölçeğinden bağımsız olarak tasarım sürecinin doğal bir parçası. Doğru kurgulanmış bir mekânın, zaman içinde daha az müdahaleye ihtiyaç duyduğunu ve kaynak kullanımını azalttığını sahada net bir şekilde görüyoruz.

Doğal ışık, malzeme seçimi ve enerji verimliliği gibi başlıklar projelerin başından itibaren dikkate alınıyor. Aynı zamanda mekânın sosyal kullanımını destekleyen, etkileşimi artıran çözümler öncelik kazanıyor. Önümüzdeki dönemde de bu yaklaşımın, özellikle kamusal ve yarı kamusal projelerde karşılığını daha fazla bulacağını düşünüyoruz.

  • Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Mimarlığın, hazır çözümlerden çok doğru sorular sormayı gerektiren bir alan olduğuna inanıyoruz. 

BAB, her projede bu soruları yeniden sormaya ve bağlama özgü cevaplar üretmeye devam edecek. Önümüzdeki dönemde, bu yaklaşımımızı uluslararası platformlarda daha fazla paylaşmayı ve farklı ölçeklerde yeni iş birlikleri geliştirmeyi hedefliyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RÖPORTAJ

Seramiksan’dan Entegre Güç ve Stratejik Büyüme Vizyonu

Yayınlandı

-

Seramiksan Direktörü M. Süreyya Çağlar

Seramik porselen karo, vitrifiye ve yapı kimyasalları alanlarında entegre üretim gücüyle konumlanan Seramiksan; 2025’in zorlu koşullarını güçlü finansal yapısı ve yaygın bayi ağıyla yönetirken, 2026’da markalaşma, dijitalleşme ve katma değerli ihracat stratejileriyle dengeli ve sürdürülebilir büyümeyi hedefliyor.

Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir?

Seramiksan bugün; seramik porselen karo, yapı kimyasalları ve vitrifiye ana iş kollarında, geniş ürün gamı, güçlü üretim altyapısı ve yaygın satış ağıyla faaliyet gösteren entegre bir yapı olarak konumlanmaktadır. Türkiye genelinde 200’ün üzerindeki ana bayi ve 800’ü aşkın tali bayi ağımızın yanı sıra, dijital sipariş altyapımız ve 62 ülkeye ulaşan ihracat ağımızla hem iç pazarda hem de uluslararası arenada güçlü bir marka yapılanmasına sahibiz.

Bizi rakiplerimizden ayrıştıran en temel unsurların başında; üretim gücümüzü yalnızca kapasiteyle değil, tasarım, kalite, süreklilik ve tedarik güvenliği ile destekleyen bütüncül yaklaşımımız geliyor. Özellikle vitrifiye ürün grubunda son yıllarda yaptığımız yatırımlar, markamızı bu alanda daha güçlü ve stratejik bir noktaya taşıdı.

Bunun yanı sıra, pazar dinamiklerini yakından takip eden esnek organizasyon yapımız ve trend odaklı ürün geliştirme anlayışımız, rekabetçi avantajlarımız arasında yer alıyor. Seramiksan’ı rakiplerinden ayıran en önemli özelliklerden bir tanesi de seramik, vitrifiye, banyo mobilyaları ve yapı kimyasalları grubunda; yani ıslak hacim olarak adlandırdığımız alanlardaki tüm ürün gruplarında bir marka konsepti ile hareket etmesi, ürünlerin birbiriyle birebir uyumlu olması markayı öne çıkaran en önemli özelliklerinden bir tanesi.


2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu?

2025 yılı, seramik sektörü açısından oldukça zorlu ve dengelerin yeniden şekillendiği bir yıl oldu. Yüksek enflasyon, faiz oranları ve maliyet baskıları; hem üretim hem de talep tarafında sektörü önemli ölçüde etkiledi. İhracatta uygulanan kur politikaları ve artan işçilik maliyetleri, uluslararası rekabet gücünü zayıflatırken, birçok üretici iç pazara yönelmek durumunda kaldı ve bu da yoğun bir rekabet ortamı yarattı.

Seramiksan özelinde ise bu süreci, güçlü finansal yapımız, yaygın bayi ağımız ve tedarik gücümüz sayesinde kontrollü bir şekilde yönettik. Zor bir yıl olmasına rağmen üretim sürekliliğimizi koruduk, vitrifiye üretimindeki kapasite artışlarımızla portföyümüzü güçlendirdik ve pazardaki konumumuzu muhafaza ettik.

Bu dönemi, daha verimli, daha seçici ve daha stratejik kararların alındığı bir geçiş süreci olarak değerlendiriyoruz.


Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?

2026 yılını sektör açısından bir denge ve yeniden yapılanma dönemi olarak görüyoruz. İç piyasada, faiz politikaları ve konut kredilerinde yaşanması muhtemel iyileşmelerle birlikte kademeli bir toparlanma bekliyoruz. Konut talebinin yeniden canlanması, hem iç pazarda hareketlilik yaratacak hem de üretici firmalar üzerindeki maliyet baskısını bir nebze azaltacaktır.

Bu doğrultuda Seramiksan olarak; markalaşma, dijitalleşme, ürün farklılaştırma ve katma değerli üretim alanlarında daha yoğun çalışmalar yürütmeyi hedefliyoruz. Büyük ebatlı karolar, sıcak ve doğal renk paletleri, ahşap ve tuğla görünümlü ürün grupları gibi trend odaklı koleksiyonlarımızla hem mimari projelerde hem de bireysel kullanıcılarda güçlü bir karşılık bulmayı amaçlıyoruz.


2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu?

İhracatta önümüzdeki dönemde; mevcut güçlü olduğumuz pazarlarda derinleşmeyi, aynı zamanda yeni ve potansiyeli yüksek coğrafyalarda daha seçici bir büyüme stratejisi izlemeyi planlıyoruz. Özellikle Orta Doğu, Kuzey Afrika ve bazı Avrupa pazarlarında; proje bazlı satışlar, vitrifiye ve özel ürün gruplarıyla daha katma değerli bir konumlanma hedefliyoruz.

Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme çalışmalarımız devam ediyor. Pazarların beklentilerine uygun ölçü, renk, yüzey ve tasarım alternatifleriyle; standart ürün ihracatının ötesine geçerek, markalı ve fark yaratan koleksiyonlarla rekabet etmeyi amaçlıyoruz. Vitrifiye ürün grubunda yaptığımız yatırımlar da bu stratejinin önemli bir parçasını oluşturuyor.


Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Sürdürülebilirlik, Seramiksan’ın uzun vadeli vizyonunun temel yapı taşlarından biridir. Üretim süreçlerimizde enerji verimliliğini arttırmaya, doğal kaynak kullanımını minimize etmeye ve çevresel etkileri azaltmaya yönelik yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Atık yönetimi, geri dönüşüm ve çevre dostu üretim uygulamaları bu yaklaşımın önemli başlıkları arasında yer alıyor.

Bunun yanı sıra, sosyal sorumluluk projeleriyle de bulunduğumuz coğrafyaya ve topluma değer katmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde; çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve daha düşük karbon ayak izi hedefleri doğrultusunda yeni projeleri hayata geçirmeyi planlıyoruz. Sürdürülebilirliği yalnızca bir zorunluluk değil, markamızın geleceğini şekillendiren stratejik bir yatırım alanı olarak görüyoruz.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Legrand Türkiye: Entegre Sistemlerle Akıllı ve Sürdürülebilir Yapıların Mimarı

Yayınlandı

-

Legrand Türkiye Grubu CMO’su – Gül Sevinç Selçuk


Legrand Türkiye Grubu; Legrand, İnform, Estap ve Bticino markalarıyla bina, elektrik ve dijital altyapılar alanında uçtan uca çözümler sunan güçlü bir ekosistem oluşturuyor. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve kullanıcı güvenliğini odağına alan bu entegre yapı, projelerin tüm yaşam döngüsüne değer katarak Legrand’ı yalnızca ürün sağlayıcısı değil, geleceğin akıllı yapılarını şekillendiren bir çözüm ortağı olarak ayrıştırıyor.

1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir? 

Legrand Türkiye Grubu olarak, bina, elektrik ve dijital altyapılar alanında geliştirdiğimiz ürün ve sistemlerle küresel ölçekte güçlü bir uzmanlığa sahibiz. Bünyemizde yer alan Legrand, İnform, Estap ve Bticino gibi markalarımızla, konutlardan ticari yapılara, endüstriyel tesislerden kritik altyapı projelerine kadar farklı ölçek ve ihtiyaçlara yönelik kapsamlı çözümler sunuyoruz. Farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayabilen geniş ürün portföyümüz ve birbiriyle entegre çalışan sistemlerimiz sayesinde, projelerin tasarım aşamasından uygulama ve işletme süreçlerine kadar uçtan uca değer üretiyoruz. Enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve kullanıcı güvenliğini odağımıza alırken akıllı, esnek ve geleceğe uyumlu yaşam alanları oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımızla yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, hızla dönüşen yapı teknolojilerinin yarının beklentilerine de yanıt veren çözümler geliştiriyoruz.

2. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu? 

2025 yılı, şirketimiz adına stratejik yatırımların meyvesini topladığımız oldukça verimli bir yıldı. Gebze tesislerimizde tamamladığımız 13 milyon Euro’luk yatırımla altyapımızı güçlendirerek tam otomasyonlu üretim hatlarına geçiş yaptık. Bu yatırım, yeni nesil modüler ürünlerimizi ve yerli üretim otomatik sigortalarımızı pazara sunmamız için büyük bir fırsat yarattı. Sektör genelinde artan enerji maliyetleri ve sürdürülebilirlik baskısı zorlayıcı olsa da biz bu süreci enerji verimliliği sağlayan yenilikçi çözümlerimizle hem kendimiz hem de müşterilerimiz için bir avantaja dönüştürmeyi başardık.

3. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz? 

2026 yılında sektörümüzün ana gündemini, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik eksenindeki dönüşümün belirlemeye devam edeceğini öngörüyoruz. Özellikle enerji verimliliği, karbon salımının azaltılması ve binaların daha akıllı hale gelmesi hem regülasyonlar hem de kullanıcı beklentileri doğrultusunda öncelikli konular arasında yer alacak. Legrand Türkiye olarak stratejik yaklaşımımızı, Legrand Global’in “Hedef 2030” vizyonu ile tam uyum içinde kurguluyoruz. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde, binaların karbon ayak izini azaltan, enerji yönetimini daha etkin ve ölçülebilir hale getiren akıllı sistemlere; çevresel etkileri tasarım aşamasından itibaren dikkate alan eko-tasarım odaklı ürünlere yatırımlarımızı artırmayı planlıyoruz. Dijitalleşmeyi yalnızca ürün ve çözümlerimizle sınırlı tutmayıp, üretim süreçlerinden proje yönetimine, satış sonrası hizmetlerden son kullanıcı deneyimine kadar tüm değer zincirine yaymayı hedefliyoruz. Böylece daha bağlantılı, daha verimli ve sürdürülebilir yaşam alanlarının oluşturulmasına katkı sağlarken, iş ortaklarımız ve müşterilerimiz için uzun vadeli değer yaratan çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz.

4. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak?
Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu? 

Türkiye, Legrand Grubu’nun küresel organizasyonu içinde stratejik öneme sahip pazarlardan biri olmanın ötesinde, aynı zamanda Avrupa Bölgesi’nin en güçlü üretim ve lojistik üslerinden biri konumunda yer alıyor. 1990 yılından bu yana Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve satın almalarla bugün geldiğimiz noktada, Gebze’de bulunan ve diğer Legrand tesisleri için de örnek teşkil eden iki üretim tesisimizle hem yerel pazara hem de küresel pazarlara üretim yapıyoruz. 2026 ve sonrasına yönelik ihracat stratejimizin merkezinde, Türkiye’de ürettiğimiz yüksek katma değerli, teknolojik ve sürdürülebilir ürünlerin global pazarlardaki payını artırmak bulunuyor. Ar-Ge merkezimizde geliştirilen yenilikçi çözümler ve güç kaynağı teknolojileri başta olmak üzere, yerli üretim gücümüzü uluslararası kalite ve standartlarla buluşturmayı sürdürüyoruz. Türkiye’ye ve Türk ekibimize duyduğumuz güveni, önümüzdeki dönemde de yeni yatırımlar ve ürün geliştirme projeleriyle pekiştirerek, Türkiye’yi Legrand’ın küresel büyüme yolculuğunda daha da güçlü bir konuma taşımayı amaçlıyoruz.

5. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Sürdürülebilirlik, Legrand Türkiye Grubu’nun uzun vadeli vizyonunun ve iş yapış biçiminin temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Çevresel sorumluluk, sosyal etki ve etik yönetişimi bir bütün olarak ele alıyor, bu yaklaşımı hem operasyonlarımıza hem de kurumsal kültürümüze entegre ediyoruz. Çevresel sürdürülebilirlik tarafında, enerji verimliliğini artıran, karbon ayak izini azaltan ve döngüsel ekonomi prensiplerini destekleyen ürün ve çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz. Aynı zamanda üretim süreçlerimizde kaynak kullanımını optimize eden, çevresel etkiyi azaltan uygulamaları hayata geçiriyor; bu alandaki hedeflerimizi Legrand Global’in sürdürülebilirlik vizyonu ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu şekilde belirliyoruz. Sosyal sorumluluk alanında ise özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık odağında uzun soluklu projeler yürütüyoruz. 2018 yılında hayata geçirdiğimiz “ellegrand (Legrand’ta Kadın)” platformu aracılığıyla, elektrik sektöründe kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor; kız çocuklarının mühendislik alanlarına yönelmesini destekleyen eğitim iş birlikleri ve farkındalık programları gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalarımızın bir sonucu olarak, 2024 yılı başında Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Standardı (GEEIS) tarafından sertifikalandırılarak, bu sertifikayı Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmanın gururunu yaşadık. Çeşitlilik ve kapsayıcılığı yalnızca kadın çalışanlarla sınırlı görmüyor; gençler, engelliler ve farklı sosyal gruplar için de eşit fırsatlar yaratmayı önceliklendiriyoruz. Kadın dostu uygulamalarımızın yanı sıra babalık izninin 12 güne çıkarılması gibi politikalarla kapsayıcı bir çalışma kültürü oluşturmayı hedefliyoruz. Gençlere yönelik olarak ise 2023’te hayata geçirdiğimiz Genç Kurul ve 2024 itibarıyla başlattığımız Yönetici Aday Programı (YAP) ile, hem Legrand içinde hem de sektör genelinde genç yeteneklerin gelişimine katkı sağlıyoruz.

Bu yaklaşımımızın en güncel yansıması, 2025–2027 dönemine yönelik duyurduğumuz 6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk yol haritamız oldu. Yeni yol haritamız; çeşitlilik ve kapsayıcılığı teşvik etmek, iklim değişikliğiyle mücadele etmek, döngüsel ekonomi yaklaşımını güçlendirmek, müşterilerimiz için değer yaratmak ve sorumlu bir işletme olmak üzere beş temel taahhüt etrafında şekilleniyor. Bu kapsamda, yönetim pozisyonlarında kadın temsilinin artırılması, tüm çalışanlarımız için kapsayıcı bir organizasyon kültürünün güçlendirilmesi, kariyerinin başındaki bireylere her yıl binlerce yeni fırsat sunulması ve sürdürülebilirlik odağını paylaşan tedarikçilerle yeni iş alanlarının geliştirilmesi gibi somut hedefler belirledik. Legrand Türkiye Grubu olarak, yalnızca kendi operasyonlarımızda değil, içinde yer aldığımız ekosistemin tamamında daha sürdürülebilir, daha adil ve daha kapsayıcı bir gelecek inşa etmeyi amaçlıyoruz.

6. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı? 

Legrand Türkiye Grubu olarak, önümüzdeki dönemde de sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve kapsayıcılık odağında değer yaratan çözümler geliştirmeye devam edeceğiz. Türkiye’yi yalnızca önemli bir pazar değil, aynı zamanda küresel ölçekte stratejik bir üretim, inovasyon ve yetkinlik merkezi olarak konumlandırma hedefimiz doğrultusunda yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Güçlü markalarımız, yetkin insan kaynağımız ve uzun vadeli vizyonumuzla; müşterilerimiz, iş ortaklarımız ve tüm paydaşlarımız için kalıcı değer üretirken, sektörümüzün dönüşümüne yön veren bir rol üstlenmeyi amaçlıyoruz.

Okumaya Devam Et

RÖPORTAJ

Roca Grup: Yüksek Teknoloji ve Sürdürülebilir Üretimle Küresel Pazarda Güçleniyor

Yayınlandı

-

Roca Türkiye Genel Müdürü Dr. Murat Özyamanoğlu

Roca Grup, Eskişehir’deki stratejik üretim tesisiyle yalnızca yerel pazara değil, 170’ten fazla ülkeye dünya standartlarında armatür ve gömme rezervuar çözümleri sunuyor. Yüksek teknoloji, sürdürülebilir üretim ve uzun vadeli yatırım vizyonuyla Türkiye’yi küresel tedarik zincirinin merkezinde konumlandırıyor.

  1. Şirketinizin faaliyet gösterdiği ana iş kollarını ve marka yapılanmanızı, bugün geldiğiniz nokta itibarıyla nasıl tanımlarsınız? Bu yapı içinde sizi rakiplerinizden ayrıştıran temel unsurlar nelerdir? 

Roca Grup olarak ana faaliyet alanımız; dünya standartlarında armatür ve gömme rezervuar üretimi ve bu ürünlerin küresel pazarlara sunulmasıdır. Türkiye operasyonumuz, 2016 yılında gerçekleştirilen satın alma yatırımıyla başladı. Bugün geldiğimiz noktada yalnızca yerel pazar için değil, bölgesel ve küresel ölçekte stratejik bir üretim ve ihracat merkezi konumundadır. Bu yapılanma, Türkiye ekonomisine ve Türk insanının üretim yetkinliklerine duyduğumuz güvenin de güçlü bir göstergesidir.

Marka yapılanmamızda, Roca’nın global kalite standartlarını, yerel üretim gücü ve operasyonel esneklikle birleştiren bir model benimsiyoruz. Eskişehir fabrikamız, Roca Grup’un dünya genelinde armatür ve gömme rezervuar ürünleri için belirlediği üç “Stratejik Üretim Tesisi”nden biri olma özelliğini taşıyor. Çin ve Portekiz’deki tesislerle birlikte bu yapı, küresel tedarik zincirimizin bel kemiğini oluşturuyor. Yıllık 1 milyonun üzerinde parça üretim kapasitesiyle başta EMEA bölgesi olmak üzere, Roca’nın faaliyet gösterdiği 170’in üzerindeki ülkede, Türkiye’de üretilen ürünlerimiz tüketicilerle buluşuyor.

Bizi rakiplerimizden ayrıştıran temel unsurların başında; Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı sermayeli tek armatür üreticisi olmamız, yüksek üretim teknolojisiyle desteklenen kalite anlayışımız ve Türkiye’yi uzun vadeli stratejik bir merkez olarak konumlandırmamız geliyor. İstikrarlı yatırım yaklaşımımız ve küresel ölçekte entegre çalışma modelimiz sayesinde, Roca Grup olarak hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda sürdürülebilir büyümemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.

  1. 2025 yılını hem sektörünüz hem de şirketiniz özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönemde karşılaştığınız başlıca fırsatlar ve zorluklar neler oldu? 

2025 yılı, hem sektörümüz hem de Roca Türkiye özelinde zorlu; ancak doğru öngörüler ve stratejik kararlarla dengeli şekilde yönetilmiş bir yıl oldu. Konut kredilerindeki daralma, kur ve enflasyon dalgalanmaları ile hem Türkiye’de hem de global ölçekte artan belirsizlikler, sektör genelinde talep ve yatırım kararlarını daha temkinli hale getirdi. Bu koşullar, özellikle inşaat ve banyo çözümleri gibi yatırımla doğrudan ilişkili alanlarda önemli bir baskı yarattı.

Roca Türkiye olarak bu tabloya, yılın başında hazırladığımız senaryo bazlı planlamalar ve risk yönetimi yaklaşımıyla girdik. Bu sayede dalgalı piyasa koşullarına rağmen yılı beklentilerimizle uyumlu bir performansla tamamlamayı başardık. Küresel ölçekte sektör lideri bir grubun parçası olmamız, bu dönemde bize hem öngörülebilirlik hem de operasyonel istikrar sağladı.

Fırsatlar tarafında ise 2025, bizim için üretim altyapısını güçlendirdiğimiz ve uzun vadeli büyümeye yatırım yaptığımız bir yıl oldu. Çevre dostu ve enerji verimli üretim süreçlerine odaklanarak gerçekleştirdiğimiz yatırımlar, bu yaklaşımın en somut göstergesi. Özellikle yeni Alçak Basınç Döküm Hattı, kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerimizi aynı anda destekleyen önemli bir adım oldu. Ayrıca yeni bayi açılışlarıyla yerel pazardaki erişimimizi güçlendirmemiz de büyümemizi destekleyen bir diğer önemli fırsat alanıydı.

Zorluklar cephesinde ise maliyet baskıları, talep dalgalanmaları ve belirsiz küresel ekonomik görünüm öne çıktı. Ancak bu dönemi yalnızca bir risk alanı olarak değil, geleceğe hazırlık süreci olarak değerlendirdik. Yeşil dönüşüm, modernizasyon ve kapasite artışı gibi alanlara odaklanmamız, 2026 ve sonrası için daha güçlü ve dayanıklı bir yapı kurmamıza imkan sağladı.

  1. Sektörde yaşanan güncel dönüşümler ışığında, 2026 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız? Belirlediğiniz stratejik hedefler doğrultusunda hangi alanlarda daha yoğun çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?  

Sektörde son yıllarda hız kazanan dönüşüm; sürdürülebilirlik, verimlilik, dijitalleşme ve tasarım odaklı katma değer ekseninde şekilleniyor. 2026 yılında da bu başlıkların, banyo ve yapı çözümleri sektöründe belirleyici olmaya devam edeceğini öngörüyoruz. Özellikle çevresel regülasyonların sıkılaşması, enerji ve su verimliliği beklentilerinin artması ve kullanıcıların daha bilinçli tercihler yapması, sektördeki dönüşümü hızlandıran temel unsurlar arasında yer alıyor.

Roca Türkiye olarak 2026 stratejimizi, bu dönüşümü sadece takip eden değil, yön veren bir anlayış üzerine kuruyoruz. Bu kapsamda öncelikli odak alanlarımızın başında yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir üretim geliyor. Enerji verimliliğini arttıran yatırımlar, su arıtma ve geri kazanım sistemleri, yenilenebilir enerji uygulamaları ve çevresel etkileri minimize eden üretim süreçleri bu alandaki çalışmalarımızın temelini oluşturacak. Bununla birlikte üretim modernizasyonu ve kapasite artışı, 2026’nın bir diğer stratejik önceliği olacak. Özellikle gömme rezervuar ürün grubunda artan talebi karşılayabilmek ve Türkiye’yi bu alanda daha güçlü bir bölgesel üretim merkezi haline getirmek amacıyla yeni yatırımlar planlıyoruz. Bu yatırımlar, hem operasyonel verimliliğimizi arttıracak hem de global tedarik zincirindeki rolümüzü güçlendirecek.

Sektördeki dönüşümün bir diğer önemli boyutu ise tasarım, teknoloji ve kullanıcı deneyiminin giderek daha fazla iç içe geçmesi. Roca Grup’un global Ar-Ge gücünden beslenerek; su ve enerji tasarrufu sağlayan, akıllı çözümlerle donatılmış, estetik ve fonksiyonelliği bir arada sunan ürün geliştirme çalışmalarımıza 2026 yılında da hız kesmeden devam edeceğiz.

  1. 2026 yılı için ihracat tarafında odaklandığınız yeni coğrafyalar ve pazarlar hangileri olacak? Mevcut pazarlarda izlemeyi planladığınız yeni büyüme ve konumlanma stratejileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kapsamda, ihracata yönelik ürün geliştirme ve yatırım planlarınız bulunuyor mu? 

2026 yılı için ihracat ve uluslararası büyüme stratejimizi, mevcut güçlü pazarlarımızı derinleştirirken yüksek potansiyel barındıran yeni coğrafyalarda kalıcı ve sürdürülebilir bir varlık oluşturma hedefi üzerine kurguluyoruz. Roca Grup olarak 100 yılı aşan köklü mirasımız, 4 kıtaya yayılan 79 üretim tesisimiz ve yaklaşık 22 bin çalışanımızla, seramik sağlık gereçleri alanında küresel lider konumdayız. Bu güçlü yapı sayesinde faaliyet gösterdiğimiz tüm pazarlarda dengeli ve uzun vadeli büyümeyi önceliklendiriyoruz.

Yeni odak coğrafyalar arasında Orta Asya ön plana çıkıyor. Nosag, IneoCare ve Idral markalarının gruba katılmasıyla ivme kazanan bölgesel genişleme stratejimiz, Kazakistan’ın Kızılorda bölgesinde hayata geçirilecek yeni üretim tesisleri ile daha da güçlenecek. Bu yatırım, yalnızca bölgesel ihracat kapasitemizi arttırmakla kalmayacak; aynı zamanda Orta Asya’yı, küresel üretim ve tedarik ağımız içinde daha stratejik bir konuma taşıyacak. Orta Doğu ve EMEA bölgesi de Türkiye’nin lojistik avantajları ve güçlü üretim altyapısı sayesinde ihracat tarafında öncelikli pazarlarımız arasında yer almaya devam edecek.

Mevcut pazarlarda ise büyüme stratejimizi; ürün gamını derinleştirme, katma değeri yüksek çözümlerle konumlanma ve sürdürülebilirlik odağını güçlendirme üzerine kuruyoruz. Özellikle su ve enerji tasarrufu sağlayan, çevre dostu ve ileri teknolojilere sahip ürünlerle, pazarlardaki marka algımızı “tasarım ve inovasyon liderliği” ekseninde daha da yukarı taşımayı hedefliyoruz.

  1. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları şirketinizin uzun vadeli vizyonunda nasıl bir yere sahip? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz ile önümüzdeki dönemde planladığınız yeni çevresel ve sürdürülebilirlik odaklı projelerinizden bahsedebilir misiniz? 

Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları, Roca Grup’un uzun vadeli vizyonunun merkezinde yer alıyor. Bu yaklaşımı yalnızca bir hedef ya da yan faaliyet alanı olarak değil; tasarımdan Ar-Ge’ye, üretimden operasyonel süreçlere kadar tüm iş yapış biçimimize entegre edilmiş temel bir yönetim anlayışı olarak ele alıyoruz. Grup olarak amacımız, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (UN SDGs) doğrultusunda hareket ederek çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları dengeli şekilde kapsayan sürdürülebilir bir büyüme modeliyle uzun vadeli değer yaratmak.

Çevresel boyutta; karbon ayak izimizi azaltmaya, enerji ve su verimliliğini arttırmaya, çevre dostu ve düşük emisyonlu üretim süreçleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Yenilenebilir enerji uygulamaları, su arıtma ve geri kazanım sistemleri, atıkların azaltılması ve döngüsel ekonomi prensiplerinin üretim süreçlerimize entegrasyonu bu yaklaşımın temel yapı taşlarını oluşturuyor. Ekonomik boyutta ise yeşil inovasyon ve sürdürülebilir iş modelleriyle rekabet gücümüzü arttırırken, kaynakların verimli kullanımını esas alan uzun vadeli bir değer zinciri oluşturmayı hedefliyoruz. Sosyal boyutta da çalışan gelişimini destekleyen, eşitlikçi, kapsayıcı ve toplumsal fayda üreten bir kurum kültürü inşa etmeye odaklanıyoruz.

Sosyal sorumluluk ve farkındalık projeleri de bu vizyonun önemli bir parçası. Sürdürülebilirliği yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı tutmuyor, kültür, sanat ve tasarım yoluyla toplumsal farkındalık yaratmayı da önemsiyoruz. Bu doğrultuda, son olarak Milano Tasarım Haftası kapsamında uluslararası üne sahip BIG – Bjarke Ingels Group tarafından tasarlanan ve suyun hem özel hem de kamusal alanlardaki önemini vurgulayan “A Beat of Water” adlı sanatsal enstalasyonu hayata geçirdik. Fuorisalone 2025’te INTERNI Cre-Action sergisi kapsamında Università degli Studi di Milano’da sergilenen bu proje, sürdürülebilirliğe olan bağlılığımızın güçlü bir ifadesi oldu. 

Önümüzdeki dönemde de yeşil dönüşüm, karbon nötr hedefler, enerji verimliliği ve sürdürülebilir ürün geliştirme odaklı yatırımlarımızı arttırmayı planlıyoruz. Amacımız; çevreye ve topluma duyarlı bir marka kimliğiyle, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesiller için de kalıcı ve pozitif bir etki yaratmak.

  1. Son olarak, iletmek istediğiniz veya özellikle altını çizmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Özellikle altını çizmek istediğimiz konu, sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil, ortak bir sorumluluk olduğudur. Bugün attığımız her adımın, kullandığımız her kaynağın ve geliştirdiğimiz her ürünün; yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam kalitesini de doğrudan etkilediğinin bilinciyle hareket ediyoruz. Roca Grup olarak sürdürülebilirliği geçici bir trend değil, uzun vadeli değer yaratmanın ve kalıcı başarının temel şartı olarak görüyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda; çevreye duyarlı üretimden su ve enerji verimliliği yüksek ürünlere, yeşil inovasyondan toplumsal farkındalık projelerine kadar tüm faaliyetlerimizi aynı sorumluluk bilinciyle şekillendiriyoruz. İnanıyoruz ki, sürdürülebilirlik odağında atılan her adım, yalnızca şirketler için değil; sektörümüz, toplum ve gezegenimiz için de daha dayanıklı ve yaşanabilir bir gelecek inşa etmenin anahtarıdır.

Okumaya Devam Et

Trendler