Masdaf ve Allianz Teknik’ten yangın güvenliği farkındalığı  - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Masdaf ve Allianz Teknik’ten yangın güvenliği farkındalığı 

Yayınlandı

-

 

 

Akışkan teknolojileri sektörünün öncü markası Masdaf ile Türkiye’nin ilk Akredite Deprem & Yangın Test ve Eğitim Merkezi Allianz Teknik, yangın güvenliği farkındalığını artırmak amacıyla önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yangın söndürme sistemlerinin en kritik bileşenlerinden birinin yangın pompaları olduğuna dikkat çeken Masdaf CEO’su Erhan Özdemir, yangın pompa sistemlerinin düzenli bakımının ve periyodik kontrollerinin hayati önemini vurguladı.  

1977 yılında yüzde 100 yerli sermayeyle kurulan, Türkiye’nin akışkan teknolojileri sektöründeki lider firması Masdaf ile Türkiye’nin İlk Akredite Deprem & Yangın Test ve Eğitim Merkezi Allianz Teknik ev sahipliğinde 30 Nisan Çarşamba günü gerçekleştirilen etkinlikte, yangın pompalarının güvenli bina altyapılarındaki kritik rolü, sigorta sektörüne etkileri ve inşaat sektöründeki uygulamaları detaylı şekilde ele alındı.

Masdaf CEO’su Erhan Özdemir’in açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, “Yangın Güvenliği Farkındalığı İçin Ne Yapmalıyız?” paneli düzenlendi. Moderatörlüğünü Masdaf Pazarlama Müdürü Nihan Göksal’ın üstlendiği panelde, Allianz Türkiye Risk Mühendisliği ve Allianz Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren, Türkiye İMSAD Yapısal Yangın Güvenliği Çalışma Grubu Başkanı İlker İbik ve Masdaf Bina Teknolojileri ve Yangın Ürün Grubu Yöneticisi Ezgi Baba konuşmacı olarak yer aldı. 

“Yangın söndürme sistemlerinin en kritik bileşenlerinden biri yangın pompaları”

Masdaf CEO’su Erhan Özdemir, yaptığı konuşmada yangın pompa sistemlerinin düzenli bakımı ve periyodik kontrollerinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Yangınlar, günümüzde can ve mal kaybına yol açan en ciddi tehditlerin başında geliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İtfaiye Dairesi Başkanlığı verilerine göre, 2024 yılında İstanbul’da toplam 24 bin 948 yangın meydana geldi. Bu veriler bize yaklaşık 20 dakikada bir yangın çıktığını gösteriyor.  Bu yangınların 6 bin 47’si ev, 2 bin 604’ü depo, iş yeri, büro ve ticari amaçlı yapılarda oldu. Ne yazık ki yangınlarda yaralanmalar ve can kayıpları da yaşandı. Bu nedenle yangın anında yeterli su basıncını sağlayarak etkili bir söndürme süreci yürütebilmek, hayati önem taşıyor. Yangın söndürme sistemlerinin en kritik bileşenlerinden biri olan yangın pompaları, bu noktada devreye girerek müdahale süresini kısaltıyor ve olası zararları en aza indiriyor. Endüstriyel tesislerden hastanelere, alışveriş merkezlerinden konut projelerine kadar pek çok yapıda kullanılan bu sistemler, yangın anında suyun doğru ve yeterli basınçla dağıtımını sağlamak için tasarlanıyor. Ancak bu sistemlerin güvenilir şekilde çalışabilmesi için belirli aralıklarla test edilmesi, mekanik ve elektriksel bakımlarının düzenli olarak yapılması gerekiyor. Unutmamak gerekir ki bakımı ihmal edilen bir yangın pompası, ihtiyaç anında devreye giremeyebilir ve hayati bir görevi yerine getiremeyebilir” dedi.

“Başarılı risk yönetiminin anahtarı: Risklerin farkında olmak ve etkili önlem almak!”

Açılış konuşmasının ardından gerçekleştirilen “Yangın güvenliği farkındalığı için ne yapmalıyız?” panelinde görüşlerini bildiren Allianz Türkiye Risk Mühendisliği ve Allianz Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren, “Yangın, işletmelerin ve yapıların karşı karşıya kaldığı en yıkıcı risklerden biridir. Ancak bu riski yönetirken dikkat edilmesi gereken, doğal afetlerin aksine alınacak etkili önlemler sayesinde hem olasılığın hem de etkisinin büyük ölçüde azaltılabilir olmasıdır. Doğru malzeme seçimi, genel ve proses kaynaklı risklerin farkında olunması, düzenli bakım, otomatik söndürme sistemleri ve etkili bir yangın algılama altyapısı sayesinde, olası bir yangının hem çıkışı hem de yayılması engellenebilir. Bu noktada risk yönetimi sadece sigortalanabilirlik açısından değil, insan hayatı ve işletmelerin iş sürekliliği açısından da kritik bir rol üstlenir. Günümüzde risk, belirsizlikle başa çıkmanın ve doğru kararlarla olası zararları en aza indirmenin bir yoludur. Artık yalnızca kayıplardan kaçınmak için değil, aynı zamanda güvenli ve sürdürülebilir sistemler kurmak için de yönetilmesi gereken bir kavram olarak ele alınıyor. Bu nedenle yangın riskine karşı alınacak her önlem, yalnızca bir güvenlik yatırımı değil, aynı zamanda uzun vadeli bir sürdürülebilirlik stratejisinin önemli bir parçasıdır” şeklinde konuştu.

“Yangın güvenliği bir süreçtir, sadece şartname değil”

Gerçekleştirilen panelde söz olan Türkiye İMSAD Yapısal Yangın Güvenliği Çalışma Grubu Başkanı İlker İbik, şunları dile getirdi: “Yangın güvenliği, yalnızca yapı ruhsatı sürecine sıkışmış bir teknik zorunluluk değil, tasarımdan inşaata, işletmeden denetime kadar tüm aşamalarda sürdürülebilir şekilde ele alınması gereken hayati bir konudur. Özellikle yüksek yapılar ve yoğun kullanıcı yüküne sahip binalar söz konusu olduğunda, yalnızca mevzuatla tanımlı minimum şartları yerine getirmek yeterli değildir. Bu yapılarda risk, yönetmeliklerin ötesinde mühendislik bakışıyla değerlendirilmelidir. Performans temelli yangın güvenliği anlayışı, tasarımcının risk değerlendirmesi yaparak yapıya özel stratejiler geliştirmesini sağlar. Bu yaklaşım hem daha yüksek güvenlik seviyesi sunar hem de maliyetlerin daha verimli kullanılmasına imkân tanır. Ancak bu dönüşümün sürdürülebilir olması için tasarımcıdan uygulayıcıya, kamu otoritelerinden sigorta şirketlerine kadar sektörün tüm paydaşları sorumluluğunu bilmeli ve sürecin aktif bir parçası olmalıdır.” 

Masdaf Bina Teknolojileri ve Yangın Ürün Grubu Yöneticisi Ezgi Baba ise yaptığı sunumda şunları söyledi: “Son 10 yılda ABD’de her yıl ortalama 500 bin yapısal yangın meydana geldi ve yaklaşık 3 bin 500 kişi hayatını kaybetti. İstanbul’da ise sadece 2024 yılında 24 bin 948 yangına müdahale edildi. Bu veriler, yangının ne kadar ciddi bir tehdit olduğunu gözler önüne seriyor. Dolayısıyla yangın anında sistemlerin hatasız çalışması, insan hayatıyla doğrudan ilişkilidir. Doğru kapasite ve doğru pompa seçimi, uygun tesisat uygulamaları, test sistemlerinin düzenli çalıştırılması ve periyodik bakım, yangın sistemlerinin etkinliği için vazgeçilmezdir. Unutmayalım, yangın güvenliği sadece bir risk yönetimi değil, aynı zamanda hayat kurtarma sanatıdır.”

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Legrand Türkiye Grubu’nun Yeni CFO’su Dilek Şan Oldu

Yayınlandı

-

 
Legrand Türkiye Grubu’nun 
İlk Türk CFO’su Dilek Şan Oldu
 
Legrand Türkiye Grubu’nun yeni CFO’su Dilek Şan oldu. Finans alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Şan, Legrand Türkiye Grubu’nun ilk Türk ve kadın CFO’su olarak finans fonksiyonlarının liderliğini üstlendi.

 

Bina elektrik ve dijital altyapıları için ürün ve sistemler sunan Legrand Türkiye Grubu’nda 1 Eylül 2026 itibariyle CFO görevine Dilek Şan atandı. Finans alanında farklı görevlerde edindiği deneyimin yanı sıra Legrand Türkiye Grubu’ndaki kariyeriyle kapsamlı bir birikime sahip olan Şan, yeni görevinde şirketin finans fonksiyonuna liderlik edecek. Şan, bu atamayla birlikte Legrand Türkiye Grubu’nun ilk Türk ve kadın CFO’su oldu.

 

Kariyerine denetim alanında başlayan Dilek Şan, 3 yıllık denetim deneyiminin ardından Fiba Holding’de Finansal Kontrol ve Planlama Uzmanı olarak çalıştı. 2011 yılında Legrand Türkiye Grubu’na bağlı Estap bünyesine Bütçe, Raporlama ve Kontrol Uzmanı olarak katılan Şan, Mali Kontrolör sorumluluğunu da üstlendi. 2016 yılında Legrand Türkiye Grubu’nun Bütçe ve Raporlama Müdürü olan Şan, 2018 yılında Ülke Finans Kontrol Müdürü oldu. 2023-2024 yılları arasında Kerry’de Ülke Finans ve Uyum Kontrolörü olarak görev yapan Şan, 2024 yılında Legrand Türkiye Grubu’na dönerek Ülke Finansal Kontrol Direktörlüğü görevini üstlendi.

 

Dilek Şan’ın CFO olarak atanmasıyla birlikte, 2022 yılından bu yana Legrand Türkiye Grubu’nun CFO’luğunu yürüten Manohar Shetty ise Legrand Grubu bünyesinde Hindistan CFO’su olarak görevine başladı.

Okumaya Devam Et

GENEL

Mitsubishi Heavy Diamond Serisi ZSX, Mevsim  Geçişlerinde Çalışma Kapasitesini  İhtiyaca Göre Ayarlıyor

Yayınlandı

-

 
Gün İçinde Değişen Isıtma Soğutma İhtiyacına Mitsubishi Heavy, Diamond Serisi 
ZSX ile Yanıt Veriyor
Sonbahar mevsimiyle birlikte gün içinde yaşanan sıcaklık değişimleri, ev ve ofislerde kısa süreli ve farklı seviyelerde ısıtma ihtiyacı oluşturuyor. Mitsubishi Heavy Industries Diamond Serisi ZSX, çalışma kapasitesini anlık ihtiyaca göre ayarlayan inverter teknolojisiyle enerji tüketiminin yönetilmesine ve ortam sıcaklığının dengelenmesine katkı sağlıyor.
 
Sonbaharda dış sıcaklığın gün boyunca farklı seyretmesi, ev ve ofislerdeki ısıtma ihtiyacını saatlere göre değiştiriyor. Isı pompası prensibiyle çalışan Diamond Serisi ZSX, dış ortamdan aldığı ısıyı iç mekana taşıyarak özellikle sabah ve akşam saatlerinde ortaya çıkan kısa süreli ihtiyaca yanıt verirken yalnızca kullanılan alanların ihtiyaç duyulan süre boyunca ısıtılmasına imkan tanıyor. Doğru kapasite seçiminin konfor ve tüketim dengesini doğrudan etkilediği bu kullanımda seri, 9.000, 12.000 ve 18.000 BTU/h seçenekleriyle farklı büyüklükteki ev ve ofislere uygun model seçimini mümkün kılıyor.

 

Inverter Teknolojisi Çalışma Kapasitesini Sıcaklığa Göre Ayarlıyor
 
Gün boyunca değişen sıcaklıklar, klimanın sürekli aynı kapasitede çalışmasını gerektirmiyor. Diamond Serisi ZSX’te yer alan inverter teknolojisi, kompresör devrini ortamın anlık ihtiyacına göre ayarlayarak cihazın gerekli kapasitede çalışmasını sağlıyor. Hedef sıcaklığa ulaşıldığında düşük devirde çalışmasını sürdüren sistem, sık açılıp kapanmanın önüne geçerek enerji tüketiminin dengelenmesine ve oda sıcaklığındaki dalgalanmaların azaltılmasına katkı sağlıyor. Gece saatlerinde dış üniteden kaynaklanan çalışma sesi konforu etkileyebildiği için sessiz çalışma modu, dış ünitenin ses seviyesini azaltmaya yardımcı oluyor. Seride kullanılan R32 soğutucu akışkan ise R410A’ya kıyasla daha düşük küresel ısınma potansiyeline sahip.

 

Düzenli Havalandırma ve Filtre Bakımı Önem Kazanıyor

 

Diamond Serisi ZSX’te fan, antimikrobiyal işlemden geçirilirken kullanılan kaplama sistemi cihaz kapalıyken oluşabilecek kötü kokuların azaltılmasına yardımcı oluyor. Filtre yapısı da düzenli bakımla birlikte iç ortam havasının korunmasına katkı sağlıyor. Mevsim geçişlerinde pencerelerin daha az açıldığı dönemlerde bu özellikler kullanım konforunu destekliyor. Mitsubishi Heavy Industries, Türkiye genelindeki yaygın bayi ve servis ağıyla satış sonrası bakım ve teknik destek hizmetlerini sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Siemens Türkiye, COP31 İklim Değişikliği Zirvesi’nin ‘İklim Destekçisi’ oldu

Yayınlandı

-

 

170 yıldır Türkiye’nin teknolojik dönüşümüne katkı sunan Siemens Türkiye, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda düzenlenecek COP31 2026 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi kapsamında Yeşil Bölge’de İklim Destekçisi olarak Teknoloji, İnovasyon ve Bilgi Hub’ında yer alacak. Şirket, enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması, enerji ve kaynak verimliliği ve iklime dayanıklı altyapı dijital dönüşüm alanlarındaki teknoloji ve uygulamalarını ziyaretçilerle buluşturacak.

Siemens Türkiye, sürdürülebilir bir gelecek için teknolojinin sunduğu olanakları somut sonuçlarla ortaya koyduğu çalışmalarını COP31 kapsamında paylaşacak. Yeşil Bölge’de gerçekleştirilecek etkinliklerde şirketin kendi operasyonlarındaki karbonsuzlaşma ve kaynak verimliliği uygulamalarının yanı sıra müşterileriyle gerçekleştirdiği enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilir altyapı projelerinden örnekler aktarılacak. 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’de elektrifikasyon, temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, iklime dayanıklı şehirler ve döngüsellik gibi başlıklar öne çıkarken, Siemens Türkiye de bu alanlardaki teknoloji ve çözüm portföyünü paylaşacak.

Siemens Türkiye, operasyonlarında emisyonlarını yüzde 70 azalttı

Siemens Türkiye, 2025 yılında operasyonlarından kaynaklanan karbon ayak izini 2019 yılına kıyasla yüzde 70 azaltarak 4.500 ton CO₂ eşdeğeri seviyesine indirdi. Şirket, 2030 Net Sıfır emisyon hedefi doğrultusunda tüm lokasyonlarında yüzde 100 yeşil elektrik kullanırken, 2022-2025 döneminde enerji tüketimini yüzde 13 azalttı. Gebze fabrikasındaki güneş enerjisi sistemi de tesisin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılıyor.

Operasyonlardan müşterilere uzanan ölçülebilir etki

Siemens Türkiye, enerji verimliliği çözümleriyle dört ülkede 22 müşteriye hizmet verirken, 448 enerji tasarrufu önleminin uygulanmasına destek oldu. Bu çalışmalar kapsamında müşteriler için 21,72 milyon avro tasarruf potansiyeli oluşturulurken, projelerin toplamında yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağlandı.

Siemens Türkiye, COP31 kapsamında farklı sektörlerden müşterileriyle hayata geçirdiği sürdürülebilirlik projelerinden örnekleri de ziyaretçilerle buluşturacak. Enerji verimliliği, dijitalleşme, sürdürülebilir üretim ve altyapı alanlarındaki projeler aracılığıyla teknolojinin kaynakların daha verimli kullanılması, enerji tüketiminin azaltılması ve emisyonların düşürülmesine sağladığı katkı somut örneklerle paylaşılacak.

Gebze fabrikasında düşük karbonlu üretim dönüşümü

Siemens Türkiye’nin Gebze Üretim Tesisi’nde yürüttüğü BOLD (Building Our Low-carbon Destination) programı, düşük karbonlu üretime geçiş yaklaşımının somut örneklerinden birini oluşturuyor.

2021-2024 dönemindeki BOLD Faz 1 kapsamında güneş enerjisi, yüksek verimli LED aydınlatma, LEED Gold sertifikalı sürdürülebilir bina yaklaşımı ve yeşil enerji kullanımı hayata geçirildi. Tesisin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 8-10’u sahadaki güneş enerjisi sistemlerinden karşılanırken, yıllık yaklaşık 1,3 GWh yenilenebilir enerji üretildi.

LEED Gold tasarımı sayesinde enerji ve su tüketiminde sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 50 tasarruf sağlanırken, inşaat atıklarının yüzde 75’i geri kazanıldı. Tesisin elektrik tüketimi ise yüzde 100 yeşil enerji kaynaklarından karşılanıyor.

2026-2027 dönemini kapsayan BOLD Faz 2 kapsamında yeni nesil ısı pompası sistemleri, ısıtma ve soğutma altyapısının yenilenmesi, otomatik havalandırma yönetimi, kompresörlerden atık ısı geri kazanımı ve yapay zekâ destekli bina otomasyon sistemleri gibi uygulamaların hayata geçirilmesi planlanıyor. Bu çalışmalarla 2027 yılında karbon emisyonlarında yaklaşık yüzde 93, enerji, doğal gaz ve su kullanımında ise yaklaşık yüzde 54 azalma hedefleniyor.

Kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi

Siemens Türkiye’nin sürdürülebilirlik çalışmalarında kaynakların verimli kullanılması ve döngüsel ekonomi uygulamaları da önemli bir yer tutuyor. Gebze tesisinde tek kullanımlık plastik kullanımını yüzde 70 azaltan şirket, 2020’den bu yana 29,4 ton plastiğin kullanımını ortadan kaldırdı. Tesis, “Zero Waste to Landfill” başarısına ulaşırken atık geri kazanım oranı yüzde 99,6 seviyesine yükseldi.

Su güvenliğine dayanıklı altyapı desteği

Siemens’in katkı sunduğu diğer örnek bir proje ise Fırat-Gaziantep OSB Su İletim Hattı Projesi. Günlük 80 bin ila 120 bin metreküp su taşıma kapasitesiyle bölgenin su ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlıyor. Fırat Nehri’nden sağlanan suyun sanayi kullanımına yönlendirilmesi yeraltı su kaynaklarının korunmasına destek olurken Siemens’in enerji otomasyonu ve şebeke yönetimi teknolojileri projenin altyapısını destekliyor. Projede kullanılan gaz yalıtımlı enerji dağıtım sistemleriyle işletme ve bakım maliyetlerinde yaklaşık 500 bin avro tasarruf sağlanması hedefleniyor.

Siemens AG’den önümüzdeki üç yıl içinde  yapay zekâ alanına global ölçekte 1 milyar avroluk yatırım

Siemens, büyümenin bir sonraki aşamasını desteklemek amacıyla dünya çapında ONE Tech Company programını hayata geçirdi. Programla operasyonları daha yalın ve verimli hale getirirken müşteri etkileşimini güçlendirmeyi, veri, teknoloji ve satış altyapısını daha entegre bir yapıda sunmayı hedefliyor.

ONE Tech Company programı, inovasyonu hızlandırmayı ve kârlı büyümeyi desteklemeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Siemens, 2030 yılına kadar dijital iş gelirlerini iki katına çıkarmayı ve önümüzdeki üç yıl içinde yapay zekâ alanına 1 milyar avro yatırım yapmayı hedefliyor.

COP31’de gençlere yönelik sosyal sorumluluk projesi

Siemens Türkiye, COP31 odağında gençleri de bu dönüşümün odağına alan bir sosyal sorumluluk projesi hayata geçirecek. Young Guru Academy (YGA) iş birliğiyle projeye katılan gençler, yapay zekâ alanında eğitimlerle desteklenecek ve iklimle alakalı çözümler üretecek. Katılımcılar geliştirdikleri projeleri COP31’de paylaşma fırsatı da bulacak.

Hüseyin Gelis: “Sürdürülebilirliği uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz parçası olarak görüyoruz”

Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Gelis, Siemens’in sürdürülebilirlik yaklaşımına ve COP31’e ilişkin şunları söyledi: “Siemens Türkiye olarak, sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ve uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Dekarbonizasyon, enerji ve kaynak verimliliği, dijitalleşme ve sorumlu iş anlayışını faaliyetlerimize entegre ediyoruz. Operasyonlarımızda hayata geçirdiğimiz dönüşüm çalışmalarının yanı sıra, müşterilerimizle gerçekleştirdiğimiz projeler de teknolojinin enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı ve emisyonların azaltılmasına sağladığı katkıyı ortaya koyuyor. COP31 kapsamında teknoloji, inovasyon ve bilgi paylaşımı aracılığıyla sürdürülebilir dönüşüm alanındaki deneyimlerimizi ve farklı sektörlerden müşterilerimizle hayata geçirdiğimiz projeleri paylaşmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde de teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanarak sürdürülebilir dönüşümü hızlandırmaya, Siemens’in gelecek vizyonu doğrultusunda uzun vadeli değer yaratmaya odaklanacağız.”

Thomas Kolbinger: “Sürdürülebilirlik uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın bir parçası”

Siemens Türkiye Finans Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Thomas Kolbingerise COP31 kapsamında gerçekleştirilecek çalışmalarla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Dünyada ve Türkiye’de enerji sistemlerinden üretim süreçlerine, şehir altyapılarından kaynak yönetimine kadar birçok alanda önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Siemens Türkiye olarak teknolojinin bu dönüşümün hızlanmasındaki rolüne inanıyor ve geliştirdiğimiz çözümleri somut sonuçlarla ortaya koyuyoruz. Kendi operasyonlarımızda 2019 yılına kıyasla karbon emisyonlarımızı yüzde 70 azaltırken, müşterilerimize sunduğumuz enerji verimliliği çözümleriyle yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağladık. COP31 kapsamında Yeşil Bölge’de İklim Destekçisi olarak yer alarak enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması, kaynak verimliliği ve dayanıklı altyapılar alanındaki çalışmalarımızı paylaşmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bunun yanı sıra gençleri dönüşümün odağına alan Young Guru Academy (YGA) iş birliğimizle yapay zekâ ve iklim çözümlerini bir araya getirmeyi önemsiyoruz.”

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye