RÖPORTAJ
Legrand Türkiye Grubu, Sürdürülebilirlikte Küresel A Ligi Performansı ve Yeşil Dönüşüm Yatırımlarıyla Sektöre Yön Veriyor
Yayınlandı
8 ay önce-
Yazar:
yapiinsaatdergisi
Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk
2050 net sıfır karbon hedefi, döngüsel ekonomi odaklı üretim modeli, toplumsal cinsiyet eşitliği sertifikasyonları ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla Legrand Türkiye Grubu, küresel sürdürülebilirlik standartlarında liderliğini güçlendirirken bölgesel pazarda yeşil dönüşümün öncü aktörleri arasında konumlanıyor.
1. Öncelikle, markanızın/firmanızın Sürdürülebilir Kalkınma Vizyonu çerçevesinde genel yapılanmasından ve bu yapılanmanın çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla nasıl bütünleştiğinden bahseder misiniz? Sektörünüzde sürdürülebilirlik, yeşil inovasyon ve karbon nötr dönüşüm açısından markanızı hangi noktada konumlandırıyorsunuz?
Legrand Türkiye Grubu olarak vizyonumuzu “Yaşamları İyileştiriyoruz” misyonu üzerine inşa ettik. Sürdürülebilirlik yapılanmamız, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu, operasyonel dönüşümle sınırlı kalmayıp tüm paydaşlarımızı içine alan kolektif bir anlayışa dayanıyor. Bu yaklaşım, 2050 sıfır karbon hedeflerimiz, eko-tasarım ve döngüsel ekonomi gibi çevresel taahhütlerimizi, Türkiye’de Arborus tarafından oluşturulan ve Bureau Veritas Certification tarafından denetlenen Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çeşitlilik Sertifikası’nı (GEEIS – Global Equality European & International Standard: Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Standardı) alan ilk üretim şirketi olmamızın getirdiği toplumsal cinsiyet eşitliği taahhütlerimiz ve enerji verimliliği sağlayan yenilikçi ürünlerimizin ekonomik başarısı ile bütünleştiriliyor. Sektörümüzde bu dönüşümün öncüsü olarak konumlanıyoruz.
2. Hem global ölçekte hem de bölgesel düzeyde, firmanızın sürdürülebilir üretim ve yeşil dönüşüm alanındaki mevcut konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Global ölçekte konumumuzu, 2024 CDP İklim Değişikliği Programı’nda yeniden ‘Global A Listesi’nde yer alarak teyit etmiş durumdayız. Bu başarı, Legrand’ın çevresel sorumluluğu temel alan sürdürülebilirlik yaklaşımının küresel ölçekte ne denli güçlü ve kararlı bir şekilde uygulandığını gösteriyor. Legrand Türkiye Grubu olarak biz de bu global vizyonla tam uyum içinde çalışıyoruz. Sürdürülebilir üretim ve yeşil dönüşüm konusunda somut adımlar atıyoruz. Örneğin, Gebze tesisimizde 2024’te tamamladığımız 13 milyon Euro’luk yatırımla yeni nesil modüler koruma ürünlerimiz için çevreye duyarlı, tam otomatik üretim hatları kurduk. Ayrıca, fabrikamızın çatısına güneş panelleri kurarak üretim süreçlerimizi daha çevreci hale getirdik ve yenilenebilir enerji kullanımına geçtik. Bu yaklaşımın en güçlü yansımalarından biri, Türkiye’deki Ar-Ge merkezimizde geliştirilen ve Pelitli fabrikamızda üretilen Estia Hybrid UPS çözümümüz diyebiliriz. Güneş enerjisinden yararlanarak hem yükleri besleyebilen hem de on-grid, hibrit ve off-grid modlarında çalışabilen bu sistem, ihtiyaç fazlası enerjiyi şebekeye aktararak verimliliği en üst düzeye çıkarıyor.
3. Sürdürülebilir üretim süreçleri ve hammadde/tedarik zinciri yönetiminde, uluslararası standartlara uyum sağlamak adına benimsediğiniz evrensel sürdürülebilirlik stratejileriniz nelerdir?
Stratejilerimizin temelini, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu 6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk yol haritamız oluşturuyor. Üretim süreçlerimizde ve hammadde yönetimimizde “daha döngüsel bir ekonomi geliştirmek” ana hedeflerimizden biri. Bu doğrultuda, ürünlerimizde %37 oranında sürdürülebilir malzeme kullanmayı, üretim süreçlerimizde geri dönüştürülmüş malzeme kullanımına öncelik vermeyi ve ürün ambalajlarımızda birincil plastik kullanımını ağırlık bazında %80 oranında ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. Tedarik zinciri tarafında ise sorumluluğu paylaşıyoruz. İş ortaklarımızı sürdürülebilirlik performanslarını dikkate alarak seçiyor ve 2030 yılına kadar en az 250 kilit tedarikçimizi ortalama %30’luk resmi bir karbon emisyonu azaltma hedefine sahip olmaya teşvik ediyoruz.
4. Üretimde sürdürülebilir stratejiye sahip bir firma olarak, bu yaklaşımın markanıza sağladığı katma değerler neler oldu? Ürünlerinizdeki “yeşil farkındalık” müşteri tercihleri tarafında nasıl bir etki yarattı?
Sürdürülebilir bir stratejiye sahip olmanın markamıza sağladığı en önemli katma değer, küresel itibarımız ve bu alandaki kararlılığımızın teyit edilmesidir. Ürünlerimizdeki “yeşil farkındalık” ise müşteri tarafında çok net bir karşılık buluyor. Özellikle artan enerji maliyetlerinin olduğu günümüzde, sunduğumuz enerji verimliliği yüksek çözümlerimiz sayesinde müşterilerimiz hem enerji maliyetlerini düşürme hem de kendi karbon ayak izlerini azaltma avantajı elde ediyor. Bu durum, müşterilerimize somut bir fayda sağladığı için tercih edilebilirliğimizi doğrudan artırıyor.
5. AR-GE çalışmalarınızda sürdürülebilirlik, yeşil enerji kullanımı ve çevre dostu inovasyonlar ne düzeyde yer alıyor? Bu kapsamında, son dönemde geliştirmiş olduğunuz ve pazara sunduğunuz yeni ürünleriniz ve öne çıkan hizmetleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?
Sürdürülebilirlik ve yeşil inovasyon, Ar-Ge süreçlerimizin tam merkezinde yer alıyor. Global olarak önümüzdeki 5 yılda Ar-Ge’ye 3 milyar euro yatırım yapmayı hedefliyoruz ve bu yatırımın önemli bir bölümü dijitalleşme ve sürdürülebilirlik alanındaki inovatif çözümlere odaklanıyor. Temel hedeflerimiz arasında, yeni veya yeniden tasarlanan ürünlerimizin %50’sinin Legrand’ın eko-tasarım endeksi kriterlerine uygun olmasını sağlamak ve ürünlerimizde %37 oranında sürdürülebilir malzeme kullanmak bulunuyor. Bu stratejimizin somut yansımalarından biri, Türkiye’deki Ar-Ge merkezimizde geliştirilen ve Pelitli fabrikamızda üretilen Estia Hybrid UPS ürünümüz. Yenilikçi tasarımı sayesinde güneş enerjisinden yararlanarak hem yükleri besleyebiliyor hem de on-grid, hibrit ve off-grid modlarıyla enerji fazlasını şebekeye aktarabiliyor.
6. Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün segmentasyonuna sahipsiniz? Doğru sistem / uygun ürün secimi için nelere dikkat edilmeli?
Yapılarda doğru sistem ve uygun ürün seçimi yapılırken öncelikle bina tipi, kullanım amacı, enerji altyapısı ve güvenlik ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalıdır. Seçim sürecinin temelini ise enerji verimliliği, sürdürülebilirlik, güvenlik ve uzun vadeli dayanıklılık gibi kriterler oluşturmalı.
Konut, ticari ve endüstriyel olmak üç ana segmentte ürün portföyü sunuyoruz. Kullanıcıların yaşam konforunu artıran, enerji yönetimini kolaylaştıran ve güvenliği sağlayan çözümlere odaklanıyoruz.
Living Now with Netatmo akıllı anahtar-priz serileri, ev otomasyon sistemleri ve akıllı güvenlik çözümleri, kullanıcıların günlük yaşamını kolaylaştırırken enerji verimliliğini artırıyor ve güvenliği güçlendiriyor. KNX tabanlı bina yönetimi sistemleri, aydınlatma kontrol çözümleri, enerji analizörleri, UPS sistemleri ve yapısal kablolama gibi çözümler, binaların daha akıllı, yönetilebilir ve sürdürülebilir olmasını sağlıyor. Daha yüksek kapasiteli ve dayanıklı ihtiyaçlar için şalt ürünleri, dağıtım panoları, endüstriyel tip UPS çözümleri, kablo taşıma sistemleri ve elektrikli araç şarj istasyonları sunuyoruz. Bu ürünler, büyük ölçekli projelerde enerji yönetimini güvence altına alırken operasyonel sürekliliği destekliyor ve uzun vadeli verimlilik sağlıyor.
7. Projelerde tercih edilen ürünlerinizin ve hizmetlerinizin, satış ya da uygulama sonrası müşterilerinize/kullanıcılara sağladığı avantajlar/katma değerler hakkında neler söylemek istersiniz?
Müşterilerimize sağladığımız katma değerin başında dayanıklılık ve servis sürekliliği geliyor. Bizim hedefimiz, müşterilerimize yalnızca bir ürün değil, uzun vadeli bir deneyim sunmak. Bu doğrultuda, satış sonrası sunduğumuz teknik destek, eğitimler ve dijital entegrasyon kabiliyeti gibi hizmetlerle iş ortaklarımızın projelerinde daha güvenli, verimli ve sürdürülebilir sistemler kurabilmelerini sağlıyoruz. Ayrıca, global vizyonumuz kapsamında geliştirilen akıllı arıza tespiti ve uzaktan izleme gibi çözümler, müşterilerimizin iş sürekliliğini artırma açısından önemli avantajlar sunuyor. Müşteri geri bildirimlerinden de gördüğümüz gibi, hızlı ve çözüm odaklı destek süreçleri memnuniyet açısından kritiktir ve biz de bu alanda müşteri odaklı bir deneyim sunmaya çalışıyoruz.
8. Ürünlerinizle ilgili biraz da teknik bilgi alabilir miyiz? Bu sistemlerin çalışma prensipleri, kullanıcıya sunduğu avantajlar ve çevre dostu yönleri kısaca nelerdir?
Elbette. Ürünlerimizin temel çalışma prensibi, enerji kullanımını daha verimli, güvenli ve sürdürülebilir hale getirmek üzerine kurulu. Kısaca birkaç örnek vermek gerekirse:
- Akıllı Anahtar-Priz Sistemleri (Living Now with Netatmo vb.): Bu sistemler, Wi-Fi veya Zigbee protokolüyle ev ağına bağlanır. Kullanıcılara aydınlatma, perde veya prizlerini mobil cihazları üzerinden uzaktan kontrol etme avantajı sunar. Çevre dostu yönü ise, hangi cihazların ne kadar elektrik tükettiğini anlık olarak göstererek enerji tasarrufu bilincini artırmasıdır.
- Estia Hybrid UPS: Bu sistem, yalnızca şebekeden değil, aynı zamanda güneş enerjisinden de beslenerek kesintisiz güç sağlar. On-grid, hibrit ve off-grid çalışma modlarına sahiptir. Kullanıcıya avantajı, solar panellerden elde edilen enerjiyi hem yükleri beslemek hem de ihtiyaç fazlası enerjiyi şebekeye geri aktararak enerji yönetimini optimize etmek için kullanabilmesidir. Çevre dostu yönü, yenilenebilir enerji kaynağı olan güneşi kullanmasıdır.
- Düşük Kayıplı Yeşil Transformatörler: Bu ürünler, elektriksel kayıpları minimize ederek daha verimli enerji iletimine katkı sağlarlar. Kullanıcıya sağladığı avantaj, enerji verimliliğini artırmasıdır. Çevre dostu yönü de bu verimlilik sayesinde karbon ayak izinin azaltılmasına katkıda bulunmasıdır.
- Enerji Analizörleri ve Aydınlatma Kontrol Sistemleri: Ticari ve endüstriyel yapılarda enerji tüketim verilerini gerçek zamanlı olarak ölçerler. Bu sayede enerji kayıplarının önlenmesini sağlayarak ve gereksiz enerji kullanımını engelleyerek hem enerji maliyetlerini düşürür hem de sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasını sağlarlar.
9. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, SKDM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) ve ETS (Emisyon Ticaret Sistemi) kapsamında şirketinizin mevcut uyum süreci ve stratejik aksiyon planı hakkında bilgi verebilir misiniz?
Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve beraberinde gelen SKDM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) gibi düzenlemeler, bizim gibi Türkiye’deki güçlü üretim tesislerinden küresel pazarlara hizmet veren bir grup için sürpriz değil; tam tersine, uzun süredir yürüttüğümüz sürdürülebilirlik vizyonumuzun ne kadar doğru ve proaktif olduğunu teyit ediyor. Bizim bu konudaki stratejik aksiyon planımız zaten yıllardır devrede. Bu sürece uyum için attığımız somut adımlar arasında Gebze’de devreye aldığımız 13 milyon Euro değerindeki yeni, tam otomatik, çevreye duyarlı ve enerji tasarruflu üretim hatlarımız ve fabrikalarımızın çatılarına kurduğumuz güneş enerjisi sistemleri gibi doğrudan karbon verimliliğini artıran yatırımlarımız bulunuyor. Ayrıca, sadece kendi operasyonlarımıza değil, tedarik zincirimize yönelik belirlediğimiz %30 emisyon azaltma hedefimizle de SKDM gibi mekanizmaların gelecekteki gerekliliklerine bugünden hazırlanıyoruz.
10. 2053 Net Sıfır hedefi doğrultusunda, firmanızın karbon nötr dönüşüm süreci nasıl ilerliyor? Kurumsal Karbon Ayak İzi ölçümleriniz, azaltım planlarınız ve iklim dostu uygulamalarınız nelerdir? Geleceğe dönük sürdürülebilirlik hedeflerinizi, 2030 ve 2053 vizyonunuza yönelik oluşturduğunuz yol haritasını bizlerle paylaşır mısınız?
Kurumsal karbon ayak izimizi azaltmak için çok yönlü planlarımız mevcut. Öncelikle, enerji verimliliği çözümlerimizle 12 milyon ton karbon salınımının önlenmesini sağlamayı hedefliyoruz. Kendi operasyonlarımızda, sera gazı emisyonlarımızı 2024 yılına kıyasla %10 oranında azaltmayı amaçlıyoruz. Tedarik zincirimizi de bu sürece dahil ederek, emisyonlarımızın %70’ini temsil eden tedarikçilerimizin faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonları ortalama %30 oranında düşürmeyi hedefliyoruz. İklim dostu uygulamalarımız arasında hem üretim süreçlerimiz hem de ürünlerimiz yer alıyor. Örneğin, Gebze’deki fabrikamızın çatısına kurduğumuz güneş panelleriyle yenilenebilir enerji kaynaklarını üretim süreçlerimize entegre ettik. Ürün tarafında ise eko-tasarım kriterlerini benimseyerek, Türkiye’de tasarlanan güneş enerjili Estia Hybrid UPS ve düşük kayıplı yeşil transformatörler gibi çözümler sunuyoruz. Ayrıca, ürün ambalajlarında kullanılan birincil plastikleri ağırlık bazında %80 oranında azaltma hedefimiz de bulunuyor. Geleceğe dönük olarak ise, Legrand Global’in 2030 yılına uzanan bir sürdürülebilirlik vizyonu ve “Hedef 2030” (Ambition 2030) planı bulunuyor. Bu vizyonumuz kapsamında, önümüzdeki 5 yıl içinde Ar-Ge’ye 3 milyar euro yatırım yapmayı planlıyoruz. Bu planların en güncel uygulamasını ise 2025–2027 dönemine yönelik duyurduğumuz 6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk yol haritamız oluşturuyor.
11. Yapay Zeka ve Yeşil Zeka teknolojilerini, enerji verimliliği ve çevresel performans takibi gibi alanlarda kullanıyor musunuz? Dijitalleşme süreçlerinizin sürdürülebilirlik hedeflerine katkısından bahseder misiniz?
Yapay zeka, Legrand Grup’un global vizyonunda dijitalleşme ve veriye dayalı karar alma süreçlerinin önemli bir parçası olarak konumlanıyor. Bugün global ölçekte; veri analitiği, iş süreçlerinin optimizasyonu, müşteri deneyimi ve iletişim kanallarının daha etkin yönetimi gibi alanlarda yapay zekâ tabanlı uygulamalar ve projeler hayata geçiriliyor. Türkiye’de ise bu global vizyonun bir parçası olarak, grup genelinde geliştirilen yapay zekâ uygulamalarını yakından takip ediyoruz. Özellikle veri odaklı süreçlerde ve üretim teknolojilerinde bu tür yeniliklere açık bir yaklaşımımız var.
Dijitalleşme süreçlerimizin sürdürülebilirlik hedeflerimize katkısı ise çok büyük. Dijital dönüşüm yolculuğumuz, Legrand Grup’un Endüstri 4.0 vizyonu doğrultusunda şekilleniyor. Üretim süreçlerimizi uçtan uca dijitalleştirerek operasyonel verimliliğimizi artırıyor ve büyük veri analizi ile önleyici bakım süreçlerimizi daha etkin yönetiyoruz. Dijitalleşme ve otomasyon, enerji tüketimini azaltarak daha sürdürülebilir üretim süreçleri oluşturmamıza doğrudan katkı sağlıyor. Bizim için dijitalleşme, yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal bir sorumluluk.
12. Sürdürülebilir Dünya vizyonu kapsamında yürüttüğünüz veya planladığınız Sosyal Sorumluluk projelerinizden bahsedebilir misiniz? Bu projelerin toplumsal veya çevresel etkileri nelerdir?
Sosyal sorumluluk alanında özellikle toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanıyoruz. 2024 yılı başında, Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Standardı (GEEIS) tarafından sertifikalandırıldık ve bu sertifikayı Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmanın gururunu yaşıyoruz. 2018 yılında kurduğumuz “ellegrand (Legrand’ta Kadın)” platformumuz aracılığıyla yürüttüğümüz projelerin toplumsal etkisi büyük. Bu projeler arasında elektrik sektöründe kadın sayısını artırma çalışmaları, kız çocuklarının mühendisliğe olan ilgisini artırmak için eğitim sektörüyle iş birlikleri ve farkındalık seminerleri bulunuyor. Ayrıca 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde tüm kadın çalışanlarımızın idari izinli olması gibi kadın dostu uygulamalarımız da mevcut. Eşitliğe ulaşmak için kadınlar, gençler ve engelliler gibi daha az temsil edilen veya daha az fırsat verilen gruplar için pozitif aksiyon alıyor olsak da erkek çalışanlarımız için de çalışmalar yürütüyoruz. Babalık iznini 12 güne çıkarmış olmak da bu uygulamalar arasında yer alıyor. Toplumsal etki yarattığımız bir diğer alan ise gençlerdir. 2023 yılında 30 yaş altı çalışanlarımızdan oluşan Genç Kurul’u ve 2024 yılı itibarıyla da Yönetici Aday Programı’mızı (YAP) başlattık. Bu programlarla hem gençlere kariyer yolculuklarında erken gelişim fırsatı sunuyor hem de programımızı iş ortaklarımızın yeni nesillerine de açarak sektörümüzün geleceğine katkı sağlıyoruz.
13. Röportajımızı sonlandırmadan önce, sürdürülebilir gelecek vizyonunuz doğrultusunda kamuoyuna veya sektörünüze iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Elbette. Sektörümüzdeki teknolojik gelişmeler, müşteri ihtiyaçları ve çevresel sorumluluklarımız doğrultusunda sürekli olarak kendimizi yenilemeye devam ediyoruz. İşimizin merkezinde olan enerji yönetimi ve dijitalleşmenin yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal bir sorumluluk olduğuna inanıyoruz. Dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği odağında hızla dönüşen bu sektörde, Legrand Türkiye Grubu olarak bu dönüşümün öncüsü olmaya devam edeceğiz. Tüm paydaşlarımızla birlikte, gelecekte de daha akıllı ve daha sürdürülebilir ürün ve çözümlerle hem sektörümüze hem de toplumumuza değer yaratmayı sürdüreceğiz.
Bunları da Beğenebilirsin
GENEL
Masdaf, Akıllı Pompa Sistemleriyle Verimlilik ve Dijital Dönüşüme Odaklanıyor
Yayınlandı
4 gün önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Erhan Özdemir Masdaf CEO’su
1977’den bu yana yüzde 100 yerli sermaye ile akışkan teknolojileri alanında faaliyet gösteren Masdaf, yüksek verimli pompa sistemleri, veri odaklı üretim ve dijitalleşme yatırımlarıyla sektörün dönüşümüne katkı sunuyor.
Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Masdaf olarak 1977 yılında, suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle, yüzde 100 yerli sermaye ile faaliyetlerimize başladık. Bugün 40 bin metrekare alan üzerine kurulu Düzce tesislerimizde; uçtan emişli, inline, axial ayrılabilir, yangın, kademeli, proses, dalgıç, kolonlu, kendinden emişli ve dişli pompaların yanı sıra hidrofor ve genleşme tankları da dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinde üretim gerçekleştiriyoruz. Akışkan teknolojileri alanındaki çözümlerimizi bina teknolojileri, endüstri, yangın güvenliği, tarım, altyapı ve enerji başta olmak üzere birçok sektöre sunuyor, ERP direktiflerine uygun olarak geliştirdiğimiz yüksek verimli pompa sistemlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. 4 binin üzerinde farklı ürün üretiyor olmamız da farklı sektörlerin ve pazarların ihtiyaçlarına yönelik geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğumuzu gösteriyor.
Pompa sektöründe Türkiye, son yıllarda güçlü bir teknolojik dönüşüm sürecinden geçiyor. Artık yalnızca suyun taşınması değil, bunun minimum enerjiyle, maksimum verimlilikte ve sistem bütünlüğü içinde yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, sektörü daha akıllı, entegre ve yüksek standartlı çözümlere yönlendiriyor. Yerli üreticiler, yüksek verimli pompa sistemleri, frekans kontrollü sürücüler (VFD), sistem optimizasyonu ve akıllı kontrol çözümleri gibi ileri teknolojileri kendi bünyelerinde geliştirebilir hale geldi. Bu da Türkiye’yi sadece ürün üretiminde değil, mühendislik ve teknoloji geliştirme alanında da rekabetçi bir konuma taşıyor.
Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?
Dijitalleşmeyi müşteri deneyimini geliştiren uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Departmanız ile tüm dijital dönüşüm çalışmalarımızı tek çatı altında topladık ve veri odaklı bir yapıya geçiş sürecini başlattık. Gelişmiş analitik uygulamaları ve yapay zekâ kullanımını süreçlerimize kademeli olarak entegre etmek üzere projeler geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı veri ve sensör teknolojileri sayesinde sistem performansını daha yakından izlemeyi, müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebilmeyi ve kullanım süreçlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda hedefimiz yalnızca operasyonel verimlilik sağlamak değil, müşterilerimizin enerji tüketimini optimize eden, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı sistemler geliştirmek.
Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Üretim tesislerimizde MES sistemimiz var. Üretimden gerçek zamanlı verileri alıp analiz ediyor, bunu da üretim süreçlerimizin iyileştirilmesi için kullanıyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimimizin daha da dijital olması için çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, kısa bir süre içinde tüm operasyonel süreçlerin dijitale taşındığı bir yapıya dönüşmek.
BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?
Bu konular pompa sektörü için nispeten yeni konular. IoT, uzaktan izleme, dijital ikiz, dijital öğrenme gibi konularda ilgili departmanlarımızın çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların meyvelerini hep beraber görme şansına sahip olacağız.
Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?
Uzaktan izleme ve enerji optimizasyonu ile ilgili ülkemizin önemli bir kuruluşu ile ortak proje yürütüyoruz. Bu projenin hedeflerine ulaşması ile birlikte diğer müşterilerimize de tasarladığımız sistemleri sunma şansına sahip olacağız.
Haziran ayında yeni ıslak rotorlu sirkülasyon pompamız olan Omnia serisi pompalarımızın lansmanını yaptık. Bu pompalar, entegre frekans kontrol ünitesi ve özel yazılımı ile tüm tesisat uygulamalarının zorlu şartlarına tam uyum sağlıyor.
Ürün geliştirme vizyonumuzu enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyoruz. Pompa sistemlerinin dünya elektrik tüketimindeki önemli payı nedeniyle, geliştirdiğimiz her yeni üründe yüksek verimli motorlar, frekans kontrollü sürücüler ve akıllı kontrol teknolojilerine odaklanıyoruz.
Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği, üretim anlayışımızın merkezinde yer alıyor. Ürünlerimizi geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlıyor, kullanım ömürlerini tamamladıklarında tekrar sisteme kazandırılabilir şekilde üretiyoruz. Pompalar, dünya genelindeki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 22’sinin gerçekleşmesinde rol oynuyor. Bu nedenle yalnızca ürün bazında değil, sistem verimliliği üzerinden de enerji tüketimini azaltmaya odaklanıyoruz. Yeni ürünler geliştirirken mevcut ürün portföyümüzün enerji verimliliğini artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üretim süreçlerimizi de bu yaklaşımla şekillendiriyoruz. Düzce’deki üretim tesisimizde güneş enerjisi sistemine yatırım yaptık ve yıllık ortalamada tesisimizde tüketilen elektriğin yüzde 60’ını güneş enerjisinden sağlıyoruz. İlave GES kapasitesi ile ilgili de onay süreçlerini tamamladık. En kısa sürede bunu da hayata geçirip “elektrik pozitif” olmayı amaçlıyoruz.
Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?
2030 hedeflerimiz doğrultusunda tüm ürün portföyümüzü akıllı sistemlerle entegre hale getirmeyi, uzaktan izlenebilir ve yönetilebilir pompa teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda dijital sensörler, gelişmiş analitik uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler ve uzaktan izleme teknolojileri dijital dönüşüm çalışmalarımızın odağında yer alıyor.
GENEL
İstanbul Teknik, Üretim Gücünü Ar-Ge ve İzlenebilirlik Çözümleriyle Pekiştiriyor
Yayınlandı
4 gün önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Cemil Aytaç Fabrika Müdürü İstanbul Teknik İnşaat A.Ş.
Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi İstanbul Teknik, geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine uzanan geniş ürün yelpazesini mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle destekliyor.
- Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle bu sayınızda görüşlerimize yer verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim.
İstanbul Teknik’i, yapı malzemeleri alanındaki üretim gücünü mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle bir araya getiren güçlü bir çözüm ortağı olarak tanımlayabilirim. Geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine, asfalt katkılarından mermer güçlendirme çözümlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz.
Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi olarak yalnızca ürün sunmuyor; uzman kadromuzla projelerin ihtiyaçlarına özel çözümler de geliştiriyoruz. Ar-Ge Merkezimizde üniversiteler ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde ürünlerimizi ve üretim süreçlerimizi sürekli geliştirirken ülkemizin bu alanlardaki yurt dışı bağımlılığını azaltmaya yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyoruz.
Bugün güçlü üretim altyapımız, geniş satış ağımız ve uluslararası pazarlardaki deneyimimizle Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerindeki önemli projelerde yer alıyoruz. Bizi sektörde farklılaştıran temel yaklaşımın; üretim gücünü, bilimsel araştırmaları ve mühendislik deneyimini aynı yapı altında buluşturmamız olduğunu düşünüyorum.
- Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?
Dijitalleşme, rekabeti yalnızca hız ve verimlilik üzerinden değil; kalite, şeffaflık, izlenebilirlik ve değişen ihtiyaçlara hızlı yanıt verebilme kabiliyeti üzerinden de yeniden şekillendiriyor.
Fabrikamızda üretim, kalite kontrol, stok ve sevkiyat süreçlerinden elde ettiğimiz verileri dijital sistemler üzerinden takip ediyoruz. Bu sayede üretim süreçlerimizi daha doğru planlayabiliyor, olası aksaklıkları daha hızlı tespit edebiliyor ve kararlarımızı güncel verilere dayanarak alabiliyoruz. Kullandığımız sistemleri gelişen teknolojilere ve ihtiyaçlarımıza uygun şekilde sürekli güncelliyor ve geliştiriyoruz.
Dijitalleşmenin sağladığı veri bütünlüğü, departmanlar arasındaki bilgi akışını da güçlendiriyor. Böylece hem kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor hem de kalite sürekliliğini ve üretimde izlenebilirliği destekliyoruz.
- Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Üretim ve dijitalleşme alanında yakın dönemde öne çıkan iki önemli gelişmemiz bulunuyor.
Bunlardan ilki, fabrikamızda kapsamlı bir yaklaşımla yürüttüğümüz dijital dönüşüm süreci. Bu süreçte çalışanlarımız dijital dönüşüm alanındaki eğitimlere katılarak süreçlerinin büyük bir kısmını dijitale taşıdı. Ardından işletmelerin dijitalleşme seviyesini ölçen ve gelecek çalışmalara yönelik bir yol haritası sunan Dijital Dönüşüm Değerlendirme Modeli (DDX) raporumuzu aldık. Böylece fabrikamızın dijital dönüşümdeki sonuçlarını değerlendirirken atacağımız yeni adımları da daha sistemli biçimde planlama imkânı elde ettik.
Hayata geçirdiğimiz uygulamalar sonucunda üretim verimliliğimizi yüzde 25 artırırken veri girişlerine ayrılan süreyi üçte bir oranında azalttık ve kurumsal hafızamızı güçlendirecek dijital arşivimizi oluşturmaya başladık. Bu çalışmalar iş kazalarının azalmasına da katkı sağladı. Bu çalışmalarımız, Bolu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından “Dijital Dönüşüm Farkındalık Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olurken gelecekte atacağımız adımlar için de bize cesaret verdi ve motivasyonumuzu artırdı.
İkinci önemli gelişmemiz ise yakın dönemde hayata geçirdiğimiz “Kaliteme Güveniyorum” sistemi. Sektör liderliğimizin getirdiği sorumlulukla geliştirdiğimiz, ülkemizde ilk ve tek, dünyada ise benzerine rastlanmayan bu sistemle ürettiğimiz her bir ürünün hammaddeden başlayan üretim yolculuğuna ait verileri, üretim öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen testlerin sonuçlarını ve Ar-Ge Merkezi laboratuvarımızda hazırlanan analiz raporlarını, ürünlerimizin üzerine yerleştirdiğimiz QR kod aracılığıyla müşterilerimizle paylaşıyoruz.
Bu sistemle müşterilerimiz genel veya örnek bir teknik dokümana değil; doğrudan satın aldıkları ürüne ait hammadde analizlerine, üretim bilgilerine, kalite kontrol sonuçlarına ve teknik verilere ulaşabiliyor.
Elbette müşterimizin karşısında bir QR kod olarak görünen sistemin arkasında oldukça kapsamlı bir yazılım altyapısı ve birbiriyle bağlantılı dijital süreçler bulunuyor. Süreç, hammaddenin satın alınması ve kontrol edilmesiyle başlıyor; uygun bulunan hammaddenin üretime alınması, üretim, kalite kontrol ve sevkiyat aşamalarına kadar devam ediyor. Tüm bu adımların atlanmadan, gözden kaçırılmadan ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi yazılım tarafından kontrol ediliyor.
Bu sistemle kaliteyi yalnızca beyan etmiyor; üretimin her aşamasında denetliyor, kayıt altına alıyor ve müşterilerimizin kontrolüne sunuyoruz. Özellikle farklı zamanlarda ve partiler hâlinde teslimat yapılan büyük projelerde ürünlerin aynı kalite ve teknik özellikleri taşıdığının izlenebilmesini sağlıyoruz.
“Kaliteme Güveniyorum” sistemini yazılımı, üretim süreçlerini, laboratuvar çalışmalarını, sevkiyatı ve teknik desteği aynı yapı içinde buluşturan bütüncül bir dijital dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz. Sistemin vaadini de oldukça açık ifade ediyoruz: “Kaliteme güveniyorum ve bunu kanıtlıyorum.”
- Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?
Geosentetik ürünlerimiz karayolları, demiryolları, havaalanları, maden sahaları, atık depolama tesisleri, barajlar ve istinat yapıları gibi büyük ölçekli altyapı projelerinde ve konut projelerinde kullanılıyor. Zemin güçlendirme, ayırma, filtrasyon, drenaj, erozyon kontrolü ve sızdırmazlık gibi farklı mühendislik işlevlerine yönelik çözümler geliştiriyoruz.
Konut ve ticari yapılarda ise su ve ısı yalıtımı, drenaj, yeşil çatı ve peyzaj sistemleri konusunda ürün ve çözüm sunuyoruz.
Ürünlerimizin kullanıldığı projelerin uzun ömürlü, sürdürülebilir ve güvenli biçimde hizmet verebilmesinde kalitenin belirleyici bir rol taşıdığını biliyoruz. Bu nedenle yüksek teknik performansı, kalite sürekliliğini ve projeye özel ihtiyaçları ürün geliştirme çalışmalarımızın merkezinde tutuyoruz. Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz çözümlerde dayanıklılığın yanı sıra kaynakların verimli kullanılması ve çevresel etkilerin azaltılmasını da önceliklendiriyoruz.
- Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Dijital teknolojiler, sürdürülebilirlik çalışmalarının ölçülebilir ve yönetilebilir hâle gelmesini sağlıyor. Üretim, kalite, stok ve sevkiyat verilerinin takip edilmesi; kaynak kullanımının daha doğru planlanmasına, gereksiz üretimin ve ürün kayıplarının azaltılmasına katkı sunuyor. Kalite sürekliliğinin izlenmesi de hatalı üretim ve tekrar iş yapma ihtimalini azaltarak kaynak verimliliğini destekliyor.
Dijital doküman kullanımıyla basılı materyal ihtiyacını azaltıyor; ürünlere ait teknik belgeleri, test sonuçlarını ve uygulama bilgilerini dijital kanallar üzerinden erişilebilir hâle getiriyoruz. “Kaliteme Güveniyorum” sistemi de bu yaklaşımın bir parçası. Ürüne ilişkin güncel bilgi ve belgelerin QR kod üzerinden paylaşılması hem bilgiye erişimi kolaylaştırıyor hem de dokümantasyon süreçlerini daha verimli hâle getiriyor.
Aynı zamanda geliştirdiğimiz çözümler; yapıların ve altyapıların kullanım ömrünü uzatmaya, bakım ve yenileme ihtiyacını azaltmaya ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlıyor. Dijital veriler ise bu ürünlerin üretimden uygulamaya kadar daha doğru yönetilmesini destekliyor.
Sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli bir boyutunu da yenilenebilir enerji kullanımı oluşturuyor. Bu doğrultuda fabrikamızda hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi yatırımıyla elektrik ihtiyacımızın önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya başladık. Dijital sistemler aracılığıyla enerji üretimimizi ve tüketimimizi takip ederek kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor, sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ölçülebilir verilerle destekliyoruz.
- Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?
Teknoloji sürekli gelişirken iş yapış biçimleri ve müşteri beklentileri de değişiyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde de yeni teknolojileri yakından takip etmeye, ihtiyaçlarımıza uygun sistemleri mevcut süreçlerimize entegre etmeye ve dijital altyapımızı sürekli geliştirmeye devam edeceğiz.
Amacımız, yalnızca güncel teknolojilere uyum sağlamak değil; bu teknolojileri üretim kalitemizi, operasyonel verimliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz hizmeti ileriye taşıyacak şekilde kullanmak. Fabrikamızdaki süreçleri gelişen teknolojilere uygun şekilde sürekli güncellemeye, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeye ve üretimimizi daha verimli, güvenli ve izlenebilir hâle getirecek uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceğiz.
GENEL
Form MHI Klima Sistemleri, Güçlü Bayi Ağı ve Yeni Nesil Çözümleriyle Büyümesini Sürdürüyor
Yayınlandı
4 gün önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Form MHI Klima Sistemleri – VRF Sistemler Genel Müdür Yardımcısı Uğur Bayülgen
Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana sürdürdüğü iş birliğini 2019’da ortaklığa taşıyan Form MHI Klima Sistemleri; split, multi-split, VRF ve ısı pompası çözümleriyle iklimlendirme sektöründeki konumunu güçlendiriyor.
- Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Japon teknoloji devi Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana başarılı şekilde devam eden ve 2019 yılında ortaklığa dönüşen bir iş birliğimiz bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında kurulan Form MHI Klima Sistemleri firmamız; split klimalar, multi-split klimalar, profesyonel klimalar, ısı pompaları ve VRF sistemlerin yer aldığı ürün gamını kullanıcılarla buluşturuyor.
Tecrübeli mühendis kadromuzla projelere ve dizayn ofislerine verdiğimiz mühendislik desteğinin yanı sıra, split, multi-split, profesyonel seri klimalar ve konut tipi ısı pompalarını Türkiye genelindeki 120 mağazamız aracılığıyla son tüketiciye ulaştırıyoruz. Hava kaynaklı konut tipi ısı pompaları konusunda hem Japon Mitsubishi Heavy hem de İtalyan Clivet markalarımızla müşterilerimize hizmet veriyoruz. Her iki ürün de Form MHI Klima bayilerinde kullanıcılarımızla buluşuyor. Halihazırda 120’yi aşan bayi sayımızı, 2026’da da yüzde 20 oranında artırmayı hedefliyoruz. VRF sistemleri konusunda ise uzun yıllardır Türkiye’nin en büyük 2 firmasından biri konumundayız.
İhracat tarafında ise MHI yapılanması kapsamında sorumluluğumuzda bulunan Türki Cumhuriyetler, Kıbrıs, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyümeye devam ediyoruz. Kısa vadede Tunus, Cezayir, Fas ve Güney Afrika pazarlarında da faaliyet göstermeyi hedefliyoruz.
- Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin odağını yalnızca ürün performansından, veri odaklı hizmet anlayışına taşıdı. Günümüzde müşteriler; enerji tüketimi takip edilebilen, uzaktan izlenebilen ve akıllı otomasyon sistemleriyle entegre çalışabilen çözümleri tercih ediyor. Bu nedenle veri yönetimi ve gerçek zamanlı analizler hem operasyonel verimlilik hem de müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıyor.
Özellikle büyük ölçekli projelerde sistem performansının izlenmesi, enerji tüketiminin takip edilmesi ve bakım süreçlerinin daha planlı yürütülmesi müşteri memnuniyetini doğrudan etkiliyor.
Üretim tarafında ise otomasyon ve Endüstri 4.0 uygulamaları kaliteyi artırırken üretim süreçlerini daha verimli hale getiriyor. Sensör teknolojileri, robotik otomasyon ve dijital üretim takip sistemleri sayesinde hem kalite standartları yükseliyor hem de bakım süreçleri daha proaktif yönetilebiliyor.
- BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?
BIM, dijital ikiz ve IoT teknolojileri özellikle büyük ölçekli projelerde tasarım, uygulama ve işletme süreçlerini önemli ölçüde iyileştiriyor. Bu teknolojiler sayesinde projeler daha doğru planlanıyor, enerji performansı izlenebiliyor ve bakım süreçleri daha verimli yönetiliyor. AR ve VR ise teknik eğitimlerde ve proje sunumlarında giderek daha fazla kullanılmaya başladı.
Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın en büyük etkisini enerji optimizasyonu, öngörüsel bakım ve akıllı bina yönetim sistemlerinde göreceğimizi düşünüyorum. Yapay zekâ, sistemlerin kullanıcı alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek enerji tüketimini otomatik olarak optimize eden yaygın bir teknoloji haline gelecek.
- Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?
Isı pompaları, enerji verimliliği ve düşük karbon emisyonu hedefleri doğrultusunda son yılların en hızlı gelişen teknolojilerinden biri oldu. Daha yüksek verimlilik sağlayan inverter teknolojileri, düşük sıcaklıklarda çalışma kabiliyetinin artması ve çevre dostu yeni nesil soğutucu akışkanlar bu gelişimin temel unsurları arasında yer alıyor.
Önümüzdeki dönemde sadece konutlarda değil; oteller, ofisler, hastaneler ve ticari yapılarda da kullanımının hızla artacağını öngörüyoruz. Yenilenebilir enerji sistemleriyle birlikte çalışabilmesi de ısı pompalarını geleceğin en önemli iklimlendirme çözümlerinden biri haline getiriyor.
- VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?
VRF sistemleri, yüksek enerji verimliliği, bağımsız zon kontrolü ve esnek tasarım imkânı sayesinde büyük ölçekli projelerde en çok tercih edilen çözümler arasında yer alıyor. Aynı anda farklı mahallerde farklı sıcaklık ihtiyaçlarını karşılayabilmesi hem kullanıcı konforunu hem de işletme verimliliğini artırıyor.
Ticari ve kamu projelerinde yatırım maliyeti kadar yaşam döngüsü maliyeti, enerji tüketimi, servis altyapısı, sistem güvenilirliği ve bina otomasyon sistemleriyle entegrasyon kabiliyeti de karar sürecinde belirleyici kriterler haline gelmiş durumda.
- İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı.
Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?
Pandemi sonrası dönemde iç hava kalitesi kullanıcılar açısından çok daha önemli hale geldi. Artık yalnızca sıcaklık kontrolü değil; temiz hava, doğru nem seviyesi ve hijyenik ortam sağlanması da iklimlendirme sistemlerinden beklenen temel özellikler arasında yer alıyor.
Bu doğrultuda gelişmiş filtrasyon sistemleri, taze hava çözümleri, ısı geri kazanım sistemleri ve akıllı sensörlerle çalışan otomasyon teknolojileri sayesinde hem enerji verimliliği hem de sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.
- Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Dijital teknolojiler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada en önemli araçlardan biri haline geldi. Gerçek zamanlı enerji izleme sistemleri ve veri analitiği sayesinde enerji tüketimi sürekli takip edilerek gereksiz kaynak kullanımı azaltılabiliyor.
Bunun yanında üretim süreçlerinde otomasyon, kaynak verimliliğini artırırken atık miktarını da azaltıyor. Yenilenebilir enerjiyle uyumlu sistemlerin geliştirilmesi ve yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması da karbon emisyonlarının azaltılmasına önemli katkı sağlıyor.
Biz de yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması, ısı pompası gibi düşük karbonlu çözümlerin daha geniş kullanım alanı bulması ve dijital izleme teknolojilerinin projelere daha fazla entegre edilmesiyle karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz.
- Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor? Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?
Avrupa Birliği’nin F-Gaz düzenlemeleri, sektörümüzün daha çevreci teknolojilere yönelmesini hızlandıran önemli bir dönüşüm süreci başlattı. Düşük GWP değerine sahip yeni nesil soğutucu akışkanlar artık ürün geliştirme süreçlerinin temel odak noktalarından biri haline geldi.
Bu dönüşüm yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda enerji verimliliğini artıran önemli bir fırsat olarak görülmeli. Önümüzdeki yıllarda yüksek verimli ve çevre dostu sistemlerin sektör standardı haline geleceğini düşünüyoruz. Biz de bu dönüşümü, ürün gamımızı ve teknoloji yatırımlarımızı şekillendiren temel başlıklardan biri olarak görüyoruz.
- Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?
Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, IoT, akıllı bina sistemleri, dijital ikiz uygulamaları ve düşük karbonlu iklimlendirme teknolojileri sektörün gelişimine yön verecek. Sistemler artık sadece çalışan cihazlar değil, kendi performansını analiz eden ve optimize edebilen akıllı platformlara dönüşecek.
Biz de bu dönüşüme; dijital altyapımızı güçlendirerek, enerji verimliliği yüksek ürünlere yatırım yaparak ve çalışanlarımızın teknik yetkinliklerini sürekli geliştirerek hazırlanıyoruz. Dijitalleşmenin gelecekte rekabet avantajı sağlayan en önemli unsurlardan biri olmaya devam edeceğine inanıyoruz.
Son Yazılar
- CUBOARTE PETRA ile Duvarlarda Yeni Bir Yüzey Deneyimi Ağustos 17, 2026
- Limak Çimento İskenderun’da inşa ettiği Düşük Karbonlu Çimento Terminali ile dünya pazarlarına erişimini güçlendiriyor Ağustos 17, 2026
- Bticino Light Now, Estetik Tasarımı Yeni Nesil Akıllı Teknolojilerle Buluşturuyor Ağustos 17, 2026
- DYO Bayileriyle Yeni Dönemin Ekonomisini ve Büyüme Fırsatlarını Değerlendirdi Ağustos 17, 2026
- Habib Makina ve Alman BDS’den Çelik İşleme Sanayisine Özel Delme Teknolojileri Ağustos 17, 2026
- Wilo, EcoVadis’te Rekor Skora Ulaştı Ağustos 14, 2026
- Depreme dayanıklı yapıların gücü su yalıtımından geçiyor Ağustos 14, 2026
- İZODER’DEN 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİN 27. YILINDA AÇIKLAMA Ağustos 14, 2026
- Panasonic’in Türkiye’deki ilk showroom’u Antalya’da açıldı Ağustos 14, 2026
- Mitsubishi Electric, M70 ve M700 NC Üniteleri İçin Türkiye’de Yenileme Hizmeti Sunmaya Başladı Ağustos 14, 2026
- Herpa Maden, 2 Adet Komatsu PC700 ile Filosunu Gençleştirdi Ağustos 14, 2026
- Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın net operasyonel geliri yüzde 25 artarak 116 milyon Euro’ya ulaştı Ağustos 14, 2026
- Büyüme odağını stratejik alanlara çeviren Sabancı’dan ilk yarıda güçlü performans Ağustos 14, 2026
- Kimpur, Avrupa Yapı Sektöründeki Konumunu Güçlendiriyor Ağustos 14, 2026
- Yapılarda Yangın Güvenliği İçin Güvenilir Su Kaynağı Şart Ağustos 13, 2026
Trendler
GENEL2 yıl önceSektörel Liderlikte Bir Adım Daha: Hareket, Heavy Lift Awards’da İnovasyon Ödülü Aldı!
GENEL2 yıl önceİklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği, Venedik Sarayı’nda Heat Pump Technologies ve Mostra Convegno Expocomfort Fuarlarının Tanıtım Lansmanına Katıldı
GENEL2 yıl önceAlarko Carrier, 11 Yıldır İhracatta Zirvenin Sahibi!
GENEL2 yıl önceSika Yapı Kimyasalları, Deprem ile İlgili Bilinçlendirme Projesine devam ediyor
GENEL2 yıl önceEnerji verimliliğinin yolu ısı yalıtımından geçiyor
GENEL2 yıl önceİsra Portföy’ün Birinci ve İkinci GSYF İhraç Belgelerine SPK’dan Onay Geldi
RÖPORTAJ2 yıl önce“İklimlendirme Sektöründe Kullanıcıların Daha İyi Bir Yaşam Sürmelerine Yardımcı Olacak Yeniliklere Öncülük Etmeyi Sürdüreceğiz”
SEKTÖREL2 yıl önceDoka Türkiye, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında bu yılın merakla beklenen TurkeyBuild Fuarı’na katılım sağlayacak









