İzocam: 60 Yıldır Güvenli ve Sürdürülebilir Yapılar İçin Çalışıyor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

İzocam: 60 Yıldır Güvenli ve Sürdürülebilir Yapılar İçin Çalışıyor

Yayınlandı

-

İzocam Genel Direktörü Murat Savcı
Türkiye yalıtım sektörünün öncüsü İzocam, 2025’te 60. yılını “Biz Geleceğiz” mottosuyla kutluyor. Yangın güvenliğinin toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çeken şirket, A1 ve A2 sınıfı yanmaz malzemelerle yapılan doğru uygulamaların can kayıplarını ve maddi zararları en aza indirdiğini vurguluyor.

  1. Öncelikle; firmanızı kısaca tanıyarak, markanız hakkında bilgi alabilir miyiz?

İzocam, Türkiye yalıtım sektörünün öncüsü olarak 1965 yılında kurulmuştur. Ülkemizde yalıtım malzemelerinin üretimi İzocam’ın kuruluşu ile başlamıştır. Kurulduğumuz günden bu yana ürün kalitemiz, çevreye saygılı üretimimiz, yalıtım bilincini geliştirmek için yaptığımız çalışmalar ve uzun yılların deneyim ve tecrübesi ile pek çok alanda elde ettiğimiz başarılarla birlikte ISO ilk 500’de daima yerimizi almaktayız. Diğer taraftan insan odaklı çalışma anlayışını benimseyen bir markayız. 2018 yılından beri Top Employer (En İyi İşveren Markası) sertifikasına sahip bir firma olarak, çağın gerekliliklerine uygun ve yeni neslin ihtiyaçlarını karşılayan çözümler tasarlayıp geliştirmeye de devam etmekteyiz.

İzocam olarak “Bugünlere Yalıtım, Yarınlara Yatırım” stratejisi ile faaliyetlerimize devam ediyor, ilk kurulduğumuz günden bu yana olduğu gibi, 60’ıncı kuruluş yıldönümümüzü kutladığımız 2025 yılında da ülkemizin enerji verimliliği, sürdürülebilir üretim ve ekonomik kalkınma hedeflerine doğrudan katkı sağlayan çalışmalara öncülük etmeyi hedefliyoruz. 2025 yılı için belirlediğimiz “Biz Geleceğiz” mottomuzla İzocam’ın liderlik, güvenilirlik, çevre dostu, yenilikçi ve enerji verimliliğine odaklanan stratejik yaklaşımını geleceğe taşımayı amaçlıyoruz.

  1. Türkiye’deki mevcut Yangın Yönetmeliklerinin uluslararası standartlarla uyumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Son yıllarda Türkiye’deki Yangın Güvenliği standartlarında öne çıkan değişiklikler nelerdir? 

Günümüz yapı sektöründe sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve yaşam konforu kadar, yangın güvenliği de her zamankinden daha kritik bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Güvenli yapılar inşa etmek, yalnızca teknik bir zorunluluk değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Yangın güvenliği ise bu sürecin en temel bileşenlerinden biridir. Günümüzde sanayi yapıları, kamu binaları, alışveriş merkezleri, okul, hastane, otel gibi toplu kullanımların yoğun olduğu binalarla birlikte konut projelerinde de yangına dayanımlı malzeme kullanımı artık bir seçenek değil, zorunluluk haline gelmiştir.

Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, Türkiye’deki binaların yangına karşı güvenliğini sağlamak amacıyla bir dizi kılavuz ve standart belirlemiştir. Yönetmelik ilk olarak 2002 yılında yayınlanmış ve 2007 yılında revize edilmiştir. 2024 yılının başında hazırlanan Uygulama Kılavuzu ile yönetmeliğin mimari ve inşai yangın güvenlik önlemlerini kapsayan ilk 66 maddesine açıklayıcı görseller ve ilave açıklamalar getirilmiştir. Yönetmelik kamu kurum ve kuruluşları, özel kuruluşlar ve gerçek kişilerce kullanılan her türlü yapı, bina, tesis ve işletmenin, tasarımı, yapımı, işletimi, bakımı ve kullanımı safhalarında çıkabilecek yangınların en aza indirilmesini ve herhangi bir şekilde çıkabilecek yangının can ve mal kaybını en aza indirerek söndürülmesini sağlamak üzere, yangın öncesinde ve sırasında alınacak tedbirlerin, organizasyonun, eğitimin ve denetimin usul ve esaslarını belirlemektedir. Öncelikli olarak taşıyıcı sistemin ve binanın belirlenen süre içinde stabil kalması esas alınırken, her binada binanın işlevine göre bölme duvarlar, kaçış yolları, kompartmanlar vb tüm alanlar dikkate alınarak neler yapılması gerektiği detaylandırılmaktadır. Yalıtımın yangın güvenliği açısından önemi de yine yönetmelikte vurgulanmaktadır.

Doğru malzemelerle ve işçilikle yapılmış yangın yalıtımı uygulamaları, tüm binalarda yangın risklerini en aza indirmektedir. Yangın esnasında alevler bir anda artarken, yalıtım uygulamaları, yangın sırasında hem alevlerin yayılmasını geciktirmekte hem de zehirli gazların oluşmasını önlemektedir. Dolayısıyla taşyünü ve camyünü gibi mineral yünler ile yapılan uygulamalar, yangından kaçış ve itfaiyenin olay yerine intikal etme süreçleri için zaman kazandırmakta ve yangının verdiği zararı azaltabilmektedir. Aynı zamanda, bu malzemeler yüksek ısıya dayanıklı yapıları sayesinde yapısal elemanların çökmesini önleyerek, binanın genel dayanımını artırmaktadır.

  1. Yangın güvenliği açısından kullanılan malzemelerin özellikleri ve doğru uygulamaların önemi nedir? Mevzuat ve standartlar çerçevesinde yalıtım malzemeleri yapıların güvenliği için nasıl bir rol oynamaktadır? 

Yangın çıkması ve yayılması hem bina sahipleri hem de binada yaşayanlar için ciddi bir endişe kaynağıdır. Günümüzde binalar, hemen alev alan yüksek derecede yanıcı malzemelerle doludur. Yangın, sadece birkaç dakika içinde yayılır, yani sıcaklık artar, odanın içindeki eşyalar tutuşmaya başlar ve çıkan zehirli dumanlar odaya dolar. Zehirli duman solumak ciddi solunum komplikasyonlarına neden olabilir. Yangın vakalarında duman zehirlenmesi ile oluşan ölümler ilk sırada yer almakta ve yanık kaynaklı ölümlerden üç kat fazla sıklıkta görülmektedir. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası’nın 2023 verilerine göre de, ülkemizde sadece bir yıl içinde 496 endüstriyel yangın ve 33 patlama meydana gelmiştir. Bu olaylar sonucunda 22 işçi hayatını kaybetmiş, 152 işçi ise yaralanmıştır. Dolayısıyla yangınlar, yalnızca maddi kayıplara değil; insan hayatına mal olan, telafisi imkansız sonuçlar doğuran afetlerdir. Bu çarpıcı istatistikler, yangın yalıtımının önemini gözler önüne sermekte ve doğru uygulamaların aciliyetini vurgulamaktadır. Yangın esnasında yanmayacak veya yangının büyümesine katkı sağlamayacak malzemeleri seçmek hayati önem taşımaktadır.

TS EN 13501 standartında malzemelerin yangın sınıfı A’dan F’ye doğru sınıflandırılmıştır. A sınıfı en iyi yangın performansını (yanmaz), B, C, D, E sınıfları sırasıyla azalan yangın performanslarını ifade eder. F sınıfı ise yangın performans özelliklerinin belirlenemediği ürünlerin sınıfıdır. Standartta yanmazlık sınıfı dışında iki önemli ek sınıflandırma daha mevcuttur. “s” (smoke) duman etkisini ve “d” (drop) damlama etkisini ifade eder. Duman etkisi ifade edilirken s1-s3 skalasında, s1 en düşük duman yayılımını, s3 en yüksek duman yayılımını gösterir. Alev damlacığını ifade eden sınıflandırmada d0 damlama olmadığını gösterirken d2 yüksek damlamayı anlatır. A1 sınıf yanmaz malzemeler damlama ve duman etkisi içermeyen ürünleri kapsadığından bu sınıfta s ve d skalası kullanılmaz. Özellikle dış cephe ve bölme duvar sistemlerinde kullanılan yalıtım malzemeleri, yönetmelikte belirtilen A1 ve A2 sınıfı yanmazlık kriterlerine uygun olduğunda, yangının katlar arasında veya komşu alanlara yayılması engellenmektedir. Ayrıca, pencere kenarları ve çatı arası gibi kritik alanlarda oluşturulan yangın bariyerleri sayesinde yangın etkisi sınırlanabilmektedir. 

Ülkemizde Binalarda Yangın Güvenliği Yönetmeliği başta olmak üzere mevcut mevzuatlara uyum sağlamak, kullanılan malzemelerin belgelendirilmesini ve uygulamaların denetlenmesini sağlamak hayati öneme sahiptir. 2024 yılında yayımlanan yeni uygulama kılavuzu ise, mimari ve inşai güvenlik tedbirlerinin daha anlaşılır ve görsel destekli şekilde uygulanmasına olanak sağlamıştır. Bu tür düzenlemeler, yatırımcılar ve uygulayıcılar için rehber niteliğinde olup, yapıların güvenli, uzun ömürlü ve sürdürülebilir olmasına katkıda bulunmaktadır.

Yangın güvenliği, yapının projelendirme aşamasından itibaren ele alınmalı; kullanılan malzemelerin yanmazlık sınıflarına göre seçilmesi, uygulamaların uzman ekipler tarafından ve mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Özellikle endüstriyel yapılarda üretim öncesi ekipmanlara ve hatlara uygulanan yalıtımlar, olası riskleri minimize ederek yangının başlangıç aşamasında kontrol altına alınmasına katkıda bulunur.

Sonuç olarak; yangına dayanıklı binalar inşa etmenin hem can güvenliğini sağlamak hem de yatırımları korumak için en temel sorumluluklardan biri olduğu unutulmamalıdır. İzocam olarak, bu sorumluluğu taşımanın bilinciyle hareket etmeye ve Türkiye’nin her köşesinde güvenli yapılar inşa edilmesine katkı sunmaya devam etmekteyiz.

  1. Yangın Güvenliğinde Yeni Nesil Çözümler kapsamında, son dönemde geliştirmiş olduğunuz ve pazara sunduğunuz ürünleriniz ile öne çıkan hizmetleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Mineral yün ürün kategorisindeki İzocam Camyünü ve İzocam Taşyünü ürünlerimiz, ısı ve ses yalıtımının yanında yüksek yangın güvenliği de sağlamaktadır. İzocam Camyünü; binalarda ve endüstride çalışma sıcaklığı 250 ⁰C’ye kadar olan uygulamalarda kullanılabilen hafif, esnek, ekonomik ve yanmaz bir ısı ve ses yalıtım malzemesidir. Çoğunlukla çatı, duvar, tesisat ve ara bölme yalıtımlarında kullanılır. İzocam Taşyünü ise binalarda ısı, ses ve yangın yalıtımı sağlamasının yanında 350 – 650 ⁰C arasındaki yüksek sıcaklıktaki endüstriyel uygulamalarda da kullanılabilmektedir. İzocam Taşyünü ürünler, İzocam Camyünü ürünlere göre daha yüksek sıcaklığa dayanıklı ürünler olduğundan yangın yalıtım çözümlerinde daha yüksek sürelerde yangın dayanımı sağlamaya da yardımcı olmaktadır.

Yangın güvenliğinde öne çıkan İzocam markalı ürünlerimiz hakkında detaylı bilgi vermem gerekirse, örnek olarak farklı kalınlıklarda üretilerek, ara bölme duvarlarda, ısı ve üstün ses yalıtımı sağlayan İzocam Mineral Yün Ara Bölme Levhası ürünümüz A1 sınıfı yanmaz özelliği sayesinde olası yangınlarda zaman kazandırmaktadır. Su itici özellikli ve bir yüzeyi siyah camtülü kaplı olan İzocam Mineral Cephe Levhası ise; giydirme cephe sistemlerinde, cam, granit, mermer, alüminyum, ahşap vb. cephe kaplamalarının arkasında ısı ve ses yalıtımının yanı sıra yangın güvenliği amacıyla kullanılmaktadır. Dış duvarların iç yüzeylerinde, iç bölme ve komşu duvarlarda, merdiven ve asansör boşluklarına bitişik duvarlarda, ahşap karkas yapıların içten giydirilmesinde ses ve ısı yalıtımı amacıyla kullanılan Mineral yün İzocam Kalibel ürünümüz yanmaz bir ürün olarak binaların yangın güvenliğine katkı sağlarken, küf ve nem oluşumuna karşı da duvarları korumaktadır. Sanayi tesislerinde, proses ekipmanlarında, büyük çaplı borularda ısı yalıtımı ve yangın güvenliği amacıyla kullanılan İzocam Taşyünü Sanayi Levhası, TS EN 13501-1’e göre yanmaz malzemeler olan A1 sınıfında bulunmaktadır. İzocam Taşyünü Sanayi Şiltesi ise yanmazlık özelliği sayesinde çok yüksek sıcaklığa sahip yerlerin ısı, ses ve yangın yalıtımını mümkün kılmaktadır. Kaplamasız veya alüminyum folyo kaplı, yüksek birim ağırlıkta taşyününden imal edilen borular olan İzocam Taşyünü Prefabrik Boru da sanayi borularının ısı yalıtımında kullanılmaktadır. EI60, EI90 ve EI120 özellikte yangın kapılarında kullanılan özel taşyünü levha olan İzocam Yangın Kapısı Levhası ise; yangın kapısı imalatı yapan firmalara temin edilmekte ve yangın direnç süresi açısından tek parça halinde kapıya uygulanmaktadır.

Avrupa sandviç panel standardı olan TS EN 14509’a uyumlu olarak üretilen İzocam Tekiz markalı sandviç panel ürünlerimiz de yangına tepki sınıflandırmaları ve yangın dayanımı konusunda sahip oldukları birçok sertifikayla yangın güvenliği konusundaki uzmanlığını belgelemektedir. İzocam Tekiz Taşyünü Yalıtımlı Paneller, Efectis Era Avrasya Test ve Belgelendirme A.Ş. tarafından gerçekleştirilen testler sonucu, bütünlük ve yalıtım kriterlerindeki değerlendirme sonucunda 60 dakika yangın dayanımlı ‘EI60’ ve sağlamış olduğu bütünlük kriterleri ile de ‘E120’ yangın dayanımlı panel sertifikasına sahiptir. İzocam Tekiz Taşyünü Çatı Paneli’nin ise, taşıma, bütünlük ve yalıtım kriterlerinin tümünü başarıyla sağladığı için, 120 dakika yangın dayanımlı ‘REI120’ panel sertifikası bulunmaktadır. Tekiz Sinüs Panel, özellikle spor salonu, AVM ve fabrika gibi alanlarda kullanılmak üzere mineral yün yalıtımlı sandviç panel olarak geliştirilmiştir. Yangına karşı dayanımıyla BROOF (t2) sınıfında yer alan Tekiz Kombi Panel ise uluslararası bir risk ve sigorta yönetimi firması olan FM Global’in bağımsız test kolu tarafından verilen FM sertifikasını almaya hak kazanarak, Türkiye’de üretilen membranlı paneller arasında FM sertifikasına sahip ilk ve tek ürün olmuştur. Bu ürünümüz, özellikle fabrika yatırımı ya da tadilatı gibi önemli sanayi projelerinde tercih edilmektedir.

  1. Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün segmentasyonuna sahipsiniz? 

İzocam olarak bundan 60 sene önce Gebze’de ilk camyünü tesisimizle başlayan yolculuğumuz, bugün 5 farklı tesisimizle gerçekleştirdiğimiz üretimlerle devam etmektedir. Ürün portföyümüzde camyünü, taşyünü, ekstrüde polistiren (Foamboard, Maxiboard), ekspande polistiren (İzopor Plus), kauçuk köpük (Optiflex, İzocamflex), polietilen köpük (İzocam PeFlex) ve İzocam Tekiz markası altında PU, PIR ve taşyünü dolgulu sandviç paneller ile trapez levhalar yer almaktadır.

Geniş ürün yelpazemiz ve her ihtiyaca uygun yalıtım çözümlerimiz ile zeminden, cephe ve çatıya, duvar ve döşemeden tesisata kadar her uygulama alanına uygun nitelikli yalıtım malzemeleri sunmaktayız. Bunların yanı sıra; sanayi tesislerinden gemi sektörüne, termik santrallerden akustik panellere, vagonlardan evlerimizde kullanılan fırınlara, yangın kapılarından güneş kolektörlerine kadar geniş bir alanda ısı, ses yalıtımı ve yangın güvenliği sağlarken diğer üreticilerin imalatlarında gereksinim duydukları yalıtım malzemelerini de üretmekteyiz.

  1. Projelerde tercih edilen ürün ve hizmetlerinizin, satış ya da uygulama sonrası müşterilerinize sağladığı avantajlar/katma değerler hakkında neler söylemek istersiniz?

İzocam olarak geliştirdiğimiz tüm ürün ve çözümlerimiz, kullanıcılarımıza sadece yalıtım değil aynı zamanda uzun vadeli katma değer sunmaktadır. Enerji verimliliği, ürünlerimizin en önemli ortak özelliklerinden biridir. Doğru yalıtım uygulamaları sayesinde binalarda enerji kayıplarının önüne geçilmekte, ısıl konfor artırılmakta ve bu da hem enerji maliyetlerinde düşüş hem de sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlamaktadır.

Diğer yandan ürünlerimizin sağladığı yüksek akustik performans, yaşam alanlarında ve endüstriyel tesislerde gürültünün azaltılmasına, konforlu ve sağlıklı mekanların oluşturulmasına imkan vermektedir. Bu özellik, özellikle günümüzde artan şehirleşme ve yoğun iş temposu içinde kullanıcılarımız için önemli bir konfor unsuru haline gelmiştir.

Bununla birlikte, ürünlerimiz sahip oldukları yüksek dayanıklılık ve yangın güvenliği ile de binaların yangın ve deprem gibi afetlere karşı güvenliğini artırmakta, olası risklere karşı koruma sağlamaktadır. İzocam olarak geliştirdiğimiz çözümler, küf ve nem oluşumuna karşı da binaları koruyarak yapıların ömrünü uzatmaktadır.

Sonuç olarak, ürünlerimiz yalnızca enerji tasarrufu ve maliyet avantajı sunmakla kalmamakta; akustik konfor, yangın güvenliği ve bina dayanıklılığı açısından da değer yaratmaktadır. Böylece müşterilerimize, daha güvenli, konforlu ve sürdürülebilir yaşam ve çalışma alanları kazandırmaktayız.

  1. Sektörümüzün gelişimi için büyük bütçeler ayırmaktasınız, emek yoğun AR-GE çalışmalarınız ile ilgili neler söylemek istersiniz? Önümüzdeki dönemde özellikle konuşacağımız yeni ürünlerinizle ya da yeni hizmet modellerinizle ilgili de kısaca bilgi alabilir miyiz?

İzocam olarak, kuruluşumuzun 60’ıncı yılında “Biz Geleceğiz” vizyonumuzu güçlü ürün inovasyonlarımızla pekiştirmekteyiz. Geliştirdiğimiz yeni ürünlerimizle sektörümüze öncülük etmeyi sürdürmekte, hem iç mekânlara hem de endüstriyel tesislere yenilikçi çözümler sunmaktayız.

Yeni ürünlerimizden biri olan “İzocam Everest Mineral Asma Tavan Levhası”, estetik tasarımı ile öne çıkarken üstün ses ve ısı yalıtımıyla yaşam alanlarına konfor katmaktadır. A sınıfı yanmazlık özelliği sayesinde yangın güvenliğini de ön planda tutan bu ürünümüz, modern mimarinin ihtiyaçlarına uygun bir çözüm olarak iç mekân standartlarını ileriye taşımaktadır. Mineral yünün doğal ses yutma özelliği sayesinde gürültüyü azaltarak okul ve ofislerde verimli, huzurlu çalışma ve öğrenme ortamları sunmaktadır.

Bir diğer yeni ürünümüz olan “İzocam HT Camyünü Prefabrik Boru” ise 450°C’ye kadar yüksek sıcaklıklarda dayanım sağlayarak endüstriyel yalıtım ihtiyaçlarına çözüm getirmektedir. Yüksek performanslı ısı ve ses yalıtımı ile çalışan konforunu artıran bu ürünümüz, sanayi boru hatlarında güvenliği ve verimliliği aynı anda sağlamaktadır. Ayrıca A2 sınıfı yangın dayanımı ile güvenlik avantajı sunarken, modüler yapısı sayesinde de montaj süreçlerinde zaman ve iş gücü tasarrufu sağlamaktadır.

İzocam olarak, 60 yıllık deneyimimizden aldığımız güçle sürdürülebilirlik, yenilikçilik ve yüksek performansı merkezine alan Ar-Ge çalışmalarımızı hız kesmeden sürdürmekteyiz. Önümüzdeki dönemde de sektörün gelişimine yön veren, müşteri beklentilerini aşan ürün ve hizmet modelleri geliştirmeye devam edeceğiz.

  1. Sürdürülebilir Çevre Politikaları ve Yaşanabilir Çevre Stratejileri doğrultusunda, şirket politikanız hakkında neler söylemek istersiniz?

“Bugünlere Yalıtım, Sürdürülebilir Yarınlara Yatırım” anlayışıyla ürettiğimiz yalıtım çözümlerimiz, binalarda ve sanayi tesislerinde enerji tasarrufu sağlayarak nihai kullanımda ciddi ölçüde karbon salımını önlemektedir. Böylece sadece üretim süreçlerimizde değil, ürünlerimizin tüm yaşam döngüsü boyunca çevresel etkiyi azaltmaktayız. Bu katkı, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakma hedefimize güç katmaktadır.

Ayrıca, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Paris Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalara ve ilgili tüm yasa ve yönetmeliklere uyumlu şekilde hareket etmekteyiz. İzocam olarak süreçlerimiz ve ürünlerimizle Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın yedisini doğrudan desteklemekteyiz. Tüm bu çalışmaların temelinde, sadece bugünün değil, yarının dünyasını da sürdürülebilir bir şekilde inşa etme irademiz yatmaktadır. İzocam olarak, sadece sektörümüzde değil, ülkemizde hatta global ölçekte de pozitif etki yaratabileceğimizin inancındayız.

Sürdürülebilirlik anlayışımız yalnızca çevresel etkilerle sınırlı değil. Topluma karşı olan sorumluluğumuzun bilinciyle iş sağlığı ve güvenliği, çalışan memnuniyeti, etik tedarik zinciri yönetimi ve toplumsal projeler önceliklerimiz arasında yer almaktadır. Fırsat eşitliği, çeşitlilik ve kapsayıcılığı destekleyen bir kurum kültürü oluşturmaktayız. Kadın istihdamını artırmaya yönelik özel programlar geliştirerek, çalışanlarımızın refahına yatırım yapmaktayız. 

Bu yaklaşımımızı şeffaf bir çerçeveye oturtmak amacıyla, Türkiye yalıtım sektöründe bir ilk olarak 2024 Sürdürülebilirlik Raporumuzu yayımladık. Global Reporting Initiative (GRI) 2021 Evrensel Standardı’na uyumlu olarak hazırlanan bu rapor, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanındaki performansımızı ortaya koyarken, sürdürülebilirlik vizyonumuzu somut verilerle desteklemektedir. 60. yılımızda “Biz Geleceğiz” mesajımızla birlikte yayımladığımız rapor; enerji verimliliğini kuruluş amacımızın merkezine koyduğumuzun, üretimden ürün geliştirmeye, toplumsal katkılarımızdan kurumsal yönetişim anlayışımıza kadar tüm faaliyetlerimizde sürdürülebilirliği temel ilke edindiğimizin güçlü bir göstergesidir. Gerek ülkemiz gerekse yalıtım sektörümüz için önemli bir katkı olarak gördüğümüz raporumuzu, sürdürülebilirlik yaklaşımımız doğrultusunda her yıl yayımlamayı planlıyoruz. Ulusal ve uluslararası raporlama standartlarını dikkate alarak formatını sürekli güncelleyecek ve paydaşlarımızla şeffaf bir biçimde paylaşacağız.

  1. Sürdürülebilir odaklı bir marka olarak geri dönüşüm, atık yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

İzocam olarak sürdürülebilirliği büyüme stratejimizin merkezine koymaktayız. 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyon hedefimizi güçlü bir şekilde vurgulamaktayız. Ayrıca 2030 yılına kadar su tüketimimizi %50 azaltmayı ve geri dönüştürülemeyen atık miktarımızı sıfıra indirmeyi hedefledik. Bu iddialı ama ulaşılabilir hedefler için kaynaklarımızı daha verimli kullanmak, üretim süreçlerimizi karbonsuzlaştırmak, yenilenebilir enerjiye yönelmek, enerji verimliliğimizi artırmak ve döngüsel ekonomi ilkelerini iş süreçlerimize entegre etmek gibi önemli adımlar atmaktayız.

İzocam ürünlerimiz en az yüzde 30 oranında geri dönüştürülmüş malzeme içerirken, camyünü ürünlerinde bu oran yüzde 80’e kadar çıkmaktadır. Döngüsel ekonomi vizyonunu üretim süreçlerimize entegre ederek her bir ürünümüzde çevre dostu ve sağlıklı çözümler sunmayı, karbon ayak izimizi azaltmayı hedeflemekteyiz.

Bu hedeflerimiz doğrultusunda attığımız en önemli adımlardan biri de 2023 yılı sonunda hayata geçirdiğimiz “Zero Waste to Landfill” (Düzenli Depolamaya Sıfır Atık) projesi olmuştur. Türkiye’de yasal bir zorunluluk olmamasına rağmen başlattığımız bu proje ile proses hurdalarının enerji üretiminde kullanılmasına, geri dönüştürülebilir atıkların yeniden ekonomiye kazandırılmasına ve geri dönüştürülemeyen atıkların alternatif sektörlerde enerji kaynağı olarak değerlendirilmesine odaklanmakatyız. Böylece plastik, kağıt, metal, elektronik atıklar, variller ve atık yağları geri dönüşüme gönderirken; kimyasal ve kontamine atıkları enerji üretiminde değerlendirmekteyiz.

Ayrıca 2022’den bu yana uyguladığımız WCM (World Class Manufacturing) vizyonu ile tesislerimizde çevresel etkiyi en aza indiren, enerji tüketimini azaltan ve CO₂ salımını düşüren projeler hayata geçirmekteyiz. Bu sistemle dört üretim tesisimiz “temel seviye rozeti” alarak dünya standartlarında üretim modeliyle uyumlu hale gelmiştir.

İzocam’ın sürdürülebilirlik vizyonu tesis yatırımlarıyla da güçlenmektedir. Tarsus tesisimizde elyaf makinelerinde kompresör verimliliği ve hurda geri kazanım projeleri devam etmektedir. 2024’te başlattığımız ürün tipi ve proses bazlı enerji tüketim hesaplamaları ile de enerji tüketimimizi daha etkin yöneterek; her aşamada izlenebilir ve sürdürülebilir bir enerji yönetimi sağlamaktayız.

Ayrıca, Tarsus Camyünü Tesisimizde fırın üreticileri için ürün sağlayan üretim hattımızın modernizasyonu ile kapasite artışı sağlanmış; dijital operasyon izleme ve yönetim sistemi devreye alınmıştır. Sahadan alınan anlık teknik verilerin işlenmesiyle üretim adımlarının hedeflere ve spesifikasyonlara tam uyumlu yönetilmesi mümkün olmuş, bu da verimlilik, hedeflere uyum ve maliyet azaltımı açısından önemli katkılar getirmiştir.

Camyünü tesisimizde pilot olarak uygulanan bu dijital operasyon izleme ve yönetim sisteminin önümüzdeki dönemde diğer tesislere de aktarılması planlanmaktadır. Böylece operasyonel verimlilik artırılırken, sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda kaynakların daha etkin kullanımı da mümkün olacaktır.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Masdaf, Akıllı Pompa Sistemleriyle Verimlilik ve Dijital Dönüşüme Odaklanıyor 

Yayınlandı

-

Erhan Özdemir   Masdaf CEO’su

1977’den bu yana yüzde 100 yerli sermaye ile akışkan teknolojileri alanında faaliyet gösteren Masdaf, yüksek verimli pompa sistemleri, veri odaklı üretim ve dijitalleşme yatırımlarıyla sektörün dönüşümüne katkı sunuyor. 

 

Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Masdaf olarak 1977 yılında, suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle, yüzde 100 yerli sermaye ile faaliyetlerimize başladık. Bugün 40 bin metrekare alan üzerine kurulu Düzce tesislerimizde; uçtan emişli, inline, axial ayrılabilir, yangın, kademeli, proses, dalgıç, kolonlu, kendinden emişli ve dişli pompaların yanı sıra hidrofor ve genleşme tankları da dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinde üretim gerçekleştiriyoruz. Akışkan teknolojileri alanındaki çözümlerimizi bina teknolojileri, endüstri, yangın güvenliği, tarım, altyapı ve enerji başta olmak üzere birçok sektöre sunuyor, ERP direktiflerine uygun olarak geliştirdiğimiz yüksek verimli pompa sistemlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. 4 binin üzerinde farklı ürün üretiyor olmamız da farklı sektörlerin ve pazarların ihtiyaçlarına yönelik geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğumuzu gösteriyor.

 

Pompa sektöründe Türkiye, son yıllarda güçlü bir teknolojik dönüşüm sürecinden geçiyor. Artık yalnızca suyun taşınması değil, bunun minimum enerjiyle, maksimum verimlilikte ve sistem bütünlüğü içinde yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, sektörü daha akıllı, entegre ve yüksek standartlı çözümlere yönlendiriyor. Yerli üreticiler, yüksek verimli pompa sistemleri, frekans kontrollü sürücüler (VFD), sistem optimizasyonu ve akıllı kontrol çözümleri gibi ileri teknolojileri kendi bünyelerinde geliştirebilir hale geldi. Bu da Türkiye’yi sadece ürün üretiminde değil, mühendislik ve teknoloji geliştirme alanında da rekabetçi bir konuma taşıyor.  

 

Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşmeyi müşteri deneyimini geliştiren uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Departmanız ile tüm dijital dönüşüm çalışmalarımızı tek çatı altında topladık ve veri odaklı bir yapıya geçiş sürecini başlattık. Gelişmiş analitik uygulamaları ve yapay zekâ kullanımını süreçlerimize kademeli olarak entegre etmek üzere projeler geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı veri ve sensör teknolojileri sayesinde sistem performansını daha yakından izlemeyi, müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebilmeyi ve kullanım süreçlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda hedefimiz yalnızca operasyonel verimlilik sağlamak değil, müşterilerimizin enerji tüketimini optimize eden, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı sistemler geliştirmek.

 

Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

Üretim tesislerimizde MES sistemimiz var. Üretimden gerçek zamanlı verileri alıp analiz ediyor, bunu da üretim süreçlerimizin iyileştirilmesi için kullanıyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimimizin daha da dijital olması için çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, kısa bir süre içinde tüm operasyonel süreçlerin dijitale taşındığı bir yapıya dönüşmek. 

 

BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

Bu konular pompa sektörü için nispeten yeni konular. IoT, uzaktan izleme, dijital ikiz, dijital öğrenme gibi konularda ilgili departmanlarımızın çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların meyvelerini hep beraber görme şansına sahip olacağız.

 

Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Uzaktan izleme ve enerji optimizasyonu ile ilgili ülkemizin önemli bir kuruluşu ile ortak proje yürütüyoruz. Bu projenin hedeflerine ulaşması ile birlikte diğer müşterilerimize de tasarladığımız sistemleri sunma şansına sahip olacağız.  

Haziran ayında yeni ıslak rotorlu sirkülasyon pompamız olan Omnia serisi pompalarımızın lansmanını yaptık. Bu pompalar, entegre frekans kontrol ünitesi ve özel yazılımı ile tüm tesisat uygulamalarının zorlu şartlarına tam uyum sağlıyor. 

Ürün geliştirme vizyonumuzu enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyoruz. Pompa sistemlerinin dünya elektrik tüketimindeki önemli payı nedeniyle, geliştirdiğimiz her yeni üründe yüksek verimli motorlar, frekans kontrollü sürücüler ve akıllı kontrol teknolojilerine odaklanıyoruz. 

 

Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği, üretim anlayışımızın merkezinde yer alıyor. Ürünlerimizi geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlıyor, kullanım ömürlerini tamamladıklarında tekrar sisteme kazandırılabilir şekilde üretiyoruz. Pompalar, dünya genelindeki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 22’sinin gerçekleşmesinde rol oynuyor. Bu nedenle yalnızca ürün bazında değil, sistem verimliliği üzerinden de enerji tüketimini azaltmaya odaklanıyoruz. Yeni ürünler geliştirirken mevcut ürün portföyümüzün enerji verimliliğini artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üretim süreçlerimizi de bu yaklaşımla şekillendiriyoruz. Düzce’deki üretim tesisimizde güneş enerjisi sistemine yatırım yaptık ve yıllık ortalamada tesisimizde tüketilen elektriğin yüzde 60’ını güneş enerjisinden sağlıyoruz. İlave GES kapasitesi ile ilgili de onay süreçlerini tamamladık. En kısa sürede bunu da hayata geçirip “elektrik pozitif” olmayı amaçlıyoruz.

 

Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

2030 hedeflerimiz doğrultusunda tüm ürün portföyümüzü akıllı sistemlerle entegre hale getirmeyi, uzaktan izlenebilir ve yönetilebilir pompa teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda dijital sensörler, gelişmiş analitik uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler ve uzaktan izleme teknolojileri dijital dönüşüm çalışmalarımızın odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

İstanbul Teknik, Üretim Gücünü Ar-Ge ve İzlenebilirlik Çözümleriyle Pekiştiriyor 

Yayınlandı

-

Cemil Aytaç Fabrika Müdürü İstanbul Teknik İnşaat A.Ş.

 

Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi İstanbul Teknik, geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine uzanan geniş ürün yelpazesini mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle destekliyor. 

 

  • Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Öncelikle bu sayınızda görüşlerimize yer verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim. 

İstanbul Teknik’i, yapı malzemeleri alanındaki üretim gücünü mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle bir araya getiren güçlü bir çözüm ortağı olarak tanımlayabilirim. Geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine, asfalt katkılarından mermer güçlendirme çözümlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz.

Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi olarak yalnızca ürün sunmuyor; uzman kadromuzla projelerin ihtiyaçlarına özel çözümler de geliştiriyoruz. Ar-Ge Merkezimizde üniversiteler ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde ürünlerimizi ve üretim süreçlerimizi sürekli geliştirirken ülkemizin bu alanlardaki yurt dışı bağımlılığını azaltmaya yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyoruz.

Bugün güçlü üretim altyapımız, geniş satış ağımız ve uluslararası pazarlardaki deneyimimizle Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerindeki önemli projelerde yer alıyoruz. Bizi sektörde farklılaştıran temel yaklaşımın; üretim gücünü, bilimsel araştırmaları ve mühendislik deneyimini aynı yapı altında buluşturmamız olduğunu düşünüyorum.

 

  • Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşme, rekabeti yalnızca hız ve verimlilik üzerinden değil; kalite, şeffaflık, izlenebilirlik ve değişen ihtiyaçlara hızlı yanıt verebilme kabiliyeti üzerinden de yeniden şekillendiriyor.

Fabrikamızda üretim, kalite kontrol, stok ve sevkiyat süreçlerinden elde ettiğimiz verileri dijital sistemler üzerinden takip ediyoruz. Bu sayede üretim süreçlerimizi daha doğru planlayabiliyor, olası aksaklıkları daha hızlı tespit edebiliyor ve kararlarımızı güncel verilere dayanarak alabiliyoruz. Kullandığımız sistemleri gelişen teknolojilere ve ihtiyaçlarımıza uygun şekilde sürekli güncelliyor ve geliştiriyoruz.

Dijitalleşmenin sağladığı veri bütünlüğü, departmanlar arasındaki bilgi akışını da güçlendiriyor. Böylece hem kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor hem de kalite sürekliliğini ve üretimde izlenebilirliği destekliyoruz.

 

  • Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Üretim ve dijitalleşme alanında yakın dönemde öne çıkan iki önemli gelişmemiz bulunuyor.

Bunlardan ilki, fabrikamızda kapsamlı bir yaklaşımla yürüttüğümüz dijital dönüşüm süreci. Bu süreçte çalışanlarımız dijital dönüşüm alanındaki eğitimlere katılarak süreçlerinin büyük bir kısmını dijitale taşıdı. Ardından işletmelerin dijitalleşme seviyesini ölçen ve gelecek çalışmalara yönelik bir yol haritası sunan Dijital Dönüşüm Değerlendirme Modeli (DDX) raporumuzu aldık. Böylece fabrikamızın dijital dönüşümdeki sonuçlarını değerlendirirken atacağımız yeni adımları da daha sistemli biçimde planlama imkânı elde ettik.

Hayata geçirdiğimiz uygulamalar sonucunda üretim verimliliğimizi yüzde 25 artırırken veri girişlerine ayrılan süreyi üçte bir oranında azalttık ve kurumsal hafızamızı güçlendirecek dijital arşivimizi oluşturmaya başladık. Bu çalışmalar iş kazalarının azalmasına da katkı sağladı. Bu çalışmalarımız, Bolu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından “Dijital Dönüşüm Farkındalık Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olurken gelecekte atacağımız adımlar için de bize cesaret verdi ve motivasyonumuzu artırdı.

İkinci önemli gelişmemiz ise yakın dönemde hayata geçirdiğimiz “Kaliteme Güveniyorum” sistemi. Sektör liderliğimizin getirdiği sorumlulukla geliştirdiğimiz, ülkemizde ilk ve tek, dünyada ise benzerine rastlanmayan bu sistemle ürettiğimiz her bir ürünün hammaddeden başlayan üretim yolculuğuna ait verileri, üretim öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen testlerin sonuçlarını ve Ar-Ge Merkezi laboratuvarımızda hazırlanan analiz raporlarını, ürünlerimizin üzerine yerleştirdiğimiz QR kod aracılığıyla müşterilerimizle paylaşıyoruz.

Bu sistemle müşterilerimiz genel veya örnek bir teknik dokümana değil; doğrudan satın aldıkları ürüne ait hammadde analizlerine, üretim bilgilerine, kalite kontrol sonuçlarına ve teknik verilere ulaşabiliyor.

Elbette müşterimizin karşısında bir QR kod olarak görünen sistemin arkasında oldukça kapsamlı bir yazılım altyapısı ve birbiriyle bağlantılı dijital süreçler bulunuyor. Süreç, hammaddenin satın alınması ve kontrol edilmesiyle başlıyor; uygun bulunan hammaddenin üretime alınması, üretim, kalite kontrol ve sevkiyat aşamalarına kadar devam ediyor. Tüm bu adımların atlanmadan, gözden kaçırılmadan ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi yazılım tarafından kontrol ediliyor.

Bu sistemle kaliteyi yalnızca beyan etmiyor; üretimin her aşamasında denetliyor, kayıt altına alıyor ve müşterilerimizin kontrolüne sunuyoruz. Özellikle farklı zamanlarda ve partiler hâlinde teslimat yapılan büyük projelerde ürünlerin aynı kalite ve teknik özellikleri taşıdığının izlenebilmesini sağlıyoruz.

Kaliteme Güveniyorum” sistemini yazılımı, üretim süreçlerini, laboratuvar çalışmalarını, sevkiyatı ve teknik desteği aynı yapı içinde buluşturan bütüncül bir dijital dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz. Sistemin vaadini de oldukça açık ifade ediyoruz: “Kaliteme güveniyorum ve bunu kanıtlıyorum.”

  • Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Geosentetik ürünlerimiz karayolları, demiryolları, havaalanları, maden sahaları, atık depolama tesisleri, barajlar ve istinat yapıları gibi büyük ölçekli altyapı projelerinde ve konut projelerinde kullanılıyor. Zemin güçlendirme, ayırma, filtrasyon, drenaj, erozyon kontrolü ve sızdırmazlık gibi farklı mühendislik işlevlerine yönelik çözümler geliştiriyoruz.

Konut ve ticari yapılarda ise su ve ısı yalıtımı, drenaj, yeşil çatı ve peyzaj sistemleri konusunda ürün ve çözüm sunuyoruz. 

Ürünlerimizin kullanıldığı projelerin uzun ömürlü, sürdürülebilir ve güvenli biçimde hizmet verebilmesinde kalitenin belirleyici bir rol taşıdığını biliyoruz. Bu nedenle yüksek teknik performansı, kalite sürekliliğini ve projeye özel ihtiyaçları ürün geliştirme çalışmalarımızın merkezinde tutuyoruz. Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz çözümlerde dayanıklılığın yanı sıra kaynakların verimli kullanılması ve çevresel etkilerin azaltılmasını da önceliklendiriyoruz.

  • Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Dijital teknolojiler, sürdürülebilirlik çalışmalarının ölçülebilir ve yönetilebilir hâle gelmesini sağlıyor. Üretim, kalite, stok ve sevkiyat verilerinin takip edilmesi; kaynak kullanımının daha doğru planlanmasına, gereksiz üretimin ve ürün kayıplarının azaltılmasına katkı sunuyor. Kalite sürekliliğinin izlenmesi de hatalı üretim ve tekrar iş yapma ihtimalini azaltarak kaynak verimliliğini destekliyor.

Dijital doküman kullanımıyla basılı materyal ihtiyacını azaltıyor; ürünlere ait teknik belgeleri, test sonuçlarını ve uygulama bilgilerini dijital kanallar üzerinden erişilebilir hâle getiriyoruz. “Kaliteme Güveniyorum” sistemi de bu yaklaşımın bir parçası. Ürüne ilişkin güncel bilgi ve belgelerin QR kod üzerinden paylaşılması hem bilgiye erişimi kolaylaştırıyor hem de dokümantasyon süreçlerini daha verimli hâle getiriyor.

Aynı zamanda geliştirdiğimiz çözümler; yapıların ve altyapıların kullanım ömrünü uzatmaya, bakım ve yenileme ihtiyacını azaltmaya ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlıyor. Dijital veriler ise bu ürünlerin üretimden uygulamaya kadar daha doğru yönetilmesini destekliyor.

Sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli bir boyutunu da yenilenebilir enerji kullanımı oluşturuyor. Bu doğrultuda fabrikamızda hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi yatırımıyla elektrik ihtiyacımızın önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya başladık. Dijital sistemler aracılığıyla enerji üretimimizi ve tüketimimizi takip ederek kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor, sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ölçülebilir verilerle destekliyoruz.

  • Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

Teknoloji sürekli gelişirken iş yapış biçimleri ve müşteri beklentileri de değişiyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde de yeni teknolojileri yakından takip etmeye, ihtiyaçlarımıza uygun sistemleri mevcut süreçlerimize entegre etmeye ve dijital altyapımızı sürekli geliştirmeye devam edeceğiz.

Amacımız, yalnızca güncel teknolojilere uyum sağlamak değil; bu teknolojileri üretim kalitemizi, operasyonel verimliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz hizmeti ileriye taşıyacak şekilde kullanmak. Fabrikamızdaki süreçleri gelişen teknolojilere uygun şekilde sürekli güncellemeye, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeye ve üretimimizi daha verimli, güvenli ve izlenebilir hâle getirecek uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceğiz.

Okumaya Devam Et

GENEL

Form MHI Klima Sistemleri, Güçlü Bayi Ağı ve Yeni Nesil Çözümleriyle Büyümesini Sürdürüyor 

Yayınlandı

-

Form MHI Klima Sistemleri – VRF Sistemler Genel Müdür Yardımcısı Uğur Bayülgen

 

Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana sürdürdüğü iş birliğini 2019’da ortaklığa taşıyan Form MHI Klima Sistemleri; split, multi-split, VRF ve ısı pompası çözümleriyle iklimlendirme sektöründeki konumunu güçlendiriyor. 

 

  1. Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Japon teknoloji devi Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana başarılı şekilde devam eden ve 2019 yılında ortaklığa dönüşen bir iş birliğimiz bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında kurulan Form MHI Klima Sistemleri firmamız; split klimalar, multi-split klimalar, profesyonel klimalar, ısı pompaları ve VRF sistemlerin yer aldığı ürün gamını kullanıcılarla buluşturuyor.

 

Tecrübeli mühendis kadromuzla projelere ve dizayn ofislerine verdiğimiz mühendislik desteğinin yanı sıra, split, multi-split, profesyonel seri klimalar ve konut tipi ısı pompalarını Türkiye genelindeki 120 mağazamız aracılığıyla son tüketiciye ulaştırıyoruz. Hava kaynaklı konut tipi ısı pompaları konusunda hem Japon Mitsubishi Heavy hem de İtalyan Clivet markalarımızla müşterilerimize hizmet veriyoruz. Her iki ürün de Form MHI Klima bayilerinde kullanıcılarımızla buluşuyor. Halihazırda 120’yi aşan bayi sayımızı, 2026’da da yüzde 20 oranında artırmayı hedefliyoruz. VRF sistemleri konusunda ise uzun yıllardır Türkiye’nin en büyük 2 firmasından biri konumundayız. 

 

İhracat tarafında ise MHI yapılanması kapsamında sorumluluğumuzda bulunan Türki Cumhuriyetler, Kıbrıs, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyümeye devam ediyoruz. Kısa vadede Tunus, Cezayir, Fas ve Güney Afrika pazarlarında da faaliyet göstermeyi hedefliyoruz.

 

  1. Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin odağını yalnızca ürün performansından, veri odaklı hizmet anlayışına taşıdı. Günümüzde müşteriler; enerji tüketimi takip edilebilen, uzaktan izlenebilen ve akıllı otomasyon sistemleriyle entegre çalışabilen çözümleri tercih ediyor. Bu nedenle veri yönetimi ve gerçek zamanlı analizler hem operasyonel verimlilik hem de müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıyor.

 

Özellikle büyük ölçekli projelerde sistem performansının izlenmesi, enerji tüketiminin takip edilmesi ve bakım süreçlerinin daha planlı yürütülmesi müşteri memnuniyetini doğrudan etkiliyor.

 

Üretim tarafında ise otomasyon ve Endüstri 4.0 uygulamaları kaliteyi artırırken üretim süreçlerini daha verimli hale getiriyor. Sensör teknolojileri, robotik otomasyon ve dijital üretim takip sistemleri sayesinde hem kalite standartları yükseliyor hem de bakım süreçleri daha proaktif yönetilebiliyor.

 

  1. BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

 

BIM, dijital ikiz ve IoT teknolojileri özellikle büyük ölçekli projelerde tasarım, uygulama ve işletme süreçlerini önemli ölçüde iyileştiriyor. Bu teknolojiler sayesinde projeler daha doğru planlanıyor, enerji performansı izlenebiliyor ve bakım süreçleri daha verimli yönetiliyor. AR ve VR ise teknik eğitimlerde ve proje sunumlarında giderek daha fazla kullanılmaya başladı.

 

Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın en büyük etkisini enerji optimizasyonu, öngörüsel bakım ve akıllı bina yönetim sistemlerinde göreceğimizi düşünüyorum. Yapay zekâ, sistemlerin kullanıcı alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek enerji tüketimini otomatik olarak optimize eden yaygın bir teknoloji haline gelecek.

 

  1. Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

 

Isı pompaları, enerji verimliliği ve düşük karbon emisyonu hedefleri doğrultusunda son yılların en hızlı gelişen teknolojilerinden biri oldu. Daha yüksek verimlilik sağlayan inverter teknolojileri, düşük sıcaklıklarda çalışma kabiliyetinin artması ve çevre dostu yeni nesil soğutucu akışkanlar bu gelişimin temel unsurları arasında yer alıyor.

 

Önümüzdeki dönemde sadece konutlarda değil; oteller, ofisler, hastaneler ve ticari yapılarda da kullanımının hızla artacağını öngörüyoruz. Yenilenebilir enerji sistemleriyle birlikte çalışabilmesi de ısı pompalarını geleceğin en önemli iklimlendirme çözümlerinden biri haline getiriyor.

 

  1. VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

 

VRF sistemleri, yüksek enerji verimliliği, bağımsız zon kontrolü ve esnek tasarım imkânı sayesinde büyük ölçekli projelerde en çok tercih edilen çözümler arasında yer alıyor. Aynı anda farklı mahallerde farklı sıcaklık ihtiyaçlarını karşılayabilmesi hem kullanıcı konforunu hem de işletme verimliliğini artırıyor.

 

Ticari ve kamu projelerinde yatırım maliyeti kadar yaşam döngüsü maliyeti, enerji tüketimi, servis altyapısı, sistem güvenilirliği ve bina otomasyon sistemleriyle entegrasyon kabiliyeti de karar sürecinde belirleyici kriterler haline gelmiş durumda.

 

  1. İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı.

Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?

 

Pandemi sonrası dönemde iç hava kalitesi kullanıcılar açısından çok daha önemli hale geldi. Artık yalnızca sıcaklık kontrolü değil; temiz hava, doğru nem seviyesi ve hijyenik ortam sağlanması da iklimlendirme sistemlerinden beklenen temel özellikler arasında yer alıyor.

 

Bu doğrultuda gelişmiş filtrasyon sistemleri, taze hava çözümleri, ısı geri kazanım sistemleri ve akıllı sensörlerle çalışan otomasyon teknolojileri sayesinde hem enerji verimliliği hem de sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.

 

  1. Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

 

Dijital teknolojiler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada en önemli araçlardan biri haline geldi. Gerçek zamanlı enerji izleme sistemleri ve veri analitiği sayesinde enerji tüketimi sürekli takip edilerek gereksiz kaynak kullanımı azaltılabiliyor.

 

Bunun yanında üretim süreçlerinde otomasyon, kaynak verimliliğini artırırken atık miktarını da azaltıyor. Yenilenebilir enerjiyle uyumlu sistemlerin geliştirilmesi ve yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması da karbon emisyonlarının azaltılmasına önemli katkı sağlıyor.

 

Biz de yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması, ısı pompası gibi düşük karbonlu çözümlerin daha geniş kullanım alanı bulması ve dijital izleme teknolojilerinin projelere daha fazla entegre edilmesiyle karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz.

 

  1. Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor? Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?

 

Avrupa Birliği’nin F-Gaz düzenlemeleri, sektörümüzün daha çevreci teknolojilere yönelmesini hızlandıran önemli bir dönüşüm süreci başlattı. Düşük GWP değerine sahip yeni nesil soğutucu akışkanlar artık ürün geliştirme süreçlerinin temel odak noktalarından biri haline geldi.

 

Bu dönüşüm yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda enerji verimliliğini artıran önemli bir fırsat olarak görülmeli. Önümüzdeki yıllarda yüksek verimli ve çevre dostu sistemlerin sektör standardı haline geleceğini düşünüyoruz. Biz de bu dönüşümü, ürün gamımızı ve teknoloji yatırımlarımızı şekillendiren temel başlıklardan biri olarak görüyoruz.

 

  1. Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

 

Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, IoT, akıllı bina sistemleri, dijital ikiz uygulamaları ve düşük karbonlu iklimlendirme teknolojileri sektörün gelişimine yön verecek. Sistemler artık sadece çalışan cihazlar değil, kendi performansını analiz eden ve optimize edebilen akıllı platformlara dönüşecek.

 

Biz de bu dönüşüme; dijital altyapımızı güçlendirerek, enerji verimliliği yüksek ürünlere yatırım yaparak ve çalışanlarımızın teknik yetkinliklerini sürekli geliştirerek hazırlanıyoruz. Dijitalleşmenin gelecekte rekabet avantajı sağlayan en önemli unsurlardan biri olmaya devam edeceğine inanıyoruz.

Okumaya Devam Et

Trendler