GYODER, iş gücü sorununa çözüm için yol haritası sundu - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

GYODER, iş gücü sorununa çözüm için yol haritası sundu

Yayınlandı

-

GYODER tarafından BETAM’a yaptırılan “İnşaat Sektörü ve İş Gücü Dinamikleri: Türkiye’24” araştırması kamuoyu ile paylaşıldı. Depremler ve kentsel dönüşüm ihtiyaçlarının inşaat sektöründe iş gücü krizini derinleştirdiğine dikkat çeken araştırma, yeni nesil iş gücünün ağır çalışma koşulları ve gelir düzensizliği nedeniyle sektörü tercih etmediğini ortaya koyuyor. GYODER Başkanı Neşecan Çekici, daha iyi çalışma koşulları ve yıpranma hakkı gibi düzenlemelerle sektöre cazibe kazandırılması gerektiğini belirterek, “Bu kriz uzun vadeli stratejilerle aşılabilir. Raporumuzun ardından Uzun Vadeli Stratejik İş Gücü Platformu için çalışmalara başlayacağız” dedi.

Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği (GYODER) tarafından Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’ne (BETAM) yaptırılan “İnşaat Sektörü ve İş Gücü Dinamikleri: Türkiye’24” araştırmasının sonuçları 4 Şubat’ta İstanbul Divan Otel’de düzenlenen basın toplantısında açıklandı. 

GYODER Başkanı Neşecan Çekici, YTÜ Konut ve Yapı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Serhat Başdoğan, Bahçeşehir Üniversitesi BETAM Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel ve İstanbul Ekonomi Araştırma Genel Müdürü ve Kurucusu Can Selçuki araştırmanın çıktılarını ve çözüm önerilerini paylaştı. 

Basın toplantısında konuşan GYODER Başkanı Neşecan Çekici, “Sektörümüzün en büyük sorunlarından biri nitelikli işçi bulamama sorunu. Özellikle depremden sonra bu durum daha da arttı. Bu kriz yalnızca kısa vadeli çözümlerle değil, uzun vadeli stratejilerle aşılabilir. Hazırlamış olduğumuz raporumuz, sektörümüzün mevcut durumuna ışık tutarken geleceğe yönelik önemli bir yol haritası da sunuyor. Bu kapsamda, GYODER olarak iş gücünün niteliğini artırmak ve stratejik çözümler üretmek amacıyla 7 sektörel STK ve Birlik ile ‘Uzun Vadeli Stratejik İş Gücü Platformu’ oluşturma çalışmalarına başlıyoruz. Amacımız, sektörde sürdürülebilir bir kalkınmayı mümkün kılacak insan kaynağı yapısını desteklemek ve bu alanda öncü bir rol üstlenmek” dedi.

Raporda verimlilik analizi de yapıldı

İnşaat sektörünün güncel sorunlarını belirlemeyi ve bu sorunların çözümlerine yönelik önlem ve politikalar önermeyi amaçlayan “İnşaat Sektörü ve İş Gücü Dinamikleri: Türkiye’24” raporunda ekonomik dinamiklerin sektöre yansımaları da derinlemesine analiz edildi.  

2000 sonrası dönemde yatırımların inşaat ve hizmet sektörlerine kaydığı, ancak bu sektörlerde üretimin ve millî gelir içindeki payın beklenen artışı göstermediğine dikkat çeken araştırmada, bu durumun 2014 sonrası dönemde inşaat sektöründe yaşanan düşük verimlilikten kaynaklandığı vurgulanıyor.

Rapora göre, 2020’den itibaren emek verimliliğinde ciddi artışlar görüldü. Enflasyondan arındırılmış TL cinsinden çalışan başına katma değer, 2019’da 121 binden 2022’de 220 bine çıkarak yüzde 82 artarken bunun sadece yüzde 15’i TL’nin değerlenmesinden kaynaklandı. 2020’den 2022’ye çalışan sayısındaki yüzde 20’lik sınırlı artışın ise kriz döneminde inşaat firmalarının vasıflı çalışanları işten çıkarmak yerine düşük kapasitede çalıştırmayı tercih etmesiyle açıklanıyor. 

Cazip görülmüyor 

“İnşaat Sektörü ve İş Gücü Dinamikleri: Türkiye’24” araştırması kapsamında 12.037 çalışan ile anket gerçekleştirildi. İşveren tarafında da 100’e yakın kurumla derin görüşmeler yapıldı. Araştırmaya göre, bedensel güç gerektirmesi, ağır çalışma koşulları, mesai saatlerinin uzunluğu, hafta sonu çalışma, iş kazaları riskinin yüksekliği, projelerin dönemsellik taşıması ve sürdürülebilir iş imkanı sunmaması gibi sebeplerden dolayı inşaat sektörünün mecbur kalınmadıkça büyük çoğunluk tarafından çalışılmak istenmeyen bir sektör haline geldiği görülüyor. 

Raporda, Çalıştığınız işten genel olarak memnun musunuz?” sorusuna en çok “Hayır” cevabı verilen iki sektör tarım ve inşaat olarak ortaya çıkıyor. En yüksek memnuniyetsizlik oranları, yevmiyeli kesimden geliyor. İnşaatta işten memnuniyetsizliğin uzak ara en önemli nedeni gelir düzensizliği ve inşaat işlerinin ağır ve zor oluşu olarak ortaya çıkıyor. 

‘Aldığım ücret / maaş / yevmiye ya da işten elde ettiğim gelir ile geçinemiyorum’ diyenlerin oranı yüzde 54,2, ‘Ağır bir iş yapıyorum, iş sağlığıma zarar veriyor’ diyenlerin oranı yüzde 37,5, ‘Çalışma saatlerimden memnun değilim’ diyenlerin oranı ise yüzde 26,7. 

3 yevmiyeli çalışandan 2’si ayrılmayı düşünüyor

Araştırmaya göre inşaat sektöründe çalışmayı istemeyenlerin en sık belirttiği neden, işin ‘bedensel olarak yorucu’ olması. Bu nedeni, sırasıyla inşaatta çalışmanın tehlikeli oluşu, deneyim gerektirmesi ve sağlık sorunlarına yol açma ihtimali izliyor.

Neredeyse her üç yevmiyeli çalışandan ikisi sektörden ayrılmayı düşünüyor. Sektörden ayrılmayı düşünenlere nedenleri sorulduğunda yüzde 31,4 ile “Ücretin tatmin edici olmaması” yanıtı dikkat çekerken, onu yüzde 30,7 ile “İş/yaşam dengesinin iyileştirilmesi” talebi ve yüzde 23,7 ile “Daha kısa saatler çalışma” isteği takip ediyor. 

Yüksek maaşlar geçici

Araştırmada, inşaat sektöründeki kazançların diğer sektörlere göre daha yüksek olmasına rağmen, çalışma koşulları ve toplumdaki olumsuz algı nedeniyle özellikle gençler tarafından tercih edilmediğine dikkat çekiliyor. Örneğin kule vinç operatörü maaşlarının kimi zaman şantiye şefinden bile daha yüksek olduğunu belirten görüşmeciler bulunmakla birlikte, ankete katılanlar bu yüksek maaşların yalnızca dönemsel olduğunu ve kalıcı olmayacağını ifade ediyor.

Kadın çalışan oranı yüzde 5

Rapora göre Türkiye’de inşaat sektöründe kadın istihdamının payı 2022 yılında yüzde 5 iken, Almanya ve Fransa’da sırasıyla yüzde 14 ve 13, İtalya’da yaklaşık yüzde 10, İspanya ve Polonya’da yüzde 7’nin üzerinde. Raporda, Avrupa’da özellikle vasıflı mavi yakalı kadınların inşaat sektöründe bu oranlara ulaşmasının yaklaşık 30 yıllık bir sürece yayıldığı vurgulanıyor. Ayrıca uygun koşullar sağlandığında kadınların ustalık gerektiren işlerde çalışabileceği ve hatta bazı işlerde erkek ustalardan daha başarılı olabileceğine dair görüşler öne çıkıyor.

Çözüm önerileriDemografik ve sosyal olguları da ele alan raporda, Türkiye’de şehirleşme sürecinin devam ettiği, iç ve dış göçten kaynaklı nüfus artışının konut talebini yüksek tuttuğu vurgulanıyor. Deprem riski ve kentsel dönüşüm ihtiyacının ise bu talebin yakın gelecekte daha da artmasına yol açacağı ifade ediliyor.
Sağlıklı bir inşaat sektörü için arz-talep ve fiyat dengesinin önemine dikkat çekilen raporda, istikrarlı yapı üretimi için nitelikli mavi yaka çalışanların kritik rol oynadığı vurgulanıyor. Sektörün cazip hale gelmesi için gelir istikrarı, iş güvenliği, çalışma koşulları ve mesai saatlerine ilişkin düzenlemelerin şart olduğu ifade ediliyor. Ayrıca, eğitim ve müfredatta köklü çalışmaların yapılması, nitelikli işçi yetiştirmeye yönelik istihdam ve setifika programlarının düzenlenmesi, inşaat işlerini fiziksel olarak kolaylaştıracak teknolojilerin devreye alınması, teşvik mekanizmalarının oluşturulması, iş güvenliği denetimlerinin etkin olarak yapılmasının yaygınlaştırılması, mavi yaka çalışanlara yıpranma hakkı tanınması da raporda sunulan çözüm önerileri arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

ALIK KONUT ARZI,  KİRA PİYASASININ DENGELENMESİ AÇISINDAN BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR

Yayınlandı

-

 

Kiralık konutta ilçeler belirlendi, 

15 bin kiralık sosyal konut için başvurular 14 Eylül’de başlıyor

 

İstanbul’da hayata geçirilecek 15 bin kiralık sosyal konut projesi için başvurular 14 Eylül’de başlıyor. İlk etapta 1.071 konutun hak sahipleri kura yöntemiyle belirlenecek ve konutların anahtarları ekim ayında teslim edilecek. Altın Emlak Global Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Hakan Özelmacıklı, Türkiye’de ilk kez bu ölçekte uygulanacak modelin kiralık konut arzına katkı sağlayabileceğini belirterek, “Piyasa rayiçlerinin altında sunulacak kiralık konutlar, özellikle dar ve orta gelirli vatandaşların konuta erişimini kolaylaştırırken kira piyasasında da dengeleyici bir rol üstlenebilir. Kiralık sosyal konut stokunun artırılması, büyükşehirlerde konuta erişimin kolaylaştırılması açısından önemli bir adım olacaktır” dedi.

İstanbul’da yüksek kira bedelleri karşısında konuta erişimi kolaylaştırmayı amaçlayan 15 bin kiralık sosyal konut projesinde başvuru süreci başlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce duyurduğu proje kapsamında başvurular 14 Eylül’de e-Devlet üzerinden alınacak. İlk etapta 1.071 konutun hak sahipleri kura yöntemiyle belirlenecek ve konutların ekim ayı içerisinde teslim edilmesi planlanıyor.

“Ev Sahibi Türkiye” sloganıyla 81 ilde başlatılan 500 bin sosyal konut hamlesi kapsamında İstanbul’da üretilecek 100 bin satılık sosyal konuta ilave olarak 15 bin konut da kiralık olarak vatandaşların kullanımına sunulacak.

12 İLÇEDE KİRALIK SOSYAL KONUT

Projenin ayrıntılarını açıklayan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, TOKİ’nin gerekli hukuki altyapıyı hazırladığını ve uygulama takviminin belirlendiğini açıkladı. Kiralık sosyal konutların Ataşehir, Sancaktepe, Ümraniye, Üsküdar, Maltepe, Tuzla, Kartal, Başakşehir, Gaziosmanpaşa, Beyoğlu, Güngören ve Arnavutköy’de planlandığını bildirdi.

Başvuru koşullarına ilişkin detayları da paylaşan Bakan, projeden 18 yaşını tamamlamış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yararlanabileceğini belirtti. Başvuru sahibinin en az bir yıldır İstanbul’da ikamet etmesi, aylık hane gelirinin 100 bin TL’nin altında olması ve üzerine tapuda kayıtlı konut bulunmaması şartları aranacak.

Başvuruların e-Devlet üzerinden alınacağı projede konutların mülkiyeti TOKİ’de kalacak. Hak sahipleri konutlarda üç yıl süreyle oturabilecek. Üç yıllık sürenin tamamlanmasının ardından konutlar gerekli bakımlardan geçirilerek yeni hak sahiplerine tahsis edilecek. Yeni hak sahipleri de yeniden kura yöntemiyle belirlenecek.

KİRALAR 10 BİN TL’DEN BAŞLAYACAK

Proje kapsamında dört farklı büyüklükteki konut piyasa rayiçlerinin altında belirlenen bedellerle kiraya verilecek. Açıklanan başlangıç fiyatlarına göre 1+1 konutların aylık kirası 10 bin TL, 2+1 konutların 12 bin TL, 3+1 konutların 15 bin TL, 4+1 konutların ise 18 bin TL’den başlayacak.

Bakan, ilk 1.071 kiralık sosyal konutun anahtarlarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla ekim ayı içerisinde teslim edileceğini belirterek, uygulamayla vatandaşların konuta erişiminin kolaylaştırılmasının ve kira piyasasının dengelenmesinin hedeflendiğini ifade etti.

KAMU KİRALIK KONUT ARZINA DOĞRUDAN KATKI SAĞLAYACAK

Projeyi değerlendiren Altın Emlak Global Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Hakan Özelmacıklı, kiralık sosyal konut modelinin Türkiye açısından yeni bir uygulama olduğuna dikkat çekti.

Özelmacıklı, “Türkiye’de ilk kez bu ölçekte uygulanacak kiralık sosyal konut modeli, kamunun yalnızca satılık sosyal konut üretmesinin ötesine geçerek doğrudan kiralık konut arzına katkı sağlaması açısından önemli bir adım. İstanbul’daki yüksek kira bedelleri özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımız, emeklilerimiz, kamu çalışanlarımız ve kentsel dönüşüm nedeniyle evini boşaltmak zorunda kalan ailelerimiz üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Konutların piyasa rayiçlerinin altında kiralanması, hak sahiplerine güvenli ve uygun maliyetli yeni bir barınma seçeneği sunarken uygulamanın gerçekleştirildiği bölgelerde kira piyasası açısından referans ve dengeleyici bir etki de oluşturabilir” dedi.

BAŞVURU ŞARTLARI HEDEF KİTLE AÇISINDAN ÖNEMLİ

Projede açıklanan başvuru kriterlerini değerlendiren Özelmacıklı, gelir, ikamet ve konut sahipliği şartlarının sosyal konutların doğru hedef kitleye ulaşması açısından belirleyici olduğunu söyledi.

Özelmacıklı, “Aylık hane gelirinin 100 bin TL’nin altında olması, başvuru sahibinin en az bir yıldır İstanbul’da ikamet etmesi ve üzerine kayıtlı konutunun bulunmaması, uygulamanın gerçekten konuta erişimde güçlük yaşayan kesimlere yönelmesi açısından önemli kriterler. Başvuruların e-Devlet üzerinden alınacak olması da sürecin erişilebilirliği açısından önemli. Bununla birlikte yoğun bir başvuru bekleniyor. Bu nedenle kura sürecinin, konutların ilçelere göre dağılımının, kontenjanların, aidatların ve sonraki yıllarda uygulanacak kira artış yönteminin de vatandaşlar tarafından dikkatle takip edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Özelmacıklı ayrıca vatandaşların başvuru sürecinde yalnızca TOKİ ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının resmî açıklamalarını dikkate almaları gerektiğini vurguladı.

PİYASANIN ÇOK ALTINDA KİRA BEDELLERİ BELİRLENDİ

Açıklanan kira bedellerinin İstanbul’daki mevcut piyasa koşulları açısından önemli olduğunu belirten Özelmacıklı, “1+1 konutlarda 10 bin TL, 2+1 konutlarda 12 bin TL, 3+1 konutlarda 15 bin TL ve 4+1 konutlarda 18 bin TL’den başlayan kira bedelleri, İstanbul’daki mevcut kiralık konut piyasasıyla karşılaştırıldığında önemli bir avantaj sağlıyor. Özellikle gelirinin büyük bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalan haneler açısından bu model ciddi bir destek sağlayabilir. Kamu tarafından oluşturulan uygun fiyatlı kiralık konut arzının artırılması, özel piyasadaki fiyatlama davranışları üzerinde de zaman içerisinde dengeleyici bir etki oluşturabilir” dedi.

KENTSEL DÖNÜŞÜME DE DESTEK OLABİLİR

Kiralık sosyal konut modelinin İstanbul’un depreme hazırlanması ve kentsel dönüşüm süreçlerinin hızlandırılması açısından da önemli bir araç olabileceğini belirten Özelmacıklı, “Kentsel dönüşümde karşılaşılan temel sorunlardan biri, hak sahiplerinin yapım süresince bütçelerine uygun kiralık konut bulamamasıdır. Kentsel dönüşüm nedeniyle konutunu tahliye etmek zorunda kalan ve başka bir konutu bulunmayan vatandaşlara ilerleyen dönemlerde kontenjan ayrılması, riskli yapıların daha hızlı boşaltılmasına ve dönüşüm süreçlerinin hızlanmasına katkı sağlayabilir” dedi.

KİRALIK SOSYAL KONUT STOKU ARTIRILMALI

İstanbul’da ortalama konut kiralarının 45 bin TL seviyesine, yeni konutlarda ise yaklaşık 55 bin TL’ye ulaşabildiğine dikkat çeken Özelmacıklı, 15 bin konutluk uygulamanın önemli bir başlangıç olduğunu ancak uzun vadede kiralık sosyal konut arzının artırılması gerektiğini söyledi.

Özelmacıklı, “15 bin kiralık sosyal konut önemli bir başlangıç olmakla birlikte İstanbul’un nüfusu ve kiralık konut talebi açısından tek başına yeterli değil. İlk uygulamadan elde edilecek sonuçlar burada yol gösterici olacaktır. Modelin sürdürülebilir bir konut politikasına dönüştürülmesi, kiralık sosyal konut stokunun her yıl artırılması ve İstanbul’un farklı ilçelerine dengeli biçimde yayılması gerekiyor. Satılık ve kiralık sosyal konut üretiminin birlikte sürdürülmesi, büyükşehirlerde konuta erişimin kolaylaştırılması ve kira piyasasının dengelenmesi açısından kalıcı bir kamu politikası hâline getirilmelidir” diyerek değerlendirmelerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

GENEL

Güçlü Yapıların Temelinde Saint-Gobain Yapı Kimyasalları Güvencesi: PREPRUFE

Yayınlandı

-

 

Saint-Gobain’in alanında uzman markası GCP’nin 50 yılı aşkın küresel deneyimi ve uzmanlığıyla geliştirdiği preprufe su yalıtım sistemi; konut, kamu binaları ve endüstriyel yapılarda “Sıfır Yanal Su Yürümesi” teknolojisiyle temelleri suyun yıkıcı etkilerine karşı tam koruma altına alıyor.

Geniş ölçekli inşaat projelerinde yapının uzun ömürlü korumasını sağlayarak güvenli bir geleceğe taşınması, temel aşamasında sunulan mühendislik çözümleriyle gerçekleşiyor. Yapı kimyasalları sektörünün öncü markalarından GCP, geliştirdiği PREPRUFE® su yalıtım sistemi ile konut projeleri, kamu binaları ve endüstriyel tesisler gibi büyük ölçekli yapılara güçlü bir koruma kalkanı sunuyor.

Advanced Bond Technology ile Betonla Güçlü Bağ

İnşaat sektöründe temel su yalıtımının karşılaştığı en kritik problemlerden biri, zamanla membranın arkasına sızan suyun beton ile yalıtım katmanı arasında ilerleyerek yapının geneline yayılması sorunu olarak ortaya çıkıyor. PREPRUFE® sisteminde yer alan Advanced Bond Technology çözümü yalıtım membranının dökülen betonla moleküler düzeyde tam olarak bütünleşmesini sağlıyor.

Betonla kesintisiz bir bağ oluşturan bu teknoloji, “Sıfır Yanal Su Yürümesi” özelliği sayesinde suyun beton ile membran arasında ilerleme yolunu tamamen kapatıyor. Yalıtım katmanı betonla birlikte hareket ettiği için, olası su sızıntılarının yapı içerisinde dağılması engelleniyor. Böylece binaların statik güvenliği ve taşıyıcı performansı projenin kullanım ömrü boyunca güvenceye alınıyor.

Preprufe, sadece bir yalıtım malzemesi değil; şantiyelerde uygulama kolaylığı ve yüksek teknik performans sunan bütüncül bir mühendislik yaklaşımı olarak güçlü bir çözüm sunuyor. Özel sızdırmazlık bantları ve sıvı yalıtım çözümleri gibi tamamlayıcı donanımlarla desteklenen sistem, büyük ölçekli projelerin zorlu saha koşullarına tam uyum sağlıyor. Görünmeyen ancak yapının kaderini belirleyen su yalıtımı, uzmanların geliştirdiği preprufe teknolojisi sayesinde temelden itibaren güvenilir, dayanıklı ve mühendislik vizyonu yüksek bir korumaya dönüşüyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

“INTERCEM 2026” İSTANBUL’DA BAŞLADI

Yayınlandı

-

 

Açılışın ortak mesajı: “Küresel çimento ticaretinde Türkiye güvenilir liman”

 

Küresel yapı ve inşaat malzemeleri sektörünün önde gelen temsilcilerini İstanbul’da bir araya getiren INTERCEM 2026 Konferansı’nın ilk günü, Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) iş birliğiyle tamamlandı. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılmaların, değişen pazar dinamikleri ile ihracat fırsatlarının masaya yatırıldığı zirvede ÇCSİB, yurt dışı tanıtım markası “Turkish Cement” adıyla yer aldı. Etkinliğin açılış konuşması ÇCSİB Başkanı Ender Şahin tarafından gerçekleştirildi. Etkinliğin ilk gün oturumlarında; jeopolitik risklerin yarattığı tedarik zinciri kırılmaları, küresel çimento pazarındaki güncel trendler, Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), kuru dökme yük taşımacılığındaki görünümler ve Suriye pazarındaki toparlanma gibi sektörün geleceğine yön veren başlıklar ele alındı. 

Türkiye eşsiz bir tedarik üssü olarak öne çıkıyor”

Konuşmasında Türkiye’nin dünya ticareti içinde oluşan yeni denklemdeki stratejik konumuna değinen ÇCSİB Başkanı Ender Şahin şunları söyledi: 

Dünya ekonomisi makro belirsizliklerin ve jeopolitik fay hatlarındaki kırılmaların gölgesinde bir yıl geçiriyor. Özellikle Hürmüz Boğazı ve çevresindeki koridorda yaşanan istikrarsızlık tedarik zincirini olumsuz etkiliyor. Jeopolitik gelişmeler ve bölgesel krizler, on yıllardır kusursuz işlediği düşünülen tedarik zincirlerinin aslında ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu çok net bir şekilde gösterdi. Lojistik merkezlerden uzak olmanın öngörülemez sorunlar getirdiği bu dönemde, uzun mesafelere ve okyanus aşırı rotalara bağımlı olan Asyalı rakiplerimiz küresel satın almacıları ticaretteki ülke risk primi gerçeğiyle yüzleştirdi. Alıcılar artık ürün fiyatı yanında, o ürünün operasyonel ve coğrafi risklerden arınmış olarak güvenli ve zamanında teslim edilip edilemeyeceğine de odaklanmak zorundalar. Türkiye bu dönemde deniz yolundaki alternatif rotaları, geniş kapasiteli entegre limanları ve gelişmiş karayolu ağı ile tüm pazarlar için eşsiz bir tedarik üssü olarak öne çıkıyor.”

Küresel talebin Türkiye üzerine yoğunlaştığı bu kritik süreçte, çimento sektörünün çok ilkeli bir duruş sergilediğine ve fırsatçılıktan kaçınarak güven üzerine kurulu uzun vadeli ilişkiler kurduğuna değinen Şahin şunları belirtti:

“Enerji yoğun bir sektör olarak başta kömür olmak üzere temel girdilerimizde yüzde 40’ı bulan olağanüstü maliyet artışlarımız var ve ciddi bir enflasyonist baskı ile karşı karşıyayız. Buna rağmen, sahip olduğumuz stratejik avantajı ve oluşan yoğun talebi kısa vadeli fiyat fırsatçılığına hiç dönüştürmedik. Spot piyasalarda fiyatlar hızla tırmanırken dahi, iş ahlakımız gereği uzun dönemli kontratlarımıza sadık kalarak taahhütlerimizi zamanında ve söz verdiğimiz şekilde yerine getirdik. Günü kurtaracak geçici kârların peşine düşmek yerine, lideri olduğumuz küresel pazarda iş ortaklarımızla sarsılmaz güven ilişkimizi korumayı seçtik. Kriz çözen esnek altyapımızın, üretim kalitemizin ve yıllar içinde ilmek ilmek işlediğimiz güvenilir tedarikçi kimliğimizin, geleceğe yürürken en güçlü sermayemiz olacağını düşünüyoruz. Bölgesel çatışmalara ve küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen, sektör olarak 2026 yılı için belirlediğimiz yüzde 3’lük ihracat büyüme hedefimize ulaşacağımıza inanıyoruz.”

“Pazar çeşitliliğimizi derinleştirerek sektörel riskleri dağıtacağız”

Sektörün ihracattaki pazar çeşitliliği stratejisini detaylandıran Şahin, sektörün ihracat performansına değinerek rekabetin yoğunlaştığı pazarlar hakkında bilgi verdi:

Yılın ilk 5 ayında 33 milyon ton çimento ve 32 milyon ton klinker üreterek üretim gücümüzü istikrarla sürdürdük. İlk 8 aylık dönemde miktar bazında 16 milyon ton ile yatay sayılabilecek, sürdürülebilir bir hacim yakalarken; ihracat değerimizi yüzde 8’in üzerinde bir artışla 962 milyon dolara ulaştırmayı başardık. Avrupa pazarındaki genel ekonomik daralmanın yansıması olarak klinker ihracatımızda miktar bazında yüzde 11’lik bir esneme yaşansa da asıl gücümüz olan katma değerli çimento ihracatında büyüme ivmemizi sürdürerek, miktar bazında yüzde 6, değer bazında yüzde 10 oranında artış kaydettik. Bugün itibarıyla en büyük üç pazarımız olarak ABD, Suriye ve İtalya öne çıkıyor. Diğer yandan ihracat vizyonumuz, pazar çeşitliliğimizi derinleştirerek sektörel riskleri dağıtma stratejisine dayanıyor. Küresel talebin parlayan yıldızı olan Afrika kıtasında son derece zorlu bir rekabetin içindeyiz. Çin’in gayrimenkul sektöründe yaşadığı daralma nedeniyle kapasitesi âtıl kalan Vietnam gibi bazı ülkelerin Batı Afrika’ya yönelmesi ve Mısır gibi tedarikçilerin devlet sübvansiyonlu ürünlerle yarattığı haksız fiyat rekabetine karşı mücadele veriyoruz.  Fiyata dayalı yıkıcı rekabet girdabına kapılmadan; ürün kalitemiz, operasyonel güvenilirliğimiz ve güçlü lojistik altyapımızla pazar payımızı kararlılıkla koruyoruz. Afrikalı satın almacıların, sözleşmesine sadakatiyle bilinen ‘Türk Çimentosu’na yönelmesi bunun en somut kanıtıdır.”

“Suriye, Libya ve Ukrayna gibi pazarlarda kilit rol oynayacağız”

Önümüzdeki dönemin en hayati konularından birinin yıkıcı krizler yaşamış coğrafyaların yeniden inşası olacağını ifade eden Şahin şunları söyledi:

Suriye’ye ihracatımızın 7 ayda yüzde 113 gibi muazzam bir oranda artarak 2 milyon tona ulaşması ve buranın en büyük ikinci pazarımız konumuna yükselmesi, ülkedeki inşa sürecinin fiilen başladığını gösteriyor. Finansman kaynaklarının netleşmeye başlamasıyla sınır komşumuz yeniden ayağa kalkacak ve inanıyoruz ki Türkiye entegre karayolu bağlantıları ve coğrafi yakınlığı sayesinde, Suriye’nin ihtiyaç duyduğu hammaddeyi en hızlı ve kesintisiz şekilde sağlayan temel aktör olacak. Türk müteahhitlerinin güçlü şekilde sahaya döndüğü Libya pazarında ihracatımızın 5 katına çıkarak 290 bin tona fırlaması da altyapı yatırımlarının hızla canlandığının bir diğer göstergesi. Benzer bir lojistik avantajla, Ukrayna’nın gelecekteki yeniden inşasında da sahadaki kilit yerimizi almaya tamamen hazırız. Yurt içindeki deprem seferberliği kapsamındaki projelerimizin tamamlanmasıyla birlikte biriken üretim gücümüzü, bu coğrafyaların ihyası için çok daha rekabetçi bir şekilde küresel pazarlara aktaracağız.”

“SKDM uyumu küresel rekabette bizi öne çıkaracak bir fırsat olacak”

Avrupa Birliği ile ticarette yeni bir dönemin kapılarını aralayan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) uyum sürecini değerlendiren Şahin, bu alandaki ihtiyaçlarına yönelik şu mesajları verdi:   

Avrupa ile ticaretimizde yeni ve heyecan verici bir dönüşümün arifesindeyiz. SKDM’yi ve iklim krizine karşı atılan adımları sektörümüz için bir endişe kaynağı olarak değil; aksine daha yenilikçi, yeşil ve sürdürülebilir bir üretime geçiş için değerli bir ‘gelişim ve dönüşüm alanı’ olarak görüyoruz. Emisyon endeksine tam uyum sürecinde aşmamız gereken bazı teknik sertifikasyon aşamaları var ancak biz bu süreci en kısa sürede tamamlayarak, SKDM uyumunu küresel rekabette bizi bir adım öne çıkaracak bir fırsat olarak değerlendireceğiz. Bu konuda ihtiyaç duyduğumuz girdilerin hızlı temini için gerekli ithalat koridorlarının oluşturulması hususunda Ticaret Bakanlığımızın kıymetli destekleriyle, Avrupa pazarına entegrasyonumuzu daha güçlü bir şekilde sürdüreceğiz.”

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye