Akıllı Şehirler İçin Altyapı Tasarımı: Sürdürülebilir ve Etkili Çözümler - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Akıllı Şehirler İçin Altyapı Tasarımı: Sürdürülebilir ve Etkili Çözümler

Yayınlandı

-

İnşaat sektörü, çevresel etkilerinin farkına vararak sürdürülebilir uygulamalara yönelmeye başlamıştır. Yapı projelerinde kullanılan malzemelerin seçiminde, doğal kaynakların verimli kullanımı, karbon salınımının azaltılması ve atıkların minimize edilmesi ön plana çıkmaktadır. Bu yazıda, inşaat sektöründe sürdürülebilir malzeme seçiminde izlenecek yolları, çevre dostu malzemelerin avantajlarını ve gelecekteki trendleri inceleyeceğiz.

Sürdürülebilir Malzeme Seçiminin Önemi

Sürdürülebilir malzeme seçimi, inşaat süreçlerinde çevresel etkileri azaltan, uzun ömürlü ve yeniden kullanılabilir malzemelerin tercihi anlamına gelir. İnşaat projelerinde kullanılan malzemeler, yapıların hem estetik hem de işlevsel özelliklerini belirler. Ancak, aynı zamanda çevre üzerinde ciddi etkiler yaratır. Bu etkiler, üretim, taşıma ve atık yönetimi aşamalarında ortaya çıkar.

Doğal kaynakların tükenmesi, enerji tüketiminin artması ve çevre kirliliği gibi sorunlar, inşaat sektöründe sürdürülebilir malzeme kullanımını zorunlu kılmaktadır. Sürdürülebilir malzeme seçimi, sadece çevreye duyarlı bir yaklaşım sunmakla kalmaz, aynı zamanda ekonomik açıdan da avantajlar sağlar. Uzun vadede, daha dayanıklı ve düşük bakım maliyetli malzemeler kullanmak, projenin toplam maliyetini azaltabilir.

Sürdürülebilir Malzemelerin Türleri ve Özellikleri

1. Geri Dönüştürülmüş Malzemeler

Geri dönüştürülmüş malzemeler, inşaatta kullanılan çevre dostu malzemelerin başında gelir. Bu malzemeler, önceki yapıların ya da endüstriyel atıkların yeniden işlenmesi ile elde edilir. Beton, çelik, cam ve ahşap gibi malzemeler geri dönüştürülerek, yeni yapılar için kullanılabilir. Bu yaklaşım, doğal kaynakların tüketilmesini engeller ve atıkların çevreye olan etkisini azaltır.

Örneğin, geri dönüştürülmüş beton, ham maddelerin yeniden kullanılmasını sağlayarak, beton üretimindeki karbon salınımını azaltır. Aynı şekilde, geri dönüştürülmüş çelik kullanımı, maden çıkarımına duyulan ihtiyacı azaltır ve çelik üretiminde büyük miktarda enerji tasarrufu sağlar.

2. Biyoçözünür Malzemeler

Biyoçözünür malzemeler, doğada kolayca çözünebilen ve çevreye zararlı etkileri minimal olan malzemelerdir. Bu malzemeler, genellikle organik maddelerden elde edilir ve doğaya karıştığında çevreyi kirletmez. Ahşap, bambu, doğal taşlar ve bazı bitki bazlı malzemeler biyoçözünür malzemelere örnek olarak verilebilir.

Bambu, inşaat sektöründe popüler bir biyoçözünür malzeme haline gelmiştir. Dayanıklı, hızlı büyüyen ve çevre dostu bir malzeme olarak, özellikle iç mekan tasarımında ve dekorasyonda yaygın olarak kullanılır. Ayrıca, bambu, karbondioksit emilim kapasitesine sahip olup, çevre dostu binalar için mükemmel bir alternatiftir.

3. Yenilenebilir Malzemeler

Yenilenebilir malzemeler, doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasıyla elde edilen malzemelerdir. Bu malzemeler, üretim sürecinde doğal kaynakların tükenmesine yol açmaz, çünkü üretim süreçleri ve hammaddeler yenilenebilir kaynaklardan sağlanır. Güneş enerjisi panelleri, rüzgar türbinleri ve yerel olarak üretilen doğal taşlar gibi malzemeler, inşaat sektöründe enerji verimliliğini artıran ve sürdürülebilirliği destekleyen yenilenebilir malzemelere örnek olarak gösterilebilir.

Örneğin, yerel taşlar ve tuğlalar, inşaatta doğal olarak bulunan ve sürdürülebilir şekilde çıkarılabilen malzemelerdir. Bu tür malzemeler, taşınma mesafelerinin kısalığı sayesinde, karbon ayak izini azaltır. Ayrıca, yenilenebilir malzemeler, uzun ömürlü olup, düşük bakım maliyetleri sağlar.

4. Düşük Karbonlu Malzemeler

Düşük karbonlu malzemeler, üretim sürecinde daha az enerji tüketen ve daha az karbon salınımı yapan malzemelerdir. Bu malzemeler, inşaat projelerinin çevresel etkilerini önemli ölçüde azaltır. Örneğin, düşük karbonlu çimento, karbon salınımını önemli ölçüde azaltan bir alternatiftir. Ayrıca, düşük karbonlu çelik ve alüminyum, inşaat sektöründe daha sürdürülebilir çözümler sunmaktadır.

Bunun yanı sıra, çevre dostu boya ve kaplama malzemeleri de düşük karbonlu malzeme seçeneklerindendir. Bu malzemeler, üretim süreçlerinde daha az enerji kullanılarak üretilir ve binaların uzun vadede daha verimli olmasını sağlar.

Sürdürülebilir Malzeme Seçiminin Avantajları

1. Çevre Dostu Yaklaşım

Sürdürülebilir malzeme seçimi, inşaat projelerinin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini azaltır. Doğal kaynakların korunmasına yardımcı olur ve ekosistemlerin tahribatını engeller. Ayrıca, bu malzemeler genellikle geri dönüştürülebilir olup, atık miktarını azaltır.

2. Enerji Tasarrufu

Sürdürülebilir malzemeler, enerji verimliliğini artıran özelliklere sahip olurlar. Yüksek yalıtım özellikleri, binaların iç sıcaklık dengesini koruyarak ısıtma ve soğutma ihtiyaçlarını azaltır. Bu da hem enerji tasarrufu sağlar hem de binaların daha az enerjiye ihtiyaç duymasını sağlar.

3. Uzun Vadeli Ekonomik Fayda

Sürdürülebilir malzemeler genellikle uzun ömürlüdür, bu da daha az bakım ve onarım gerektiren yapılar oluşturur. Ayrıca, bu malzemeler daha dayanıklı olduğundan, uzun vadede daha düşük onarım maliyetleriyle ekonomik fayda sağlar.

Gelecekteki Trendler: Sürdürülebilir Malzeme Kullanımı

Gelecekte, inşaat sektöründe sürdürülebilir malzeme kullanımının artması beklenmektedir. Teknolojik ilerlemeler ve yenilikçi malzeme tasarımları, bu malzemelerin daha yaygın ve uygun fiyatlı hale gelmesini sağlayacaktır. Ayrıca, hükümetlerin çevre dostu inşaat malzemeleri kullanımını teşvik etmesi, sektördeki dönüşümün hızlanmasına yardımcı olacaktır.

Sürdürülebilir malzeme seçiminde bir diğer trend, yerel kaynakların kullanımının artmasıdır. Bu, taşınma mesafelerinin kısalması ve karbon salınımının azaltılması açısından önemli bir adımdır. Aynı zamanda, biyolojik çeşitliliği koruyan ve doğal ekosistemlere zarar vermeyen malzemelerin kullanımı daha da yaygınlaşacaktır.

Sonuç

Sürdürülebilir malzeme seçimi, inşaat sektörünün geleceğini şekillendirecek önemli bir unsurdur. Çevre dostu, enerji verimli ve uzun ömürlü malzemeler, inşaat projelerinin hem ekonomik hem de çevresel açıdan daha verimli olmasını sağlar. Yenilikçi malzemeler ve teknolojiler sayesinde, sürdürülebilir inşaat uygulamaları giderek daha fazla benimsenmekte ve gelecekte daha geniş bir uygulama alanına sahip olacaktır. Bu süreç, sadece çevreyi korumakla kalmaz, aynı zamanda daha sağlıklı ve sürdürülebilir yaşam alanları yaratır.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

İZODER’DEN 6 ŞUBAT’IN YIL DÖNÜMÜNDE ÖNEMLİ HATIRLATMA

Yayınlandı

-

Su yalıtımı binaların depreme karşı korunması için hayati öneme sahip

İZODER Başkanı Emrullah Eruslu, 6 Şubat 2023’te yaşanan deprem faciasının yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, başta deprem bölgesi olmak üzere ülke genelinde yeniden yapılaşmada “güvenli bina” kavramını benimsemek gerektiğinin altını çizdi. Eruslu, “6 Şubat’ta depremin değil yanlış yapılaşmanın ölümlere yol açtığını acı bir şekilde gördük. Başta deprem bölgesi olmak üzere ülkemizde yapılan her binada güvenli, sağlıklı ve konforlu bir yapılaşma anlayışına ihtiyacımız var. Depreme karşı dayanıklı ve uzun ömürlü binalar için temelden çatıya doğru yapılmış su yalıtımı uygulaması hayati önem taşıyor” dedi.

Ülke olarak yüreklerimizde derin izler bırakan 6 Şubat deprem felaketinden çıkarılması gereken en önemli dersin güvenli yapılaşma olduğunu belirten İZODER Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Eruslu, tüm yeni binaların ülkemizin deprem gerçeğini göz önünde bulundurarak zemine uygun, kaliteli malzemelerle ve mevzuatlar dahilinde projelendirilip inşa edilmesi, su yalıtımıyla korozyona karşı koruması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Binaların en büyük düşmanı olan korozyona karşı bir kalkan görevi gören su yalıtımının, binaların sağlam şekilde ayakta kalması noktasında hayati öneme sahip olduğunu unutmamalıyız. Türkiye’deki yapı stoku ağırlıklı olarak betonarme binalardan oluşuyor. Betonarme yapı sistemlerinin en zayıf noktalarından biri ise suya karşı olan hassasiyetleridir. Yağmur, kar, yeraltı suları, zeminde yer alan nem, mutfak, banyo, tuvalet gibi ıslak hacimlerdeki su kaçakları, binanın inşa edildiği zeminde bulunan basınçlı veya basınçsız yeraltı suları nedeniyle binalar sürekli olarak suya maruz kalabilir. Suyun taşıyıcı yapı elemanlarına nüfuz etmesi, betonun içindeki demirin paslanmasına yani korozyona neden olur. Korozyon ise yapının yük taşıma kapasitesini azaltır.  Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şakir Erdoğdu’nun yaptığı araştırma; suya maruz kalan bir donatının 5 yılın sonunda taşıma kapasitesinin yüzde 50’sini, 15 yılın sonunda yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybettiğini ortaya koyuyor. Yani herhangi bir deprem ya da dış etken olmadan bile sadece donatı korozyonu ile bir yapının çökmesi söz konusu. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve iş yerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmişti. Su ve ısı yalıtımının binaların düşmanı olan korozyona karşı kalkan görevi görerek binaları koruduğunu unutmamalıyız. Ancak zemin şartlarına göre tekniğine uygun bir şekilde kaliteli malzemeler ile inşa edilmiş ve yalıtımla korozyona karşı korunmuş binalar sağlam bir şekilde ayakta kalabilir.”

İstanbul’da olası depremde 194 bin bina risk altında!

7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 17’sinin (yaklaşık 194 bin bina) orta ve üstü seviyede hasar göreceğinin tahmin edildiğini dile getiren Eruslu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan ‘İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi’ raporunda yer alan sonuçlar, durumun ciddiyetini ortaya koyuyor: 7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 26’sının hafif, yüzde 13’ünün orta, yüzde 3’ünün ağır ve yüzde 1’inin çok ağır hasar görmesi bekleniyor. Buna göre ağır ve çok ağır hasarlı binaların yıkılıp tekrar yapılması gerektiği ortaya çıkıyor. Öte yandan orta hasarlı binaların da onarım yerine yıkılıp yeniden inşa edilmelerinin çoğunlukla daha uygun olduğuna işaret ediliyor. Durum böyleyken bir an önce Türkiye genelinde mevcut bina stokunun incelenmesi, güvenli hale getirilebilecek binaların ve güvenli olmayan binaların tespit edilmesine ihtiyaç var. Yeterli dayanıma sahip olan güvenli binaların güçlendirilmesi, güvenli olmayan binaların ise kentsel dönüşüme tabi tutulması ve yeniden inşa edilmesi hayati önem taşıyor” diye konuştu.

Su yalıtımı ile binaların ömrünü uzatmak mümkün 

Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’nin 2018 yılında yürürlüğe girmesi ile su yalıtımının zorunlu bir uygulamaya dönüştüğünü belirten Emrullah Eruslu, “Doğru yapılmış su yalıtımı ile suyun yapılara nüfuz ederek zarar vermesini önleyebiliriz.  Binanın doğrudan suya maruz kalan çatı, temel, ıslak hacim gibi bölgelerinde uygulanacak su yalıtımı ve halk arasında terleme olarak bilinen yoğuşmayı önleyen ısı yalıtımı uygulamalarının doğru ve eksiksiz yapılması ile binalarımızı depreme karşı koruyabiliriz. Ülkemizde ortalama bina ömrünün 30 yıl olduğunu görüyoruz ancak bir binanın ömrü en az 80-100 yıl olmalı. Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’nin yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2018’den itibaren inşa edilen ve zorunlu olarak su yalıtımı yapılan bina sayısı toplam yapı stokunun sadece yüzde 5-5,5’ini oluşturuyor. 10 milyon’un üzerinde bina, 30 milyonu aşan hanenin bulunduğu ülkemizde bu düşük oranlardaki su yalıtımı uygulaması maalesef güvenli bina noktasında zayıf bir yerde durduğumuzu gösteriyor. Uzun yıllar boyunca güvenli barınma sağlayacak binalar için zemin etüdünün doğru yapılması, yapının tekniğine uygun olarak tasarlanması, iç ve dış etkenlerden yalıtım ile korunması ve bütün süreçlerin yine tekniğine uygun şekilde denetlenmesi gerektiğinin altını bir kez daha çizmek istiyoruz” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

GENEL

SUDER Başkanı Selahattin Özüpek: “Deprem Dirençli Yapılar İçin Su Yalıtımı Hayati Bir Zorunluluktur”

Yayınlandı

-

Selahattin ÖZÜPEK / SUDER Yönetim Kurulu Başkanı

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depreminin yıldönümünde toplam 11 ilde etkisini gösteren büyük depremin yaralarını halen sarmaya çalışıyoruz. Kaybettiğimiz on binlerce vatandaşımız, telafisi mümkün olmayacak maddi-manevi kayıplarımız da yıkıcı depremin trajik boyutunu oluşturuyor.

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi resmi verilerine göre,

  • 50.783 can kaybı

– 115.353 yaralı

  • 37.984 yıkılan bina
  • 1.895.348 binada hasar
  • 303.455 acil yıkılacak bina
  • 103,6 milyar dolar maddi zarar tespit edilmiştir. Ancak zaman geçtikçe tüm bilançonun öngörülemeyecek şekilde katlanarak arttığını da dikkate almak gerekir.

Türkiye yüzölçümünün % 96’sı, nüfusunun % 99’unun deprem riski altında olması, beşeri ve ekonomik faaliyetler açısından depremin önemini artırmaktadır. Bu açıdan kayıpsız olarak ya da minimum kayıplarla olası süreçleri yönetmemiz gerekiyor. Bu gerçeği en başta gelişmişliğin göstergesi olarak kabul etmemiz gerekiyor.

Metodolojisine uygun olarak ve temel mühendislik yaklaşımlarıyla imal edilmiş bir yapının ‘güvenli yapı – deprem dirençli yapı’ olarak nitelik kazanmasında su yalıtımı uygulamalarının önemini her firsatta dile getiriyoruz. Ülkemizde su yalıtımı – deprem güvenliği ilişkisi güncelliğini mutlaka korumalıdır. ‘Su Yalıtımı Yönetmeliği’ ile kapsam altına alınmış ve yasal bir zorunluluk olan su yalıtımı, yapıların ayrılmaz bir parçası ve tamamlayıcısıdır.

Doğru su yalıtımı için;

  • Uygulama için doğru zaman
  • Standartlara ve yönetmeliğe uygun ürün
  • Ürünün uygun koşullarda şantiyede depolanması (hava, iklim ve çevresel koşullar)
  • Detay çözümü
  • Ürünün tekniğine uygun olarak uygulanması (kalifiye ve nitelikli işçilik)
  • Yalıtım katmanının korunması ve sonraki katmanların oluşturulması
  • Bekleme süresinin gözetilmesi ve test edilmesi
  • İşin teslimi
  • Garanti prosedürünün işletilmesi (yanlış algılara ve olmayacak beklentilere mahal vermeyecek garanti kapsamı, kanuni süreç ya da ilgili birim fiyatlara fark işletilerek garanti sürecinin reel olarak uzatılabilmesi) parametrelerini gözetmek gerekir. Geleneksel su yalıtımı anlayışından soyutlayarak yukarıda yer verdiğimiz temel parametreler, su yalıtımını tekniğine ve amacına uygun olarak yapabilme anlamı taşır.

Bu vesileyle, sektörümüz açısından depreme karşı verebileceğimiz mücadeleye ışık tutarken, benzer ve büyük acılara muhatap olmamayı arzu ediyoruz. Kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Okumaya Devam Et

GENEL

RMA Holding, Yatırımları ile Türkiye’ye Değer Katmaya Devam Ediyor!

Yayınlandı

-

RMA Holding yatırımıyla Bodrum’da hayata geçirilen, dünyaca ünlü İtalyan moda evi Missoni imzalı Montes by Missoni projesi vizyonu, yatırım değeri ve iş birliği modeli ile dünyada örnek bir proje olma yolunda ilerliyor.

Gayrimenkul geliştirme, turizm ve yeme-içme sektörlerinde Türkiye’nin öncü kuruluşlarından biri olarak, Avrupa’ya uzanan büyüme vizyonuyla dikkat çeken RMA Holding, grup şirketi RMA Development çatısı altında, uluslararası standartlara uygun, sürdürülebilir ve estetik açıdan özenle tasarlanmış projelere imza atmaya devam ediyor. Bodrum ve İstanbul gibi seçkin lokasyonlardaki prestijli yatırımlarıyla tanınan RMA Holding, yenilikçi yaklaşımı ve yüksek nitelikli iş birlikleriyle sektöre yeni bir bakış kazandırıyor. Bu birikim ve uzmanlık, Montes by Missoni projesine de ilham veriyor.

2009 yılında temelleri atılan RMA Holding’in gayrimenkul yatırımları ile başlayan gelişimini  önce Yeme-İçme sektöründe global markaların Türkiye’ye kazandırılması ve bunlara ilişkin operasyonların genişletilmesi izledi. RMA Holding, Yeme-İçme ve Eğlence Sektörlerinde Cozy, Fauchon Paris, Club Alice, Mathilda’s, OPA Bodrum ve Sakhalin gibi yatırımlarıyla  büyürken, gayrimenkul ve inşaat alanlarında da Beşiktaş, Kağıthane ve Kemerburgaz’da kentsel dönüşüm ve gayrimenkul geliştirme projelerinin yanı sıra İzmir Aliağa Radisson Otel ve Yalıkavak Marina’nın yapımında rol aldı. Holding, bu ivmenin en yeni üyesi olan Bodrum Yalıkavak’ta yer alan Montes by Missoni Projesi, Atina’da yapımına başladıkları otel projesi ve geliştirmesi devam eden 3 yeni projesi ile büyümesini sürdürüyor. Şirketler, 2020 yılından beri RMA Holding çatısı altında İnşaat&Gayrimenkul, Otelcilik ve Yeme-İçme&Eğlence alanlarında ülkemize değer yaratma hedefiyle faaliyetlerine devam ediyor.

RMA Holding adına RMA Development Gayrimenkul Geliştirme A.Ş. Genel Müdürü Mehmet Ersül, RMA Holding’in faaliyet gösterdiği 3 ana sektör ve grubun yeni göz bebeği dünyaca ünlü İtalyan moda evi Missoni imzalı Montes by Missoni projesi hakında bilgi verdi. RMA Holding Yönetim Kurulunun belirlediği stratejiler doğrultusunda ve ilgili tepe ve birim yöneticilerinin idaresinde 500’ün üzerinde çalışanıyla operasyonlarını sürdürmekte olduklarını ileten Mehmet Ersül; “Özellikle pandemi sonrası sürekli artan yurtiçi ve yurtdışı yatırım hacmimiz ile toplam varlıklarımızda ve cirolarımızda %300’lük bir artış yakalamış bulunuyoruz. İnşaat&Gayrimenkul, Otelcilik ve Yeme-İçme&Eğlence alanlarında ülkemize sürdürülebilir bir katma değer sağlamak en büyük amacımız. En son hayata geçirdiğimiz başta Cozy olmak üzere Yeme-İçme sektöründeki yatırımlarımızın  hem gördüğü ilgiden hem de Yeme-İçme sektörü ciro payımıza olan katkısından son derece memnunuz. Bu alandaki büyümemiz yeni global işbirliklerimiz ile devam edecek. Gayrimenkul geliştirme alanında da benzer bir etkiyi özellikle Montes by Missoni projemiz ile yakalamış olmanın heyecanı içindeyiz.” diye belirtti. 

Faaliyet gösterdikleri  tüm sektörlerde yurtiçinde ve yurtdışındaki fırsatları titizlikle analiz ederek müşterileri için kalıcı değer yaratmayı hedeflediklerini ileten Ersül; “Grup olarak önem verdiğimiz konulardan biri global marka işbirliklerimiz. Yaptığımız işlerde ana stratejimiz ekonomik altyapısı güçlü, sürdürülebilir, müşterilerine hem güven veren hem de değer katan işletmeler olarak ilerlemek. 2026 yılında başta gayrimenkul geliştirme ve yeme-içme olmak üzere önemli oranda ciro artışları yakalamamız mümkün görünüyor. Kısa-orta vadede yapmayı planladığımız başta İstanbul, İzmir ve Bodrum olmak üzere, Körfez Bölgesi, Avrupa ve Amerika yatırımları ile hedefimiz mevcut büyüklüğümüzü 4-5 kat arttırmak.” diye de ekledi.

RMA Holding güvencesiyle hayata geçirilen Montes by Missoni projesi…

Montes by Missoni Projesi, Missoni Markası’nın gayrimenkul geliştirme alanında global işbirlikleri ile hayata geçirdiği Dubai, Marbella ve Miami projelerini takiben Lizbon ve Toronto’daki yeni yatırımlarla birlikte şimdi ilk kez Türkiye’de, Bodrum, Yalıkavak’tamarkanın seçkin uluslararası destinasyonları arasına katılılıyor.Missoni’nin yaratıcı evreni, yalnızca moda dünyasında değil, yaşam alanlarında da benzersiz bir iz bırakıyor. 

RMA Holding yatırımı ile Bodrum’un eşsiz doğasında dünyaca ünlü Missoni markasının özgün gustosu ve tasarım diliyle şekillenen proje, markanın kreatif direktörü Alberto Caliri’nin imzasını taşıyan özel tasarımlarla hayat buluyor. Proje, toplam 53 özel rezidanstan oluşurken; 3 ya da 4 yatak odalı villalar ile 1 ila 5 odalı ünite seçenekleri sunduğu farklı yaşam tarzlarına hitap eden prestijli bir konut deneyimi vadediyor. Dokunduğu her bireyi evinin konforunda özel hissettirmeyi ve onlara verdiği değeri her adımıyla gösterebilmeyi amaçlayan RMA Holding, Montes by Missoni projesiyle, dünya çapında en önemli lüks seyahat rotalarından Bodrum’da, RMA Holding ve Missoni vizyonlarının birleştiği bir yaşam merkezi ile değer katmayı hedefliyor. Lüks, rafine ve ayrıcalıklı bir yaşam tarzı sunma prensibiyle hayata geçirilen projede yaşam 2027 yazında başlayacak. 

Global ölçekli, farklı coğrafyalarda yer alan projeler…

RMA Holding, ayrıca uzun süredir devam ettirdiği gayrimenkul geliştirme, inşaat ve otelcilik alanlarındaki operasyonlarını farklı coğrafyalara da taşımak ve büyümesini güçlendirmek için Birleşik Arap Emirlikleri’nde ve Avrupa genelinde yeni şirketlerinin de  kuruluş işlemlerini devam ettiriyor. Bugün için yurtdışı faaliyetlerinin toplam ciro içindeki payı daha kısıtlı kalmakla birlikte, Yunanistan Atina’daki otel yatırımıyla başlamak üzere kısa sürede bu payı %50’ler seviyesine getirmeyi hedefliyor. Holding çevresel ve toplumsal etkileri gözetme hassasiyetiyle uzun vadeli stratejileri şekillendiriyor, değer yaratma vizyonlarının en önemli adımının geleceği korumak olduğuna inanıyor.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler