Saint-Gobain Yapı Kimyasalları’ndan İstanbul Tuzla’da Stratejik Adım:  Üretim ağını genişleten şirket, Türkiye’deki 12. fabrikasını devreye aldı! - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Saint-Gobain Yapı Kimyasalları’ndan İstanbul Tuzla’da Stratejik Adım:  Üretim ağını genişleten şirket, Türkiye’deki 12. fabrikasını devreye aldı!

Yayınlandı

-

 

Saint-Gobain Yapı Kimyasalları, İstanbul Tuzla’da devreye aldığı üretim tesisiyle Türkiye’deki fabrika sayısını 12’ye çıkardı. 1.800 m² kapalı alana sahip olan tesis; reçine esaslı zemin sistemleri, koruyucu kaplamalar, su yalıtımı, yüksek mukavemetli epoksi esaslı montaj (grout) harçları ve beton tamir çözümleri alanlarında yüksek katma değerli ürünlerin yerel üretimine odaklanacak.

Saint-Gobain Yapı Kimyasalları, küresel standartlardaki üretim gücünü ve Türkiye’deki pazar payını artırma hedefi doğrultusunda İstanbul Tuzla’daki üretim tesisini devreye aldı. Şirketin sürdürülebilir büyüme stratejisinin önemli bir parçası olan bu yeni merkez, yapı kimyasalları sektöründeki yüksek katma değerli ürünlerin yerel üretimine katkı sağlayacak. Uluslararası Çevre, İş Sağlığı ve Güvenliği standartlarına uygun bir altyapıyla faaliyete geçen tesis, Saint-Gobain’in Türkiye genelindeki 12. fabrikası olarak operasyonlarına başladı.

Tuzla üretim tesisi, mevcut ürün portföyünün yanı sıra ileriki dönemlerde yeni nesil teknik ürünlerin de üretileceği, geleceğin yapı kimyasalları çözümlerine yönelik büyüme fırsatlarını destekleyecek şekilde tasarlandı. Stratejik konumuyla hem Türkiye pazarına hem de çevre bölgelere hızlı ve etkin hizmet sunacak olan tesis; modern altyapısı, yüksek kalite standartları ve operasyonel verimliliğiyle dikkat çekiyor.

Saint-Gobain Yapı Kimyasalları Türkiye ve Orta Asya Başkan Yardımcısı Osman İlgen, Tuzla yatırımının şirketin sürdürülebilir büyüme, yerel üretim ve inovasyon odaklı uzun vadeli stratejisinin önemli kilometre taşlarından biri olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: “Tuzla’da devreye aldığımız üretim tesisimizle, yapı kimyasalları alanında sahip olduğumuz küresel know-how’ı, ileri teknik yetkinliklerimiz ve yerel üretim gücümüzle buluşturuyor, etki alanımızı genişletiyoruz. Saint-Gobain standartlarıyla yapılandırdığımız bu tesisle, müşterilerimizin yüksek teknik nitelikli ürün ihtiyaçlarına çok daha hızlı yanıt verirken, sektördeki öncü ve referans konumumuzu daha da pekiştireceğiz.”

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

TUCSA’dan ‘Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye’ Manifestosu:  Hedef Yapılaşmada Endüstriyel Dönüşüm ve Yüzde 15 Büyüme

Yayınlandı

-

 
Stratejik ve yerli bir sanayi kolu olan yapısal çelik sektörünü 34 yıldır temsil eden Türk Yapısal Çelik Derneği’nin (TUCSA) yeni Yönetim Kurulu, “Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin” manifestosunu açıkladı. Türkiye’nin güçlü çelik üretim kapasitesini güvenli kentlere, daha hızlı kentsel dönüşüme ve yüksek katma değerli ihracata dönüştürmeyi hedefleyen TUCSA; yapı stoğunda çeliğin payını beş yıl içinde en az yüzde 15’e çıkarmayı stratejik hedef olarak ortaya koydu. Manifestoda modüler yapı üretimi ve “Yapı Fabrikaları” yaklaşımından kalite ve teknik yetkinliğe, sürdürülebilirlikten yapay zekâ, robotik otomasyon ve yüksek katma değerli yapı ihracatına uzanan altı dönüşüm başlığı yer aldı.
 
Türkiye’nin deprem gerçeği ve yapı güvenliği ihtiyacı inşaat sektöründe yeni bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Yapısal çelik sektörünün gelişimi için 1992’den beri faaliyet gösteren, Avrupa Yapısal Çelik Birliği (ECCS) üyesi olan Türk Yapısal Çelik Derneği (TUCSA), “Geleceği Çelikle Kurmak: Afete Dirençli, Sürdürülebilir, İnşaat’ta Endüstriyelleşen Türkiye” başlıklı toplantısında; Türkiye’nin yapılaşma anlayışında köklü bir dönüşüm için harekete geçtiklerini duyurdu. Ülkemizin deprem kuşağında yer almasına ve dünyanın önde gelen çelik üreticilerinden biri olmasına rağmen; yapı stoğundaki çelik payının hâlâ %3–5 seviyelerinde olduğuna dikkat çeken TUCSA, yapı stokunda çeliğin payının 5 yıl içinde en az yüzde 15’e çıkarılmasını stratejik hedef olarak açıkladı.

 

Yapısal çelik, hızlı ve kontrollü yapı üretimi için güçlü bir seçenek
Yapısal çelik; hafif, dayanıklı, hızlı ve fabrika ortamında kontrollü üretime uygun yapısı, geri dönüştürülebilirliği ile yapı üretiminde güçlü bir seçecek olarak yer alırken, yapılarda yaklaşık yüzde 5–10 net alan kazanımı sağlayabiliyor. Türkiye, 2025’te 38,1 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın 7’nci, Avrupa’nın 2. en büyük üreticisi konumunda. TUCSA üyelerinin yıllık çelik konstrüksiyon üretim kapasitesi yaklaşık 750 bin ton, yıllık ihracatı ise yaklaşık 450 bin ton seviyesinde. TUCSA, bu üretim gücünün yüksek katma değerli yapısal çelik sistemlerine, modüler yapılara ve tamamlanmış yapı ihracatına dönüştürülmesini hedefliyor.

 

Türkiye’nin yapılaşma anlayışında değişim artık ertelenemez
TUCSA Yönetim Kurulu Başkanı Selami Gürel, derneğin yeni dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmesinde, 34 yıllık kurumsal birikimin değişim ve dönüşüm hedefleriyle yeni bir aşamaya taşındığını vurguladı: “Türkiye’de yapısal çelik sektörünün gelişmesi, sektörün bilgi birikiminin güçlenmesi ve ülkemizin bu alandaki potansiyelinin daha ileriye taşınması için çalışıyoruz. Bugün önümüzde yalnızca sektörümüzü büyütme hedefi yok; Türkiye’nin yapılaşma kültürünü, üretim anlayışını ve geleceğe bakışını dönüştürme sorumluluğu da var. Deprem gerçeğiyle yaşayan, güçlü bir çelik üretim altyapısına ve mühendislik birikimine sahip ülkemizin bu imkânları yapı güvenliği için daha etkin kullanması gerekiyor. “Mevcut alışkanlıklarla geleceğin ihtiyaçlarına cevap veremeyiz” diyen Gürel, “TUCSA olarak tecrübemizi yeni bir dönüşüm iradesiyle birleştiriyor; kamu, sanayi, mühendislik ve yatırım dünyasını ortak bir hedef etrafında buluşmaya çağırıyoruz. Amacımız yalnızca daha fazla çelik yapı üretmek değil, daha güvenli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir Türkiye’nin inşasına katkıda bulunmak. Güvenli yapı bir marka veya malzeme tercihi değil, bir sistem meselesidir” dedi.
 
Beş yılda yüzde 15 hedefi: Çelik yapılaşmada yeni dönem
“Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin” manifestosunun detaylarını aktaran TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek, değişimin önemine şu sözlerle dikkat çekti: “Türkiye, dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinde yer almasına ve dünyanın önde gelen çelik üreticilerinden biri olmasına rağmen; yapı stoğundaki çelik payı hâlâ %3–5 seviyelerinde sıkışmış durumdadır.

 

Deprem gerçeğiyle her yüzleştiğimizde yaşadığımız acılar, maddi kayıplar; mevcut alışkanlıklarımıza yeni yöntemleri bir an önce eklememiz gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle TUCSA olarak Türkiye’nin yapı kültürünü, gelişmiş ülkeler seviyesine çıkaracak tarihi bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyoruz.”

 

Türkiye’de yapı stoğunda çeliğin payını önümüzdeki beş yıl içinde en az yüzde 15’e çıkarmayı hedeflediklerini açıklayan Şimşek, okul, hastane gibi kamusal yapılarda, kentsel dönüşümde ve konut sektöründe yapısal çeliğin daha yaygın kullanımının önemine dikkat çekti. “Türkiye’nin yerli ve milli çelik üretim gücü, sanayi kapasitesi ve mühendislik birikimi, yapı sektöründe çok daha ileri bir noktaya ulaşmamız için önemli bir potansiyel sunuyor” diyen Melih Şimşek; “Güvenli yapılaşmayı yaygınlaştırmayı, üretimi daha kontrollü hale getirmeyi, kentsel dönüşümü hızlandırmayı ve sanayimizin katma değerini artırmayı hedefliyoruz. Manifestomuzla bu dönüşümün yönünü ve önceliklerini açıkça ortaya koyuyoruz. Şimdi ihtiyaç duyduğumuz şey, bu hedefleri kamu politikalarından yatırım kararlarına, tasarımdan üretime kadar bütüncül bir yaklaşımla hayata geçirmek” dedi.

 

‘Yapı Fabrikaları’ Yaklaşımı: Kentsel dönüşümde Sanayi Devrimi
Yapı üretimini şantiyeden fabrikaya taşıyan endüstriyel model hakkında bilgi veren TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek, “Kentsel dönüşümü yalnızca mevcut yapı stokunun yenilenmesi olarak değil, Türkiye’nin üretim gücünü, mühendislik birikimini ve sanayi kapasitesini harekete geçirecek stratejik bir dönüşüm fırsatı olarak ele almalıyız. Yapı üretimini şantiyelerden modern fabrikalara taşıyıp, modüler çelik ve yapısal çelik sistemlerini yaygınlaştırarak şantiye süresini üçte bire indirebiliriz. ‘Yapı Fabrikaları’ yaklaşımıyla modüler çelik konut üretimini ölçeklendirmeyi ve kentsel dönüşümü hızlandırmayı hedefliyoruz.

 

Bir yılda 500 bin konut üretebilmek için 3,5 milyon ton yapısal çeliğe, 120 bin kişilik insan kaynağına ve 20 bin metrekare büyüklüğünde 135 fabrikaya ihtiyaç duyuyoruz. Bu fabrika alanı, 10 otomobil fabrikasının kapalı alanına denk geliyor. Türkiye’nin 50 milyon tonluk çelik üretim kapasitesi, bu hedefin ölçeklendirilmesi için önemli bir potansiyel sunuyor. 2023 verilerine göre 3,5 milyon işsizin bulunduğu ülkemizde, bu modelin istihdam açısından da önemli bir fırsat yaratabileceğini düşünüyoruz. Üç yılda 1 milyon modüler çelik konut üretmemiz mümkün. Üretim alışkanlıklarımızı değiştirip modüler çelik yapı endüstrilerini kurduğumuzda, mevcut kaynaklarımızı ve tercihlerimizi dönüştürerek deprem dirençli yapılara kavuşabilir, aynı zamanda ihraç edilebilir yepyeni bir endüstri kurabiliriz” dedi.

 

“İnşaat Malzemesini Değil, İnşaatın Kendisini İhraç Edeceğiz”
Malzeme ihracatından, bitmiş yapı ve teknoloji ihracatına geçişin önemine dikkat çeken Melih Şimşek, “Yapı fabrikaları kurarak, yapıları modüler olarak dünyaya ihraç edecek, inşaat malzemesi üretim gücümüzü yapı üretimine taşımayı, üretim, mühendislik ve teknolojiyi aynı ekosistemde buluşturarak Türkiye’yi yalnızca inşaat malzemesi ihraç eden değil, tamamlanmış yapılarıyla da küresel pazarlarda söz sahibi olan bir ülke konumuna taşımayı hedefliyoruz” dedi.

 

Kamuda Güven Damgası: TUCSAMARK ve Mevzuat Reformu ile Mümkün
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yürütülen iş birliği kapsamında TUCSAMARK’ın kalite ve teknik yeterliliği destekleyen bir sistem olarak güçlendirilmesi; TUCSA AKADEMİ ile de sektörde sürekli eğitim, teknik yetkinlik ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi hedefleniyor. TUCSA, kalite ve güvenin yalnızca ürünle değil; tasarımdan üretime ve uygulamaya kadar bütün sürecin ortak standartlarla yönetilmesiyle sağlanabileceğini vurguluyor.
 
İklim Krizi ve COP31 Taahhütlerine Tam Uyum konusunun da yapısal çeliğin geri dönüştürülebilirlik potansiyeli, kuru montaj ve döngüsel ekonomi yaklaşımı, sürdürülebilir yapılaşmanın önemi ele alındı. Bu dönüşümün, Türkiye’nin iklim hedefleri açısından da önem taşıdığına dikkat çekildi.

 

Tasarımda yapay zekâ ile algoritmik modelleme, üretimde robotik otomasyon ve dijital ikizler üzerinden ileri mühendislik yetkinliklerinin geliştirilmesi hedeflenirken, üretimde verimlilik ve kalitenin artırılması, Türk yapısal çelik sektörünün uluslararası rekabet gücünü de güçlendirmesi amaçlanıyor.

 

Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin Ortak Dönüşüm Çağrısı
“Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin Yapısal Çelik Zorunluluktur” vurgusunda bulunan TUCSA Yönetim Kurulu, tüm paydaşlarına çağrıda bulundu: “Biz kamuya taahhüt veriyoruz, ülkemize güveniyoruz, bakanlıklarımıza güveniyoruz, sanayicimize güveniyoruz, mühendislik birikimlerimize güveniyoruz. Devletimizi mevzuatlarda cesur adımlar atmaya, yatırımcılarımızı geleceğin endüstriyel yapım modellerini seçmeye, basınımızı ve vatandaşlarımızı ise güvenli bir yaşam hakkı olan çeliği talep etmeye çağırıyoruz. Eski alışkanlıklarla yeni atılımlar gerçekleştirilemez. Geleceği; çelikle, akılla ve hızla inşa etmek için yola çıkıyoruz.”

 

Sektör 2 Aralık’ta Zirve’de Buluşacak
TUCSA’nın yeni dönem dönüşüm gündemi, 2 Aralık’ta TUCSA 27. Yapısal Çelik Günü Zirvesi’nde kamu, sanayi, akademi, mimarlık, mühendislik ve yatırım dünyasını bir araya getirecek. Zirvede, yapısal çeliğin geleceği, yeni teknolojiler ve sektörün dönüşüm başlıkları ortak akılla değerlendirilecek.

 

 
 

 

Okumaya Devam Et

GENEL

COP31 öncesi yeşil bina gündemi Ankara’da  masaya yatırıldı

Yayınlandı

-

 

 

ÇEDBİK’in Ankara’da düzenlediği COP31 Binalar ve Şehirler Çalıştayı’nda, sürdürülebilir yapılaşma ve şehirlerin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığı ele alındı. Kamu, özel sektör ve akademi temsilcileri, binaların enerji ve karbon performansından şehirlerin dönüşümüne sorun ve çözüm önerileriyle çalışma masalarında bir araya geldi. Çalıştayın sonuçları, ÇEDBİK tarafından hazırlanacak raporla kamuoyuna açıklanacak.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) ev sahipliği, binalar ve şehirlerde iklim hedeflerini hızlandırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) tarafından Ankara’da düzenlenen COP31 Binalar ve Şehirler Çalıştayı’nda, bu dönüşümün önündeki sorunlar ve uygulanabilir çözüm önerileri kamu, özel sektör ve akademi temsilcilerinin katılımıyla ele alındı.

İLBANK Sosyal Tesisleri’nde gerçekleştirilen çalıştayın açılışında konuşan ÇEDBİK Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Emre Ilıcalı, COP31’in Türkiye açısından uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapmanın ötesinde, binalar ve şehirler alanındaki iklim hedeflerini hızlandırmak için önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Ilıcalı, binaların enerji ve karbon performansının sürdürülebilir ve dirençli şehirlerin oluşturulmasında belirleyici rol oynadığına dikkat çekti.

Çalıştayın temel hedefinin farklı sektörlerin bilgi ve deneyimini ortak bir zeminde buluşturmak olduğunu belirten Ilıcalı, ortaya konacak önerilerin uygulanabilirliğinde katılımcıların katkısının önem taşıdığını vurguladı.

YES-TR yarışmasına 1.000’i aşkın başvuru

Çalıştayın açılış panelinde, COP31 sürecinde sürdürülebilir binalardan şehir ölçeğindeki dönüşüme uzanan başlıklar değerlendirildi. Dr. Emre Ilıcalı’nın moderatörlüğündeki panele GYODER Yönetim Kurulu Başkanı Neşecan Çekici, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü Enerji Verimliliği ve Tesisat Dairesi Başkanı H. Namık Sandıkçı ile Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Kaçar katıldı.

Panelde yeşil bina uygulamalarının yaygınlaşması ve sektörün iklim değişikliğiyle mücadelede üstlenebileceği rol öne çıktı. H. Namık Sandıkçı, COP31 kapsamında yürütülen yarışmaya ilişkin bilgi verirken, başta YES-TR ve YES-INT olmak üzere yeşil bina uygulamalarını teşvik etmeyi amaçlayan yarışmaya 1.000’in üzerinde başvuru yapıldığını açıkladı.

Neşecan Çekici, gayrimenkul sektörünün iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolüne ve GYODER’in bu alandaki çalışmalarına değindi. Erkan Kaçar ise COP31 sürecini ve yeşil bina uygulamalarını mimarlık meslek örgütünün perspektifinden değerlendirdi.

Sorunlar ve çözüm önerileri aynı masada

Çalıştayın ana bölümünde katılımcılar, çalışma masalarında iki oturum halinde bir araya geldi. İlk oturumda mevcut durum ve karşılaşılan sorunlar ele alınırken ikinci oturumda çözüm önerileri ve hayata geçirilebilecek adımlar üzerinde duruldu.

Kamu, özel sektör ve akademi temsilcilerinin katkısıyla yürütülen çalışmaların sonunda her masanın moderatörü, öne çıkan tespitleri ve önerileri paylaştı. Çalıştayda ortaya çıkan sonuçların, ÇEDBİK tarafından hazırlanacak kapsamlı bir raporla kamuoyuna sunulması planlanıyor.

Çalıştayın açılışında ayrıca Bakanlık Mesleki Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Murat Bayram, YES-TR’nin Türkiye için sunduğu fırsatlara ve Bakanlığın bu alandaki çalışmalarına değindi. İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Mehrali Ecerde COP31’in Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelesi açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.

ÇEDBİK, çalıştaya katkı sunan kamu kurumlarına, katılımcılara ve etkinlik sponsoru Saint-Gobain’e teşekkür ederek sürdürülebilir binalar ve dirençli şehirler alanındaki çalışmalarını COP31 sürecinde de sürdürmeyi hedeflediğini bildirdi.

 

Okumaya Devam Et

GENEL

TLC Klima 10. yılında geleceğe uzanan yol haritasını bayileriyle paylaştı

Yayınlandı

-

 

TLC Klima, 10. kuruluş yılında düzenlediği bölgesel bayi toplantılarında Türkiye genelindeki iş ortaklarıyla bir araya geldi. Şirketin 10 yıllık gelişiminin ve 2026 yılı performansının değerlendirildiği buluşmalarda, GREE ve Panasonic Klima markalarıyla güçlenen portföyün desteklediği yeni büyüme vizyonu ve gelecek dönemin öncelikleri paylaşıldı.

2016 yılında başlayan yolculuğunda Türkiye genelinde güçlü bir bayi ve servis ağı oluşturan TLC Klima, bireysel, ticari ve endüstriyel iklimlendirme ihtiyaçlarına mühendislik birikimi ve satış sonrası hizmet altyapısıyla yanıt veriyor. Şirket, 10. kuruluş yılını bu birikimi yeni büyüme hedeflerine taşıdığı bir dönemin başlangıcı olarak ele alıyor.

Bölgesel toplantılar, 2 Eylül’de İzmir’de Ege Bölgesi, 8 Eylül’de Antalya’da Akdeniz Bölgesi, 16 Eylül’de Adana’da Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri bayilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. 30 Eylül’de düzenlenen Marmara Bölge Toplantısı’nın ardından buluşmalar, 9 Ekim’de Ankara’da İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerindeki bayilerin katıldığı toplantıyla tamamlandı.

Toplantılarda 2026 yılı performansı, sektördeki gelişmeler, değişen pazar koşulları ve satış ile satış sonrası hizmet süreçleri değerlendirilirken bayilerin sahadaki deneyimleri, bölgesel ihtiyaçlar ve müşteri beklentilerine ilişkin görüşleri dinlendi. Gelecek dönem stratejilerinin de paylaşıldığı buluşmalar, şirket ile iş ortakları arasındaki iletişimi güçlendirdi.

“10 yılda oluşturulan güçlü yapıdan geleceğin TLC Klima’sına”

TLC Klima Yönetici Ortağı Sema Tunar, şirketin yeni dönem vizyonunu şu sözlerle değerlendiriyor: “TLC Klima’nın 10 yıllık yolculuğunda oluşturduğumuz güçlü yapının temelinde, bayilerimizle kurduğumuz güven ve birlikte geliştirdiğimiz hizmet anlayışı bulunuyor. 2026’yı, bu birikim üzerine yeni büyüme adımları attığımız bir dönemin başlangıcı olarak görüyoruz. GREE ile sürdürdüğümüz güçlü iş ortaklığımızı, Panasonic Klima’nın portföyümüze katılmasıyla daha geniş bir çözüm yelpazesine taşıyoruz.

Önümüzdeki dönemde yatırımlarımızı iki temel alanda yoğunlaştırıyoruz. Bir yandan bayi ve servis ağımızı genişleterek Türkiye genelindeki erişimimizi ve hizmet gücümüzü artırmayı, diğer yandan dijitalleşmeye yaptığımız yatırımlarla iş süreçlerimizi daha verimli, hızlı ve entegre hale getirmeyi hedefliyoruz. Amacımız, yalnızca büyümek değil; tüm iş ortaklarımızla birlikte daha güçlü, sürdürülebilir ve geleceğe hazır bir yapı oluşturmak. Bölgesel toplantılarımızda bayilerimizden aldığımız geri bildirimler de bu ortak geleceği şekillendirmemizde önemli bir rol oynuyor.”

GREE ve Panasonic Klima ile güçlenen marka portföyü

GREE ile sürdürülen güçlü iş ortaklığı, TLC Klima’nın büyüme yolculuğunun temel unsurlarından biri olmaya devam ederken Panasonic Klima’nın da TLC Klima çatısı altında Türkiye pazarına sunulmaya başlanması, şirketin ürün ve marka portföyünü güçlendiriyor. İki markanın çözümlerini mühendislik uzmanlığı ve satış sonrası hizmet altyapısıyla destekleyen TLC Klima, farklı müşteri ihtiyaçlarına yanıt verme kapasitesini geliştiriyor. Güçlenen portföy, bayilere daha geniş bir çözüm yelpazesi sunarken şirketin pazardaki etkinliğini artırma hedefini de destekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye