MARSHALL BOYA, 2027 YILININ RENGİNİ AÇIKLADI:  “YALIN DENGE” - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

MARSHALL BOYA, 2027 YILININ RENGİNİ AÇIKLADI:  “YALIN DENGE”

Yayınlandı

-

 

 

Marshall Boya’nın bağlı olduğu grup şirketi AkzoNobel, 2027 yılının rengini “Yalın Denge” olarak açıkladı.  Günümüzün tüketim çılgınlığı ve bilgi bombardımanına karşı, hayatı sadeleştirmeye ve yaşam alanlarında hayallere yer açmaya davet eden “Yalın Denge”; yumuşak, gümüşümsü ve dingin bir yeşil tonundan oluşuyor.

Dünya çapında renk otoriteleri ve tasarım uzmanlarının katılımıyla yürütülen kapsamlı trend araştırmaları sonucunda Marshall Boya’nın bağlı olduğu grup şirketi AkzoNobel, 2027 yılının rengini Yalın Denge olarak duyurdu.

AkzoNobel Küresel Estetik Merkezi tarafından yaklaşık 30 yıldır düzenlenen ColourFutures Trend öngörü araştırmaları; uluslararası mimarlar, tasarımcılar, gazeteciler ve trend analistlerini bir araya getirerek dünyanın dört bir yanında toplumun verdiği tepkilerin renk tercihlerini nasıl etkilediğine dair değerli içgörüler sunuyor. Bu içgörüler sonucunda “Yılın Rengi” belirleniyor.

Hayatı sadeleştir ve hayallere yer aç!

2027 yılının rengi olarak seçilen “Yalın Denge”, yaşamın günlük akışının ve bilgi bombardımanının yarattığı zihinsel ağırlıklardan arınma ihtiyacına yanıt veriyor. Yumuşak, gümüşümsü ve dingin bir yeşil tonundan oluşan Yalın Denge, hayatı sadeleştirmeye ve yaşam alanlarında hayallere yer açmaya davet ediyor. “Yalın Denge”, Işıltı, Ferahlık ve Coşku olarak adlandırılan üç farklı renk hikâyesinin merkezinde yer alıyor. Yaşam alanlarındaki atmosferi huzurla dolduruyor, daha sade ve tazelenmiş hissetmeye yardımcı oluyor. Işıltı; oturma odası ve mutfak gibi mekânlarda sıcak bir atmosfer yaratmak için toprak tonlarına odaklanıyor. Ferahlık; sakin, açık tonlar ile koyu nüansları bir araya getirerek iyileştirici ve arındırıcı bir ambiyans sunuyor. Coşku ise ilham veren bir alanın neşesini ve enerjisini hissettiren pozitif tonları öne çıkarıyor.

Yılın rengi mimari ve endüstriyel tasarımlara da taşınıyor

“Yalın Denge”, huzur katan tonlarıyla iç mekânların ruhunu değiştirirken, mimari ve endüstriyel formlara da uyarlanabiliyor. Koleksiyondaki tüm renkler, dokular ve özel efektler her pazara uygun olarak yeniden tasarlanıyor. Dekoratif boyaların yanı sıra havacılık, otomotiv, tüketici elektroniği, metal mobilya, aydınlatma, dolap imalatı, zemin kaplamaları, yapı ürünleri ve mimari sektörleri için de özel ilham paletlerine yer veriliyor.

Çağdaş mimaride doğal malzemelere olan ilginin bir yansıması olarak yorumlanan Yalın Denge, AkzoNobel’in diğer bir iş birimi olan toz boyalarda ise Interpon’un süper dayanıklı serisiyle dış cephelerde, pencere ve kapı sistemlerinde ve metal mobilyalarda yerini alıyor. Dokuz tamamlayıcı krem, gri ve mavi tonundan oluşan bu özel renk paleti; alüminyum, çelik, ahşap, taş ve beton gibi malzemelerle kusursuz bir görsel uyum yakalıyor.

AkzoNobel’in Türkiye’deki diğer pazarı olan, Gemi ve Yat Boyaları iş birimi ise Yalın Denge’nin teknelere uygulandığında nasıl duracağına dair bir çalışma paylaştı. Awlgrip markası, bu alanda açık ara dünya lideri olduğu için adeta denizlerdeki yeni trendleri yönlendiriyor.

“Dingin bir ortam sunma hedefiyle yola çıktık”

AkzoNobel Küresel Estetik Merkezi Kreatif Direktörü Heleen van Gent; “Günümüzde birçok insan küresel gelişmelerden ve bilgi yoğunluğundan dolayı üzerinde büyük bir yük hissediyor. 2027 yılının rengini seçerken, daha dingin bir yaşam için daha ferah alanlar yaratmayı temel aldık. Bu ağırlığı üstlerinden atabilecekleri huzurlu bir ortam sunma hedefiyle Yalın Denge’yi 2027 yılının ruh hali olarak seçtik” dedi.

AkzoNobel Dekoratif Boyalar Küresel Direktörü ve İcra Kurulu Üyesi Daniel Geiger Campos: “Küresel renk uzmanları olarak, her yıl gerçekleştirdiğimiz kapsamlı araştırmaların gelişen trendlerle mükemmel bir şekilde örtüşmesini sağlamak için dünyanın dört bir yanından vizyoner isimlerle çalışıyoruz. Farklı kitlelerin ve sektörlerin değişen ihtiyaçlarına odaklanarak müşterilerimize ve tasarımcılarımıza pazara özel çözümler sunuyor, zamanın ruhunu yakalamalarına yardımcı oluyoruz.” diye konuştu.

AkzoNobel Toz Boyalar Küresel Pazarlama Direktörü Jorrit van Rijn konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Mimarlar bir renk belirlediklerinde, aslında bir binanın onlarca yıl sürecek karakterini tanımlarlar. Yalın Denge, bugün için modern, gelecek yıllar için ise zamansız bir renk yönelimi sunuyor. Tüm ürünlerimizin kanıtlanmış dayanıklılığı, renk koruma performansı ve sürdürülebilirlik nitelikleri, tasarımcıların özgün fikirlerini onlarca yıl boyunca koruyacağına dair tam bir güven sağlıyor.”

Marshall Boya Genel Müdürü Özgür Orçunus ise “Hepimiz yaşam alanlarında daha fazla sadelik, doğallık ve rahatlık arıyoruz. Günlük hayatın temposu ve stresi karşısında özellikle de evlerimizi ‘tazelenme ve sadeleşme’ noktası olarak yeniden tanımlıyoruz. 2027 yılının rengi olan Yalın Denge; doğanın iyileştirici gücünü iç mekânlara taşırken yaşam alanlarında dingin, enerji veren ve samimi bir atmosferin oluşmasına öncülük ediyor.” diye konuştu.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Isınma Faturalarını 4’te 1’e İndiren Formül

Yayınlandı

-

 

 

Kış aylarında yükselen ısınma faturaları, tüketicileri daha ekonomik ve verimli ısıtma çözümlerine yöneltiyor. Bu noktada havadan suya ısı pompaları, yüksek enerji verimliliğiyle ısınma maliyetlerini düşürme potansiyeli sunuyor. Harcadığı 1 birim elektrik enerjisi karşılığında 4 ila 5 birim ısı enerjisi üretebilen bu sistemler, doğru projelendirildiğinde enerji faturalarını 4 kata kadar azaltabiliyor. İşte detaylar…

 

Küresel enerji dönüşümü ve yükselen enerji maliyetleri, tüketicileri alternatif iklimlendirme çözümlerine yöneltiyor. Bu arayışta öne çıkan havadan suya ısı pompaları, harcadığı 1 birim elektrik enerjisine karşılık 4 ila 5 birim ısı enerjisi üreterek ısınma maliyetlerinde 4 kata varan tasarruf potansiyeli sunuyor. Ancak bu yüksek verimlilik potansiyelinden yararlanabilmek için ısı pompasının yalnızca bir cihaz olarak değil, binanın özellikleri ve mevcut tesisatla birlikte ele alınan bir mühendislik sistemi olarak projelendirilmesi gerekiyor.

Üçay Mühendislik İcra Kurulu Üyesi ve İklimlendirme & Şubeler Direktörü Zafer Çüman, ısı pompalarında doğru projelendirmenin enerji verimliliği açısından belirleyici olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Isı pompalarının sunduğu yüksek verimlilik, doğru sistem tasarımıyla birlikte gerçek bir enerji ve maliyet avantajına dönüşüyor. İlk yatırım maliyeti geleneksel ısıtma sistemlerine kıyasla daha yüksek olan ısı pompaları, düşük işletme maliyetleri sayesinde yatırım maliyetini daha kısa sürede karşılayabiliyor. Özellikle doğalgaz altyapısının bulunmadığı veya sıvı ya da katı yakıt kullanılan bölgelerde bu ekonomik avantaj daha belirgin hale geliyor. Ayrıca ısı pompaları, kışın ısıtma, yazın ise soğutma sağlayarak iki farklı ihtiyacı tek sistem üzerinden karşılayabiliyor.

Isı kaybı hesabı, sistem performansını belirliyor

Ancak burada en önemli nokta, ısı pompasının kapasitesinin ve sistem bileşenlerinin binanın gerçek ihtiyacına göre belirlenmesi. Cihaz seçiminden önce yapının metrekaresi, tavan yüksekliği, cepheleri, yalıtım durumu ve bulunduğu bölgenin iklim koşulları dikkate alınarak ısı kaybı hesabının yapılması gerekiyor. Sadece metrekare üzerinden yapılan kapasite seçimi, sistemin gereğinden fazla veya yetersiz kapasitede çalışmasına neden olabiliyor. Bu da hem elektrik tüketimini artırıyor hem de cihazın çalışma performansını olumsuz etkiliyor.

“Uçtan uca mühendislik yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor”

Ayrıca ısı pompası uygulamasını yalnızca cihazın montajından ibaret görmemek gerekiyor. Tesisat debisi, boru çapları, genleşme tankı kapasitesi ve denge kabı gibi sistem bileşenlerinin de projelendirilmesi önemli. Sistemin bütün bileşenlerinin birbiriyle uyumlu çalışması, cihazın verimli ve dengeli şekilde işletilmesine katkı sağlıyor. Bu nedenle ısı pompası yatırımlarında uçtan uca mühendislik yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor.

Dönüşümde mevcut tesisatın teknik özelliklerine dikkat!

Mevcut binalarda dönüşüm yapılırken de binanın mevcut ısıtma altyapısının detaylı şekilde incelenmesi gerekiyor. Özellikle radyatörlü sistemlerde mevcut petek metrajlarının ısı pompasının daha düşük su sıcaklıklarıyla çalışma karakterine uygun olup olmadığı kontrol edilmeli. Yapılan hesaplamalarda radyatör kapasitesinin yetersiz olduğu görülürse, petek metrajlarının artırılmasıyla sistemin ihtiyaç duyduğu ısı transferinin sağlanması mümkün hale geliyor. Dolayısıyla eski binalarda ısı pompası kullanımının mümkün olup olmadığı kararını verirken binanın ve mevcut tesisatın teknik özelliklerini dikkate almak gerekiyor.

Yenilenebilir enerji entegrasyonu yatırımın ilk aşamasında planlanmalı

Isı pompası sistemlerinde verimliliği artırmak içinse yenilenebilir enerji entegrasyonunun yatırımın ilk aşamasında planlanması büyük önem taşıyor. Çatı tipi güneş enerjisi sistemleriyle (GES) birlikte çalışabilecek bir altyapının oluşturulması, ilerleyen dönemde ısı pompasının elektrik ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına imkân tanıyor. Bu nedenle yalnızca bugünkü ihtiyaçları değil, yapının gelecekteki enerji altyapısını da dikkate alan bir proje yaklaşımı benimsenmesi gerekiyor. 

Sistem doğru şekilde devreye alınmalı

Son olarak, sistemin doğru şekilde devreye alınması da en az cihaz ve proje seçimi kadar önemli. Kurulum sonrasında cihazın çalışma parametrelerinin üretici kriterlerine uygun şekilde ayarlanması, sistemin performansının korunmasını ve uzun ömürlü çalışmasını sağlıyor. Bu nedenle montaj, devreye alma ve bakım süreçlerinin sertifikalı uzman ekipler tarafından yürütülmesi gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

GENEL

Veri Merkezlerinde UPS Seçiminde Toplam  Sahip Olma Maliyeti Yaklaşımı Öne Çıkıyor

Yayınlandı

-

 
Yapay zeka ve yüksek yoğunluklu bilgi işlem uygulamalarının yaygınlaşması, veri merkezlerinde güç altyapısının maliyet ve verimlilik açısından yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Legrand UPS Avrupa Ticari Direktörü Mark Murphy, UPS seçiminde ilk yatırım maliyetinin yanı sıra sistemin tüm kullanım ömrünü kapsayan Toplam Sahip Olma Maliyeti’ne (TCO) odaklanılması gerektiğine dikkat çekiyor.
 
Veri merkezlerinde enerji tüketimi, bakım, batarya değişimleri, kapasite artışları ve olası kesintiler, UPS’in kullanım ömrü boyunca ortaya çıkan toplam maliyeti doğrudan etkiliyor. Intelligent Data Centres dergisinde yayımlanan makalesinde Mark Murphy, UPS yatırımlarının 10–15 yıllık kullanım perspektifiyle değerlendirilmesinin önemini ele alıyor.
 
UPS Verimliliğindeki %1’lik Fark, 10 Yılda 250 Bin Euro Ek Maliyet Yaratabiliyor
 
Bir UPS sisteminin TCO’su yalnızca satın alma ve kurulum maliyetlerinden oluşmuyor. Enerji tüketimi, bakım ve onarım, batarya değişimleri, gelecekteki kapasite ihtiyaçları ve olası kesintilerin maliyeti de toplam sahip olma maliyetinin önemli parçalarını oluşturuyor.

 

Özellikle büyük ölçekli veri merkezlerinde enerji verimliliğindeki küçük farklılıklar, uzun vadede önemli maliyet sonuçları yaratabiliyor. Makalede verilen örneğe göre, 1 MW’lık ve %98 verimlilikle çalışan bir UPS 10 yılda yaklaşık 1,5 milyon kWh enerji kaybederken, %97 verimlilikteki benzer bir sistemde bu kayıp 2,7 milyon kWh’ın üzerine çıkabiliyor.

 

Yalnızca %1’lik verimlilik farkı, 10 yıllık dönemde yaklaşık 250 bin Euro ilave enerji maliyeti ve 700 tonun üzerinde ek karbon emisyonu anlamına gelebiliyor. Bu hesaba, daha düşük verimlilik nedeniyle oluşabilecek ek soğutma ihtiyacı dahil değil. Silicon Carbide (SiC) gibi yeni nesil yarı iletken teknolojileri ise %98’in üzerinde verimlilik seviyelerine ulaşılmasına yardımcı olarak enerji tüketiminin ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor.
 
Kesintiler, Bakım ve Bataryalar Yönetimi TCO’yu Şekillendiriyor
 
UPS yatırımlarında enerji tüketiminin yanı sıra sistemin kullanılabilirliği de toplam maliyet açısından önem taşıyor. Modüler mimari, hot-swap bileşenler, uzaktan izleme ve kestirimci bakım gibi özellikler arızaların daha hızlı tespit edilmesine ve müdahale sürelerinin kısaltılmasına yardımcı olabiliyor. Özellikle modüler UPS mimarisinde Mean Time to Repair (MTTR) süresinin azaltılması, olası arızaların uzun süreli kesintilere dönüşmesini önlemeye katkı sağlıyor. Önden erişim, dahili diagnostik ve gerçek zamanlı veri işleme gibi özellikler de bakım süreçlerinin daha etkin yönetilmesine yardımcı olurken, ekipmanın durum verilerinin sürekli izlenmesi kestirimci bakım uygulamalarını destekliyor.

 

TCO hesaplamasında bataryaların da yaşam döngüsü boyunca yarattığı maliyetlerin dikkate alınması gerekiyor. Satın alma bedelinin yanı sıra şarj, izleme, bakım, değiştirme, bertaraf ve kapladığı alan gibi unsurlar toplam maliyeti etkiliyor. Gelişmiş batarya yönetimi ve BMS entegrasyonu ise batarya kullanımının optimize edilmesine ve olası arızaların daha erken belirlenmesine yardımcı olabiliyor.
 
Güç Altyapısında “Pay-as-you-grow” Dönemi

 

Yapay zeka iş yüklerinin hızlı değişimi, veri merkezlerinin gelecekte ihtiyaç duyacağı kapasitenin öngörülmesini zorlaştırıyor. Modüler UPS mimarileri, kapasitenin ihtiyaç doğrultusunda artırılmasına olanak tanıyarak başlangıçta gereğinden fazla kapasiteye yatırım yapılmasının önüne geçebiliyor.

 

“Pay-as-you-grow” yaklaşımı, güç altyapısının veri merkezinin iş yükleriyle birlikte büyütülmesine olanak sağlıyor. Makalede, modüler sistemlerin %40–80 yük seviyelerinde tutulabilmesinin de UPS’in yüksek verimlilik seviyelerinde çalışmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor.
 
UPS Yatırımında Toplam Sahip Olma Maliyeti Öne Çıkıyor
 
UPS seçiminde yalnızca ilk yatırım maliyetini değerlendirmek yerine enerji verimliliği, bakım, kullanılabilirlik, ölçeklenebilirlik, batarya yönetimi ve gelecekteki kapasite ihtiyaçlarının birlikte ele alınması önem taşıyor. Yüksek verimli ve modüler bir UPS’in ilk yatırım maliyeti daha yüksek olsa bile kullanım ömrü boyunca sağladığı operasyonel avantajlar toplam sahip olma maliyetini değiştirebiliyor. Bu nedenle UPS, teknik bir ekipman satın alımının ötesinde, veri merkezinin önümüzdeki 10–15 yıllık operasyonunu etkileyen uzun vadeli bir altyapı yatırımı olarak öne çıkıyor.

 

Intelligent Data Centres dergisinde yayımlanan Mark Murphy imzalı makalenin tamamında, UPS yatırımlarında TCO yaklaşımının yanı sıra enerji verimliliği, bakım, kullanılabilirlik, ölçeklenebilirlik, batarya yönetimi ve sürdürülebilirlik konuları ele alınıyor.

 

Komple çözüm sunma felsefesi ile Legrand’ın ürünleri hakkında ayrıntılı bilgi için www.legrand.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

Okumaya Devam Et

GENEL

Konutlarda Hava Kalitesi Yönetimi, Yapı Bakımının Yeni Gündemlerinden Biri Oluyor

Yayınlandı

-

 

Konutlarda bakım maliyetleri denildiğinde akla ilk olarak ısı yalıtımı, tesisat ve enerji giderleri geliyor. Ancak özellikle kış aylarında ortaya çıkan nem ve yoğuşma sorunları da yapıların korunmasını ve bakım ihtiyacını doğrudan etkileyebiliyor. HUTT Türkiye Hava Temizleme Sistemleri Genel Müdürü Melek Ataker, iç mekân hava kalitesinin doğru yönetilmesinin hem yaşam konforu hem de konutların uzun vadeli korunması açısından önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Kış aylarında pencerelerde biriken su damlacıkları, duvar köşelerinde oluşan nem ve zamanla ortaya çıkan küf, evlerde göz ardı edilen bakım sorunları arasında yer alıyor. Yemek pişirme, duş alma ve çamaşır kurutma gibi günlük faaliyetlerle artan nem, yeterli havalandırma sağlanmadığında soğuk yüzeylerde yoğuşmaya neden olabiliyor. Uzun süre devam eden nem ise boya ve kaplamalarda bozulma, küf oluşumu ve ek onarım ihtiyacı doğurabiliyor.

“Konutları Korumak İçin Sorunun Kaynağına Odaklanmak Gerekiyor”

HUTT Türkiye Hava Temizleme Sistemleri Genel Müdürü Melek Ataker, konutlarda nem kaynaklı sorunların yalnızca yüzey temizliğiyle çözülemeyeceğini belirterek, “Kış aylarında pencerelerde biriken su ve duvarlarda görülen nem, iç mekân koşullarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli işaretlerdir. Kalıcı bir çözüm için nemin kaynağını belirlemek, yaşam alanlarını düzenli havalandırmak ve gerekli durumlarda yapı kaynaklı sorunları gidermek gerekiyor. Hava kalitesi, nem dengesi ve konut bakımı birlikte ele alındığında hem yaşam konforunu korumak hem de ileride oluşabilecek sorunları önlemek mümkün” dedi.

Hava Temizliği Tek Başına Yeterli Değil

İç mekân hava kalitesinin korunması için nem kontrolü ve havalandırma uygulamalarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Hava temizleme cihazları, özelliklerine bağlı olarak havadaki belirli partiküllerin azaltılmasına yardımcı olsa da fazla nemi giderme veya küfün temel nedenini ortadan kaldırma işlevi görmüyor. Bu nedenle pencerelerde sürekli yoğuşma, duvarlarda nemlenme ya da küf belirtileri görüldüğünde sorunun kaynağının araştırılması, uygun havalandırmanın sağlanması ve gerekli bakım çalışmalarının yapılması önem taşıyor.

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye