Konutlarda Hava Kalitesi Yönetimi, Yapı Bakımının Yeni Gündemlerinden Biri Oluyor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Konutlarda Hava Kalitesi Yönetimi, Yapı Bakımının Yeni Gündemlerinden Biri Oluyor

Yayınlandı

-

 

Konutlarda bakım maliyetleri denildiğinde akla ilk olarak ısı yalıtımı, tesisat ve enerji giderleri geliyor. Ancak özellikle kış aylarında ortaya çıkan nem ve yoğuşma sorunları da yapıların korunmasını ve bakım ihtiyacını doğrudan etkileyebiliyor. HUTT Türkiye Hava Temizleme Sistemleri Genel Müdürü Melek Ataker, iç mekân hava kalitesinin doğru yönetilmesinin hem yaşam konforu hem de konutların uzun vadeli korunması açısından önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Kış aylarında pencerelerde biriken su damlacıkları, duvar köşelerinde oluşan nem ve zamanla ortaya çıkan küf, evlerde göz ardı edilen bakım sorunları arasında yer alıyor. Yemek pişirme, duş alma ve çamaşır kurutma gibi günlük faaliyetlerle artan nem, yeterli havalandırma sağlanmadığında soğuk yüzeylerde yoğuşmaya neden olabiliyor. Uzun süre devam eden nem ise boya ve kaplamalarda bozulma, küf oluşumu ve ek onarım ihtiyacı doğurabiliyor.

“Konutları Korumak İçin Sorunun Kaynağına Odaklanmak Gerekiyor”

HUTT Türkiye Hava Temizleme Sistemleri Genel Müdürü Melek Ataker, konutlarda nem kaynaklı sorunların yalnızca yüzey temizliğiyle çözülemeyeceğini belirterek, “Kış aylarında pencerelerde biriken su ve duvarlarda görülen nem, iç mekân koşullarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli işaretlerdir. Kalıcı bir çözüm için nemin kaynağını belirlemek, yaşam alanlarını düzenli havalandırmak ve gerekli durumlarda yapı kaynaklı sorunları gidermek gerekiyor. Hava kalitesi, nem dengesi ve konut bakımı birlikte ele alındığında hem yaşam konforunu korumak hem de ileride oluşabilecek sorunları önlemek mümkün” dedi.

Hava Temizliği Tek Başına Yeterli Değil

İç mekân hava kalitesinin korunması için nem kontrolü ve havalandırma uygulamalarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Hava temizleme cihazları, özelliklerine bağlı olarak havadaki belirli partiküllerin azaltılmasına yardımcı olsa da fazla nemi giderme veya küfün temel nedenini ortadan kaldırma işlevi görmüyor. Bu nedenle pencerelerde sürekli yoğuşma, duvarlarda nemlenme ya da küf belirtileri görüldüğünde sorunun kaynağının araştırılması, uygun havalandırmanın sağlanması ve gerekli bakım çalışmalarının yapılması önem taşıyor.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Isınma Faturalarını 4’te 1’e İndiren Formül

Yayınlandı

-

 

 

Kış aylarında yükselen ısınma faturaları, tüketicileri daha ekonomik ve verimli ısıtma çözümlerine yöneltiyor. Bu noktada havadan suya ısı pompaları, yüksek enerji verimliliğiyle ısınma maliyetlerini düşürme potansiyeli sunuyor. Harcadığı 1 birim elektrik enerjisi karşılığında 4 ila 5 birim ısı enerjisi üretebilen bu sistemler, doğru projelendirildiğinde enerji faturalarını 4 kata kadar azaltabiliyor. İşte detaylar…

 

Küresel enerji dönüşümü ve yükselen enerji maliyetleri, tüketicileri alternatif iklimlendirme çözümlerine yöneltiyor. Bu arayışta öne çıkan havadan suya ısı pompaları, harcadığı 1 birim elektrik enerjisine karşılık 4 ila 5 birim ısı enerjisi üreterek ısınma maliyetlerinde 4 kata varan tasarruf potansiyeli sunuyor. Ancak bu yüksek verimlilik potansiyelinden yararlanabilmek için ısı pompasının yalnızca bir cihaz olarak değil, binanın özellikleri ve mevcut tesisatla birlikte ele alınan bir mühendislik sistemi olarak projelendirilmesi gerekiyor.

Üçay Mühendislik İcra Kurulu Üyesi ve İklimlendirme & Şubeler Direktörü Zafer Çüman, ısı pompalarında doğru projelendirmenin enerji verimliliği açısından belirleyici olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Isı pompalarının sunduğu yüksek verimlilik, doğru sistem tasarımıyla birlikte gerçek bir enerji ve maliyet avantajına dönüşüyor. İlk yatırım maliyeti geleneksel ısıtma sistemlerine kıyasla daha yüksek olan ısı pompaları, düşük işletme maliyetleri sayesinde yatırım maliyetini daha kısa sürede karşılayabiliyor. Özellikle doğalgaz altyapısının bulunmadığı veya sıvı ya da katı yakıt kullanılan bölgelerde bu ekonomik avantaj daha belirgin hale geliyor. Ayrıca ısı pompaları, kışın ısıtma, yazın ise soğutma sağlayarak iki farklı ihtiyacı tek sistem üzerinden karşılayabiliyor.

Isı kaybı hesabı, sistem performansını belirliyor

Ancak burada en önemli nokta, ısı pompasının kapasitesinin ve sistem bileşenlerinin binanın gerçek ihtiyacına göre belirlenmesi. Cihaz seçiminden önce yapının metrekaresi, tavan yüksekliği, cepheleri, yalıtım durumu ve bulunduğu bölgenin iklim koşulları dikkate alınarak ısı kaybı hesabının yapılması gerekiyor. Sadece metrekare üzerinden yapılan kapasite seçimi, sistemin gereğinden fazla veya yetersiz kapasitede çalışmasına neden olabiliyor. Bu da hem elektrik tüketimini artırıyor hem de cihazın çalışma performansını olumsuz etkiliyor.

“Uçtan uca mühendislik yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor”

Ayrıca ısı pompası uygulamasını yalnızca cihazın montajından ibaret görmemek gerekiyor. Tesisat debisi, boru çapları, genleşme tankı kapasitesi ve denge kabı gibi sistem bileşenlerinin de projelendirilmesi önemli. Sistemin bütün bileşenlerinin birbiriyle uyumlu çalışması, cihazın verimli ve dengeli şekilde işletilmesine katkı sağlıyor. Bu nedenle ısı pompası yatırımlarında uçtan uca mühendislik yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor.

Dönüşümde mevcut tesisatın teknik özelliklerine dikkat!

Mevcut binalarda dönüşüm yapılırken de binanın mevcut ısıtma altyapısının detaylı şekilde incelenmesi gerekiyor. Özellikle radyatörlü sistemlerde mevcut petek metrajlarının ısı pompasının daha düşük su sıcaklıklarıyla çalışma karakterine uygun olup olmadığı kontrol edilmeli. Yapılan hesaplamalarda radyatör kapasitesinin yetersiz olduğu görülürse, petek metrajlarının artırılmasıyla sistemin ihtiyaç duyduğu ısı transferinin sağlanması mümkün hale geliyor. Dolayısıyla eski binalarda ısı pompası kullanımının mümkün olup olmadığı kararını verirken binanın ve mevcut tesisatın teknik özelliklerini dikkate almak gerekiyor.

Yenilenebilir enerji entegrasyonu yatırımın ilk aşamasında planlanmalı

Isı pompası sistemlerinde verimliliği artırmak içinse yenilenebilir enerji entegrasyonunun yatırımın ilk aşamasında planlanması büyük önem taşıyor. Çatı tipi güneş enerjisi sistemleriyle (GES) birlikte çalışabilecek bir altyapının oluşturulması, ilerleyen dönemde ısı pompasının elektrik ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına imkân tanıyor. Bu nedenle yalnızca bugünkü ihtiyaçları değil, yapının gelecekteki enerji altyapısını da dikkate alan bir proje yaklaşımı benimsenmesi gerekiyor. 

Sistem doğru şekilde devreye alınmalı

Son olarak, sistemin doğru şekilde devreye alınması da en az cihaz ve proje seçimi kadar önemli. Kurulum sonrasında cihazın çalışma parametrelerinin üretici kriterlerine uygun şekilde ayarlanması, sistemin performansının korunmasını ve uzun ömürlü çalışmasını sağlıyor. Bu nedenle montaj, devreye alma ve bakım süreçlerinin sertifikalı uzman ekipler tarafından yürütülmesi gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

GENEL

Veri Merkezlerinde UPS Seçiminde Toplam  Sahip Olma Maliyeti Yaklaşımı Öne Çıkıyor

Yayınlandı

-

 
Yapay zeka ve yüksek yoğunluklu bilgi işlem uygulamalarının yaygınlaşması, veri merkezlerinde güç altyapısının maliyet ve verimlilik açısından yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Legrand UPS Avrupa Ticari Direktörü Mark Murphy, UPS seçiminde ilk yatırım maliyetinin yanı sıra sistemin tüm kullanım ömrünü kapsayan Toplam Sahip Olma Maliyeti’ne (TCO) odaklanılması gerektiğine dikkat çekiyor.
 
Veri merkezlerinde enerji tüketimi, bakım, batarya değişimleri, kapasite artışları ve olası kesintiler, UPS’in kullanım ömrü boyunca ortaya çıkan toplam maliyeti doğrudan etkiliyor. Intelligent Data Centres dergisinde yayımlanan makalesinde Mark Murphy, UPS yatırımlarının 10–15 yıllık kullanım perspektifiyle değerlendirilmesinin önemini ele alıyor.
 
UPS Verimliliğindeki %1’lik Fark, 10 Yılda 250 Bin Euro Ek Maliyet Yaratabiliyor
 
Bir UPS sisteminin TCO’su yalnızca satın alma ve kurulum maliyetlerinden oluşmuyor. Enerji tüketimi, bakım ve onarım, batarya değişimleri, gelecekteki kapasite ihtiyaçları ve olası kesintilerin maliyeti de toplam sahip olma maliyetinin önemli parçalarını oluşturuyor.

 

Özellikle büyük ölçekli veri merkezlerinde enerji verimliliğindeki küçük farklılıklar, uzun vadede önemli maliyet sonuçları yaratabiliyor. Makalede verilen örneğe göre, 1 MW’lık ve %98 verimlilikle çalışan bir UPS 10 yılda yaklaşık 1,5 milyon kWh enerji kaybederken, %97 verimlilikteki benzer bir sistemde bu kayıp 2,7 milyon kWh’ın üzerine çıkabiliyor.

 

Yalnızca %1’lik verimlilik farkı, 10 yıllık dönemde yaklaşık 250 bin Euro ilave enerji maliyeti ve 700 tonun üzerinde ek karbon emisyonu anlamına gelebiliyor. Bu hesaba, daha düşük verimlilik nedeniyle oluşabilecek ek soğutma ihtiyacı dahil değil. Silicon Carbide (SiC) gibi yeni nesil yarı iletken teknolojileri ise %98’in üzerinde verimlilik seviyelerine ulaşılmasına yardımcı olarak enerji tüketiminin ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor.
 
Kesintiler, Bakım ve Bataryalar Yönetimi TCO’yu Şekillendiriyor
 
UPS yatırımlarında enerji tüketiminin yanı sıra sistemin kullanılabilirliği de toplam maliyet açısından önem taşıyor. Modüler mimari, hot-swap bileşenler, uzaktan izleme ve kestirimci bakım gibi özellikler arızaların daha hızlı tespit edilmesine ve müdahale sürelerinin kısaltılmasına yardımcı olabiliyor. Özellikle modüler UPS mimarisinde Mean Time to Repair (MTTR) süresinin azaltılması, olası arızaların uzun süreli kesintilere dönüşmesini önlemeye katkı sağlıyor. Önden erişim, dahili diagnostik ve gerçek zamanlı veri işleme gibi özellikler de bakım süreçlerinin daha etkin yönetilmesine yardımcı olurken, ekipmanın durum verilerinin sürekli izlenmesi kestirimci bakım uygulamalarını destekliyor.

 

TCO hesaplamasında bataryaların da yaşam döngüsü boyunca yarattığı maliyetlerin dikkate alınması gerekiyor. Satın alma bedelinin yanı sıra şarj, izleme, bakım, değiştirme, bertaraf ve kapladığı alan gibi unsurlar toplam maliyeti etkiliyor. Gelişmiş batarya yönetimi ve BMS entegrasyonu ise batarya kullanımının optimize edilmesine ve olası arızaların daha erken belirlenmesine yardımcı olabiliyor.
 
Güç Altyapısında “Pay-as-you-grow” Dönemi

 

Yapay zeka iş yüklerinin hızlı değişimi, veri merkezlerinin gelecekte ihtiyaç duyacağı kapasitenin öngörülmesini zorlaştırıyor. Modüler UPS mimarileri, kapasitenin ihtiyaç doğrultusunda artırılmasına olanak tanıyarak başlangıçta gereğinden fazla kapasiteye yatırım yapılmasının önüne geçebiliyor.

 

“Pay-as-you-grow” yaklaşımı, güç altyapısının veri merkezinin iş yükleriyle birlikte büyütülmesine olanak sağlıyor. Makalede, modüler sistemlerin %40–80 yük seviyelerinde tutulabilmesinin de UPS’in yüksek verimlilik seviyelerinde çalışmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor.
 
UPS Yatırımında Toplam Sahip Olma Maliyeti Öne Çıkıyor
 
UPS seçiminde yalnızca ilk yatırım maliyetini değerlendirmek yerine enerji verimliliği, bakım, kullanılabilirlik, ölçeklenebilirlik, batarya yönetimi ve gelecekteki kapasite ihtiyaçlarının birlikte ele alınması önem taşıyor. Yüksek verimli ve modüler bir UPS’in ilk yatırım maliyeti daha yüksek olsa bile kullanım ömrü boyunca sağladığı operasyonel avantajlar toplam sahip olma maliyetini değiştirebiliyor. Bu nedenle UPS, teknik bir ekipman satın alımının ötesinde, veri merkezinin önümüzdeki 10–15 yıllık operasyonunu etkileyen uzun vadeli bir altyapı yatırımı olarak öne çıkıyor.

 

Intelligent Data Centres dergisinde yayımlanan Mark Murphy imzalı makalenin tamamında, UPS yatırımlarında TCO yaklaşımının yanı sıra enerji verimliliği, bakım, kullanılabilirlik, ölçeklenebilirlik, batarya yönetimi ve sürdürülebilirlik konuları ele alınıyor.

 

Komple çözüm sunma felsefesi ile Legrand’ın ürünleri hakkında ayrıntılı bilgi için www.legrand.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

Okumaya Devam Et

GENEL

BİLGİLİ HOLDİNG’DE ÜST DÜZEY ATAMA

Yayınlandı

-

 

Bilgili Holding’de Pazarlama ve İletişim Genel Müdür Yardımcılığı görevine holdingin tecrübeli ismi Görkem Gelbal getirildi.

Gayrimenkul, turizm ve lüks yaşam segmentinde Türkiye’nin öncü kurumlarından Bilgili Holding, yönetim kadrosunu güçlendirmeyi sürdürüyor. Holding bünyesinde 12 yılı aşkın süredir farklı yönetim kademelerinde görev yapan deneyimli isim Görkem Gelbal, Bilgili Holding Pazarlama ve İletişim Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı. Pazarlama, iletişim, marka yönetimi ve iş geliştirme alanlarında 20 yılı aşkın köklü bir geçmişe sahip olan Gelbal; yeni pozisyonunda holdingin grup genelindeki tüm pazarlama, kurumsal iletişim ve marka stratejilerine liderlik edecek.

Görkem Gelbal, yeni sorumluluk alanı kapsamında Bilgili Holding’in gayrimenkul, konaklama, perakende, eğitim ve öğrenci yaşamı gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren tüm markalarının iletişim süreçlerinden sorumlu olacak. Gelbal; kurumsal marka konumlandırması, marka stratejileri, PR ve ajans yönetimi, dijital pazarlama, medya planlama, etkinlik yönetimi, uluslararası paydaş ilişkileri ve kriz iletişimi başta olmak üzere grubun tüm entegre iletişim süreçlerini yönetecek.

Bilgili Holding çatısı altındaki kariyerine 2015 yılında Republika Aparts Satış & Pazarlama Grup Direktörü olarak başlayan Görkem Gelbal, yaklaşık 9 yıl boyunca grubun 2.000 yatak kapasiteli dört büyük mülkünün tüm satış, pazarlama, fiyatlandırma, üniversite ilişkileri ve yatırımcı iletişimi operasyonlarını başarıyla yönetti. 2024 yılında Bilgili Holding Pazarlama ve İletişim Direktörlüğü görevine getirilen Gelbal, bu süreçte holdingin küresel ölçekteki vizyonunu pekiştiren ve prestijli yayınevi Rizzoli tarafından hazırlanan uluslararası kitap projesinin de uçtan uca yönetimini üstlendi.

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye