RÖPORTAJ
Saint-Gobain: Yangın Güvenliğinde Sertifikalı Çözümler ve Sürdürülebilir Yaklaşım
Yayınlandı
10 ay önce-
Yazar:
yapiinsaatdergisi
360 yıllık köklü geçmişiyle 80 ülkede faaliyet gösteren Saint-Gobain, Türkiye’de 27 yıldır yapı sektörüne inovatif çözümler sunuyor. Uluslararası standartlarla uyumlu yangına dayanıklı levhalar, mineral yün izolasyonlar ve yangın durdurucu sistemleriyle güvenliği üst seviyeye taşıyan şirket, eğitim, danışmanlık ve sürdürülebilirlik odaklı hizmetleriyle projelere uzun vadeli katma değer sağlıyor.
• Öncelikle; firmanızı kısaca tanıyarak, markanız hakkında bilgi alabilir miyiz?
Saint-Gobain, 1665 yılında Fransa’da, Versay Sarayı’nın camlarını üretmek üzere aynalı cam atölyesi olarak kuruldu.
O günden bu yana, geleneksel cam dökme ve üfleme üretim yöntemlerinin ötesine geçerek yüksek kapasiteli ve seri üretime uygun teknolojiler geliştirdi.
360 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan Saint Gobain kurulduğu günden bu yana, inovasyon ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımıyla yapı malzemeleri başta olmak üzere farklı sektörlerde yatırım yaparak, insanların yaşam kalitesini artıracak özel ürünler geliştirdi. Bugün de bu misyon doğrultusunda yenilikçi çözümler üretmeye devam ediyor.
Bugün 80 ülkede faaliyet gösteren Saint-Gobain, 161 bin çalışanı, 3.500 araştırmacısı ve 1.100 üretim merkeziyle hem yaşam standartlarımızı hem de ortak geleceğimizi şekillendiren ürünler geliştiriyor, bunların dağıtımını gerçekleştiriyor ve farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler sunuyor.
Saint-Gobain grubunun küresel ölçekte edindiği deneyim ve gücünü Türkiye’de de değer yaratmak için kullanıyoruz. Saint-Gobain olarak 1998’den bu yana Türkiye’de güçlü bir şekilde varız, 27 yılın sonunda Türkiye’de 22 fabrika ’ya ulaştık, 2.000’nin üzerinde kişiye istihdam sağlayarak yapı sektörüne ve ülke ekonomisine katkıda bulunuyoruz
Saint-Gobain Türkiye olarak yalnızca iç pazara değil, aynı zamanda ihracatla da ülke ekonomisine katkıda bulunuyoruz. İhracatımız 5 kıtada 60’tan fazla ülkede hafif ve sürdürülebilir inşaata katkıda bulunan çözümlerimizin satışlarını kapsıyor. Burada geliştirdiğimiz çözümler sadece yerel pazarda değil, küresel ölçekte de talep görüyor.
Misyonunu “mükemmel yaşam alanları yaratmak ve günlük hayatı iyileştirmek” olarak belirleyen Saint-Gobain, inovasyon ve sürdürülebilirliği merkezine alarak daha konforlu, güvenli ve çevreye duyarlı bir yaşam için çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor.
• Türkiye’deki mevcut Yangın Yönetmeliklerinin uluslararası standartlarla uyumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Son yıllarda Türkiye’deki Yangın Güvenliği standartlarında öne çıkan değişiklikler nelerdir?Ülkemizdeki Yangın Güvenliği eğitimi ve bilinçlendirmesi, projeler kapsamında standartlara uyumda ne kadar etkili ya da yeterli düzeyde midir?
Türkiye’de yangın güvenliği alanındaki mevzuat, son on beş yılda önemli bir dönüşümden geçti. 2007 yılında yayımlanan “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” ile başlayan süreç, zamanla uluslararası standartlara daha uyumlu bir yapı kazandı. Bugün Avrupa Birliği normları ve EN standartları yalnızca birer referans olmaktan çıkmış, pek çok alanda doğrudan ölçüt haline gelmiştir. Bu durum, gerek malzeme seçiminde gerekse sistem tasarımlarında uluslararası geçerliliğe sahip çözümleri zorunlu kılmaktadır.
Son dönemdeki en önemli düzenlemeler arasında, yüksek yapılarda tahliye süreleri ve kaçış senaryolarına ilişkin hükümler, cephe sistemlerinin yangına dayanımı için getirilen şartlar ve yangın durdurucu ürünlerin sertifikalı çözümlerle kullanılması öne çıkmaktadır. Bu değişiklikler, yalnızca güvenlik seviyesini yükseltmekle kalmamakta, aynı zamanda sektörün inovasyon ve kalite odaklı bir gelişim göstermesine de katkıda bulunmaktadır.
Mevzuatın gelişimi kadar, sahadaki uygulanabilirliği ve denetim süreçleri de büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de yangın güvenliği konusunda eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları son yıllarda artış göstermiş olsa da istenen seviyeye ulaşıldığını söylemek güçtür. Uygulayıcıların sahadaki bilgi eksiklikleri, projelerde hedeflenen performansın tam anlamıyla sağlanmasını zaman zaman zorlaştırabilmektedir. Bu nedenle, üniversitelerin mimarlık ve mühendislik programlarında verilen eğitimin güçlendirilmesi ve sektör profesyonellerine yönelik sürekli eğitim programlarının artırılması kritik bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır.
Saint-Gobain olarak biz, yalnızca ürün ve sistem geliştirmekle kalmıyor; eğitim, teknik danışmanlık ve uygulama desteğine de yatırım yapıyoruz. Sertifikalı sistemlerin sahada doğru uygulanabilmesi için düzenlediğimiz seminerler, uygulayıcı eğitimleri ve proje danışmanlık hizmetlerimizle, bilgi eksikliklerinin giderilmesine katkı sunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki, en iyi yönetmelik dahi ancak doğru uygulamalar ve bilinçli profesyoneller sayesinde gerçek anlamını bulur.
Sonuç olarak, Türkiye’deki yangın güvenliği yönetmelikleri uluslararası standartlarla büyük ölçüde uyumlu hale gelmiştir. Bundan sonraki öncelik, bu uyumun sahada eksiksiz uygulanması ve eğitim-bilinçlendirme faaliyetlerinin kalıcı bir kültüre dönüştürülmesidir. Saint-Gobain olarak biz, bu dönüşümün hem destekçisi hem de aktif bir paydaşı olmaya kararlılıkla devam ediyoruz.
• Denetim süreçlerinde en sık karşılaşılan Yangın Güvenliği eksikleri hakkında da bilgi alabilir miyiz?Yangın Güvenliğinde Yeni Nesil Çözümler kapsamında, son dönemde geliştirmiş olduğunuz ve pazara sunduğunuz yeni ürünleriniz ve öne çıkan hizmetleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün segmentasyonu sahipsiniz?Doğru sistem / uygun ürün secimi için nelere dikkat edilmeli?
Projelerde tercih edilen ürün ve hizmetlerinizin, satış ya da uygulama sonrası müşterilerinize sağladığı avantajlar/katma değerler hakkında neler söylemek istersiniz?
Türkiye’de yapı sektörü, her zaman hızlı kentleşmenin ve ekonomik büyümenin en güçlü itici unsurlarından biri olmuştur. Ancak bu hızlı dönüşüm, güvenlik standartlarının her zaman aynı hızla gelişmesini sağlamamıştır. 1990’lardan itibaren ivme kazanan inşaat faaliyetleri, özellikle 2000’li yıllarda kamu-özel sektör iş birliklerinin artmasıyla daha nitelikli bir çerçeveye oturdu. Bu iş birlikleri, yalnızca yeni projelerin hayata geçirilmesini değil; denetim süreçlerinin güçlenmesini, uluslararası standartların benimsenmesini ve sektörün bilgi birikiminin artmasını da beraberinde getirdi. Bugün Türkiye’de yapı güvenliği, özellikle deprem ve yangın gibi riskler söz konusu olduğunda, toplumun ve karar alıcıların en yüksek hassasiyet gösterdiği konular arasında yer almaktadır.
Denetim süreçlerinde en kritik başlıklardan biri yangın güvenliğidir. Ne yazık ki uygulamada hâlâ çeşitli eksiklikler görülmektedir: yanlış malzeme seçimi, projelendirme detaylarının göz ardı edilmesi, uluslararası standartlara uygunluğu test edilmemiş sistemlerin tercih edilmesi veya sertifikalı çözümlerle uyumsuz uygulamaların sahada kullanılması güvenlik seviyesini düşürmektedir. Oysa yangın güvenliği, yalnızca yönetmeliklerle tanımlanmış bir yükümlülük değil, doğrudan insan hayatını koruyan hayati bir sorumluluk alanıdır.
Saint-Gobain, bu sorumluluğun bilinciyle Ar-Ge merkezlerinde geliştirdiği yenilikçi çözümleri Türkiye pazarına sunmaktadır. Yangına dayanıklı alçı levhalar, farklı sürelerde dayanım sağlayacak şekilde özel katkılarla güçlendirilmiş sistemler olarak konut ve ticari yapılarda öne çıkmaktadır. Mineral yün bazlı izolasyon ürünleri, yüksek ısı direnci ve A1 sınıfı yanmazlık performansıyla özellikle endüstriyel tesislerde güvenliği en üst seviyeye taşımaktadır. Yangın durdurucu sistemler ise geçiş noktalarında yangının yayılımını önleyerek bütünsel bir çözüm sağlamaktadır.
Saint-Gobain’in geniş ürün portföyü, farklı segmentlerin ihtiyaçlarını gözeterek tasarlanmaktadır. Konut çözümleri, kullanıcı konforunu artırırken ısı, ses ve yangın güvenliğini bir arada sunmaktadır. Ticari yapılarda estetik ile performans dengelenmekte; akustik ve yangın dayanımı yüksek sistemler ön plana çıkmaktadır. Endüstriyel tesislerde ise ağır koşullara uygun, yüksek güvenlik standartlarını karşılayan çözümler tercih edilmektedir. Böylece her proje için en uygun çözümün seçilmesi mümkün hale gelmektedir.
Ancak doğru ürün seçimi yalnızca teknik özelliklerle değil, sistem yaklaşımıyla yapılmalıdır. Yönetmeliklere uyum, bağımsız laboratuvar testleri ve sertifikalar, güvenilirliğin temel unsurları arasında yer almaktadır. Uygulama kalitesi ise performansı belirleyen kritik faktörlerden biridir. Saint-Gobain, bu noktada yalnızca ürün değil; bilgi, uzmanlık ve deneyim de sunmaktadır. Eğitimli uygulayıcılar, teknik danışmanlık hizmetleri ve satış sonrası destek sayesinde müşteri memnuniyetini kalıcı kılmaktadır.
Saint-Gobain çözümleri, projelere yalnızca teknik fayda değil, aynı zamanda uzun vadeli katma değer de sağlamaktadır. Yangın güvenliğinin yanı sıra enerji verimliliği ve akustik performansın iyileştirilmesi, bina yaşam döngüsü boyunca kalite ve sürdürülebilirlik sunmaktadır. Düşük karbon ayak izine sahip ve geri dönüştürülebilir ürünler, çevresel sorumlulukları yerine getirirken sektörün sürdürülebilirlik hedeflerine de katkıda bulunmaktadır.
Sonuç olarak, Saint-Gobain’in Türkiye’de geliştirdiği iş birlikleri ve pazara sunduğu yeni nesil yangın güvenliği çözümleri, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, geleceğin şehirlerini de güvence altına almaktadır. Bu vizyon, şirketin kendisini “geleceği inşa eden bir iş ortağı” olarak konumlandırmasının en somut göstergesidir.
• Sektörümüzün gelişimi için büyük bütçeler ayırmaktasınız, emek yoğun AR-GE çalışmalarınız ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Dünya, hızla artan nüfusun etkisiyle iklim değişikliği, doğal kaynakların azalması ve hızlı kentleşme gibi, endüstri ve inşaat sektörünün desteği olmadan çözülmesi mümkün olmayan ciddi sorunlarla karşı karşıya. Saint-Gobain olarak bu zorluklarla mücadele edebilmek için önceliğimiz, küresel ölçekte tüm ekiplerimizde yenilikçi düşünceyi teşvik etmek. Çalışanlarımızı yalnızca yeni ürünler geliştirmeye değil, aynı zamanda süreçleri daha verimli, çevreci ve sürdürülebilir hale getirecek fikirler üretmeye yönlendiriyoruz.
Brezilya, Almanya, Fransa, Amerika, Çin ve Hindistan gibi farklı bölgelerde konumlanmış 8 Ar-Ge merkezimiz, geleceğin inşaat ve endüstri ihtiyaçlarına yanıt verecek yeni teknolojiler ve çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Bu Ar-Ge gücü, geniş bir ekosisteme dayanıyor: Merkezlerimizde görev yapan 3.800 araştırmacımız her gün daha yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üzerinde çalışırken, 3.700 pazarlama uzmanımız müşterilerimizle doğrudan temas ederek ihtiyaçlarını yakından analiz ediyor. 2023 yılında 450 yeni patent aldık; 2024’te ise 35 start-up ile iş birliği yaparak yenilikçi potansiyelimizi daha da ileriye taşıdık.
Yerel operasyonlarımızdan gelen ihtiyaç ve talepler, küresel ölçekte faaliyet gösteren merkezlerimizde somut ürünlere ve çözümlere dönüştürülüyor. Türkiye’de ise, global Ar-Ge ağımızın bir parçası olarak geliştirilen bu çözümleri hızla adapte ediyoruz. Böylece Türkiye pazarındaki müşterilerimize de aynı anda yenilikçi ve sürdürülebilir çözümleri sunarak, küresel bilgi birikimini yerel ihtiyaçlarla buluşturuyoruz.
• Önümüzdeki dönemde özellikle konuşacağımız yeni ürünlerinizle ya da yeni hizmet modellerinizle ilgili de kısacabilgi alabilir miyiz?
Önümüzdeki dönemde de her zaman olduğu gibi Saint-Gobain, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda yarının şehirlerini şekillendirecek ürün ve hizmetleriyle öne çıkacak. Bizim için inovasyon, yalnızca teknik bir kavram değil; yaşam kalitesini yükselten, çevresel etkileri azaltan ve topluma değer katan bütünsel bir vizyonun parçasıdır.
Yangın güvenliği alanında geliştirdiğimiz yeni nesil sistemler, daha yüksek dayanım sağlayarak güvenliği artırırken aynı zamanda tasarım esnekliği sunuyor. Cephe çözümlerimizde enerji verimliliği ve yangın dayanımını bir araya getiren çok katmanlı sistemler ise sektör için gerçek bir paradigma değişimi yaratıyor. Bu çözümler, karbon ayak izini azaltmanın yanı sıra binaların uzun vadeli değerini de yükseltiyor.
Saint-Gobain’in farkı yalnızca ürünlerde değil, hizmet anlayışında da kendini gösteriyor. Yeni dönemde dijital platformlarımız aracılığıyla mimar ve mühendislerin tasarım aşamasında en doğru sistemi kolaylıkla seçmesini sağlıyor, uygulama sonrasında ise teknik danışmanlık ve eğitim desteği sunuyoruz. Böylece ürünün ötesine geçerek uçtan uca bir çözüm deneyimi yaratıyoruz.
Kısacası, önümüzdeki dönemde öne çıkan Saint-Gobain, inovasyonu somut bir değere dönüştüren Saint-Gobain olacak. Sürdürülebilirlikten ödün vermeden, estetikten taviz vermeden ve güvenliği her zaman merkezde tutarak. Bizim için gelecek bugünden başlıyor ve biz bu geleceği Türkiye’deki tüm paydaşlarımızla birlikte inşa etmeye kararlıyız.
• Sürdürülebilir Çevre Politikaları ve Yaşanabilir Çevre Stratejileri doğrultusunda, gerçekleştirdiğiniz çalışmalarınız ile Sosyal Sorumluluk Projeleriniz hakkında neler söylemek istersiniz? Sürdürülebilir odaklı bir marka olarak geri dönüşüm, atık yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Saint-Gobain için sürdürülebilirlik, şirket kültürünün ve iş stratejisinin merkezinde yer alan uzun soluklu bir yolculuktur. Grup, 2003 yılında Davranış ve Çalışma İlkeleri’ni hayata geçirerek bu alandaki ilk adımlarını atmış ve aynı yıl Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzalayarak uluslararası taahhütlerini ortaya koymuştur. 2015’te on yıllık sürdürülebilirlik hedeflerini açıklayan Saint-Gobain, 2019 yılında ise “1.5°C için İş Tutkusu” girişimine katılarak 2050’de karbon nötr olma hedefini benimsemiştir. Günümüzde şirketin tüm faaliyetleri, karbon emisyonlarının azaltılması, döngüsel ekonomi uygulamaları ve kaynakların verimli kullanımı ilkeleri doğrultusunda yürütülmektedir. Bu çerçevede enerji verimliliği yatırımları, güneş enerjisi projeleri ve üretim süreçlerinde sürekli iyileştirme çalışmaları öne çıkan uygulamalar arasında yer almaktadır.
Saint-Gobain Türkiye olarak, grubun global vizyonuna paralel bir şekilde net sıfır karbon hedefi doğrultusundaki yolculuğumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz. İş modellerimizi verimlilik ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden kurgularken, yatırımlarımızı ve projelerimizi de bu doğrultuda planlıyoruz. 2021 yılından bu yana sürdürülebilirlik çalışmalarımızı beş ana başlık altında yürütüyoruz: kurumsal kültüre entegrasyon, ürün ve çözümler, operasyonlar, iletişim süreçleri ve pazara somut katkılar. Böylece Türkiye’deki faaliyetlerimizle, grubun 2030 hedeflerine ulaşma yolunda hızlı ve planlı bir şekilde ilerliyoruz.
Global ölçekte 2030 için belirlenen hedeflerimiz net: endüstriyel su tüketiminin %50 azaltılması, satın alınan enerji ve yakıt kaynaklı doğrudan emisyonların (Kapsam 1 ve 2) %33 düşürülmesi, tedarik zinciri, lojistik ve ürün kullanımından kaynaklanan dolaylı emisyonların (Kapsam 3) %16 azaltılması ve geri dönüştürülemeyen atıkların %80 oranında azaltılması. Ayrıca, kullanılan hammaddelerde geri dönüştürülmüş içerik oranının %30’a çıkarılması, ambalajlarda en az %30 oranında geri dönüştürülmüş veya biyo-bazlı malzeme kullanılması ve tüm ürün gruplarında yaşam döngüsü analizlerinin tamamlanması hedefleniyor.
Türkiye’de yürüttüğümüz projeler ile, karbon emisyonlarının azaltılmasına, su tasarrufuna ve döngüsel ekonomiye doğrudan katkı sağlamaktayız. Üretimde plastik ve kâğıt malzemelerin geri dönüştürülmüş içeriklerle değiştirilmesi, paletlerin yeniden kullanımı, atıkların geri kazanımı ve enerji geri dönüşüm tesislerinde değerlendirilmesi bu çalışmalarımıza örnek oluşturuyor. Güneş enerjisi yatırımlarımız sayesinde elektrik ihtiyacımızın büyük bölümü yenilenebilir kaynaklardan karşılanırken, hafif sistem çözümlerimizle hem karbon hem de su tasarrufu sağlamaktayız. Ayrıca, çimento ve beton katkıları ile dijital çözümlerimiz, sektörün karbon ayak izinin azaltılmasında önemli rol oynamaktadır.
Saint-Gobain Türkiye, projelerde sistem yaklaşımıyla değer yaratmaktadır. Düşük karbon odaklı projelerde EPD belgeli ürünler ve özel çözümler sunuyor; alçı levha ve mantolama sistemleriyle enerji verimliliği ve ısıl konfor sağlanmasına ön ayak oluyoruz. İç mekân hava kalitesini artıran sertifikalı ürünlerimiz, ses yalıtımı ve akustik tavan çözümlerimizle destekleniyor, projelere özel tasarım ve detay geliştirme kabiliyetimizle de çevresel ve teknik hedeflere uygun bütüncül çözümler hayata geçiriyoruz.
Sonuç olarak, Saint-Gobain Türkiye olarak hem global hem de yerel hedeflerle uyumlu bir şekilde karbon emisyonlarını azaltmaya, döngüsel ekonomiyi güçlendirmeye ve su kaynaklarını verimli kullanmaya devam ediyoruz. Bu yaklaşımımız ile, Türkiye’nin enerji dönüşüm sürecine katkı sağlarken, gelecek nesiller için daha sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmayı amaçlıyoruz.
Bunları da Beğenebilirsin
GENEL
Masdaf, Akıllı Pompa Sistemleriyle Verimlilik ve Dijital Dönüşüme Odaklanıyor
Yayınlandı
4 gün önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Erhan Özdemir Masdaf CEO’su
1977’den bu yana yüzde 100 yerli sermaye ile akışkan teknolojileri alanında faaliyet gösteren Masdaf, yüksek verimli pompa sistemleri, veri odaklı üretim ve dijitalleşme yatırımlarıyla sektörün dönüşümüne katkı sunuyor.
Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Masdaf olarak 1977 yılında, suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle, yüzde 100 yerli sermaye ile faaliyetlerimize başladık. Bugün 40 bin metrekare alan üzerine kurulu Düzce tesislerimizde; uçtan emişli, inline, axial ayrılabilir, yangın, kademeli, proses, dalgıç, kolonlu, kendinden emişli ve dişli pompaların yanı sıra hidrofor ve genleşme tankları da dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinde üretim gerçekleştiriyoruz. Akışkan teknolojileri alanındaki çözümlerimizi bina teknolojileri, endüstri, yangın güvenliği, tarım, altyapı ve enerji başta olmak üzere birçok sektöre sunuyor, ERP direktiflerine uygun olarak geliştirdiğimiz yüksek verimli pompa sistemlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. 4 binin üzerinde farklı ürün üretiyor olmamız da farklı sektörlerin ve pazarların ihtiyaçlarına yönelik geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğumuzu gösteriyor.
Pompa sektöründe Türkiye, son yıllarda güçlü bir teknolojik dönüşüm sürecinden geçiyor. Artık yalnızca suyun taşınması değil, bunun minimum enerjiyle, maksimum verimlilikte ve sistem bütünlüğü içinde yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, sektörü daha akıllı, entegre ve yüksek standartlı çözümlere yönlendiriyor. Yerli üreticiler, yüksek verimli pompa sistemleri, frekans kontrollü sürücüler (VFD), sistem optimizasyonu ve akıllı kontrol çözümleri gibi ileri teknolojileri kendi bünyelerinde geliştirebilir hale geldi. Bu da Türkiye’yi sadece ürün üretiminde değil, mühendislik ve teknoloji geliştirme alanında da rekabetçi bir konuma taşıyor.
Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?
Dijitalleşmeyi müşteri deneyimini geliştiren uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Departmanız ile tüm dijital dönüşüm çalışmalarımızı tek çatı altında topladık ve veri odaklı bir yapıya geçiş sürecini başlattık. Gelişmiş analitik uygulamaları ve yapay zekâ kullanımını süreçlerimize kademeli olarak entegre etmek üzere projeler geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı veri ve sensör teknolojileri sayesinde sistem performansını daha yakından izlemeyi, müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebilmeyi ve kullanım süreçlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda hedefimiz yalnızca operasyonel verimlilik sağlamak değil, müşterilerimizin enerji tüketimini optimize eden, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı sistemler geliştirmek.
Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Üretim tesislerimizde MES sistemimiz var. Üretimden gerçek zamanlı verileri alıp analiz ediyor, bunu da üretim süreçlerimizin iyileştirilmesi için kullanıyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimimizin daha da dijital olması için çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, kısa bir süre içinde tüm operasyonel süreçlerin dijitale taşındığı bir yapıya dönüşmek.
BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?
Bu konular pompa sektörü için nispeten yeni konular. IoT, uzaktan izleme, dijital ikiz, dijital öğrenme gibi konularda ilgili departmanlarımızın çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların meyvelerini hep beraber görme şansına sahip olacağız.
Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?
Uzaktan izleme ve enerji optimizasyonu ile ilgili ülkemizin önemli bir kuruluşu ile ortak proje yürütüyoruz. Bu projenin hedeflerine ulaşması ile birlikte diğer müşterilerimize de tasarladığımız sistemleri sunma şansına sahip olacağız.
Haziran ayında yeni ıslak rotorlu sirkülasyon pompamız olan Omnia serisi pompalarımızın lansmanını yaptık. Bu pompalar, entegre frekans kontrol ünitesi ve özel yazılımı ile tüm tesisat uygulamalarının zorlu şartlarına tam uyum sağlıyor.
Ürün geliştirme vizyonumuzu enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyoruz. Pompa sistemlerinin dünya elektrik tüketimindeki önemli payı nedeniyle, geliştirdiğimiz her yeni üründe yüksek verimli motorlar, frekans kontrollü sürücüler ve akıllı kontrol teknolojilerine odaklanıyoruz.
Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği, üretim anlayışımızın merkezinde yer alıyor. Ürünlerimizi geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlıyor, kullanım ömürlerini tamamladıklarında tekrar sisteme kazandırılabilir şekilde üretiyoruz. Pompalar, dünya genelindeki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 22’sinin gerçekleşmesinde rol oynuyor. Bu nedenle yalnızca ürün bazında değil, sistem verimliliği üzerinden de enerji tüketimini azaltmaya odaklanıyoruz. Yeni ürünler geliştirirken mevcut ürün portföyümüzün enerji verimliliğini artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üretim süreçlerimizi de bu yaklaşımla şekillendiriyoruz. Düzce’deki üretim tesisimizde güneş enerjisi sistemine yatırım yaptık ve yıllık ortalamada tesisimizde tüketilen elektriğin yüzde 60’ını güneş enerjisinden sağlıyoruz. İlave GES kapasitesi ile ilgili de onay süreçlerini tamamladık. En kısa sürede bunu da hayata geçirip “elektrik pozitif” olmayı amaçlıyoruz.
Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?
2030 hedeflerimiz doğrultusunda tüm ürün portföyümüzü akıllı sistemlerle entegre hale getirmeyi, uzaktan izlenebilir ve yönetilebilir pompa teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda dijital sensörler, gelişmiş analitik uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler ve uzaktan izleme teknolojileri dijital dönüşüm çalışmalarımızın odağında yer alıyor.
GENEL
İstanbul Teknik, Üretim Gücünü Ar-Ge ve İzlenebilirlik Çözümleriyle Pekiştiriyor
Yayınlandı
4 gün önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Cemil Aytaç Fabrika Müdürü İstanbul Teknik İnşaat A.Ş.
Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi İstanbul Teknik, geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine uzanan geniş ürün yelpazesini mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle destekliyor.
- Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle bu sayınızda görüşlerimize yer verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim.
İstanbul Teknik’i, yapı malzemeleri alanındaki üretim gücünü mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle bir araya getiren güçlü bir çözüm ortağı olarak tanımlayabilirim. Geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine, asfalt katkılarından mermer güçlendirme çözümlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz.
Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi olarak yalnızca ürün sunmuyor; uzman kadromuzla projelerin ihtiyaçlarına özel çözümler de geliştiriyoruz. Ar-Ge Merkezimizde üniversiteler ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde ürünlerimizi ve üretim süreçlerimizi sürekli geliştirirken ülkemizin bu alanlardaki yurt dışı bağımlılığını azaltmaya yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyoruz.
Bugün güçlü üretim altyapımız, geniş satış ağımız ve uluslararası pazarlardaki deneyimimizle Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerindeki önemli projelerde yer alıyoruz. Bizi sektörde farklılaştıran temel yaklaşımın; üretim gücünü, bilimsel araştırmaları ve mühendislik deneyimini aynı yapı altında buluşturmamız olduğunu düşünüyorum.
- Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?
Dijitalleşme, rekabeti yalnızca hız ve verimlilik üzerinden değil; kalite, şeffaflık, izlenebilirlik ve değişen ihtiyaçlara hızlı yanıt verebilme kabiliyeti üzerinden de yeniden şekillendiriyor.
Fabrikamızda üretim, kalite kontrol, stok ve sevkiyat süreçlerinden elde ettiğimiz verileri dijital sistemler üzerinden takip ediyoruz. Bu sayede üretim süreçlerimizi daha doğru planlayabiliyor, olası aksaklıkları daha hızlı tespit edebiliyor ve kararlarımızı güncel verilere dayanarak alabiliyoruz. Kullandığımız sistemleri gelişen teknolojilere ve ihtiyaçlarımıza uygun şekilde sürekli güncelliyor ve geliştiriyoruz.
Dijitalleşmenin sağladığı veri bütünlüğü, departmanlar arasındaki bilgi akışını da güçlendiriyor. Böylece hem kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor hem de kalite sürekliliğini ve üretimde izlenebilirliği destekliyoruz.
- Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Üretim ve dijitalleşme alanında yakın dönemde öne çıkan iki önemli gelişmemiz bulunuyor.
Bunlardan ilki, fabrikamızda kapsamlı bir yaklaşımla yürüttüğümüz dijital dönüşüm süreci. Bu süreçte çalışanlarımız dijital dönüşüm alanındaki eğitimlere katılarak süreçlerinin büyük bir kısmını dijitale taşıdı. Ardından işletmelerin dijitalleşme seviyesini ölçen ve gelecek çalışmalara yönelik bir yol haritası sunan Dijital Dönüşüm Değerlendirme Modeli (DDX) raporumuzu aldık. Böylece fabrikamızın dijital dönüşümdeki sonuçlarını değerlendirirken atacağımız yeni adımları da daha sistemli biçimde planlama imkânı elde ettik.
Hayata geçirdiğimiz uygulamalar sonucunda üretim verimliliğimizi yüzde 25 artırırken veri girişlerine ayrılan süreyi üçte bir oranında azalttık ve kurumsal hafızamızı güçlendirecek dijital arşivimizi oluşturmaya başladık. Bu çalışmalar iş kazalarının azalmasına da katkı sağladı. Bu çalışmalarımız, Bolu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından “Dijital Dönüşüm Farkındalık Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olurken gelecekte atacağımız adımlar için de bize cesaret verdi ve motivasyonumuzu artırdı.
İkinci önemli gelişmemiz ise yakın dönemde hayata geçirdiğimiz “Kaliteme Güveniyorum” sistemi. Sektör liderliğimizin getirdiği sorumlulukla geliştirdiğimiz, ülkemizde ilk ve tek, dünyada ise benzerine rastlanmayan bu sistemle ürettiğimiz her bir ürünün hammaddeden başlayan üretim yolculuğuna ait verileri, üretim öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen testlerin sonuçlarını ve Ar-Ge Merkezi laboratuvarımızda hazırlanan analiz raporlarını, ürünlerimizin üzerine yerleştirdiğimiz QR kod aracılığıyla müşterilerimizle paylaşıyoruz.
Bu sistemle müşterilerimiz genel veya örnek bir teknik dokümana değil; doğrudan satın aldıkları ürüne ait hammadde analizlerine, üretim bilgilerine, kalite kontrol sonuçlarına ve teknik verilere ulaşabiliyor.
Elbette müşterimizin karşısında bir QR kod olarak görünen sistemin arkasında oldukça kapsamlı bir yazılım altyapısı ve birbiriyle bağlantılı dijital süreçler bulunuyor. Süreç, hammaddenin satın alınması ve kontrol edilmesiyle başlıyor; uygun bulunan hammaddenin üretime alınması, üretim, kalite kontrol ve sevkiyat aşamalarına kadar devam ediyor. Tüm bu adımların atlanmadan, gözden kaçırılmadan ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi yazılım tarafından kontrol ediliyor.
Bu sistemle kaliteyi yalnızca beyan etmiyor; üretimin her aşamasında denetliyor, kayıt altına alıyor ve müşterilerimizin kontrolüne sunuyoruz. Özellikle farklı zamanlarda ve partiler hâlinde teslimat yapılan büyük projelerde ürünlerin aynı kalite ve teknik özellikleri taşıdığının izlenebilmesini sağlıyoruz.
“Kaliteme Güveniyorum” sistemini yazılımı, üretim süreçlerini, laboratuvar çalışmalarını, sevkiyatı ve teknik desteği aynı yapı içinde buluşturan bütüncül bir dijital dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz. Sistemin vaadini de oldukça açık ifade ediyoruz: “Kaliteme güveniyorum ve bunu kanıtlıyorum.”
- Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?
Geosentetik ürünlerimiz karayolları, demiryolları, havaalanları, maden sahaları, atık depolama tesisleri, barajlar ve istinat yapıları gibi büyük ölçekli altyapı projelerinde ve konut projelerinde kullanılıyor. Zemin güçlendirme, ayırma, filtrasyon, drenaj, erozyon kontrolü ve sızdırmazlık gibi farklı mühendislik işlevlerine yönelik çözümler geliştiriyoruz.
Konut ve ticari yapılarda ise su ve ısı yalıtımı, drenaj, yeşil çatı ve peyzaj sistemleri konusunda ürün ve çözüm sunuyoruz.
Ürünlerimizin kullanıldığı projelerin uzun ömürlü, sürdürülebilir ve güvenli biçimde hizmet verebilmesinde kalitenin belirleyici bir rol taşıdığını biliyoruz. Bu nedenle yüksek teknik performansı, kalite sürekliliğini ve projeye özel ihtiyaçları ürün geliştirme çalışmalarımızın merkezinde tutuyoruz. Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz çözümlerde dayanıklılığın yanı sıra kaynakların verimli kullanılması ve çevresel etkilerin azaltılmasını da önceliklendiriyoruz.
- Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Dijital teknolojiler, sürdürülebilirlik çalışmalarının ölçülebilir ve yönetilebilir hâle gelmesini sağlıyor. Üretim, kalite, stok ve sevkiyat verilerinin takip edilmesi; kaynak kullanımının daha doğru planlanmasına, gereksiz üretimin ve ürün kayıplarının azaltılmasına katkı sunuyor. Kalite sürekliliğinin izlenmesi de hatalı üretim ve tekrar iş yapma ihtimalini azaltarak kaynak verimliliğini destekliyor.
Dijital doküman kullanımıyla basılı materyal ihtiyacını azaltıyor; ürünlere ait teknik belgeleri, test sonuçlarını ve uygulama bilgilerini dijital kanallar üzerinden erişilebilir hâle getiriyoruz. “Kaliteme Güveniyorum” sistemi de bu yaklaşımın bir parçası. Ürüne ilişkin güncel bilgi ve belgelerin QR kod üzerinden paylaşılması hem bilgiye erişimi kolaylaştırıyor hem de dokümantasyon süreçlerini daha verimli hâle getiriyor.
Aynı zamanda geliştirdiğimiz çözümler; yapıların ve altyapıların kullanım ömrünü uzatmaya, bakım ve yenileme ihtiyacını azaltmaya ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlıyor. Dijital veriler ise bu ürünlerin üretimden uygulamaya kadar daha doğru yönetilmesini destekliyor.
Sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli bir boyutunu da yenilenebilir enerji kullanımı oluşturuyor. Bu doğrultuda fabrikamızda hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi yatırımıyla elektrik ihtiyacımızın önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya başladık. Dijital sistemler aracılığıyla enerji üretimimizi ve tüketimimizi takip ederek kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor, sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ölçülebilir verilerle destekliyoruz.
- Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?
Teknoloji sürekli gelişirken iş yapış biçimleri ve müşteri beklentileri de değişiyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde de yeni teknolojileri yakından takip etmeye, ihtiyaçlarımıza uygun sistemleri mevcut süreçlerimize entegre etmeye ve dijital altyapımızı sürekli geliştirmeye devam edeceğiz.
Amacımız, yalnızca güncel teknolojilere uyum sağlamak değil; bu teknolojileri üretim kalitemizi, operasyonel verimliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz hizmeti ileriye taşıyacak şekilde kullanmak. Fabrikamızdaki süreçleri gelişen teknolojilere uygun şekilde sürekli güncellemeye, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeye ve üretimimizi daha verimli, güvenli ve izlenebilir hâle getirecek uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceğiz.
GENEL
Form MHI Klima Sistemleri, Güçlü Bayi Ağı ve Yeni Nesil Çözümleriyle Büyümesini Sürdürüyor
Yayınlandı
4 gün önce-
Ağustos 13, 2026Yazar:
yapiinsaatdergisi
Form MHI Klima Sistemleri – VRF Sistemler Genel Müdür Yardımcısı Uğur Bayülgen
Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana sürdürdüğü iş birliğini 2019’da ortaklığa taşıyan Form MHI Klima Sistemleri; split, multi-split, VRF ve ısı pompası çözümleriyle iklimlendirme sektöründeki konumunu güçlendiriyor.
- Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Japon teknoloji devi Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana başarılı şekilde devam eden ve 2019 yılında ortaklığa dönüşen bir iş birliğimiz bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında kurulan Form MHI Klima Sistemleri firmamız; split klimalar, multi-split klimalar, profesyonel klimalar, ısı pompaları ve VRF sistemlerin yer aldığı ürün gamını kullanıcılarla buluşturuyor.
Tecrübeli mühendis kadromuzla projelere ve dizayn ofislerine verdiğimiz mühendislik desteğinin yanı sıra, split, multi-split, profesyonel seri klimalar ve konut tipi ısı pompalarını Türkiye genelindeki 120 mağazamız aracılığıyla son tüketiciye ulaştırıyoruz. Hava kaynaklı konut tipi ısı pompaları konusunda hem Japon Mitsubishi Heavy hem de İtalyan Clivet markalarımızla müşterilerimize hizmet veriyoruz. Her iki ürün de Form MHI Klima bayilerinde kullanıcılarımızla buluşuyor. Halihazırda 120’yi aşan bayi sayımızı, 2026’da da yüzde 20 oranında artırmayı hedefliyoruz. VRF sistemleri konusunda ise uzun yıllardır Türkiye’nin en büyük 2 firmasından biri konumundayız.
İhracat tarafında ise MHI yapılanması kapsamında sorumluluğumuzda bulunan Türki Cumhuriyetler, Kıbrıs, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyümeye devam ediyoruz. Kısa vadede Tunus, Cezayir, Fas ve Güney Afrika pazarlarında da faaliyet göstermeyi hedefliyoruz.
- Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?
Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin odağını yalnızca ürün performansından, veri odaklı hizmet anlayışına taşıdı. Günümüzde müşteriler; enerji tüketimi takip edilebilen, uzaktan izlenebilen ve akıllı otomasyon sistemleriyle entegre çalışabilen çözümleri tercih ediyor. Bu nedenle veri yönetimi ve gerçek zamanlı analizler hem operasyonel verimlilik hem de müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıyor.
Özellikle büyük ölçekli projelerde sistem performansının izlenmesi, enerji tüketiminin takip edilmesi ve bakım süreçlerinin daha planlı yürütülmesi müşteri memnuniyetini doğrudan etkiliyor.
Üretim tarafında ise otomasyon ve Endüstri 4.0 uygulamaları kaliteyi artırırken üretim süreçlerini daha verimli hale getiriyor. Sensör teknolojileri, robotik otomasyon ve dijital üretim takip sistemleri sayesinde hem kalite standartları yükseliyor hem de bakım süreçleri daha proaktif yönetilebiliyor.
- BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?
BIM, dijital ikiz ve IoT teknolojileri özellikle büyük ölçekli projelerde tasarım, uygulama ve işletme süreçlerini önemli ölçüde iyileştiriyor. Bu teknolojiler sayesinde projeler daha doğru planlanıyor, enerji performansı izlenebiliyor ve bakım süreçleri daha verimli yönetiliyor. AR ve VR ise teknik eğitimlerde ve proje sunumlarında giderek daha fazla kullanılmaya başladı.
Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın en büyük etkisini enerji optimizasyonu, öngörüsel bakım ve akıllı bina yönetim sistemlerinde göreceğimizi düşünüyorum. Yapay zekâ, sistemlerin kullanıcı alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek enerji tüketimini otomatik olarak optimize eden yaygın bir teknoloji haline gelecek.
- Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?
Isı pompaları, enerji verimliliği ve düşük karbon emisyonu hedefleri doğrultusunda son yılların en hızlı gelişen teknolojilerinden biri oldu. Daha yüksek verimlilik sağlayan inverter teknolojileri, düşük sıcaklıklarda çalışma kabiliyetinin artması ve çevre dostu yeni nesil soğutucu akışkanlar bu gelişimin temel unsurları arasında yer alıyor.
Önümüzdeki dönemde sadece konutlarda değil; oteller, ofisler, hastaneler ve ticari yapılarda da kullanımının hızla artacağını öngörüyoruz. Yenilenebilir enerji sistemleriyle birlikte çalışabilmesi de ısı pompalarını geleceğin en önemli iklimlendirme çözümlerinden biri haline getiriyor.
- VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?
VRF sistemleri, yüksek enerji verimliliği, bağımsız zon kontrolü ve esnek tasarım imkânı sayesinde büyük ölçekli projelerde en çok tercih edilen çözümler arasında yer alıyor. Aynı anda farklı mahallerde farklı sıcaklık ihtiyaçlarını karşılayabilmesi hem kullanıcı konforunu hem de işletme verimliliğini artırıyor.
Ticari ve kamu projelerinde yatırım maliyeti kadar yaşam döngüsü maliyeti, enerji tüketimi, servis altyapısı, sistem güvenilirliği ve bina otomasyon sistemleriyle entegrasyon kabiliyeti de karar sürecinde belirleyici kriterler haline gelmiş durumda.
- İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı.
Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?
Pandemi sonrası dönemde iç hava kalitesi kullanıcılar açısından çok daha önemli hale geldi. Artık yalnızca sıcaklık kontrolü değil; temiz hava, doğru nem seviyesi ve hijyenik ortam sağlanması da iklimlendirme sistemlerinden beklenen temel özellikler arasında yer alıyor.
Bu doğrultuda gelişmiş filtrasyon sistemleri, taze hava çözümleri, ısı geri kazanım sistemleri ve akıllı sensörlerle çalışan otomasyon teknolojileri sayesinde hem enerji verimliliği hem de sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.
- Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Dijital teknolojiler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada en önemli araçlardan biri haline geldi. Gerçek zamanlı enerji izleme sistemleri ve veri analitiği sayesinde enerji tüketimi sürekli takip edilerek gereksiz kaynak kullanımı azaltılabiliyor.
Bunun yanında üretim süreçlerinde otomasyon, kaynak verimliliğini artırırken atık miktarını da azaltıyor. Yenilenebilir enerjiyle uyumlu sistemlerin geliştirilmesi ve yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması da karbon emisyonlarının azaltılmasına önemli katkı sağlıyor.
Biz de yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması, ısı pompası gibi düşük karbonlu çözümlerin daha geniş kullanım alanı bulması ve dijital izleme teknolojilerinin projelere daha fazla entegre edilmesiyle karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz.
- Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor? Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?
Avrupa Birliği’nin F-Gaz düzenlemeleri, sektörümüzün daha çevreci teknolojilere yönelmesini hızlandıran önemli bir dönüşüm süreci başlattı. Düşük GWP değerine sahip yeni nesil soğutucu akışkanlar artık ürün geliştirme süreçlerinin temel odak noktalarından biri haline geldi.
Bu dönüşüm yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda enerji verimliliğini artıran önemli bir fırsat olarak görülmeli. Önümüzdeki yıllarda yüksek verimli ve çevre dostu sistemlerin sektör standardı haline geleceğini düşünüyoruz. Biz de bu dönüşümü, ürün gamımızı ve teknoloji yatırımlarımızı şekillendiren temel başlıklardan biri olarak görüyoruz.
- Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?
Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, IoT, akıllı bina sistemleri, dijital ikiz uygulamaları ve düşük karbonlu iklimlendirme teknolojileri sektörün gelişimine yön verecek. Sistemler artık sadece çalışan cihazlar değil, kendi performansını analiz eden ve optimize edebilen akıllı platformlara dönüşecek.
Biz de bu dönüşüme; dijital altyapımızı güçlendirerek, enerji verimliliği yüksek ürünlere yatırım yaparak ve çalışanlarımızın teknik yetkinliklerini sürekli geliştirerek hazırlanıyoruz. Dijitalleşmenin gelecekte rekabet avantajı sağlayan en önemli unsurlardan biri olmaya devam edeceğine inanıyoruz.
Son Yazılar
- CUBOARTE PETRA ile Duvarlarda Yeni Bir Yüzey Deneyimi Ağustos 17, 2026
- Limak Çimento İskenderun’da inşa ettiği Düşük Karbonlu Çimento Terminali ile dünya pazarlarına erişimini güçlendiriyor Ağustos 17, 2026
- Bticino Light Now, Estetik Tasarımı Yeni Nesil Akıllı Teknolojilerle Buluşturuyor Ağustos 17, 2026
- DYO Bayileriyle Yeni Dönemin Ekonomisini ve Büyüme Fırsatlarını Değerlendirdi Ağustos 17, 2026
- Habib Makina ve Alman BDS’den Çelik İşleme Sanayisine Özel Delme Teknolojileri Ağustos 17, 2026
- Wilo, EcoVadis’te Rekor Skora Ulaştı Ağustos 14, 2026
- Depreme dayanıklı yapıların gücü su yalıtımından geçiyor Ağustos 14, 2026
- İZODER’DEN 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİN 27. YILINDA AÇIKLAMA Ağustos 14, 2026
- Panasonic’in Türkiye’deki ilk showroom’u Antalya’da açıldı Ağustos 14, 2026
- Mitsubishi Electric, M70 ve M700 NC Üniteleri İçin Türkiye’de Yenileme Hizmeti Sunmaya Başladı Ağustos 14, 2026
- Herpa Maden, 2 Adet Komatsu PC700 ile Filosunu Gençleştirdi Ağustos 14, 2026
- Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın net operasyonel geliri yüzde 25 artarak 116 milyon Euro’ya ulaştı Ağustos 14, 2026
- Büyüme odağını stratejik alanlara çeviren Sabancı’dan ilk yarıda güçlü performans Ağustos 14, 2026
- Kimpur, Avrupa Yapı Sektöründeki Konumunu Güçlendiriyor Ağustos 14, 2026
- Yapılarda Yangın Güvenliği İçin Güvenilir Su Kaynağı Şart Ağustos 13, 2026
Trendler
GENEL2 yıl önceSektörel Liderlikte Bir Adım Daha: Hareket, Heavy Lift Awards’da İnovasyon Ödülü Aldı!
GENEL2 yıl önceİklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği, Venedik Sarayı’nda Heat Pump Technologies ve Mostra Convegno Expocomfort Fuarlarının Tanıtım Lansmanına Katıldı
GENEL2 yıl önceAlarko Carrier, 11 Yıldır İhracatta Zirvenin Sahibi!
GENEL2 yıl önceSika Yapı Kimyasalları, Deprem ile İlgili Bilinçlendirme Projesine devam ediyor
GENEL2 yıl önceEnerji verimliliğinin yolu ısı yalıtımından geçiyor
GENEL2 yıl önceİsra Portföy’ün Birinci ve İkinci GSYF İhraç Belgelerine SPK’dan Onay Geldi
RÖPORTAJ2 yıl önce“İklimlendirme Sektöründe Kullanıcıların Daha İyi Bir Yaşam Sürmelerine Yardımcı Olacak Yeniliklere Öncülük Etmeyi Sürdüreceğiz”
SEKTÖREL2 yıl önceDoka Türkiye, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında bu yılın merakla beklenen TurkeyBuild Fuarı’na katılım sağlayacak









