İZODER’DEN 6 ŞUBAT’IN YIL DÖNÜMÜNDE ÖNEMLİ HATIRLATMA - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

İZODER’DEN 6 ŞUBAT’IN YIL DÖNÜMÜNDE ÖNEMLİ HATIRLATMA

Yayınlandı

-

Su yalıtımı binaları depremlerin yıkıcı etkisine karşı korur

Yapılan araştırmalar, suya maruz kalan bir bina donatısının 15 yılda taşıma kapasitesinin yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybettiğini gösteriyor.  İZODER Başkanı Emrullah Eruslu, 6 Şubat 2023’te yaşanan deprem faciasının yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Kamudan inşaat firmalarına, mühendisinden ustasına, kiracısından ev sahibine Türkiye’de herkesin güvenli bina anlayışını benimsemesi şart. Mümkünken tedbir almamak sonrasında çok fazla acıya sebep oluyor. Bugün, bina inşa edenin de bir gayrimenkul satın alanın da depreme karşı dayanıklı ve uzun ömürlü binalar için doğru yapılmış su yalıtımı uygulamasının hayati önem taşıdığını unutmaması gerekiyor” dedi.

Ülke olarak yüreklerimizde derin izler bırakan 6 Şubat deprem felaketinden çıkarılması gereken en önemli dersin güvenli yapılaşmanın tüm yönleri ile ele alınarak zaman kaybetmeden ülke çapında yaygınlaştırılması olduğunu belirten İZODER Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Eruslu, şunları söyledi: “Depremler, yangınlar, seller ve yitip giden hayatlar. Bu konudan muzdarip vatandaşımız kalmayıncaya kadar ülkemizin bir numaralı gündemi güvenli yapılaşma olmalı. Deprem kuşağında yer alan ülkemizde kaybedecek bir dakikamız yok. Beklenen Büyük Marmara ve İstanbul depremi, yaklaşan tehlikenin boyutlarını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Yeni inşa edilen tüm binalar deprem gerçeği göz önünde bulundurularak tasarlanmalı. Zemine uygun, kaliteli malzeme ve doğru işçilik ile inşa edilecek binalarda mevzuatlardaki tüm kurallar eksiksiz uygulanmalı ve sıkı şekilde denetlenmeli. Binalarda yaşanan en temel sorunlara baktığımızda; ısınamamadan evlerdeki rutubete, yangın güvenliğinden gürültüye kadar pek çok sorununun aslında yalıtımsızlıktan kaynaklandığını görüyoruz. Su ve ısı yalıtımının binaların düşmanı olan korozyona karşı kalkan görevi görerek binaları koruduğunu unutmamalıyız. Ancak yalıtımla korozyona karşı güçlendirilmiş binalar depremin yıkıcı etkisi karşısında sağlam bir şekilde ayakta kalabilir.”

Suya karşı yaşam alanlarını korozyondan koruyarak bina ömrünü uzatan su yalıtımının özellikle betonarme binaların güvencesi olduğunu vurgulayan İZODER Başkanı Emrullah Eruslu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Türkiye’deki yapı stoku ağırlıklı olarak betonarme binalardan oluşuyor. Betonarme yapı sistemlerinin en zayıf noktalarından biri ise suya karşı olan hassasiyetleridir. Yağmur, kar, yeraltı suları, zeminde yer alan nem, mutfak, banyo, tuvalet gibi ıslak hacimlerdeki su kaçakları, binanın inşa edildiği zeminde bulunan basınçlı veya basınçsız yeraltı suları nedeniyle binalar sürekli olarak suya maruz kalabilir. Suyun taşıyıcı yapı elemanlarına nüfuz etmesi, betonun içindeki demirin paslanmasına yani korozyona neden olur. Korozyon ise yapının yük taşıma kapasitesini azaltır. Betonarme yapıların sağlıklı bir şekilde, tasarım ömürleri süresince işlevlerini sürdürebilmesi için yapının tamamının standartlara uygun şekilde ısı ve su yalıtımı ile korozyondan korunması gerekir. Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şakir Erdoğdu’nun yaptığı araştırma; suya maruz kalan bir donatının 5 yılın sonunda taşıma kapasitesinin yüzde 50’sini, 15 yılın sonunda yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybettiğini ortaya koyuyor. Yani herhangi bir deprem ya da dış etken olmadan bile sadece donatı korozyonu ile bir yapının çökmesi söz konusu. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve iş yerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmişti.”

Su yalıtımı zorunlu ama uygulama yetersiz 

Binanın doğrudan suya maruz kalan çatı, temel, ıslak hacim gibi bölgelerinde uygulanacak su yalıtımı ve halk arasında terleme olarak bilinen yoğuşmayı önleyen ısı yalıtımı uygulamalarının doğru ve eksiksiz yapılması ile binalarımızın depreme karşı korunabileceğini söyleyen Emrullah Eruslu, “Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’nin 2018 yılında yürürlüğe girmesi ile su yalıtımı zorunlu bir uygulamaya dönüştü. Söz konusu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2018’den itibaren inşa edilen ve zorunlu olarak su yalıtımı yapılan bina sayısı toplam yapı stokunun sadece yüzde 5-5,5’ini oluşturuyor. 10 milyonun üzerinde bina, 30 milyonu aşan hanenin bulunduğu ülkemizde bu düşük oranlardaki su yalıtımı uygulaması maalesef bu işin yeterince ciddiye alınmadığını ortaya koyuyor. Ülkemizde ortalama bina ömrünün 30 yıl olduğunu görüyoruz ancak bir binanın ömrü en az 80-100 yıl olmalı.  Uzun yıllar boyunca güvenli barınma sağlayacak binalar için zemin etüdünün doğru yapılması, yapının tekniğine uygun olarak tasarlanması, iç ve dış etkenlerden yalıtım ile korunması ve bütün süreçlerin yine tekniğine uygun şekilde denetlenmesi gerekiyor” dedi.

İstanbul’da olası depremde 194 bin bina risk altında!

7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 17’sinin (yaklaşık 194 bin bina) orta ve üstü seviyede hasar göreceğinin tahmin edildiğini dile getiren Eruslu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan ‘İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi’ raporunda yer alan sonuçlar, durumun ciddiyetini ortaya koyuyor: 7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 26’sının hafif, yüzde 13’ünün orta, yüzde 3’ünün ağır ve yüzde 1’inin çok ağır hasar görmesi bekleniyor. Buna göre ağır ve çok ağır hasarlı binaların yıkılıp tekrar yapılması gerektiği ortaya çıkıyor. Öte yandan orta hasarlı binaların da onarım yerine yıkılıp yeniden inşa edilmelerinin çoğunlukla daha uygun olduğuna işaret ediliyor. Durum böyleyken bir an önce Türkiye genelinde mevcut bina stokunun incelenmesi, güvenli hale getirilebilecek binaların ve güvenli olmayan binaların tespit edilmesine ihtiyaç var. Yeterli dayanıma sahip olan güvenli binaların güçlendirilmesi, güvenli olmayan binaların ise kentsel dönüşüme tabi tutulması ve yeniden inşa edilmesi hayati önem taşıyor” diye konuştu.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

ORKA Banyo Yeşil Dönüşümünü Tamamlıyor, 2030 Yol Haritası Hazır

Yayınlandı

-

Islak mekan mobilyaları alanında 35 yılı aşkın uzmanlığıyla sektörün öncüsü ORKA Banyo, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle hazırladığı ilk Sürdürülebilirlik Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı. Şirket, 2024 yılında üretimde kullandığı elektriğin yüzde 100’ünü yenilenebilir kaynaklardan karşılayarak yeşil sanayi dönüşümünde stratejik bir kilometre taşını geride bıraktı.

Yaşam alanlarına değer katan çözümlerini çevreye duyarlı üretim anlayışıyla birleştiren ORKA Banyo, ilk sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. 

Düzce’deki üretim tesislerinde hayata geçirdiği Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımlarıyla elektrik ihtiyacının tamamını temiz enerjiden karşılayan ORKA Banyo, I-REC (Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası) ile bu tercihini belgeledi. Bu stratejik hamle, şirketin market bazlı karbon emisyonunu 12.205,97 tCO2e seviyesine indirerek çevresel etkisini şeffaf verilerle ortaya koydu.

Yeşil Dönüşümün Verimlilik Kaldıracı

ORKA Banyo, enerji verimliliği hamleleri kapsamında; LED dönüşümüyle aydınlatma özelinde %50, lityum-iyon akü kullanımıyla ise forklift operasyonları özelinde %20 enerji tasarrufu sağladı. 

Yenilikçi bir membran kaplama teknolojisi olan TherMold hattını devreye alarak yüzey uygulamalarında teknoloji çeşitliliğini artıran ve çevre dostu üretim standartlarını yükselten ORKA; tüm üretim hattına entegre dijital veri okuma ve etiketleme sistemleri sayesinde operasyonel süreçlerinde izlenebilirlik ve şeffaflık sağlıyor. 

Avrupa Birliği’nin Ormansızlaşmayla Mücadele Tüzüğü (EUDR) ile uyumlu olarak ürünlerinde FSC® sertifikalı hammadde kullanımını standartlaştıran ve 2030 yılına kadar FSC®  sertifikalı  model sayısını yüzde 50 artırmayı hedefleyen ORKA Banyo, hammadde tedarikinden ürün ömrü sonuna kadar tüm değer zincirini iklim odaklı bir yaklaşımla yönetiyor. 

Su Stresiyle Mücadelede Yağmur Suyu Hasadı ve Döngüsel Çözümler

Üretim süreçlerinde su tüketimine ihtiyaç duymayan ORKA Banyo, bu stratejik tercihiyle genel su ayak izini en başından düşük seviyede tutmaktadır. Şirket, toplam su ayak izinin %81’ini oluşturan mavi su ihtiyacını alternatif kaynaklarla karşılamak amacıyla yağmur suyu hasadını devreye almıştır. Bu kapsamda 2024 yılında toplanan 2.400 m³ yağmur suyu, yeşil alan sulamasında değerlendirilerek şebeke suyu kullanımı yerine doğanın sunduğu kaynakların geri kazanımı sağlanmıştır. Atık yönetiminde ise geri dönüşüm oranını en üst seviyeye taşıyan ORKA Banyo; tehlikeli atık oluşumunu minimize ederek döngüsel ekonomi modelini iş süreçlerinin merkezine koymaktadır.

İnsan Odaklı Gelişim ve Sosyal Etki

Sürdürülebilirliği toplumsal bir dönüşüm alanı olarak gören ORKA Banyo, kadın istihdamında sektör ortalamasının üzerine çıkarak ofis kadrolarında yüzde 28,2’lik bir temsil oranına ulaştı. 

2024 yılında 261 çalışanına verdiği çevre eğitimleriyle bu farkındalığı kurum geneline yaydı.

Kurum içindeki bu güçlü bilinci toplumsal katkı projeleriyle geniş bir etki alanına taşıyan ORKA Banyo; ‘Yeşilden Maviye’ projesiyle genç nesillere çevre bilinci aşılarken, köy okullarına kütüphane ve laboratuvar kazandırarak eğitimde fırsat eşitliğini destekliyor. Şirket, eş zamanlı olarak yürüttüğü üniversite iş birlikleriyle de akademik bilgi birikimini sanayi tecrübesiyle birleştirerek toplumsal refaha katkı sunmaya odaklanıyor.

2030 Yol Haritası: Ölçülebilir Hedefler ve Somut Taahhütler

Gelecek dönem sürdürülebilirlik yaklaşımını ölçülebilir hedefler ve net bir takvimle yöneten ORKA Banyo, 2030 vizyonunu somut aksiyon başlıklarıyla ilerletiyor. Şirket; Kapsam 1 ve 2 emisyonlarını baz yıla göre %10 azaltmayı hedeflerken, FSC® sertifikalı ürün model sayısını artırarak hammadde tedariğinde sorumlu orman yönetimini desteklemeyi ve ekosistemi koruma taahhüdünü güçlendirmeyi planlıyor. Ekonomik sürdürülebilirlik tarafında çevreci ürünlerden elde edilen geliri artırmayı amaçlayan ORKA Banyo, sosyal boyutta ise kişi başına düşen yıllık eğitim saatini yükseltmeyi odağına alıyor. Buna ek olarak su verimliliği yönetim sisteminin altyapısını kurmayı ve tedarikçi sürdürülebilirlik anketiyle paydaş ağında izlenebilirliği her yıl düzenli olarak artırmayı önceliklendiriyor. Operasyonel alanda ise 2027’ye kadar forklift filosunun tamamını lityum-iyon (Li-ion) aküye dönüştürerek enerji verimliliğini lojistik süreçlerin geneline yaymayı hedefliyor. 

 

“Şeffaf Dönüşümümüzün Dönüm Noktası”,

İklim değişikliği ve su stresi gibi küresel risklerin özel sektörün sorumluluklarını yeniden şekillendirdiğini belirten ORKA Banyo Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Yılmaz, şu değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde karbon emisyonlarını azaltmak ve su kaynaklarını korumak artık ertelenemez bir zorunluluk haline geldi. Bu aynı zamanda özellikle AB ülkelerine ihracat yapan üreticiler için de bir mecburiyet. ORKA Banyo olarak bu çağrıyı hem bir sorumluluk hem de üretimi yeniden kurgulamak için bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Banyo mobilyası sektörü olarak çevresel etkinin tam merkezinde yer aldığımızın bilinciyle; ürün tasarımından malzeme seçimine kadar her aşamayı stratejik önceliğimiz olarak kabul ediyoruz.”

Dijital dönüşümü ve operasyonel mükemmeliği sürdürülebilirlik ekseninde ele aldıklarını vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yayınladığımız ilk sürdürülebilirlik raporumuz, geçmiş performansımızı şeffaflıkla ortaya koymanın yanı sıra sürdürülebilirlik yaklaşımımızı somut hedeflere dayalı olarak takip edeceğimiz bir dönüm noktasını temsil ediyor. Geleceğe dair en önemli hedefimiz, karbon ve su ayak izimizi sürekli azaltmak, yenilenebilir enerji yatırımlarımızı büyütmek, doğal kaynak tüketimimizi daha verimli yönetmek ve toplumla kurduğumuz bağı sosyal projelerle güçlendirmektir. Biz, bu yolculuğu sadece kendi kurumumuz için değil, gelecek nesiller ve daha yaşanabilir bir dünya için sürdürüyoruz.”

Okumaya Devam Et

GENEL

Legrand Grup Keydak ve TES Şirketlerini Satın Aldı! 

Yayınlandı

-

Legrand Grup Veri Merkezleri Alanında İki Yeni Satın Alma Duyurdu

Bina, elektrik ve dijital altyapılar için geliştirdiği ürün ve sistemler konusunda uzman olan Legrand Grup, grubun gelirinin yüzde 26’sını temsil eden ve hızla büyüyen veri merkezleri alanında iki yeni satın alma işlemini duyurdu. Legrand Grup, Keydak ve TES şirketlerini bünyesine kattı.

Bina, elektrik ve dijital altyapılar için geliştirdiği ürün ve sistemler konusunda uzman olan Legrand Grup, grubun gelirinin yüzde 26’sını temsil eden ve hızla büyüyen veri merkezleri alanında iki yeni satın alma işlemi gerçekleştirdi. Keydak ve TES şirketlerini satın alan Legrand Grup, veri merkezleri alanındaki büyüme stratejisini sürdürüyor. Satın alınan markalardan Çin merkezli Keydak, 330’dan fazla çalışanıyla yıllık 60 milyon Euro’dan fazla ciro elde ederken, Birleşik Krallık merkezli marka TES ise, gelirinin yarısından fazlasını veri merkezlerinden elde ederek güç dağıtım sistemleri alanında hizmet veriyor.

“Veri Merkezleri Alanında Yapılan Satın Almalar Yıllık 285 Milyon Euro Ek Gelir Yaratıyor”

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Legrand Grup CEO’su Benoît Coquart, “Bu iki yeni işlem, hem bilgi işlem altyapısı (çip çevresi) hem de kritik güç alanlarında veri merkezi pazarındaki konumumuzu güçlendiriyor. Bu duyurularla birlikte, bu yıl toplam dört satın alma işlemi duyurulmuş oldu. Bunların tamamı veri merkezleri alanında yer alırken, bu segment 2025 yılı sonu itibarıyla gelirlerimizin %26’sını oluşturuyor. Söz konusu satın almalar, yıllık yaklaşık 285 milyon Euro ek gelir yaratıyor ve 2030’a yönelik stratejik yol haritamızın tutarlı bir şekilde uygulandığını gösteriyor.” dedi. 

“Veri Merkezleri Pazarı Önceliklerimizden Biri”

180 ülkeyi kapsayan, 38 binden fazla çalışanı ve yaklaşık 300 bin farklı ürün referansına sahip Fransa merkezli Legrand Grup’un Türkiye ayağı olarak 1990 yılından beridir hizmet verdiklerini dile getiren Legrand Türkiye Grubu Ülke Müdürü ve CEO’su Pascal Decons, “Legrand Grup olarak, yıllık satışlarımızı 8,6 milyar Euro seviyesinden 2030 yılına kadar 15 milyar Euro’ya çıkarma hedefiyle ilerlediğimiz Hedef 2030 yol haritamızı kararlılıkla uyguluyoruz. Enerji ve dijital dönüşüm çözümlerinde büyümemizi hızlandırırken, veri merkezleri pazarı da stratejik büyüme alanlarımızın başında geliyor ve Legrand Türkiye Grubu olarak öncelikli odaklarımız arasında yer alıyor. 2021 yılında Türkiye’de hayata geçirdiğimiz Legrand Veri Merkezleri Çözümleri (LDCS) birimimiz ile veri merkezlerinin özel gereksinimlerine yönelik çözümler sunuyoruz. Global portföyümüzü Türkiye’deki üretim gücümüzle birleştirerek kesintisiz güç kaynakları, şalt ürünleri, kabin ve kabinetler gibi kritik bileşenlerle hem beyaz alan hem de gri alan için geniş bir çözüm yelpazesi sağlıyoruz.” açıklamasında bulundu.

Okumaya Devam Et

GENEL

Ytong Mimari Fikir Yarışması’nda geri sayım başladı

Yayınlandı

-

Türk Ytong tarafından bu yıl 22’ncisi düzenlenen Ytong Mimari Fikir Yarışması’nda başvuru süreci devam ediyor. Yoğun ilgi gören yarışmada son başvuru tarihi 8 Mayıs Cuma gününden 02 Haziran Salı gününe uzatılırken, yarışmanın ödül gezisinin rotası da Mısır olarak açıklandı. Kazanan ekipler  jüri üyeleriyle birlikte Mısır’da mimari bir geziye katılacak.

Katılımcılar Ytong Mimari Fikir Yarışması’na başvurularını https://ytongakademi.com web sitesi üzerinden gerçekleştirebiliyor.

Yenilikçi ürünleriyle 62 yıldır modern yapılaşmaya yön veren Türk Ytong, yaratıcı çalışmaları desteklemeyi sürdürüyor. Mimarlık alanında eleştirel düşünceyi, araştırmayı ve üretimi teşvik eden Ytong Mimari Fikir Yarışması, bu yıl da genç mimarları ve mimarlık öğrencilerini güncel meseleler üzerine düşünmeye davet ediyor.

Ödül gezisinde rota mimarlığın kadim merkezi Mısır

Yarışmanın bu yılki ödülü, dünya mimarlık tarihinin en önemli merkezlerinden biri olan Mısır oldu. Yarışmayı kazanan ekipler, jüri üyeleriyle birlikte Kahire’de gerçekleştirilecek mimari geziye katılacak. Katılımcılar bu özel program kapsamında kentin tarihi ve çağdaş mimari mirasını yerinde inceleme fırsatı bulacak.

Son başvuru tarihi 02 Haziran

Yarışmada ön proje teslim tarihi gelen talepler doğrultusunda 02 Haziran Salı gününe uzatıldı. Ön projelerin teslim edilmesinin ardından 17 Haziran’da jüri üyeleri ile yarışmacıları canlı yayınla bir araya getirecek Dijital Kolokyum gerçekleştirilecek. Dijital Kolokyum kapsamında jüri değerlendirmelerini alan yarışmacılar, final teslim tarihine kadar projelerini geliştirme ve zenginleştirme imkânına sahip olacak. Katılımcılar, bu süreçte elde ettikleri geri bildirimler doğrultusunda projelerinde değişiklik yapabilecek.

Bu yılın teması: Saatleri Ayarlama Durağı

Ytong Mimari Fikir Yarışması’nın bu yılki teması Ahmet Hamdi Tanpınar’ın uluslararası ilgi gören ve klasikleşmiş “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” romanından ilham alıyor. Yarışma romanda ele alınan “zaman, kimlik ve toplum” gibi evrensel temaları bugünün dönüşüm ve kırılmaları içinde yeniden ele almaya davet ediyor.  Romanın ana fikrini bu mercekten ziyaret etmeyi amaçlayan yarışma, ileri ve geriye bakmaya yönelik eleştirel bir durak arayışı. Bugün gelinen noktada kültür, iletişim, teknoloji, ekonomi gibi alanlarda yaşanan değişim ve dönüşümlerin, yaşama biçim ve alışkanlıklarımızı etkileme sınırlarına ve bunların fiziksel temsili olan mekânsal dönüşümlere odaklanılması bekleniyor. “Saatleri Ayarlama Durağı” bu anlamda bugünün dünyasını anlamaya ve alternatif bakma biçimlerini derlemeye yönelik ipuçları veren bir fiziksel mekân, yapının eleştirel sınırlarını zorlayan bir araştırma.

Mimari alanda özgün bir yarışma

Ytong Mimari Fikir Yarışması, tasarım ve mimarlık disiplinlerinde güncel kavramsal ve teknik tartışmaları birlikte ele almayı, genç mimar ve mimarlık öğrencilerinin eleştirel düşünme, araştırma ve üretim pratiklerini desteklemeyi amaçlayan özgün bir etkinlik olarak kurgulandı. Zaman içinde kurumsallaşan yarışma, aynı zamanda güncel olarak öne çıkan belli bir konu, sorun ya da düşünce odağı etrafında birlikte düşünmeyi ve katılımcı bir süreci hayata  geçirmeyi hedefliyor. 

Jüri başkanlığını Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ece Ceylan Baba’nın üstlendiği yarışmanın diğer jüri üyeleri; Azaksu Mimarlık Kurucu Ortağı Mimar, Prof.Dr. Adnan Aksu,  ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Abdi Güzer, MAS Mimarlık Kurucu Ortağı Mimar Derya Tezel ve Atelier Hakan Demirel Kurucusu Mimar Hakan Demirel.

Katılımcılar jüri üyelerinin yarışma konusunu yorumladıkları video röportajlara,  yarışma ile ilgili detaylı bilgi ve şartnameye https://ytongakademi.com ve youtube.com/turkytong adreslerinden erişebiliyorlar. 

Okumaya Devam Et

Trendler

Egepen


Kapanma Süresi 20Saniye