İzocam: “Yeni Düzenlemeler Yalıtım Sektöründe Nitelikli Büyümenin Önünü Açacak” - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

RÖPORTAJ

İzocam: “Yeni Düzenlemeler Yalıtım Sektöründe Nitelikli Büyümenin Önünü Açacak”

Yayınlandı

-

Kerem Kürklü (İzocam Genel Direktörü)

İzocam Genel Direktörü, Türkiye’de enerji verimliliği alanında 2025 yılında yürürlüğe giren yeni düzenlemelerin yalıtım sektöründe önemli bir dönüşüm başlattığını belirterek, TS 825 revizyonu, yeni enerji performansı hesaplama yöntemi ve İklim Kanunu’nun hem enerji tasarrufuna hem de sürdürülebilir kalkınma hedeflerine güçlü katkı sağlayacağını söyledi.

 

1- Türkiye’de yeni yapı projelerinde enerji verimliliği kriterleri belirlenirken hangi ulusal ve uluslararası standartlar öncelikli olarak dikkate alınıyor? Mevcut yönetmeliklerin (örneğin Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği) uygulamadaki etkinliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’deki regülasyonlar, enerji verimli sistemlerin yaygınlaşması için yeterince teşvik edici mi? Eksik kalan noktalar nelerdir? 

 

Türkiye, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik hedeflerini hayata geçirmek amacıyla 2025 yılı içinde kritik adımlar atmıştır. Bu kapsamda yürürlüğe giren üç önemli düzenleme; TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları Standardı’nın güncellenmesi (1 Nisan 2025), Binalarda Enerji Performansı Ulusal Hesaplama Yöntemine Dair Tebliğ (30 Haziran 2025) ve 9 Temmuz 2025 tarihli İklim Kanunu, ülkemizin enerji tüketimi, karbon salımı ve sürdürülebilir yapı anlayışı açısından bütüncül bir dönüşüm sürecini başlatmıştır. 

 

Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda kapsamlı bir çerçeve sunan bu düzenlemeler, yalıtım sektöründe nitelikli büyümeyi desteklerken, bina stokunun çevresel etkilerini azaltmayı ve yapıların uzun vadeli performansını artırmayı hedeflemektedir. Karbon emisyonlarının azaltılması, yeşil finansman, döngüsel ekonomi ve iklim değişikliğine uyum gibi konuların kapsamlı biçimde ele alınması, yalıtım sektörünü ülkemizin enerji ve çevre verimliliği hedeflerinin sahadaki en önemli aktörlerinden biri haline getirmiştir. 

 

Yeni TS 825 standardı ve ilgili tebliğler, binalarda enerji performansını daha hassas ve bölgesel koşullara uygun olarak ölçmeye imkân tanımaktadır. Isı yalıtım kalınlıkları ve U değerleri, artık iklim verilerine ve bölgesel koşullara göre daha hassas ölçümlerle optimize edilmektedir. Güncelleme kapsamında meteorolojik istasyon sayısının 84’ten 730’a çıkarılması, enerji hesaplamalarının coğrafi çeşitliliğe uygun şekilde yapılmasını mümkün kılmaktadır. 

 

Revizyonla birlikte artık ısı yalıtımı yalnızca ısıtma ihtiyacına göre değil, soğutma ihtiyacına göre de tanımlanmaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin farklı iklim bölgelerindeki binaların hem yaz hem kış aylarında enerji verimli olmasını sağlamaktadır. Böylece, tasarım aşamasında binaların gerçek enerji ihtiyaçları doğru biçimde belirlenirken hem yaz hem de kış aylarında maksimum konfor ile minimum enerji kullanımı sağlanabilmektedir. Yeni düzenleme ile bireysel enerji faturalarında tasarruf sağlanırken, ülke ekonomisinin enerji ithalatına olan bağımlılığı da azaltılmaktadır. Ülkemizde tüketilen enerjinin yaklaşık üçte birinin binalarda kullanıldığı, bunun yüzde 80’inin de ısıtma ve soğutmaya ayrıldığı düşünüldüğünde; TS 825 revizyonunun hem ekonomik hem de çevresel açıdan taşıdığı kritik önem daha net anlaşılmaktadır.

 

Yeni TS 825 revizyonu, sektörümüz için hem teknik hem de ekonomik açıdan önemli fırsatlar sunarken, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda yalıtımın rolünü güçlendirmektedir. Yeni standartta U değerleri ve ısı iletkenlik (lambda) değerleri, enerji verimliliğinin temel belirleyicileri olarak öne çıkmaktadır. Lambda değeri ne kadar düşük ve yalıtım malzemesinin kalınlığı ne kadar fazla olursa, sağlanan yalıtım da o oranda etkin olmaktadır. 0,065 W/mK altındaki ürünler yalıtım malzemesi olarak sınıflandırılırken, uygulama kalitesi ve malzeme seçimi, binanın uzun ömürlü ve enerji verimli olmasını sağlamak açısından kritik öneme sahiptir. Doğru malzeme seçimi, kaliteli işçilik ve kapsamlı proje yönetimiyle, binaların hem enerji verimliliği yüksek hem de uzun ömürlü olmasını sağlamaktadır. 

 

2026 yılı itibarıyla, yeni yasal üzenlemelerle birlikte yalıtım sektörümüzün gerek hacimsel gerekse kalite anlamında gelişim göstermesini beklemekteyiz. Malzeme kalınlıklarının artması ve enerji verimliliği kriterlerinin yükselmesi, yüksek performanslı yalıtım çözümlerine olan ihtiyacı artırmaktadır. Ancak elbette yasal düzenlemelerin etkili olabilmesi sahada doğru şekilde uygulama yapılmasına ve düzenli denetlemeye de bağlıdır. Özellikle yalıtım gibi yüksek tasarruf potansiyeline sahip uygulamaların yaygınlaştırılması, Türkiye’nin ulusal katkı beyanlarında yer alan iklim taahhütlerine ulaşmasında kritik rol oynayacaktır. Biz de İzocam olarak sektördeki bu dönüşümü desteklerken ve yeni düzenlemeleri, ülkemizin düşük karbonlu kalkınma sürecinde bütünleyici bir adım olarak değerlendirmekteyiz. 

 

2- Türkiye’deki mevcut yapı stokunu enerji performansı açısından nasıl değerlendirirsiniz? Kentsel dönüşüm ve renovasyon süreçlerinde enerji verimliliği ne ölçüde öncelik kazanıyor? 

 

Ülkemizdeki mevcut yapı stokunun önemli bir bölümü gerek enerji verimliliği gerekse deprem ve yangın gibi afetler açısından güncel standartların gerisinde kalmaktadır. Bu tablo, ısı, ses, su ve yangın yalıtımının birbirinden bağımsız değil; entegre bir sistem anlayışıyla ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

 

Sadece yönetmeliklere uygun yapılan ısı yalıtımlı binalar, yalıtımsız yapılara kıyasla yüzde 60’ın üzerinde enerji tasarrufu sağlamaktadır. Pasif evlerde tüketilen enerjinin yüzde 90’a kadar azaltılabilmesi mümkün olmaktadır. Ancak tüm bu verilere rağmen ruhsat sayılarına bakıldığında Türkiye’deki binaların yalnızca yüzde 25’i yalıtım ile ilgili mevzuatların kapsamındadır. Bu durum, bütüncül ve standartlara uygun yalıtım planlamasının yaygınlaştırılması gerektiğini açıkça göstermektedir.

 

Son yıllarda yaşanan büyük depremler ve yangınlar, kentsel dönüşümün yalnızca yeni bina üretiminden ibaret olmadığını; yapı güvenliği, enerji performansı, akustik konfor, su yalıtımı ve yangın güvenliği boyutlarının birlikte ele alınması gereken bütüncül bir süreç olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.

 

Yalıtım uygulamaları; bina dayanıklılığı, kullanıcı konforu, ülke ekonomisi ve çevre açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Doğru tasarlanmış ve standartlara uygun şekilde uygulanmış ısı ve su yalıtımı sistemleri yalnızca enerji tasarrufu sağlamakla kalmaz; taşıyıcı sistemi korozyon, rutubet ve donma-çözülme gibi zararlı etkilerden koruyarak yapının ömrünü uzatır ve uzun yıllar güvenle performans göstermesini sağlar. Ses yalıtımı uygulamaları yaşam konforunu artırırken, doğru malzemeler ve nitelikli işçilikle hayata geçirilen yangın yalıtımı çözümleri de binalarda yangın risklerini en aza indirir.

 

Isı yalıtımının, enerji maliyetlerini düşürmenin ötesinde yapı sağlığını koruyan kritik bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle bütüncül dönüşüm yaklaşımında ilk adım; yapıların zemin etüdünden projelendirilmesine, malzeme seçimi, uygulama detayları ve işçilik kalitesine kadar tüm unsurların eş zamanlı ve entegre bir bakış açısıyla değerlendirilmesi olmalıdır.

 

3- Sektördeki konumunuzu ve rekabet avantajlarınızı nasıl tanımlarsınız? Markanızın son bir yıl içerisindeki stratejik gelişim alanları neler oldu? Yurt içi ve yurt dışı pazarlarda büyüme stratejiniz nasıl şekilleniyor? Önümüzdeki döneme ilişkin öncelikli hedefleriniz nelerdir? 

 

Türkiye yalıtım sanayisinin geçmişi 61 yıl önce İzocam’ın kuruluşu ile başlamıştır. İzocam, kurulduğu günden bu yana ürün kalitesi, çevreye saygılı üretimi, yalıtım bilincini geliştirmek için yaptığı çalışmaları, uzun yılların getirdiği deneyim ve tecrübeleri ile pek çok alanda başarılar elde etmektedir. ISO ilk 500’de daima yerimizi almamız da bu başarılarımızın bir göstergesidir. 

 

İzocam, Türkiye’de yalıtım sektörünün kurucusu olarak 1965’ten bu yana yalnızca ürün üreten değil, sektörün yönünü belirleyen bir marka olmuştur. Bugün 7 farklı yalıtım ürününü aynı çatı altında üretebilen tek şirket olarak; temelden çatıya, cepheden iç mekânlara ve tesisattan sanayi tesislerine kadar yapıların tüm yaşam döngüsünü kapsayan entegre çözümler sunmaktayız. Geniş ürün portföyümüz ve çözüm ortaklığı yaklaşımımız ile de sektörde farklılık yaratmaktayız. Konutlardan hastanelere, kamu binalarından sanayi tesislerine, gemi ve vagon üretiminden yangın güvenliği sistemlerine kadar çok farklı sektörlerde ısı, ses ve yangın yalıtımı sağlayan ürünlerimizle büyük ve karmaşık projelerde yalıtım danışmanı rolü üstlenmekteyiz. Böylece yalnızca malzeme değil, mühendislik bilgisi ve uygulama güvenilirliği de sunmaktayız.

Bu bütüncül yaklaşım, Türkiye’nin enerji verimliliği, yapı güvenliği ve sürdürülebilir büyüme hedeflerine doğrudan katkı sağlamamızı mümkün kılmaktadır.

 

Türkiye yalıtım sektörünün lider markası İzocam olarak, 60. kuruluş yılımızı kutladığımız 2025’i; satış hacmi ve üretimdeki güçlü performansımızın sonucu olarak, bir önceki yıla göre yüzde 55’lik ciro artışıyla tamamladık. Camyünü ve taşyünü ürün gruplarımızda tonaj bazında rekor seviyelere ulaşırken, tekiz sandviç panel ürün grubumuz yılın ikinci yarısında önemli proje kazanımlarıyla hedeflerine ulaştı. Taşyünü panel grubunda pazar liderliğimizi sürdürürken; mekanik izolasyonda kauçuk, camyünü ve taşyünü boru ürünlerinde pazar payımızı artırdık, XPS ve EPS ürün gruplarımızda ise proje bazlı varlığımızı yüzde 20’nin üzerinde büyüttük. 

 

2025, deprem bölgesi başta olmak üzere şantiye ve projelere daha yoğun odaklandığımız bir yıl oldu. İç pazardaki bu güçlü performansa paralel olarak ihracatta da ivme yakalayarak, 2024’e kıyasla dolar bazında yaklaşık yüzde 30 büyüme sağladık. Camyünü ve sandviç panel ürün gruplarımız bu artışta öne çıkarken, bazı bölgelerdeki jeopolitik gelişmelere rağmen Avrupa’da yeni pazarlara girişler ihracat performansımızı destekledi.

 

2026 yılına yönelik hedeflerimiz ise sürdürülebilir büyüme, ihracat, dijitalleşme ve operasyonel verimlilik ekseninde şekillenmektedir. Tam kapasiteye ulaşan Kayseri tesisimizin de verdiği ivme ile üretim maliyetlerimizi optimize etmeyi, lojistik verimliliğimizi artırmayı ve ihracat faaliyetlerimizi daha da güçlendirmeyi hedeflemekteyiz. Özellikle Afrika pazarında yakaladığımız büyüme ivmesini sürdürmeyi, Kuzey Afrika başta olmak üzere bölgedeki büyük projelerde daha etkin rol almayı amaçlıyoruz. Bunun yanı sıra Ortadoğu, Azerbaycan, Gürcistan ve Balkan ülkelerinde ürün gamımızı genişleterek mevcut pazarlarımızdaki konumumuzu güçlendirmeyi planlıyoruz.

 

2026 yılında dağıtım kanallarımızın etkinliğini artıracak yeni yazılım altyapılarını devreye almayı, “Kazandıran İzocam” sadakat programımızı daha geniş bir paydaş ağına yaygınlaştırmayı ve ürün geliştirme çalışmalarımızı sürdürmeyi hedeflemekteyiz. Yapay zekâ uygulamaları, dijitalleşme projeleri ve sürdürülebilirlik yatırımları da öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer almaktadır. “İkiz dönüşüm” vizyonumuz doğrultusunda dijitalleşme ve çevresel sürdürülebilirliği birlikte ele alarak hem operasyonel mükemmeliyetimizi güçlendirmeyi hem de düşük karbonlu geleceğe katkı sağlamayı amaçlıyoruz. İzocam olarak enerji verimliliği yüksek yapıların yaygınlaşmasına destek vermeyi, çevreye duyarlı üretim anlayışımızı daha da ileri taşımayı ve sektörümüzdeki lider konumumuzu güçlendirerek sürdürülebilir yarınlar için değer üretmeye devam etmeyi hedefliyoruz.

 

Türkiye’de 2025 itibarıyla yürürlüğe giren TS 825 güncellemesi, Binalarda Enerji Performansı Tebliği ve İklim Kanunu ile birlikte yalıtım artık yalnızca teknik bir uygulama değil, enerji verimliliği ve karbon azaltımı açısından stratejik bir yatırım alanına dönüşmüş durumdadır. İzocam olarak bu dönüşümün merkezinde yer alarak; yüksek performanslı ürünlerimiz, Ar-Ge gücümüz ve proje danışmanlığı yaklaşımımızla sektörün kalite ve performans standartlarını yukarı taşımaktayız.

 

Tüm bu yaklaşımımızla İzocam, Türkiye’nin inşaat malzemeleri sektöründe yalnızca bugünün değil, düşük karbonlu, güvenli ve sürdürülebilir yarının da altyapısını inşa eden öncü marka olmayı sürdürmektedir. 

 

4- Ürün portföyünüzde öne çıkan enerji verimli çözümler hangileri? Yapılarda doğru ürün ve sistem seçimi yapılırken hangi teknik ve ekonomik kriterler göz önünde bulundurulmalı? Projelerde tercih edilen ürünlerinizin, kullanıcıya sağladığı uzun vadeli avantajlar nelerdir? 

 

İzocam olarak ürün portföyümüz; camyünü, taşyünü, ekstrüde polistiren (Foamboard, Maxiboard), ekspande polistiren (İzopor Plus), kauçuk köpük (Optiflex, İzocamflex), polietilen köpük (İzocam PeFlex) ve İzocam Tekiz markası altında sunulan PU, PIR ve taşyünü dolgulu sandviç paneller ile trapez levhalardan oluşmaktadır. Geniş ürün yelpazemiz sayesinde temelden çatıya, cepheden iç mekânlara ve tesisata kadar tüm uygulama alanlarına yönelik çözümler sunmaktayız. Bunun yanı sıra sanayi tesislerinden gemi sektörüne, termik santrallerden akustik panellere kadar geniş bir kullanım alanında ısı, ses yalıtımı, yangın güvenliği ve yoğuşma kontrolü sağlayan; diğer üreticilerin ihtiyaç duyduğu yalıtım malzemelerini de üretmekteyiz. Ürünlerimiz yalnızca enerji tasarrufu ve maliyet avantajı sağlamakla kalmayıp; akustik konfor, yangın güvenliği ve bina dayanıklılığı açısından da değer yaratmaktadır. 

 

Yapılarda doğru ürün ve sistem seçimi yapılırken öncelikle yapının kullanım amacı, iklim koşulları ve ilgili mevzuat gereklilikleri dikkate alınmalıdır. Ürünlerin ısı yalıtımı performansı, yangın güvenliği, ses yalıtımı özellikleri, nem ve suya karşı dayanımı, mekanik performansı ve kullanım ömrü gibi teknik kriterler değerlendirilmelidir. Ekonomik açıdan ise yalnızca ilk yatırım maliyetine değil, ürünün sağlayacağı enerji tasarrufu, bakım ihtiyacı, dayanıklılığı ve yaşam döngüsü boyunca oluşturacağı toplam maliyete odaklanılması önem taşımaktadır. Doğru ürün ve sistem seçimi, yatırım maliyetlerinin optimize edilmesini sağlarken yapıların uzun vadeli performansına ve sürdürülebilirliğine de katkı sunmaktadır.

 

İzocam olarak, yaşam alanlarında konfor, enerji verimliliği ve güvenliğin sürdürülebilir şekilde sağlanabilmesi için yalıtımın tüm yapı bileşenlerini kapsayacak şekilde bütünsel olarak ele alınması gerektiğini vurgulamaktayız. Doğru ürün, doğru uygulama ve uzman işçilikle hayata geçirilen yalıtım çözümlerimiz; yalnızca enerji tasarrufu sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda daha dayanıklı, güvenli ve konforlu yaşam alanlarının inşa edilmesine katkı sunmaktadır.

Binalarda ısı kayıplarının ve kazançlarının en yoğun yaşandığı alanların başında cepheler gelmektedir. Cephe yalıtımı, enerji tüketimini önemli ölçüde azaltırken aynı zamanda yapı elemanlarını dış etkenlere karşı koruyarak bina ömrünü uzatmaktadır. Mantolama çözümlerimiz arasında yer alan Manto İzopor Plus ve Manto Taşyünü yüksek ısı yalıtım performansı sağlamaktadır. Hafif ve kolay uygulanabilir yapısıyla öne çıkan Manto İzopor Plus, uygulama kolaylığı sağlarken; Manto Taşyünü ürünü, yangın dayanımı ve akustik performansıyla güvenli ve konforlu yaşam alanları oluşturulmasına katkı sağlamaktadır. Giydirme cephelerde kullanılan İzocam Cephepan ise havalandırmalı cephelerde ısı yalıtımıyla birlikte ses yalıtımı ve A1 sınıfı yanmazlık özelliği ile yangın güvenliği de sağlamaktadır. 

Isı kayıplarının önemli bir bölümü çatı ve teraslardan gerçekleşmektedir. Bu alanlarda yapılan doğru yalıtım uygulamaları, yazın aşırı ısınmayı, kışın ise ısı kaybını önleyerek iç mekânlarda dengeli bir sıcaklık sağlamaktadır. İzocam Teras Çatı Levhaları ısı ve ses yalıtımının yanı sıra yangın güvenliği sağlayarak çatılarda çok yönlü koruma sunmaktadır. Yürünen ve yürünmeyen teras çatılarda güvenle kullanılabilen bu ürünlerimiz, su yalıtımı altında konumlanarak sistemin bütüncül performansına katkı sağlamaktadır. İzocam Tekiz Solar Çatı Paneli de enerji verimliliğini bir adım ileri taşıyarak çatıların aynı zamanda enerji üretim alanına dönüşmesine imkân tanımaktadır. Solar panellerle uyumlu yapısı sayesinde sürdürülebilir çözümler sunan bu ürünümüz, su yalıtım zafiyetini ve korozyon riskini ortadan kaldırarak çatılarda maksimum koruma sağlamaktadır.

Elbette ki yaşam alanlarında konfor yalnızca sıcaklık dengesiyle sınırlı değildir. Akustik performans ve yangın güvenliği de modern yapıların vazgeçilmez unsurları arasında yer almaktadır. Özellikle ofis, okul ve toplu kullanım alanlarının bulunduğu yapılarda gürültü kontrolü, yaşam kalitesini doğrudan etkilemektedir. Üstün ısı yalıtımı, ses yalıtımı ve yangın güvenliği özellikleri ile öne çıkan İzocam Optima Smart ürünümüz, bina duvarlarında kesintisiz yalıtım imkânı sağlyan, kolay uygulama özelliğiyle de usta dostu bir yalıtım malzemesidir. Everest Mineral Asma Tavan Levhası ise, yüksek ses yutma kapasitesi sayesinde gürültüyü önemli ölçüde azaltırken, A sınıfı yanmazlık özelliği ile yangın güvenliğini de üst seviyeye taşımaktadır. Şantiye’nin Yıldızı 2025 ödüllerinde “Şantiye® Özel Ödülü”ne layık görülen bu çözümümüz, estetik tasarımı ile iç mekânlara değer katarken, daha konforlu ve verimli ortamlar oluşturulmasına katkı sağlamaktadır.

Yalıtım denildiğinde çoğu zaman bina kabuğu akla gelse de tesisat yalıtımı da enerji verimliliği açısından kritik ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir alandır. Tesisat sistemlerinde doğru yalıtım uygulamaları ile enerji kayıpları önemli ölçüde azaltılırken, sistem verimliliği ve kullanım ömrü de artırılabilmektedir. Kauçuk esaslı yapıya sahip İzocamflex Boru ve Levha, yüksek ısı yalıtımı ve yoğuşma kontrolü sağlayarak sistem verimliliğini artırmaktadır. “Yalıtım Sektörü Başarı Ödülleri 2025” kapsamında “Yılın Teknik Yalıtım Ödülü”ne layık görülen bu ürünümüz, B sınıfı yangın dayanımı ile güvenliği de desteklemektedir. Yılın Yeşil Yapı Malzemesi & Teknolojisi 2025 ödülleri kapsamında “Yılın Yeşil Yapı Malzemesi” ödülünü alan, 450°C’ye kadar dayanım sağlayan camyünü esaslı İzocam HT Prefabrik Camyünü Boru ürünümüz ise sıcak su tesisatlarında enerji kayıplarını önleyerek daha hızlı ve verimli ısınma sunmaktadır. İzocam Vana Ceketi ise özellikle vana ve ekipmanlarda donma riskini ortadan kaldırarak sistem güvenliğini artırmaktadır.

Toprak altı duvarlarda ve temel altında yapılan su yalıtımı ise bina dayanıklılığı açısından kritik önem taşımaktadır. Aynı zamanda bu alanlarda yapılan doğru ısı yalıtımı uygulamaları ile hem ısı kayıpları önlenmekte hem de yapı elemanlarının yoğuşmaya ve suya karşı korunması sağlanmaktadır. Yüksek basma mukavemeti ve suya dayanıklı yapısıyla öne çıkan İzocam Foamboard ürünümüz, özellikle toprak altı ve teras uygulamalarında uzun ömürlü ve güvenilir bir çözüm sunmaktadır.

 

5- Sürdürülebilirlik stratejinizin temel yapı taşları nelerdir? 2026 ve sonrası için sürdürülebilirlik vizyonunuz nasıl şekilleniyor? Karbon ayak izi azaltımı ve döngüsel ekonomi konularında ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz? 

 

İzocam olarak, sürdürülebilirlik büyüme stratejimizin merkezinde yer almaktadır. 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyon hedefini güçlü bir şekilde vurgulayarak; 2030 yılına kadar su tüketimini yüzde 50 azaltmayı ve geri dönüştürülemeyen atık miktarını sıfıra indirmeyi hedeflemekteyiz. Bu iddialı ama ulaşılabilir hedefler doğrultusunda kaynaklarını daha verimli kullanan İzocam, üretim süreçlerini karbonsuzlaştırmakta, yenilenebilir enerjiye yönelmekte, enerji verimliliğini artırmakta ve döngüsel ekonomi ilkelerini iş süreçlerine entegre etmektedir.

 

“Bugünlere Yalıtım, Yarınlara Yatırım” stratejisiyle faaliyetlerini sürdüren şirketimiz, 61’inci kuruluş yılını kutladığı 2026 yılında da ülkemizin enerji verimliliği, sürdürülebilir üretim ve ekonomik kalkınma hedeflerine doğrudan katkı sağlayan çalışmalara öncülük ederek; liderlik, güvenilirlik, çevre dostu ve yenilikçi yaklaşımını geleceğe taşımaktadır. Sürdürülebilirliği yalnızca bir strateji değil, kurumsal kimliğimizin temel taşı olarak konumlandırmaktayız. Türkiye yalıtım sektöründe bir ilki gerçekleştirerek yayımladığımız 2024 Sürdürülebilirlik Raporu ile de bu yaklaşımı somutlaştırdık. Global Reporting Initiative (GRI) standartlarıyla uyumlu olarak hazırlanan raporumuz; üretim süreçlerinden ürünlere, toplumsal katkılardan kurumsal yönetime kadar tüm faaliyetlerde benimsediğimiz sürdürülebilirlik ilkelerini şeffaf bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu yaklaşımın devamı niteliğinde hazırlıklarını büyük ölçüde tamamladığımız yeni sürdürülebilirlik raporumuzla da sürdürülebilirlik performansımızı, hedeflerimiz doğrultusunda kaydettiğimiz ilerlemeyi ve gelecek dönem önceliklerimizi paydaşlarımızla şeffaf bir şekilde paylaşmaya hazırlanmaktayız.

 

İzocam olarak sunduğumuz ürün ve çözümlerle de, müşterilerimize enerji verimliliği başta olmak üzere uzun vadeli katma değer sağlamaktayız. Doğru yalıtım uygulamaları sayesinde binalarda enerji kayıpları azaltılmakta, ısıl konfor artırılmakta ve enerji maliyetleri düşürülmektedir. Ar-Ge çalışmalarımızda sürdürülebilirlik, yeşil enerji kullanımı ve çevre dostu inovasyonlar önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye’de yasal zorunluluk olmamasına rağmen geri dönüşümlü malzemelerle üretilen, insan sağlığına zarar vermediği kanıtlanmış ürünler geliştirmekteyiz. Camyünü ve taşyünü gibi mineral yün ürünlerimiz bu alanda güvenilir çözümler arasında yer almaktadır. Ürünlerimizde en az yüzde 30 oranında geri dönüştürülmüş malzeme kullanılırken, camyününde bu oran yüzde 80’e kadar çıkmaktadır. 

 

Geleceğe yönelik hedeflerimiz doğrultusunda, sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarımızı da kararlılıkla sürdürmekteyiz. Bu kapsamda hayata geçirilen “Zero Waste to Landfill” projesi ile atıkların geri kazanımı ve enerji üretiminde değerlendirilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca WCM (World Class Manufacturing) vizyonu ile üretim tesislerinde çevresel etkiyi azaltan ve verimliliği artıran uygulamalar hayata geçirilmektedir. Dijitalleşme ve yapay zeka yatırımları da bu dönüşümün önemli bir parçasını oluşturmaktadır. ERP altyapısının yenilenmesi, veri analitiği çözümlerinin devreye alınması, robotik süreç otomasyonu ve yapay zeka destekli tahminleme sistemleri ile operasyonel verimlilik artırılmaktadır. Üretim ve enerji verilerinin anlık takibi sayesinde daha etkin bir kaynak yönetimi sağlanırken; orta vadede tüm iş süreçlerinde dijitalleşmenin artırılması ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. İzocam, olarak sürdürülebilirlik, inovasyon ve dijitalleşme odağında attığımız bu adımlarla yalnızca bugünün değil, geleceğin yapılarına da değer katmayı hedeflemekteyiz.

 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Masdaf, Akıllı Pompa Sistemleriyle Verimlilik ve Dijital Dönüşüme Odaklanıyor 

Yayınlandı

-

Erhan Özdemir   Masdaf CEO’su

1977’den bu yana yüzde 100 yerli sermaye ile akışkan teknolojileri alanında faaliyet gösteren Masdaf, yüksek verimli pompa sistemleri, veri odaklı üretim ve dijitalleşme yatırımlarıyla sektörün dönüşümüne katkı sunuyor. 

 

Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Masdaf olarak 1977 yılında, suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle, yüzde 100 yerli sermaye ile faaliyetlerimize başladık. Bugün 40 bin metrekare alan üzerine kurulu Düzce tesislerimizde; uçtan emişli, inline, axial ayrılabilir, yangın, kademeli, proses, dalgıç, kolonlu, kendinden emişli ve dişli pompaların yanı sıra hidrofor ve genleşme tankları da dahil olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinde üretim gerçekleştiriyoruz. Akışkan teknolojileri alanındaki çözümlerimizi bina teknolojileri, endüstri, yangın güvenliği, tarım, altyapı ve enerji başta olmak üzere birçok sektöre sunuyor, ERP direktiflerine uygun olarak geliştirdiğimiz yüksek verimli pompa sistemlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. 4 binin üzerinde farklı ürün üretiyor olmamız da farklı sektörlerin ve pazarların ihtiyaçlarına yönelik geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğumuzu gösteriyor.

 

Pompa sektöründe Türkiye, son yıllarda güçlü bir teknolojik dönüşüm sürecinden geçiyor. Artık yalnızca suyun taşınması değil, bunun minimum enerjiyle, maksimum verimlilikte ve sistem bütünlüğü içinde yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, sektörü daha akıllı, entegre ve yüksek standartlı çözümlere yönlendiriyor. Yerli üreticiler, yüksek verimli pompa sistemleri, frekans kontrollü sürücüler (VFD), sistem optimizasyonu ve akıllı kontrol çözümleri gibi ileri teknolojileri kendi bünyelerinde geliştirebilir hale geldi. Bu da Türkiye’yi sadece ürün üretiminde değil, mühendislik ve teknoloji geliştirme alanında da rekabetçi bir konuma taşıyor.  

 

Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşmeyi müşteri deneyimini geliştiren uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Departmanız ile tüm dijital dönüşüm çalışmalarımızı tek çatı altında topladık ve veri odaklı bir yapıya geçiş sürecini başlattık. Gelişmiş analitik uygulamaları ve yapay zekâ kullanımını süreçlerimize kademeli olarak entegre etmek üzere projeler geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı veri ve sensör teknolojileri sayesinde sistem performansını daha yakından izlemeyi, müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebilmeyi ve kullanım süreçlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda hedefimiz yalnızca operasyonel verimlilik sağlamak değil, müşterilerimizin enerji tüketimini optimize eden, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı sistemler geliştirmek.

 

Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

Üretim tesislerimizde MES sistemimiz var. Üretimden gerçek zamanlı verileri alıp analiz ediyor, bunu da üretim süreçlerimizin iyileştirilmesi için kullanıyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimimizin daha da dijital olması için çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, kısa bir süre içinde tüm operasyonel süreçlerin dijitale taşındığı bir yapıya dönüşmek. 

 

BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda yapı malzemeleri ve inşaat sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

Bu konular pompa sektörü için nispeten yeni konular. IoT, uzaktan izleme, dijital ikiz, dijital öğrenme gibi konularda ilgili departmanlarımızın çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların meyvelerini hep beraber görme şansına sahip olacağız.

 

Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Uzaktan izleme ve enerji optimizasyonu ile ilgili ülkemizin önemli bir kuruluşu ile ortak proje yürütüyoruz. Bu projenin hedeflerine ulaşması ile birlikte diğer müşterilerimize de tasarladığımız sistemleri sunma şansına sahip olacağız.  

Haziran ayında yeni ıslak rotorlu sirkülasyon pompamız olan Omnia serisi pompalarımızın lansmanını yaptık. Bu pompalar, entegre frekans kontrol ünitesi ve özel yazılımı ile tüm tesisat uygulamalarının zorlu şartlarına tam uyum sağlıyor. 

Ürün geliştirme vizyonumuzu enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyoruz. Pompa sistemlerinin dünya elektrik tüketimindeki önemli payı nedeniyle, geliştirdiğimiz her yeni üründe yüksek verimli motorlar, frekans kontrollü sürücüler ve akıllı kontrol teknolojilerine odaklanıyoruz. 

 

Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği, üretim anlayışımızın merkezinde yer alıyor. Ürünlerimizi geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlıyor, kullanım ömürlerini tamamladıklarında tekrar sisteme kazandırılabilir şekilde üretiyoruz. Pompalar, dünya genelindeki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 22’sinin gerçekleşmesinde rol oynuyor. Bu nedenle yalnızca ürün bazında değil, sistem verimliliği üzerinden de enerji tüketimini azaltmaya odaklanıyoruz. Yeni ürünler geliştirirken mevcut ürün portföyümüzün enerji verimliliğini artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üretim süreçlerimizi de bu yaklaşımla şekillendiriyoruz. Düzce’deki üretim tesisimizde güneş enerjisi sistemine yatırım yaptık ve yıllık ortalamada tesisimizde tüketilen elektriğin yüzde 60’ını güneş enerjisinden sağlıyoruz. İlave GES kapasitesi ile ilgili de onay süreçlerini tamamladık. En kısa sürede bunu da hayata geçirip “elektrik pozitif” olmayı amaçlıyoruz.

 

Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

2030 hedeflerimiz doğrultusunda tüm ürün portföyümüzü akıllı sistemlerle entegre hale getirmeyi, uzaktan izlenebilir ve yönetilebilir pompa teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda dijital sensörler, gelişmiş analitik uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler ve uzaktan izleme teknolojileri dijital dönüşüm çalışmalarımızın odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

İstanbul Teknik, Üretim Gücünü Ar-Ge ve İzlenebilirlik Çözümleriyle Pekiştiriyor 

Yayınlandı

-

Cemil Aytaç Fabrika Müdürü İstanbul Teknik İnşaat A.Ş.

 

Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi İstanbul Teknik, geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine uzanan geniş ürün yelpazesini mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle destekliyor. 

 

  • Öncelikle, firmanızı ve faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Öncelikle bu sayınızda görüşlerimize yer verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim. 

İstanbul Teknik’i, yapı malzemeleri alanındaki üretim gücünü mühendislik, Ar-Ge ve uygulama deneyimiyle bir araya getiren güçlü bir çözüm ortağı olarak tanımlayabilirim. Geosentetiklerden yalıtım ve yeşil çatı sistemlerine, asfalt katkılarından mermer güçlendirme çözümlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz.

Türkiye’nin ilk ve en büyük geogrid üreticisi olarak yalnızca ürün sunmuyor; uzman kadromuzla projelerin ihtiyaçlarına özel çözümler de geliştiriyoruz. Ar-Ge Merkezimizde üniversiteler ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde ürünlerimizi ve üretim süreçlerimizi sürekli geliştirirken ülkemizin bu alanlardaki yurt dışı bağımlılığını azaltmaya yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyoruz.

Bugün güçlü üretim altyapımız, geniş satış ağımız ve uluslararası pazarlardaki deneyimimizle Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerindeki önemli projelerde yer alıyoruz. Bizi sektörde farklılaştıran temel yaklaşımın; üretim gücünü, bilimsel araştırmaları ve mühendislik deneyimini aynı yapı altında buluşturmamız olduğunu düşünüyorum.

 

  • Dijitalleşme rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor?

Dijitalleşme, rekabeti yalnızca hız ve verimlilik üzerinden değil; kalite, şeffaflık, izlenebilirlik ve değişen ihtiyaçlara hızlı yanıt verebilme kabiliyeti üzerinden de yeniden şekillendiriyor.

Fabrikamızda üretim, kalite kontrol, stok ve sevkiyat süreçlerinden elde ettiğimiz verileri dijital sistemler üzerinden takip ediyoruz. Bu sayede üretim süreçlerimizi daha doğru planlayabiliyor, olası aksaklıkları daha hızlı tespit edebiliyor ve kararlarımızı güncel verilere dayanarak alabiliyoruz. Kullandığımız sistemleri gelişen teknolojilere ve ihtiyaçlarımıza uygun şekilde sürekli güncelliyor ve geliştiriyoruz.

Dijitalleşmenin sağladığı veri bütünlüğü, departmanlar arasındaki bilgi akışını da güçlendiriyor. Böylece hem kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor hem de kalite sürekliliğini ve üretimde izlenebilirliği destekliyoruz.

 

  • Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Üretim ve dijitalleşme alanında yakın dönemde öne çıkan iki önemli gelişmemiz bulunuyor.

Bunlardan ilki, fabrikamızda kapsamlı bir yaklaşımla yürüttüğümüz dijital dönüşüm süreci. Bu süreçte çalışanlarımız dijital dönüşüm alanındaki eğitimlere katılarak süreçlerinin büyük bir kısmını dijitale taşıdı. Ardından işletmelerin dijitalleşme seviyesini ölçen ve gelecek çalışmalara yönelik bir yol haritası sunan Dijital Dönüşüm Değerlendirme Modeli (DDX) raporumuzu aldık. Böylece fabrikamızın dijital dönüşümdeki sonuçlarını değerlendirirken atacağımız yeni adımları da daha sistemli biçimde planlama imkânı elde ettik.

Hayata geçirdiğimiz uygulamalar sonucunda üretim verimliliğimizi yüzde 25 artırırken veri girişlerine ayrılan süreyi üçte bir oranında azalttık ve kurumsal hafızamızı güçlendirecek dijital arşivimizi oluşturmaya başladık. Bu çalışmalar iş kazalarının azalmasına da katkı sağladı. Bu çalışmalarımız, Bolu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından “Dijital Dönüşüm Farkındalık Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olurken gelecekte atacağımız adımlar için de bize cesaret verdi ve motivasyonumuzu artırdı.

İkinci önemli gelişmemiz ise yakın dönemde hayata geçirdiğimiz “Kaliteme Güveniyorum” sistemi. Sektör liderliğimizin getirdiği sorumlulukla geliştirdiğimiz, ülkemizde ilk ve tek, dünyada ise benzerine rastlanmayan bu sistemle ürettiğimiz her bir ürünün hammaddeden başlayan üretim yolculuğuna ait verileri, üretim öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen testlerin sonuçlarını ve Ar-Ge Merkezi laboratuvarımızda hazırlanan analiz raporlarını, ürünlerimizin üzerine yerleştirdiğimiz QR kod aracılığıyla müşterilerimizle paylaşıyoruz.

Bu sistemle müşterilerimiz genel veya örnek bir teknik dokümana değil; doğrudan satın aldıkları ürüne ait hammadde analizlerine, üretim bilgilerine, kalite kontrol sonuçlarına ve teknik verilere ulaşabiliyor.

Elbette müşterimizin karşısında bir QR kod olarak görünen sistemin arkasında oldukça kapsamlı bir yazılım altyapısı ve birbiriyle bağlantılı dijital süreçler bulunuyor. Süreç, hammaddenin satın alınması ve kontrol edilmesiyle başlıyor; uygun bulunan hammaddenin üretime alınması, üretim, kalite kontrol ve sevkiyat aşamalarına kadar devam ediyor. Tüm bu adımların atlanmadan, gözden kaçırılmadan ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi yazılım tarafından kontrol ediliyor.

Bu sistemle kaliteyi yalnızca beyan etmiyor; üretimin her aşamasında denetliyor, kayıt altına alıyor ve müşterilerimizin kontrolüne sunuyoruz. Özellikle farklı zamanlarda ve partiler hâlinde teslimat yapılan büyük projelerde ürünlerin aynı kalite ve teknik özellikleri taşıdığının izlenebilmesini sağlıyoruz.

Kaliteme Güveniyorum” sistemini yazılımı, üretim süreçlerini, laboratuvar çalışmalarını, sevkiyatı ve teknik desteği aynı yapı içinde buluşturan bütüncül bir dijital dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz. Sistemin vaadini de oldukça açık ifade ediyoruz: “Kaliteme güveniyorum ve bunu kanıtlıyorum.”

  • Dijital gelişiminiz kapsamında, son dönemde pazara sunduğunuz yüksek teknolojiye sahip ürünleriniz ve hizmetleriniz ilgili bilgi alabilir miyiz? Konut, Ticari ve Endüstriyel çözümler arasında nasıl bir ürün çeşitliliğine sahipsiniz? Ürünlerinizin çalışma prensipleri ile müşterilerinize sunduğunuz avantajlar ve çevre dostu yönleri nelerdir?

Geosentetik ürünlerimiz karayolları, demiryolları, havaalanları, maden sahaları, atık depolama tesisleri, barajlar ve istinat yapıları gibi büyük ölçekli altyapı projelerinde ve konut projelerinde kullanılıyor. Zemin güçlendirme, ayırma, filtrasyon, drenaj, erozyon kontrolü ve sızdırmazlık gibi farklı mühendislik işlevlerine yönelik çözümler geliştiriyoruz.

Konut ve ticari yapılarda ise su ve ısı yalıtımı, drenaj, yeşil çatı ve peyzaj sistemleri konusunda ürün ve çözüm sunuyoruz. 

Ürünlerimizin kullanıldığı projelerin uzun ömürlü, sürdürülebilir ve güvenli biçimde hizmet verebilmesinde kalitenin belirleyici bir rol taşıdığını biliyoruz. Bu nedenle yüksek teknik performansı, kalite sürekliliğini ve projeye özel ihtiyaçları ürün geliştirme çalışmalarımızın merkezinde tutuyoruz. Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz çözümlerde dayanıklılığın yanı sıra kaynakların verimli kullanılması ve çevresel etkilerin azaltılmasını da önceliklendiriyoruz.

  • Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Dijital teknolojiler, sürdürülebilirlik çalışmalarının ölçülebilir ve yönetilebilir hâle gelmesini sağlıyor. Üretim, kalite, stok ve sevkiyat verilerinin takip edilmesi; kaynak kullanımının daha doğru planlanmasına, gereksiz üretimin ve ürün kayıplarının azaltılmasına katkı sunuyor. Kalite sürekliliğinin izlenmesi de hatalı üretim ve tekrar iş yapma ihtimalini azaltarak kaynak verimliliğini destekliyor.

Dijital doküman kullanımıyla basılı materyal ihtiyacını azaltıyor; ürünlere ait teknik belgeleri, test sonuçlarını ve uygulama bilgilerini dijital kanallar üzerinden erişilebilir hâle getiriyoruz. “Kaliteme Güveniyorum” sistemi de bu yaklaşımın bir parçası. Ürüne ilişkin güncel bilgi ve belgelerin QR kod üzerinden paylaşılması hem bilgiye erişimi kolaylaştırıyor hem de dokümantasyon süreçlerini daha verimli hâle getiriyor.

Aynı zamanda geliştirdiğimiz çözümler; yapıların ve altyapıların kullanım ömrünü uzatmaya, bakım ve yenileme ihtiyacını azaltmaya ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlıyor. Dijital veriler ise bu ürünlerin üretimden uygulamaya kadar daha doğru yönetilmesini destekliyor.

Sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli bir boyutunu da yenilenebilir enerji kullanımı oluşturuyor. Bu doğrultuda fabrikamızda hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi yatırımıyla elektrik ihtiyacımızın önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya başladık. Dijital sistemler aracılığıyla enerji üretimimizi ve tüketimimizi takip ederek kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor, sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ölçülebilir verilerle destekliyoruz.

  • Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık perspektifte dijital dönüşüm yatırımlarınızın odağında hangi teknolojiler yer alacak? Sektörün geleceğine ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

Teknoloji sürekli gelişirken iş yapış biçimleri ve müşteri beklentileri de değişiyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde de yeni teknolojileri yakından takip etmeye, ihtiyaçlarımıza uygun sistemleri mevcut süreçlerimize entegre etmeye ve dijital altyapımızı sürekli geliştirmeye devam edeceğiz.

Amacımız, yalnızca güncel teknolojilere uyum sağlamak değil; bu teknolojileri üretim kalitemizi, operasyonel verimliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz hizmeti ileriye taşıyacak şekilde kullanmak. Fabrikamızdaki süreçleri gelişen teknolojilere uygun şekilde sürekli güncellemeye, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeye ve üretimimizi daha verimli, güvenli ve izlenebilir hâle getirecek uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceğiz.

Okumaya Devam Et

GENEL

Form MHI Klima Sistemleri, Güçlü Bayi Ağı ve Yeni Nesil Çözümleriyle Büyümesini Sürdürüyor 

Yayınlandı

-

Form MHI Klima Sistemleri – VRF Sistemler Genel Müdür Yardımcısı Uğur Bayülgen

 

Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana sürdürdüğü iş birliğini 2019’da ortaklığa taşıyan Form MHI Klima Sistemleri; split, multi-split, VRF ve ısı pompası çözümleriyle iklimlendirme sektöründeki konumunu güçlendiriyor. 

 

  1. Öncelikle, firmanızı ve iklimlendirme sektöründeki faaliyet alanlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? 2026 yılının ilk yarısı özelinde sektörün mevcut görünümünü ve sektördeki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Japon teknoloji devi Mitsubishi Heavy Industries ile 2011 yılından bu yana başarılı şekilde devam eden ve 2019 yılında ortaklığa dönüşen bir iş birliğimiz bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında kurulan Form MHI Klima Sistemleri firmamız; split klimalar, multi-split klimalar, profesyonel klimalar, ısı pompaları ve VRF sistemlerin yer aldığı ürün gamını kullanıcılarla buluşturuyor.

 

Tecrübeli mühendis kadromuzla projelere ve dizayn ofislerine verdiğimiz mühendislik desteğinin yanı sıra, split, multi-split, profesyonel seri klimalar ve konut tipi ısı pompalarını Türkiye genelindeki 120 mağazamız aracılığıyla son tüketiciye ulaştırıyoruz. Hava kaynaklı konut tipi ısı pompaları konusunda hem Japon Mitsubishi Heavy hem de İtalyan Clivet markalarımızla müşterilerimize hizmet veriyoruz. Her iki ürün de Form MHI Klima bayilerinde kullanıcılarımızla buluşuyor. Halihazırda 120’yi aşan bayi sayımızı, 2026’da da yüzde 20 oranında artırmayı hedefliyoruz. VRF sistemleri konusunda ise uzun yıllardır Türkiye’nin en büyük 2 firmasından biri konumundayız. 

 

İhracat tarafında ise MHI yapılanması kapsamında sorumluluğumuzda bulunan Türki Cumhuriyetler, Kıbrıs, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyümeye devam ediyoruz. Kısa vadede Tunus, Cezayir, Fas ve Güney Afrika pazarlarında da faaliyet göstermeyi hedefliyoruz.

 

  1. Dijitalleşme iklimlendirme sistemlerinde rekabet koşullarınızı nasıl değiştirdi? Veri yönetimi ve gerçek zamanlı analiz, karar alma süreçlerinizde nasıl bir rol oynuyor? Son dönemde üretim tesislerinizde hayata geçirdiğiniz otomasyon, akıllı üretim veya Endüstri 4.0 uygulamalarından öne çıkan örnekleri paylaşabilir misiniz?

 

Dijitalleşme, iklimlendirme sektöründe rekabetin odağını yalnızca ürün performansından, veri odaklı hizmet anlayışına taşıdı. Günümüzde müşteriler; enerji tüketimi takip edilebilen, uzaktan izlenebilen ve akıllı otomasyon sistemleriyle entegre çalışabilen çözümleri tercih ediyor. Bu nedenle veri yönetimi ve gerçek zamanlı analizler hem operasyonel verimlilik hem de müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıyor.

 

Özellikle büyük ölçekli projelerde sistem performansının izlenmesi, enerji tüketiminin takip edilmesi ve bakım süreçlerinin daha planlı yürütülmesi müşteri memnuniyetini doğrudan etkiliyor.

 

Üretim tarafında ise otomasyon ve Endüstri 4.0 uygulamaları kaliteyi artırırken üretim süreçlerini daha verimli hale getiriyor. Sensör teknolojileri, robotik otomasyon ve dijital üretim takip sistemleri sayesinde hem kalite standartları yükseliyor hem de bakım süreçleri daha proaktif yönetilebiliyor.

 

  1. BIM, dijital ikiz, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) veya nesnelerin interneti (IoT) gibi teknolojiler ürün geliştirme ya da proje süreçlerinizde nasıl yer buluyor? Yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki yıllarda iklimlendirme sektöründe hangi alanlarda yaygınlaşacağını öngörüyorsunuz?

 

BIM, dijital ikiz ve IoT teknolojileri özellikle büyük ölçekli projelerde tasarım, uygulama ve işletme süreçlerini önemli ölçüde iyileştiriyor. Bu teknolojiler sayesinde projeler daha doğru planlanıyor, enerji performansı izlenebiliyor ve bakım süreçleri daha verimli yönetiliyor. AR ve VR ise teknik eğitimlerde ve proje sunumlarında giderek daha fazla kullanılmaya başladı.

 

Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın en büyük etkisini enerji optimizasyonu, öngörüsel bakım ve akıllı bina yönetim sistemlerinde göreceğimizi düşünüyorum. Yapay zekâ, sistemlerin kullanıcı alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek enerji tüketimini otomatik olarak optimize eden yaygın bir teknoloji haline gelecek.

 

  1. Isı pompaları daha yayın olarak konut projelerinde tercih ediliyor ve son yıllarda en çok konuşulan sistemler arasında yer alıyor. Isı Pompalarının son dönemdeki teknolojik gelişimi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sizce bu sistemlerin kullanım alanları ve pazar potansiyeli önümüzdeki dönemde nasıl şekillenecek?

 

Isı pompaları, enerji verimliliği ve düşük karbon emisyonu hedefleri doğrultusunda son yılların en hızlı gelişen teknolojilerinden biri oldu. Daha yüksek verimlilik sağlayan inverter teknolojileri, düşük sıcaklıklarda çalışma kabiliyetinin artması ve çevre dostu yeni nesil soğutucu akışkanlar bu gelişimin temel unsurları arasında yer alıyor.

 

Önümüzdeki dönemde sadece konutlarda değil; oteller, ofisler, hastaneler ve ticari yapılarda da kullanımının hızla artacağını öngörüyoruz. Yenilenebilir enerji sistemleriyle birlikte çalışabilmesi de ısı pompalarını geleceğin en önemli iklimlendirme çözümlerinden biri haline getiriyor.

 

  1. VRF sistemler de özellikle büyük ölçekli projelerde tercih ediliyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği, esnek kullanım ve işletme maliyetleri açısından öne çıkan avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kapsamda, ticari binalar ve alışveriş merkezleri ile endüstriyel tesisler ve kamu yapılarında iklimlendirme çözümleri tasarlanırken en çok hangi kriterler ön plana çıkıyor?

 

VRF sistemleri, yüksek enerji verimliliği, bağımsız zon kontrolü ve esnek tasarım imkânı sayesinde büyük ölçekli projelerde en çok tercih edilen çözümler arasında yer alıyor. Aynı anda farklı mahallerde farklı sıcaklık ihtiyaçlarını karşılayabilmesi hem kullanıcı konforunu hem de işletme verimliliğini artırıyor.

 

Ticari ve kamu projelerinde yatırım maliyeti kadar yaşam döngüsü maliyeti, enerji tüketimi, servis altyapısı, sistem güvenilirliği ve bina otomasyon sistemleriyle entegrasyon kabiliyeti de karar sürecinde belirleyici kriterler haline gelmiş durumda.

 

  1. İç hava kalitesi, hijyen ve kullanıcı konforu, özellikle son yıllarda daha fazla önem kazandı.

Bu alanda geliştirdiğiniz çözümlerden bahsedebilir misiniz?

 

Pandemi sonrası dönemde iç hava kalitesi kullanıcılar açısından çok daha önemli hale geldi. Artık yalnızca sıcaklık kontrolü değil; temiz hava, doğru nem seviyesi ve hijyenik ortam sağlanması da iklimlendirme sistemlerinden beklenen temel özellikler arasında yer alıyor.

 

Bu doğrultuda gelişmiş filtrasyon sistemleri, taze hava çözümleri, ısı geri kazanım sistemleri ve akıllı sensörlerle çalışan otomasyon teknolojileri sayesinde hem enerji verimliliği hem de sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.

 

  1. Sürdürülebilirlik hedeflerinize ulaşmada dijital teknolojiler nasıl bir katkı sağlıyor? Dijitalleşme, karbon emisyonu hedefleriniz doğrultusunda; kaynak yönetimi ve yenilenebilir enerji kullanımı konularında neler yaptıklarınızı öğrenebilir miyiz?

 

Dijital teknolojiler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada en önemli araçlardan biri haline geldi. Gerçek zamanlı enerji izleme sistemleri ve veri analitiği sayesinde enerji tüketimi sürekli takip edilerek gereksiz kaynak kullanımı azaltılabiliyor.

 

Bunun yanında üretim süreçlerinde otomasyon, kaynak verimliliğini artırırken atık miktarını da azaltıyor. Yenilenebilir enerjiyle uyumlu sistemlerin geliştirilmesi ve yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması da karbon emisyonlarının azaltılmasına önemli katkı sağlıyor.

 

Biz de yüksek verimli ürünlerin yaygınlaştırılması, ısı pompası gibi düşük karbonlu çözümlerin daha geniş kullanım alanı bulması ve dijital izleme teknolojilerinin projelere daha fazla entegre edilmesiyle karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz.

 

  1. Avrupa Birliği’nin çevre politikaları, F-Gaz düzenlemeleri ve yeni nesil soğutucu akışkanlara yönelik dönüşüm hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu süreç firmanızın teknoloji yatırımlarını nasıl etkiliyor? Enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleri doğrultusunda iklimlendirme sektöründe nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Bu değişimin ürün geliştirme süreçlerinize etkileri nelerdir?

 

Avrupa Birliği’nin F-Gaz düzenlemeleri, sektörümüzün daha çevreci teknolojilere yönelmesini hızlandıran önemli bir dönüşüm süreci başlattı. Düşük GWP değerine sahip yeni nesil soğutucu akışkanlar artık ürün geliştirme süreçlerinin temel odak noktalarından biri haline geldi.

 

Bu dönüşüm yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda enerji verimliliğini artıran önemli bir fırsat olarak görülmeli. Önümüzdeki yıllarda yüksek verimli ve çevre dostu sistemlerin sektör standardı haline geleceğini düşünüyoruz. Biz de bu dönüşümü, ürün gamımızı ve teknoloji yatırımlarımızı şekillendiren temel başlıklardan biri olarak görüyoruz.

 

  1. Son olarak, önümüzdeki 5 yıllık süreçte iklimlendirme sektörünü şekillendirecek en önemli teknolojik gelişmelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Firmanız bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

 

Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, IoT, akıllı bina sistemleri, dijital ikiz uygulamaları ve düşük karbonlu iklimlendirme teknolojileri sektörün gelişimine yön verecek. Sistemler artık sadece çalışan cihazlar değil, kendi performansını analiz eden ve optimize edebilen akıllı platformlara dönüşecek.

 

Biz de bu dönüşüme; dijital altyapımızı güçlendirerek, enerji verimliliği yüksek ürünlere yatırım yaparak ve çalışanlarımızın teknik yetkinliklerini sürekli geliştirerek hazırlanıyoruz. Dijitalleşmenin gelecekte rekabet avantajı sağlayan en önemli unsurlardan biri olmaya devam edeceğine inanıyoruz.

Okumaya Devam Et

Trendler