“İnşaat Zirvesi Türkiye” ile inşaat sektörü bir araya gelecek - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

“İnşaat Zirvesi Türkiye” ile inşaat sektörü bir araya gelecek

Yayınlandı

-

“İnşaat Zirvesi Türkiye” ile sektörün tüm paydaşları bir araya geliyor.

İnşaat Zirvesi Türkiye, 2026: İnşaat Teknolojileri ve Yenilikçi Yapı Malzemeleri, 

17–18 Haziran 2026’da Ankara’da gerçekleştirilecek.

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), inşaat sektörünün tüm paydaşlarını aynı çatı altında buluşturacak yeni bir uluslararası zirvenin hazırlıklarına başladı. İki yılda bir düzenlenmesi planlanan “İnşaat Zirvesi Türkiye” (Construction Summit Türkiye – CST) markasının ilk etkinliği, “İnşaat Teknolojileri ve Yenilikçi Yapı Malzemeleri” temasıyla 17–18 Haziran 2026’da Ankara’da gerçekleştirilecek.

CST 2026; kamu kurum ve kuruluşları, politika yapıcılar, yerli ve yabancı sektör profesyonelleri, müteahhitlik şirketleri, inşaat malzemeleri üreticileri, teknoloji sağlayıcıları, uluslararası finans kuruluşları ve akademi dünyasını bir araya getirerek sektörün geleceğine ışık tutmayı hedefliyor. Zirve, inşaat sektörünün dönüşümünde kritik öneme sahip olan ileri teknolojilerin, yenilikçi uygulamaların ve yüksek kaliteli yapı malzemelerinin tüm yönleriyle ele alınacağı kapsamlı bir platform sunacak.

Zirve süresince açılacak özel sergi alanlarında; yenilikçi inşaat malzemeleri, sürdürülebilir çözümler, dijital uygulamalar, yapay zekâ destekli sistemler, yeni nesil yapı teknolojileri ve sektöre yön veren son trendler ziyaretçilerle buluşturulacak. Markaların teknoloji ve ürünlerini tanıtacağı bu alanlar, sektörün küresel rekabet gücünü artırmaya yönelik karşılıklı iş birliklerine zemin hazırlayacak.

Sektörün kilit başlıkları masaya yatırılacak

Her seferinde farklı bir temaya odaklanacak şekilde iki yılda bir düzenlenmesi planlanan zirvenin ilki, dijitalleşme, yenilikçi malzemeler, verimlilik artışı, karbon azaltımı, sürdürülebilirlik, nitelikli iş gücü, büyük ölçekli projelerin finansmanı ve ileri inşaat teknolojileri gibi kritik başlıkları merkeze alacak.

Bugün dünya genelinde dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliği konularını odağına alan inşaat sektörünün; teknoloji, malzeme inovasyonu ve yeni üretim modellemeleri ile dönüşüm sürecini nasıl hızlandırabileceği, zirvede uluslararası uzmanlar tarafından ele alınacak.

Panellerde; dijital dönüşüm ve yapay zekâ entegrasyonu, akıllı ve sürdürülebilir yapılar, döngüsel ekonomi ve karbon ayak izi yönetimi, yenilikçi yapı malzemelerinde küresel eğilimler, büyük ölçekli projelerin finansmanı, küresel müteahhitlikte rekabetçilik ve yeni iş modelleri gibi konular ele alınacak; uluslararası konuşmacılar ile küresel bilgi paylaşımı sağlanacak.

Katılımcı firmalar için yeni iş ortaklıkları ve sektörün geleceği hakkında önemli bilgi edinme fırsatları sunacak olan zirve hakkında detaylı bilgi almak isteyenlerin https://www.constructionturkiye.com/tr/ adresini ziyaret etmeleri yeterli olacak.

“Sektörün geleceğini birlikte şekillendireceğiz”

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, zirveye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Türk uluslararası müteahhitlik hizmetleri, küresel sahnede önemli bir yer edinmiş durumdadır. Türk müteahhitleri bugüne kadar 137 ülkede, 545 milyar ABD Doları’nı aşan değerde 12 binden fazla projeyi başarıyla tamamlayarak dünyadaki en güçlü uluslararası müteahhitlik markalarından biri hâline gelmiştir.

Mühendislik kapasitesi, yüksek uyum yeteneği ve karmaşık projeleri zamanında ve bütçe dâhilinde tamamlama becerileriyle tanınan firmalarımız; altyapı, ulaşım, enerji, endüstriyel tesisler ve kentsel gelişim alanlarında güvenilir ortaklar olarak öne çıkmaktadır. Bu başarı dolu geçmiş, Türkiye’yi sadece güçlü bir inşaat markası yapmamış; aynı zamanda dünya genelinde sürdürülebilir büyüme ve inovasyonun da önemli aktörü hâline getirmiştir.

Yurt dışındaki güçlü performansımızın yanı sıra, yurt içinde de ekonominin lokomotifi olma rolümüzü sürdürüyoruz. Ancak sektörümüzü geleceğe hazırlamak ve çağın gerektirdiği dönüşümü gerçekleştirmek zorundayız. Türkiye Müteahhitler Birliği olarak, inşaat sektörünün tüm aktörlerini bir araya getiren ve uluslararası ölçekte ilgiyle takip edilecek bir zirveyi hayata geçirmenin sorumluluğunu taşıyoruz.

Bu çerçevede, ilkini “İnşaat Teknolojileri ve Yenilikçi Yapı Malzemeleri” başlığında düzenleyeceğimiz İnşaat Zirvesi Türkiye ile; geleceği ortak akıl ile şekillendireceğimiz yeni bir vizyon geliştirmeyi amaçlıyoruz. Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemeleri, yeşil ve döngüsel ekonomiye geçiş ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi konuların hayata geçirilmesinde sektörümüze büyük görev düşüyor. Bu nedenle zirvemizde hem inşaat teknolojilerini hem de yenilikçi yapı malzemelerini tüm yönleriyle ele alacağız. Bu vizyon doğrultusunda CST 2026’nın, sektörümüzün geleceğini doğru ve güçlü biçimde şekillendirmeye büyük katkı sağlayacağına yürekten inanıyoruz.”

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Wilo, EcoVadis’te Rekor Skora Ulaştı

Yayınlandı

-

 

Modern su teknolojilerinin öncü markası Wilo Group, EcoVadis sürdürülebilirlik değerlendirmesinde 100 üzerinden 91 puan alarak şirket tarihindeki en yüksek skora ulaştı. Üst üste beşinci kez Platin Madalya ile ödüllendirilen Wilo Group, üçüncü kez de “üstün” (Outstanding) derecesine layık görüldü. 

Sürdürülebilirliği kurumsal stratejisinin temel unsurlarından biri olarak konumlandıran Wilo Group, EcoVadis değerlendirmesinde geçtiğimiz yıla kıyasla puanını üç puan artırarak 91’e yükseltti. Şirketin bugüne kadar elde ettiği en yüksek EcoVadis sonucu olan bu skorda; sürdürülebilirlik yönetimi, şeffaf raporlama, etik iş uygulamaları ve tedarik zincirinde risk yönetimi alanlarında yürütülen çalışmalar etkili oldu. Wilo Group böylece derecelendirme kuruluşunun verdiği en yüksek seviye olan Platin derecesine üst üste beşinci kez ulaşırken, “Outstanding” değerlendirmesini de üst üste üçüncü kez elde etti. 

Sürdürülebilirlikte Yeni Rekora İmza Attık

Ödüle ilişkin açıklamalarda bulunan Wilo Group Başkanı ve CEO’su Oliver Hermes: “Platin ödülünü üst üste beşinci kez almanın yanı sıra 91 puanla şirket tarihimizdeki en yüksek skora ulaşmış olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı, sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığımızın ve bu alanda ortaya koyduğumuz sürekli gelişimin güçlü bir göstergesidir. Wilo için sürdürülebilirlik, ayrı bir faaliyet alanı değil; yapay zeka gibi grup stratejimizin temel unsurlarından biri ve tüm iş faaliyetlerimizin merkezinde yer alıyor. Halihazırda güçlü olan performansımızı daha da ileri taşımamız, standartlarımızı sürekli yükselttiğimizi ve gelişim odağımızı koruduğumuzu ortaya koyuyor” dedi.

Sürekli Bir Gelişim İçerisindeyiz 

Wilo Group CTO’su Georg Weber ise yaptığı değerlendirmede: “91 puan, sürdürülebilirlik yönetimimizi istikrarlı biçimde geliştirme yaklaşımımızın bir sonucudur. Raporlamamızın bağımsız doğrulanmasından PACI kapsamındaki çalışmalarımıza ve tedarik zinciri risk yönetimimize kadar birçok alanda performansımızı daha ileri taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sürdürülebilirlik, tamamlanıp geride bırakılabilecek bir süreç değil; sürekli gelişimi ve dönüşümü gerektiren uzun vadeli bir yolculuktur” şeklinde konuştu.

EcoVadis, dünya genelinde en saygın sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşlarından biri olarak öne çıkıyor. Platin madalya, değerlendirilen şirketler arasında en üst yüzde 1’lik dilimde yer alan kuruluşlara verilen ve EcoVadis’in sunduğu en yüksek başarı seviyesini temsil ediyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Depreme dayanıklı yapıların gücü su yalıtımından geçiyor

Yayınlandı

-

ODE Yalıtım, 17 Ağustos’un yıl dönümünde binaların taşıyıcı sistemlerini koruyan su yalıtımının hayati rolüne dikkati çekiyor.

17 Ağustos Depremi’nin yıl dönümünde yapı güvenliği Türkiye’nin ana gündem maddesi olmaya devam ederken, binaların depreme karşı direncini belirleyen en kritik unsurlardan biri olan su yalıtımı göz ardı ediliyor.  Bir yapının deprem performansı yalnızca kullanılan beton ve donatının kalitesiyle belirlenmiyor. Yapı ömrü boyunca taşıyıcı sistemin su, nem ve diğer dış etkenlere karşı korunması da deprem güvenliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Su yalıtımı bulunmayan ya da standartlara uygun uygulanmayan yapılarda, zaman içinde yapı elemanlarına ulaşan su, donatı çeliğinde korozyona neden oluyor. Bu süreç, betonarme elemanların dayanımını azaltarak yapı güvenliğini olumsuz etkileyebiliyor. Araştırmalar, su yalıtımı bulunmayan yapılarda taşıyıcı sistemin 10 yıl içinde yüzde 66’ya varan oranda dayanım kaybına uğrayabileceğini ortaya koyuyor.

Araştırma sonuçları önemli bir farkındalık açığına işaret ediyor
ODE Yalıtım’ın 2023 yılında gerçekleştirdiği Su Yalıtımı ve Binaların Deprem Güvenliği Algı Araştırması’na göre, toplumda su yalıtımı ile deprem güvenliği arasındaki ilişkinin yeterince bilinmediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre katılımcıların yalnızca yüzde 2,2’si binanın depreme karşı dayanıklılığında su yalıtımının önemini bildiğini ifade ederken, her 100 kişiden 45’i oturduğu binada su yalıtımı bulunup bulunmadığını bilmiyor. Katılımcıların yüzde 34,2’si binasında su yalıtımı olmadığını belirtirken, su yalıtımı bulunduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 20,4’te kalıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan şunları söyledi: “Depreme dayanıklı yapıların bu özelliklerini uzun yıllar koruyabilmesi için su yalıtımının yapım aşamasından itibaren doğru projelendirilmesi ve standartlara uygun şekilde uygulanması gerekiyor. Su yalıtımı, nem ve su sızıntısına karşı koruma sağlamanın yanı sıra taşıyıcı sistemi koruyor ve yapının tasarım ömrünü destekliyor. Araştırmalarımız, toplumda su yalıtımının maliyetine ve yapı güvenliğindeki rolüne ilişkin önemli bilgi eksiklikleri bulunduğunu gösteriyor.

Oysa su yalıtımının toplam bina maliyeti içindeki payı yaklaşık yüzde 1 seviyesinde. Bu nedenle ODE Yalıtım olarak yeni teknolojiler geliştirmenin yanında doğru teknik bilginin yaygınlaşmasına da katkı sunmayı sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız Binalarda Su Yalıtımı kitabıyla mimarlar, mühendisler, uygulamacılar ve sektör profesyonellerini güncel standartlar, doğru uygulama detayları ve teknik bilgilerle buluşturuyoruz. Su yalıtımı konusunda farkındalığın artmasına ve doğru uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz” dedi.

Okumaya Devam Et

GENEL

İZODER’DEN 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİN 27. YILINDA AÇIKLAMA

Yayınlandı

-

 

İZODER Başkanı Atalay Özdayı “Yapılarımızın güvenliği için temelden çatıya su yalıtımı uygulamalarını yaygınlaştırmalıyız”

 

Yalıtım sektörünün çatı örgütü İZODER, ’17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümü nedeniyle bir açıklama yaparak binaların depreme karşı güçlendirilmesi noktasında temelden çatıya su yalıtımının hayati önemine dikkat çekti.

 

İZODER (Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, “17 Ağustos’ta her yıl depremin yarattığı büyük yıkımı hatırlıyor, önlemler konusuna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Depremin yol açtığı yıkımların en önemli nedenlerinden birinin yapının taşıma gücünü etkileyen korozyon olduğu bir gerçek. Bir yapının ana unsurları olan demir ve betonu, suyun olumsuz etkilerinden yalıtımla koruyarak binalarımızı depremin etkilerine karşı güçlü hale getirmeliyiz. Mevcut binalarımızın depreme dayanıklılığı konusunda endişe duyuyor, güvenli ve sağlıklı binalara sahip olmak için kentsel dönüşümü fırsat olarak görüyoruz.” dedi.

Depremin yol açtığı yıkımların en önemli nedenlerinden biri korozyon 

Depremde yaşanan ağır hasarların başlıca nedenlerinden birinin, yapıların taşıma kapasitesini azaltan korozyon olduğuna dikkat çeken Özdayı, şunları söyledi: “Betonarme yapı sistemlerinin en zayıf noktalardan biri suya karşı olan hassasiyetleridir. Yağmur, kar, yeraltı suları, zeminde yer alan nem, mutfak, banyo, tuvalet gibi ıslak hacimlerdeki su kaçakları, binanın inşa edildiği zeminde bulunan basınçlı veya basınçsız yeraltı suları nedeniyle binalar sürekli olarak suya maruz kalabiliyor. Suyun taşıyıcı yapı elemanlarına nüfuz etmesi durumda özellikle betonun içindeki demirin paslanmasıyla başlayan ‘korozyon’ yapının yük taşıma kapasitesini azaltıyor. Betonarme yapıların sağlıklı bir şekilde tasarım ömürleri süresince işlevlerini sürdürebilmesi için yapının tamamının standartlara uygun şekilde ısı ve su yalıtımı ile korozyondan korunması gerekiyor.” 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şakir Erdoğdu’nun donatı ve korozyon ilişkisini ortaya koyan araştırmasını hatırlatan Özdayı, sözlerine şöyle devam etti: “Bu araştırma binalarımızı bekleyen tehlikeyi gözler önüne seriyor. Suya maruz kalan bir donatı, taşıma kapasitesinin 5 yılın sonunda yüzde 50’sini, 15 yılın sonunda yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybettiğini ortaya koyuyor.  Donatı korozyonu, deprem veya herhangi bir dış etki olmaksızın belirli süre sonra yapıların çökmesine yol açabiliyor. Bu durum da maalesef ülkemizin yabancı olmadığı bir gerçeklik. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve işyerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmişti.” 

Kentsel dönüşüm güvenli yapılaşma için kritik önem taşıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan “İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi” raporunda yer alan sonuçları paylaşan Özdayı, “İstanbul’da 7,5 büyüklüğündeki bir deprem senaryosunda binaların ortalama yüzde 17’sinin (yaklaşık 194 bin bina) orta ve üst seviyede hasar göreceği tahmin ediliyor. 7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 26’sının hafif, yüzde 13’ünün orta, yüzde 3’ünün ağır ve yüzde 1’inin çok ağır hasar görmesi bekleniyor. Senaryo depreminde ağır ve çok ağır hasarlı binaların aldıkları deprem hasarının onarılamayacak boyutta olacağı ve bu hasar seviyelerindeki binaların yıkılıp tekrar yapılması gerektiği ortaya çıkıyor. Öte yandan orta hasarlı binaların da onarım yerine yıkılıp yeniden inşasının çoğunlukla daha uygun olduğu belirtiliyor. Böyle bir depremden etkilenecek diğer iller de hesaba katıldığında tablo daha da karamsar bir hal alıyor” dedi. 

 

Ülke genelinde hız kazanan kentsel dönüşüm sürecinin, Türkiye’nin yapı stokunda kapsamlı bir yenilenme için kritik bir fırsat sunduğunu vurgulayan Özdayı,  “Türkiye genelinde mevcut bina stokunun detaylı şekilde analiz edilmesi, güvenli hale getirilebilecek yapılar ile riskli binaların net biçimde ayrıştırılması gerekiyor. Yeterli dayanıma sahip olan yapıların güçlendirilmesi; güvenli olmayan binaların ise kentsel dönüşüm kapsamında yeniden inşa edilmesi büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu. 

 

Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’nin 1 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe girdiğini hatırlatan Özdayı, bu tarihten sonra inşa edilen ve zorunlu olarak su yalıtımı yapılan binaların, toplam yapı stokunun yalnızca yüzde 5-5,5’ini oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “10 milyonun üzerinde bina, 30 milyonu aşan hanenin bulunduğu ülkemizde bu düşük oranlardaki su yalıtımı uygulaması maalesef güvenli bina noktasında zayıf bir yerde durduğumuzu gösteriyor. Bundan sonra su yalıtımı ile güçlendirilmiş, güvenli, sağlıklı ve konforlu yapılar inşa etmemiz gerekiyor.  Kentsel dönüşümün bir yandan güvenli kentler sağlarken diğer yandan çevreye duyarlı, enerji verimli, konforlu yapılaşma için de büyük bir fırsat barındırdığını unutmamak gerekiyor. Su yalıtımı, güvenli yapılaşmanın ayrılmaz bir parçası. Bir binanın temeli çürüyorsa, biz bu binayı güvenli sayamayız. Özellikle deprem riski yüksek bölgelerde yaşayanların, binalarındaki su yalıtımı durumunu sorgulamaları ve uzman kontrolü yaptırmaları çok önemli” dedi.  

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler