Enerji Verimliliğinde Yeni Dönem: Yapı Sektöründe Standartlar ve Dönüşüm Süreci - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Enerji Verimliliğinde Yeni Dönem: Yapı Sektöründe Standartlar ve Dönüşüm Süreci

Yayınlandı

-

 

Knauf Türkiye Genel Müdürü Ali Türker

Türkiye’de enerji verimliliği odaklı yapılaşma, güncellenen standartlar ve gelişen uygulamalarla birlikte yeni bir aşamaya geçiyor. Sektörde sürdürülebilirlik, kullanıcı konforu ve uzun vadeli performans hedefleri doğrultusunda enerji verimli çözümlere yönelik ilgi artarken, kentsel dönüşüm ve renovasyon projeleri de bu dönüşümün önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.

 

Soru: Türkiye’de yeni yapı ve uluslararası projelerinde enerji verimliliği kriterleri belirlenirken hangi ulusal standartlar öncelikli olarak dikkate alınıyor? Mevcut yönetmeliklerin uygulamadaki etkinliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’deki yönetmelikler, enerji verimli sistemlerin yaygınlaşması için yeterince teşvik edici mi? Eksik kalan noktalar nelerdir?


Türkiye’de yeni yapı projelerindeki enerji verimliliği yasal zorunluluk olan Binalarda Enerji Performansı (BEP) Yönetmeliği, ısı yalıtım esaslarını belirleyen TS 825 Standardı ve binaların enerji tüketim sınıfını gösteren Enerji Kimlik Belgesi (EKB) standartlarına göre değerlendirilmektedir. Uluslararası tarafta ise özellikle LEED, BREEAM ve EPD gibi çevresel performans odaklı referansların öneminin giderek arttığını görüyoruz.

İklim değişikliğinin etkilerinin her geçen yıl daha belirgin hale geldiği günümüzde, enerji kaynaklarının verimli kullanımı hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik bir öneme sahip. Türkiye’de son dönemde en önemli adımlardan biri, TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları Standardı’nın revize edilmesi oldu.

Bu revizyon ile, ısı yalıtım performansı daha güçlü bir çerçevede ele alınırken, enerji verimliliği yalnızca kullanıcı konforu açısından değil, aynı zamanda yasal uyum ve işletme giderlerinin azaltılmasıyla da doğrudan bağlantılı hale geldi. TS 825’in getirdiği yeni çerçeve, mimar ve mühendisleri daha performanslı ve eko-verimli yapı malzemeleri kullanmaya yöneltiyor. 

Mevcut yönetmelikler açısından, Türkiye’nin önemli bir ilerleme kaydettiğini düşünüyorum. Ancak asıl belirleyici unsur, bu kuralların sahada ne kadar doğru ve bütüncül uygulandığıdır. Tasarım aşamasında belirlenen enerji performansı hedeflerinin, doğru malzeme seçimi, detay çözümü, kaliteli uygulama ve etkin denetimle desteklenmesi gerekiyor.

Yönetmelikler enerji verimli sistemlerin yaygınlaşması için önemli bir zemin hazırlıyor ancak daha hızlı yaygınlaşması için ilave teşvik mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Özellikle renovasyon projelerinde finansal teşviklerin artırılması ve enerji verimliliği yatırımlarına erişimi kolaylaştıracak modellerin geliştirilmesi gerekiyor. Eksik kalan noktalardan biri de, ilk yatırım maliyetine odaklanılırken uzun vadeli işletme tasarrufu ve bina performansının yeterince dikkate alınmamasıdır.

 

Soru: Türkiye’deki mevcut yapı stoğunu enerji performansı açısından nasıl değerlendirirsiniz? Kentsel dönüşümü ve renovasyon süreçlerinde enerji verimliliği ne ölçüde öncelik kazanıyor? Enerji verimliliği yüksek sistemlerin ilk yatırım maliyetleri ile işletme maliyetleri arasındaki dengeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tür yatırımların geri dönüş süresi ortalama olarak hangi aralıklarda gerçekleşiyor?


Türkiye’deki mevcut yapı stoğunun önemli bir bölümünde enerji performansı açısından ciddi bir iyileştirme potansiyeli bulunduğunu söyleyebiliriz. Özellikle eski yapılarda ısı yalıtımı, hava sızdırmazlığı, akustik konfor ve yangın güvenliği açısından bugünün beklentilerinin gerisinde kalan çok sayıda yapı var. Bu nedenle kentsel dönüşüm ve renovasyon süreçleri, enerji verimliliği açısından çok önemli bir fırsat sunuyor.

Knauf olarak da son yıllarda bu alandaki farkındalığın arttığını görüyoruz. Ancak enerji verimliliğinin hâlâ her projede aynı düzeyde önceliklendirildiğini söylemek zor. Bu nedenle dönüşüm süreçlerinin yalnızca yapısal güvenlik değil, aynı zamanda düşük enerji tüketimi ve yüksek yaşam konforu hedefiyle ele alınması gerekiyor.

İlk yatırım maliyeti açısından bakıldığında, enerji verimliliği yüksek sistemler bazı durumlarda standart çözümlere göre daha yüksek maliyetli olabilir. Ancak burada doğru yaklaşım, yatırımın yalnızca başlangıç maliyetiyle değil, yaşam döngüsü boyunca sağladığı faydayla değerlendirilmesidir. Düşük enerji tüketimi, daha az işletme gideri, daha yüksek konfor ve kullanım ömrü boyunca performans sürekliliği bu yatırımları ekonomik açıdan da güçlü hale getiriyor.

Geri dönüş süresi ise uygulamanın kapsamına, binanın kullanım şekline, iklim bölgesine ve enerji maliyetlerine bağlı olarak değişiyor. Genel olarak bakıldığında, enerji verimliliği yatırımlarının orta vadede geri dönüş sağlayan yatırımlar olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle enerji fiyatlarının yükseldiği bir ortamda bu süre daha da kısalıyor.

Soru: Sektördeki konumunuzu ve rekabet avantajlarınızı nasıl tanımlarsınız? Markanızın son bir yıl içerisindeki stratejik gelişim alanları neler oldu? Önümüzdeki döneme ilişkin öncelikli hedefleriniz nelerdir?


Sektördeki konumumuzu yalnızca ürün sağlayan bir marka olarak değil, aynı zamanda çözüm ve sistem ortağı olarak tanımlıyoruz. Rekabet avantajımızın temelinde; güçlü teknik bilgi birikimimiz, uluslararası standartlardaki ürün kalitemiz, projelerin ihtiyaçlarına özel niş çözümler geliştirme yetkinliğimiz ve müşterilerimize tasarımdan uygulamaya kadar eşlik eden yaklaşımımız yer alıyor.

Enerji verimliliği, çevreye duyarlı yapı sistemleri ve müşteri deneyiminin güçlendirilmesi alanlarında uzun yıllardır kapsamlı çalışmalar yürütmekteyiz; özellikle son bir yıl içinde bu alanlara yönelik odağımızı daha da artırmış bulunuyoruz. Önümüzdeki dönemde öncelikli hedefimiz; iş ortaklarımız için “En Kolay Çalışılabilir Marka” olarak, onları baştan sona tüm süreçte destekleyebilmektir. Öte yandan yenilikçi sistemlerimiz ve yeni yatırımlarımızla pazar konumumuzu güçlendirmek, teknik uzmanlığımızı daha geniş bir kitle ile buluşturmak ve sürdürülebilir yapılara daha fazla katkı sağlamak daimi hedeflerimiz diyebiliriz.

Soru: Ürün portföyünüzde öne çıkan enerji verimli çözümler hangileri? Yapılarda doğru ürün ve sistem seçimi yapılırken hangi teknik ve ekonomik kriterler göz önünde bulundurulmalı? Projelerde tercih edilen ürünlerinizin, kullanıcıya sağladığı uzun vadeli avantajlar nelerdir? Satış sonrası hizmetlerinizin müşteri memnuniyetine etkisini nasıl ölçümlüyorsunuz?

Knauf, sürdürülebilirlik odaklı vizyonuyla geliştirdiği Guardex® ve AQUAPANEL® Dış Cephe Sistemleri ileTS 825 kapsamında öngörülen ısı yalıtımı ve enerji performansı hedeflerini destekliyor. 

Guardex® kalsiyum sülfat bazlı dış cephe plakası; dış cephe koşullarına dayanım, A1 sınıfı yanmazlık ve termal performans özellikleriyle sistem çözümünün bir parçası olarak ısı yalıtımına katkı sağlarken; tamamen inorganik bileşenlerden üretilen AQUAPANEL® plakalar, A1 sınıfı yanmazlık, %100 su dayanımı, yüksek darbe dayanımı ve termal performans özellikleriyle öne çıkıyor. 

Geleneksel ısı yalıtımlı duvar sistemlerine göre Knauf kuru yapı dış cephe sistemleri: %63’e varan ağırlık tasarrufu, 740 m² cephede yaklaşık 22 m² alan kazanımı ve %22 daha ince duvar kalınlığıyla eşdeğer ısı performansı sağlıyor. Bu fark, hem yapı maliyetlerinde hem de enerji tüketiminde uzun vadede doğrudan avantaj yaratıyor. Daha hafif sistem, binanın toplam yükünü azaltırken, artan kullanım alanı da mimari tasarımlarda esneklik kazandırıyor.

Knauf dış cephe sistemleri ısı kaybını önleyen sağlam yapısı sayesinde hem ısıtma hem soğutma maliyetlerini düşürerek enerji tasarrufunu destekliyor ve dolayısıyla karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlıyor.

Knauf’un üretim tesislerinde uygulanan eko-inovasyon ve kaynak verimliliği stratejileri, çevre üzerindeki etkiyi minimize ediyor. Örneğin geleneksel duvarlara göre daha az enerji harcayan, daha uzun ömürlü ve geri dönüştürülebilir bileşenlerden oluşan AQUAPANEL®, çevre dostu yapılaşmanın kilit oyuncularından biri haline geliyor.

Bu özelliği ile özellikle yurtdışında yaygınlaşmaya başlayan “Pasif Ev” projelerinde de tercih edilen sistemler arasında da yer alıyor.

Enerji tasarrufu dediğimizde ilk akla dış cephe ve mantolama geliyor fakat buna ek olarak aslında iç cephede de birçok tasarruf alanı bulunuyor. Bu noktada akustik tavan ürünlerimizden bahsedebiliriz. Knauf Ceiling Solutions ürünlerimiz mekan akustiğine destekte bulunurken aynı zamanda yüksek yüzey ışık yansıtma oranıyla da mekânda gün ışığını ve yapay ışığı daha verimli dağıtarak daha az aydınlatma ihtiyacı oluşturur. Bu da elektrik tüketimini ve enerji maliyetlerini azaltmaya yardımcı olur.

Satış sonrası hizmetlerimizin müşteri memnuniyetine etkisini ise memnuniyet araştırmaları, saha geri bildirimleri ve proje bazlı performans analizleri üzerinden ölçümlüyoruz. Çıkan sonuçlara göre aksiyonlarımızı belirleyerek sürdürülebilir iyileşmeyi hedefliyoruz. 

Soru: Sürdürülebilirlik stratejinizin temel yapı taşları nelerdir? 2025 ve sonrası için sürdürülebilirlik vizyonunuz nasıl şekilleniyor? Karbon ayak izi azaltımı ve döngüsel ekonomi konularında ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz? Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz çevresel ve sosyal sorumluluk projelerinden öne çıkanlar hangileri? Bu kapsamda başarı hikayelerinizden birini bizimle paylaşır mısınız?

Gelecek nesillere yaşanabilir bir gezegen bırakma konusunda her birimiz büyük bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Global çapta alçı bazlı yapı malzemeleri sektörünün öncü markası olarak, yarınları hepimiz için bir yuva haline getirebilmek misyonu ve sürdürülebilir gelecek vizyonu ile büyük bir dönüşüm süreci içerisindeyiz. 2032 yılında 100. Yılımızı kutlamaya hazırlanırken, bu önemli dönemeçte gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir dünya bırakma hedefiyle hareket etmekteyiz. Bu kapsamda belirlediğimiz en önemli hedeflerden biri karbondioksit salımını 2032 yılına kadar %50 azaltmak, 2045 yılına kadar ise sıfır karbon ayak izine ulaşmaktır. 

Özellikle, ürün yaşam döngüsü boyunca çevresel etkileri azaltmaya yönelik yenilikçi çözümler geliştirme konusunda yoğun bir çaba içerisindeyiz. Bu süreçte, çevreye duyarlı kaynak kullanımını teşvik ediyor ve ürünlerimizin geri dönüştürülebilirliğini artırmak için teknolojik yatırımlar yapıyoruz. Aynı zamanda, tedarik zinciri boyunca şeffaflık ve çevresel pratiklerin benimsenmesi için çalışıyoruz.

Knauf olarak, sürdürülebilirlik kültürünü geliştirme stratejimiz, çalışanlarımızın hem iş yerinde hem de iş yeri dışındaki yaşamlarında sürdürülebilirlik bilincini artırmak ve onları bu yönde harekete teşvik etmek üzerine kuruludur. Sürdürülebilirlik eğitimlerinin yanı sıra, çalışanlarımızı sürdürülebilirlik projelerine katılım konusunda teşvik ediyoruz. Çalışanlarımız bu projelerde aktif roller alarak, sürdürülebilirlik ilkelerini iş ve kişisel hayatlarında uygulama fırsatı buluyorlar. 

Bunun yanı sıra, günlük ofis aktivitelerimizde çevreye duyarlı uygulamaları teşvik eden projeler geliştiriyoruz. Örneğin, ofislerimizde enerji tasarrufu sağlamak için otomatik ışık ve su sensörleri kullanıyoruz, atıkların ayrıştırılmasına büyük önem veriyoruz, çıktı sayılarının azaltılması üzerine çalışmalar yapıyoruz. 2025 yılında SEV (Sürdürülebilirliğe El Ver) iletişim kampanyamız ile çalışanlarımızda ciddi bir farkındalık yarattık. Bu tür uygulamalar, çalışanlarımıza sürdürülebilirliği içselleştirmeleri  konusunda destek sağlarken bir yandan da karbon ayak izimizin bireysel anlamda azaltılmasına katkıda bulunuyor.

Soru: Son olarak, sektöre ve okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız ya da yakın döneme ilişkin önemli bir duyurunuz var mı?

Knauf’un Alçıpan® mevcut üretim altyapısında gerçekleştireceğimiz yaklaşık 40 milyon Euro tutarındaki yeni yatırımla, 20 milyon metrekarenin üzerinde ek kapasite artışı sağlamayı hedefliyoruz. Bu yatırımın tamamlanmasıyla birlikte Alçıpan® üretim kapasitesinin toplam 65 milyon metrekarenin üzerine çıkarılarak, pazarın ihtiyaçlarının daha güçlü şekilde karşılanmasını amaçlıyoruz.

Bu hedef bizim için, hem iç pazarda artan talebe daha güçlü cevap vermek hem de ihracat tarafında rekabet gücümüzü artırmak anlamına geliyor. Türkiye’de özellikle kentsel dönüşüm, güvenli yapılaşma ve yenileme projeleriyle birlikte yüksek performanslı yapı malzemelerine duyulan ihtiyaç gün geçtikçe artıyor. Kapasite artışıyla birlikte müşterilerimize daha hızlı, daha esnek ve daha güçlü bir hizmet sunmayı hedefliyoruz.

 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Kastamonu Entegre Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları’nın Üçüncü Durağı İzmir Oldu

Yayınlandı

-

 

Kastamonu Entegre’nin iş ortakları ve sektör paydaşlarıyla bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları’nın üçüncü durağı İzmir oldu. Ankara ve Kayseri’nin ardından İzmir’de sektör profesyonelleriyle bir araya gelen Kastamonu Entegre bölgenin ihtiyaçlarını ve sektöre yön veren yeni yaklaşımları birlikte değerlendirdi.

Ahşap bazlı panel sektöründe Türkiye’nin lideri, Avrupa’nın üçüncü, dünyanın dördüncü büyük üreticisi Kastamonu Entegre, sektörle daha güçlü bir iletişim kurmak ve iş ortaklarıyla bilgi paylaşımını artırmak amacıyla hayata geçirdiği Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları’nın üçüncüsünü 6 Ekim’de İzmir’de gerçekleştirdi. Ankara ve Kayseri’nin ardından düzenlenen buluşmada şirket, Ege Bölgesi’ndeki iş ortakları ve sektör profesyonelleriyle bir araya geldi.

Üretim, tasarım ve uygulama süreçlerinde rol alan iş ortaklarını bir araya getiren Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları, sektörün ihtiyaçlarını farklı uzmanlıkların bakış açısıyla ele alma fırsatı sunuyor. İzmir buluşmasında bayiler, mimarlar, iç mimarlar, uygulamacılar ve üreticiler; değişen müşteri beklentilerini, bölgedeki pazar dinamiklerini ve bunların ürün seçimi ile uygulama süreçlerine yansımalarını birlikte değerlendirdi.

Ege Bölgesi’nin üretim, ticaret ve tasarım ekosisteminin önemli merkezlerinden İzmir’de gerçekleştirilen etkinlikte, Kastamonu Entegre’nin dekoratif panelden zemin çözümlerine uzanan geniş ürün portföyü sektör profesyonelleriyle buluştu. Etkinlik kapsamında oluşturulan showroom alanında ürünlerin farklı kullanım alanları, tasarım yaklaşımları ve kullanıcıya sunduğu avantajlar aktarılırken katılımcılar, Kastamonu Entegre’nin yenilikçi çözümlerini yakından inceleme fırsatı buldu.

Kastamonu Entegre Global Ürün Yönetimi Grup Müdürü Hande Okul Yılmaz, İzmir buluşmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Ankara ve Kayseri’nin ardından Bölgesel İş Ortakları Buluşmalarımızın üçüncü durağı olan İzmir’de, Ege Bölgesi’ndeki iş ortaklarımızla bir araya gelmekten büyük memnuniyet duyduk. İzmir buluşmamızda da diğer buluşmalarımızda olduğu gibi ürünlerimizi yakından inceleyebilecekleri, renk, doku ve yüzey seçeneklerini bir arada görebilecekleri bir deneyim alanı oluşturduk. Eylül ayında gerçekleşen INTERMOB’da sergilediğimiz yenilikleri de bu alana taşıyarak iş ortaklarımıza yeni ürünlerimizi ve sundukları tasarım olanaklarını kendi bölgelerinde yakından tanıma fırsatı sunduk. Ürünlerimizin farklı tasarım ve uygulama ihtiyaçlarına nasıl karşılık verdiğini birlikte değerlendirmek ve iş ortaklarımızın görüşlerini doğrudan dinlemek, ürün yönetimi çalışmalarımız açısından da değerli. Bu buluşmalarla, ürünlerimiz etrafında kurduğumuz iletişimi güçlendirmeyi ve bölgesel ihtiyaçları daha yakından anlamayı hedefliyoruz.”

Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları İstanbul’da Devam Edecek

Kastamonu Entegre, Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları ile bilgi birikimini, sektör vizyonunu ve iş ortaklarıyla kurduğu uzun soluklu iş birliklerini Türkiye’nin farklı bölgelerine taşımayı sürdürüyor. Ankara, Kayseri ve İzmir’de gerçekleştirilen buluşmalarla yerel dinamikleri yakından takip eden şirket, sektör paydaşlarıyla ortak gelişim alanları oluşturmayı ve sektörün geleceğine birlikte yön vermeyi amaçlıyor. Bölgesel İş Ortakları Buluşmaları’nın bir sonraki durağı İstanbul olacak.

Okumaya Devam Et

GENEL

Türkiye’nin Sıfır Atık Deneyimi Türk İş Dünyasıyla Küresel Arenaya Taşınacak

Yayınlandı

-

Sıfır Atık Vakfı ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) arasında imzalanan iş birliği protokolüyle, Türk özel sektöründe sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaştırılması, sürdürülebilirlik alanındaki uygulamaların güçlendirilmesi ve Türkiye’nin bu alandaki deneyiminin uluslararası iş dünyasına taşınması hedefleniyor.

Sıfır Atık Hareketi Kurucusu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin vizyonuyla Türkiye’den dünyaya yayılan Sıfır Atık yaklaşımı, iş dünyasında da yeni iş birlikleriyle güçleniyor.

Sıfır Atık Vakfı ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Türk özel sektörünün sürdürülebilirlik ve sıfır atık alanındaki dönüşümünü hızlandırmak amacıyla iş birliğine gitti. Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ile DEİK Başkanı Nail Olpak tarafından imzalanan protokolle, DEİK üyesi kuruluşlar ve İş Konseyleri nezdinde sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaştırılmasına yönelik ortak çalışmalar yürütülmesinin önü açıldı.

Samed Ağırbaş: “Önemli Bir İş Birliğini Hayata Geçiriyoruz”

Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Türk özel sektörünün sürdürülebilirlik dönüşümü açısından önemli bir iş birliğini hayata geçirmenin memnuniyetini yaşadıklarını belirterek, “Sıfır Atık Hareketi’nin küresel bir vizyona dönüşmesine öncülük eden, ‘Dünya Ortak Evimiz’ anlayışını Türkiye’den dünyaya taşıyan Sıfır Atık Hareketi Kurucusu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Sayın Emine Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyonu özellikle ifade etmek isterim. 2017 yılında başlayan Sıfır Atık Hareketi bugün; atığın yönetilmesinin ötesinde, kaynakların korunmasını, verimliliği, döngüsel ekonomiyi ve sürdürülebilir kalkınmayı birlikte ele alan kapsamlı bir dönüşüm modeline ulaşmıştır. Bu vizyonun ülkemizin çevre ve iklim politikalarına güçlü biçimde yansımasında, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çevre ve iklim alanındaki iradesi ile Sayın Murat Kurum’un kararlı uygulama yaklaşımı önemli bir yere sahiptir” dedi.

“DEİK’in Güçlü Uluslararası İş Ağı Büyük Bir Fırsat Sunuyor”

Sıfır atığın yalnızca bir çevre politikası değil; üretim, yatırım, rekabetçilik ve ekonomik kalkınma meselesi olduğunu belirten Ağırbaş, “DEİK’in İş Konseyleri ve üye kuruluşları aracılığıyla sahip olduğu güçlü uluslararası iş ağı, Türkiye’nin sıfır atık ve döngüsel ekonomi deneyimini küresel iş dünyasına taşımamız açısından büyük bir fırsat sunuyor. Bu vizyonun uluslararası ölçekteki karşılığını, Haziran ayında ikincisini gerçekleştirdiğimiz Sıfır Atık Forumu’nda da gördük. 183 ülkeden katılımın sağlandığı Forum, sıfır atığın artık sadece çevre politikalarının değil; iklim eyleminin, ekonomik dönüşümün ve uluslararası iş birliğinin de önemli bir unsuru olduğunu ortaya koydu” ifadelerini kullandı.

“Hedefimiz Türkiye’nin Sıfır Atık Deneyimini Dünyaya Uygulama ve İş Birliği Modeli Olarak Sunan Bir Ülke Olması”

İş birliği için DEİK Başkanı Nail Olpak’a ve DEİK’in yönetimine teşekkür eden Ağırbaş, “Hedefimiz Türkiye’nin sıfır atık deneyimini dünyaya uygulama ve iş birliği modeli ile sunan bir ülke olmasıdır. COP31 sürecinde de bu yaklaşımı güçlendireceğiz. İklim gündemini yalnızca taahhütler üzerinden değil; yatırımlar, teknolojiler, finansman ve sahadaki somut uygulamalar üzerinden ele alacağız” dedi.

Nail Olpak: “DEİK Olarak, Ticari Diplomasi Faaliyetlerimize İklim Diplomasisi Kavramını da Dahil Edeceğiz”

DEİK Başkanı Nail Olpak ise, “Ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek olan COP31’e çok az bir süre kaldı ve DEİK olarak biz de bu süreçte iş dünyası olarak verebileceğimiz katma değeri ortaya koyabilmeye çalışıyoruz. COP toplantıları ilk ortaya çıktığı zaman, sadece hükümetler arası iklim müzakerelerinin görüşüldüğü bir platformdu. Ancak günümüzde, iklim konuları aynı zamanda ekonomi ve iş dünyasının da ana gündem maddelerinden birisi oldu. Yeşil ekonomiye geçiş, döngüsel ekonomi, yeşil finansman gibi birçok alt başlıkta ve yeniden düzenlenen küresel ticarette iş dünyasının da kaçınılmaz ve önemli bir rolü bulunuyor. Bu çerçevede biz de DEİK olarak iklim diplomasisini ticari diplomasi faaliyetlerimizin ana unsuru olarak görüyor ve COP31 öncesi ve sonrası da dahil olmak üzere atılacak adımlarda iş dünyamızla birlikte hareket etmeye devam ediyoruz. İş dünyası olarak en önemli önceliğimiz öngörülebilirlik. Bugün hayatımıza çok daha önemli yeni bir rekabet alanı eklendi: güven rekabeti. Güven hem iş dünyasının hem de devletlerin en fazla önem verdiği başlık haline geldi ve böyle olmaya da devam edecek” dedi.

“Sıfır Atık Vakfı ile Yakın İş Birliği İçindeyiz”

“COP31 gibi çok taraflı ve katmanlı bir sürece girerken, iş dünyası örgütleri ve sivil toplum kurumları da kendilerine güvenli ortak arayışı içerisinde” diyen Olpak, şöyle devam etti:

“DEİK olarak, bu süreçte uzun zamandır Sıfır Atık Vakfı ile yakın bir iş birliği içerisindeyiz. Uluslararası Sıfır Atık Zirvesi kapsamında, Sürdürülebilir Gelecek İçin İş Dünyası Liderler Toplantısı’nı bizim düzenlememizi arzu ettiler. DEİK de yürüttüğü ticari diplomasi faaliyetlerine iklim diplomasisi kavramını da dahil ederek, her zaman olduğu gibi iş dünyası ile kamu arasında bir arayüz vazifesi görüyor. DEİK ailemiz ile Sıfır Atık Vakfı arasında bugün imzaladığımız iş birliği protokolüyle, mevcut iş birliğimizi daha üst seviyeye çıkararak, başta döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı olmak üzere, sürdürülebilirlik alanında daha etkin bir koordinasyon merkezi kuracağız.”

İmza töreninin ardından, Sürdürülebilir Gelecek İçin İş Dünyası Yuvarlak Masa Toplantısı, iş dünyası temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilerek sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi alanlarında özel sektörün rolü ve küresel sürdürülebilirlik gündemine katkı sağlayacak iş birliği alanları ele alındı.

Sıfır Atık Yaklaşımı İş Dünyasının Uluslararası Faaliyetlerine Taşınacak

İş birliğiyle, sürdürülebilirlik ilkelerinin dış ticaret ve uluslararası iş birliği faaliyetlerinde daha güçlü şekilde ele alınması ve Türk özel sektörünün uluslararası arenada sıfır atık ve sürdürülebilirlik alanında öncü konuma taşınmasına katkı sağlanması amaçlanıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Hisense, Türkiye Pazarına Özel bir Lansman ile Giriş Yaptı

Yayınlandı

-

 

Dünya genelinde tüketici elektroniği ve ev teknolojilerinin lider markalarından Hisense, Türkiye pazarına özel bir lansmanla adım attı. “İçindeki Işığı Hisset” temasıyla gerçekleştirilen lansmanda katılımcılar, yüksek teknoloji ürünü Hisense ürünlerini deneyimleme fırsatı buldu.
 
Küresel tüketici elektroniği ve ev teknolojilerinin liderler  markalarından Hisense, Türkiye operasyonlarını özel bir lansmanla başlattı. “İçindeki Işığı Hisset” temasıyla düzenlenen ve Hisense’in yüksek teknolojili ürünlerinin deneyimlendiği lansman; iş ortakları, sektör temsilcileri ve teknoloji sektörünün yoğun katılımıyla gerçekleşti.

 

Kullanıcı odaklı inovasyon anlayışı ve küresel mühendislik birikimini paylaşma hedefiyle sektöre adım atan Hisense, ilk aşamada yaşam alanlarına sinematik konfor sunan yüksek teknoloji ürünü televizyonları ve üstün iklimlendirme performansı sağlayan akıllı klima modelleriyle Türkiye’deki tüketicilerle buluştu.
Hisense Teknoloji Ekosistemi İlk Kez Bir Arada Deneyimlendi
Lansmanın öne çıkan ürünlerinden biri, Hisense’in RGB MiniLED teknolojisini 116 inç dev ekranla buluşturan 116UXQ modeli oldu. Davetliler, RGB MiniLED ailesinin UR8 ve UR9 modellerinin yanı sıra Türkiye’de satışta bulunan ULED MiniLED ve Hi-QLED serilerini de yakından inceleme fırsatı buldu. 65 inçten 116 inçe uzanan farklı ekran boyutlarındaki Hisense televizyonlar; görüntü kalitesi, renk performansı, ekran büyüklüğü ve akıcı görüntü deneyimiyle etkinlik boyunca ziyaretçilerin deneyimine sunuldu.

 

Televizyonların yanı sıra Hisense’in Türkiye’deki Hi-Smart, Max Comfort ve Energy Pro X klima serileri ile Air Master modeli de lansmanda sergilendi. Marka, mevcut ürün gamının ötesindeki global ürün ekosistemini ise “Hisense ile Geleceğin Evi” konseptiyle ziyaretçilere tanıttı. Henüz Türkiye’de satışa sunulmayan beyaz eşya ve küçük ev aletlerinin de yer aldığı deneyim alanı, Hisense’in akıllı yaşam vizyonunu ve gelecekte Türkiye’ye taşımayı planladığı daha geniş ürün dünyasını bir arada görme imkanı sundu.

 

“Türkiye’ye Uzun Vadeli Bir Vizyonla Geldik”

 

Lansmanda Türkiye pazarının stratejik önemine vurgu yapan  Hisense Europe CEO’su Hanson Han şu değerlendirmelerde bulundu: ” Hisense olarak yarım asrı aşan teknoloji ve inovasyon deneyimimizin merkezinde çok temel bir vizyon  var: Biz teknolojinin insanlara hizmet etmesi ve günlük hayatı daha iyi hale getirmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu anlayış global yolculuğumuza yön verdiği gibi, Türkiye’de kuracağımız geleceğe de pusula görevi görüyor.. Türkiye pazarının  yüksek potansiyeline inanıyoruz. Bu nedenle bu pazara  uzun vadeli bir vizyonla giriş yaptık. Türkiye’deki hikayemiz daha yeni başlıyor ve önümüzdeki yıllarda birlikte inşa edeceğimiz yolculuk için büyük bir heyecan duyuyoruz.”

 

“Spor, Teknoloji ve Tüketici Deneyimini Bir Araya Getiriyoruz”
Lansmanda spor sponsorlukları üzerine bir sunum gerçekleştiren Hisense Avrupa Pazarlama Direktörü ve Hisense Avrupa Yönetim Komitesi Üyesi Alenka Potočnik Anžič ise şunları kaydetti: “Hisense’in global büyümesinde yalnızca teknolojiye değil, insanlarla güçlü ve uzun vadeli bağlar kurmaya da yatırım yapıyoruz. Spor da bu yaklaşımın en önemli platformlarından biri. 2016’dan bu yana sürdürdüğümüz FIFA ve UEFA iş birlikleriyle marka görünürlüğünün ötesine geçerek teknolojiyi, futbolu ve taraftar deneyimini bir araya getiriyoruz. Bu uzun vadeli yaklaşım, Hisense’in global bilinirliğini ve tüketici güvenini güçlendirirken perakende iş ortaklarımız için de yeni fırsatlar yaratıyor. Türkiye’de de global marka gücümüzü yerel tüketici deneyimleriyle buluşturarak Hisense’i insanların hayatının doğal bir parçası haline getirmeyi hedefliyoruz.”

 

“Hisense’in Işığını Türkiye’de İş Ortaklarımızla Birlikte Yayacağız”

Hisense Doğu Avrupa Satış Direktörü ve Türkiye Genel Müdürü Boštjan Vodeb, “Türkiye, Hisense için uzun vadeli potansiyeline inandığımız önemli bir pazar. Bu nedenle önceliğimiz yalnızca ürünlerimizi satışa sunmak değil, yerel ekibimiz, güçlü satış ve dağıtım iş ortaklarımız ve güvenilir satış sonrası hizmet ağımızla doğru temelleri oluşturmak oldu. TV ve klima ile başlayan yolculuğumuzu 2027’den itibaren yeni ürün kategorileriyle kademeli olarak büyütmeyi planlıyoruz. Bu yolculuğun merkezinde ‘Ulaşılabilir Lüks’ yaklaşımımız var. İleri teknolojinin, güçlü tasarımın ve üstün deneyimin yalnızca belirli bir kesime değil, çok daha fazla insana ulaşması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’deki hikayemizi de tek başımıza değil, iş ortaklarımız ve tüketicilerimizle birlikte yazmak istiyoruz. Global hikayemiz 1969’da başladı, bugün ise Türkiye’de yeni bir bölüm açıyoruz. Gelin, Hisense’in ışığını Türkiye’de birlikte yayalım.” dedi.

“Teknolojiyi Hayatın Önünde Değil, Hayatın İçinde Konumlandırıyoruz”

Hisense Türkiye Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Ticari Direktörü Ekin Doğan Çomak ise  “Hisense olarak inovasyonu yalnızca daha yeni, daha hızlı veya daha gelişmiş teknoloji üretmek olarak görmüyoruz. Asıl değer, teknolojinin insanların hayatına dokunduğunda neyi değiştirdiği, neyi kolaylaştırdığı ve insana ne hissettirdiğiyle ortaya çıkıyor. Biz teknolojiyi hayatın önünde değil, hayatın içinde konumlandırıyoruz. İleri teknolojiyi, kaliteli tasarımı ve premium deneyimi daha fazla insan için erişilebilir kılarken Türkiye’de uzun vadeli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Tüketicinin Hisense ile ilk karşılaşmasından ürün deneyimine ve satış sonrası hizmetlere kadar her noktada aynı kaliteyi ve güveni sunmak istiyoruz.” diye konuştu.
Hisense,  ilk aşamada satışa sunduğu 55, 65 ve 75 inç boyutlarında  Hi-QLED ve ULED MiniLED TV serisinin yanı sıra küresel pazar liderliğini elinde bulundurduğu 100 inç ve üzeri TV serilerini 2027 itibariyle Türkiye’ye taşıyacak. Ayrıca giriş segmentinden premium segmente uzanan geniş bir yelpazede Hi Smart, Max Comfort, Energy Pro X klima serileriyle farklı ihtiyaç ve beklentilere yanıt veriyor.
 
Futbol Heyecanı Hisense Ekranlarına Taşındı
Lansman, basın toplantısının ardından, teknoloji ve futbolu bir araya getiren özel bir deneyimle devam etti. Eski milli futbolcular Volkan Demirel ve Caner Erkin, Hisense RGB MiniLED ekranlarında konsol üzerinden karşı karşıya geldi. Keyifli rekabete sahne olan aktivite, davetlilere Hisense televizyonların geniş ekran deneyimini, görüntü kalitesini ve hareketli sahnelerdeki akıcılığını doğrudan deneyimleme fırsatı sundu.
“İçindeki Işığı Hisset” teması etrafında teknoloji, spor ve eğlenceyi bir araya getiren gece, ürün deneyimlerinin ardından Ezgi Alaş’ın sahne performansıyla devam etti. Davetlilerin Hisense’in farklı teknoloji ve yaşam kategorilerini yakından keşfettiği lansman, müzik performansıyla sona erdi.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye