İzocam’dan 60. Yılında Güvenli Geleceğe Güçlü Vizyon - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

İzocam’dan 60. Yılında Güvenli Geleceğe Güçlü Vizyon

Yayınlandı

-

Yalıtım sektörünün öncüsü İzocam, 60. yılında kurumsal EHS&S vizyonunu bir kez daha güçlü biçimde vurguluyor. “Sıfır iş kazası, sıfır çevre kazası ve sıfır meslek hastalığı” hedefiyle çalışmalarını sürdüren İzocam, 4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası kapsamında, “Ellerimizi Koruyalım” konseptli kampanya ve EHS&S turnuvalarıyla güvenlik kültürünü pekiştirmeye hazırlanıyor.

Yalıtım sektöründe 60 yıllık köklü geçmişiyle öne çıkan İzocam, 2025 yılına “Biz Geleceğiz” mesajıyla girerken, sadece üretim gücüyle değil, Çevre, İş Sağlığı, İş Güvenliği ve Sürdürülebilirlik (EHS&S) alanındaki liderliğiyle de dikkat çekiyor. 4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası kapsamında kurumsal EHS&S vizyonunu bir kez daha güçlü biçimde vurgulayan İzocam, tüm tesislerinde “sıfır iş kazası, sıfır çevre kazası ve sıfır meslek hastalığı” hedefiyle hareket ediyor. “Güvenlik Seninle Başlar” anlayışını kurum kültürüne dönüştüren şirket, çalışanlarının katılımıyla yürüttüğü farkındalık etkinlikleri, saha uygulamaları ve eğitimlerle güvenli yarınlara yatırım yapmayı sürdürüyor.
“Ellerimizi Koruyalım” ile Güvenlik Kültürü Güçleniyor
İzocam, 2025 yılında İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’nı yine tüm tesislerinde güçlü bir katılım ve farkındalıkla kutlamaya hazırlanıyor. Bu kapsamda, çalışanların katılımını teşvik etmek ve güvenlik kültürünü pekiştirmek amacıyla “Ellerimizi Koruyalım” konseptiyle çeşitli organizasyonlara imza atılacak. El yaralanmalarını önlemeye yönelik kampanya ve EHS&S Turnuvaları aracılığıyla hem bireysel hem de ekip düzeyinde güvenlik bilinci güçlendirilirken; İzocam çalışanlarının katkılarıyla daha sağlıklı ve güvenli bir iş ortamı oluşturma hedefi bir kez daha vurgulanacak.
İzocam, bu organizasyonlarla birlikte güvenli çalışma kültürünü tüm çalışanlarına benimsetmeyi ve sıfır iş kazası hedefine bir adım daha yaklaşmayı amaçlıyor. Tüm tesislerde hayata geçirilecek bu etkinliklerle, güvenli bir gelecek için ekip ruhu ve bireysel farkındalık bir araya getirilecek.
Çalışan Katılımıyla Güçlenen EHS Vizyonu
EHS&S konusundaki yatırımlarının her zaman öncelikli olduğunu belirten İzocam Genel Direktörü Murat Savcı, “Çevre, iş sağlığı, iş güvenliği ve sürdürülebilirliği, tüm çalışanlarımızın katılımı ile günlük işleyişimizin ayrılmaz bir parçası haline getirerek, ‘kişisel taahhüt, liderlik ve mükemmellik’ yoluyla sürdürülebilir bir şirket olmayı hedeflemekteyiz. Biliyoruz ki; güvenli ve sağlıklı geçirdiğimiz her gün, güvenli ve sağlıklı bir yılın, güvenli ve sağlıklı yarınların ve hepimiz için güvenli bir kariyer ortamının temelini oluşturacaktır. Biz de bu hedefle, çevre, iş sağlığı, iş güvenliği ve sürdürülebilirlik özelinde çalışanlarımızın duyarlılığını ve farkındalığını arttırmaya yönelik çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz.
Her yıl Mayıs ayında İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’nı; her yıl Haziran ayında da Çevre Haftası’nı kurum içi ve kurum dışı iletişim faaliyetlerimizle kutlayarak; çevre, iş sağlığı, iş güvenliği ve sürdürülebilirlik sadece çalışanlarımızın değil müşteri ve paydaşlarımızın da gündeminde tutma misyonu ile hareket etmekteyiz. Çalışanlarımızın katılımlarını sağladığımız EHS&S turnuvaları, davranışsal kültürü geliştirmek için saha uygulamaları ve çeşitli etkinlikler düzenlemekteyiz. Tüm bunların yanı sıra çevre, iş sağlığı ve güvenliği kapsamında çeşitli eğitimler organize etmekteyiz. Böylece çevre, iş sağlığı, iş güvenliği ve sürdürülebilirliğin önemini her zaman çalışanlarımızın gündeminde tutmaktayız. Bu yıl da aynı vizyon doğrultusunda, tüm tesislerimizde “Ellerimizi Koruyalım” konseptiyle el yaralanmalarını önlemeye yönelik kampanyalar ve EHS&S turnuvaları düzenleyerek çalışan katılımını ve güvenlik farkındalığını artırmayı hedeflemekteyiz.
Ayrıca İzocam olarak, 1999 yılından bu yana ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi’ni ve 2001 yılında OHSAS 18001 ile belgelenerek, 2021 yılında ISO 45001 ile sürdürdüğümüz İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi’ni, tüm tesislerimizde uygulamaktayız. Entegre Yönetim Sistemi’nden aldığımız güç ve çalışanlarımızın etkin katılımı sayesinde, yüksek verimlilik ve inanç ile sürdürülebilirlik politikalarımızı besleyecek şekilde tüm faaliyetlerimizi başarıyla devam ettirmekteyiz” dedi.
İş güvenliğindeki başarısını ödülle taçlandırdı!
İzocam’ın Çevre, iş sağlı, iş güvenliği ve sürdürülebilirlik alanındaki kararlı duruşu, geçtiğimiz aylarda uluslararası bir ödülle de tescillendi. İzocam, Saint-Gobain’in dünya çapında gerçekleştirdiği “EHS Awards”ın “İş Güvenliği” kategorisinde “Diamond” ödülüne layık görüldü.
“EHS Awards”ın kazananları arasında yer almaktan büyük bir gurur ve mutluluk duyduklarını dile getiren İzocam Genel Direktörü Murat Savcı, “EHS Awards’ın İş Güvenliği kategorisinde aldığımız bu değerli ödülü, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu (EMME) Bölgesi’ni temsilen kazanan tek şirket olarak, çevre, iş sağlığı, iş güvenliği ve sürdürülebilirlik konusundaki taahhüdümüzü bir kez daha vurgulamaktayız. Güvenlik kültürünü en üst seviyeye taşımak amacıyla hayata geçirdiğimiz projeler; iş sağlığı ve güvenliği, çevre ve sürdürülebilirlik alanlarında çalışanlarımızın katılımını artırarak performansımızın sürekli gelişimine yardımcı olmaktadır. Bu süreç, konulara olan ilgimizi artırmakla kalmayıp, yüksek bir motivasyon ve belirgin değişimler de yaratmaktadır” dedi.
İzocam ailesinin bir parçası olan tüm ekip arkadaşlarının dikkatli ve odaklı çalışmalarının eseri olan bu ödülün, kendisi için de ayrı bir gurur kaynağı olduğunu ifade eden Murat Savcı, “Göreve geldiğim ilk günden bu yana yaptığımız çalışmalar, başlattığımız değişim ve dönüşüm, tüm ekip olarak çevre, iş sağlığı, iş güvenliği ve sürdürülebilirlik bilincini en üst seviyede tutarak attığımız adımlar, sonuçlarımıza yansımış ve bugün artık çevre, iş sağlığı ve güvenliği risklerimiz geçmiş yıllara kıyasla çok daha düşük seviyelere getirilerek bu güzel sonuç alınmıştır. Bu başarıda emeği geçen, özellikle de bu kültür değişimini, dikkatli ve özenli çalışmaları ile gerçekleştiren tüm tesis çalışanlarımızı gönülden tebrik ediyorum. Aldığımız bu ödülün sorumluluğu ile çevre, iş sağlığı, iş güvenliği ve sürdürülebilirlik konularında göstermiş olduğumuz gelişmelerin olumlu yönde artmasını sağlamak ve sürdürülebilir bir EHS&S kültürü oluşturmak için dikkatli ve özenli çalışmalarımızı daha da güçlü bir şekilde devam ettireceğiz. Daha yapılacak çok işimiz var ve hep birlikte daha büyük başarılar kazanacağımıza derinden inanmaktayım” diye konuştu.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

ALIK KONUT ARZI,  KİRA PİYASASININ DENGELENMESİ AÇISINDAN BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR

Yayınlandı

-

 

Kiralık konutta ilçeler belirlendi, 

15 bin kiralık sosyal konut için başvurular 14 Eylül’de başlıyor

 

İstanbul’da hayata geçirilecek 15 bin kiralık sosyal konut projesi için başvurular 14 Eylül’de başlıyor. İlk etapta 1.071 konutun hak sahipleri kura yöntemiyle belirlenecek ve konutların anahtarları ekim ayında teslim edilecek. Altın Emlak Global Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Hakan Özelmacıklı, Türkiye’de ilk kez bu ölçekte uygulanacak modelin kiralık konut arzına katkı sağlayabileceğini belirterek, “Piyasa rayiçlerinin altında sunulacak kiralık konutlar, özellikle dar ve orta gelirli vatandaşların konuta erişimini kolaylaştırırken kira piyasasında da dengeleyici bir rol üstlenebilir. Kiralık sosyal konut stokunun artırılması, büyükşehirlerde konuta erişimin kolaylaştırılması açısından önemli bir adım olacaktır” dedi.

İstanbul’da yüksek kira bedelleri karşısında konuta erişimi kolaylaştırmayı amaçlayan 15 bin kiralık sosyal konut projesinde başvuru süreci başlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce duyurduğu proje kapsamında başvurular 14 Eylül’de e-Devlet üzerinden alınacak. İlk etapta 1.071 konutun hak sahipleri kura yöntemiyle belirlenecek ve konutların ekim ayı içerisinde teslim edilmesi planlanıyor.

“Ev Sahibi Türkiye” sloganıyla 81 ilde başlatılan 500 bin sosyal konut hamlesi kapsamında İstanbul’da üretilecek 100 bin satılık sosyal konuta ilave olarak 15 bin konut da kiralık olarak vatandaşların kullanımına sunulacak.

12 İLÇEDE KİRALIK SOSYAL KONUT

Projenin ayrıntılarını açıklayan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, TOKİ’nin gerekli hukuki altyapıyı hazırladığını ve uygulama takviminin belirlendiğini açıkladı. Kiralık sosyal konutların Ataşehir, Sancaktepe, Ümraniye, Üsküdar, Maltepe, Tuzla, Kartal, Başakşehir, Gaziosmanpaşa, Beyoğlu, Güngören ve Arnavutköy’de planlandığını bildirdi.

Başvuru koşullarına ilişkin detayları da paylaşan Bakan, projeden 18 yaşını tamamlamış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yararlanabileceğini belirtti. Başvuru sahibinin en az bir yıldır İstanbul’da ikamet etmesi, aylık hane gelirinin 100 bin TL’nin altında olması ve üzerine tapuda kayıtlı konut bulunmaması şartları aranacak.

Başvuruların e-Devlet üzerinden alınacağı projede konutların mülkiyeti TOKİ’de kalacak. Hak sahipleri konutlarda üç yıl süreyle oturabilecek. Üç yıllık sürenin tamamlanmasının ardından konutlar gerekli bakımlardan geçirilerek yeni hak sahiplerine tahsis edilecek. Yeni hak sahipleri de yeniden kura yöntemiyle belirlenecek.

KİRALAR 10 BİN TL’DEN BAŞLAYACAK

Proje kapsamında dört farklı büyüklükteki konut piyasa rayiçlerinin altında belirlenen bedellerle kiraya verilecek. Açıklanan başlangıç fiyatlarına göre 1+1 konutların aylık kirası 10 bin TL, 2+1 konutların 12 bin TL, 3+1 konutların 15 bin TL, 4+1 konutların ise 18 bin TL’den başlayacak.

Bakan, ilk 1.071 kiralık sosyal konutun anahtarlarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla ekim ayı içerisinde teslim edileceğini belirterek, uygulamayla vatandaşların konuta erişiminin kolaylaştırılmasının ve kira piyasasının dengelenmesinin hedeflendiğini ifade etti.

KAMU KİRALIK KONUT ARZINA DOĞRUDAN KATKI SAĞLAYACAK

Projeyi değerlendiren Altın Emlak Global Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Hakan Özelmacıklı, kiralık sosyal konut modelinin Türkiye açısından yeni bir uygulama olduğuna dikkat çekti.

Özelmacıklı, “Türkiye’de ilk kez bu ölçekte uygulanacak kiralık sosyal konut modeli, kamunun yalnızca satılık sosyal konut üretmesinin ötesine geçerek doğrudan kiralık konut arzına katkı sağlaması açısından önemli bir adım. İstanbul’daki yüksek kira bedelleri özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımız, emeklilerimiz, kamu çalışanlarımız ve kentsel dönüşüm nedeniyle evini boşaltmak zorunda kalan ailelerimiz üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Konutların piyasa rayiçlerinin altında kiralanması, hak sahiplerine güvenli ve uygun maliyetli yeni bir barınma seçeneği sunarken uygulamanın gerçekleştirildiği bölgelerde kira piyasası açısından referans ve dengeleyici bir etki de oluşturabilir” dedi.

BAŞVURU ŞARTLARI HEDEF KİTLE AÇISINDAN ÖNEMLİ

Projede açıklanan başvuru kriterlerini değerlendiren Özelmacıklı, gelir, ikamet ve konut sahipliği şartlarının sosyal konutların doğru hedef kitleye ulaşması açısından belirleyici olduğunu söyledi.

Özelmacıklı, “Aylık hane gelirinin 100 bin TL’nin altında olması, başvuru sahibinin en az bir yıldır İstanbul’da ikamet etmesi ve üzerine kayıtlı konutunun bulunmaması, uygulamanın gerçekten konuta erişimde güçlük yaşayan kesimlere yönelmesi açısından önemli kriterler. Başvuruların e-Devlet üzerinden alınacak olması da sürecin erişilebilirliği açısından önemli. Bununla birlikte yoğun bir başvuru bekleniyor. Bu nedenle kura sürecinin, konutların ilçelere göre dağılımının, kontenjanların, aidatların ve sonraki yıllarda uygulanacak kira artış yönteminin de vatandaşlar tarafından dikkatle takip edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Özelmacıklı ayrıca vatandaşların başvuru sürecinde yalnızca TOKİ ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının resmî açıklamalarını dikkate almaları gerektiğini vurguladı.

PİYASANIN ÇOK ALTINDA KİRA BEDELLERİ BELİRLENDİ

Açıklanan kira bedellerinin İstanbul’daki mevcut piyasa koşulları açısından önemli olduğunu belirten Özelmacıklı, “1+1 konutlarda 10 bin TL, 2+1 konutlarda 12 bin TL, 3+1 konutlarda 15 bin TL ve 4+1 konutlarda 18 bin TL’den başlayan kira bedelleri, İstanbul’daki mevcut kiralık konut piyasasıyla karşılaştırıldığında önemli bir avantaj sağlıyor. Özellikle gelirinin büyük bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalan haneler açısından bu model ciddi bir destek sağlayabilir. Kamu tarafından oluşturulan uygun fiyatlı kiralık konut arzının artırılması, özel piyasadaki fiyatlama davranışları üzerinde de zaman içerisinde dengeleyici bir etki oluşturabilir” dedi.

KENTSEL DÖNÜŞÜME DE DESTEK OLABİLİR

Kiralık sosyal konut modelinin İstanbul’un depreme hazırlanması ve kentsel dönüşüm süreçlerinin hızlandırılması açısından da önemli bir araç olabileceğini belirten Özelmacıklı, “Kentsel dönüşümde karşılaşılan temel sorunlardan biri, hak sahiplerinin yapım süresince bütçelerine uygun kiralık konut bulamamasıdır. Kentsel dönüşüm nedeniyle konutunu tahliye etmek zorunda kalan ve başka bir konutu bulunmayan vatandaşlara ilerleyen dönemlerde kontenjan ayrılması, riskli yapıların daha hızlı boşaltılmasına ve dönüşüm süreçlerinin hızlanmasına katkı sağlayabilir” dedi.

KİRALIK SOSYAL KONUT STOKU ARTIRILMALI

İstanbul’da ortalama konut kiralarının 45 bin TL seviyesine, yeni konutlarda ise yaklaşık 55 bin TL’ye ulaşabildiğine dikkat çeken Özelmacıklı, 15 bin konutluk uygulamanın önemli bir başlangıç olduğunu ancak uzun vadede kiralık sosyal konut arzının artırılması gerektiğini söyledi.

Özelmacıklı, “15 bin kiralık sosyal konut önemli bir başlangıç olmakla birlikte İstanbul’un nüfusu ve kiralık konut talebi açısından tek başına yeterli değil. İlk uygulamadan elde edilecek sonuçlar burada yol gösterici olacaktır. Modelin sürdürülebilir bir konut politikasına dönüştürülmesi, kiralık sosyal konut stokunun her yıl artırılması ve İstanbul’un farklı ilçelerine dengeli biçimde yayılması gerekiyor. Satılık ve kiralık sosyal konut üretiminin birlikte sürdürülmesi, büyükşehirlerde konuta erişimin kolaylaştırılması ve kira piyasasının dengelenmesi açısından kalıcı bir kamu politikası hâline getirilmelidir” diyerek değerlendirmelerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

GENEL

Güçlü Yapıların Temelinde Saint-Gobain Yapı Kimyasalları Güvencesi: PREPRUFE

Yayınlandı

-

 

Saint-Gobain’in alanında uzman markası GCP’nin 50 yılı aşkın küresel deneyimi ve uzmanlığıyla geliştirdiği preprufe su yalıtım sistemi; konut, kamu binaları ve endüstriyel yapılarda “Sıfır Yanal Su Yürümesi” teknolojisiyle temelleri suyun yıkıcı etkilerine karşı tam koruma altına alıyor.

Geniş ölçekli inşaat projelerinde yapının uzun ömürlü korumasını sağlayarak güvenli bir geleceğe taşınması, temel aşamasında sunulan mühendislik çözümleriyle gerçekleşiyor. Yapı kimyasalları sektörünün öncü markalarından GCP, geliştirdiği PREPRUFE® su yalıtım sistemi ile konut projeleri, kamu binaları ve endüstriyel tesisler gibi büyük ölçekli yapılara güçlü bir koruma kalkanı sunuyor.

Advanced Bond Technology ile Betonla Güçlü Bağ

İnşaat sektöründe temel su yalıtımının karşılaştığı en kritik problemlerden biri, zamanla membranın arkasına sızan suyun beton ile yalıtım katmanı arasında ilerleyerek yapının geneline yayılması sorunu olarak ortaya çıkıyor. PREPRUFE® sisteminde yer alan Advanced Bond Technology çözümü yalıtım membranının dökülen betonla moleküler düzeyde tam olarak bütünleşmesini sağlıyor.

Betonla kesintisiz bir bağ oluşturan bu teknoloji, “Sıfır Yanal Su Yürümesi” özelliği sayesinde suyun beton ile membran arasında ilerleme yolunu tamamen kapatıyor. Yalıtım katmanı betonla birlikte hareket ettiği için, olası su sızıntılarının yapı içerisinde dağılması engelleniyor. Böylece binaların statik güvenliği ve taşıyıcı performansı projenin kullanım ömrü boyunca güvenceye alınıyor.

Preprufe, sadece bir yalıtım malzemesi değil; şantiyelerde uygulama kolaylığı ve yüksek teknik performans sunan bütüncül bir mühendislik yaklaşımı olarak güçlü bir çözüm sunuyor. Özel sızdırmazlık bantları ve sıvı yalıtım çözümleri gibi tamamlayıcı donanımlarla desteklenen sistem, büyük ölçekli projelerin zorlu saha koşullarına tam uyum sağlıyor. Görünmeyen ancak yapının kaderini belirleyen su yalıtımı, uzmanların geliştirdiği preprufe teknolojisi sayesinde temelden itibaren güvenilir, dayanıklı ve mühendislik vizyonu yüksek bir korumaya dönüşüyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

“INTERCEM 2026” İSTANBUL’DA BAŞLADI

Yayınlandı

-

 

Açılışın ortak mesajı: “Küresel çimento ticaretinde Türkiye güvenilir liman”

 

Küresel yapı ve inşaat malzemeleri sektörünün önde gelen temsilcilerini İstanbul’da bir araya getiren INTERCEM 2026 Konferansı’nın ilk günü, Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) iş birliğiyle tamamlandı. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılmaların, değişen pazar dinamikleri ile ihracat fırsatlarının masaya yatırıldığı zirvede ÇCSİB, yurt dışı tanıtım markası “Turkish Cement” adıyla yer aldı. Etkinliğin açılış konuşması ÇCSİB Başkanı Ender Şahin tarafından gerçekleştirildi. Etkinliğin ilk gün oturumlarında; jeopolitik risklerin yarattığı tedarik zinciri kırılmaları, küresel çimento pazarındaki güncel trendler, Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), kuru dökme yük taşımacılığındaki görünümler ve Suriye pazarındaki toparlanma gibi sektörün geleceğine yön veren başlıklar ele alındı. 

Türkiye eşsiz bir tedarik üssü olarak öne çıkıyor”

Konuşmasında Türkiye’nin dünya ticareti içinde oluşan yeni denklemdeki stratejik konumuna değinen ÇCSİB Başkanı Ender Şahin şunları söyledi: 

Dünya ekonomisi makro belirsizliklerin ve jeopolitik fay hatlarındaki kırılmaların gölgesinde bir yıl geçiriyor. Özellikle Hürmüz Boğazı ve çevresindeki koridorda yaşanan istikrarsızlık tedarik zincirini olumsuz etkiliyor. Jeopolitik gelişmeler ve bölgesel krizler, on yıllardır kusursuz işlediği düşünülen tedarik zincirlerinin aslında ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu çok net bir şekilde gösterdi. Lojistik merkezlerden uzak olmanın öngörülemez sorunlar getirdiği bu dönemde, uzun mesafelere ve okyanus aşırı rotalara bağımlı olan Asyalı rakiplerimiz küresel satın almacıları ticaretteki ülke risk primi gerçeğiyle yüzleştirdi. Alıcılar artık ürün fiyatı yanında, o ürünün operasyonel ve coğrafi risklerden arınmış olarak güvenli ve zamanında teslim edilip edilemeyeceğine de odaklanmak zorundalar. Türkiye bu dönemde deniz yolundaki alternatif rotaları, geniş kapasiteli entegre limanları ve gelişmiş karayolu ağı ile tüm pazarlar için eşsiz bir tedarik üssü olarak öne çıkıyor.”

Küresel talebin Türkiye üzerine yoğunlaştığı bu kritik süreçte, çimento sektörünün çok ilkeli bir duruş sergilediğine ve fırsatçılıktan kaçınarak güven üzerine kurulu uzun vadeli ilişkiler kurduğuna değinen Şahin şunları belirtti:

“Enerji yoğun bir sektör olarak başta kömür olmak üzere temel girdilerimizde yüzde 40’ı bulan olağanüstü maliyet artışlarımız var ve ciddi bir enflasyonist baskı ile karşı karşıyayız. Buna rağmen, sahip olduğumuz stratejik avantajı ve oluşan yoğun talebi kısa vadeli fiyat fırsatçılığına hiç dönüştürmedik. Spot piyasalarda fiyatlar hızla tırmanırken dahi, iş ahlakımız gereği uzun dönemli kontratlarımıza sadık kalarak taahhütlerimizi zamanında ve söz verdiğimiz şekilde yerine getirdik. Günü kurtaracak geçici kârların peşine düşmek yerine, lideri olduğumuz küresel pazarda iş ortaklarımızla sarsılmaz güven ilişkimizi korumayı seçtik. Kriz çözen esnek altyapımızın, üretim kalitemizin ve yıllar içinde ilmek ilmek işlediğimiz güvenilir tedarikçi kimliğimizin, geleceğe yürürken en güçlü sermayemiz olacağını düşünüyoruz. Bölgesel çatışmalara ve küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen, sektör olarak 2026 yılı için belirlediğimiz yüzde 3’lük ihracat büyüme hedefimize ulaşacağımıza inanıyoruz.”

“Pazar çeşitliliğimizi derinleştirerek sektörel riskleri dağıtacağız”

Sektörün ihracattaki pazar çeşitliliği stratejisini detaylandıran Şahin, sektörün ihracat performansına değinerek rekabetin yoğunlaştığı pazarlar hakkında bilgi verdi:

Yılın ilk 5 ayında 33 milyon ton çimento ve 32 milyon ton klinker üreterek üretim gücümüzü istikrarla sürdürdük. İlk 8 aylık dönemde miktar bazında 16 milyon ton ile yatay sayılabilecek, sürdürülebilir bir hacim yakalarken; ihracat değerimizi yüzde 8’in üzerinde bir artışla 962 milyon dolara ulaştırmayı başardık. Avrupa pazarındaki genel ekonomik daralmanın yansıması olarak klinker ihracatımızda miktar bazında yüzde 11’lik bir esneme yaşansa da asıl gücümüz olan katma değerli çimento ihracatında büyüme ivmemizi sürdürerek, miktar bazında yüzde 6, değer bazında yüzde 10 oranında artış kaydettik. Bugün itibarıyla en büyük üç pazarımız olarak ABD, Suriye ve İtalya öne çıkıyor. Diğer yandan ihracat vizyonumuz, pazar çeşitliliğimizi derinleştirerek sektörel riskleri dağıtma stratejisine dayanıyor. Küresel talebin parlayan yıldızı olan Afrika kıtasında son derece zorlu bir rekabetin içindeyiz. Çin’in gayrimenkul sektöründe yaşadığı daralma nedeniyle kapasitesi âtıl kalan Vietnam gibi bazı ülkelerin Batı Afrika’ya yönelmesi ve Mısır gibi tedarikçilerin devlet sübvansiyonlu ürünlerle yarattığı haksız fiyat rekabetine karşı mücadele veriyoruz.  Fiyata dayalı yıkıcı rekabet girdabına kapılmadan; ürün kalitemiz, operasyonel güvenilirliğimiz ve güçlü lojistik altyapımızla pazar payımızı kararlılıkla koruyoruz. Afrikalı satın almacıların, sözleşmesine sadakatiyle bilinen ‘Türk Çimentosu’na yönelmesi bunun en somut kanıtıdır.”

“Suriye, Libya ve Ukrayna gibi pazarlarda kilit rol oynayacağız”

Önümüzdeki dönemin en hayati konularından birinin yıkıcı krizler yaşamış coğrafyaların yeniden inşası olacağını ifade eden Şahin şunları söyledi:

Suriye’ye ihracatımızın 7 ayda yüzde 113 gibi muazzam bir oranda artarak 2 milyon tona ulaşması ve buranın en büyük ikinci pazarımız konumuna yükselmesi, ülkedeki inşa sürecinin fiilen başladığını gösteriyor. Finansman kaynaklarının netleşmeye başlamasıyla sınır komşumuz yeniden ayağa kalkacak ve inanıyoruz ki Türkiye entegre karayolu bağlantıları ve coğrafi yakınlığı sayesinde, Suriye’nin ihtiyaç duyduğu hammaddeyi en hızlı ve kesintisiz şekilde sağlayan temel aktör olacak. Türk müteahhitlerinin güçlü şekilde sahaya döndüğü Libya pazarında ihracatımızın 5 katına çıkarak 290 bin tona fırlaması da altyapı yatırımlarının hızla canlandığının bir diğer göstergesi. Benzer bir lojistik avantajla, Ukrayna’nın gelecekteki yeniden inşasında da sahadaki kilit yerimizi almaya tamamen hazırız. Yurt içindeki deprem seferberliği kapsamındaki projelerimizin tamamlanmasıyla birlikte biriken üretim gücümüzü, bu coğrafyaların ihyası için çok daha rekabetçi bir şekilde küresel pazarlara aktaracağız.”

“SKDM uyumu küresel rekabette bizi öne çıkaracak bir fırsat olacak”

Avrupa Birliği ile ticarette yeni bir dönemin kapılarını aralayan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) uyum sürecini değerlendiren Şahin, bu alandaki ihtiyaçlarına yönelik şu mesajları verdi:   

Avrupa ile ticaretimizde yeni ve heyecan verici bir dönüşümün arifesindeyiz. SKDM’yi ve iklim krizine karşı atılan adımları sektörümüz için bir endişe kaynağı olarak değil; aksine daha yenilikçi, yeşil ve sürdürülebilir bir üretime geçiş için değerli bir ‘gelişim ve dönüşüm alanı’ olarak görüyoruz. Emisyon endeksine tam uyum sürecinde aşmamız gereken bazı teknik sertifikasyon aşamaları var ancak biz bu süreci en kısa sürede tamamlayarak, SKDM uyumunu küresel rekabette bizi bir adım öne çıkaracak bir fırsat olarak değerlendireceğiz. Bu konuda ihtiyaç duyduğumuz girdilerin hızlı temini için gerekli ithalat koridorlarının oluşturulması hususunda Ticaret Bakanlığımızın kıymetli destekleriyle, Avrupa pazarına entegrasyonumuzu daha güçlü bir şekilde sürdüreceğiz.”

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye