Kayalar Kimya, Yarım Asırlık Başarısını Çalışanlarıyla Kutladı - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Kayalar Kimya, Yarım Asırlık Başarısını Çalışanlarıyla Kutladı

Yayınlandı

-

Türkiye’nin önde gelen kimya şirketlerinden Kayalar Kimya, 50. kuruluş yıl dönümünü ilk olarak bu başarı yolculuğuna emek veren çalışanlarıyla birlikte kutladı.

Kimya sektörünün köklü kuruluşlarından Kayalar Kimya, resmi kuruluş tarihi olan 11 Ocak 1976’dan bu yana sürdürdüğü faaliyetlerinin 50. yılını bir etkinlikle kutladı. Şirket yarım asırlık başarısını ve gelecek vizyonunu çalışanlarıyla paylaşmayı öncelik olarak benimsedi.

Kayalar Kimya’nın kurucusu Yılmaz Kayalar video mesajıyla şirketin kuruluş sürecine ve bugüne uzanan gelişimine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, Kayalar Kimya’nın temel değerlerinin ilk günden bu yana değişmeden korunduğunu vurguladı. Yönetim Kurulu Üyesi Tolga Kayalar ise 50 yıllık bu yolculukta ekip çalışması ve kurumsal kültürün belirleyici rolüne ve bu başarıdaki insan faktörünün öneminde dikkat çekti.

Kayalar Kimya Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Ersin Kenan Kayalar ise, şirketin gelecek dönem stratejilerine ve uzun vadeli hedeflerine değinerek, Kayalar Kimya’nın sürdürülebilir büyümesinde çalışanların emeği ve katkısının belirleyici rolünü vurguladı. Ersin Kenan Kayalar şirket çalışanlarına özverili çalışmaları için teşekkür etti. 

Kayalar Kimya bünyesinde 15 yıl ve üzeri kıdeme sahip çalışanlar için kıdem töreni düzenlenerek, uzun yıllardır kuruma katkı sağlayan çalışanlar onurlandırıldı. Etkinlikte sahne alan İlker Ayrık ise çalışanların interaktif katılımıyla gerçekleşen programıyla çalışanlara keyifli anlar yaşattı.
Kayalar Kimya’nın 50. kuruluş yıl dönümü kutlaması, şirketin yalnızca geçmiş başarılarını değil, çalışan odaklı yaklaşımını, kurumsal bağlılık anlayışını ve geleceğe yönelik istikrarlı vizyonunu da ortaya koyan anlamlı bir buluşma olarak gerçekleşti. 

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Koçtaş, OTÜSEM İş Birliğiyle İnşaat Sektöründe Nitelikli İş Gücünü Destekliyor

Yayınlandı

-

Koçtaş, ustalara ve evini kendi yapmak isteyen bireylere değer katan projelerine bir yenisini daha ekleyerek, OSTİM Teknik Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (OTÜSEM) ile kapsamlı bir eğitim iş birliğine imza attı. İş birliği kapsamında hayata geçirilecek eğitim programlarıyla, inşaat ve yapı sektöründe ihtiyaç duyulan nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine katkı sağlanması hedefleniyor.

Türkiye’nin lider ev geliştirme perakendecisi Koçtaş ile OSTİM Teknik Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (OTÜSEM) arasında önemli bir iş birliği protokolü imzalandı. Bu kapsamda, eğitim programları Koçtaş’ın eğitim ve gelişim merkezi Koçtaş Atölye çatısı altında hayata geçirilecek. Uygulamaya dayalı ve sahada doğrudan karşılığı olan içeriklerle kurgulanan bu programlar; ustaların ve bireylerin mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmeyi, sektöre donanımlı insan kaynağı kazandırmayı ve ev geliştirme alanında nitelikli uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.

Evde Tamirattan Peyzaj Uygulamalarına Uzanan Eğitimler

İş birliği kapsamında sunulacak “Evimde Usta Benim – Evde Tamirat Eğitim Programı”, yapı ve bakım alanında temel teknik bilgiye sahip, güvenli ve bilinçli uygulama yapabilen bireyler yetiştirilmesini hedefliyor. Program sayesinde katılımcılar; küçük ölçekli onarım, montaj ve bakım işlerinde sektörel standartlara uygun uygulama becerileri kazanarak, hem kendi yaşam alanlarında hem de profesyonel hayatta bu bilgi ve becerileri kullanma imkanı buluyor. Koçtaş ve OTÜSEM iş birliğiyle hayata geçirilecek bir diğer program olan “Bahçe Düzenlemesi ve Peyzaj Eğitimi” ise açık alan düzenleme, çevre düzenlemesi ve peyzaj uygulamaları alanlarında temel uygulama becerilerine odaklanıyor. Eğitim, bu alanda kendini geliştirmek ve uzmanlaşmak isteyen bireylere yönelik pratik ve uygulanabilir bir içerik sunuyor.

Geniş Katılımlı ve Sürdürülebilir Eğitim Yaklaşımı

Koçtaş Atölye’de yürütülecek eğitim programları; sektöre adım atmak isteyen bireylerden mesleki becerilerini geliştirmeyi hedefleyen çalışanlara, saha personelinden girişimcilik hedefi olan katılımcılara kadar geniş bir kitleye hitap ediyor. Teorik bilginin yanı sıra uygulamalı eğitim anlayışıyla kurgulanan programlar, iş sağlığı ve güvenliği bilincini ve mesleki sorumluluk kültürünü merkeze alıyor. Koçtaş, OTÜSEM ile hayata geçirdiği bu iş birliğiyle, ustalara ve evini kendi yapmak isteyen bireylere değer katmayı, ev geliştirme ekosistemini güçlendirmeyi ve inşaat sektörünün nitelikli iş gücü ihtiyacına sürdürülebilir çözümler sunmayı hedefliyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

RÜZGÂR ENERJİSİNDE PLANLI, ÖNGÖRÜLEBİLİR VE UZUN VADELİ BÜYÜME YOL HARİTASI

Yayınlandı

-

İstanbul’da düzenlenen Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) basın toplantısında, rüzgâr enerjisinde depolamalı projelerle birlikte oluşan 32.000 MW seviyesindeki kapasite portföyü, sektörde yatırımcı güvenini ve öngörülebilirliği önceleyen uzun vadeli büyüme yaklaşımı çerçevesinde ele alındı. Toplantıda, rüzgâr enerjisinin Türkiye’nin enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayi yatırımlarının sürdürülebilirliği açısından taşıdığı stratejik rol öne çıktı. TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, rüzgâr enerjisinin Türkiye’de ani sıçramalarla değil, net hedefler ve takvimlerle tanımlanmış, öngörülebilir bir planlama modeli doğrultusunda büyümesi gerektiğini ifade ederken; TÜREB Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı da sektörün üretim, yatırım ve sanayi boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden başkanlığında gerçekleştirilen basın toplantısında; TÜREB Başkan Yardımcıları Ebru Arıcı, Ufuk Yaman, Samet Güldoğan ve Erinç Kısa ile TÜREB Saymanı Çağrı Güven değerlendirmelerde bulundu. Yapılan değerlendirmelerde, sektörün kısa vadeli hedefler yerine öngörülebilir, programlı ve sürdürülebilir bir gelişim modeli doğrultusunda ilerlediği vurgulandı. 

RÜZGÂR VE GÜNEŞ ENERJİSİNDE BÜYÜMENİN STRATEJİK ÇERÇEVESİ

Basın toplantısında yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının her geçen yıl artmaya devam ettiği ifade edildi. Hidroelektrik kaynaklarda teknik potansiyelin büyük ölçüde kullanıldığına dikkat çekilirken, önümüzdeki dönemde büyümenin ana taşıyıcılarının rüzgâr ve güneş enerjisi olacağı aktarıldı. Bu kapsamda, rüzgâr ve güneş yatırımlarının kısa vadeli kurulum hedeflerinden ziyade, uygulama ve sonuç odaklı bir yaklaşımla, çok yıllı bir planlama perspektifi doğrultusunda ele alındığı belirtildi. Yapılan değerlendirmelerde, özellikle 2026 ve sonrasının rüzgâr enerjisinde sahaya yansıyan yatırımların hız kazandığı bir dönem olarak konumlandığı; enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayi altyapısının güçlendirilmesi hedefleriyle birlikte bütüncül şekilde ele alındığı vurgulandı.

YEKA İHALELERİYLE OLUŞAN ÖNGÖRÜLEBİLİR YATIRIM TAKVİMİ

Rüzgâr enerjisinde planlı büyümeyi destekleyen temel mekanizmalar arasında yer alan YEKA ihalelerine de toplantıda değinildi. Paylaşılan bilgilere göre, son üç yılda her yıl yaklaşık 1.100–1.200 MW büyüklüğünde YEKA ihaleleri gerçekleştirildi. Bu sürekliliğin, yatırımcılar açısından güçlü bir öngörülebilirlik sağladığı belirtilirken; söz konusu takvimin hem yerli hem de yabancı yatırımcıların uzun vadeli planlama yapabilmesine imkân tanıdığı ifade edildi. Düzenli şekilde sürdürülen YEKA ihalelerinin, sanayi tarafında kapasite yatırımlarının planlanmasına, finansman tarafında ise kredi ve kaynak yapılandırmasının daha sağlıklı biçimde yürütülmesine katkı sunduğu; bu yapının önümüzdeki dönemde uygulama odaklı yatırımların artmasına zemin hazırladığı aktarıldı.

RÜZGÂR ENERJİSİNDE PLANLI VE ÖNGÖRÜLEBİLİR BÜYÜME

TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve küresel tedarik zinciri kırılmaları, yenilenebilir enerjiyi yalnızca iklim hedefleri açısından değil, enerji arz güvenliği ve enerji bağımsızlığı açısından da stratejik bir başlık haline getirdi. Türkiye, rüzgâr ve güneşte potansiyeli yüksek, yatırım imkânı güçlü bir ülke konumunda. Yatırımcı açısından en kritik konu öngörülebilirlik; devletimizin her yıl düzenli şekilde kapasite tahsisleri ve YEKA ihalelerini sürdürmesi bu alandaki kararlılığı net biçimde gösteriyor. Depolamalı tarafta yaklaşık 33.000 MW’lık kapasite tahsisi yapılmış durumda; bunun 18.500 MW’ı depolamalı rüzgâr projelerinden oluşuyor. Bu projeler hızla geliştirme aşamasında ve ilk tesislerin bu yıldan itibaren peyderpey devreye girmesini bekliyoruz. 2025, izin süreçleri ve yatırımlar için bir hazırlık yılıydı; 2026’yı ise rüzgâr santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngörüyoruz. Bunun yanında YEKA projeleri zaten 2024-2025 devreye giriyordu peyderpey, ihaleyi kazanan şirketler tarafından hayata geçiriliyordu. Bu yıl onların da devam edeceğini göreceksiniz. Türkiye’de rüzgârda elektriksel kurulu güç 14.700 MW’a, mekanik kurulu güç ise 15.000 MW’ın üzerine çıktı; son bir yılda yaklaşık 2.000 MW’lık kurulum tamamlandı ve bu son 15 yılın en güçlü performanslarından biri. ‘Süper izin’ düzenlemeleriyle amaç mevzuatı ortadan kaldırmak değil, mükerrer adımları sadeleştirerek izin süreçlerini eşgüdümlü ve yönetilebilir hale getirmek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji tesislerinde imar düzenlemesi yapma ve ruhsatlandırmaya dönük çok değerli bir yetki aldı. Bu da inşallah bu sene hayata geçecek. Bu da, eldeki büyük rüzgar portföyünü, yenilenebilir portföyünü, bundan sonraki yıllarda da her yıl daha da artacak şekilde, yıllık kullanımları daha da artacak şekilde, destekleyecek. Bu da yatırım ortamında önemli bir öngörülebilirlik ve hızlanma sağlayacak diye düşünüyoruz. 2026’nın ilk yarısında en az iki yeni kanat fabrikasının faaliyete geçmesini bekliyoruz. Sanayimiz de türbinleri, aksamları yerli yapmak üzere yatırımlara girişiyor. Şu an ülkemizde, 2, hatta 3 olacak, kanat fabrikasının hayata geçmesine dönük çalışmalar var. Bu yılın ilk ve ikinci çeyreğinde, bu fabrikaların en azından 2’sinin hayata geçtiğini beraberce duyuracağız. YEKA projelerinde %55’in üzerinde yerlilik oranına ulaştık; bu Türkiye’yi Avrupa’nın en güçlü rüzgâr sanayi ülkeleri arasına taşıyor. Globalde ticari çekişmeleri, ekonomik savaşları, Çin ile Amerika ve Avrupa Birliği arasında yaşanan çekişmeleri ve dünyada rüzgar imalatında Çin’in gücünü dikkate aldığınızda, Türkiye’nin Avrupa ve Batı dünyası için önemli bir türbin ve aksam tedarikçisi olması, hem bugün yadsınamaz bir gerçek hem de bundan sonra bunun kuvvetlenmesi çok daha mümkün.”

Deniz üstü rüzgarda devam eden çalışmalara da değinen Erden, “Dünya Bankası’yla önemli işbirlikleri yapıyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız bu yılın sonuna doğru en kötü ihtimalle, umuyorum bir sonraki seneye kalmaz, ilk deniz üstü rüzgar santrali ihalesinin yarışmasını gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Karadeniz’de, Marmara Denizi’nde, Ege Denizi’nde çeşitli teknik çalışmalar yapıldı. Bakanlığımız da uluslararası görüşmelere bu çerçevede devam ediyor” dedi.

Erden, 2026 yılında 1.000–1.500 MW aralığında yeni rüzgar YEKA ihalelerinin yapılmasını beklediklerini ve önümüzdeki 4-6 yıl boyunca yıllık kurulumların 2.000 MW’ın altına düşmeyeceğini belirterek, söz konusu ivmenin 2030’a kadar korunacağını öngördüklerini, her 2.000 MW’lık yeni rüzgar türbini kurulumunun Türkiye’ye 2–2,5 milyar dolarlık yeni yatırım anlamına geldiğini kaydetti.

RÜZGÂR ENERJİSİNDE İZİN SÜREÇLERİNDE SADELEŞME VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK

‘Süper İzin’ düzenlemesinin mevzuatı ortadan kaldırmadığını, mükerrer süreçleri sadeleştirerek izin mekanizmalarını eşgüdümlü, öngörülebilir ve yönetilebilir hale getirmeyi amaçladığını vurgulayan TÜREB Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı, “Rüzgâr enerjisinde izin süreçlerini hızlandırmak amacıyla kamuoyunda ‘süper izin’ olarak anılan düzenleme, herhangi bir mevzuatı ortadan kaldırmıyor; mükerrer adımları sadeleştirerek süreçleri eşgüdümlü ve yönetilebilir hale getiriyor. Bugün Türkiye’de 292 işletmede rüzgâr santralimiz bulunuyor, buna ek olarak 408 proje hâlen izin süreçlerinde ilerliyor. Bu projeler Çevre, Enerji ve ilgili diğer kamu kurumları nezdinde çok sayıda aşamadan geçiyor; dolayısıyla yapılacak her sadeleştirici düzenleme hem kamu tarafındaki yükü azaltıyor hem de yatırımcı açısından öngörülebilirliği artırıyor. Halihazırda izinlerini tamamlamış yaklaşık 1.000 MW’lık santral portföyü bulunurken, kapasite artışları, ön lisans süreçleri ve yeni YEKA ihaleleriyle birlikte 25.000 MW’ı aşan bir proje stoğu da arkadan geliyor. ÇED süreçlerine ilişkin önemli düzenlemeler zaten daha önce hayata geçirilmişti; EPDK bu alanda ilk adım atan kurum oldu. Orman izinleriyle ilgili talimat yayımlandı, ikincil mevzuat hazırlıkları sürüyor. En kritik başlıklardan biri olan imar planı ve yapı ruhsatı yetkisinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na devredilmesine ilişkin düzenlemenin ise en geç mart ayı sonuna kadar devreye girmesini bekliyoruz. Bu adımlar, sahadaki yatırımların hızlanmasına doğrudan katkı sağlayacak.” ifadelerini kullandı.

FİNANSMAN: “DESTEK GÜÇLÜ, SEÇİCİLİK VE ÖZ KAYNAK İHTİYACI ARTIYOR”

Konuşmasında, rüzgâr yatırımlarının bugüne kadarki büyümesinde yerli ve yabancı bankaların kritik rol oynadığını belirten, TÜREB Sayman, Finansal Kurum Paydaşlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Çağrı Güven, “Rüzgâr yatırımlarının bugüne kadarki büyümesinde yerli ve yabancı finans kuruluşlarının desteği belirleyici oldu; 15.000 MW’lık kurulu güce ulaşılmasında bankaların proje finansmanı tecrübesi kritik rol oynadı ve pek çok projede %80’e varan kredi, %20 öz kaynak yapılarıyla finansman sağlandı. Ancak 2035 hedeflerine ilerlerken depolamalı projelerin daha yüksek yatırım bütçeleri gerektirmesi, gelir modellerine ilişkin belirsizlikler ve fiyat öngörülerinin zorlaşması finansman tarafında seçiciliği artırıyor. Bazı projelerde yatırımcıdan daha yüksek öz kaynak katkısı talep edilebiliyor. Bu noktada YEKA ve destek mekanizmaları öngörülebilirlik sağlıyor; hedeflere ulaşmak için finans kuruluşlarının güçlü ilgisinin sürmesi büyük önem taşıyor.” dedi.

YEKA VE YERLİ AKSAM: “SANAYİNİN TAŞIYICI MEKANİZMALARI”

Sanayi başlığında değerlendirmelerde bulunan TÜREB Sanayiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samet Güldoğan, “YEKA ve yerli aksam destekleri, Türkiye rüzgâr sanayisinin büyümesinde iki temel mekanizma olarak öne çıkıyor. YEKA projelerinde kule, kanat ve jeneratör gibi ana aksamlar için getirilen yerlilik şartları, sanayiye talep sürekliliği sağlıyor ve yerli üretimi güçlendiriyor. Depolamalı projelerde yerli aksam kullanan yatırımcılar ek desteklerden faydalanıyor; mekanizmada yapılan güncellemeler olumlu olmakla birlikte kapsayıcılığın artırılması sanayinin ivmesini daha da yükseltecektir. Sanayi Bakanlığı’nın yatırım teşvikleri ile Ticaret Bakanlığı’nın koruyucu tedbirleri, yerli rüzgâr sanayisinin gelişimine önemli katkı sunuyor.” dedi.

OFFSHORE RÜZGÂR: “HEDEF 5 GW, İLK PROJELER 2030’A KADAR”

Deniz üstü rüzgâr başlığında konuşan TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman, “Türkiye’nin 2035 perspektifinde 5 GW deniz üstü rüzgâr hedefi bulunuyor ve bu hedef doğrultusunda teknik çalışmalar sürüyor. Dünya Bankası finansmanıyla Marmara Denizi’nde yürütülen ölçüm kampanyasında ilk ölçümler 2025 Mart’ında başladı; 2026 ilkbaharında tamamlanmasıyla birlikte finansmana uygun fizibilite altyapısı güçlenecek. Ancak 5 GW hedef için Marmara’daki kapasite tek başına yeterli değil; bu nedenle yatırımcı belirsizliklerini azaltacak, ölçüm almadan da kapasite tahsisine imkân tanıyan inovatif modeller üzerinde çalışılıyor. Amaç, deniz üstü rüzgârda ilk projelerin planlandığı şekilde 2030’a kadar hayata geçirilmesi.” dedi.

Okumaya Devam Et

GENEL

LÜKS GAYRİMENKULDE TERCİHLER DEĞİŞTİ“ÇİFTÇİ TOWERS TÜRKERLER”

Yayınlandı

-

Türkiye’de gayrimenkul sektörünün en dinamik alanlarından biri olan lüks konut segmentinde, son yıllarda dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Üst gelir grubuna mensup alıcılar, geçmişte şehir merkezinin dışında, geniş bahçeli villaları tercih ederken; bugün bu eğilim yerini şehir merkezindeki yüksek metrekareli, konforlu rezidans dairelere bırakıyor. Değişen yaşam alışkanlıkları, zaman yönetimi, sosyal erişim ihtiyacı ve güvenlik gibi unsurlar, bu dönüşümün temel sebepleri arasında yer alıyor.

Modern şehir yaşamının sunduğu olanaklardan kopmadan, aynı zamanda ferahlığı, mahremiyeti ve konforu bir arada yaşamak isteyen üst segment konut alıcıları, artık şehir merkezindeki nitelikli konutlara yöneliyor. Bu değişim, İstanbul’un gayrimenkul haritasında da önemli bir kırılma oluşturuyor. Artık lüks, sadece metrekare veya malzeme kalitesiyle değil; konum, erişim, hizmet ve yaşam deneyimi ile tanımlanıyor.

Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri, Türkerler Holding imzası taşıyan Çiftçi Towers Türkerler projesi. İstanbul’un en prestijli lokasyonlarından biri olan Nispetiye’de yer alan proje, 100 metrekare net salon ve 250 metrekareye ulaşan net kullanım alanlarıyla şehir merkezinde ferahlığı yeniden tanımlıyor. Projede yer alan daireler; Boğaz, Haliç ve tarihi yarımada manzarasını aynı çerçevede sunan 360 derecelik panoramik manzarasıyla hem mimari hem de yaşam kalitesi açısından benzersiz bir standart oluşturuyor.

Çiftçi Towers Türkerler, sadece bir konut projesi değil; aynı zamanda bir yaşam deneyimi olarak tasarlandı. Projede rezidans hizmetleri, vale ve concierge sistemleri, güvenlik altyapısı, akıllı ev teknolojileri ve özel sosyal alanlarıyla şehir merkezinde sakinlerine eksiksiz bir yaşam sunuluyor. Alıcı profili ise, büyük oranda şehir dışındaki villa bölgelerinde yaşamış, ancak merkezdeki dinamizme ve erişilebilirliğe geri dönmek isteyen kişilerden oluşuyor.

DİLEK KARAGÖZ “VİLLALARDAN ŞEHRİN MERKEZİNE GERİ DÖNÜŞ BAŞLADI”

Türkerler Holding GYO Satış ve Pazarlama Direktörü Dilek Karagöz, lüks gayrimenkul pazarındaki yeni eğilimin güçlü bir şekilde hissedildiğini belirterek şunları söyledi:

“Uzun yıllar boyunca yüksek gelir grubundaki konut alıcıları, şehirden uzak, doğayla iç içe villa tipi konutlara yönelmişti. Ancak son dönemde bu tablo hızla değişiyor. Artık lüks kavramı, sadece geniş bahçeli bir evle değil; şehir merkezinde yüksek metrekareli, manzaralı ve tam hizmetli rezidans yaşamı ile özdeşleşiyor. İnsanlar zamanı daha verimli kullanmak, iş ve sosyal yaşamın merkezine yakın olmak istiyor. Bu da İstanbul gibi mega kentlerde merkezi konumda, yüksek standartlarda yaşam alanlarına olan talebi ciddi biçimde artırdı.”

Karagöz, villalardan şehir merkezine geri dönüş yapan alıcıların beklentilerini şöyle özetledi:

“Çiftçi Towers Türkerler projemize gelen alıcıların büyük kısmı, daha önce bahçeli villalarda yaşamış kişiler. Ancak ulaşım zorlukları, sosyal yaşamdan uzaklık ve zaman yönetimi gibi sebepler, bu kitlenin şehir merkezine dönmesine neden oldu. Çiftçi Towers Türkerler, bu ihtiyacı karşılayan nadir projelerden biri. Geniş metrekareli daireleri, panoramik İstanbul manzarası, rezidans hizmetleri ve merkezi konumuyla lüksü, konforu ve şehir yaşamını tek çatı altında buluşturuyor. Çiftçi Towers Türkerler, gerek mimarisi gerekse uluslararası standartlarda donatılarıyla Türkiye’nin lüks konut alanındaki referans projelerinden biri haline geldi.”

Projenin finansal açıdan da dikkat çekici avantajlar sunduğunu belirten Karagöz, “Konut alıcılarımız için şu anda yüzde 0 KDV avantajı devam ediyor. Bu fırsat, hem yatırım değeri hem de ödeme kolaylığı açısından önemli bir avantaj sağlıyor” dedi. 

YENİ LÜKS: GENİŞ YAŞAM ALANLARI, KONFOR, PANORAMİK MANZARA VE ŞEHRİN NABZI

Gayrimenkul sektörü uzmanları, lüks konut anlayışındaki bu değişimin uzun vadeli bir trende dönüştüğünü belirtiyor. Artık yüksek gelir grubu için “lüks”, yalnızca yaşam alanının büyüklüğü değil; aynı zamanda şehrin merkezinde prestijli bir yaşam deneyimi anlamına geliyor. Ulaşımın kolay olduğu, sosyal imkanların birkaç adım ötede bulunduğu, güvenlik ve hizmet kalitesinin yüksek olduğu projeler, tercih listelerinde ilk sırada yer alıyor.

Çiftçi Towers Türkerler, bu bakış açısıyla İstanbul’un merkezinde yaşayanlara, villa konforunda şehirli bir yaşam sunuyor. Proje; ferah daire planları, 3.15 metre yüksek tavanlı yaşam alanları, panoramik cam cepheleri ve modern rezidans hizmetleriyle kentli yaşamın en seçkin örneklerinden birini temsil ediyor.

Türkerler Holding’in mühendislik ve inşaat alanındaki tecrübesiyle şekillenen proje, sadece lüks bir konut yatırımı değil; aynı zamanda İstanbul’un yeni simgelerinden biri olarak konumlanıyor. Depreme dayanıklı altyapısı, sürdürülebilir malzeme kullanımı ve akıllı bina teknolojileriyle Çiftçi Towers Türkerler, konforun yanında güvenliği ve sürdürülebilirliği de ön planda tutuyor.

ŞEHRİN MERKEZİNDE YENİ BİR YAŞAM KÜLTÜRÜ

Nispetiye’nin seçkin atmosferinde yer alan Çiftçi Towers Türkerler, konumu itibarıyla İstanbul’un hem iş hem de sosyal yaşam merkezlerine birkaç dakikalık mesafede bulunuyor. Boğaz, Levent, Bebek ve Etiler aksına yakınlığıyla, sakinlerine hem prestij hem de kolaylık sunuyor.

Türkerler Holding, projeyi yalnızca bir konut kompleksi değil, İstanbul’un yeni yaşam sembollerinden biri olarak tanımlıyor. Lüks segmentte değişen beklentilere yanıt veren Çiftçi Towers Türkerler, şehirli yaşamın en zarif ve konforlu halini bir araya getiriyor.

Çiftçi Towers Türkerler, modern şehir yaşamında “lüks” kavramının yeniden tanımlandığı yeni dönemin simgesi olarak, İstanbul’un merkezinde seçkin bir yaşam vadetmeye devam ediyor.

Çiftçi Towers Türkerler, aynı zamanda sunduğu spor ve sosyal donatı alanlarıyla da şehirdeki rezidans yaşamına yeni bir boyut kazandırıyor. Geniş yeşil alanları, yüzme havuzları, koşu parkurları, fitness merkezleri, spa alanları ve sosyal yaşam merkezleriyle rezidans kültüründe alışılmışın ötesinde bir yaşam standardı sunuyor. Bu olanaklar sayesinde proje, şehir içinde doğayla iç içe, dinamik ve konforlu bir yaşam arayanlara ideal bir seçenek oluşturuyor.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler