İnşaatta Döngüsel Ekonomi: Atıkların Yeniden Kullanımı ve Geri Dönüşümü - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

İnşaatta Döngüsel Ekonomi: Atıkların Yeniden Kullanımı ve Geri Dönüşümü

Yayınlandı

-

Dünyada artan nüfus ve kentleşme ile birlikte inşaat sektörü hızla büyümekte, ancak bu büyüme beraberinde büyük miktarda atık üretimini de getirmektedir. Geleneksel inşaat yöntemleri, doğadan alınan hammaddelerin tek kullanımlık olmasına ve büyük miktarda israf oluşmasına neden olur. Bu durum, hem çevresel sürdürülebilirliği tehdit eder hem de ekonomik açıdan büyük kayıplara yol açar. Döngüsel ekonomi, inşaat sektöründe atık miktarını azaltmayı, malzemelerin yeniden kullanımını teşvik etmeyi ve kaynakları daha verimli kullanmayı amaçlayan bir yaklaşımdır.


1. Döngüsel Ekonomi Nedir?

Döngüsel ekonomi, geleneksel “al-kullan-at” sisteminin aksine, malzemelerin tekrar kullanılmasını, geri dönüştürülmesini ve kaynakların en verimli şekilde değerlendirilmesini öngören bir ekonomik modeldir. Bu yaklaşım, inşaat sektöründe malzemelerin yaşam döngüsünü uzatmayı, enerji tüketimini azaltmayı ve çevresel etkileri en aza indirmeyi hedefler.

Döngüsel ekonominin inşaat sektöründeki temel prensipleri şunlardır:

  • Atık üretimini en aza indirmek,
  • Malzemelerin yeniden kullanımı ve geri dönüşümünü teşvik etmek,
  • Yenilenebilir ve çevre dostu malzemeleri tercih etmek,
  • Binaların söküm aşamasında geri dönüştürülebilir malzemeleri ayırmak,
  • Modüler ve esnek yapı tasarımlarını benimsemek.

2. İnşaat Sektöründe Atık Üretimi ve Çevresel Etkileri

İnşaat sektörü, dünyadaki atıkların büyük bir kısmını üretmektedir. Dünya genelinde inşaat ve yıkım süreçlerinden kaynaklanan atıklar, tüm katı atıkların yaklaşık %30-40’ını oluşturmaktadır. Bu atıkların büyük bir bölümü beton, tuğla, çelik, ahşap, cam, plastik ve alçıpan gibi malzemelerden oluşmaktadır.

Eğer döngüsel ekonomi ilkeleri benimsenmezse, inşaat atıkları şu olumsuz etkilere yol açabilir:

  • Hammadde tükenmesi: Yeni yapı malzemeleri için sürekli hammaddeye ihtiyaç duyulması doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olur.
  • Çevre kirliliği: Atıkların düzensiz depolanması ve geri dönüştürülmemesi çevreye zarar verir, su ve hava kirliliğine yol açar.
  • Enerji tüketimi: Yeni malzeme üretimi büyük miktarda enerji gerektirir, bu da karbon emisyonlarının artmasına neden olur.

3. İnşaat Malzemelerinin Yeniden Kullanımı ve Geri Dönüşümü

İnşaat sektöründe döngüsel ekonomiyi uygulamak için atık yönetimi kritik bir adımdır. İnşaat ve yıkım süreçlerinden çıkan malzemelerin tekrar kullanılması ve geri dönüştürülmesi, sektörde önemli çevresel ve ekonomik avantajlar sağlar.

Yeniden Kullanılabilir Malzemeler:

  • Çelik: Dayanıklılığı sayesinde sökülüp tekrar farklı projelerde kullanılabilir.
  • Ahşap: Yıkım işlemi sonrası işlenerek yeniden yapı malzemesi olarak kullanılabilir.
  • Kapı, pencere ve armatürler: Tamir edilerek veya doğrudan başka projelerde kullanılabilir.

Geri Dönüştürülebilir Malzemeler:

  • Beton: Kırılarak yol alt yapılarında dolgu malzemesi olarak kullanılabilir.
  • Cam: Yeni cam üretiminde geri dönüştürülebilir.
  • Alçıpan: Geri dönüştürülerek yeni alçıpan üretiminde hammadde olarak kullanılabilir.
  • Plastik: Yeniden eritilerek çeşitli inşaat malzemelerine dönüştürülebilir.

4. Döngüsel Ekonomiye Dayalı Sürdürülebilir İnşaat Teknikleri

Döngüsel ekonomi prensipleriyle inşaat süreçlerinde atık miktarı azaltılabilir ve kaynaklar verimli kullanılabilir. Bunun için kullanılan başlıca sürdürülebilir inşaat teknikleri şunlardır:

a) Modüler ve Prefabrik Yapılar

Modüler yapılar, önceden fabrikada üretilen ve daha sonra birleştirilen yapı elemanlarından oluşur. Bu sistemler:

  • Daha az atık üretir,
  • Yapıların sökülüp tekrar kullanılmasını sağlar,
  • Enerji ve iş gücünden tasarruf edilmesine yardımcı olur.

b) Akıllı Malzeme Seçimi

Daha az çevresel etkiye sahip malzemelerin seçilmesi döngüsel ekonomiyi destekler. Bambu, geri dönüştürülmüş plastik ve sürdürülebilir çimento gibi malzemeler çevre dostu alternatifler arasında yer alır.

c) Dijital Tasarım ve BIM (Building Information Modeling)

BIM teknolojisi, inşaat projelerinde malzeme kullanımını optimize ederek israfı önler. Dijital planlama ile yeniden kullanılabilir ve geri dönüştürülebilir malzemeler önceden belirlenebilir.


5. Döngüsel Ekonominin İnşaat Sektörüne Sağladığı Avantajlar

Döngüsel ekonominin inşaat sektöründe uygulanması hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük faydalar sunar:

✅ Atık miktarını azaltır: Daha az inşaat atığı, doğaya daha az zarar anlamına gelir.
✅ Kaynakları korur: Yeni hammadde ihtiyacını azaltarak doğal kaynakların tükenmesini önler.
✅ Maliyetleri düşürür: Geri dönüştürülen malzemelerin kullanımı, yeni malzeme alım maliyetlerini azaltır.
✅ Enerji tasarrufu sağlar: Geri dönüşüm süreçleri, yeni malzeme üretiminden daha az enerji tüketir.
✅ İnşaat sektöründe sürdürülebilirliği artırır: Yeşil bina standartlarına uyum sağlanmasını kolaylaştırır.


6. Sonuç: Gelecekte Döngüsel Ekonomi ile Daha Sürdürülebilir Yapılar

İnşaat sektörü, sürdürülebilirlik açısından büyük sorumluluk taşıyan sektörlerden biridir. Döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaşması, sektörün çevreye olan olumsuz etkilerini azaltırken ekonomik verimliliği de artıracaktır. Geri dönüştürülebilir malzemeler, modüler yapılar ve akıllı inşaat teknikleri ile gelecekte daha sürdürülebilir, atıksız ve çevre dostu şehirler inşa etmek mümkün hale gelecektir.

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

DYO SİYAH VE BEYAZIN TONLARINI MİMARLIK VE TASARIM DÜNYASIYLA BULUŞTURDU

Yayınlandı

-

 

DYO’nun renk uzmanlığını farklı disiplinlerden altı yaratıcı ismin kişisel renk hikâyeleriyle bir araya getiren DYO Orijin Siyah Beyaz Renk Koleksiyonu, Hilton Bosphorus’ta düzenlenen özel bir davetle mimarlık ve tasarım dünyasına tanıtıldı. Arzu Kaprol, Nejat Yavaşoğulları, Sefer Çağlar, Abdurrahman Çekim, Sedat Girgin ve Şemsa Denizsel’in kendi siyah ve beyazlarını tanımlamasıyla başlayan proje, DYO’nun renk uzmanlığıyla 21 siyah ve 21 beyazdan oluşan 42 renkli özgün bir koleksiyona dönüştü.

Türkiye’nin köklü boya markalarından DYO, renk konusundaki birikimini mimarlık, tasarım, moda, sanat, gastronomi ve müzik gibi farklı disiplinlerin bakış açısıyla buluşturan DYO Orijin Siyah Beyaz Renk Koleksiyonu’nu özel bir lansmanla tanıttı.

Hilton Bosphorus’ta gerçekleştirilen gecede mimarlık ve tasarım dünyasının temsilcileri bir araya gelirken, koleksiyonun oluşumuna katkı sunan Arzu Kaprol, Nejat Yavaşoğulları, Sefer Çağlar, Abdurrahman Çekim, Sedat Girgin ve Şemsa Denizselde davete katıldı.

Altı farklı hikâyeden 42 özgün renge

DYO Orijin Siyah Beyaz Renk Koleksiyonu’nun çıkış noktasını, siyah ve beyaz gibi ilk bakışta iki uç olarak görülen rengin aslında kişisel deneyimler, anılar, mekânlar ve duygularla ne kadar farklılaşabildiği fikri oluşturuyor.

Proje kapsamında altı isimden kendilerine ait bir siyah ve bir beyazı tanımlamaları istendi. Her biri kendi dünyasından, deneyimlerinden ve hikâyesinden yola çıkarak “kendi siyahını” ve “kendi beyazını” tarif etti. Bu kişisel renk tanımları, DYO’nun renk konusundaki uzmanlığıyla geliştirildi ve genişletildi.

Ortaya, birbirinden farklı 21 siyah ve 21 beyaz olmak üzere toplam 42 renkten oluşan DYO Orijin Siyah Beyaz Renk Koleksiyonu çıktı. Koleksiyon, mimar ve tasarımcılara siyah ve beyazın alışılmış sınırlarının ötesinde, farklı kullanım ve kombinasyon olanakları sunan yeni bir renk seçkisi oluşturuyor.

Koleksiyonun oluşumuna katkı sunan altı ismin siyah ve beyaza yükledikleri anlamlar, proje kapsamında hazırlanan özel video serisiyle de izleyicilerle buluştu. Her bir ismin kendi renklerini tanımlarken ilham aldığı hikâyeleri, kişisel deneyimlerini ve renklerle kurduğu bağı aktardığı filmler, lansman öncesinde DYO’nun YouTube kanalında yayımlandı. Lansman gecesinde de konuklarla paylaşılan videolar, koleksiyonun ardındaki yaratıcı süreci ve her rengin taşıdığı özgün hikâyeyi görünür kıldı.

Projenin renkleri Anadolu’daki okullara da ulaştı

DYO Orijin Siyah Beyaz Renk Koleksiyonu, tasarım ve renk odağının yanı sıra sosyal faydayı da projenin bir parçası haline getirdi.

DYO, projeye katkılarını sosyal faydaya dönüştürmeyi tercih eden altı ismin belirlediği okullara, ihtiyaçları doğrultusunda boya desteği sağlayarak projenin yarattığı değeri farklı şehirlerdeki eğitim ortamlarına taşıdı.

Bu kapsamda Arzu Kaprol’ün yönlendirmesiyle Hatay Abdi İpekçi Ortaokulu’na, Abdurrahman Çekim’in yönlendirmesiyle Ağrı Doğubayazıt Mehmet Akif Ersoy İlkokulu’na, Nejat Yavaşoğulları’nın yönlendirmesiyle İstanbul Arnavutköy Cumhuriyet Ortaokulu’na, Sedat Girgin’in yönlendirmesiyle Şanlıurfa Suruç Uysallı Köyü İlkokulu’na, Sefer Çağlar’ın yönlendirmesiyle Niğde Kitreli Köyü İlkokulu’na, Şemsa Denizsel’in yönlendirmesiyle Hatay Üçgedik İlköğretim Okulu’na boya desteğinde bulunuldu.

“Renk uzmanlığımızı farklı yüzeylere ve yaşam alanlarına taşıyoruz”

DYO Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Yakup Benli, koleksiyonun DYO’nun renk ve yüzey konusundaki geniş uzmanlığının bir yansıması olduğunu belirterek şunları söyledi:

“DYO olarak bizim için renk, yalnızca dekoratif boyayla sınırlı bir alan değil. Farklı sektörlere, farklı yüzeylere ve farklı ihtiyaçlara yönelik geliştirdiğimiz çözümlerle çok geniş bir bilgi birikimine sahibiz. 1971 yılından bu yana kendi Ar-Ge çalışmalarını yürüten bir şirket olarak bu teknik gücü, renk konusundaki deneyimimiz ve Türkiye’den beslenen yaratıcı çalışmalarla bir araya getirmeyi çok önemsiyoruz. DYO Orijin Siyah Beyaz Renk Koleksiyonu da bu yaklaşımın çok özel bir örneği. Altı farklı yaratıcı bakış açısından yola çıkarak, mimarların ve tasarımcıların projelerinde kullanabilecekleri kalıcı bir renk kaynağı ortaya koyduk.”

Mimarlık ve tasarım dünyasıyla yeni bir dönem

DYO Satış ve Pazarlama Direktörü Erdil Dinçer ise projenin tek başına bir renk koleksiyonu olmanın ötesinde, DYO’nun mimarlık ve tasarım dünyasıyla kurmak istediği uzun soluklu ilişkinin önemli adımlarından biri olduğunu vurguladı:

“DYO olarak mimar ve tasarımcılarla yalnızca ürün üzerinden değil; renk, fikir, içerik ve ortak üretim üzerinden de buluşmak istiyoruz. Türkiye’nin Renk Atlası’ndan DYO Orijin Siyah Beyaz Renk Koleksiyonu’na uzanan çalışmalarımızın arkasında da bu yaklaşım var. Yerelden ve içinde yaşadığımız kültürden beslenen, aynı zamanda evrensel tasarım dünyasıyla konuşabilen özgün işler üretmenin değerine inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde bu ilişkiyi çok daha sürekli hale getirmeyi hedefliyoruz.”

Katılımcılardan yeni iş birliklerine güçlü ilgi

Lansman gecesi boyunca mimarlık ve tasarım dünyasının temsilcileriyle gerçekleşen buluşmalarda, DYO ile daha yakın ve sürekli bir iletişim kurulmasına yönelik güçlü bir ilgi de öne çıktı. Katılımcılar; yeni iş birliklerine, ortak üretim alanlarına ve düzenli buluşmalara yönelik beklentilerini paylaşırken, DYO’nun mimarlık ve tasarım dünyasıyla kurduğu diyaloğun devam etmesinden duyacakları memnuniyeti dile getirdi.

DYO, bu yaklaşımı önümüzdeki dönemde DYO Vision çatısı altında daha da ileri taşımayı hedefliyor. Mimarlık ve tasarım dünyası için yeni bir iletişim, ilham ve etkileşim alanı olarak kurgulanan DYO Vision ile DYO; renk ve malzeme bilgisini yeni fikirler, içerikler, buluşmalar ve iş birlikleriyle bir araya getirecek.

Gecede ayrıca koleksiyona katkıda bulunan altı isme teşekkür edilerek, her birinin koleksiyona kazandırdığı özgün siyah ve beyaz tonlarını bir araya getiren, kendilerine özel hazırlanan renk çalışmaları takdim edildi.

DYO Orijin Siyah Beyaz Renk Koleksiyonu, 42 özgün tonuyla mimar ve tasarımcılara siyah ile beyaz arasında yeni bir renk dünyası açarken; DYO için de mimarlık ve tasarım dünyasıyla kurulacak yeni iş birliklerinin başlangıcını temsil ediyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Ege Yapı’dan İstanbul’da Ev Sahibi Olmak İsteyenlere Bahçeada Fırsatı

Yayınlandı

-

 

Ege Yapı, 699 bin TL’den başlayan peşinat ve 69 bin TL’den başlayan aylık taksitlerle Bahçeşehir Bahçeada’da, ev sahibi olmayı kolaylaştıran şirket finansmanlı ödeme modeli sunuyor.

Şirket nitelikli konutları daha ulaşılabilir hale getirme yaklaşımını Bahçeada projesiyle sürdürüyor.

Son yıllarda artan inşaat maliyetlerinin konut fiyatlarına yansıması, özellikle büyük kentlerde konuta erişimi zorlaştırdı. İstanbul’da ev sahibi olmak isteyenler için konutun fiyatı kadar, ödeme koşulları da satın alma kararında belirleyici hale geldi. 

Ege Yapı, Bahçeşehir’de geliştirdiği Bahçeada projesine özel şirket finansmanlı ödeme modeliyle konut alımındaki başlangıç maliyetlerini kolaylaştırmayı ve daha geniş bir kesimin ev sahibi olabilmesine imkân sağlamayı hedefliyor. Lansmana özel kampanya kapsamında 699.000 TL’den başlayan peşinat ve 69.000 TL’den başlayan aylık taksit seçenekleri sunuluyor.

Ege Yapı Satış Direktörü Barış Göçek: “Ev sahibi olmayı kolaylaştırmak önceliklerimiz arasında”

Ege Yapı Satış Direktörü Barış Göçek, konuta erişimin giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde ödeme koşullarının belirleyici rolüne dikkat çekerek şunları söyledi:

“Ev sahibi olmak, pek çok kişi için hayatın en önemli kararlarından biri. Ancak bu kararı hayata geçirebilmek, yalnızca uygun bir konut bulmaya değil, ödeme koşullarının kişilerin bütçeleriyle uyumlu olmasına da bağlı. Ege Yapı olarak konut sahibi olmayı kolaylaştıran modeller geliştirmeyi önemsiyoruz. Bahçeada’da sunduğumuz şirket finansmanlı ödeme seçenekleriyle, İstanbul’da ev sahibi olmak isteyenlerin bu hayalini gerçeğe dönüştürmelerine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Nitelikli yaşam alanlarını, ulaşılabilir ödeme koşullarıyla bir araya getirerek konuta erişim konusunda somut bir alternatif sunuyoruz.”

Bahçeşehir’de dört etapta 2.457 konut

Dört etapta geliştirilen Bahçeada, 2.457 konut ve 15 ticari üniteden oluşuyor. Proje, 1+0 stüdyo dairelerden 3+1 tipteki dairelere uzanan farklı seçenekleriyle hem kendi evinde yaşamak hem de gayrimenkul yatırımı yapmak isteyenlere hitap ediyor. Proje, TEM Otoyolu’na yakın konumu ve toplu taşıma alternatiflerine erişimiyle öne çıkıyor.

Açık yüzme havuzları, fitness alanları, sosyal tesisler, kreş, çocuk oyun alanları, restoran ve kafeler ile geniş peyzaj alanları, Bahçeada’da günlük yaşamı zenginleştiren olanaklar arasında yer alıyor. Güncel deprem yönetmeliklerine uygun olarak geliştirilen projede, güneş panelleriyle desteklenen enerji çözümleri ve yağmur suyu toplama sistemleri de yer alıyor.

Bahçeada’da Lansmana Özel Ödeme Avantajı

Ege Yapı, Bahçeada projesinin lansmanına özel olarak sunduğu şirket finansmanlı ödeme modeliyle İstanbul’da ev sahibi olmak isteyenlere önemli bir fırsat sunuyor. Bu özel kampanya kapsamında 699.000 TL’den başlayan peşinat, 60 ay vade ve 69.000 TL’den başlayan aylık taksit seçenekleriyle konut alımını kolaylaştırmayı amaçlıyor.

 

Okumaya Devam Et

GENEL

TUCSA’dan ‘Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye’ Manifestosu:  Hedef Yapılaşmada Endüstriyel Dönüşüm ve Yüzde 15 Büyüme

Yayınlandı

-

 
Stratejik ve yerli bir sanayi kolu olan yapısal çelik sektörünü 34 yıldır temsil eden Türk Yapısal Çelik Derneği’nin (TUCSA) yeni Yönetim Kurulu, “Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin” manifestosunu açıkladı. Türkiye’nin güçlü çelik üretim kapasitesini güvenli kentlere, daha hızlı kentsel dönüşüme ve yüksek katma değerli ihracata dönüştürmeyi hedefleyen TUCSA; yapı stoğunda çeliğin payını beş yıl içinde en az yüzde 15’e çıkarmayı stratejik hedef olarak ortaya koydu. Manifestoda modüler yapı üretimi ve “Yapı Fabrikaları” yaklaşımından kalite ve teknik yetkinliğe, sürdürülebilirlikten yapay zekâ, robotik otomasyon ve yüksek katma değerli yapı ihracatına uzanan altı dönüşüm başlığı yer aldı.
 
Türkiye’nin deprem gerçeği ve yapı güvenliği ihtiyacı inşaat sektöründe yeni bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Yapısal çelik sektörünün gelişimi için 1992’den beri faaliyet gösteren, Avrupa Yapısal Çelik Birliği (ECCS) üyesi olan Türk Yapısal Çelik Derneği (TUCSA), “Geleceği Çelikle Kurmak: Afete Dirençli, Sürdürülebilir, İnşaat’ta Endüstriyelleşen Türkiye” başlıklı toplantısında; Türkiye’nin yapılaşma anlayışında köklü bir dönüşüm için harekete geçtiklerini duyurdu. Ülkemizin deprem kuşağında yer almasına ve dünyanın önde gelen çelik üreticilerinden biri olmasına rağmen; yapı stoğundaki çelik payının hâlâ %3–5 seviyelerinde olduğuna dikkat çeken TUCSA, yapı stokunda çeliğin payının 5 yıl içinde en az yüzde 15’e çıkarılmasını stratejik hedef olarak açıkladı.

 

Yapısal çelik, hızlı ve kontrollü yapı üretimi için güçlü bir seçenek
Yapısal çelik; hafif, dayanıklı, hızlı ve fabrika ortamında kontrollü üretime uygun yapısı, geri dönüştürülebilirliği ile yapı üretiminde güçlü bir seçecek olarak yer alırken, yapılarda yaklaşık yüzde 5–10 net alan kazanımı sağlayabiliyor. Türkiye, 2025’te 38,1 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın 7’nci, Avrupa’nın 2. en büyük üreticisi konumunda. TUCSA üyelerinin yıllık çelik konstrüksiyon üretim kapasitesi yaklaşık 750 bin ton, yıllık ihracatı ise yaklaşık 450 bin ton seviyesinde. TUCSA, bu üretim gücünün yüksek katma değerli yapısal çelik sistemlerine, modüler yapılara ve tamamlanmış yapı ihracatına dönüştürülmesini hedefliyor.

 

Türkiye’nin yapılaşma anlayışında değişim artık ertelenemez
TUCSA Yönetim Kurulu Başkanı Selami Gürel, derneğin yeni dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmesinde, 34 yıllık kurumsal birikimin değişim ve dönüşüm hedefleriyle yeni bir aşamaya taşındığını vurguladı: “Türkiye’de yapısal çelik sektörünün gelişmesi, sektörün bilgi birikiminin güçlenmesi ve ülkemizin bu alandaki potansiyelinin daha ileriye taşınması için çalışıyoruz. Bugün önümüzde yalnızca sektörümüzü büyütme hedefi yok; Türkiye’nin yapılaşma kültürünü, üretim anlayışını ve geleceğe bakışını dönüştürme sorumluluğu da var. Deprem gerçeğiyle yaşayan, güçlü bir çelik üretim altyapısına ve mühendislik birikimine sahip ülkemizin bu imkânları yapı güvenliği için daha etkin kullanması gerekiyor. “Mevcut alışkanlıklarla geleceğin ihtiyaçlarına cevap veremeyiz” diyen Gürel, “TUCSA olarak tecrübemizi yeni bir dönüşüm iradesiyle birleştiriyor; kamu, sanayi, mühendislik ve yatırım dünyasını ortak bir hedef etrafında buluşmaya çağırıyoruz. Amacımız yalnızca daha fazla çelik yapı üretmek değil, daha güvenli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir Türkiye’nin inşasına katkıda bulunmak. Güvenli yapı bir marka veya malzeme tercihi değil, bir sistem meselesidir” dedi.
 
Beş yılda yüzde 15 hedefi: Çelik yapılaşmada yeni dönem
“Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin” manifestosunun detaylarını aktaran TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek, değişimin önemine şu sözlerle dikkat çekti: “Türkiye, dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinde yer almasına ve dünyanın önde gelen çelik üreticilerinden biri olmasına rağmen; yapı stoğundaki çelik payı hâlâ %3–5 seviyelerinde sıkışmış durumdadır.

 

Deprem gerçeğiyle her yüzleştiğimizde yaşadığımız acılar, maddi kayıplar; mevcut alışkanlıklarımıza yeni yöntemleri bir an önce eklememiz gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle TUCSA olarak Türkiye’nin yapı kültürünü, gelişmiş ülkeler seviyesine çıkaracak tarihi bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyoruz.”

 

Türkiye’de yapı stoğunda çeliğin payını önümüzdeki beş yıl içinde en az yüzde 15’e çıkarmayı hedeflediklerini açıklayan Şimşek, okul, hastane gibi kamusal yapılarda, kentsel dönüşümde ve konut sektöründe yapısal çeliğin daha yaygın kullanımının önemine dikkat çekti. “Türkiye’nin yerli ve milli çelik üretim gücü, sanayi kapasitesi ve mühendislik birikimi, yapı sektöründe çok daha ileri bir noktaya ulaşmamız için önemli bir potansiyel sunuyor” diyen Melih Şimşek; “Güvenli yapılaşmayı yaygınlaştırmayı, üretimi daha kontrollü hale getirmeyi, kentsel dönüşümü hızlandırmayı ve sanayimizin katma değerini artırmayı hedefliyoruz. Manifestomuzla bu dönüşümün yönünü ve önceliklerini açıkça ortaya koyuyoruz. Şimdi ihtiyaç duyduğumuz şey, bu hedefleri kamu politikalarından yatırım kararlarına, tasarımdan üretime kadar bütüncül bir yaklaşımla hayata geçirmek” dedi.

 

‘Yapı Fabrikaları’ Yaklaşımı: Kentsel dönüşümde Sanayi Devrimi
Yapı üretimini şantiyeden fabrikaya taşıyan endüstriyel model hakkında bilgi veren TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek, “Kentsel dönüşümü yalnızca mevcut yapı stokunun yenilenmesi olarak değil, Türkiye’nin üretim gücünü, mühendislik birikimini ve sanayi kapasitesini harekete geçirecek stratejik bir dönüşüm fırsatı olarak ele almalıyız. Yapı üretimini şantiyelerden modern fabrikalara taşıyıp, modüler çelik ve yapısal çelik sistemlerini yaygınlaştırarak şantiye süresini üçte bire indirebiliriz. ‘Yapı Fabrikaları’ yaklaşımıyla modüler çelik konut üretimini ölçeklendirmeyi ve kentsel dönüşümü hızlandırmayı hedefliyoruz.

 

Bir yılda 500 bin konut üretebilmek için 3,5 milyon ton yapısal çeliğe, 120 bin kişilik insan kaynağına ve 20 bin metrekare büyüklüğünde 135 fabrikaya ihtiyaç duyuyoruz. Bu fabrika alanı, 10 otomobil fabrikasının kapalı alanına denk geliyor. Türkiye’nin 50 milyon tonluk çelik üretim kapasitesi, bu hedefin ölçeklendirilmesi için önemli bir potansiyel sunuyor. 2023 verilerine göre 3,5 milyon işsizin bulunduğu ülkemizde, bu modelin istihdam açısından da önemli bir fırsat yaratabileceğini düşünüyoruz. Üç yılda 1 milyon modüler çelik konut üretmemiz mümkün. Üretim alışkanlıklarımızı değiştirip modüler çelik yapı endüstrilerini kurduğumuzda, mevcut kaynaklarımızı ve tercihlerimizi dönüştürerek deprem dirençli yapılara kavuşabilir, aynı zamanda ihraç edilebilir yepyeni bir endüstri kurabiliriz” dedi.

 

“İnşaat Malzemesini Değil, İnşaatın Kendisini İhraç Edeceğiz”
Malzeme ihracatından, bitmiş yapı ve teknoloji ihracatına geçişin önemine dikkat çeken Melih Şimşek, “Yapı fabrikaları kurarak, yapıları modüler olarak dünyaya ihraç edecek, inşaat malzemesi üretim gücümüzü yapı üretimine taşımayı, üretim, mühendislik ve teknolojiyi aynı ekosistemde buluşturarak Türkiye’yi yalnızca inşaat malzemesi ihraç eden değil, tamamlanmış yapılarıyla da küresel pazarlarda söz sahibi olan bir ülke konumuna taşımayı hedefliyoruz” dedi.

 

Kamuda Güven Damgası: TUCSAMARK ve Mevzuat Reformu ile Mümkün
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yürütülen iş birliği kapsamında TUCSAMARK’ın kalite ve teknik yeterliliği destekleyen bir sistem olarak güçlendirilmesi; TUCSA AKADEMİ ile de sektörde sürekli eğitim, teknik yetkinlik ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi hedefleniyor. TUCSA, kalite ve güvenin yalnızca ürünle değil; tasarımdan üretime ve uygulamaya kadar bütün sürecin ortak standartlarla yönetilmesiyle sağlanabileceğini vurguluyor.
 
İklim Krizi ve COP31 Taahhütlerine Tam Uyum konusunun da yapısal çeliğin geri dönüştürülebilirlik potansiyeli, kuru montaj ve döngüsel ekonomi yaklaşımı, sürdürülebilir yapılaşmanın önemi ele alındı. Bu dönüşümün, Türkiye’nin iklim hedefleri açısından da önem taşıdığına dikkat çekildi.

 

Tasarımda yapay zekâ ile algoritmik modelleme, üretimde robotik otomasyon ve dijital ikizler üzerinden ileri mühendislik yetkinliklerinin geliştirilmesi hedeflenirken, üretimde verimlilik ve kalitenin artırılması, Türk yapısal çelik sektörünün uluslararası rekabet gücünü de güçlendirmesi amaçlanıyor.

 

Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin Ortak Dönüşüm Çağrısı
“Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin Yapısal Çelik Zorunluluktur” vurgusunda bulunan TUCSA Yönetim Kurulu, tüm paydaşlarına çağrıda bulundu: “Biz kamuya taahhüt veriyoruz, ülkemize güveniyoruz, bakanlıklarımıza güveniyoruz, sanayicimize güveniyoruz, mühendislik birikimlerimize güveniyoruz. Devletimizi mevzuatlarda cesur adımlar atmaya, yatırımcılarımızı geleceğin endüstriyel yapım modellerini seçmeye, basınımızı ve vatandaşlarımızı ise güvenli bir yaşam hakkı olan çeliği talep etmeye çağırıyoruz. Eski alışkanlıklarla yeni atılımlar gerçekleştirilemez. Geleceği; çelikle, akılla ve hızla inşa etmek için yola çıkıyoruz.”

 

Sektör 2 Aralık’ta Zirve’de Buluşacak
TUCSA’nın yeni dönem dönüşüm gündemi, 2 Aralık’ta TUCSA 27. Yapısal Çelik Günü Zirvesi’nde kamu, sanayi, akademi, mimarlık, mühendislik ve yatırım dünyasını bir araya getirecek. Zirvede, yapısal çeliğin geleceği, yeni teknolojiler ve sektörün dönüşüm başlıkları ortak akılla değerlendirilecek.

 

 
 

 

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye