Mimarlık ve tasarım dünyasına ilham verecek yeni bir platform: Bir Tasarım Problemi’nin ilk oturumu gerçekleştirildi - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

Mimarlık ve tasarım dünyasına ilham verecek yeni bir platform: Bir Tasarım Problemi’nin ilk oturumu gerçekleştirildi

Yayınlandı

-

Mimarlık ve tasarım iletişimi için yenilikçi fikirler sunan ArcheThink’in, tasarım dünyasına ilham vermek amacıyla başlattığı “Bir Tasarım Problemi” serisinin ilki, Deceuninck grubu bünyesinde bulunan IQ Alüminyum’un ana sponsorluğunda 30 Nisan’da Zorlu PSM Sky Lounge’da gerçekleştirildi. Mimar, iç mimar ve kentsel tasarımcı gibi birçok tasarımcının proje aşamasında yaşadığı bir probleme ve bu problem için bulunan özgün çözüme dikkat çeken etkinlikte; Kent Plancısı Faruk Göksu, Mimar Han Tümertekin ve İç Mimar Yeşim Kozanlı seçtikleri projelerde yaşadıkları bir problemi ve çözümünü anlattı.

Bir kentin tasarımından bir objenin tasarımına kadar tüm tasarımlarda sonuca değil, sürece odaklanmak üzere düzenlenen “Bir Tasarım Problemi” serisinin ilki, Deceuninck grubu bünyesinde bulunan IQ Alüminyum’un ana sponsorluğunda 30 Nisan Salı günü Zorlu PSM Sky Lounge’da gerçekleştirildi. Mimarlar, tasarımcılar ve öğrenciler için eşsiz bir platform sunan ArcheThink’in Kentsel Planlamacı, Peyzaj Mimarı, Mimar, İç Mimar ve Endüstriyel tasarımcılar gibi farklı disiplinlerden tarafların katılımıyla düzenlenen “Bir Tasarım Problemi”nin yıl boyunca sürmesi planlanıyor.  

Her konuşmacının 15’er dakikalık süreye sahip olduğu etkinlik serisinde ilk konuşmacı Şehir Plancısı Faruk Göksu oldu. Nilüfer Pancar Deposu projesi üzerinden katılımcı bir süreç tasarımıyla dünün pancar deposunun bugün nasıl bir fikir deposuna dönüştüğünü anlattı. Tasarım düşüncesi yoluyla problemin keşfedilmesinin ardından süreç ve etkinlik tasarımının nasıl ilerlediğinden bahseden Göksu, “Sahiplenme ve süreklilik iki önemli kavram. Tasarım düşüncesi yoluyla, problemlerin keşfedilmesi ancak kolektif bir hareketle olur. Pancar Deposu’nda sadece mimari tasarım yapmadık; etkinlik tasarımı da yaptık ve etkinlik tasarımının süreçlerini paydaşlarla belirledik.” dedi.

‘’ Kız Kulesi’ni bilinen en eski kayıtlardaki haline dönüştürdük ‘’

Mimar Han Tümertekin “Sadece Merdiven” başlıklı sunumuyla medyada gündem oluşturan Kız Kulesi Restorasyonu’nu anlattı. ‘’ Biz her projenin başında mümkünse sorduğumuz ve bize sorulmuş bir dolu soruyu elekten geçirip tek bir soruya indirgediğimizde kendimizi rahat hissederiz. Problemi tanımlamazsak çözüm üretemeyiz. Bu projede de öyle oldu. Kız Kulesi aslında bir savunma yapısı olarak inşa edildi. Fakat zaman içerisinde yaşanan yangın ve benzeri sebeplerden ötürü birçok kez restore edilmek durumunda kaldı. Bilinen en eski tarihteki kayıtları büyük bir ekip ile inceledik. Sonrasında kulenin 2. Mahmut dönemindeki haline dönüştürülmesi kararlaştırıldı. Mimari müdahale yalnızca merdiven üzerinde yapıldı. Tarihi kulenin cephesindeki farklı boyutlardaki düzensiz açıklıkların sunduğu potansiyeli ortaya çıkaran merdiven tasarımı, Kız Kulesi’nde ışıkla birlikte geçmişten günümüze uzanan yeni bir deneyimi yaşatıyor’’ diyerek sözlerini noktaladı.

“Geçmişe saygı duyarak geleceği şekillendiriyoruz’’

Programın son konuşmacısı Yeşim Kozanlı, “Geçmişin Yükü” başlıklı sunumuyla Prag’daki Swissotel için yaptıkları otel giriş alanını, tarih ve coğrafyanın kendine özgü koşullarına saygıda kusur etmeyecek şekilde nasıl tasarladıklarını anlattı. Kozanlı, farklı dönemlerde inşa edilmiş, her biri ayrı hikâyeye sahip 5 tarihi yapının arasında sirkülasyon yaratmak için tasarlanan modern mekanın gelenekten geleceğe uzanan bir tasarım hikayesine sahip olduğunu vurguladı. “Biz başından sonuna kadar problemi çözmeye odaklanarak süreci yönetiyoruz. Bizim işimiz problem çözmek. Bu projedeki problem; farklı dönemlerde inşa edilmiş, farklı kotlardaki 5 tarihi blok arasında bir sirkülasyon yaratmaktı’’ dedi. 3 oturumda tamamlanan etkinlikte; katılımcıların konuşmacılara sosyal medya üzerinden sordukları sorular cevaplandırıldı.

 “Sadece çıktıya ve sonuca değil, sürece odaklandık”

“Bir Tasarım Problemi”nin tasarımda sınırları zorlamak ve mümkün olanı yeniden tanımlamak için bir platform sunduğunu belirten ArcheThink Kurucusu Selin Uysal, “ArcheThink olarak, mimarlık ve tasarım dünyasına değer katmak için projeler üretiyoruz. Bu süreçte, deneyimlediğimiz ve gözlemlediğimiz en etkileyici konu; tasarımcıların proje süreçlerinde yaşadıkları problemlere özgün çözümler getirmesi oldu. Tasarımcılar projeye başlarken işverenin hayallerini, ihtiyaçlarını, vizyonunu dinler. Kafasında oluşan tasarımı çalışmaya başlamadan önce, genelde bir problem ile karşılaşır ve sıklıkla tasarımını o problem üzerine şekillendirir. Çözülen problem ise son ürünün oluşmasındaki ana etkeni oluşturur. Bu bakış açısıyla, “Bir Tasarım Problemi” etkinliğini oluşturduk. Sadece çıktıya ve sonuca değil, sürece odaklanılması gerektiğini vurguladığımız etkinlikte, gelecekte yeni hikayeler keşfetme potansiyelinin heyecanını yaşıyoruz” diye konuştu.

“Sektördeki tüm paydaşlara ilham veren bir etkinlik oldu”

Etkinliğe ilişkin değerlendirmelerde bulunanIQ Alüminyum Marka Direktörü Müfit Atlas ise şu ifadeleri kullandı: “IQ Alüminyum olarak, ‘Bir Tasarım Problemi’ etkinliğini desteklemekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Mimarlık ve tasarım dünyasına değer katan bu platformun, yaratıcılığı teşvik etmek, mimarlık ve tasarım severleri bir araya getirmek adına önemli bir rol oynadığını düşünüyoruz. Bizler de bu değerlere olan inancımızı ve sektöre olan desteğimizi göstermek adına etkinliğin yanında yer almayı tercih ettik. Tasarım sürecinde karşılaşılan zorlukların, yaratıcılığın ve çözüm odaklı düşüncenin önemini vurgulayan bu etkinliğin, sektördeki tüm paydaşlara ilham verici bir deneyim sunduğuna inanıyoruz”

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

İzocam’dan 60. Yılında “Soğuğa Yalıtım, Mutluluğa Yatırım” Mesajı

Yayınlandı

-

Türkiye yalıtım sektörünün öncüsü İzocam, 60. yılını “Biz Geleceğiz” mottosu ile kutlarken, “Soğuğa Yalıtım, Mutluluğa Yatırım” temasıyla kış aylarında enerji tasarrufu ve yaşam konforunun önemine dikkat çekiyor.

Türkiye’nin köklü ve deneyimli yalıtım markası İzocam, kuruluşunun 60. yılını kutlarken, yalıtımın hem tasarruf hem de çevresel önemini bir kez daha vurguluyor. “Soğuğa Yalıtım, Mutluluğa Yatırım” temasıyla kış aylarında ısı kaybının önlenmesi ve konforlu yaşam alanları yaratılması ön plana çıkarılıyor.

İzocam Genel Direktörü Murat Savcı, doğru yalıtım uygulamalarının tasarruf ve konfor açısından kritik bir rol oynadığını belirterek, “Yalıtımsız veya eksik yalıtılmış binalarda havayı ısıtıyoruz. Mevcut mevzuatlara uygun yalıtım ile bir konutta, yalıtımsız bir binaya göre yüzde 60’ın üzerinde enerji tasarrufu sağlanabilmektedir. Soğuk kış günlerinde ısınma maliyetini minimuma indiren yalıtım, yaz aylarında da klima kullanımından kaynaklı enerji tüketimini azaltarak konfor sağlamaktadır” dedi.

Yalıtımın sadece enerji tasarrufu değil, aynı zamanda yaşam kalitesini artıran bir yatırım olduğunu vurgulayan Murat Savcı, “Doğru malzeme, doğru kalınlık ve doğru uygulama ile yapılan yalıtım, bina ömrü boyunca en yüksek konforu ve en iyi getiriyi sağlar. Yalıtım yalnızca enerji faturalarını düşürmekle kalmaz; binaların değerini yükseltir ve kentlerin yaşam standartlarını iyileştirir” diye konuştu.

İzocam, 60 yıllık tecrübesiyle Türkiye’de konut ve konut dışı yapılarla birlikte endüstriyel tesislerde yüksek performanslı yalıtım çözümleri sunmaya devam ediyor ve “Bugünlere Yalıtım Yarınlara Yatırım” mottosu ile sürdürülebilir bir gelecek için çalışmalarını sürdürüyor.

Yüksek Isı Yalıtımı Sunan Ürün Portföyü ile Kışa Hazırlık

İnovasyon ve Ar-Ge’ye verdiği değer sayesinde 60 yıldır yalıtım sektörünün lideri konumunda yer alan İzocam, farklı iklim koşullarına ve ihtiyaçlara yönelik yüksek performanslı ısı yalıtım çözümleri sunuyor. Yaz-kış dengeli iç mekân sıcaklığı sağlayan ürün portföyü; Manto İzopor Plus, İzocam Mineral Cephe Levhası, İzocam Taşyünü Cephe Levhası ve İzocam Camyünü Çatı Şiltesi ile geniş bir kullanım alanına hitap ediyor.

Sıvalı dış cephe ısı yalıtım sistemleri için özel olarak geliştirilen Manto İzopor Plus, karbon katkılı yapısıyla daha iyi ısı yalıtımı sağlıyor. Hafifliği, kolay uygulanabilirliği ve ısı geçişini azaltan yapısı sayesinde hem ısınma hem de soğutma maliyetlerini düşürüyor; böylece konutlarda ve iş yerlerinde enerji verimliliğini artırarak karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlıyor.

Giydirme cephe sistemleri için üretilen İzocam Mineral Cephe Levhası, yüksek ısı yalıtımı ile cephelerdeki ısı kayıp ve kazançlarını azaltırken, “A1 – Hiç Yanmaz” sınıfı özelliğiyle güvenli kullanım sunuyor. Yazın dışarıdan gelen sıcak havayı iç mekândan uzak tutarak serinlik sağlayan bu çözüm; dayanıklılığı, yangın güvenliği ve çevresel faydalarıyla özellikle yüksek katlı binalarda tercih ediliyor.

Benzer şekilde giydirme cephelerde kullanılan İzocam Taşyünü Cephe Levhası, farklı kaplama ve ebat seçenekleriyle kolay montaj imkânı sunuyor. Isı yalıtımıyla birlikte ses yalıtımı ve yangın güvenliği açısından da yüksek performans sunan ürün, cephelerde konforlu ve güvenli bir yaşam alanı oluşturuyor.

Çatı uygulamalarına yönelik geliştirilen İzocam Camyünü Çatı Şiltesi hem kullanılmayan hem de kullanılan çatı aralarında ısı yalıtımını güçlendiriyor. Hafif yapısı ve kolay uygulanabilirliği ile öne çıkan ürün, ısı kayıplarını azaltarak kışın ısınma maliyetlerini düşürüyor ve yazın serinlik sağlıyor.

İzocam, 60’ıncı yılında ürün portföyünü yenilikçi çözümlerle güçlendirmeyi sürdürüyor. Ses, ısı ve yangın performansını estetikle buluşturan yeni ürünü İzocam Everest Mineral Asma Tavan Levhası, yüksek performanslı mineral yün yapısı sayesinde A sınıfı yangın dayanımı, üstün ses yutumu ve güçlü ısı yalıtımı sunuyor. Modern mimariye uygun tasarımıyla ofislerden kamu binalarına kadar pek çok alanda daha konforlu ve güvenli iç mekânlar oluşturuyor.

Endüstriyel tesisler için geliştirilen bir diğer yeni ürün İzocam HT Camyünü Prefabrik Boru ise 450°C’ye kadar dayanımı, düşük ısı iletkenliği ve modüler yapısıyla boru hatlarında yüksek ısı yalıtımı sağlıyor. Enerji kayıplarını azaltarak tesis verimliliğini artıran ürün, aynı zamanda çalışanlar için daha sessiz, güvenli ve konforlu bir ortam sunuyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

OYAK Çimento, sürdürülebilirlik alanındaki öncülüğünü BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi’ne girerek taçlandırdı

Yayınlandı

-

OYAK Çimento, Borsa İstanbul (BIST) tarafından oluşturulan ve kurumsal sürdürülebilirlik performansı yüksek şirketlerin yer aldığı BIST Sürdürülebilirlik ve BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi’ne dâhil oldu. Bu başarı, şirketin 2050 Net-Sıfır hedefine giden yolda çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim (ESG) alanlarındaki kararlılığını bir kez daha kanıtladı.

TCC Group Holdings’e ait küresel çimento devi Cimpor’un Türkiye çimento pazarındaki markası olan Oyak Çimento, sürdürülebilirlik odaklı büyüme stratejisinin önemli bir meyvesini alarak büyük bir başarıya imza attı. Türkiye çimento sektörünün Pazar ve kapasite lideri OYAK Çimento, BIST Sürdürülebilirlik Endekslerine girmeye hak kazandı. Borsa İstanbul’da işlem gören ve sürdürülebilirlik performansları üst seviyede olan şirketlerin paylarının yer aldığı BIST Sürdürülebilirlik Endeksi ve Sürdürülebilirlik 25 Endeksi, şirketlere bu alandaki çalışmalarını göstermek için önemli bir platform sağlarken, ESG kriterleri doğrultusunda yatırım yapan yatırımcılar açısından da güvenilir bir zemin sunuyor.

“Uzun Vadeli Değer Yaratma Taahhüdümüzü Pekiştiriyoruz”

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CIMPOR Global CFO’su Eralp Tunçsoy, bu başarının stratejik bir dönüm noktası olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti: “Küresel ölçekte CIMPOR ile birlikte yürüttüğü ortak çalışmaların ve Türkiye çimento sektörüne yön veren yatırımların bir sonucu olarak BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’ne dahil olmamız, OYAK Çimento’nun sadece güçlü finansal performansının değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal sorumluluk alanındaki kararlılığının da somut bir göstergesi. Global çimento devi TCC Group Holding çatısı altında ‘Globalde Lokal Oyuncu’ vizyonumuzla, 2050 Net-Sıfır hedefimize yönelik attığımız yenilikçi adımlar, alternatif yakıt kullanımındaki liderliğimiz ve uluslararası standartlardaki raporlama başarımız, bizi sektörde farklılaştıran temel unsurlar. Bu başarı, tüm paydaşlarımıza olan uzun vadeli değer yaratma taahhüdümüzü pekiştiriyor. Sürdürülebilir bir gelecek inşa etme yolculuğumuzda, tüm çalışanlarımızın ve iş ortaklarımızın katkısıyla sektörümüze öncülük etmeye devam edeceğiz.”

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan OYAK Çimento CEO’su Murat Sela şunları dile getirdi:“Şirketimizin BIST Sürdürülebilirlik Endekslerine dahil edilmesi, OYAK Çimento olarak yıllardır büyük bir titizlikle yürüttüğümüz sürdürülebilirlik yolculuğumuzun en prestijli onaylarından biri. Çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim alanlarında benimsediğimiz sorumlu iş anlayışımız ve uzun vadeli değer yaratma hedefimiz doğrultusunda sürdürülebilirlik odağımızı tüm iş süreçlerimizin merkezinde tutmaya devam edeceğiz.”

Finansal Başarının Temeli Sürdürülebilirlik

Ekonomik, çevresel ve sosyal faktörleri kurumsal yönetim ilkeleriyle birleştirerek uzun vadeli değer yaratma stratejisi ile hareket eden OYAK Çimento, bu kapsamda hayata geçirdiği yenilikçi uygulamalarla sektördeki lider konumunu güçlendiriyor. Türkiye’de sektörünün ilk Net-Sıfır hedefini veren ve doğrulatan grup olarak, Avrupa’daki en agresif azaltım planlarından birini ortaya koyan OYAK Çimento, 2050 karbonsuz bir gelecek hedefine yönelik çalışmalarına kararlılıkla devam ediyor. Bu vizyon doğrultusunda, şirket son iki yılda küresel çapta yaklaşık 400 milyon Euro tutarında sürdürülebilirlik odaklı yatırım yaparak hem çevresel etkiyi azaltmayı hem de uzun vadeli kârlılığı artırmayı hedefliyor. Çevreci yaklaşımlarının somut bir göstergesi olarak, 2024 yılı itibarıyla kullanılan toplam ısıl enerjinin %28,6’sını alternatif yakıtlardan elde eden OYAK Çimento, Türkiye ortalamasının iki katından fazlasına karşılık gelen bu oranla sektörün öncüleri arasında konumlanıyor. Ayrıca 2024 yılında Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) çerçevesinde ilk raporlamasını gerçekleştiren şirket, sürdürülebilirlik stratejilerini ve iklim risk yönetimi yaklaşımlarını ulusal ve uluslararası standartlara uygun şekilde şeffaflıkla paylaşıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Yapısal Çelik Günü Zirvesi’nde konuşan Consera Kurucusu ve TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek: Çözümlere odaklanarak inşaat sektörünü endüstrileştirmeliyiz

Yayınlandı

-

Türk Yapısal Çelik Derneği’nin (TUCSA) 26. kez düzenlediği yapı ve çelik sektörünün en önemli buluşmalarından Yapısal Çelik Günü Zirvesi “Depremle Yaşamak İçin: Çelik Yapı” temasıyla gerçekleştirildi. Çelik yapıların deprem güvenli yapılaşmadaki gücü, sektördeki yenilikler ve gelişmelere değinilen zirvede, Consera Kurucusu ve TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek; deprem dirençli, sürdürülebilir ve yüksek mühendislik standartlarına sahip modüler inşaat teknikleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Şimşek, Türkiye’nin ilk modüler çelik apartmanı Malatya lojmanları hakkında açıklamalarda bulunarak, “Modüler çelik özelinde Türkiye’de bu hacimde bir proje ilk kez hayata geçti. Deprem dirençli olarak tasarladığımız projemiz kentsel dönüşüm için önemli bir model olmaya aday.” dedi.

Yapısal Çelik Günü Zirvesi “Depremle Yaşamak İçin: Çelik Yapı” temasıyla 18 Aralık 2025 Perşembe günü İstanbul Marriott Hotel Asia’da gerçekleştirildi. Zirvede; yapay zekâ destekli tasarım-üretim paneli, depremde çelik yapıların sınandığı sunumlar ve “Deprem Dirençli Kentlere Çelik Yapılarla Dönüşüm” gibi çelik yapıların deprem güvenli yapılaşmadaki gücüne ve sektördeki yeniliklere değinildi. 

Etkinlik; kamu kurumları, özel sektör temsilcileri, akademisyenler, proje yöneticileri, mühendisler, mimarlar, yatırımcılar ve çözüm ortakları gibi yapı ve inşaat sektörünün tüm paydaşlarını ortak platformda buluşturdu. Zirvede; deprem dirençli yapılaşma, yapay zekâ destekli tasarım ve üretim,
 sürdürülebilirlik-yeşil dönüşüm, modüler yapılar ve off-site construction gibi temalar öne çıktı. 

“Çelik, depreme karşı en dayanıklı yapı yöntemlerinden biri”

“Çelik Konutlar, Türkiye’nin İlk Modüler Çelik Apartmanları” konulu panelde söz alan Consera Kurucusu ve TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek, “Consera olarak Türkiye’de deprem dirençli, sürdürülebilir ve yüksek mühendislik standartlarına sahip modüler inşaatın yaygınlaşması adına çalışmayı sürdürüyoruz. Depreme karşı en dayanıklı yapı yöntemlerinden birinin çelik olduğu dünyada kanıtlanmış bir gerçek. Çelik yapılar, endüstriyel ortamlarda üretildikleri için daha güvenli. Ayrıca, geleneksel inşaata göre 7-8 kat daha hafif olduklarından deprem yükünü bu oranda daha az alırlar. Geleneksel yapılara oranla en az iki kat daha hızlı üretilen bu tipteki yapılar, geri dönüşüm özellikleri sebebiyle de doğa dostudurlar. Sürdürülebilir bir anlayışla inşa edilen çelik yapılar, kazanılan alanlardan dolayı daha ekonomik bir çözüm sunmakta. Gelişmiş ülkeler barınma ihtiyaçlarını otomobil fabrikaları gibi yapı fabrikaları ile karşılamaya başladı. Biz de benzer şekilde hareket ederek ve çözümlere odaklanarak inşaat sektörünü endüstrileştirmeliyiz. Deprem dirençli yapılara en rasyonel çözümleri sunabilen yöntemleri hızla hayata geçirmemiz gerekmekte.” dedi.

“Türkiye’de bu hacimde bir proje ilk kez hayata geçti”

Türkiye’nin ilk modüler çelik apartmanı Malatya lojmanları hakkında bilgi veren Şimşek; “Malatya lojmanları kentsel dönüşüm için önemli bir model olmaya aday. Deprem dirençli olarak tasarladığımız yapılar, 320 modül, 5 kat ve 4 blok 80 daireden oluşuyor. Malatya lojmanlarının deprem bölgesinde kentsel dönüşüme örnek bir çözüm olacağını inanıyoruz. Modüler çelik özelinde Türkiye’de bu hacimde bir proje ilk kez hayata geçti. Projemizin tasarım ve üretim süreçlerinde BIM ve dijital ikiz teknolojilerinden faydalandık. Modülerleştirme ile standardizasyon yaklaşımını benimseyen Consera olarak bu teknikleri kullanarak tasarım, fabrika ve şantiye süreçlerini birbirine entegre ederek montaj ve genel proje süresinin kısaltılmasını sağlıyoruz. Çelik yapı sektöründeki geçmişimizden ve 3 milyon metrekarelik deneyimimizden güç alarak yalın, verimli yöntemlerle depreme karşı dayanıklı, daha iyi binalar üretmeyi sürdüreceğiz.” açıklamasını yaptı.

“Bir senede 300 bin konut üretebilmek mümkün”

Rutinimizi değiştirip, modüler çelik yapı endüstrilerini kurduğumuzda deprem dirençli yapılara kavuşacak, karbon salınımımızı azaltacak ve ihraç edilebilir yepyeni bir endüstri kurmuş olacağız açıklamasını yapan Melih Şimşek, “Bir senede 300 bin konut üretebilmek için 2 milyon ton yapısal çelik gerekiyor. Ülkemizin kapasitesi ise 50 milyon ton. Bu üretim için 72 bin adet insan gücüne ihtiyaç var. Ülkemizin tüm bu ihtiyacı karşılayacak çelik malzeme üretimine sahip olduğunun altını çizmek isterim. Dünyanın en büyük modüler yapı endüstrisine sahip ülke olmamızın önünde hiçbir engel yok.” şeklinde sözlerini sürdürdü.

Okumaya Devam Et

Son Yazılar

Trendler