SPOINT Construction, GABORAS iş birliğiyle gayrimenkul yatırımında yeni bir döneme odaklanıyor - Yapı İnşaat Dergisi
Bizimle iletişime geçin

GENEL

SPOINT Construction, GABORAS iş birliğiyle gayrimenkul yatırımında yeni bir döneme odaklanıyor

Yayınlandı

-

 

 

Taahhüt ve gayrimenkul geliştirme alanında faaliyet gösteren SPOINT Construction ile gayrimenkul sektörünün teknolojiyle dönüşümüne öncülük eden Gayrimenkul Borsası Anonim Şirketi (GABORAS) gerçekleştirdikleri iş birliğini MÜSİAD EXPO 2026’da iş dünyasıyla buluşturdu. 

23–26 Eylül tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuarda GABORAS’ın standında gerçekleşen buluşmada, SPOINT Construction Yönetim Kurulu Başkanı Ünal Memiç, Kuzey Kıbrıs’ın gelişen gayrimenkul pazarı, bölgenin yatırım potansiyeli ve SPOINT’in Kıbrıs vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

 

Taahhüt ve gayrimenkul geliştirme alanında faaliyet gösteren SPOINT Construction ile gayrimenkul sektörünün teknolojiyle dönüşümüne öncülük eden Gayrimenkul Borsası Anonim Şirketi (GABORAS), gayrimenkul yatırımlarında proje geliştirme deneyimi ile teknolojik altyapıyı bir araya getiren bir iş birliğine imza attı. Sağlık ve konaklama gibi uzmanlık gerektiren yapılarda Türkiye’nin önde gelen marka ve gruplarının projelerine imza atan SPOINT Construction, bugüne kadar tamamladığı çalışmalardan edindiği deneyim ve uzmanlığı konut geliştirme alanına taşıyor. Bu kapsamda, 23–26 Eylül tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen MÜSİAD EXPO 2026’da bir araya gelen SPOINT Construction ve GABORAS, nitelikli gayrimenkul projelerinin teknoloji destekli kanallarla daha geniş yatırımcı kitleleriyle buluşmasına ve yatırımcıların projelere erişim süreçlerinin güçlendirilmesine odaklanacak. 

 

Gayrimenkulde teknoloji ve proje geliştirme deneyimi buluşuyor

GABORAS ile gerçekleştirdikleri iş birliğinin gayrimenkul sektöründeki dönüşüm açısından önemli bir adım olduğunu belirten SPOINT Construction Yönetim Kurulu Başkanı Ünal Memiç, “Gayrimenkul sektörünün teknolojiyle dönüşümünü hızlandıran GABORAS ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, bizim için önemli bir adım. Gayrimenkul geliştirme deneyimimizi GABORAS’ın teknoloji ve dijital altyapı alanındaki uzmanlığıyla bir araya getirerek yatırımcıya ulaşma ve nitelikli projelerin doğru yatırımcılarla buluşması noktasında yeni fırsatlar yaratabileceğimize inanıyoruz. MÜSİAD EXPO gibi iş dünyasının önemli buluşma noktalarından birinde bu iş birliğimizi sektörle buluşturmaktan da memnuniyet duyuyoruz” dedi.

 

“Türkiye’deki deneyimimizi Kuzey Kıbrıs’a taşıyoruz”

Türkiye’de gayrimenkul ve taahhüt alanında edindikleri deneyimi Kuzey Kıbrıs’a taşıdıklarını belirten Memiç, özellikle sağlık ve konaklama gibi yüksek uzmanlık gerektiren yapılarda edindikleri proje geliştirme ve uygulama deneyiminin, konut projelerine de güçlü bir altyapı sağladığını ifade etti. Kıbrıs’ı kısa vadeli bir pazar genişlemesinin ötesinde, uzun vadeli değer yaratma potansiyeline sahip bir pazar olarak değerlendirdiklerini söyleyen Memiç, “Kuzey Kıbrıs bugün sadece turizm açısından değil, yaşam, yatırım, eğitim ve uluslararası hareketlilik bakımından da giderek daha fazla önem kazanan bir merkez. Özellikle İskele bölgesinin gelişen altyapısı, turizm potansiyeli, uluslararası yatırımcı ilgisi ve dört mevsime yayılan yaşam dinamikleri, bölgeyi gayrimenkul açısından önemli bir potansiyele taşıyor. Biz de bölgenin kendine özgü dinamiklerini ve yatırımcı profilini dikkate alarak, uzun vadeli değer yaratacak projeler geliştirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.

 

Yaşam ve yatırım aynı zeminde buluşuyor

Spoint Vivamore’un yaşam ve yatırım deneyimini bir arada sunacak şekilde tasarlandığını belirten SPOINT Construction Yönetim Kurulu Başkanı Ünal Memiç, “Spoint Vivamore, İskele’nin gelişen potansiyelini yaşam ve yatırım perspektifiyle değerlendirdiğimiz bir proje. İskele’de 73 bin metrekarelik inşaat alanında, 1.159 konut ve 10 ticari alanla hayata geçirdiğimiz projede; farklı konut seçeneklerini geniş peyzaj alanları, Beach Club, Vivamore Garden, concierge hizmetleri ve akıllı yaşam altyapısıyla bir araya getiriyoruz. Böylece yatırımcılara hem nitelikli bir yaşam alanı hem de uzun vadeli değer yaratma potansiyeli sunuyoruz” dedi.

 

“Yatırımcı beklentileri değişiyor”

Gayrimenkul yatırımında beklentilerin de değiştiğine dikkat çeken Memiç, şu ifadeleri kullandı: “Bugünün yatırımcısı bir gayrimenkul satın alırken mülkün kendisine değil, yatırımın nasıl işletileceğine, nasıl gelir üreteceğine ve uzun vadede değerini nasıl koruyacağına da bakıyor. Biz de Spoint Vivamore’da yaşam kalitesi ile yatırım değerini bir bütün olarak ele alıyoruz. Profesyonel site ve mülk yönetimi, kiralama süreçleri, tesis işletimi ve dijital takip altyapısıyla yatırımcının satın alma sonrasındaki sürecini de planlıyoruz. “Kıbrıs için daha fazlası” yaklaşımımız doğrultusunda Spoint Vivamore ile yaşam kalitesi, profesyonel işletme ve uzun vadeli değer üretimini bir arada sunan bir model geliştirmeyi hedefliyoruz. GABORAS ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında bu yaklaşımımızı daha geniş bir yatırımcı ağıyla buluşmayı amaçlıyoruz.”

Okumaya Devam Et
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GENEL

Limak Çimento, sektöründe Ar-Ge liderliğini tescilledi

Yayınlandı

-

 

Limak Çimento, Ar-Ge’de Türkiye’nin İlk 250 Şirketi Arasına Giren Tek Çimento Üreticisi Oldu

Turkishtime’ın bu yıl 13’üncüsünü gerçekleştirdiği Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması’nda Limak Çimento, ilk 250 şirket arasına giren tek çimento üreticisi oldu. Bu başarı, şirketin malzeme bilimi ve karbon mühendisliği alanlarında yürüttüğü ekosistem tabanlı büyüme modelinin somut sonuçlarından biri oldu.

Türkiye’nin Ar-Ge performansı en güçlü şirketlerini her yıl sıralayan Turkishtime “Ar-Ge 500” araştırmasının 2025 sonuçları açıklandı. Türkiye çimento sektörünün öncü şirketi Limak Çimento, listenin ilk 250 şirketi arasında yer alan tek çimento üreticisi olarak sektöründe Ar-Ge öncülüğünü ortaya koydu. Şirket, araştırmanın tasarım merkezlerini de kapsayan değerlendirmesinde bu yıl “Türkiye’nin Ar-Ge ve Tasarım Yıldızları” arasında gösterildi.

Şirket, araştırmada aktif olarak yürüttüğü 12 stratejik Ar-Ge projesi ile tescilli ve başvuru aşamasındaki iklim odaklı patent portföyüyle yer aldı. Limak Çimento, inovasyon altyapısını ulusal ve uluslararası ölçekte yürüttüğü 20’nin üzerinde akademik ve teknolojik iş birliğiyle genişletmeyi sürdürüyor.

Limak Çimento, Ar-Ge 500 listesindeki liderliğini uzun süredir kararlılıkla uyguladığı çok yönlü teknolojik dönüşüm stratejisinin bir çıktısı olarak değerlendiriyor. Bu sonuç, şirketin malzeme bilimi, enerji ve karbon mühendisliği, dijital teknolojiler, döngüsel ekonomi ve düşük karbonlu ürünler alanlarında yürüttüğü kapsamlı bilimsel çalışmaların doğrudan bir yansımasını oluşturuyor.

“Geleceğin rekabetçiliği daha fazla değer üretmekten geçiyor”

Limak Çimento Global CEO’su Erkam Kocakerim, elde edilen başarıya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Limak Çimento olarak geleceğin rekabetçiliğinin, yalnızca daha fazla üretim yapmaktan değil; bilim, teknoloji ve güçlü iş birlikleri eşliğinde daha fazla değer üretmekten geçtiğine inanıyoruz. Ar-Ge bizim için sürdürülebilirlik hedeflerine karşı kurulmuş savunmacı bir fonksiyon değil, büyüme modelinin kendisidir. Bu nedenle karbonsuzlaşmayı tek bir teknolojinin konusu olarak değil; süreç, ürün, enerji, veri ve finansman katmanlarının birlikte çalıştığı bütünleşik bir kurumsal işletim sistemi olarak ele alıyoruz. Bu yaklaşımın tek boyutu da yeşil dönüşüm değil. Dijitalleşme olmadan karbonu ölçemez, insan odaklı bir dönüşüm olmadan da sahada uygulayamazsınız. Bu nedenle Ar-Ge’yi; yeşil, dijital ve sosyal eksenlerin birlikte çalıştığı bir Üçlü Dönüşüm programı olarak yürütüyoruz. Ar-Ge 500 listesindeki konumumuz, bu yaklaşımın ölçülebilir bir çıktısıdır. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çimento sektörünün geleceğinin inşasına öncülük etmeye devam edeceğiz.”

Emisyon azaltımının en zor olduğu sektörlerden biri olarak kabul edilen çimento endüstrisinde sürdürülebilirlik odaklı teknolojilerin gelişimine liderlik eden Limak Çimento, ekosistem tabanlı bir büyüme yaklaşımını benimsiyor. Şirketin Ar-Ge çıktısı yalnızca yeni nesil düşük karbonlu ürünler değil; bu ürünleri mümkün kılan iklim teknolojilerinin kendisi. Limak Çimento, sektörün yeşil dönüşümünde kullanılacak teknolojileri satın alan değil, kendi Ar-Ge kapasitesiyle geliştiren bir üretici konumunda.

Limak Çimento’yu Sektöründe Zirveye Taşıyan Ar-Ge Projeleri

Limak Çimento’nun Ar-Ge stratejisinin temelini oluşturan, karbon ayak izini düşürmeye, döngüsel ekonomiye ve dijitalleşmeye yönelik detaylandırılmış vizyoner projelerinden bazıları şunlar:

Horizon Europe EHEAT Projesi: Avrupa Birliği’nin Horizon Europe programı kapsamında desteklenen ve enerji yoğun endüstrilerde daha düşük karbonlu, verimli üretim teknolojilerinin geliştirilmesine odaklanan projede Limak Çimento Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi (LCTO) 15 paydaşın yer aldığı konsorsiyum içerisinde

kritik bir rol üstleniyor. Horizon Europe Hibe Programı kapsamında projenin yer aldığı ilgili küme üzerinden Türkiye’ye sağlanan 6,6 milyon Euro’luk bütçenin yaklaşık %24’ünü Limak Çimento Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi (LCTO) oluşturarak, bu kapsamda en yüksek bütçeye sahip Türk ortak konumunda yer alıyor.

Boron Activated Clinker (BAC) Projesi: Eti Maden iş birliğiyle endüstriyelleşen bu proje, bor içeren hammaddelerin klinker üretim prosesine entegrasyonu ile çimentonun karbon ve enerji yoğunluğunu azaltmayı hedefliyor. Fikri mülkiyet ve patent süreçleri tamamlanan bu yenilikçi teknoloji, fosil yakıt kaynaklı emisyonları %6 azaltabilme potansiyeline sahip olup çimento emisyonlarında yaklaşık %10’luk düşüş sağlayabiliyor.

LC3 / Kalsine Kil Teknolojisi: Türkiye’nin ilk kalsine kil üretiminin gerçekleştirildiği Limak Trakya Fabrikası’nda, çimento içindeki yüksek karbon yoğunluklu klinker oranı azaltılarak kalsine kil ve diğer tamamlayıcı çimento malzemeleri daha etkin kullanılıyor. Bu yaklaşım sayesinde ürün performansı korunurken, karbon ayak izinin eşdeğer portland çimentosuna kıyasla %40 oranında düşürülmesi hedefleniyor.

Hidrojen ve Oksijen Destekli Kalsinasyon Projesi: Çimento üretiminde karbon emisyonunun başlıca kaynaklarından biri fosil yakıt kullanımı. Limak Çimento, Anka Fabrikası’nda alternatif yakıtların hidrojen ve oksijenle harmanlandığı yakma çalışmalarını yürüttü ve başarılı sonuçlara ulaştı; elde edilen sonuçlar küresel ekosistemle paylaşıldı. Fabrikada, şirketin kendi mühendislik kapasitesiyle tasarlayıp kurduğu 1 MW kapasiteli saha içi (on-site) AEM elektrolizörle sürekli kullanım çalışmaları devam ediyor. Proje, karbonsuzlaştırılması en zor sektörlerden olan çimentoda fosil yakıt bağımlılığının azaltılması açısından büyük önem taşıyor.

3D Beton Baskı Teknolojisi: Limak Çimento, 3D beton baskıda baskı harcını, baskı donanımını ve baskı yazılımını tek çatı altında geliştiren ilk ve tek çimento üreticisi. Şirket, kendi mühendislik tasarımı olan CE belgeli yazıcıları ve kendi geliştirdiği yazılım çözümüyle çalışmalarına hız verdi. Malzeme bilimi ile dijital üretim teknolojilerini buluşturan ve TRL 9 seviyesine ulaşan sistem, 200 m² taban alanına ve iki kata kadar yapıların üretimine imkân tanıyor. Projenin ilerleyen aşamalarında üretim süreçlerinin otonom veri analitiğiyle daha ileri düzeyde dijitalleştirilmesi planlanıyor.

İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Yönetimi (CDM): Döngüsel ekonomi vizyonu doğrultusunda inşaat ve yıkıntı atıkları yeniden ekonomik değere dönüştürülüyor. Hatay’da gerçekleştirilen ayrıştırma operasyonlarından elde edilen uygun malzemeler, Limak Kilis Fabrikası’nda endüstriyel ölçekte çimento üretimine kazandırılıyor. Limak Çimento bu çalışmayla Türkiye’de inşaat ve yıkıntı atığı içeren ilk çimentoyu üretti; uygulama pilot düzeyde kalmayıp endüstriyel üretim akışının parçası olarak sürdürülüyor.

“Projelerimizi laboratuvar ölçeğinde bırakmıyoruz”

Limak Çimento CTO’su Ebru Sipahioğlu, şirketin Ar-Ge portföyünün nasıl kurgulandığına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Ar-Ge portföyümüzü tek bir teknolojinin üzerine kurmuyoruz. Her fabrikanın hammaddesi, yakıt profili ve hizmet ettiği pazar farklı; dolayısıyla karbon azaltım yolu da farklı oluyor. Bu nedenle klinkerden çimentoya, betondan yapıya ve karbonlaşmaya kadar bütün katmanlarda paralel çalışıyoruz. Bizim için belirleyici ölçüt, bir teknolojinin laboratuvarda çalışması değil; endüstriyel ölçekte, gerçek fırın ve değirmen koşullarında doğrulanabilmesidir. Trakya’daki kalsine kil üretimimiz, bor aktivasyonlu klinker çalışmamız ve inşaat yıkıntı atıklarının çimento üretimine kazandırılması bu yaklaşımın somut örnekleri. Portföyümüz yalnızca karbon odaklı da değil. Üretim süreçlerini ileri veri analitiği ve yapay zekâ ile modelleyen dijital projelerimiz ile 3D beton baskı gibi hızlı ve güvenli yapılaşmayı hedefleyen çalışmalarımız aynı portföyün parçası. Ar-Ge’yi kapalı bir laboratuvar faaliyeti olarak değil; üniversiteler, teknoloji geliştiricileri, kamu kurumları ile birlikte yürüttüğümüz açık inovasyon ekosistemi olarak kurguluyoruz. Ar-Ge 500 sonuçları, bu ekosistemin ürettiği değerin dışarıdan da görülebilir hâle geldiğini gösteriyor.”

Okumaya Devam Et

GENEL

Termo Teknik, Style Modeli ile Radyatörü Mekân Tasarımının Bir Parçasına Dönüştürüyor

Yayınlandı

-

Dünyanın en büyük panel radyatör üreticisi Termo Teknik, Style radyatör modeliyle klasik panel radyatörlerin görünümünü modern bir tasarımla yeniden yorumluyor. Yatay ve dikey seçenekleri bulunan Style radyatör, dekorasyonda sadeliği ve şıklığı tercih edenlerin mekân tasarımına eşlik ediyor.

Isıtma sistemlerinde radyatör seçimi, yalnızca teknik özelliklerle değil, ürünün kullanılacağı alanın fiziksel koşulları ve dekorasyon anlayışıyla da şekilleniyor. Bir yaşam alanında radyatör için ayrılan yer geniş ve yatay bir duvar olabilirken, başka bir mekânda dikey kullanım daha uygun olabiliyor. Bu farklılık, radyatör seçiminde tasarım ve ölçü alternatiflerini de önemli hale getiriyor. Termo Teknik’in Style radyatör modelleri, yatay ve dikey seçenekleriyle farklı mekânlara uyum sağlayan alternatifler sunuyor.

Dikey ve yatay model tasarım seçenekleri

Style radyatörün yatay modeli, 10 cm aralıklarla oluşturulan yatay çizgili ön yüzeyiyle klasik panel radyatörlerden ayrışan bir görünüm sunuyor. Pürüzsüz ve muntazam boyanmış ön yüzey, radyatörün yaşam alanındaki estetik bütünlüğe uyum sağlamasına katkıda bulunuyor. Style yatay radyatörlerde standart olarak sunulan modern üst ızgara da tasarımı tamamlayan unsurlar arasında yer alıyor.  

Style, tasarımının yanı sıra kullanım özellikleriyle de yaşam alanlarında işlevsel bir ısıtma çözümü sunuyor. Termostatik vana kullanımı sayesinde oda sıcaklığını istenen seviyede tutmak ve ısıtma konforunu kontrol etmek mümkün hale geliyor.

Style dikey radyatör ise özellikle duvar alanının sınırlı olduğu veya radyatörün dikey konumlandırılmasının tercih edildiği mekânlarda alternatif bir çözüm sunuyor.

Dikey radyatörlerde “J” tipi duvar askısı, yatay radyatörlerde ise “L” tipi duvar askısı standart olarak bulunuyor. Diğer duvar askısı tipleri ve ayaklar talep üzerine temin edilebiliyor.

15 yıl garanti

Çelik gövde yapısıyla dayanıklılık ve uzun süreli kullanım hedefleyen seri, 15 yıl garanti seçeneğiyle tüketicilerle buluşuyor.

Şık tasarımı, yatay ve dikey model seçenekleriyle farklı mekânlara uyum sağlayan Style modeli, radyatörün yalnızca ısıtma sisteminin bir parçası olarak değil, yaşam alanının tasarımını tamamlayan bir unsur olarak değerlendirilmesine olanak tanıyor.

Okumaya Devam Et

GENEL

Yangın Kapıları Hayatta Kalma Oranını %85’e Yükseltiyor

Yayınlandı

-

 

 

Türkiye’de her yıl 30 binden fazla yangına müdahale edilirken, yangınlarda en büyük tehdit çoğu zaman alevler değil, saniyeler içinde yayılan duman oluyor. Ancak doğru tasarlanmış kapı sistemleri ve acil çıkış çözümleri, olası bir yangın anında dumanın yayılımını kontrol altına alarak tahliye süreçlerini hızlandırıyor ve can güvenliği açısından kritik bir rol üstleniyor. Nitekim Avrupa’da yapılan araştırmalar, standartlara uygun yangın kapılarının doğru şekilde uygulanması halinde hayat kurtarma oranının %85’e ulaştığını gösteriyor. 

ASSA ABLOY Güvenlik Çözümleri Satış Direktörü Ümit Parlatan, doğru seçilmiş kapı, geçiş ve erişim sistemlerinin can güvenliğini sağlamanın yanı sıra yapıların sürdürülebilirlik performansını güçlendirerek karbon ayak izini %10-20 oranında azalttığını vurguluyor.

 

Modern bina tasarımında yangın güvenliği, insan hayatını korumaya yönelik en kritik unsurların başında geliyor. Projelerin henüz tasarım aşamasında alınan kararlar ise yapıların tüm yaşam döngüsünü doğrudan etkiliyor. Bu nedenle doğru projelendirme ve ürün seçimi yalnızca teknik bir tercih olmanın ötesinde; güvenlik, maliyet ve sürdürülebilirlik açısından stratejik bir karar niteliği taşıyor.

Doğru tasarlanan yangın kapıları hayat kurtarıyor

Stratejik kararların önemini anlamak içinse yangın anındaki risklerin boyutuna bakmak yeterli oluyor. Örneğin, yalnızca 10 kilogram kağıt yandığında 10.000 m³’e kadar duman açığa çıkabiliyor. Bu tür senaryoda asıl tehlike çoğu zaman alev değil, hızla yayılan duman oluyor. Dumanın etkisi ise saniyeler içinde kendini gösteriyor. Üç dakikadan kısa bir sürede görme bozukluğu başlıyor ve bu durum paniğe yol açarak can kayıplarını artırıyor. Ancak doğru tasarlanmış yangın kapısı sistemleri ve acil çıkış çözümleri, olası bir yangın anında dumanın yayılımını kontrol altına alarak tahliye süreçlerini hızlandırıyor ve can güvenliği açısından kritik bir rol üstleniyor.

Avrupa’da yapılan araştırmalar, standartlara uygun yangın kapılarının doğru şekilde uygulanması halinde hayat kurtarma oranının yüzde 85’e kadar çıkabildiğini gösteriyor. Türkiye’de itfaiyenin yılda 30 binden fazla yangına müdahale ettiği göz önüne alındığında, proje aşamasında alınan her teknik kararın insan hayatı üzerinde doğrudan ve belirleyici bir etkisi olduğu daha net bir şekilde görülüyor.

Erişim çözümlerinde dünya lideri olan ASSA ABLOY, proje başlangıcında yapılan kapı, geçiş ve erişim kontrol sistemi seçiminin uzun vadeli etkilerine dikkat çekerek, yanlış ürün tercihlerinin hem operasyonel hem de finansal açıdan ciddi yükler oluşturabileceğini vurguluyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ASSA ABLOY Güvenlik Çözümleri Satış Direktörü Ümit Parlatan, doğru güvenlik ve verimlilik yatırımlarının işletmeler açısından ekonomik ve çevresel kazanımlar sağladığına dikkat çekerek şunları söyledi:

Doğru sistem seçimi bakım maliyetlerini %30-40 düşürüyor

“Sektör verileri, proje maliyetinin yalnızca %1- 2’si oranında yapılacak güvenlik ve verimlilik yatırımının, 20 yıl boyunca sürdürülebilir bir geri dönüş sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca işletme döneminde enerji ve bakım maliyetlerinin önemli bir kısmının erişim kontrol ve bina sistemlerinden kaynaklandığı düşünüldüğünde, entegre ve akıllı çözümlerin toplam sahip olma maliyetini ciddi ölçüde düşürdüğü görülüyor. Doğru seçilmiş sistemlerin bakım giderlerini ortalama %30-40 oranında azaltabilmesi de bu yaklaşımı destekliyor.

Yapıların karbon ayak izini %10-20 oranında azaltıyor

Sürdürülebilirlik perspektifinde ise enerji verimliliği yüksek, geri dönüştürülebilir malzemelerle üretilmiş ve düşük enerji tüketimine sahip sistemler giderek daha kritik hale geliyor. LEED ve BREEAM gibi uluslararası yeşil bina sertifikasyonlarının akıllı erişim ve güvenlik sistemlerini önemli bir kriter olarak değerlendirmesi, bu dönüşümün sektör genelinde kalıcı hale geldiğini gösteriyor. Yapıların karbon ayak izini %10-20 oranında azaltabilen teknolojiler, şirketlerin ESG hedeflerine ulaşmasında da önemli bir rol üstleniyor.

Biz de ASSA ABLOY olarak, yalnızca ürün sağlayan bir marka olmanın ötesine geçiyor, mimarlar ve proje ekiplerine henüz tasarım aşamasında ücretsiz spesifikasyon desteği sunuyoruz. Uzman ekiplerimiz, projelerin ihtiyaçlarına en uygun çözümlerin doğru şekilde belirlenmesine katkı sağlayarak hem güvenlik standartlarının yükseltilmesini hem de uzun vadeli maliyet optimizasyonunu destekliyor.”

Okumaya Devam Et

Trendler

Winsa


Kapanma Süresi 20Saniye