İç Mimar Ahmet Yalçın: “Parmak izi gibi benzersiz tasarımlar ortaya çıkartılmalıdır”

“Bir karakterden bahsediyorsak mutlaka hikayesi ve ruhu olmalı. Nasıl ki bir insan, yürüyüşü, kıyafeti, bakışları ve sözleriyle bir şey ifade ediyorsa mekanlara da bu şekilde kişilik kazandırmak lazım. Herhangi bir akımı veya bazı kuralları takip etmektense mekana özgü bir karakter oluşturmalı. Kullanıcı taleplerine hakim olup, malzeme ve tasarım bilginizle harmanlayabildiğinizde zaten o karakter ve hikaye oluşur.”

Salgının etkilerini yeni yeni hissetiğimiz dönemde iç mekan tasarım hizmetlerinin tamamını online olarak müşterilerine sunmaya başlayan İç Mimar Ahmet Yalçın, o dönemde büyük ilgi görmüş ve yeni bir anlayaşın ülkemizde öncülerinden olmuştu. Kurmuş olduğu online platformla pek çok iç mimarı biraraya toplayarak, müşterilerine ekonomik ve hızlı bir hizmet sunmuş, ortaya koyduğunu profesyonel yaklaşımlarla kaliteli çözümlerin adresi olmuştu.
İç Mimar Ahmet Yalçın ile tüketicinin değişen talepleri, ortaya çıkan yeni projeler ve kendi kariyerindeki hedefleri ele aldığımız keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.


İç Mimar Ahmet Yalçın kimdir, sizi tanıyabilir miyiz?
1981 Ankara doğumluyum. 2004 yılından beri iç mimarlık yapıyorum. Mesleğimin ilk 15 yılını iç mimar ve yönetici olarak özel şirketlerde geçirdim. Şu anda kendime ait iç mimari ofis aracılığıyla tasarım ve uygulama projeleri gerçekleştiriyorum.


Hangi projelere imza attınız? Projelere hangi katma değerleri sunuyorsunuz? Şu an elinizdeki mevcut projelerden bahseder misiniz?
Tabii ki iç mekan üzerine uzmanlaşmış bir firmayız. Şu anda da geçmişte olduğu gibi uzmanlaştığımız alanda hizmet veriyoruz. Güncel olarak bir restoran, bir klinik ve üç konut projemiz var yürüttüğümüz. Bu projelerin hepsinde sadece tasarım değil, uygulama süreçlerini de kontrol ediyoruz. Müşteri kitlemiz genel olarak A ve B gruplarında. Bu sebeple katma değeri yüksek ürünler ve işçilik tercih ediyoruz.


Tercih edilmenizdeki nedenler nelerdir, farklarınızı nasıl ortaya koyuyorsunuz?
Açıkçası bizim farkımız müşteriyi anlamaktan geçiyor. Müşterimizin ve mekan kullanıcılarının beklentilerini iyi anlayıp mekanları buna uygun şekilde tasarlamaya çalışıyoruz. Mekanların bir karakteri olması, bir ruha sahip olması çok önemsediğimiz bir durum. En önemli farkı burada yarattığımızı düşünüyorum. Yanı sıra birlikte iş yaptığımız çözüm ortaklarımız total kalite anlayışımıza çokça katkı sağlıyor.


Hedefleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Ticari hedeflerimizi bir kenara koyacak olursak aslında iki konu var: Bir tanesi yurtdışında ülkemizi ve ülkemizin tasarımcılarını daha fazla temsil edilir hale getirmek. Birçok alanda yurtdışında yaptığımız projeleri artırmayı hedefliyorum. Diğer konu ise iç mimarlık mesleğinin algılanış şekli ile alakalı toplumda daha iyi bir bilinç oluşmasını sağlamak. Bunun için de odalar, dernekler ve bireysel girişimlerle topluma bunu anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Iç mimarlık mesleğinin aslında bir lüks değil, bir ihtiyaç olduğunun anlaşılması gerekiyor.


Bazı projelerinizden örnekler vererek, tasarım için izlediğiniz süreci anlatır mısınız?
Tasarım sürecini dört ana etapta değerlendiriyorum: Anlama, tanımlama, geliştirme ve teslim. İlk etapta kullanıcı ihtiyaçlarını öğrenmek, pazarı değerlendirmek ve zihinde oluşturma var. Sonrasında olasılıkların ve önceliklerin tanımlanması geliyor. Bu kısım tasarımın özetini oluşturur. Bu özetten yola çıkarak projelendirme, üretim, revizyonlar gerçekleştiriyorum. Sürecin sonunda ise geri bildirimler alarak işin teslim edilmesi geliyor. Bence en kritik nokta ilk etaptır. İlk düğmeyi doğru iliklerseniz gerisi de doğru olur. Örneğin; en son tamamladığımız Dr. Ali Şahan Kliniği için sürecin en başında ve devamında hem hoca ile hem de birçok çalışan ile görüşme ve fikir alışverişi halindeydik. Şu anda da yapmakta olduğumuz Nefes Mekan Butik Otel projesinin restoranı için tüm paydaşlarla görüşüyoruz. Belirtmem gereken önemli bir konu, konutlarda evde yaşayanların fikirlerini ön planda tutarken, klinik veya restoran gibi ticari mekanlarda hem kullanıcı hem de müşteri odaklı olmak gerekiyor.


Mekanlarda tasarımını/karakterini belirleyen özellikler nelerdir?
Bir karakterden bahsediyorsak mutlaka hikayesi ve ruhu olmalı. Nasıl ki bir insan, yürüyüşü, kıyafeti, bakışları ve sözleriyle bir şey ifade ediyorsa mekanlara da bu şekilde kişilik kazandırmak lazım. Herhangi bir akımı veya bazı kuralları takip etmektense mekana özgü bir karakter oluşturmalı. Kullanıcı taleplerine hakim olup, malzeme ve tasarım bilginizle harmanlayabildiğinizde zaten o karakter ve hikaye oluşur. Aslında bakarsanız zaten her mekandan beklenen şeyler farklı olduğu için aynı tasarımın ortaya çıkmaması gerekir. Lokasyon, kullanım amacı, mevsimler, iklimler, kullanıcı talepleri vs sebepleriyle parmak izi gibi benzersiz tasarımlar ortaya çıkartılmalıdır.


Bir iç mekan tasarımında olmazsa olmaz mobilya/aksesuar tercihiniz ne olur/ hangi markaları kullanmayı seviyorsunuz?
İç mekan tasarımını bir bütün olarak değerlendiriyorum. Görsel veya altyapısal tadilat kalemleri çok ama çok önemlidir. Bir iç mimarın teknik özelliklerini ortaya koyması gereken alanlardır. Sonrasında elbette mobilya, aydınlatma, yer/duvar/tavan kaplama işleri gelir ki bu işler artık görsel olarak mekanı yansıttığınız kalemlerdir. Ama başta da dediğim gibi tasarım bütündür ve sadece bunları bitirdiğinizde tasarımı bitirmiş olmazsınız. Mutlaka son dokunuşları doğru şekilde yapmanız gerekiyor. Bitki, tekstil ve aksesuar seçimlerine çok dikkat etmek lazım. Çoğu zaman göz ardı ediliyor ama tamamlayıcı ürünler çok kıymetlidir. Ben bitkilendirme için peyzaj mimarları, aksesuar ve tekstil ürünleri için de moda tasarımcısı partnerlerimle çalışıyorum. İç mekan tasarımını nasıl ki diplomalı iç mimarlara yaptırmak gerekiyorsa, bahsettiğim konularda da uzman kişilerden destek almak gerekiyor.


Evlerin özellikle hangi bölümü ihmal ediliyor ve bu alanın yaşama katılması için neler önerirsiniz?
Son zamanlarda özellikle dikkat çekmeye çalıştığım bir konu. Konutlar hem mimari hem de iç mimari olarak planlanırken banyolar için gerekli özenin gösterilmediğini düşünüyorum. Banyolar insanların güne başladığı ve günü sonlandırdığı arınma ve motivasyon özellikli mekanlar olduğunu düşünüyorum. Sadece ihtiyaçların giderilmesi için planlanmış küçük metrekarelere hapsedilmiş karanlık mekanlar olmaması gerekiyor. Bu durum insanın yaşam kalitesini kesinlikle fazlasıyla etkileyecek bir durum. Banyolar kesinlikle yatak odalarına entegre edilmeli, metrekareler büyütülmeli. Bu yapılamayacak durumda ise dekorasyon ve aydınlatma konularında mutlaka yapılabilecek şeyler var elbette.


Pandemi sürecinde tüketicilerin değişen taleplerinden ve bunun tasarım sürecine yansımasından örnekler verir misiniz?
İnsanlar bu süreçte yaşam alanlarına daha çok kıymet vermeye başladılar. Sanki sorunlar görmezden geliniyordu ya da vakitsizlikten görünemiyordu. Evde daha fazla vakit geçirmek zorunda kalınca daha güzel hale getirmek istendi. Mevcut mobilyaların değişimi, tadilat ihtiyaçları ihmal ediliyordu. Bu konularda çok talep geldi. En çok da mutfakların revizyonu gündem oldu. Daha kullanışlı ve yaşanabilir mutfaklar talep ettiler. Açıkça söylemek gerekirse son 20 yıl içinde inşa edilmiş çok sayıda ve iyi planlanmamış konut var. Kullanıcılar da mutfak ve banyo gibi çok önemli mekanları daha kullanışlı hale getirmek istediler. Bir diğer fazla talep de ev içerisinde çalışma alanları oluşturmak yönündeydi. Kimi dar alanlarda çözüm arayışında oldu kimi de mevcut bir odasını çalışma odasına çevirmek istedi. Home office mantığı fazlasıyla kendini göstermeye başladı. Hem evden çalışmalar arttı hem de işsiz kalıp kendi işini evden yapmak isteyen kitle var. Bu durum çokça kabul gördü ve bir yaşam biçimi haline dönüşecek gibi görünüyor.

Reklam