Türkiye Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık: “Ekonomimizin dengeli ve tüm kesimleri kapsayan bir büyüme modeli ile yoluna devam etmesi gerekmektedir”

“Makro ekonomik istikrar ve aynı zamanda güvenilir ve öngörülebilir bir piyasa yapısının oluşturulması gerekmektedir. Bu sayede hem yatırımcılara hem de tüketicilere güven ortamı tesis edilecektir.”

2020 yılı sektör ve dernek çalışmaları açısından nasıl bir yıl oldu? Kısa bir değerlendirme alabilir miyiz?

Yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada, önce sağlıkta başlayıp devamında sosyal yaşamı da tepetaklak eden COVID-19 pandemisi ekonomilerin de korkulu rüyası hâline gelmiştir. Önce finansal piyasaları vuran pandemi, dışarı çıkamayan ve ekonomik yaşama entegre olamayan insanların tüketim taleplerinin, zorunlu harcamalar dışında durma noktasına gelmesi ile reel sektörü de ciddi şekilde etkilemeye başlamıştır. Tüm dünyada alınan ekonomik tedbirler bir yandan talebi canlandırmaya yönelik gelir transferi şeklinde olurken aynı zamanda pandemiden en fazla etkilenen sektörlerden başlamak üzere kısa vadeli birtakım tedbirlerin uygulanmasına neden olmuştur.

Türkiye’de kısa çalışma ödeneği, firmalara sağlanan likidite noktasında en kapsamlı önlem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekonomi yönetimi tarafından ilk açıklanan “Ekonomik İstikrar Kalkanı” ile alınan tedbirlerin işletmeleri ayakta tutmaya yönelik olarak “arz yönlü” olduğu görülmektedir. Devamında Merkez Bankasının likiditeye yönelik kararları ile para piyasalarına yönelik düzenlemeler uygulamaya konulmuştur. Ekonomi yönetimi tarafından salgının başlangıç döneminde alınan tedbirlerden bir diğeri de, ekonomik olarak virüsten ilk aşamada olumsuz etkilenmesi beklenen sektörlerin vergi ve sosyal güvenlik yükümlülükleri yönüyle mücbir sebep kapsamına alınması olmuştur.

2021 yılında sektörde ne gibi oluşumlar ve yenilikler ortaya çıkacak sizce?

2021 kış ayları en çok zorlanacağımız aylardır ve bu dönemde hükûmetimizin gerekli politika ve desteklerle süreci yönetmesi beklenmektedir. Yalnızca belirli sektörlere odaklanarak değil bütüncül modellerle ekonominin desteklenmesi gerekmektedir. Hâlen konut satış rakamları ekonomideki hareketliliğe işaret ediyor. Ekim ayında 120 bine yakın konutun satışı gerçekleşti. Bu rakamın içerisinde ipotekli ilk el konut satışları yalnızca 8 bindir ki bu oran bile yüksek faizin Türkiye ekonomisi açısından ne kadar engel olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yılın ilk 10 ayında konut satışlarındaki %27’lik artış, inşaat ve ona girdi sağlayan imalat sanayi sektörlerinin nefes almasını sağlamıştır. Ancak sürdürülebilir bir model çerçevesinde ekonomimizin dengeli ve tüm kesimleri kapsayan bir büyüme modeli ile yoluna devam etmesi gerekmektedir.

Bunun için makro ekonomik istikrar ve aynı zamanda güvenilir ve öngörülebilir bir piyasa yapısının oluşturulması gerekmektedir. Bu sayede hem yatırımcılara hem de tüketicilere güven ortamı tesis edilecektir.

Sektördeki mevcut koşullar ve hâkim beklentilere göre, üyelerinize özellikle orta ve uzun vade planlarını yaparken ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

 İnşaat sektörü diğer sektörlere kıyasla kırılganlığı çok daha yüksek bir sektör olarak karşımıza çıkmaktadır. Faiz haddine duyarlılığı nedeniyle diğer sektörlerden çok daha hızlı şekilde makro değişkenlerden etkilenmekte ve etkilenme süresi diğer sektörlere kıyasla daha yüksek olmaktadır. Özellikle faiz düzeyinin yükseldiği önümüzdeki dönemde konut talebine olan ilgi azalacaktır. Ancak diğer taraftan deprem kuşağı üzerindeki ülkemizin konut stokunun yenilenmesi gerekmektedir ki bu süreçte hükûmetimizin önümüzdeki dönemde aktif bir politika izlemesi beklenmektedir. Uzun vadede inşaat sektörü büyüme rotasına devam edecek olmakla beraber özellikle pandemi döneminde yani kısa vadede inşaatın Türkiye ekonomisi genelinden pozitif ayrışarak olumlu bir tablo çizmesi beklenemeyecektir.