Karden İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Paşa Karadeniz: “Kentsel Dönüşüm çalışmalarının da amaçlarından biri olan Kesintisiz yapı alanını Self İstanbul Projesinde hayata geçirdik”

“Türkiye’de ne kadar çok geliştirilen projeler olsa da nitelikli proje sayısı gerçekten çok az. Biz bu tür projelerle bu ihtiyaçlara cevap vermeye çalışıyoruz. Self İstanbul’u diğerlerinden ayıran özelliğin ne olduğuna tek kelimeyle cevap vermek gerekirse ‘fonksiyon’ diyebiliriz. Buradaki fonksiyondan kastımız; Yaşam için tasarlanmış sosyal tesisleri, otoparkları ve her türlü beklenti ve sorunlara karşı geliştirilmiş çözümleriyle konut sahiplerinin tüm ihtiyaçlarına cevap verebilen bir proje olması.”

Kurulduğu 2002 yılından bu yana hayata geçirdiği başarılı projeler ile inşaat sektöründe bilinen ve önde gelen bir marka olan Karden İnşaat, konut projeleri, iş merkezleri, alışveriş merkezleri, fabrikalar, okullar, hastaneler, endüstriyel tesisler, toplu konutlar, villalar, çelik yapılar, enerji santralleri, alt yapı ve çevre düzenleme işleri gibi geniş bir alanda faaliyet göstermekte.

Konforlu ve modern yaşam konseptini estetik mimari ile buluşturmayı amaç edinen firma, sürekli gelişen dünyada kendini yenileyerek daima daha ileriyi hedeflemekte.

Karden İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Paşa Karadeniz

Karden İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Paşa Karadeniz ile şu an İstanbul Esenyurt bölgesinde yapımına devam ettikleri Self İstanbul Projesi özelinde bir röportaj çalışması gerçekleştirdik. Proje özelinde bilgiler veren sayın Karadeniz sektör hakkındaki görüşlerini ve önümüzdeki döneme dair beklentilerini de bizlerle paylaştı.

Paşa bey öncelikle kendinizden ve firmanızdan kısaca bahsedebilir misiniz?

Profesyonel iş yaşamına 1996 yılında Ankara’da uluslararası bir şirkette başladım. Uzun süre keyifle çaılşmış olduğum şirketten 2001 yılında görevimden istifa ederek ayrıldım. Bir yıl sonra yani 2002 yılında iki ağabeyim ile birlikte Karden İnşaatı kurduk.

İlk yıllarda ağırlıklı olarak taahhüt işleri yapıyorduk. Özellikle o yıllarda iç pazarda yaşanan ekonomik krizin etkisiyle birçok firma ihracata yönelmişti ve Trakya bölgesinde fabrika yatırımları çok fazlaydı. Biz de o bölgeye gereken önemi göstererek peş peşe projeler almaya başladık ve bir taraftan şirketimizi de büyüterek yüksek hacimli işlere imza attık. O süreçte ortalama her yıl 5-6 tane elektrik, mekanik vs., tüm bileşenleriyle yüklendiğimiz taahhüt işlerini tamamlayıp anahtar teslim şekilde müşterilerimize sunuyorduk.

2008 yılına geldiğimizde global projelere odaklanma planlarımız vardı. Belli bir dönem yurtdışında detaylı araştırmalar yaptık. Özellikle Asya, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa pazarlarında belli ilişkiler geliştirdik. Ancak o tarihteki global kriz tüm dünyada etkisini sürdürüyordu. Bu krizin de etkisiyle yurtiçi projeler bize daha cazip göründü. Bizde kendi ülkemizde ülkemize yakışır marka projeler geliştirmek için yönümüzü bir kez daha iç pazara döndük.

Yurtiçinde gerçekleştirdiğiniz projelerinizden biraz bahseder misiniz?

2010 yılında 224 daire 27 mağazadan oluşan Avenue Residence projesini Beylikdüzü’nde hayata geçirdik. Türkiye’nin ilk markalı projelerinden olup gerçek anlamda beğeni toplamış bir proje oldu. Bu projemizi tamamladıktan sonra 2012 yılında Sembol İstanbul projesine başladık. O dönemde Esenyurt bölgesinde bir imar krizi ortaya çıktı. Hemen hemen 1 buçuk yıl hiçbir inşaat yapılmadı bu bölgede. Bu gelişme bizi planlarımızda ister istemez bazı değişiklikler yapmak zorunda bıraktı. Elimizde olmayan bu sebeplerden ötürü proje bitimi biraz uzasa da 2017 yılının başlarında tüm teslimleri gerçekleştirmeyi başardık. Bu süreçte çok şükür hiçbir alıcımızla bir problem yaşamadan durumu çok iyi bir şekilde yönetmeyi başardık. Tabi ki yine durmadık ve hemen arkasından şu an yapımına devam ettiğimiz Self İstanbul projemize başladık.

Self İstanbul projenizin özelliklerinden kısaca bahseder misiniz?

609 daire ve 60 mağazadan oluşan içinde kolej binasının da bulunduğu enerji verimliliği ve merkezi lokasyonu ile ön plana çıkan bir proje. Biz bu projeyi, konut sahiplerinin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak tam donanımlı geniş bir yaşam alanı olarak planladık. 4 farklı arsayı birleştirerek arada başka hiçbir yapı bırakmayıp tüm alanı sadece bu projeye tahsis ettik. Bu arsaları birleştirmemiz hemen hemen 2 yılımız aldı. Bu çabalarımızın sonunda toplamda 26 dönümlük bir yapı alanına sahip olduk. Böylelikle Kentsel Dönüşüm çalışmalarının da amaçlarından biri olan kesintisiz yapı alanını biz burada hayata geçirmiş olduk.

Projede 20 metre derinliğe kadar indik. 4 kat otopark ve kalan kısımları sosyal tesislere ayırdık. 4 ana bloğu bulunan projenin sadece 3 bin metrekaresi kapalı alanı oluşturmakta. Diğer tüm kısımları peyzaj alanı olarak tasarladık. Konut sahibi olmayı düşünenler için, tüm donatı ve çözümleriyle ideal bir proje olduğuna inanıyoruz.

Çalışmalar şu an hangi aşamada?

Şu an projenin yüzde 60’ını tamamlamış durumdayız. Ön kısımda bulunan ticari alanların tamamını ve bloklardan 2 tanesinin yapımını tamamladık. Diğer 2 bloğumuzda da çalışmalar kaba inşaat sürecin devam etmekte. Pandemi sürecinde olmamıza rağmen, gerekli tüm tedbirlerle beraber yapım çalışmalarına hiç ara vermeden devam ediyoruz. Hedefimiz 2020 yılının son çeyreğinde projeyi sahiplerine teslim etmek.

Projenin alıcılar açısından en cazip tarafı sizce nedir?

Türkiye’de ne kadar çok geliştirilen projeler olsa da nitelikli proje sayısı gerçekten çok az. Biz bu tür projelerle bu ihtiyaçlara cevap vermeye çalışıyoruz. Self İstanbul’u diğerlerinden ayıran özelliğin ne olduğuna tek kelimeyle cevap vermek gerekirse ‘fonksiyon’ diyebiliriz. Buradaki fonksiyondan kastımız; Yaşam için tasarlanmış sosyal tesisleri, otoparkları ve her türlü beklenti ve sorunlara karşı geliştirilmiş çözümleriyle konut sahiplerinin tüm ihtiyaçlarına cevap verebilen bir proje olması.

Bu tür projelerin daha yaygın hale gelmesi için sizce neler yapılmalı?

Tüm sektörlerde yatırımcılar gerçekleştirdikleri çalışmalarda edindikleri tecrübeleri bir sonraki projelerine aktarırlar. Bu durum inşaat sektörünün karmaşık yapısından kaynaklı olarak belki biraz daha fazla bir şekilde bizler için de geçerli. Şirket bünyesinde görev yapan teknik personel ve diğer çalışanların proje geliştirirken edindikleri bilgi ve tecrübeleri bir sonraki projeye yansıtabilmeleri çok değerli hiç şüphesiz. Daha önce karşılaşılan bir problem bir sonraki projede çok iyi bir çözüm halini alabilir. Karşılaşılan problemleri ve yapılan bazı hataları doğru analiz ederek bu durumdan bir şeyler öğrenmeyi başarabildiğimiz sürece bu alandaki çalışmalarda sürdürülebilirliği ortaya çıkarmış oluruz.

Türkiye’de insanlar konut ihtiyaçlarını aslında tam olarak karşılamış değiller. Esasen inşaat bir bilim dalıdır. Her alanda olduğu gibi burada da yapılan yanlışlar, hatalar bir sonraki çalışmalarda telafi edilebildiği zaman ülke olarak inşaat ve yapı alanında bir ilerleme kaydediyoruz demektir. Aynı zamanda tüketicinin yaşadığı tecrübelere paralel olarak gelişen talepleri, biz üreticiler doğru analiz ederek projelerimize bir değer olarak yansıtabildiğimiz sürece inanıyorum ki, inşaat sektörünün gelişimi devam edecek ve mevcut kalite de daima artacaktır. Tabi ki tüm bu sürdürülebilirlik etrafında konuşulan süreç, eldeki mevcut tekniği doğru ve etkili kullanmaktan ibaret değil sadece. Doğru yerde olup bütün ihtiyaçları bir projede doğru çözümleyebilmek en önemli kriterlerden. Toplumsal yaşam içinde değişen ihtiyaç, değer ve anlayışlarımız, değişen beklentilerimizin şekillendirdiği kalite algısı gibi olgular da bu tür projelerin kabul görmesindeki en büyük sebeplerden.

2019 yılında zorunlu hale getirilen müteahhitlik belgesi hakkında neler söylemek istersiniz?

Sektörün en büyük ihtiyaçlarından bir tanesi de uygulanan tekniğin bir standart ve düzeyinin olması. Sektördeki bu eksiklik aynı hacimdeki projelerin teknik ve malzeme noktasında farklı kalitelerde ortaya çıkmasının önünü açıyor. Bu da teknik ve kalite anlamında farklı olan ürünlerin alıcıya aynı ürünlermiş gibi sunulmasına ve işini hakkıyla yapan üreticilerin de fiyat noktasında haksız bir rekabetin içine çekilmesine sebep oluyor. Teknik anlamda bilgi sahibi olmayan alıcıya projenin kalitesini anlatmak her zaman çok kolay olmuyor. Alıcı benzer gibi görünen projeleri kıyaslarken ağırlıklı olarak fiyat noktası bir kıstas yapıyor.

Projeleri geliştirirken yükselttiğiniz yapıları sağlam bir vazanın üstüne oturtmak çok önemli. Biz örneğin Self İstanbul Projemizde bütçenin çok önemli bir kısmını bu alana harcayarak 20 metrelik bir derinliğe indik. Bu konuya çok önem veriyoruz. Bir başkası çok fazla harcama da yapmayarak basit bir temel atıp bu konuyu geçiştirebiliyor. Aynı bloğu aynı kat sayısında yükseltebiliyor. Satış aşamasında ise fiyat noktasında daha rekabet edebilir hale geliyor. Nihai kullanıcı sadece üst kısımdaki bitmiş alanı görebildiğinden aslında tam olarak da aldığı şeyi bilemiyor. Doğal olarak fiyatı düşük olanı tercih ediyor.

2019 yılında getirilen bu müteahhitlik belgesiyle birlikte artık önümüzdeki yıllarda sadece tekniği kullanan yatırımcı firmalar sektörde kalacak ve daha adil bir rekabet ortamı oluşacak. Bu belge 8 tane kademeden oluşuyor. Bu kademeler finans ve teknik anlamda ciddi bir eleme sürecini ortaya çıkartıyor. Zamanla sektörde modern tekniğe sahip, tecrübeli ve finans noktasında da güçlü firmalar yer alacak.

Önümüzdeki günlerde sektörde ne gibi yenilikler bekliyorsunuz?

Geçtiğimiz yıl herkes için hiç tahmin edilemeyen beklenmeyen bir yıl oldu. Salgın artık bir yılını doldurdu ve en başta herkes için sürpriz olan bu döneme firmalar yavaş yavaş adapte oldular ve oluyorlar. Bu anlamda 2021 yılı süreçlerin daha yavaş ilerleyeceği, biraz daha dengelerin oturacağı bir yıl olacak diye düşünüyorum.

İnşaat sektörü özelinde de işler yine aynı şekilde önümüzdeki dönemde biraz daha yavaşlayacak gibi görünüyor. Şu an hammadde üreticileri ihracata ağırlık vermiş durumdalar. Bu da iç pazarda bizlerin hammadde maliyetlerini yükseltiyor. Bu anlamda birçok firma projelerini küçültmeye gidecek. Bizim de bundan sonraki projelerimiz daha merkezde yer alacak, daha butik projelere yöneleceğiz. Durmak gibi bir düşüncemiz asla yok. Sektörün de tamamen durması zaten söz konusu olamaz.

Satış noktasında ise, geçen yıl özellikle salgının ilk dönemlerinde yurtdışından gelen yabancılarda ciddi bir azalma yaşanmıştı. Ancak Ekim ve Kasım aylarında tekrar bir hareketlenme oldu ve bizler ciddi anlamda yabancı talepleriyle karşılaşmış ve satışlar gerçekleştirmiştik. Bu yıl içinde tahmin ediyorum benzer bir tabloyla karşılaşacağız. Kış aylarında biriken talep önümüzdeki yaz mevsiminde benzer bir hareketlenmeye sebep olacaktır.