Türkçimento CEO’su Volkan Bozay: “TÜRKÇİMENTO olarak ekonomik katkı, toplumsal fayda, sürdürülebilirlik ve inovasyon olmak üzere dört stratejik önceliği ile yeni bir vizyon yolculuğu başlattık”

“TÜRKÇİMENTO olarak sektörün önümüzdeki fırsatları iyi değerlendirmesi için gündemi çok yakından takip ediyoruz. Yeşil Mutabakat’ın sektörümüzü nasıl etkileyeceği, sıfır karbon salınımı için alınması gereken aksiyonlar bizim üzerinde önemle çalıştığımız konulardan bir kaçı. Yeni teknolojilerin takip edilmesi ve sektörün dijital dönüşümü için vizyon oluşturulması konusunda da duruyoruz.”

Türkiye Çimento Sanayicileri Birliği (Türk Çimento), sektörel sorunlara toplumsal, çevresel, yasal ve etik değerlere bağlı çalışma anlayışı ile çözüm bulmak amacıyla 1957 yılında çalışmalarına başladı.

Türk Çimento’nun en önemli amacını, “Kurumumuzun deneyimleri ile Türkiye ekonomisinin önemli aktörü olan sektörümüzü daima ileri taşımak. Bunun da ancak en yetkin insan kaynağı ile mümkün olduğuna inanıyoruz.” sözleriyle kısaca özetleyen Türkçimento CEO’su Volkan Bozay ile gündeme dair kısa bir söyleşi düzenledik.

Son dönemde odaklandığınız konular ve gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan kısaca bahseder misiniz?

Türkiye çimento sektörü olarak son dönemde pandemi krizinin etkilerini minimize edecek şekilde çalışmalarımızı sürdürdük. Burada en önemli önceliğimiz çalışanlarımızın sağlığı ve güvenliği oldu. Salgının ülkemizde etkisini göstermesiyle birlikte bu konuda çok hızlı aksiyonlar aldık. Tüm süreçte iş sağlığı ve güvenliği konusunda hiçbir taviz verilmedi. Bu sayede pandemiden en az etkilenen sektörlerden biri olduk.

Çimento ve betonun inovatif kullanımıyla hayatın her alanına değer katmaya devam ediyoruz. Teknik ve ekonomik üstünlükleri sayesinde tüm dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan beton yollar, son dönemlerde ülkemizde de tercih edilmeye başlandı.

Özellikle son dönemde yerel yönetimlerimizin yol ağında tercih ettiği Silindirle Sıkıştırılmış Beton (SSB) yol teknolojisiyle alternatiflerinden yaklaşık %40 daha ekonomik ve aynı zamanda 3-4 kat daha uzun ömürlü bir yol ağına sahip oluyoruz. İlave herhangi bir ekipman yatırımı gerekmeksizin hızlı bir şekilde uygulanabilen bu teknikle yollar çok kısa sürede trafiğe açılabiliyor.

Teknik üstünlüklerinin yanı sıra beton yollar, rijit yapısı nedeniyle araç başına her 100 km’de 0,45 litre yakıt tasarrufu ve 1,2 kg CO2 emisyonu azaltımı da sağlıyor. Benzer şekilde ülkemiz yol ağında son dönemlerde yaygın olarak kullanılmaya başlanan beton bariyerler sayesinde ölümlü trafik kazalarını yaklaşık %20 azaltıyoruz. Böylece her yıl 1300 vatandaşımızın hayatını kurtarırken aynı zamanda trafik kazalarından kaynaklı 8 milyar TL’lik maddi zararın da önüne geçme potansiyeline sahip oluyoruz.

Su sorunu ciddi boyutlara ulaşması beklenen bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Bu dönemde, inovatif ve çevreci bir beton uygulaması olan geçirimli beton tekniğinin kullanılmaya başlanmasının memnuniyet verici olduğunu görmekteyiz. Özellikle bu yıldan itibaren daha yaygın kullanılmasını bekliyoruz.

Geçirimli beton teknolojisi boşluklu yapısı sayesinde üzerine gelen yağmur sularının alt katmanlara geçişine izin vererek yer altı su kaynaklarını besleyen ve sel felaketlerini önleyen bir teknolojidir. 1 dakikada metrekarede 200 litre su geçişine izin veren geçirimli beton uygulaması; parklarda, bahçelerde, yaya kaldırımlarında, bisiklet yollarında, otoparklarda ve spor alanlarında sürdürülebilir bir çevre hedefine önemli katkılar sağlıyor.

Öte yandan ülkemizin deprem kuşağında yer alması, yapılan konutların kalitesini daha da önemli hale getirmektedir. Bu bağlamda, hem vatandaşlarımızın güvenli yapılarda yaşamasını sağlamak hem de doğal afetlerde yaşanan kayıpları en aza indirmek en önemli önceliklerimizden. Bu kapsamda, betonarme elemanların üzerine herhangi bir sıva ve boya işlemi uygulanmadığı, başka bir deyişle betonun üzerinde makyaj olmadığı için yapısal elemanların kusursuz bir şekilde imal edilmesinin zorunlu olduğu brüt beton tekniği önemli bir alternatiftir. Brüt beton tekniğinde, imalat sırasında yaşanacak sorunlar giderilmeden bir sonraki aşamaya geçilemeyeceği için uygulama kalitesi de garanti altına alınmış olmaktadır. Brüt beton tekniğiyle ek bir maliyete katlanmaya gerek olmadan daha güvenli okul, hastane ve öğrenci yurtları inşa etmek mümkündür. Son dönemlerde brüt beton tekniğiyle yenilenmiş okul ve hastanelerimiz hem gençlerimize daha güvenli mekânlar olmakta hem de çevre sakinlerinin doğal afetlerde en güvenli sığınağı olmaktadır.

Tüm bu uygulamaların desteklenmesi ve bilinirliğinin sağlanmasından yola çıkarak 2019 yılında “Beton Yollar: Toplum Yararı için Üstyapı Çözümleri” teması ile 1. Beton Yollar Kongre Sergisi’ni sektörün önde gelen isimleri ve konu ilgilisi yetkili makamları bir araya getirerek yaklaşık 1500 kişinin katılımı ile büyük bir etkinlik gerçekleştirdik. Bu kongrede 9 uluslararası konuşmacımızın da yer aldığı 24 oturum düzenledik.

Yine sonuncusunu 2019 yılında, çimento sektörüne yönelik olarak iki senede bir olarak 1987 yılından bugüne düzenlediğimiz sektör karar verici yetkililerimiz ile ulusal – uluslararası tedarikçilerimizi bir araya getirdiğimiz Uluslararası Teknik Seminer ve Sergisi’nin 15.sinde 611 kişinin buluşmasını sağladık.

2021 yılında bu geleneğimizi dijital ortama taşıyoruz. Yine firma stant ve teknik sunumlarının olacağı davetli konuşmacılarla zenginleştirilmiş bir etkinlik gerçekleştirmek üzere çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Önümüzdeki günlerde de bu etkinlik detaylarını paylaşacağız.

Salgının etkileri azalmaya başladığında sizce sektörde ne gibi fırsatlar meydana gelebilir? Bu noktada dernek olarak ne gibi hazırlıklarınız mevcut?

Ticarette pandeminin en büyük etkilerinden biri tedarik zincirinin tamamının ya da büyük kısmını bir ülkeye bağlanması noktasında hissedildi. Çin, tüm dünya için büyük bir tedarikçiydi ve pandemi ile bu zincirde büyük bir kırılma meydana geldi. Pandemi sonrası bu durum değişeceği için ihracatta yeni fırsatlar önümüze çıkabilir.

Diğer yandan pandemi sonrası öne çıkacak konulardan yerelleşme de risk olarak karşımızda. Aynı zamanda çevre ve iklim değişikliği nedeniyle gündemde olan ticaret yaptırımları ise bir diğer risk.

TÜRKÇİMENTO olarak sektörün önümüzdeki fırsatları iyi değerlendirmesi için gündemi çok yakından takip ediyoruz. Yeşil Mutabakat’ın sektörümüzü nasıl etkileyeceği, sıfır karbon salınımı için alınması gereken aksiyonlar bizim üzerinde önemle çalıştığımız konulardan bir kaçı. Yeni teknolojilerin takip edilmesi ve sektörün dijital dönüşümü için vizyon oluşturulması konusunda da duruyoruz.

Dernek olarak eğitim noktasındaki duruşunuz ve benimsediğiniz stratejiyi bizlerle paylaşır mısınız?

Birliğimizin en önemli amacı, kurumumuzun deneyimleri ile Türkiye ekonomisinin önemli aktörü olan sektörümüzü daima ileri taşımak. Bununda da ancak en yetkin insan kaynağı ile mümkün olduğuna inanıyoruz.

Sektörümüzün beyaz ve mavi yaka çalışanlarına yılda ortalama 50 eğitimle destek veriyoruz. Dijitalleşmenin hayatımızın merkezinde yer almasıyla da Pandemi öncesinde eğitimlerimizi “Çimento Akademisi” adıyla sanal sınıflara taşımaya başlamıştık. Yaşanan pandemi süreci de bu adaptasyonumuzu hızlandırdı.

2020 yılında toplam 517 saat olmak üzere 52 eğitim gerçekleştirdik. Bu eğitimlerin 40’ı online olarak düzenlendi ve yine toplamda1843 katılımcıya ulaştık.

Birliğimizin eğitim konusunda başarılı olmasının altında sektörden doğru isimlerle ve konusunda en iyi firmalarla iş birliği yapma felsefemiz yatıyor.

TÜRKÇİMENTO aynı zamanda eğitim ve toplantılarında devlet kademesinde ilgili Bakanlık üst düzey yetkililerinden de destek alarak daha verimli ve sonuç odakları etkinlikler düzenliyor.

Önümüzdeki döneme dair hedeflerinizden biraz bahseder misiniz?

TÜRKÇİMENTO olarak ekonomik katkı, toplumsal fayda, sürdürülebilirlik ve inovasyon olmak üzere dört stratejik önceliği ile yeni bir vizyon yolculuğu başlattık.  Sektörümüzün kalkınmada öncü, topluma duyarlı, sürdürülebilir ve inovatif faaliyet ve uygulamaları öne çıkarmak, daha fazlası ve daha iyisi için öncü olmak, faaliyetlerimizin tüm paydaşlarımızda bilinirliğini artırmak üzere vizyon yolculuğuna çıktık. Yeni vizyonumuzun bir uzantısı olarak yeni logo ve ismimizi de kamuoyu ile paylaştık.

Türkiye çimento sektörü olarak ülkemizin kalkınma döneminden bu yana yarattığımız ekonomi ve istihdam hacmi ile Türk ekonomisinin önemli bir gücüyüz. Bu vizyon doğrultusunda sektörümüzün ekonomik alandaki katkılarını sürdürmek üzere eğitim, uluslararası iş birliği, sertifikasyon, sektörel veri derleme, üniversite, sivil toplum örgütleri ve diğer ilgili kuruluşlarla iş birliği gibi birçok sorumluluğumuzu yerine getireceğiz.

Daha önce kamuoyu ile paylaştığımız üzere depreme hazırlık noktasında devletin yürüttüğü çalışmaları desteklemek amacıyla bir sivil inisiyatif başlattık. Bunun çıktısı olan Türkiye Deprem Yol Haritası’nı 5 Mart’ta tüm kamuoyu ile paylaşacağız. Bunun gibi topluma fayda sağlayan projelerimize devam edeceğiz.

Sürdürülebilirlik kapsamında yeşil mutabakat, sınırda karbon mekanizması, atıkların alternatif yakıt olarak kullanılması gibi konular başta olmak üzere önemli süreçler ve projeler gündemimizde olacak. Dijitalleşme, sanayi 4.0 ve yeni teknolojilerin kullanımı gibi inovasyonu destekleyecek konular yine odak alanımızda olacak.  Sektörün bu iki alandaki dönüşümü, hem çevre ve iklim nedeniyle hem de pandemi sonrası dünyaya adaptasyon anlamında bizim için büyük önem taşıyor.

Ar-Ge projelerimiz, beton yollar ve beton bariyerler, geçirimli beton, akıllı binalar, yangın ve deprem güvenliği, katkılı çimento ve borlu çimento üzerine çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu ürünlerin kullanımının artırılmasını da ülke ekonomisine sağlayacağı katkı nedeniyle önemsiyoruz.

Son olarak eklemek istedikleriniz?

Avrupa Birliği iklim ve çevre politikalarını yakından takip eden bir sektör olarak, düşük karbonlu üretime geçiş sürecimizi başlatmış olduğumuzu söyleyebilirim.

Enerji verimliliği yatırımları, biyokütle kullanımı,  atık ısıdan elektrik üretimi, katkılı çimento üretimi konularında sektörümüzde alınan ciddi aksiyonlar var. Çimento fabrikaları, kömür ve petrol koku gibi fosil yakıtların kullanımını azaltmak amacıyla atık kullanarak döngüsel ekonomiye katkı sağlıyor. Bu konuda gerek ülke ekonomisine gerekse global iklim değişikliğine ilişkin politikalara katkı açısından önem taşıyan evsel atıkların değerlendirilmesi konusuna da değinmekte fayda görüyorum.

Evsel atıktan türetilmiş yakıt kullanımının artırılması için; çimento sektörüne YEKDEM benzeri teşvik uygulanması ve belediyelerin uzun süreli sözleşme yapabilmeleri için de mevzuat düzenlemesi yapılması gerekiyor. Belediyelerin katı atık depolama sahalarına kurulan “Mekanik Biyolojik Ayrıştırma ve Kurutma Sistemleri” ile atık yakıt üretilmesi dünyada yaygın olarak uygulanan bir model. Bu model sayesinde ülkemizde de yıllık 32 milyon ton çöpün modern tesislerde ayrıştırılıp biyolojik kurutmaya tabi tutulmasıyla 7 milyon ton yakıt üretilebilecek ve çimento fabrikalarına satılabilecek.

Üretilen bu yakıtlar biyokütle içermektedir. Biyokütle karbon nötr olduğu için çimento fabrikaları bu yakıtları kullandığında karbon emisyonları azalacak. Dolayısıyla söz konusu modelin hayat geçirilmesi ile hem ekonomik hem de çevresel açından önemli kazanımlar elde edilecektir.

Bununla birlikte, 16 fabrikamızda kurulu toplam 141,5 MW gücündeki atık ısı geri kazanımı tesisleri sayesinde elektrik tüketimimizi düşürüyor, ulusal ölçekte enerjide dışa bağımlılığın ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkı koyuyoruz. Ayrıca, yerinde üretim ve yerinde tüketim imkanı sunan bahse konu yatırımlar ile enerji kayıplarını minimuma indirebiliyor, hat yatırımı ihtiyaçlarını da azaltıyoruz.

Bu gerekçelerle, atık ısının yenilenebilir enerji kapsamına alınması ve atık ısıdan üretilen elektriğin jeotermal teşvikinden faydalandırılması veya atık ısıdan enerji üreten endüstriyel tesislere, ürettikleri enerji oranında YEKDEM muafiyeti uygulanması gibi desteklerin atık ısı geri kazanım tesislerinin kurulmasını cazip hale getireceğine ve bu sayede tüm sanayi sektöründe bacalardan atmosfere atılan sıcak gazların daha fazla değere dönüştürülebileceğine inanıyoruz.

Reklam